En Sıcak Konular

Kutsal Kan, Seçilmiş Soy

16 Nisan 2020 22:44 tsi
Kutsal Kan, Seçilmiş Soy Hiçbir çağ yok olmaz, kendini yaşar durur, Başka çağa giden bir öncekini yok oldu sanır! Oktan KELEŞ

 Kutsal Kan, Seçilmiş Soy

Hiçbir çağ yok olmaz, kendini yaşar durur,

Başka çağa giden bir öncekini yok oldu sanır!

Oktan KELEŞ

 

Not: Herhangi bir devletin kuruluşunu anlatabilmek için önünü, nedenlerinin her birini, izledikleri yolu, aşamalarını yani o devletin kaderini oluşturan detayları da anlatmak gerekir. Bunun için Dünya tarihini (en azından bilinen en yakını) baştan sona yazmak gerekir ki bu çok zordur. Onun için bağlantıların detayına inmeden fakat tatmin olunacak şekilde bir özet bağlamında konuyu ele alacağız. Nitekim konunun 3 Roma gibi geçmişe sahip imparatorlukların bağlantısını düşünürsek ve onların köklerine inmek gerektiğini düşünürsek, Dünya Tarihini yazmak gerekir ki bunu da İnşallah Türk’e sevdalı olan genç araştırmacılar yapacaklardır. 3 Roma Rusya’dır. Örtülen gerçek tarihi gün yüzüne çıkarmak Türk Gençliğinin Atalarına olan borcudur. 

Etiketler: Makalede belirteceğimiz kişi adları, yer isimlerinin her biri etiket özelliği taşımaktadır. Onlar takip edilerek kaynakların hepsine ulaşılabilir. Fakat konumuzun merkezinde olan önemli bazı isimler; Asena, Aşşina, Ossian, Alan, Arian, Tyran, Phoenix, Feniks, Knez, Knevz, Ceneviz, Tramisu, Trm̃misa, Lykaon, Vlad, Vandallar, TransilVANya, Roma, Amor, Eros, Romus, Romulus, Majör-Minör, Batı-Doğu Roma, Usa- rUssia, TrumPutin, Trompet (Hikayenin ses olarak zuhur etmesi) şeklinde özetlenebilir. Biz konumuzu Batı Roma’nın yıkılışından itibaren derinlemesine inceleyeceğiz yer yer M.Ö 2000 li yıllara konu açık ve net olsun diye nesillerin izlerini gösterebilmek adına gideceğiz. 

Batı-Doğu Roma İmparatorlukları, günümüzde ki Amerika, Rusya, Çin gibi eyaletlerin birleşiminden oluşuyordu. Günümüzde Eyalet dediğimiz yapılara o dönemde Federasyon deniliyordu. Yani birçok derebeyliğin, prensliğin birleşiminden oluşan yapının üstünde kral vardı ve krallarında üstünde İmparator vardı.  Krallar bağlı bulundukları yerlerin valileri gibi yönetim şekli diye düşünülebilir. Bizlere öğretilen Dünya Savaşlarında imparatorlukların çöktüğü, onların yerine Ulus-Devletlerin geldiği şeklindedir. Amerika, Rusya, Çin ve Hindistan’ın yönetim anlayışına baktığımız zaman aslında imparatorluk yok diye bir algıyla manipüle edildiğimizi görmemiz gerekir. Bir devlete eyalet denilmesi İmparatorluk gözüyledir. Yoksa eyaletlerin yöneticileri, başbakanları, anayasaları vs yani bir devlette ne olması gerekiyorsa aynı şekilde vardır. İlk ve Ortaçağ’da da aynı şekilde kralların ünvanı Çar idi. İmparatora da Baş Çar anlamına gelen Sezar deniliyordu. Bunun günümüzde izdüşümü başbakanlar ve başkan (precident) dır. 

  

Çar kelimesi Hititlerde (M.Ö. 1600) ǵésōr yani (ke-eš-šar) olarak söylenmiş olduğunu görüyoruz. Bu daha sonra Avrupa’da Kayzer’e çevrilmiştir. Ke-es-sar kelimesi “Ke-Eş” Yeminli Hükümdar, yani hükümdarlığı onaylanmış olan demektir. As, Kurt anlamına gelir baştaki Ok, Ek takısı yemin anlamına gelir. Yani Ek Tengri ise As, Tengir gibi. İslam’da Allah için, Peygamberimiz için, Benim için gibi bir anlayış vardır. Burada ki sonda ki Şar, ben yani hükümdar, Tanrının yeryüzünde ki kudreti anlamına gelir. (Çar-ık, Ayak, Kantura kelimeleri aşağıda açıklanacaktır) 

Altından bir yay gördü, uyur iken uykuda,

Yayın bulunuyordu, üç gümüşten oku da.

Ta doğudan batıya, altın yay uzanmıştı,

Üç gümüş ok kuzeye, sanki kanatlanmıştı. 

Oğuz Kağan Destanında ki üç devlet, üç olay, üç hamle, üç yaratılış kodudur. Buna günümüzde tez, antitez, sentez denilmektedir. Nitekim Destanın devamında Oğuz Kağan, vezirine üç oku toprağa gömmesini emreder ve evlatlarından onları bulmasını ister. Üç evlatta okları bulur ve hepsini Oğuz Kağan’a getirirler. Bu Hititlerin, artık uygarlığının en üst düzeyine gelmiş olan Hunlardan uzaklaşıp gittikleri bölgelerde Türk kodlarını kullanarak yeniden uygarlığı tesis etme göreviydi. Yani küllerinden yeniden doğmak anlamını taşımaktadır. Çift başlı kartalın devlet kurma geleneğinde ki anlamı budur. 

Hitlerin Almanya’sının devlet ve işlevsellik modeli tamamen Hitit Devletinden çalıntı olarak kurgulanmıştır. Hatta Hitler’in ismi bile buna vurgudur. Ters svastikayı Hititler kullanmıştır. Hitit isminin birçok kaynakta Hatti olduğunu görürüz aslında doğru telaffuz Hassi’dir. Bu telaffuz bazı Arap kaynaklarında vardır. Kökeni Aşşina Kültürüne kadar gider. Burada anlatmak istediğimiz şey Oktan Abi’nin Türklük Sırlarını açıklarken şeytanilerin Türklerden çalmış olduğu devlet sırrı olan Hami-Gölge Devlet modelinin kökenini anlatabilmek içindir. Hititlerin kökeni Hunlar’a kadar dayanır. İki kutup modeli yönetim anlayışıyla zamanının diğer bir gücü olan Med’lere ve Pers’lere karşı mücadele verilmiştir. Bizim inceleyeceğimiz dönemde yine Göktürk’ler Batı ve Doğu olmak üzere ikiye ayrılarak Batıda Selçuklu’nun doğuşunu gerçekleştirmek istemişlerdir. Bağlantı kurulması açısından Hunca’da Tengri ismi cennet manasına gelen “chengli” isminden türetilmiş Bu Hititçe’te Kenger, Tengrici olmak demektir. Yine eski Çin kaynaklarında Hunlara “Xiōngnú” denilmektedir. Bu fonetik olarak “şıunnu” diye çıkmaktadır. “ı harfi ve u harfi” birleşerek şıınnu gibi ses çıkmaktadır. “Şıınnu” Aşşina yani “Kurt” demektir. Hun demek Kurt anlamına gelmektedir. Şaman kelimesi Şıunnu’dan yani Kurttan gelmektedir. Kök Tengri Kam ile alakalı Şaman ise Mavi Kök (Asuman, Aşuman, bazı lehçelerde Aşman, Asman) ile alakalı bir terimdir. Bunu İslam’da ki Kavs ve Aktap ayrımı gibi düşünmek gerekir. 

Göktürk Kağanlığına baktığımızda armasının “Kurt” olduğunu bilmekteyiz. Tarihçilerin Türklerin kökenini Göktürklere bağlamasında çok büyük mantık hatası ve bilgisizlik yatmaktadır. Göktürklerin Hunların bir devamı olduğu, Hunlar ile Hititlerinde Türklüğün iki ayrı kolu oldukları anlaşılmaktadır. Hunlar anlaşıldığı gibi M.Ö. 1200 ler değil daha da eskiye gitmek gerektiği hem sembollerden hem de fonetik olarak anlaşılmaktadır. Mete Han M.Ö 200’lerde Hunların başındaydı ama Hititler M.Ö. 2000 lerden Helen Döneminin başına kadar yani MS 400’lü yıllara kadar Anadolu vardılar. Şöyle düşünelim Fatih Sultan Mehmet Han Bizans’ı fethettiği zaman Bizans’ta yaşayan halk otomatikman Osmanlı mı oldu. Gene Ermeni vardı, Yahudi vardı, Avrupalılar vardı. Yine aynı şekilde Attila Han Roma’yı ele geçirdiğinde Bütün Avrupa Türk mü olmuştu? Persler ve Helenler Anadolu’ya girdi diye Hititliler yani Türkler yok mu olmuş oldu? Bugün tarihçilerimiz Türklerin Alparslan ile beraber Anadolu’nun kapılarının açıldığını ve 1000 senelik bir tarihten bahsetmektedirler. Atatürk’ü seven ve Atatürk’ün yaptığı, söylediği şeylerin de doğru olduğunu savunan bu tarihçiler! O’nun şu şiirinde ki söylediği sözlere kulak verememektedirler. Çünkü tarih batı unsurlarının bilgileriyle şekillendirildiği için onları etkileyen bu yerçekiminden bir türlü kurtulamamaktadırlar. 

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır

Tuna ezelden Türk diyarıdır. 

Mısralara baktığımız zaman Türk’e Anadolu’da 1000 senelik kader biçen tarihçilere Atatürk “Gafil” diye hitap etmektedir. Gafil sözünü Türk tarihçiler, Atatürk’te Türk olduğu için üzerlerine almamakta sanki yabancı tarihçilere söylüyormuşçasına kabul etmektedirler. Oysa Atatürk bu sözü Türk olan tarihçiyim ben diyen kişilere söylemektedir. Atatürk’ün söylediği sözler derinlemesine düşünülmesi ve araştırılması gerekir. Neden üç asır ile on asır demiştir. Hiç kimse Türkler üç asırdır Anadolu’da dememiştir! Ayrıca neden on asır demiştir? Bunlar doğru tarihi bulmanın anahtarlarıdır. Şiirde ayrıca; 

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,

Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları

Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz

Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz 

Burada ki mısralar Türk Devlet geleneğinin kodlarını barındırmaktadır. Sadece kafiye olsun ya da Vatan sevgisi uyandırmak için değildir. “Asya’nın ortasında Oğuz oğulları, Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları” Aşina (Kurt) Kültünü anlatır. Majör-Minör kelimelerinin de anlamlarını anlatır. “Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz” mısrası çift başlı kartalın içinde barındırdığı anlamın sözcüklerle sese geliş şeklidir. “Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz” Çünkü sembollerimiz ve Tek Tengri inancımız, geleneklerimiz ve yönetim anlayışımız aynıdır. 

Ali İmran suresi 64. Ayet: De ki: Ey ehli kitab! gelin: Sizinle bizim aramızda müsavi bir kelimeye, şöyle ki: Allahdan başka ma'bud tanımıyalım ona hiç bir şey'i şerik koşmıyalım. 

Türkler eski Çin kayıtlarında bile Tek Tengrici olarak geçmektedir. 

Suriye ve Lübnan Sur Kenti de çarlık anlamına gelen Tzor kelimesinden gelmektedir. Yunanca’da Tyrus yani Tyran’ların (Aryan, Alan) yönetimde ki seçkinlerin kolonisi anlamına gelir. Kartaca kelimesi Fenike dilinde Yeni Şehir olarak geçer yani Yeni Çarlık, yeni koloni diye düşünebiliriz. Kadim olan yer ele geçirilmiş ve ismi Kartaca (Yeni Şehir) olarak güncellenmiş gibi. Dünyaya pompalanan “New World Order” Yeni Dünya düzeni, Yeni Türkiye ve başına “Yeni” getirilen bütün her şeyi bu doğrultuda düşünmek gerekir. O zaman Yeni Osmanlıcıların ya da bütün yenicilerin kimlere hizmet ettiği, kimlerin kolonisi olduğu çok açık meydana çıkacaktır. Pön Savaşlarına baktığımız da ismin Punicus (Poenicus, Feniks) sözcüğünden türediğini görmekteyiz. Bu savaşlarda başarı elde edilememiştir ve 5. yüzyıla kadar Roma hakimiyetiyle bölge sürdürülmüştür. 

Barbarossa, Urzabarba, Ursabar, Subarba, Urbarra, Türk Kavmi, İbrahim Milleti. 

Çar kelimesi ile birlikte devlet sırlarının, yönetim, işleyiş, (tez, antitez, sentez) sevk, kızıl elma vs aklımıza gelecek Türk’ün sahip olduğu bütün öğretilerin ilk kez çalındığı zaman dilimi Sargon (MÖ 2334 - MÖ 2279) dönemidir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sargon_(Akad_kral%C4%B1)

Akad sülalesinin kurucusu, Kral Urzababa'nın baş muhasebecisi olan ve Sami halkına mensup olan Sargon, MÖ 2350 yılında bir savaştan yenik dönen kralına darbe düzenleyerek tahta geçmiştir. 

Hikâye Neo-Asur dönemine ait bir kil tablette geçmektedir Tablet, Asur kralı Asurbanipal'in kişisel kütüphanesinde bulunmuştur ve MÖ 911-612 yılları arasında kaleme alındığı tespit edilmiştir. Tablette şu enteresan bilgi vardır. 

"Ben Agade’nin kralı büyük kral Sargon!

Annem yüksek bir rahibe idi, babamı bilmiyorum.

Yüksek rahibe annem beni gizlice doğurdu.

Beni bir kamış sepete koydu, onu ziftle kapladı.

Beni nehre bıraktı, dışarı çıkamayacaktım.

Nehir beni sürükleyerek su çekici Akki’ye götürdü.

Akki beni sudan çıkardı, kendi oğlu gibi büyüttü beni. " 

Sargon’dan yaklaşık 1400 yıl sonra kil tablete yazılan bu hikayeler kullanılarak sanki Musa As’ın kaderi gibi bir kadere sahip olduğu inancı pompalanarak, Musa As’ın hayat hikayesinin de buralardan çalınmış olduğu söylenerek Kutsal Kitapların güvenirlikleri sorgulanması amaçlanmıştır. Bu hikayeden, tabletten bizim çıkaracağımız ders, Musa As M.Ö. 911 den önce yaşamış ve yaşadığı da kayıt altına alınmış olduğunun delilidir. Çünkü akıllara şüphe sokulması için Musa As veya İsa As ile ilgili hiçbir kayıtın olmadığı gündeme getirilerek yaşamış oldukları bile sorgulanmaktadır. Musevilik bozulması için daha o dönemlerde birçok çalışmalar yapıldığını da anlayabiliriz. Sargon’un Urzababa’nın muhasebecisi olduğu yazılmaktadır. Belki de kahyası idi. Yusuf As zindanda iken, iki kişinin rüyasını tevil ettiği krala hizmet ettiği kahyalar gibi. Sargon, Kiş Bölgesini yani Suriye ve Lübnan Bölgesini egemenliği altına almıştır. Bu nokta ilk başlangıç noktasıdır. Şu kaynakta da sakisi olduğu yazmaktadır. Sargon hakkında güzel bir yazı ilgi çekici olanı ise ilk orduyu kurduğu yazılıdır! 

http://www.antiktarih.com/2018/03/25/akkadlar-ve-kral-sargon/ 

Sargon kelimesi Akatça’da Šarukinu olarak geçmektedir. Şar kelimesi bildiğimiz gibi çar, hükümdar demektir. Sonradan gelen ukinu, Anu’nun seçilmiş, onaylanmış Çar’ı yani hükümdarı demektir. Sümer Kralları tarafından hiçbir zaman kral kategorisine koyulmamıştır. Fakat Sümer Devletleri içinde Sami Halktan olanlarda olduğu için çok ta tepki verilmemiştir. O zaman Akat Çarlığının ismini Akat İmparatorluğu yani Baş Çarlık olarak kurmuştur. Sonuçta Şubar’ların (Subar) bitmek bilmeyen akınları ile zayıflamış, Naram Sin (Nemrut) döneminde, Guttilerin (Ghetti, Hitit) son darbesiyle imparatorluğu tarihe karışmıştır. Günümüzde kendisine komplo teorisyeni diyen insanların anlatmak istediği kutsal kan kavramının kökeni burada başlamaktadır. Kutsal kan, mavi kan, seçilmiş soy fikrinin çıkış noktası Sümerlerin kan bağıyla süregelen krallarının bir benzerini Sargon’dan sonra ki neslinin ürettiği kutsal kan hikayelerinin kendilerini seçkin gösterme yoludur. Ama bu konuyu bu kadar da basite alıp bırakmamak gerekir. Çünkü bu eğer o zamanlar da gün yüzüne çıktıysa bunun altından bir gerçeğin çıkması gerekir. Kinu kelimesi şeytanilerin Kutsal Kan davası ve Haçlıların Ossian Kültünün ilk çıkış noktası diyebiliriz. Bu konu hakkında çok fazla bir beklenti oluşturmadan hemen gerçeğini açıklayalım; 

Bakara Suresi 247. Ayet: Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah Talut'u size hükümdar gönderdi." Dediler ki: "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız, ona bol mal da verilmemiştir. 

Hud Suresi 27. Ayet: Kavminden ileri gelen inkarcı grup dedi ki: "Biz seni de bizim gibi insan görüyoruz ve sana bizim basit görüşlü ayak takımlarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz; tersine sizi yalancı sanıyoruz!" 

Firavun’un Musa As’ı (ırkından dolayı) beğenmemesi küçümsemesi, İsa As’ı da Romalıların öldürmeye çalışmasından Kutsal Kan ya da soyun onlarda olmadığını anlamaktayız. Bakara 247’de biz daha layığız neden ona veriliyor denirken ırki bir vurgu vardır. Hud suresinde bizim gibi bir insansın ama sana uyanlar bizim ayak takımımızdan kişiler derken yine bir ırk vurgusu vardır. Yine Salih As’ın zamanında ki 9 kişilik grup ile Salih As aynı ırktan olmadığı anlaşılıyor. Tanrı madem onların ırkından kimseyi çıkarmadı o zaman çıkanların varisleri kendilerini gösterdiler ve bu şekilde halkları kandırdılar. Ama işleri bitmedi çünkü madem Tanrı vermiyor o zaman biz çıkaracağız diyorlar. Onu da Oktan Abi Sahte Mesih ve Deccal ile bize anlatmıştır. Kulbak Bilge 17, 341 ve 342 nolu resim. Daha çok vardır Uzayda doğan çocuk vs. 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,3811

 Şimdi anlayabiliyor muyuz Babil Kralı Nebukadnezar kimdi? Onlar Kudüs’e gidip Musevileri katlettiler çünkü onların soyundan değillerdi. İbrahim As, Musa As’ın da İsa As’ın da Atasıydı ve İbrahim Milleti Türklerdi. Dolayısıyla onları hepsi Türk’tü. Bu konu hakkında son sözü;

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Sözüyle Atatürk Asil ya da Kutsal kanı kodlamıştır. 

Mavi Kan kavramının çıkış noktası, Suriye’nin (Şimdi ki Lübnan) Sur bölgesinde ki bir salyangozdan elde edilen Eflatuna benzer Erguvan çiçeğinin rengine benzer bir renk elde edilmesi ve zamanında çok pahalı olması sebebiyle bu rengin sahiplenilmesidir. Roma senatörleri bu rengi kullanmıştır. Bizans’a Erguvan getirilerek Bizans bu şekilde sahiplenilmiştir. Amerika’da da bu rengi kullanan çok sayıda seçkin politikacı vardır. Mor ve Eflatun o grubun sembolü olmuştur. 

Yukarıda ki MÖ. 912 yılında yazılmış olan tablete baktığımız zaman sanki Musa As’ın yaşam hikayesi, Sargon’un yaşam hikayesi gibi lanse edilmiş. Burada göre çarpan şey Annesi rahibeymiş, Musa As’ın annesine de mealen onu suya koy diye vahiy aldığını Kuran’dan biliyoruz. Sonra ablası Kuran çevirilerinde sandığı izlemiş diye yazar. Acaba Arapçada abla kelimesi yok diye mi kız kardeş kelimesi kullanılmıştır. Çeviriler abla diye yazılmıştır ama uhti kelimesi sözlük anlamında kız kardeş demekmiş. Acaba Musa As’ın teyzesi miydi o kişi yani Musa AS’ın annesinin kardeşi. Buraya Arapça bilen kişilerin eğilmesi gerekir. Biz bilmediğimiz için fazla eşelemiyoruz ama bilenler eşelesin neler çıkar kim bilir! 

Sargon, Šarukinu şeklinde yazılır. Sonda ki ukinu ardıl olmadığı için kendini Sümer’in An tanrısını Anu’nun seçilmiş hükümdarı anlamına gelmektedir. Fakat bu tersten okununca uniku yani anuki, annunnaki seçilmişler, uzaylı ırkın kökeninin buraya dayandırılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Birçok destanın (Sümer, Gılgamış) ne şekilde okumamız gerektiği hakkında bazı ipuçlarını yakalamaktayız. Destanlar vardır evet ama çevirileri koşulsuz kabul etmemeliyiz. Çünkü çeviren ne kadar vakıf destanlara bilemeyiz ve bize anlatılanı olduğu gibi alırsak bu sefer ezberden öteye geçemeyiz. Kendi tarihimizi araştırıp yazmamız gerekmektedir. Bugünkü tarihçilerin birçoğu ezbere öğrendikleri bilgileri bizlere aktardıkları için yanlışı durmadan büyütüyoruz. Atatürk’ün şiirinde bahsettiği; 

Ey birbirine diş bileyen yığınlar,

Ey yığın yığın insan gafletleri

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,

Dünya o zaman görecek hakikat nerede,

Hakikat nerede? 

Gözlerde ki gafletten perde yırtıldığı zaman, -Atatürk yırtılacağını söylüyor- o zaman insan anlayacak ki bunca zaman birbirimize diş bilemekten, çekememezlik yapmaktan, onun bunun maşası olmaktan, mevki hırsından hakikati hep ıskalamışız. Türk’ün izlerinin Hititlerde, Sümer’de, Antik dönem Anadolu’da Barbarossa diye geçen Halkın Türkler olduğunu kabullenecektir. Barbarossa nasıl ki Arabistan’da Arap olmayanlara Rum diyorlardı aynen onun gibi Romalı olmayanlara da Barbarossa diyorlardı. Bugün Türklerin Anadolu’da 1000 yıllık geçmişi olduğunu söyleyen tarihçilerin hiç biri tarihçi değildir ezbercidir. 

Nahiye Morgül Hocamız Karadeniz’de fonetik yolculuk isimli kitabında diyorlar ki; 

Akmenid Oğuzlu devletini yıkmak için MÖ.334’de İskender’i gönderen Atinalı oligarkların (tefeci bankerler, köle tacirleri) Bitlis-Sason şehir kralı gibi Baharat/Bagrad yoluna bekçilik eden işbirlikçileri vardı. İskender öldürüldüğünde (MÖ.322) oligarklar dediler ki, “Barbarlarla Yunanlıları birleştirme çabası başarısız oldu.” Galiba bu kavram 2001’de “Medeniyetler buluşması” adıyla güncellendi, tefeci bankerler bu kez New York’tan Taksim’e taşınmak niyetindedir ve yine galiba Bagradi tayfasından yardımcıları vardır. 

Buradan anlıyoruz ki MÖ 300’lü yıllarda Anadolu’da ki Türkler misyonerler tarafından Helenleştirilmeye çalışılmışlardır. Sadece buradan bile yakalanabilir Anadolu’da ki Türklerin varlığı. 

Kitapta Bar kelimesi için;

Barakat ve bereket sözcüklerinin kökeninde Kenger Türkçesiyle, Par/Bar/Var sözcüğü bulunur. (Ünal Mutlu’dan) denilmektedir. 

Yani Barbarossa kelimesinde ki Bar hecesi Barek, Mübarek, Tebarek kelimelerinden gelmektedir. Kutsal demektir. Ossa ise Kurt, Aşına’dan gelir. Yani Kutsal Kurt (Işık) demektir. Rusya (Rossia) ve bütün dünyada ki ülkelerin Ossian kültürü işte buradan gelmektedir. Tabi ki köken daha eskidir. Yukarda bahsettik MÖ. 1200’lü yıllarda bile Çin kayıtlarında Şıınnu (Hun) diye geçtiğini anlamının da Kurt olduğunu söylemiştik. Neden Bar hecesi iki kere tekrarlanıyor? Bunun cevabı Oz ve Bar kelimelerindedir. (Subar) Oz’un anlamını biz gösterelim. 

  

 Bar sözü Bir anlamıyla Ali İmran Suresi 92. Ayet:

Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe siz birre eremezsiniz, maamafih her ne infak eyleseniz şüphesiz Allah onu da bilir. 

Burada sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe Birre eremezsiniz demek, yani sevdiğimiz derken, şu yardıma ihtiyacı olana araba aldım, şunu evlendirdim, akrabama ev aldım, iş verdim. Şu şu iyiliği yaptım, şu kişiye para verdim kimse görmedi, parayı da verirken elimi altta tuttum onun eli üste kaldı nefsimi bu şekilde yüceltmedim, kendisi bile görmeden yardımı cebine attım demek değildir. Verme eyleminin içimizde yaratmış olduğu hoş duygudan da vazgeçtim demektir. İstersek herkesin gözünün önünde, gözünün içine soka soka yardımımızı yapalım duruşu insanı anlatır. Nitekim ayetin devamında neyi verirseniz Allah onu bilir deniliyor yani Allah’ın evini, arabasını verdik ama öz nefsimizin arzusunu vermedik. En küçük damlasına kadar bile olsa övüncümüzü vermedik. Birr yani Bar tamamen her şeyi sahibine vermek ve her şeyi emanet bilmek demektir. Bir nevi aydınlanma diyebiliriz. Bu Fakr halinin mahiyetini İzzet (Aziz) sahibi kişiler tadar. 

Hoca Ahmet Yesevi 55. Hikmet

 

Azim zikri yüce zikirdir, söyler olsam,

Ballar gibi tatlı olur dilim benim.

Kendim fakir, ikrar eyledim, oldum hakir

Kanat çırpıp uçar, kuş gibi gönlûm benim. 

Barbarossa ismi, Urzubaba kelimesinden gelmektedir. M.Ö. 2300’lü yıllarda o bölgede Sümer Bölgesi yani bugün Irak’tan Basra Bölgesine kadar olan bölge, Doğusunda (İran-Susa Bölgesi) Elamlılar, Sargon’un da mensup olduğu kabile idi. Elamlılar o bölgeye gelirken bir kolu da Basra’da Sümer Bölgesine gelmiştir. Hürmüz Boğazından bir kol Sümer’e bir kolu da kuzeyi izleyerek İran’ın içlerine doğru ilerlemiştir. Sonra bu kol Batıya doğru ilerleyip Türk Milletinin ismine eskiden söylenen (Barbarossa) Urzababa’nın Krallığı vardı. Urzababa’yı yenemeyince kaleyi içten fethederek, Sargon  O’na suikast düzenleyerek Krallığı ele geçirmiştir. Nitekim tabletlerde Urzababa bir savaştan yenik döndükten sonra bu olayın gerçekleştiği anlatılır. Kilit krallık düştükten sonra Ugarit İmparatorluğu da çözülmüş oldu. Suriye’nin Ugarit Bölgesi Urzababa’nın, Babasının krallığıydı. Ugarit ismi tersten okununca Serugu ya da Seruki şeklinde okunur. T ile S harfi Sad ve Dad harflerinin sesinden dolayı birbirine benzer. Yazımlarda ondan dolayı farklı gözükür. 

Not: Çok karışık olmasın diye fazla girmek istemiyoruz bu konuya fakat bu T, Z’yi Batı gibi S ise Doğu gibi düşünmek gerekir. Günümüzde bulunduğumuz coğrafyada bizlere Türk diyoruz fakat Kuzeyde ki ve Doğuda ki Türklere bulundukları coğrafyaya binaen coğrafi konumuna göre adlandırıyoruz. O zamanlarda da aynen bu şekilde adlandırılıyordu. Yoksa sadece Ok ismi vardır. Kazım Mirşan Hocamızın Hunların kurmuş olduğu Bir Ok Oy Birliği’nin bir tanesi bu, Suriye Bölgesinde demiş olduğu Bir Ok Oy Birliğinin ikincisi de bu devletti. 

Seruki, İbrani kaynaklarda İbrahim As’ın dedesinin ismi olduğu söylenir. Seruku (Şarruku) şeklinde okunur. Ok’un Çar’ı anlamına gelir bu da Ok’ların yani Türklerin Başçısı anlamına gelmektedir. Çarık (Ayakkabı) Kelimesinin günümüzde ki anlamı Tengir demektir. Yani Ayak anlamına gelen sözcük Tanrı’nın dilediğini yapan bir nevi onun gölgesi gibi anlamına gelir. (Aşağıda, Yakup ismi ve Kantura yani Kuntura isminin de ayak anlamına geldiği açıklanmıştır.) Türkler’in Devletleri, Hükümdarlarının ismiyle anılırdı, Milletlerinin ismi de Peygamberlerinin ismiyle anılırdı. Nitekim Osmanlı Devleti de Hükümdarının ismiyle anılmıştır, Türkiye Cumhuriyeti’de Atatürk’ün Türk ismiyle anılmaktadır. Atatürk Devleti kurmadan önce Atatürk’e Bu devlet senin isminle büyüyecektir müjdesini vermiştir. Urzubarba ismine Anadolu’da Xenophon Anabasis (M.Ö.370), Barbarossa diye geçtiğini belirtmiştir. Kitabı İngilizceye çeviren kişi Barbarian (Barbarlar) şeklinde çevirmiş, Türkçeye çeviren kişide anlaşılan İngilizceden çevirdiği için Barbarlar şeklinde yorumlanmıştır. Urzubarba’nın Krallığındaki Millet daha sonra Subarlar (Ursabar) şeklinde tarihte yine aynı coğrafyada görünmüştür. Urzubaba’nın Krallığı işgal edilince Doğudan Hun’ların bir kolu olan Guttieler (Ghatti - Hatti-Hititler) Boylarının yardımına gelmiş ve Naramsin (Nemrut) döneminde işgal edilen devletin varlığına son vermişlerdir. İbrahim As’ın dedesi Seruku, Suriye bölgesi, Akdeniz, Harran ovasına kadar büyük bir imparatorluğun başındaydı. Toros (Toruk, Turuk, Türk) isminin tersten okunuşu yine Seruk ismine fonetik olarak ispat edilebilir. Tarsus, Diyarbakır, Azerbaycan Karabağ, Suriye, İran’ın Sarug Eyaleti (Tersten okununca Türk), Lübnan’a kadar büyük bir imparatorluğa sahip olduğu yer isimlerinden anlaşılmaktadır. Tarsus ismi yine ayak demektir. Ugarit İmparatorluğu çözüldükten sonra zaman Batıyı gösteriyordu ve Birinci büyük göç diyebileceğimiz Etrüsk Göçü bu zamanda gerçekleşmiştir. Etrüsk ismi Ugarit’ten gelmektedir. Et sözü Doğu anlamında kullanılıyordu. ( Aşağıda Ostrogotlar ve Vizigotlar incelenirken detaylı anlatılacaktır.) Tersten okunursa Etrugu, Atrugu kelimesi yakalanacaktır. Bu kelime de Ugarit’in tersten okunmasıyla oluşmuştur. Urartu, Artuklu birçok isim buradan gelmektedir. Tarihte Türk isminin ilk gözüktüğü yer burasıdır ve anlaşılan Ugarit, İbrahim As’ın, Dedesinin ismiydi. Ugarit şeklinde okunması yanlıştır. Aslında Türk şeklinde okunmalıdır. İbrahim As, bu soydan gelmiş, ülkeleri işgal edilince, Annesi, Dedesinin evlatlığı ya da oğlu olan Azer’in yanına gitmiştir. O sırada hamile olduğu anlaşılmaktadır. Sargon, soyun devam etmemesi için yeni doğan çocukları öldürüyordu. Annesi, mağaraya çekilmiş ve orada gizlice doğum yapmıştır. 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,3653 

Burada Oktan Abi, İbrahim As’a daha sonra hangi halkların ne şekilde hitap ettiğini anlatmış, Deruni Devlet Kitabında da Türk’ün hikayesini anlatırken bunlara ciddi vurgu yapmıştı. Bilgilerin unutulduğu ve büyücülerin yani şeytanilerin eline geçtiği yazılmıştı. Sonuç olarak Barbarossa Türk Milleti demekti ve İbrahim As. dahi İbrahim Milletindendi. Keza İbrahim As’ın ismi Babasının ismiydi. Allah Kitabında, Kuran’da hiçbir firavunun ismini anmamıştır fakat İbrahim As’ın ve Atasının ismini çok kere zikretmiştir. İbrahim AS büyüdüğü zaman töreyi toparladı ve bütün halkların babası konumuna geldi. O’nun ismi her zaman Anadolu’da ve Türk ırkı tarafından yaşatıldı, yüceltildi. İbrahim As’da yetim büyüdü sonuçta Prens’ti ve mülkü elinden alınmıştı. Ve Allah yetimin hakkını yedirtmez. 

Suriye’de İşid terör örgütü tabletleri ve bütün antik eserleri yok etmesi bir gün Türkiye’nin oraya gireceği biliniyordu Türk izlerini yok etmek için bilinçli olarak yapılmıştı. İdlib’in eski ismi Ebla’dır. Kadimden beri Türk Kenti’dir. Rusya’nın o bölgede Türkiye’nin karşısında durması O bölge zamanında Ugarit yani Türk Krallığını işgal eden atalarının ilk kurduğu imparatorluğun kolonisiydi. Rusya o bölge bizimdir demektedir. Sıcak denizlere inmek için Suriye’ye üs kurmak fikri tamamen sanal bir düşüncedir. Tarih kitaplarında yazılmış olması ve sürekli olarak o düşünceyi yaşatmamız bundandır. Rusya tamamen Ossianik aklın kurmuş olduğu bir imparatorluktur. Aşağıda inceleyeceğiz. 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7548/kambala-atasagun-1

Oktan Abi’nin Atasagun’da 35. sayfada anlatmak istediği şeyler bunlardı. 36. sayfa da bugün içinde bulunduğumuz durumu anlatmaktadır. Yani virüsle psikolojiyi değiştirmek ve deprem!

Barbarossa ismi aslında Baba rossa’dan gelmektedir. Yani Sargon’un hile ile krallığına çöktüğü bir Türk boyu olan Kral Urzubaba’nın devamcılarıydı. Urzubaba tersten okunursa Babarosa kelimesinin anagramı veya fonetik olarak görülecektir. Sargon’un gerçek ismi Šarukinu değildir. Bunu kendine sonradan vermiştir. Kelimenin sonunda ki Un yani An Sümer Tanrısı olan An’ın, Akad’da Anu’ya dönüştüğünü anlatır. Sonradan gelen İk Akad kentini anlatır. Akad kenti Agage denilen Bölgenin baş şehriydi. Agage Sümer tabletlerinde geçen Tanrı An’ın da şehrinin ismiydi. Gerçekte Anuki ya da Anake, Anunnaki, Anuna diye söylenen Aşuna ya da Aşinna, Kurt yani Hun demektir. Buradan Sümer döneminde de Hunların o bölgelerde Sümer’de bir başka halkla birleştiklerini anlamaktayız. Şimdi düşünelim Sümer Tabletlerinde Uzaydan gelen kişiler aslında kimlermiş Anuna’lar. Çin kaynaklarında Hun (Kurt) ismi Şıunna diye fonetik olarak seslendirilmektedir. Yani Anunalar aslında Hunlardır. 

Kulbak Bilge 14

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,3486 

159, 160, 161 nolu sayfalar bunu anlatır. Hikaye gibi okumayınız gerçekten yaşanmış gibi okuyunuz. Aşağıda değineceğimiz Ossian Kültürü tamamen Urzubaba (Barbarossa) ve devamı olan Subarlar isminden türemiş Türk öğretisinin değiştirilerek yeni bir anlayış gibi gösterilmesidir.  

  

https://pl.wikipedia.org/wiki/Huryci 

Polonya Wikipedia’da Linkte Hititlerin, Hurcy olduğu olduğu yazılmakta ve M.Ö. 1400 yılında ki son hali de başka haritada gösterilmektedir. 

Üstteki harita M.Ö. 2300 yıllarını göstermektedir. Yeşil alan Sargon’un ele geçirdiği alanı ifade etmektedir. O dönemde Sargon Hurrian (Harran Bölgesi) yani Hititlere ve Subartulara akın etmiştir. Onlarda Sargon’u hiçbir şekilde rahat bırakmamış zayıflamalarını beklemişlerdir. Subartu kelimesi Yunanlıların Tripolis olarak çevirdikleri Trablus demektir. Yani Dönemin Doğuda ki Türklerin gücü olan Hunların 3 Şehir, 3 Ok’un bir koluydular. Tarih öğreticiler ezberden öteye geçemedikleri için Hititlerin kökenini MÖ. 1600 yılına kadar götürenlerin bu haritalardan haberi olmadığı bellidir. Hititler Petra’da onları yine bozguna uğrattıktan sonra iki başlı kartal gereğince ikiye ayrılmış bir kolu Anadolu’ya geçmiştir. Hurrian yazılması Arian şeklinde görülmemelidir. Arianlar, Medlerin, Asurluların devamıydı. Arap kaynaklarında Hassi olarak geçen Hititler burada aslında Hassian, Hattilerdir. Sargon ile Aryanlar aynı kabiledendi neden savaşsınlar. Ayrıca İbrahim As’ın Annesinin o bölgeye gitmesi oranın Türk boylarına ait olduğunun da kanıtıdır. Çünkü düşmandan kaçarak yine onların yanına gitmiş olması beklenemez. 

Ossian ismini kullanmalarının nedeni, Türkler daha önceden bütün Dünya’ya bu kültürü anlatmıştı. İsmi kaynaştırma yapmak için kullanmışlardır. Türkler onları kendilerine yakın görmüşlerdir. Onlar hikayelere hurafeler katarak Türk’ün öğretisini bozmuşlardır. Mesela cinlerin ayakları tersine olması aşağıda anlatacağız İrlanda Mitolojisinde olduğu gibi gömleğin ters giyilme meselesi tamamen kültürlerin değerleri içine sızılmasıdır. 

İnsanlık Tarihi 6000 yıldır derler. İlk 3000 yılında Anuna (Hun) ismi Sümer’den sonra Aşina’ya dönmüştür. Asya demek Hun (Kurt) Bölgesi demektir. Doğunun da batının da hakimi her zaman Türkler olmuştur. Kurt sembolü Doğu’yu anlatır. Her zaman doğuşun ve Doğu’nun sembolü Kurt’tur. Attila Han’ın sembolünün Ejderha (Aslan) olması o dönemde Hunların Göktürklerin atmış olduğu bir Oku temsil etmesini anlatır. Ejderha yani Aslan Batının Fatihi olacağını anlatır. Nitekim Attila Han Roma’dan kutsal emanetleri alıp yeniden doğunun hükmü gelene kadar Üsküdar’da ki İskitlere teslim etmiştir. İskitler Hititlerin atmış olduğu 3 Ok’tur yani 3 Ok’tan birisi idi ve Doğunun hükmü gelince Kayı’lar yani Kurt’lar emanetleri Fatih Sultan Mehmet Han ile almışlardır. Attila Han ile Mehmet Han arasında geçen 1000 sene içinde Göktürk’ler 3 ok atmıştır. Bunlar Altınorda, Selçuklular ve Avrupa Hun devleti idi. Osmanlı yıkılırken 3 ok atmıştır. Türkiye bu oklardan birisi değildir. Türkiye Anakurt yani Hun gibi Kayı gibidir. Oğuz Kağan Destanında geçen Altın Yaydır, Ülgen Ata’nın sembolü olan Tek başlı Kartal’dır. Ayyıldız’da ki yıldız O Kartal’ın başıdır ve Hilal’de iki kanadıdır. Osmanlının attığı 3 Ok inşallah ilerleyen dönemlerde gözükecektir belki de gözüküyordur bilmediğimiz için görmüyoruzdur. 

Hoca Ahmet Yesevi 3. Hikmet 

Dünyadaki kurt ve kuşlar eyledi selâm

O sebepten Hakk'a yakın oldum ben işte. 

Attila Han Avrupa Hunlarını kurmuş sonra Anadolu’ya gelmiş. Anadolu Türkleri için bir konsolosluk temin etmiş. İstanbul’un Anadolu yakası ve Anadolu zaten Türklerin elindeydi. Osmanlı’nın Batı’ya doğru çok hızlı büyümesinde ki en büyük etken Türk boylarının oralarda olmasıydı.

Türklerin Avrupa yakasında ki konsolosluğu 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,3373 

Selçuklunun görevi Anadolu’yu Doğu’dan ve Güneyden korumaktı. Altınorda Devleti’nin görevi Finlandiya ve Ukrayna Bölgesi arasında ki Vandallarla Bizanslıların (Doğu Roma) iletişimine engel olmaktı. Bazı eziklerin dediği gibi Türkler 10 senelik plan bile yapamıyorlar gibi söylemler asla Türkleri ifade etmemektedir. En az 1000 senelik plan yaparlar. Göremeyecekleri tarih yoktur. Çünkü tarihi yazan onlardır. 

Aşşina, Anake, Asena, Ossian Kültürü; 

Dört kitabın mânâsı

Bellidir bir elifte

Sen elifi bilmezsin

Bu nice okumaktır

 

Yiğirmi dokuz hece

Okursun uçtan uca

Sen elif dersin hoca

Mânâsı ne demektir

 

Yunus Emre der hoca

Gerekse bin var hacca

Hepisinden iyice

Bir gönüle girmektir 

Yunus EMRE 

Kurt Kültürünü anlatmadan önce Yunus EMRE Hazretlerinin bu şiiri Aşina Kültünün kodlarını taşımaktadır. Şiirin çok deruni anlamları elbette vardır. Bizim o anlamları anlamamız, bilmemiz çok zordur çünkü O insanlar Türklük sırlarıyla yoğrulmuş her biri birer Sultan olmuştur. Şiirde ki 29 hece Kuran’da ki 29 Mukatta Harfli olan surelere atıf olmasının yani sıra dönemin Osmanlı Alfabesinin de 29 Harften olduğunu anlatır. Yunus Emre Hazretleri 29 Harfi göstererek 29 Sureye Atıfta bulunmuştur. Bunların hepsinin anlamının da Bir Elif’te olduğunu söylemektedir. O Elif’i anlamak Bin Kere Hacca Gitmek gerekliliğine bedel koduyla Gönül evinin Fethine vurgu yapmıştır. 

Aytunç Altındal Miras şiirinde 

Adımı, sanımı, onurumu

soyumu, sopumu, yurdumu

şifrelerimi ve kodlarımı bırakıyorum

ve bin yıllık seceremi de

dilediğin senaryoyu yaz

ben gittikten sonra.

Unutma, her şiirin vardır bir sırrı. 

Yunus Emre Hazretlerinin Bin Kere hacca gitme gerekliliğiyle eş tuttuğu Elif bilgisi burada Bin yıllık şecere ile kodlanmıştır. Sadece Miras şiirinde değil kurduğu yayınevinin Havass ismiyle de sırlarını kodlarını vermiştir. Kime verdiyse ona hayırlı olsun. İlk ismi Osman’dır. Aytun ya da Aytunç Gece ve Gün bunların neyi ifade ettiğini bilinmesi gerekir. Tunçtan Ay nedir? Altındal, dal ağaçların elidir. Yani Altınel ne demektir. Derinlikleri görmeye çalışalım. Osman isminin Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gazi’ye sonradan yakıştırıldığını Oktan Abi açıklamıştır, aslında isminin Orkhun, Orhun olduğunu bizlere Sırdaş isimli kitabında anlatmıştır. Osman Bin Talha’nın kılıcıyla birlikte o isimde buraya gelmiştir. Zaten oraya da kesin başka bir şekilde gitmiştir. Araştırmak gerekir. 

Çünkü düştüm meydana, meydanı dolu gördüm,

Yüz bin arifi sordum, bütün cevlan içinde.

 

Dalgıç denizine girdim, varlık şehirini gezdim,

İnciyi sedefte gördüm, cevheri hazine içinde.

Hoca Ahmet Yesevi 62. Hikmet

 

Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin Dalgıç denizine girdim beyiti ile başlayan bölüm Aşina Kültüne vurgudur. Adsız namsız dahil bütün Ariflerin Yüz bin tane olduğunu ilk beytinde söylemektedir. Neden Yüz Bin tane? 

Ossian Kültürünü, Tengri’nin Türk’ünde ki Umay Ana Kültürüyle bir düşünülmelidir. Linkte ki 10. Resim aslında anlattığımız her şeyin özüdür. 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,6279 

Sargon yani Šarukinu Urzubaba’yı devirdikten sonra bütün kraliyet sırları, yönetim sırları ve törenin kurallarını da almıştı. Kendine Anuki, Anaki, Anunnaki yani seçilmiş soy günümüzde ki moda ismiyle kutsal kanın taşıyıcısı unvanını yani kinu ismini vermişti. Bu isim günümüzde Star Wars filminde Anakin Skywalker karakterinde Anakin yani Anunnaki ismiyle hala yaşatılmaktadır. Film tamamen bu düzende uyarlanmıştır. Kinu sözünün zamanında nasıl kullanıldığı da önemlidir. Bizler günümüzde ki anlayışla eski metinleri anlamaya çalışırız bu hiç sağlıklı değildir. Hem o atmosfer yakalanamaz hem de olayların derinliğini göremeyiz. Örneğin eski halkların hikayelerini Kuran-ı Kerim den okurken bu zamanın bizi biz yapan algılarıyla baktığımız için orada ki gerçeklikten kopuyoruz. Salih As’ın hayatı ve yaşadıklarını Kuran’dan okuduğumuz zaman hitap, günümüz ya da 1400 yıl önce ki Arap edebiyatıyla olabilir ama derinlik Salih As zamanında ki gibidir. Onun için birçok şey sanki basitmiş ya da anlaşılmaz gibi gelir bize. İbrahim As’ın Eşi (Mısır’dan firavun tarafından hediye edilen) Kantura Annemiz, Sargon zamanından bir nesil sonra yaşamıştır. İsme baktığımızda Kan aslında Kinu’nun, kini-dir. Seçkin anlamına gelen Kurt demektir. Sonradan Aşina olacaktır isim ama ilk zamanda isim Kan, Kin, Hun, Khun yani Kurt demekti. Kurt o dönemlerde seçkinlik ifade ediyordu. Sonra ki Tura Urzubaba’da ki gibi, Urzi Çar demekti. Yani Baş, İlk, Birinci anlamına gelmekteydi. Kantura Anamızın ismi İlkkurt demekti. Bu günümüzde de kullandığımız İlker, İlknur gibi kullanılmıştır. Buradan anlıyoruz ki Kantura Annemiz aslında normal sıradan bir aileden değil çok seçkin bir aileden gelmekte, belki bir savaşta yenildikleri için köle olarak alınmış ve İbrahim As’ın da asil biri olduğunu anladıkları için O’na asil birini hediye etmişlerdir. İlkkurt denilmesi ilk çocuk ve kız olduğu içindir. Anake kültürü kendini İsa As’ın çağında yani Balık Çağında Ossian Kültürü olarak isim olarak değişmiştir. Koç Çağını Asur devletinde çok net görmekteyiz. Asur ismi Assurrian yani Ossirian, Urzubaba’nın isminden gelmektedir. Mısır’da ki Osiris yine buradan gelir. Osiris, Göz’ün ayak şeklinde gözükmesi anlamına gelir. Yukarda yazdığımız birçok şey basitmiş gibi gelir derken Kuran’da bazı ayetlerde hitap ederken “Onlardan önce” sözü vardır. Ya da “ilk suhuflar, karyeler” gibi kullanımlar vardır. Demek istediğimiz “onlardan önce” yani bahsedilenler ilk ama onlardan da önce gibi. Şimdi bunu anlatmak istediğimiz şeye uyarlarsak Kantura, Kan yani Kurt demek Tura da Kurt (İlk) demek. Ama Kurt daha önce den İlk olandı sonra Kurt olarak yine ilk oldu gibi. Bunların ikisi de aslında bulundukları çağa göre ilktir. Sonra Sare Anamız gelir. Sare ismi de Kurt yani İlk demektir. Çar, Shar yani İlk, birinci, baş demektir. Bunu şöyle daha belirginleştirelim Anake vardır sonra Hekate onun avatarıymış gibi. Bunların ikisi de başka çağların ilkidir. İnsanlar Kantura’ya Kuntura demişlerdir. Kundura ayak demektir. Avrupa’da Barok Döneminde Fetişizm akımında kullanılmıştır. Linkte ne şekilde kullanıldığı yazılmıştı. Yine aynı şekilde Tarsus Roma tarafından kullanılmış ayak demektir. 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,6820 

Yusuf As’ın babası, Yakup As’ın ismi de Ayak demektir. O dönemde Kantura ismi kadınlara verildiği Yakup isminin de erkeklere verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yakup As’ın ismi o dönemde farkıydı ama Yakup ile aynı anlamdaydı. Kuran’da ki her şeyi dönemlerinin algısıyla ya da süsüyle okumamız gerekir. Oktan Abi’nin Asa Kitabında bahsettiği şeytaniler ilk ailelerden gelenlerdi. Sonra Yakup As’ın iki eşi ve iki cariyesinden on iki çocuğu olmuştur. İki cariyeden olan dört çocuk öteki ailelerin neslindendi. O dönemde Suriye, Filistin ve Lübnan Bölgesinde ki devlet ile Mısır Devleti arasında savaşların olduğunu anlamaktayız. Yusuf As zindana atıldığı zaman kralın iki sakisi de zindana kralı zehirlemeye çalışmak yani suikast ile suçlanarak atılmıştı. Nitekim birinin masum olduğu anlaşılınca serbest kalmış öteki de ölüm cezasına çarptırılmıştır. Suikast kültürleri Sargon döneminde sonuç vermiş ve ilk imparatorluklarını Suriye, Lübnan, Filistin bölgesinde kurmuş oldular. Bugün Rusya’nın Suriye’de olması sıcak denizlere inmek için değildir. Yazının sonlarına doğru bu konu daha açık anlaşılacaktır. 2. Dünya Savaşı sırasında Filistin topraklarına sürülen Yahudiler Yakup As’ın iki eşinden olan çocuklarının soyundan gelenlerdir. İki cariyenin soyundan gelenlere dokunulmamıştır. İlk eşinden 6, cariyelerden 4 ve son eşinden 2 çocuğu olmuştur. Naramsin’in (Nemrut) 10 tane çocuğu var diye söylenir. Bunların beşi erkek beşi kadındı. 5. Kız çocuğu olan Tar'am-Agade’nin o dönemde yaşayan yüksek bir kralın kızı ya da karısı da olabileceği söylenmiştir. Yapılan kazılarda Naramsin’in mührü orada bulunduğu için kızı olarak kabul edilmiştir. Belki de bir oğlunun eşiydi. 5 erkek 4 kız çocuk kesindir. Kaynaklarda 10 çocuk yazar ama Tar'am-Agade soy ağacında gözükmez.  

 

 

Yakup As’ın iki cariyeden olan dört çocuğu ile aşılama ile dokuzların izi belki sürülebilir. Sümer ismi Amurru demektir. Türkler nasıl liderlerinin ismini devletlerine veriyorsa, onlarda tanrılarının isimlerini devletlerine veriyorlardı. Hala daha öyledir. Tarih Sümerler ile başlar denilmesi neye hizmet ettiğini düşünelim. Mohenjo Daro yani İndus, Göbeklitepe, Beyaz Çin Piramitleri Sümer’den çok eskidir. 

Hititlilere, Hattilere olan düşmanlıkları ve Hitlere dahi o ismi vermelerinin sebebi Hititler, onların ilk yükselişlerini sona erdiren Millettir. Onlar Yakup As zamanında Kutsal Kan dedikleri kişilerin taşıyıcılarıyla akraba olmuşlardır. Bu birleşmeden sonra devlet kurma gibi imtiyazları meşrulaşmış oldu. Fakat çok zaman geçmesine rağmen yine peygamberler ve kutsal insanlar yalvaçlar vs yine iki cariyenin soyundan gelmediği için bu sefer kan anadan geçer söylemini geliştirmişlerdir. Çünkü babaları birdi ama anneleri farklıydı. Bu söylem Musa As zamanından önce de vardı. Petra Bölgesi’nin doğal afetlerle yok olmasından sonra Hititler, dönemin süper gücü olan Medlerin varlığına tamamen son vermiştir. Medler yok olurken Kuzey’de Osetya Bölgesinde, Yunanistan Mora Yarımadasında ve Doğu’da Ermeni Devletlerini kurmuşlardır. Deniz güçleri olan Phoenix, Fenix, Fenikeliler de Anadolu’nun Güneyinden, Antalya’da Petra Kentinin devamı niteliğinde Patara Kentiyle Anadolu’ya çıkmışlardır. Bu noktada bir not düşmek icap etmektedir. Hititler, Medleri yok ettiği zaman Anadolu’dan Avrupa’ya bir göç olmuştur. Etrüsk Göçü diyebileceğimiz bu göç, daha sonra Atilla Han’ın etkisiyle, Rusya’nın Güneyi ve Balkanlar’da toplanan Cermen Kabilelerinin bir bölümü daha Avrupa’ya ikinci göçü yapmıştır. 

Ossian, Aşşına Asena bu isimlerin hepsi aslında dönemlerinin anlayışına göre forma girmişlerdir. Kurt formu ilk dönemleri anlatır. Sonra keçi ya da geyik dönemine girilmiştir. Bu dönem Hz. İbrahim As dönemine rast gelir. Sonra Hititler döneminde yani İlk Hunlar döneminde Aslan, ya da Ejderha formuna dönüşmüştür. Aslan ile ejderha aynı şeydir. Göktürkler ile beraber yine Kurt olmuş İsa As zamanında Geyik olmuş Hz. Muhammed SAV zamanında Aslan olmuştur. Günümüzden belki yarım asır bile sürmeyecek bir dönem için de tekrar Kurt formuna girecektir. Hatta çok çok daha erken bir zaman içinde de olabilir. Bu semboller tarihin hangi zamanında yaşandığını belli etmek içindir. Her devrin bir üstünlüğü vardır. O zamanın sembolü de en üstteki semboldür. Bunu örneklemek istersek Güneş sabahları doğudan küçük ama oldukça parlak gözükür. Örneğin bu kurt dönemi. Gündüz, öğlen vakti Geyik ya da Keçi dönemi akşam da batarken en büyük haline döner sanki koca yeleli Aslan gibi gözükür. Kurt, Keçi ve Aslan’ın aynı şey olduğunu, tarihin hangi aşamasında olduklarına da vakıf olduklarını gösteren bir sembollerdir. Hz. Muhammed SAV Efendimiz, “ben insanlığın ikindi vaktinde geldim” demiş olması Aslan formuna yani güneşin artık batarken koca dev gibi gözükmesi gibi anlamına gelmektedir. Hz. Ali Kv’ye ondan dolayı Aslan demişlerdir de Kurt dememişlerdir. Her üçü de aynı şeydir. Bizim anlattıklarımızda çok fazla tarih formları göze çarpmaktadır oysa Peygamberimiz SAV İnsanlığın diye buyurmuşlardır. Bunu “İki Doğu İki Batı” ekseninde düşünmek gerekir. Attila Han Doğudaydı ama neden Ejderha yani Aslan’ı kullandı? Cevabı Peygamberimizin döneminde olduğu içindir. Yani o insanlık tarihi döneminin batısının sembolünü kullandı Göktürkler Kurt’u kullandı o sırada öteki yerde Doğu idi. 

Sümer tabletlerinde bu bilgi şu şekilde gözükür.

 

Enki'nin gemisinin omurgası,

Saldıran kasırgaya benzeyen savaşta yenildi;

Krala karşı, geminin serenindeki sular,

Kurt gibi yutuyordu,

Enki'ye karşı, geminin ardındaki sular,

Aslan gibi vuruyordu

 

O ülkenin kodu Doğuda Kurt Batıda Aslandır. 

Napil BAZILHAN, Şveet-Ulaan Tamgalı Anıtını açıklarken Aşina’nın (Dağ Keçisi) aslında Kurt olduğunu söylemiştir. Kurt olduğunun açıklaması yukarıda yazdıklarımızdandır. Sayfa 24. 

https://docplayer.biz.tr/61477029-Turk-bengu-tasi-siveet-ulaan-damgali-aniti.html 

Alanlar (Medler) yıkılırken Osetya Bölgesine geldiklerini söylemiştik. Osetya Destanlarında Nart’lar vardır. Bunlar Tyran’lar yani yönetici sınıfından olan kişiler Osetya bölgesine gelmişlerdir. Bu bölgede Türklerden öğrendikleri Kurt Kültürünü Ossian Kültürü şeklinde kendilerininmiş gibi kabul söylemişlerdir. Bu taktik bulundukları bölgelerde ki Türklerle kaynaşma amaçlı işe yaramıştır. Buradan Hunların etkileriyle büyük bölümü Avrupa’ya Roma’ya doğru göç etmişlerdir. Nartların Destanlarına bakınız tamamen Umay Ana Kültüründen çok şey bulacaksınız. Ayrıca Hazarlar denilen Türk boylarının gerçekten Türk’mü yoksa Medlerden sonra orada yığınlaşan Alan (Arian) lar mı olduklarının araştırılması gerekmektedir. Gazali ismi aslında Hazari yani Hazar Bölgesinden gelmektedir. Hazarlar sadece Kuzey’de değildi Doğu Bölgesinde büyük bir alanda yine vardılar. Osetya ve Ermeni Bölgesi Ruslar için bundan dolayı önemlidir. Nart kelimesinin ters okunuş Tran demektir. Anlam olarak ise güçlü, kuvvetli, bilgili anlamına gelir. Ben Kafkas kökenliyim, Ben Çerkez’im diyenlere sadece Türk gözüyle bakılmamalıdır. Türk olan etnisitesini belli etmez, çok belirgin vurgu yapmaz. Türk, Atatürk’ün de dediği gibi Asya’nın ortasında da Avrupa’nın Alplerinde de Türk’tür. 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hazarlar

Hazarların etnik kökeni hakkında kesin bir kanıt olmamakla beraber bu konuda araştırma yapmış bazı SSCB'li tarihçilere göre, Kuzey Kafkasya'nın yerli halklarından biridir.

Wikipedia’da Hazarların etnik kökeni hakkında kesin bilgi olmadığı söylenmekte sadece Kafkas Bölgesinde olması dolayısıyla Türk boyu olarak kabul edilmektedir. Bizans ile olan yakın ilişkilerinden onların Bizans ile aynı kandan oldukları bağlantısı kurulabilir. 1000’li yıllarda Bizans ile ilişkilerinin bozulması ise stratejiktir. Çünkü artık Rusya o bölgede anayasası kabul edilmiş komünlerin birleşimiyle bir devlet olmaya başlamıştı. Dolayısıyla Hazarların Bizans’ı korumasına ihtiyaç kalmamıştı. Hazarların birçoğu o dönemde Avrupa’ya göçmüşlerdir.

Resmen ortaya çıkışları 626-627 yılları, yani Bizans İmparatoru Herakleios’un onlardan Sasani İran’a saldırıya geçmek için yardımcı kuvvet olarak 40 bin kişilik bir süvari birliği istemesi dolayısıyladır. Yani İran’a karşı birlikte müttefiklik ilişkisinde bulunmuşlardır. Kiev Knezliğinde çok fazla Yahudi olmuştur ve Yahudilerden akıl danışıldığı kaynaklarda geçmektedir. 

Hazarlar da, Kağanlık babadan oğula geçerdi ve kağanların Asena adlı dişi bir kurdun soyundan geldiğine inanılırdı. Hem Batı Türklerinde hem de Hazarlarda "kağan katletme" âdeti vardı. Arap tarihçi İstahrî'ye göre, kağan göreve başladıktan sonra yaşayacağı süre için bir limit belirlenirdi ve bu süre dolar dolmaz kağan öldürülürdü.

Çünkü belirli bir süreye kadar devlet kurulacaktı ve amaç Doğu Roma’yı korumak elde ettiği bütün kazanımları yeni oluşacak olan devlet Rusya’nın ilk Knez haline verecekti. 

Hazar Kağanlarının Listesinde bir tane Türk ismi bulunmamaktadır! 

http://www.turkcewiki.org/wiki/Kategori:Hazar_ka%C4%9Fanlar%C4%B1 

Ossian Kültürü’nin başlangıcını James Macpherson’un, İrlanda ve Bölgesinde ki mitleri toplayıp oluşturduğu söylenmiştir. Ossiancılık akımı birçok şairi de etkilediği söylenmiştir. Dede Korkut Hikayelerinin Avrupa versiyonu diyebiliriz. Fakat ayrıştırarak çok dikkatli analiz yapılması gerekmektedir.

 Emrah Pelvanoğlu’nun Ossianizm ve Beş Heceliller adlı çalışması. 

https://www.academia.edu/19635713/Ossianizm_ve_Be%C5%9F_Hececiler 

Makaleden; 

18. yüzyıl İskoç şairlerinden James Macpherson’un oluşturduğu Ossian miti, 19 ve 20. yüzyıldaki romantik, ulusalcı hareketleri etkilemiş ve bu etki kıta Avrupa’sından, Amerika’ya kadar birçok halkın uluslaşma sürecinde önemli izler bırakmıştır. 20. yüzyıl başındaki Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli ölçüde Ziya Gökalp’in yön verdiği ulusçu hareket, Beş Hececiler olarak adlandırılan genç şairlerin birçok şiirinde de poetik ifadesini bulmuştur. Bu makalede Beş Hececilerin ulusçu söylemiyle Batılı ulusçu hareketleri etkilemiş Ossiancılık arasında dolaylı bir ilişkinin kurulup kurulamayacağı tartışılacaktır.

Samuel Johnson, 1775 yılında yayımlanan A Journey to the Western Islands of Scotland (Batı İskoç Adalarına Bir Yolculuk) başlıklı kitabında, yaptığı bazı yerel keşiflerin Ossian’ın 3. Yüzyıldan seslenen otantik bir şair olmadığını, Macpherson’un, bulduğu bazı eski şiir ve hikâye parçalarını kendi yarattığı bir romans içinde birleştirerek böyle bir yapıt oluşturduğunu öne sürer. 

Bu makalede İskoç şairi olduğu söylenen MacPHERSİAN soyadından da anlaşılacağı gibi Pers kökenli, Asya’da ki Aşina kültürüne de vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Samuel Johnson Bu hikayelerin Macphersian tarafından toplandığı ve 3. Yüzyıla dayandırıldığı iddia edilmekte gerçeklikle bir alakasının olmadığı savunulmaktadır. Tezi hazırlayan Emrah Bey’de sonuçta bütün Britanya’da etki yapmıştır diyor. Birçok akademisyenin Johnson’u haklı olduğunu düşünmesine rağmen Bölgede Macphersian’ın daha etkili olduğu söylenmektedir. Propagandalar bu şekilde işe yararlar yani gerçek olmasa bile ya da gerçek hikayelerin içine sokuşturulmuş uydurma hikayeler her zaman bu şekilde kabul görür. Kurgulanan bir sonraki aşamaya geçilir. Bunu bir Ossian hikayesinden örneklendirelim.

https://www.kayipdunya.com/onur-suer/kelt-mitolojisi-son-fianna-ossian-1 

Burada Onur Süer bir Kelt mitolojisini anlatmakta. Bu hikayede Onur Bey anlatımı kendisinin kurguladığını belirtmekte onun için biz sadece özü yani olayı dikkate alacağız. Mitolojiye göre İrlanda veya İskoçya’da bir köyde 30 kişi bir değirmen taşını kaldırmaya çalışmaktadır ve bunu becerememektedirler. Daha sonra yelesi altın renginde bembeyaz bir ata binmiş, dev gibi ihtişamlı genç bir adamın çıkıp gelmiş. Orada ki 30 kişi bu kişi peri sanmışlar ve görmemezlikten gelip gitmesini beklemişler. Yabancı, atını köylülerin yanına doğru sürünce köylüler korkmuş ve onlara en yakın kişi olan Angus isimli bir köylüye anlamadığı dilden bir şeyler sormuş. Köylü peri sandığı kişiyi kovmak için inandığı gibi üç düğmeli gömleğini çıkarıp ters giymeye çalıştığı sırada otuz adamın yerinden oynatamadığı değirmen taşı tek hamlede yerine oturmuş ve peri yaşlı bir adama dönüşmüş. Yabancıyı köyün bilgesi sayılabilecek Onwen’e götürmüşler. Onwen yabancının bakışlarını küçükken hikayelerini dinlediği gezgin Fililerin bakışlarına benzetmiş. Yabancı konuşmaya başladığı zaman unutulmuş bir dil olan Ulster lehçesiyle konuşmuş Qnwen şaşırmış çünkü o lehçe 300 senedir konuşulmuyormuş. Onwen adını sorunca kendisinin ” Ben, Fianna klanından Finn MacCoul’un oğlu Ossian MacCoul, Erinn’nin en büyük avcısı ve Tirna nog diyarının prensesi Niau Cinn-Oir’in kocasıyım!” demiş.

 Bu rivayette doğrular vardır bir de sonradan sokuşturulmuş bilgiler vardır. Bunları ayıklayarak okumak gerekir. 30 kişi bir koddur 30 Simurg gibi. Yelesi altın renginde ki beyaz atla gelen genç Geyik kültürü yani Aşina kültürünü anlatır. Aslında yele, at, genç rivayetteki Angus’un gömleğini açmaya çalışırken çözdüğü üç düğmedir. Düğmeler açıldıktan sonra değirmen taşı yerine koyulur. Sonra birden yaşlanmıştır. Yani Aslan dönemine girmiştir. Bu mitolojide ki gerçeklerdir. Geri kalan gömleğin ters giyilmesi, (hurafe) Onwen’e gidilmesi o bölgede uyanış yaratmak için yapılan hamle, Fililer yani gezginler kendilerine göre o kutsal davayı güden erlerdir. Ulster Lehçesi Dragon yani ejderha kültürüne onlar için ilk kentlerine vurgudur. Yani Suriye Bölgesi Sargon dönemi. 300 yıl propagandanın yenilenmesi demektir. Kuran’da ki mealen “üç yüzyıl uyudular sonra ona dokuz eklediler” sözünün kodudur. Fianna Phoenix demektir yani Fenix’ten gelir. Fianna isim olarak kullanıldığında seçilmiş olan Alfa demektir. İlk dönemde Kurt kültürü sonradan Ossian kültürü olmuş burada da Geyik formuna Ossian deniliyor. Erinn, Arian yani Aryan halkı demektir. Tirna-nog, Gençlik ülkesi anlamında yani ilk ülkeler ilk şehirler, genç şehir anlamının yanı sıra, vaat edilen topraklar demektir.

Niau Cinn-Oir, Niamh veya Niam, Altın Saçlı Niamh demektir. Üstteki destanda hatırlarsa Ossian, olarak gözükmüştü altın saçlı genç formundaydı. Bu konuları Oktan Abi, Okyay’ın hikayesinde çok işlediği için oralara bakmanızı tavsiye ederim.

Bu destanlar içinde yöntemleri de gösterir. Fenian Döngüsü denen Donma, (durgunluk) panik ve orta yol gibi tez, antitez ve sentez şeklinde kodları barındırır. Hikayede altın saçlı adam gelince onu görmüyormuş gibi yapmaları donma, genç adamın onlara doğru geldiğini görünce panik, sonunda yaşlı bir adam şeklinde görünmesi ve Onwen’e götürülmesi ve Ossian’ın siz kendinizi unuttunuz aslında busunuz gibi yeni başlangıca yönlendirmesi orta yol şeklinde düşünülmelidir. Sadece destanlarda değil gündelik kullandığımız dilde de birçok oynamalar yapılmıştır. Mesela argo bir kelime gibi gözüken “Ulan” kelimesi Karadeniz Bölgesinde hala kullanılmaktadır. Kocasının, karısına hitap ettiği bu kelime “Ulu Ana” demektir. Yine buna mukabil karısının, kocasına hitap ettiği “Ula” kelimesi ise “Ulu Ağa” demektir. Fakat dil üzerinde yapılan manipülasyonlar neticesinde incelik, kibarlık ve sevgi barındıran bu kelimeler argo kategorisine bilinçli sokulmuştur. Belki de öteki kullanılan küfürler de çok ciddi önemli bir şeyler olabilirler. Onun için küfürden uzak durmak gerekir ve de derinlemesine ne olabilir diye de düşünmek gerekebilir. 

Kral Arthur hikayesinde Büyücü Merlin’in ismi Emrys idi. Emrys, Gılgamış Destanında ki en büyük tanrıça olan Amurru’nun ismidir. Fakat çeviri de o isim Aruru olarak çevrilmiştir. Yukarıda ki haritaya bakarsak Halep bölgesinin ismine Amurru olarak isimlendirdikleri sonra Türkler orayı tekrar alınca eski ismi olan Ebla, Alep yani Halep olarak eski ismini vermişlerdir. Elif, Kurt demektir. Emrys, Kurdun oğlu anlamında kullanılmıştır. Keza dizi de de annesi onu başka bir yerde doğurmuştur.  

 

Birinci resim Sümer’de ki An diye bilinen Tanrı ikincisi ise Astarte, İştar diye bilinen tanrıçadır. Bu steller imparatorluk ve devlet armalarıdır. An imparatorluğu temsil etmektedir. Elinde ki üç ok devamı niteliğinde olacak üç oku gösterir. Üzerine bastığı tek boynuzlu ikon Batıyı göstermektedir. İştar ayağında Aslan Batıyı işaret etmektedir. Zaman olarak Doğu zamanına denk gelen zaman diliminde Aslan dönemin son, yani kurulacak ilk devletini simgeler. Devletin Doğu’da olması fark etmez batıya gidilmeyi işaret etmektedir. İki arma da birleşmiş devletlerin olduğunu ve koloni mantığının hakimiyetini gösterir. İkisi de tek başlı Kartalı sembolize eder ve ikisinin de başı Batıya bakmaktadır. 

Mitoloji de Anake ve Hekate aynı şeyi anlatırlar. Bunların yaratılış felsefesi yanında aynı zamanda döngü, süreç kodlarıdır. Ossian kültüründe de, Mitolojik Döngü, Ulster Döngüsü, Fenian Döngüsü ve Tarihí Döngü şeklinde 4 zaman kodu işlenmiştir. Ossian kültüründe İnternet aramalarında olan kaynaklardan doğrusu pek anlaşılamamaktadır. Zaman mefhumu işlenmemiş sadece olaylar üzerinde durulmuştur. Aslında üç döngü vardır. Tarihi döngü, üç döngünün kemale erdikten sonra yeniden kendini tekrarlamasıdır. 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,6443 ilgili yazıdan; 

Oğuz Kağan, bundan sonra bir gergedanın ormana musallat olup hayvanları ve insanları tehdit ettiği için gergedanı öldürmeye karar verdiğini görüyoruz. Bunun için önce bir Geyik avlıyor ve gergedan onu yiyor. Daha sonra sevdiği Ayı’yı ağaca bağlıyor ve gergedan onu da yiyor en sonunda Kendisi gergedanın karşısına çıkıyor. O en çok sevdiği Ayı’yı alınca gergedan;

 Artık bu durum onu can evinden vurmuştu,

Ağaca kendi gelip, tam altında durmuştu.

Gergedan geldiğinde, Oğuzu görüp durdu,

Oğuzun kalkanına gelip bir baş vurdu.

 

Kargıyla gergedanın, başına vurdu Oğuz,

Öldürüp gergedanı, kurtardı yurdu Oğuz.

Keserek kılıcıyla, hemen başını aldı,

Döndü gitti evine, iline haber saldı.

 

Geyik, Ayı ve İnsan koduyla üç dönemin olduğu anlatılmıştır.

 

Batı Romanın Kuruluşu ve Doğu Roma’nın Misyonu. 

Ugarit Devleti MÖ. 2300 yılında yıkıldığı zaman birinci Etrüsk göçü gerçekleştiğini belirtmiştik. O dönemde Batı Roma Devletinin ilk yapı taşları kurulmuştur. MÖ. 753 yılına kadar Etrüsk egemenliğinde kalmış daha sonra 509 yılına kadar Romus’un kurmuş olduğu krallık diye bilinir. Krallık dönemini Rusya’nın Çarlığa geçtiği dönem gibi düşünmek gerekir. Bu zaman arasında ilk komünler kurulmuş insanları Roma’nın kalkınması için kullanmışlardır. 509 yılında Roma soyluları artık güçlendikleri zaman krala karşı halkı ayaklandırmış ve Cumhuriyet’i getirmişlerdir. Bu dönemde iki halkın Roma’da etkin olduğunu anlamaktayız. Cumhuriyetle birlikte Roma’nın eski zenginleri olan patricilere karşı plebler kullanılmış ve kanunlar eski patricilerin aleyhine kullanılarak yeni bir zengin sınıf meydana getirilmiştir. Burada patriciler yani eski derebeyleri Roma’yı kalkındırmak için kullanılmış sonra da plebler kullanılarak gözden düşürülmüştür. Bu taktik Ortaçağ’da Burjuva sınıfı ile Krallar arasında kullanıldığı şeklin aynısıdır. Particilere tanınan ayrıcalıklar kalkınca pleblerle aynı konuma düşmüşlerdir. Cumhuriyet dönemi Amerika’nın ve Rusya’nın yönetim anlayışı gibi düşünülmeli. Daha sonra MÖ. 44’te Sezar kendini imparator ilan etmiş ve tek adamlılık dönemi başlamıştır. Bugünlerde Rusya’nın kanun olarak getirmek istediği yapı bu yapıdır. Roma bu noktaya gelirken tarihin bize söylediği gibi kahramanca savaşlar neticesinde değil zaten kan bağıyla birbirine bağlı ailelerin ittifaklarıyla daha büyük ordular kurup Dünya’yı sömürme hareketi olarak görülmelidir. Roma’nın yıkılması için hiçbir sebep yoktu ve tarihçiler hiçbir şekilde bu yıkılışı açıklayamamaktadırlar. Aslında Roma’nın gücü kullanılarak bütün anakaralara yayılınmış, bütün kaynakları ele geçirilmiş, bölüşümün paylaşılmaması için artık bölünme gerçekleştirilmiştir. Romanın çok büyük bir ülke olacağı biliniyordu. Bunu anlayan Fenikeliler, Kartacalı Hannibal ile Pön savaşlarını başlatmışlar fakat başarılı olamamışlardır. Ya da olmamıştır. 

Batı Roma’yı kuran iki kardeş Romus ve Romulus değildir. Bunların ikisi Romus ve Romulus rumuzunu kullanmışlardır. Bu isimler yukarıda belirttiğimiz gibi Sargon’un iki çocuğu, Romis ve Manistu ismidir. Bu iki ismin baş harfleri kullanılarak Roma denilmiştir. Aslında kökeninde Amurru tanrılarının isminin baş harfleriydi. Çünkü bu aile ülkelerine tanrılarının isimlerini veriyorlardı. Deniz güçlerini Phonix, Fenix yani Fenikeliler oluşturuyordu. Daha sonra Doğu Roma Dünyasında isimlerine Knez’den Ceneviz denilmiştir. 

MÖ. 600’lü yıllarda Hitit Devleti en küçük sınırlarına kadar gerilemiştir. Bu sırada Balkanlardan gelen Roma devletleri Anadolu’ya yayılmış, Türk birliği (O dönem ki isimleri Barbarossa) bozulmuş bir şekilde Pers’ler kolonileri birleştirerek büyük bir imparatorluk kurmuşlardır. Arianlar, Osetya Bölgesinden iki kola ayrıldıkları zaman Biri Mora yarım adası olmak üzere Makedonya civarında, öteki ise İran bölgesinde Pers denilen bölgede iki kola ayrılmışlardı. Bu dönemin süper gücü yeni gücü Yeni Asur İmparatorluğu idi. Oralarda atılan tohumların büyümesine bu imparatorluk katkıda bulunmuştur. Sonra kendi yerini Perslere bırakarak bir nevi bayrak yarışı yapılmıştır. MÖ 555’li yıllarda Pers İmparatorluğu Anadolu’yu tamamen egemenliği altına almış çekilirken artık Batıdan gelen göç ile Anadolu’da Roma Beylikleri dönemi başlamıştır. Hitit devletinin çözülmesi MÖ. 1300’lerden başlamıştır. Roma Beyliklerinin ortaya çıkması ve güçlenmesini sağlayan Perslerdir. Tarihte Romalılarla Perslerin savaşları meşhurdur aslında halkı kırdırmak içindi bunlar. Çünkü Devletlerin yöneticileri aynı zümreden insanlardı. Fenikeliler ile Roma’yı ele geçirmeye çalışanlar aynı kişilerdi. Roma’da yönetimde bulunmuşlardır fakat tam anlamıyla ele geçirememişlerdir. Roma’nın hiçbir önemi kalmayınca 495 yılında eyaletler başkaldırmış ve Roma yok edilmiştir. 

Roma’yı ele geçirmeye çalışan Fenikeliler Petra Antik kenti yıkıldıktan sonra Antalya’da Parata isminde yeni bir koloni kurmuşlardır. Bu Devlete Yunanca likia, lisia ismi verilmiştir. Bu devletlerin geçmişleri daha eski olabilir fakat o dönem bu noktalar seçilmiştir. Doğusunda ki Devletlerine de Kilikya demişlerdir. Likya ismi Likçe’de, Trm̃misa yani Tramisu şeklindedir. Kilikya ise Mopsuestia şeklindedir. Bu isimler Sargon’un iki çocuğunun ismi olan, Romis ve Manistu’dur. Likya’nın ve Kilikya’nın bağlı olduğu loncalardaki eyaletlerin hepsi akrabadır. Anadolu’da ki Roma Eyaletleri aslında Anadolu’da yaşayan Türklerin birlik olmasını engellemek içindi. Ne zaman eyaletler güçsüzleşmeye başladı o zaman Persler gelip ülkeyi yozlaştırmıştır. Onlar zayıflamış sonra Büyük İskender gelmiş yine aynı şekilde birliğin önünün alınması engellenmiştir. İskender’in Büyük olduğu söylenir oysaki Perslerle akrabaydı savaştığı yerler halkı istikrarsızlaştırmak için yapılmıştı. Perslerin ülkesini çok kısa bir zamanda ele geçirmesi yönetimlerin hepsinin akraba olmasındandı. Sadece Sur Bölgesini yedi aylık bir kuşatma neticesinde ele geçirebilmiştir. Sur Bölgesi Türklerin yoğunluğu olan bölgeydi. Fatih İstanbul’u iki ay bile sürmeyen bir zamanda ele geçirmiştir. Likya ayrıca Dişi Kurt demektir.  

 

 

1. resim https://en.wikipedia.org/wiki/Achaea#History

2. resim https://en.wikipedia.org/wiki/Laconia 

Sümer’de beş kentle başlanmıştır demiştik. Mora’ya geldikleri zaman önce birinci resimde ki Akhaia yani Akha dedikleri beş beylikten oluşan derebeylik oluşturmuşlardır. Bunlar, Aigialeia, Erymanthos, Kalavryta, Patras (Patra), Batı Achaea şeklinde ilk yerleşim yerleridir. Bunların güvenlikleri tamamlandıktan sonra bu şekilde beş şeklinde ilerlenir. Mora yarımadası yedi parçaya bölünerek ele geçmiştir. Bu resimler MÖ. 280 yılında ki sıçrayıştır. MS 2. Yüzyılda Romalılar Makedonyalıları yenmesinden sonra Bu ligin önü daha da açılmıştır 2. Yüzyıla kadar Kartacalılara (Fenike) bağlı olarak kalmış daha sonra Kartaca’yı da yenerek bağımsız bir devlet olmuştur. Bu bir devlet oluşturma taktiğiydi sonunda yenilip özgürlüğü kazanması danışıklı döğüştür. Yukarda Ossian Kültürünü bahsederken anlattığımız Fenian döngüsü bu 300 yıllık dönemdir. Mora’nın ismi Amor tanrısında gelir tersten Roma’dır yani Romis’tir. Kurdun aşkı, şefkati demektir.

MÖ.2300 yıllarında birinci Etrüsk göçünde Türkler, Anadolu’da Hititlerin koruması altında Roma Bölgesinde kabilelerini oluşturup güçlenmişlerdi. MÖ. 1300’lere gelince Anadolu’da ki Roma, Arian ve Fenike kabileleri lonca sistemiyle oldukça güçlenmeye başlamışlardı. Homeros’un anlattığı isyan Troya Bölgesinde ki İlion’da olmuştur. Amaç Hititleri zayıflatıp eyaletleri bağımsızlaştırmaktı ve Roma’ya hakim olmaktı. Hititler olduğu sürece bu olmayacağı için, Homeros’un İlyadasında anlattığı kadarıyla Paris Trakya Bölgesinin uç beyiydi. Hektor, Truva Bölgesinin Beyiydi. Truva, 350 belediyenin bağlı olduğu büyük bir eyaletti. Yukarıda Mora yarımadası yedi tane belediye bir komün, derebeyi ya da prenslik demekti. Bunun gibi 50 prensliğin bağlı olduğu büyük bir eyaletti. Onun için top yekün Anadolu’da ki milletler bu savaşa katılmak zorunda kalmışlardı. Savaşa katılanların hepsi liyakatli değildi. Savaşı planlayanlar Paris ile İda dağında yani Yunanistan’da ki Olimpos Dağında ona Asya’nın ve Avrupa’nın büyük imparatorluğunu vaat etmişlerdir. Paris bu anlaşmayı kabul etmiştir ve kendisine üç bölge (Afrodit, Artemis, Hera) gösterilmiş birine saldırması istenmiştir. O, Kartaca’nın yani Fenike’nin bir sömürgesi olan Lakedamion yani Arnavutluk civarına saldırmıştır. Paris’in Helen’i kaçırması o bölgeyi ele geçirmesi demektir. Sonra ittifaklar kurulmuştur ve Hektor Kahramanca savaşmış kalleşçe kendi safında ki biri tarafından vurulmuştur. Eğer Hektor başa geçebilseydi Anadolu Birliğini kurma ve oğlunun da Roma’yı birlik haline getirme tehlikesi vardı. Babası lüks ve sefa içinde gözü dönmüş, hiçbir şeyi görebilecek durumda değildi. Hektor, Tros, Toros’tan gelmektedir. Yani Seruk, Ugarit, Türk, İbrahim Milletindendi. Bu savaştan sonra krallık yine Dardanos soyundan gelen kukla olan birine geçmiştir. Priamus’un Krallığı bitmiş oldu. Fatih Sultan Mehmet Han’ın “Öcünü aldık” ve Atatürk’ün dediği “İntikamını aldık” sözü bundan söylenmiştir. Savaştan sonra Aineias isminde bir yiğit, kraliyet nişanını (Palladion) ve babasını sırtına alarak İtalya’da Roma’nın kurulmasına öncülük etmişlerdir. Aineias, Hektor ile amca çocuklarıdır. Roma’ya olan ikinci göç MÖ 1300’lü yıllarda Hitit Devletinin Büyümesi için gölge ettiği Troya Savaşından sonra olmuştur. Kraliyet nişanı görev armasıydı. Çift başlı Kartal sembolü bu şekilde Roma’ya gitmiştir. Troya’nın sembolü Kartal’dı yani Anakurt, Çift başlı kartal kurucu olmadığını, yeminli, bağlı ardıl olduğunu anlatır. Yani Osmanlı Döneminde ki gibi Köprülüler gibi bir köprü görevi görülmesidir. Soydan gelmek şart değildir.  

 

 

Yüzüklerin Efendisi İki kule filminde Truva’da ki Kral Priamos, Kral Theoden olarak gösterilmiştir. Oğlu Theodred ise Hektor idi. Rohan Kenti, Truva, İlion kentiydi. Rohan, Eleanora, kelimesinin köküdür. Kurt ile sembolize edilmiştir. Elli Kurt’un başı demektir. Yukarda bahsettiğimiz 50 prensliğin bağlı olduğunu gösterir. İlion’un bir ismi de İlias demektir. Kurdun eli, elli Kurt anlamına gelir. Bu ilyada Destanında Priamos’un eşinin söylediği 50 çocuğun bağlı olması ile sembolize edilmiştir. 19’unu ben doğurdum demesi aynı soydan gelen 19 boyu anlatır. Bunu Deruni Devlet Kutsal Halı Kitabında Oktan Abi Krallara bağlı 50 kişi ile kodlamıştı. Hektor ismi, Ostrogot isminin de isim babasıdır. 

Batı Roma yıkıldığı zaman bu şekilde devletçiklere bölünmüştür. Bu bölgeler aslında Büyük Roma’yı oluşturan eyaletler birliğini de gösterir. Ayrıldıkları zaman herkes kendi bölgesine geçmiştir. Aineias, Kraliyet nişanlarını aldığı zaman Tiber Nehri kenarında, bugünkü Roma’nın kalbi diyebileceğimiz yerde ilk devletlerini kurarlar. Bu kurucu devlet olması için sadece nişanlar yeterli değildir bir de kurucu soy gerekmektedir. Aineias’ın omzunda taşıdığı babası, aslında savaştan kaçırdığı Hektor’un oğluydu. Türklerde Baba devleti simgeler. Barbarossa veya Urzubarba’da Kurt Baba demektir. Eski Etrüsk Mezar taşında Bu Kurdun yaşatılmaya çalışılan izlerini görebiliriz. Oktan Abi’nin bizlere ilk kez söylediği Urbarra ismi Gök Kurt demektir. Gök devlet, Göktürk gibi. Hıristiyanların Göklerin Krallığı kavramının çıkış yeri burasıdır. İki çocuk yoktur tek çocuktur kurucu. Beş memeden süt emmesi yukarda anlattığımız beş belediye kurulması manasındadır.  

 

Roma dağıldığı zaman sadece Ostrogothlar İtalya ve Balkanlar bölgesinde kalmıştır. Çünkü Roma’nın ve İtalya’nın kurucusu onlardı. Ostrogoth kelimesi Kıyı Türkleri, alçak bölgelerde yaşayan Türkler anlamına gelir. Daha doğrusu sadece Gothlar vardır. Ost sözü Doğu demektir. Doğu Gothları, Vizigothlar ise Batı Gotları demektir. Goth sözü Ghetti (Hitit) Ugarit, Seruk, İbrahim Milleti idi. Trabzon Bölgesinde bir şey anlatıldığı zaman karşısındaki anlamazsa Kot kafalı neyi anlamıyorsun derler. Kot, düz demektir. Bozkır halkının düzlüklerde yaşaması gibi. Türklerin Nehirlerin kenarlarını tercih etmelerinden gelen bir sözdür. Gothlar ikiye ayrıldığı zaman Doğuda Ostrogot batıda ise kurucu devlet olarak Vizigoth olarak ayrılmışlardır. Endülüs Emevi devletinin köklerini Vizigothlar oluşturmuştur. Ostrogotlar ise Kırım’a kadar bir alana yayılıp, Vizigothların büyümesi için kapıyı tutmuşlardır. Fenikeliler Roma’ya hakim olmak için MÖ.264-146 yılları arasında Pön Savaşlarını tertiplemişlerdir. Hannibal komutasında ki savaşlarda başarı kaydedilemeyince Mora yarımadasından, Yunanistan, Makedonya Bölgesine kadar bir bölgeye yayılmaya başlamışlardır. Hannibal kuşkusuz büyük bir komutandı. Denizde güçlü donanmaları olmasına rağmen karadan gitmiştir. Bütün yapılmaması gerekenleri yapmış, başarı sağlanamamış Roma’ya 500 sene daha nefes aldırmıştır. MS 300’lü yıllarda artık Roma eski gücünü kaybetmeye başlamıştı. Hunlar Attila Han ile Gotların da yardımıyla birlikte Roma’ya girmiş ve Kutsal Emanetlerle birlikte devlet nişanlarını almıştır.  

  

Böyle olduğunu Oktan Abi “Ayasofya’nın Temeli” isimli makalesinde paylaşmıştı.

 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,3373 

Yaklaşık 100 yüzyıl sonra Roma İmparatorluğunu oluşturan devletler kendi bölgelerinde yönetimlerine devlet bazında devam etmişlerdir. Roma, Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmıştır. Roma’yı oluşturan devletlerinde ayrılması söz konusudur Batı Roma bunlardan biriydi. Anadolu eyaletlere bölünmüştü ve Doğu Roma bunların üzerine hakim olup kurucu devlet olarak Konstantin zamanında devletini kurmuştu. Roma’nın ittifakındaydı. Bizans İmparatoru 1. Justinianus Roma’nın siyasi istikrarsızlığından yararlanarak Roma’ya savaş açmış ve toprakları ele geçirmiştir. Roma’nın özelliği hem kurucu devlet, ardıllığı hem de yeminli hükümdarlığı da içinde bulunduruyordu. Yukarıda bahsettiğimiz Köprülüler Dönemi gibi. Onun için Roma’dan ayrılan bütün Milletler Çift Başlı Kartal Sembolünü kullanmışlardır. Yani Roma’nın devamcılarıyız demek istemişler bu şekilde varlıklarını bir nevi meşrulaştırmışlardır. Örneğin, Roma Güneydeydi biz Kuzey koluyuz, öteki batı kolu, öteki doğu kolu gibi. Bizans’a 1. Justinianus’la beraber Çift Başlı Kartal Sembolü de bu şekilde gitmiştir. Fakat kurucu oldukları için bu sembolü 9. Yüzyılda Papa, Karolenj Ailesinden Şarlman’ın Roma’nın varisi olarak İmparator ilan etmesi üzerine unvanın Bizans’tan oraya geçmesi sonrasında Çift Başlı Kartal sembolünü kullanmışlardır.  

 

 Bizans’ın kullandığı imparatorluk sembolü üstteki işaretti. Ortada ki P kartalın başıdır X ise kanatlarıdır. Bu sembol Kartalı resmeder. Ayrıca PhoniX demektir. Fenike anlamını taşır. Daha sonra Kartal sembolünü Karolenj İmparatorluğu kullanmıştır. Doğu Roma 3. Mihail dönemine kadar 840’lı yıllara kadar normal seyrinde ilerlemiştir. Makedonya hanedanından 1. Basileios, 3. Mihail’e suikast düzenler ve Sezar olarak başa geçer. Bizans, Hazarlar ve Avrupa’da ki Vandallar ile birlikte artık Rusya’nın güçlenmesi için bir köprü oluşturacaktır. 

Batı Roma yıkıldığı zaman onu oluşturan devletler Ulus-devlet şeklinde kendi bölgelerine çekildi demiştik. Bunlar içinde Burgundlar Polonya-Slovakya arasında bir bölgeye yerleşmiştir. Afrika ve sardunya adasına yerleşen Vandallar ile Burgundlar aynı sülaledendir. Belki de iki kardeştir. Nitekim Vandalların kurucusunun adı Gunthamund’tur. Bu iki kardeş Kuzey ve Güney olmak üzere çift başlı kartal gibi ikiye ayrılmışlardır. Burgundlar daha sonra Slav yani Vlad’lar olarak tarih sahnesinde gözükecektir. Rusya’nın ilk kökeni bu aileye dayanmaktadır. 862 yılında Ladoga ve daha sonra Yeni Şehir anlamına gelen Novgorod Knezliğini kurmuştur. Bu dönem ayrıca Bizans’ta ki Makedon Hanedanı Basilios’un 3. Mihail’e darbe yapıp devleti ele geçirdiği dönemdir. Bu dönemden sonra Bizans’la ilişkileri en üst düzeyde olmuş olduğunu Eski Rus Kroniklerinden anlamaktayız. 

https://en.wikipedia.org/wiki/Primary_Chronicle

 Rurik, Bölgeye gelip ilk kentlerini kurduktan sonra, iki kardeşinin Sineus ve Truvor’un geldiği yazılıdır. Sineus (Mavi Yılan) hane halkı yani kardeşi, Truvor ise sadık yani(Kurt) olduğunu ve bölgenin orijinal isminin Varangian olduğu yazılmaktadır. Varangian isminden de anlaşılacağı gibi Vikingler demektir. Yine kroniklerde 862 yılında Novgorot Knezliğinde Fin ve Slav kabilelerinin Varang’lara yani Vikinglere isyan etmiş olduğu yazılıdır. Vikingler’in egemenlik alanları Batı Rusya’dan Kuzey Karadeniz’e kadar olan alan içinde olduğunu da buradan öğrenmekteyiz. Roma’yı yakan barbarlar dedikleri kişiler derken bunlar kastediliyordu fakat gerçeği devletler bağımsızlık istediği için olmuştu. Vikingleri o bölgelerden atmak için Bizans, Hazarlarla birlikte hareket etmiş Vikinglerin büyük tehdit olmadığı dönemde de Hazar devletine son vermişlerdir. Bu zaman zarfında Rurik ile ticaretini aynı zamanda yapmıştır. 

 

 Sineus, (Mavi yılan) aynı soyu ifade eder mavi yılan Konstantin döneminde Bizans’ın sembolüydü. Mavi kan olgusunu insanlık zihnine sokanlar bunlardır. Rurik’le aynı soydan geldikleri anlaşılmaktadır. Onlar Moskova Knezliğine yerleşmişlerdir.

Truvor ise(Sadık) Galler Bölgesinden gelmişti anlamı Kurt demektir. Daha sonra Ejder armasına dönecektir. Izgoi yani 1. İgor sadık olandı. İngiltere’nin Liverpool Kentinde etkiliydiler. Hane halkı kategorisine girmiyorlardı çünkü kurucu beş kardeşten değillerdi. Sonra ki kuşaktan aşılamadan geliyorlardı. Eksik halka İsa AS’ın soyuyla kaynaşıp son halkaya eklenmek istenmesidir. Onun için mavi kan efsanesi doğmuştur. 

Sikkede ki üç noktanın ilki beşi sembolize eder, sonra ki çift başlı kartal gibi ve sondaki de aynı şekildir. Toplam Dokuzdur. 

Saint Petersburg, Rusya’nın başkenti idi. Petersburg ilk kent anlamında Kentlerin babası anlamına gelmektedir. Bu isimde haritada ki Burgundlardan gelir. Bu kelime de ataları olan Gundobad’dan gelir.

Çok kaba olarak anlatmak gerekirse Rurik, Novgorot’u kendi prenslerine bırakmıştır. Kiev Knezliği 1. İgor ile başlamış Romanov hanedanına kadar ittifakı bu aile yürütmüştür. Romanov’lar, Bolşevik ihtilaline kadar devam etmiştir. Sovyetler kurulunca Kutsal İttifak adıyla Lenin yani Rurik hanedanıyla devam etmiştir. Lenin’in getirilmesi uzlaşmak içindir. Moskova Hanedanı ile Kiev Hanedanının rekabetinde bir ortayol gibi düşünmek gerekir. Nitekim Stalin döneminde yine Kiev hanedanına devrolmuştur. Bu şekilde el değiştirerek günümüze kadar gelmiştir. Burada bir not düşmek gerekir. Kiev Misyonu, Romanov Misyonuyla bir rekabet halindedir. Rurik ile Romanovlar akrabaydı. Bugün Putin ile Ukrayna rekabetini bu gözle görmek gerekir. Kırım’ın Ukrayna’dan alınması, İngiltere’nin Avrupa’yı ayaklandırarak Ukrayna’yı Federasyondan koparması bitecek olan Putin Döneminde Ukrayna’yı kurtarmak ya da kotarmak içindir. Putin’de bunun farkındadır demek istediği şey eğer dediklerimi yapmazsanız giderken hepinizi götürürüm. Gerçi bunu yapamaz ama tehdit yabana atılır gibi değildir. 

Knez krallık anlamına gelir. Yukarda bahsettiğimiz Mora yarımadasını anlatırken beş belediye ile başlanılır sonra o yedi taneye ulaşınca Prenslik olur. Komünizmle yönetilir. 

Rusya isminin Rossiyskaya Federatsiya isminden geldiği söylenmiştir. Russkaya Pravda, Rusya Adalet kanununun Bizans’tan alınarak uygulanmasıdır. Russkaya’da ki harflerin Bizans ve Rurik hanedanının birleştirilmiş hali gibi anlatılır. Yasalar kendi döneminde devletin ne şekilde yönetileceğinin belirlenmesi üzerine uygulanmıştır. Prestroyka döneminde artık Kapitalizm benimseneceği için bütün yapı değiştirilmiştir. Rurik, Yuri Gagarin gibi Yuri demektir. Rossia ismi Ossian kültüründen geldiği anlaşılmaktadır. Başında ki R harfi Bear yani Ayı’nın sembolüdür. Aynı şekilde Amerika’da Usa olarak yine aynı aileler tarafından kurulmuştur. Amerika ismi Amurru’dan yani Amor Tanrısından gelmektedir. Rusya, Kiev Hanedanlığının baskınlığıyla Ossian kültürü yani Kurt kültürü ağır basmıştır. İkisi de Kurt demektir ama biri kurttur öteki Kurdun aşkı, sevgisi yani çocuğu demektir. Rimus ve Manistu’nun anlamı gibi. Rusya’nın kuruluş aşamaları ve bugüne gelişi incelendiğinde Dünya Sahnesinden birçok kesitin Rusya’nın iç yapısında görmek mümkündür. İngiltere, Amerika, İsrail, Avrupa sürekli güç alanı oluşturmaya çalışmaktadırlar. 

Bütün bu anlatılardan baktığımız zaman bugün dünyamızda, Trump’ın gelir gelmez Amerika’nın, Transatlantik Yatırım ve Ticaret Anlaşmasını (TTIP) iptal etmesi, Asya ve Avrupa pazarının domine edilmesi için, Huawei’nin Amerika ile olan savaşı neticesinin sonuç verip, Çin’in Rusya ve Almanya ile 5G anlaşması yapması, yani ana sermayenin artık Çin olduğunun empoze edilmesi ve kabul ettirilmesi demektir. Kapitalizmin yani sermayenin kalbinin artık Çin’de atacağını, geçiş zamanında Rusya’nın liderliğinde Çin’e nefes aldırma olacağını gösterir. Bu sistemde Rusya’nın 2030 yılına kadar Avrupa’nın aynı Komünizm döneminde olduğu gibi Rusya’ya bağlanacağı, üretimin ve gelişimin kısıtlanacağı bir dönem olacağı anlaşılabilir. Arap liginde ki ülkelerin duruşlarından, Mısır’ın İsrail’le neredeyse aynı şekilde hareket etmesi, Suudi Arabistan’ın İsrail’le çıkarlarının Kapitalizm kanalıyla örtüşmesi, Bae’nin İsrail’in sözünden çıkmaması, Suriye’nin Rusya kanalıyla yine İsrail’e yakınlaşması sonuç olarak İsrail’i çevreleyen ülkelerin belirli bir standarda yaklaştırılması orada bir öbekleşmeyi gösteriyor.  Bunun sonunun ittifak ve Büyük İsrail adında bir oluşum olarak çıkarmak isteyecekleri de açıktır. Zaten Rusya’nın Avrupa’yı susturarak buna ön açma yanında Çin’e yol verilmesi de yine bu oluşuma katkı içindir. Keza Virüs’ün en çok görüldüğü ve etkilediği ülkeler Çin ile stratejik olarak ortak hareket edeceklerdir. İsrail’in bayrağına Davut yıldızı denilen yıldız aslında Yukarıda gösterdiğimiz Anu ile İştar’ın stelinde ki Sağ eldeki üç ok ve sol eldeki üç oktur. Kurucudur yani 2048’e kadar kurulması hedeflenmiştir. Rusya ve Çin ne pahasına olursa olsun bunun için uğraşacaklardır. Suriyelilerin Türkiye’ye göç ettirilmesi meselesi yukarıda anlattığımız göç politikaları ekseninde düşünülmesi gerekir. Göçlerle eyaletler meydana getirilmiş ve aynı soydan olan halkların birleştirilmesiyle topraklar elde edilmiştir. Bugün bazı stratejistlerimiz Suriyelilerin gelmesini olumlu karşılamakta ve Suriye’de ki halkla köprü kuracağı tezini ortaya atmışlardır. Fakat tarihi deneyimler hiçbir zaman öyle bir şeyin olmadığını aksine gidilen ülkelerin zarar gördüğünü göstermektedir. Tampon bölge yapmak istememelerini ve bir ay daha virüs nedeniyle hareket edilmemesi bizim aleyhimize bir durumdur. Rusya’nın bugün Hatay bizimdir demesi tarihi sömürgeliklerini tekrar alıp İsrail’e alan açmak istemesi içindir. Günümüzde virüs nedeniyle evlere kapatılıp panik havası, sonrası yeni sistemin alt yapısına uyumluluk gösterilmesi içindir. Yeni sistemi Oktan Abi’nin anlattığı Put evler, Akıllı şehirler, Işık evlerin alt yapısı ve bunla birlikte sağlık alanında insanla makine, transhuman başlıklarıyla düşünülmesi gerekir. Dünya’da olup bitenleri Trump’ın söylediklerinden, Amerika’nın, Rusya’nın, Putin’in hareket tarzından tam anlamıyla anlayamayız. Tarih ve deneyimler bize fener olacak, yolumuzu aydınlatacaktır.  

 

 Kayı Boyu Tamgası Beş (Baş) kodunun en az 20.000 senelik hafızasıdır. 

Kadir Sevencan 



Bu haber 5,760 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    13,744 µs