En Sıcak Konular

Evren Hapishanesi ve Zaman

3 Mayıs 2021 15:43 tsi
Evren Hapishanesi ve Zaman Evren Hapishanesi ve Zaman

Kağanım, kıymetli atabeyim, sayın Oktan KELEŞ yayınlanan Atasagun-2 konulu yazısında ve diğer çalışmalarında bizlere öğrettiği ‘’ ZAMAN ‘’ kavramı ve oluşturulan evren hapisanesi bahsiyle yaşam sürülen yer hakkında bizleri her zaman olduğu  gibi yine bir seyre çıkardılar. İşin , oluşun en başına kadar götürdüler hayretler içersinde.( https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8416 ) Bu yazımızda Tenet filminde geçen kavramlar ve işaretler üzerinden yapmış olduğum çıkarımlar ve bu tespitlerden oluşturmaya çalıştığım hipotezi sizlere aktarmaya çalışacağım himmetleri ile.

Filmin yönetmeni Cristopher NOLAN. Bu yönetmenin diğer filmlerinde de görüldüğü gibi filmlerinde zamanı ve zamanla ilgili değişik bakış açılarını işlemiş. Sinemanın kitlelere ulaşma kabiliyeti bilinen bir gerçek artık çağımızda. Kitlelerin kabullerini değiştirme, başka yönlere kanalize etme ve en önemliside satır aralarındaki kadim plan ve projeler. ( İnterstellar, Memento gibi filmleri) Konuya yavaştan girelim.

Filmin adı : TENET. İlk farkettiğimiz, kelimenin bir Palindrom olduğu.  Palindrom:  Tersten okunuşu da aynı olan cümle, sözcük ve sayılara denilmektedir. Nolan’ ın filmine seçtiği isim olan TENET kelimesi tarihte bilinen en eski palindromu içeren ‘’ SATOR KARESİ ‘’ de geçmekte.

                                                  SATOR Karesi

                                                                           

Sator Karesi; Sator kare (ya da Rotas kare ) bir iki boyutlu kare kelime bir beş kelimelik Latince içeren palindrom . Erken Hıristiyanlığın yanı sıra büyülü bağlamlarda da yer alır. Meydanın en eski örneği, bazı bilim adamlarının Yahudi veya Mitraik gibi Hıristiyanlık öncesi kökenlere atfettiği Pompeii'nin kalıntılarından kalmadır . Filmde Sator karesinde geçen kelimeler çeşitli karakterlerin adı olarak kullanılmış;

SATOR : Serere = ekime, ekici, kurucu, ata (genellikle ilahi);  yaratan.

OPERA : İş, bakım, yardım, emek, hizmet, çaba.

ROTAS :Tekerlekler; Çark

TENET : (Tenere'den = tutmak) tutar, muhafaza eder, kavrar, sahiplenir, ustalar, korur, yaşatır.

AREPO : Latin edebiyatında başka hiçbir yerde görünmeyen bir hapax efsanesidir . Sator Meydanı'nı inceleyenlerin çoğu, bunun ya Latince olmayan bir kelimenin uyarlaması ya da büyük olasılıkla bu cümle için özel olarak icat edilmiş bir ad gibi özel bir isim olduğu konusunda hemfikirdir. AREPO bir Latinize edilmiş kısaltmadır Harpocrates denilen bazı yerlerde, yükselen güneş tanrısına karşılık geldiği savlanır. Sator karesine bir veya daha fazla tanrı adının kodlandığı kabul edilirse, bu kare kelimesi teoforik bir mandala örneği olarak düşünülebilir .

SATOR AREPO TENET OPERA ROTAS Kelime dizisi muhtemeller arasındaki en makul çeviri olarak şöyle yorumlanmış; Çiftçi Arepo tekerlekleri zorlukla (veya çabayla) tutar. Farklı bir bakış ile yorumlarsak,  Sator,  EKİCİ ise çiftçi benzetmesiyle ilahi bir güce atıftır. ROTAS, TEKERLEKLER de çark, felek, AND dairesine gönderme olur böylece. OPERA, İŞLER ise AND dairesindeki iş ve oluş olur mantık silsilesinde. Yani; Hayatı var eden, eken AREPO And dairesinin çarkını büyük bir güçle tutuyor, güçlükle değil aslında. Erken Hristiyan teosofisi bunu kendilerine mal ederek şu kodu kurgulamışlar.

Pater noster; Babamız. Yani Tanrı. Kalan harfler, A ve O. Alfa- Omega. Ezel ve ebed...Bizce bu dizin aslında şöyle olmalı, burada gizlenmiş. PETRA NOSTRE...TAŞIMIZ. ( Hangi taş? Felsefe taşı,aranan, hayatı var etme gücü olan madde, Su taşı, 12. Atanın izi mi? Kayıp Bozon...)

Ayrıca Hiristiyanlık Exorsizim, şeytan çıkarma ayini dualarıda bu kareden oluşturulmuş;

RETRO SATANA, TOTO OPERE ASPER ORO TE PATER, ORO TE PATER, SANAS O PATER, ORES PRO AETATE NOSTRA ORA, OPERARE, OSTENTA TE PASTOR. Bu bilgilerden sonra gelelim artık Hipotezimize.

Yönetmenimizin soy adı; NOLAN... N L N... Evet soy adında da Palindromik bir form var, acaba ne olabilir bir bakalım. ONO LONO...Uzun zamandır beklenen. Kimmiş ki bu beklenen? Cennetin Krallığının sahibi mi? Deccal, kim bilir...

 

 

Şimdi konunun bizim figürlerimiz ve karşı figürlerden konuyla ilişkin olanlarıyla devam edelim.

Tengrinin AND dairesi , Ekicinin felek çarkı; Da vincinin Kare içinde betimlediği ADAM yani AND Dairesinde tutsak Adam, daire içinde sanki kol ve bacaklarından gerili, zorla tutulan adamı Kare oluşumda stabil, kendilerince özgürleşmiş tasviri.  Daire, zaman akışını sonsuz simüle eden geometrik formdur. Kare formda da döngü sonsuz olarak algılanabilir lakin köşelerdeki kırılmalar bu döngünün aslında sınırlı olduğunu ve akışın hep bir stimülasyonla devam ettirilebileceği şart koşulunu bizlere göstermektedir. Dairede; AL LA H. AL Var 1 , LA Yok 0 Huuu döngü...Var sada Yok sada Huuuu. O Var ve ezelden ebede O akar... İLLA LA HUUUU. 1 0, Var / Yok a takılma 0, yok.Huu var. Yok, olamaz, kesin hükümdür,TEK O var. AND ı yazılım dilinde de okursak bu kesinlik nettir.

AND dairesine yönelik girişimler bu iki resim ve logodan anlaşılıyor. Bu daireden çıkmak için bize lazım olan Karanlık madde sözde Tanrı parçacığını arıyoruz,  bulunca logodan da anlaşılacağı üzere bu akıştan döngüden kurtulacağız, çarpıp çıkacağız. Hadron çarpıştırıcısı daire şeklinde görüldüğü üzere. Ayrıca fısıldayanın kimliği logoda. 666. Satan... Yazımız biraz uzun ve konu derin bağlantılar içerdiği için biraz fazla ayrıntı içerecek bu yüzden sabrınızı istirham edeceğim. Şimdi Sator Karesindeki palindromik kelime ile devam edelim.

 

S ve N harflerine dikkat buyurun lütfen. TERS. Sator; Ekici, Tengri... N ise Latince Nihili, Hiç, YOKLUK demek. Yani bu kare diagramda Tengrinin muradını tersine evriltme gayesi kodlanmış. N harfini de ters betimliyerek kendi Yokluk alemlerini yaratamayacaklarını bildiklerini ve Tengrinin yokluk alemine kadar gidip Tengrinin yokundan var’a çıkanı kendi tasarım alemine evriltmeye çalıştıklarını kodlamışlar.( Atabeyimin kutlu, saadetli demlerinden öğrendiğim bilgidir) Yazımızın ileri bölümlerinde konuyu açmaya çalışacağım.

 


TENET ‘ teki Ten, 10 sayısı. Koordinat düzlemine alıp baktığımızda N, Nihili’ye doğru hareketi görürüz, yani + 10’dan  �" 10’ a  0 noktasına. AND dairesindeki ADAM, onlara göre tutsak adamı alacakları tasarım yer... KARE tasarım. Araf-17: ‘’ Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredici bulmayacaksın.’’

Şimdi bu tasarım yere alınacak Adam’a ve tasarım Kare aleme bir bakalım.

Kendi Yokluk alemlerini yaratamayacakları için yoktan var’a çıkmayı tersine çevirip yeni kurgu yapacaklar dedik. Bu girişim bir taklitten öteye gidemez. Öyle ise bu taklitin donelerine bakacağız.

Bakara-30 : ‘’ Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.’’

Tengri önce HALİFE yaratacığını buyuruyor Malikler meclisinde, daha adı yok.

HALİFE �" ADAM  ,  HLF �" ADM  Buradaki Kod’u taklit edecekler haliyle.

 

A D M -  H L F Alfabe düzenine göre; A’dan H’ye  +9 ileri;  D’den L’ye +10 ileri;  M’den F’ye - 9 geri. ( Onun üzerinde 19 vardır) Taklit edecekleri algoritmayı bu şekilde kabul edersek T N T adamının isim almadan önceki hali nedir bakalım;

T N T �" X Y Z  Alfabe düzenine göre; T’den  +9 ileri  Ç;  N’den  +10 ileri  V;  T’den  - 9 geri L.

Ç/C V L : CAVAL, SÜVARİ ! Çıkan kelime anlamı oldukça manidar. Süvari, bu çıkan ifade beni İsra-64 ayetine götürdü! Bu şer cephenin Adamının adı Süvari ve Kare alemde seyredecek,  yani onlara göre Mesihlerinin vadettiği Cennetin Krallığında.( Cehennem olmasın sakın? ) Vitrivius Adamı çizimine bir kez daha bakın lütfen. İsra-64: ‘’ Hem onlardan gücün yettiğini sesinle oynat, SÜVARİLERİN ve piyadelerinle üzerlerine bas gürültüyü, ve mallarına evlâdlarına ortak ol ve onlarla va´dler yap, fakat  Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne va´d eder? ’’ Kün anındaki sesi oraya giderek, başka bir sesle oynatacaklar / çarpacaklar, yazımızın sonunda hipotezimizde konuyu bağlayacağız. ( İncildeki Mahşerin 4 süvarisini de bu bağlamda düşünebiliriz)  Devam edelim;

TENET kelimesini Koordinat sisteminde çizmiştik. Kare alemin sınırlarını buradan çıkarabiliriz. Kenar uzunlukları 10 olan kare. Dört adet on,  40. Periyodik cetvelde  Atom numarası 40 olan element; ZİRCONİUM! Atabeyimin de sıklıkla derslerinde vurguladığı ve evrenin yaş tespitinde kullanılan kadim element. Bakalım;

ZİRCONİUM: OMNİ CRUİZ, TÜM GEZİNTİ! Tengrinin yokundan elde edebilecekleri, gezebilecekleri sınırlı tasarım mekanın boyutları.

Başka bir formatta bakalım; 10*10 luk Kare dedik. Sayı ve Harf olarak konuyu ele alırsak;

Latince 10: DECEM ; 10 Numaralı harf  H harfi. Latince anlamlı bir cümle kurarsak; AHA DECEM : DİĞER ON ! Tengrinin kodunda Onun üzerinde 19 vardı. Bunlar 10’lar üzerine kurgulayıp tarif ediyorlar sistemlerini. ( Baran AYDIN kardeşimin Onlar konseyi yazısına bakınız) Ayrıca Ozan AYDIN kardeşimde Simya Hanedanları ve Üç Diş Projesi yazısında (https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,705/-simya-hanedanlari-ve-uc-dis-projesi/ozan-aydin ) konuya değinmişti. ‘’  Kün denilen ana ya da ondan sonra oluşan zamana müdahale etmek meselesi eskiden beri süre gelen bir simya geleneğidir. Simyaya ait bu geleneği kesintisiz sürdürenler ise Dünya üzerinde sayıları belirli olan büyücü aileler ve simya hanedanlarıdır. Hanedanların temel kilidi doğanın içsel gücünü, doğanın dışsal özelliklerine sırladıkları anahtarlarıdır. Onların sözleri derin anlamlar ve şifreler barındırır. Simya hanedanları, anlatmak istediklerini konuları, vermek istedikleri mesajları çeşitli teknikler (tersten okuma, kodlama vs) ile sırlayarak geleneklerini bin yıllardan bu yana bir döngü halinde gizlemişlerdir. ‘’ Değindiği gibi kodlama çok önemli Sator karesinde de bu kodun izlerini sürüyoruz görüldüğü üzere. Şimdi  On deyince aklımıza gelen en anlamlı konu SEFİROT oluyor haliyle.

 

 

                                                        SEFİROT

 

Sefirot: 13. yüzyılda yazılan ve Kabala'nın en önemli kitabı haline gelen Sefer ha-zohar'da geçen bir tür şemadır. Kabalacılar, Sefirot'un Tanrı Yehova'nın "yansıma şekli" olduğuna inandılar. Bu mistik doktrine göre, bütün her şey Sefirot'a göre yaratılıyordu. İnsanın ruhundan, evrenin yapısına kadar her şey Sefirot şemasıyla uyumluydu. Tüm varlıklar Sefirot'a göre konumlanıyor, Sefirot'a göre işliyordu.

Yani onlara göre kendi kuracakları sistemlerinin üzerinde 10 vardır ve bunun şematize edilmiş hali Sefirottur.  Konu daha da uzayacağından siz okuyucularımızdan sefirot konusuna ayrıca bakmalarını istirham ederim. Biz burada konumuzla ilişkili olduğunu düşündüğümüz sefirotlardan birisini alacağız sadece, NETZACH. Netzach, Yahudi mistik Kabala sistemindeki on Sefirot'un yedincisidir. Chesed'in altında, Chochmah'tan oluşan "Merhamet Sütunu" nun tabanında yer alır. Netzah genellikle 'sonsuzluk' ve Kabala bağlamında 'daimi', 'zafer' veya 'dayanıklılık' ve fırlatmak ve üstesinden gelmek( Çarpma,Daireden Kareye geçiş) anlamına gelir. Netzach, Tenet palindromundaki ters N. Sator karesini decode etmeye devam edelim;

Sator �" Rotas �" Sator �" Rotas diye dış katman döngüsü görülüyor. Ekici / Tengri, Döndürür And dairesini. İç katmandaki döngü ise, Rep �" Per- Rep �" Per olarak N merkezli dönüyor.

REP : TEMSİLCİ  PER : TARAFINDAN Temsilci tarafından NİHİLİYE...Bu temsilci kim-kimler?

 

Şekli yatay düzlemde 3 boyutlu düşündüğümde Yahudi mistizimindeki ‘’ MERKABAH  ’’ figürüne benzettim. Merkabah: Tanrının tahtı ve yaşam çiçeği anlamına gelmekte. Tengrinin tahtı su üzerinde. Bu taht da muhtemel yapay zeka temelli digital cloud aleminin üstünde.

MERKABAH

Var’a çıkışı ve hayatı tersine çevirme. Konuyla ilişkin yapay zeka ve neural network yazımada bakmanızı istirham edeceğim.( https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7857 ) Sator karesine tekrar dönelim;

P ve R den başlayarak anlamlı bir cümle oluşturmaya çalışalım, dedik ya decode edeceğiz diye.

 

POTERAS: YAPABİLMEK  RE PENET: ZAR ZOR...  Bu eylemi zar zor yapabilmeyi umuyoruz! Çok ilginç, AND’ da Var /  Yok  O var kodu... Burada ise Zar - Zor yapma cürreti. ( Daha çok kelime çıkar ama konu uzamasın diye bu kadarı kafi)

 

Sator karesini bütüncül olarak decode edelim;

ET ARAS: Aşağı. Nerden aşağı? E STARA: Yıldızlardan aşağı.

TES ARA: Bir sunak var, bu sunak ne olabilir? ASTER A: Ayakta duran. Yıldızlar altında duran en eski sunak diye başlarsak karşımıza çıkan figür  Sfenks... Antik Mısır içinde olmazsa bu işin olmaz haliyle. Giza piramitlerinin hemen önündeki Orion kuşağının iz düşümünde konumlandırılan yapılar. Bu minvalde götürürsek çözümlemeyi ne olacak bakalım.

ET PORO: Gözenek. Sfenksin başındaki giriş? Olabilir...PROTE: Korunan bir alan. Sfenksin bacaklarının altında bir galeri olduğu tespit edildi arkeologlar tarafından. Kazı yapmanın çok riskli olduğu, adeta bir koruma engeli olduğu da söylenir. Biraz daha done lazım... POTORE: İçen kişi...Acaba Antik Mısırda içki ile ilişkin bir figür varmıdır? Var. TENENET. Mısır içki,bira ve doğum tanrıçası, rahimlerin koruyucusu. Dikkatli gözler TENENET isminin de bir palindrom olduğunu hemen görmüştür. Konumuzla bağlantısının direkt işareti bizce.

Konumuz  Mısırla bağlantılı demiştik. Hipotez kurgularsak acaba şöyle olabilir mi ? Tenenet doğum tanrıçasıydı. Bunlar yoktan yaratamayacaklarını biliyorlar. O zaman olanı kullanacaklardı. Yakın günlerde Altın geçit diye mısırda Firavuncukları büyük tantanayla ve bizce bir ritüel eşliğinde yürüttüler. Günümüzde ilerde tekrar diriltilmek umuduyla donduruyorlar insanları. Yani kromozomlarını muhafaza ettiriyorlar. Antik mısırda da bu iş mumyalamak ile kotarılmış. Mumyalardan alınan DNA ile acaba bu sözde ilahları geri getirip Cennetin krallığını kurmaya mı başlayacaklar? Neden olmasın...Tenenet bize bu işin ip ucunu veriyor. Başında inek uterusu simgesi var demiştik. Kerim kitabımıza bakalım.

 

Bakara-73: ‘’ İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınız.’’ Buradan bu işi çözümleyerek ölüleri diriltecekler. Burada şu soru gündeme gelecek haliyle; hadi dirilttiler klonlama vs ile peki bilinçleri ne olacak ? O dirilenler ölmüş olanlar olmaz, bilinçlerini de vermek gerekir. Bunu nasıl yapacaklar onuda atabeyim söyler belki, bakalım günler neler getirecek. Şimdi konumuza sihirli kareler ve Albrecht DÜRER’in Melancholia isimli gravürüyle devam edelim. Konumuzla bağlantılı olduğunu düşünmekteyim. Sator karesinde kelimelerle kodlanan şeyler sihirli karelerde rakamlarla kodlanmış. Bu bölümde Dürerin gravürünü ele alacağız sadece,  yoksa bir sürü sihirli kare örnekleri var hepsine bakmak zaman alacaktır haliyle.

 

Sihirli kare : Sihirli kareler MÖ 2200 yıllarından beri bilinmektedir. Çin'de astroloji, fal bakma, felsefi yorumlama, doğa olayları ve insan davranışları dahil olmak üzere değişik çalışma alanlarında kullanılmıştır. 9. ve 10. yüzyılda sihirli karelerin matematiksel özelliklerinin Arap dillerinin konuşulduğu yerlerde çoktan geliştirildiğini göstermektedir. 15. yüzyıl boyunca Avrupa'lılar fal, simya ve astroloji ile sihirli kareleri ilişkilendirmeye çalışmışlardır. 18. yüzyılda, Batı Afrika'da bu karelerin manevi bir önemi vardı. Bu kareler elbiseler, maskeler ve dini sanat eserlerinin üzerine işlendi. 19. yüzyılın sonlarında matematikçiler sihirli kareleri olasılık ve analiz problemlerinde uygulamaya başlamışlardır. Bu tanımlamanın ardından  Dürerin gravürüne bakalım biraz. Gravürde bir çok ayrıntı var, önce gravürdeki sihirli kareye bakalım, ama önce neden Dürer ? kim ? bu konuda bir kaç kelam edelim sonra. Albrecht Dürer (21 Mayıs 1471 - 6 Nisan 1528) tarihleri arasında yaşamış Alman ressam, matematikçi ve matbaacı. Geç gotik Flaman sanatı uygulamıştır. Rembrant ve Goya ile birlikte eski basımların en önemli isimlerinden biridir. Nürnberg, Almanya'da doğmuş ve ölmüştür. Macar göçmeni bir ailenin çocuğudur. Babası kuyumcudur. Bu ayrıntılar bizi Dürer’in Yahudi olma ihtimalini düşündürtmektedir. Marttin LUTHER’in çağdaşı ve yakın ahbabıdır. Dürer iki kere İtalya gezisine çıkıyor, orada  çeşitli sanatçı ve okültistlerle tanışıyor, bu durumun dönüşte fikriyatını nasıl şekillendirdiğini dönüş sonrası ortaya koyduğu eserlerden anlıyoruz. Ayrıca Rönesansın tesirlerini Almanyaya uyarlayanların başında gelir kendileri. Harapollo’nun Mısır Hiyerogliflerini araştırdığı HİEROGLYPHİCA adlı eserin çizimlerini Dürer yapmıştır. Antik mısır öğreti ve gizleriyle de bu dönemde tanışmıştır. Birinci İtalya gezisini 1494’te, ikincisini ise 1505 yılında gerçekleştirir. Bu seyahatlerinin ertesinde 1500 yılında kendi otoportresini, 1514’de de Melancholia gravürünü yapar. Bizim dikkate aldığımız bu çalışmadaki iki eseri.

 

                                  1500 Yılında Yaptığı Otoportresi

 

Bu otoportresinde resmine eklediği yazı manidardır. Demiştik ya İtalya gezisi kendisinde ve zihin muhtevasında bazı değişimlere neden olmuştu. Ne yazıyor ? Ben Nürmbergli Albrecht Dürer...28 yaşında kendi kendimi yarattım! Okült ve gizemci, bir ifade. Ayrıca eserlerine koyduğu logosu da ilginç birazdan değineceğiz. Şimdi esas vurgu yapacağımız gravürüyle devam edelim yazımıza.

                                   Melancholia gravürü / Sihirli Kare

Buradaki sihirli karede; satır, sütun ve çapraz toplamdaki sayı 34 tür.Ayrıca alt satırda 2. Ve 3. Hücrelerdeki rakamlar Dürerin gravürü yaptığı tarihi gösteriyor; 1514.

34. 3 + 4 = 7  Yedi kat yer ve gök, hapsolundukları evrenin katmanları. Gravürün ismide ilginç. Neden Melankoli ? Melankoli: Eski Yunancada ‘’ MELAS’’ Kara ve ‘’ KHOLİ ‘’ Kara safra kelimelerinden türemiş duygu durum ifade eden bir tanımlamadır. Günümüzde yaygın olarak kişinin az hareketli ve normalden daha heyecansız bir hayat tarzını sürdürdüğü depresyondan kaynaklanan bir duygudurum bozukluğu anlamında kullanılır. Yani AND dairesinin içinde bu durumdayız, özgür değil, hüküm altındayız demek istiyorlar. Kareyi kendimce dekode etmeye çalıştım;

Sayıları alfabe ( Latin / İngiliz ) karşılığı olarak yazdım. Her bir hücreyi Latince anlamlı cümlelere çevirmeye çalıştım.

P C E J : JE CAPE: YAKALA

B M K H: BAKE HUM: UĞULTULU, VINLAYAN (Hummer) PİŞİRİCİ

İ F D O: FİDELİS DOMİNUS: USTAYA  SADAKAT

G L NA: ANGEL: MELEK

Anlamlı olabilecek bir metin yazmaya çalışalım; Ustana ( Evrenin ulu mimarı ) sadakatle o uğultulu fırın gibi olan şeyde ( Cern hadron çarpıştırıcısı) Samiri’nin de zamanında aldığı o meleğin izindeki şeyi ( Tanrı parçacığı) yakala, bul ! Bu işinde sana 4 kapıdan gelecek olanlar yardım edecek ! ( Yukarıda 4’lü sayı hücrelerini sadeleştirdiğinizde 4 rakamını verir her hücre) Yani And dairesi oluşmadan  Kün anına giderek, bulduğun, yakaladığın o parçacıkla vur ve Cennetin Krallığı kurulsun! Şimdi Dürerin gravüründeki diğer figürlere bakalım.

 

                               Dürerin 1514 yılında yaptığı gravür

 

Bu gravürde ilk olarak dikkatimi çeken şeyler yerde duran marangozluk ve diğer usta aletleri ile maden eritmeye yarayan kroze oldu, simyacı ya aynı zamanda bu zevatlar.  Melek tasvirinin elinde de pergel var. Kare alem için yapılan hesaplama ölçüm işleri. ( Kahrolası nasıl ölçtü biçti ) Küre tasviri zaten niyetlerini gösteriyor, And dairesinden çıkma planlarını. Duvarda kum saati zaman akışında ileri geri hareketi simgeler. Altı üste getirirsen akış değişir. Duvardaki terazi de ölçüm işlerine atıftır. Vaktin başladığının habercisi de duvardaki ipinin kimin tuttuğunun görülmediği zildir. Melek tasvirinin belindeki anahtar bu işin metafizik ayağını simgeliyor. Zilin altında resmedilen sihirli kareyi yukarda anlatmıştık. Cern’de o iş kotarıldığında zili de çalacak olanlar o merkezde olanlar olacak, ipi kimin tuttuğu bu yüzden görünmüyor. Çünkü gelecekte olacak, Dürerin çağında değil. Değirmen taşı ve üzerindeki kanatlı çocuk tasviri.  Atabeyimden öğrenmiştik  Kabenin ilk hali bir değirmendi. Burada o konuya atıf var. Kendi alemimizde kendi değirmenimizi döndüreceğiz. Gelelim Dürer’le anılan kesik kaya kütlesine. Dürer Solid ( Trapezo Hedron ) diye geçen  çok yüzlü geometriksel bir şekil. Bu şekil hakkında çok konuşulmuş. Hakikaten konunun can damarı burası. Dürerden çok sonraları kristalografi gelişti, Dürer kristalografi  bilgisine sahipmiydi? Ya da bu bilgiyi ona gösterdiler mi? Bu geometrik yapıda bir kristal var çünkü.

 

                       Alman Kristal Formları Atlası'ndan Kalsit No. 17

 

Dürer’in çizimi olan bu çok yüzlü, köşeleri bir küre üzerinde olacak şekilde mi tasarlanmış? 2004'te Hans Weitzel (Darmstadt), Nürnberg'de düzenlenen bir Dürer eskiz defterinde bunu öneren çizimlere işaret etti.

                                               Eskiz defterinden

 

Bizce çok net, And dairesinden çıkışın çalışmaları. Şimdi gelelim bu işin saklanan yerine. Oktan KELEŞ’in talebelerinin gözüyle  bakalım. Lütfen bu çok yüzlü şekle dikkatli bakın. Silüeti görebildiniz değil mi? Orjinal gravürde de var sonradan çoklu basımlar neticesinde olan bir gölgelenme değil yani. Bu konuda bazı sanat tarihçileri bu silüeti Dürerin neden koyduğu  hakkında bir kaç kelam etmişler ama konuyla hiç alakası yok. Bu çok yüzlünün hemen önünde yere kıvrılmış bir Tazı cinsi köpek var. Bana bu tasvir hemen Kehf suresindeki anlatılan Mağaralarında uyuyan Kehf ashabı ve mağaranın ağzına doğru kollarını uzatmış köpekleri Kıtmiri hatırlattı. O taşın içinde bekleyeni çıkaracaklar ! Tek gözlüyü! Kristal bilgisinin ne kadar önemli olduğunu Atabeyimin derslerinde çokça dinlemiştik. Merdiven alegoriside göğe çıkışı, oranın tahtına ulaşmayı anlatıyor burada. Kehf ashabının dimağlarında kodlanmış, gelecekte kullanılacak bilgilerin anti kodlarını taşıyan tek gözlü, kayadan çıkıp göklere hükümranlığını ilan edecek. Kuruntuları o yönde.

 

Meleğin yan gözle baktığı,  pencere ve kuyruklu yıldız diye söylenen kısımda öyle değil bizce. Pencere denilen şekil net bir şekilde daha tam oluşamamış daireyi  ifade ediyor. Kuyruklu yıldız da And dairesi oluşmadan yapılacak etkiyi, çarpmayı ifade ediyor. Tüm bunların önünde ise Melancholia yazan afişi tutan bir ejderha uçmakta. Yani Melankolinizden kurtulacaksınızın ifadesi.  Bu Dürer’in çok yüzlüsünü grafik alana aldığımızda tanıdık bir sembol çıkıyor. Bunlar tesadüf olamaz. Hepsi planlanmış zamanın akışında an’ını bekliyor.

                                                     Sion Yıldızı

 

Okan ŞAHİN’in ‘’ GNOSTİSİZM, GÜL-HAÇ VE TEOZOFİ IŞIĞINDA İKİ KARE ÖRNEĞİ: “KOYU KARANLIKLAR” (ROBERT FLUDD) VE “SİYAH KARE” (KAZİMİR MALEVİÇ) ‘’ çalışmasından konumuzla ilgili bir kaç pasaj paylaşıp yavaş yavaş çalışmamızı sonlandıracağız. Sanat tarihi’nde ‘Nesnesiz Resim’ olarak tanımlanan Kazimir Maleviç’in ‘Siyah Kare’ isimli çalışması Modernizmin farklı bir boyutunu ortaya koyar. Maleviç’in ‘Siyah Kare’ isimli çalışması, sanatçının kendi sanat diliyle aktardığı metafizik görüşün sunumu olarak bilinir. Tarihsel süreklilik açısından bakıldığındaysa duyuüstü dünyanın bir geometrik form olan ‘kare’ şekli aracılığıyla aktarımı aslında 20.yy.’dan çok daha önce başka bir kıtada fakat oldukça benzer bir dünya görüşüyle ele alınmıştır. İngiliz okültist, mistik, simyacı, bilim ve sanatla ilgilenen aynı zamanda hermetik anlayışın ışığında kurulmuş Gül-Haç okuluna bağlı öğretilerle yetişmiş olan Robert Fludd, 1617 yılında illüstrasyon olarak gerçekleştirdiği “Koyu Karanlıklar” isimli çalışmasında siyah bir kare örneğiyle kendi okült dünya görüşünü aktarmıştır. Bu çalışmada farklı yüzyıl ve coğrafyada yaşamış; fakat aynı geometrik form ve renk tercihiyle bahsedilen duyuüstü görüşü aktaran iki ismin, bu aktarımı neden ‘kare’ler aracılığıyla sundukları Gnostisizm, Gül-Haç ekolü ve teozofi ışığında aynı zamanda sanat tarihsel açıdan Modernizm öncesi/Modernizm ayrımı çerçevesinde aktarılmaya çalışılmış O.Şahin’in çalışmasında. Kare vurgusu burada da karşımıza çıkıyor. Kare aleme ulaşma / geçme arzusu ve buna yönelik kodlar, çalışmalar vs vs. Platoncu idealizmin evren kurgusu dahilinde düşünülmüş çalışmanın omurgası. Kare formun kendisinin felsefeyle olan ilişkisini ortaya koyan bu durum, Platoncu önerilerin güzel sanatlar içindeki ideal düzenin kurgulanışı düşüncesini aktarma noktasında en temel yaklaşım şeklini oluşturur. Buna göre nesnelerin özü olarak görülen Platon’un ideal evren düzeni yasası, Pisagor’un önceden temellendirdiği matematik görüşüyle birleşerek karenin güzel sanatlar-felsefe ilişkisini formüle eder. İdeal düzenin oran, uyum ve güzellikten doğduğu inancı, Ortaçağ’la birlikte resim düzleminde nesnelliğin vurgulanması şeklinde karşımıza çıkar. Kare veya dikdörtgen çerçeve içerisinde temel İncil öğretilerinin pekiştirilmesi için bir tür aracı görevi görmeye devam eder. Aziz Augustinus’un uyumun ve güzelliğin sunumu olarak şekil, oran ve sayıların uyumundan bahsetmesi Homo Quadratus (dörtgen insan / Kare alemdeki TENET adamı) fikriyle temellendirilerek kare formunun Ortaçağ içindeki durumunu ortaya koyar. Rönesans döneminde karşımıza çıkan kare formu ise temelde Antik görüşe yaslanan; fakat Thomas More’un ‘Ütopya’ ve daha sonra Campanella’nın ‘Güneş Ülkesi’ isimli yapıtlarında ele aldığı şekliyle ideal düzenin yeryüzündeki yansıması olarak matematiksel ve hesaplanabilir ölçülerin merkezde yer almasıyla aktarılır. 17. yy.’ın başında bu yazıya konu olmuş haliyle illüstrasyon olarak kurgulanmış Robert Fludd’un Koyu Karanlıklar isimli çalışması kare formun salt kendi geometrik sunumu haliyle düşünüldüğünde şeklin resim sanatı içinde başlangıç pozisyonunu oluşturan bir örnek olarak görülür. Bu şekliyle de çalışmanın bir diğer örneği olan Rus sanatçı Kazimir Maleviç’in Siyah Kare örneğine giden yolda oldukça benzer bir aktarımın başlangıcını oluşturur. İki örneğe biçimsel açıdan bakıldığında hemen hemen birbirinin aynısı iki siyah kareye bakıyor izlenimine kapılırız. Daha yakından incelendiğindeyse bu düşüncenin temelinde aslında anlamsal bir birliktelikten de söz etmenin mümkün olduğu görülür. Bu birliktelik iki farklı yüzyılda ve coğrafyada yaşamış iki sanatçı ve düşün insanının Gnostisizm Gül-Haç-Teozofi üçgeninde kesişen zihin dünyalarını da ortaya koyar.

Resim sanatında karenin kullanım örneklerinin yoğunluklu olarak işlendiği tarihler bahsedilen bağlamsal ilişki dolayısıyla Rönesans dönemine denk gelir. 4 yıl arayla gelen iki çalışma karenin felsefi düzlemde ele alınışını oldukça net ortaya koyar. Bunlardan ilki 1510 yılında yapılan ve Bovillus’un (Charles de Bovelles) Liber de Sapiente isimli el yazmasının baş sayfasında karşımıza çıkan ‘Talih ve Bilgelik’ isimli amblematik resimlemesidir. ‘Talihin geçici armağanları ile sağlam temelli erdemin güvenliği arasındaki karşıtlığın’ vurgulandığı bu çalışma dönemin alegorik konulu üretimlerine bir örnek teşkil eder.  Bilgelik elinde Sağduyu’nun aynasını tutar ve üstünde Sedes Virtuis quadrata (Erdemin koltuğu karedir) yazılı bir tahtta oturur. Hemen karşısında elinde çarkı ile Talih tahterevallide hassas bir şekilde dengelenmiş olan bir kürenin üzerinde yer alır. Kürenin üzerinde ise Sedes Fortuna rotunda (Talih’in koltuğu yuvarlaktır) yazar. Tipik bir Rönesans alegorisi olan bu betimleme kipi, kişilik özelliklerinin geometrik şekiller aracılığıyla cisimleşmesinin yanı sıra Yeni-Platoncu görüş ışığında şekillenen zihnin anlaşılmasında önemli bir örnek teşkil eder.

Virtuis quadrata (Erdemin koltuğu karedir),  yapacakları işi kendilerince erdem’le tanımlıyorlar. Sedes Fortuna rotunda (Talih’in koltuğu yuvarlaktır) And dairesini talih, şans diye tanımlıyorlar. Ama gizlediklerini buluruz biz değil mi ? Oktan Keleş akademisi gururla sunar.

FORTUNA: FORT UNA; BİR KALE. Yani AND dairesinin oturduğu yer kale gibidir. Biliyorlar.... Daha çok şey denir bu amblematik resim hakkında. Tarihi 1510,  yani Dürer’in gravüründen 4 yıl önce. Dürer’in bu resmi ve sanatkarını bilmediği düşünülemez.

Fludd’un Makrokozmos’u işlerken gerçekleştirmiş olduğu illüstrasyonlardan biri olan ‘Koyu Karanlıklar’ isimli çalışma tam da bahsedilen evren-sonsuzluk ilişkisinin daha önce aktarılan ezoterik eğilimlerin geometri görüşüyle kesiştiği noktada ortaya çıkar. Makrokozmos değerlendirmesi içinde evrenin sınırları veya sonsuzluğu yaklaşımı ve bunu keşfetme dürtüsü çalışmalarında ağırlıklı olarak eğildiği konular olmuştur. Bahsedilen illüstrasyon evrenin sonsuzluğu ve öncesizliği konusunu işlediği ve bunu bir ’kare’ aracılığıyla aktardığı bir örnek olarak karşımıza çıkar.  Kare formunun Antik Yunan’dan Yeni-Platonculuğun doruk noktası olarak kabul edilen 16. yy ın ikinci yarısı itibariyle evrilen pozisyonu Fludd’un bahsedilen sonsuzluk-kare ilişkisini net bir şekilde açıklar niteliktedir. Elbette bu tarihe kadar geometrik kurgu sanat içinde belli dönemlerde gerek resmin temsili bir unsuru olarak(mekânsal perspektif) gerekse de biçimsel özellikleriyle kullanılmaktaydı; fakat belli bir resimsel sisteme veya temsil biçimine gönderme yapmadan salt kendi gerçekliği aracılığıyla bir aktarım unsuru olarak hiç kullanılmamıştı. Bu noktada evrenin sonsuzluğu ilkesi teozofi fikriyle bir arada düşünülerek ‘Koyu Karanlıklar’ illüstrasyonuyla açıkça ortaya konmuş olur.

“Koyu Karanlıklar” isimli illüstrasyonda Robert Fludd içi siyah bir karenin dört bir tarafına “Et Sic in Infinitum” (ve böylece sonsuzluğa..) yazarak teozofik karesiyle ve ilk kez bu tür bir örnekle kendi ezoterik yaklaşımını ortaya koyar. Fludd  “Büyük Karanlık” olarak da geçen bu illüstrasyonda “Dünyanın Yaratımından Önce Ne Vardı?” sorusundan hareket ederek bir çıkarıma varmaya çalışır. Bu yaklaşım Paracelsus öncesi temellendirilen ‘oluşmamış formlar’ (materia prima) ve Paracelsus doktrinlerinden biri olarak da kabul edilen ‘büyük gizem’ (mysterium magnum) çıkarımlarına da değinerek ikisi arasında bir karşılaştırmaya gider.  Makrokozmos’un illüstrasyonu olan ‘Koyu Karanlıklar’ bu şekliyle fiziksel evrenle ruhani alem arasındaki ilişkiyi ve ‘sonsuz karanlık’ temasını siyah bir kare aracılığıyla aktarır. Fludd, Paracelsus doktrinlerinden hareketle kendi ‘Koyu Karanlıklar’ illüstrasyonuyla ilgili şu notu düşer: ‘’ölçüler ve sayılar olmaksızın, ne büyük ne küçük, ne hareketli ne hareketsiz: Tanrının ilk yaratımı olan yaratılmamış bütün’’ Fludd bu noktada evrenin sonsuzluğu fikrini siyah karesi aracılığıyla natüralizm dışı ilk kare örneği olarak literatüre dahil etmiş olur. And dairesinden çıkıp kendi sonsuzluk akışına geçme arzusunun tezahürünü görmekteyiz burada da.

Dürer de dahil tüm bu şahsiyetler kadim bir planın figürleridir. Ona göre yetiştirilmişler, tesadüfe yer olmayan bir planla yolları kesişmesi gerekenlerle tanıştırılmışlar, tüm okült felsefeye, gizlere hakim zaman yolculuğu fenomeni de dahil tüm hareketleri yaşamış kişiliklerdir. Dürer’in soyadı Kapı anlamına gelmektedir. Logosuna değineceğiz demiştik;

                                Dürer’in eserlerinde kullandığı logosu

 

Kapılardan geçen Dürer... Hangi kapılardan?  Bu kapıları kullananlarla temas ... Tenenet  tanrıçasından antik mısır daki 10 rakamı da konuya bir işaret mi?

                           İki taraflı Kapı Boyut / Zaman kapıları


Çok uzun oldu biliyorum ama inanın ancak bu kadar kısaltabildim. Yoksa konu daha çok yerlere değiyor, işaret ediyor. Şimdi tekrar TENET filmine dönüp, konumuzla alakalı doneler veren sahne örnekleri vererek yazımızı bitirelim.

Oyunun sonu, Atabeyim demiştiler Oyun çözüldü mü iş biter. Oyunu çözüp adeta toplu kaybolan uygarlıklar: Mayalar, Hititler vs.. Oyunu oynayarak çözenler. Bir de filmde anlatıldığı gibi hile ile oyunun etaplarını geçmeye çalışanlar.

Atabeyimin sözünü hatırlattı değil mi? Olan olmuştur, olacak olan olmuşun içinde...

                               Filmdeki Zaman yolculuğu Kapıları

 

Hipotezimizin sorularını ve bağıntılarını yazarak çalışmamızı bitirelim. Meryem 71’de Herkesin cehenneme gireceğinden, oradan geçeceğinden bahsedilir. Peki, ama bu nasıl oluyor? Neden herkes cehenneme giriyor? Bu ayette anlatılmak istenen şey zaten şu anda cehennemde olduğumuz, cehennemi yaşadığımız olabilir mi? Cennetin krallığını kurduklarını sanarken cehennemi mi kurdular? ( Meryem-71: İçinizden hiçbiri istisna edilmemek  üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.) Kün anına gidildi ve o çarpma, tesirat yapıldı da biz seyrini mi yaşıyoruz?

Yine hadislerde tüm peygamberlerin toplumunu Deccal’e karşı uyardığından bahsediliyor. Bu çağda çıkacak olan Deccal’e karşı diğer peygamberler neden toplumlarını uyarmış olsunlar ki? Deccal o günkü toplumları da mı bir şekilde etkileyecek? Bu yazıdaki zamanda geriye gitmeyi “kün” emrine kadar geriye gitmeye, her şeyin başladığı yere gitme olarak düşünürsek deccal yaptığı veya yapacağı şeylerle “kün” emrinden bugüne kadar her şeye müdahale etmiş olabilir mi? Bu müdahaleden dolayı acaba şu an cehennemi mi yaşıyoruz?

 

Olan olmuştur, Olacak olan olmuşun içinde…

Olayı başka bir şekilde ele alacak olursak ilerleyen tarihteki bir yılda deccal “kün” emrine gitmenin yolunu bulmuş ve tüm yaratılmışlığa müdahalede bulunmuş ise bu yaptığı doğal olarak tüm zamanları da etkileyecektir. Biz ve geçmiş toplumlarda bu durumda, bu etkilenmiş yaşamı yaşamaya devam ediyoruz. Bugün verilen mücadelenin bir yönü de Deccal’in bu müdahaleyi yapmasını önlemek için olabilir mi? Zaman içinde zaman… Musa, Süleyman, Davud ve birçok peygamberin bıraktığı ahit sandığı vs. gibi izlerin hepsi bu dönem için yapılmış bir hazırlık olabilir mi?

Bakara-80: Sayılı günlerden başka asla bize ateş dokunmayacaktır dediler. Deki: Siz Allah katından bir söz mü aldınız? Öyleyse Allah asla sözünden caymaz. Yoksa Allah´a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz.

Bu sayılı günler And dairesini Kare aleme dönüştürene kadar ki geçen süre mi ? Bu sorulara hepbirlikte yanıt bulmaya çalışalım, kıymetli yorum ve tefekkürlerinizi bekliyorum. En büyük kıvancım böyle kutlu bir Atabeye kardaş olabilmektir. Bu yazıyı hazırlarken inanın çok kaynak ve litaratür taradım. Tabiri caizse iflahım kesildi. Bir kez daha anladım ki başta atabeyim, eren babalar, kutlu atalar olmak üzere yaptıkları, gösterdikleri fedakarlığın, gayretin, yorgunluğun vs vs tarifini yapmaya benim cümlelerim yetmez. Tek yapabildiğim şükranlarımı arz ederek divanlarında diz kırmaktır. Tengri biz menen.

 

ORKHAN 



Bu haber 5,424 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,541 µs