En Sıcak Konular

Kulbak Ata

1 Nisan 2021 16:32 tsi
Kulbak Ata Şevki Baş yazdı...

Kulbak Ata

Destur Pirim, Başbuğum.

Nefesin nefesim, Sesin sesim, yaptığın yaptığım olsun. Huu erenler...

Kasım 2020’deki seyrimden sonra, zorda olsa ocaktan vedalaşıp çıktığım günden beri, hiç aklımdan çıkmadı buralar. Demirci ocağının bacası tüterken, benimde burnumda tütüyordu buralar. Yeni tanıştığım koldaşlarım, bacı beylerim, hepsini çok sevmiştim ve kalbime almıştım. Adımı Oktan Başbuğum, Korcan olarak koyarken, Semra Hocam yanındakı Fatma Hocam'a, "baksana nasıl da kor gibi yanmış" demişti. Sanki bunu duymuş ve teyit edercesine, Oktan Başbuğum, bana o akşam Korcan adını vermişti. Nasıl unutabilirdim ki burada yaşananları. Ya kılınan erenler namazını ve son geceki yapılan kam ayinini? Hepsinin yeri ayrıydı. Ne kadar şükretsem azdı. Şükür yaşatana.

Gözden uzak ama gönül olarak yakındım koldaşlarıma ve Başbuğuma. Avusturya’ya gelmiştim ve her zaman ki gibi Onaltıyıldız sitesini takip eder, arşivden eski video kayıtlarını izler, sanki o an bende oradaymış gibi dinler, izlerdim. Heyecanla hediye edilen yüzüklerime bakar, "acaba bu sefer başka bir işaret yakalar mıyım, farklı bir yorum yapabilir miyim?" diye uğraşırdım. Ayrı bir his veriyordu yüzükler bana, onlarla Başbuğumun hatırasını hep yanımda taşıyordum. Bakınca, içimi bir başka heyecan kaplıyordu. Çünkü sırlıydı yüzükler, öyle demişti Başbuğum. Çok zaman geçirmiştim bu sırrı çözmeye. Bir bilene sormaktı gereken. Şükür ki, bilenler çoktu demirci ocağında. Başkanım Yener Dursun Beye, Orkun Komutanıma, Dr. Cenk hocama, Kadir Sevencan hocama, Muhsin abiye… Her biri ayrı bakıp, ayrı yorumlamışlardı gördüklerini. Ama sır suydu ki, kadir hocamın yorumladığı gibi, yaşamam gerekti o sırrı.

Gündüzleri çalışıyor, akşamları vaktimi ailemle geçiriyordum. Sonrada, manen, Demirci ocağına dalıyordum uykuya dalmadan önce. Bazen yakaza halinde, cengaver gibi savaşıp, ilim dağıtılıyordu mükafat olarak. Dr. Cenk hocam ve Bekir Tuğ beyimde vardı bir uzay savaşında kazananlar arasında.

İşe giderken ki vaktimi Başbuğumun kitaplarını okuyarak geçiriyordum. Okumuş olmama rağmen, bir kez daha okuyordum ve yeni şeyler öğreniyordum. Sanki ilk defa okuyordum bazı sayfaları ve çoğu zaman kendimi buluyordum o deruni satırların arasında. Bazen bir ilmektim o kutsal halıda, bazen bir közdüm nargilede, bazen alından akan ter, bazense bir temenni, çoğu zaman ise dökülen gözyaşı. Kendimi buluyordum kitap sayfalarında ve adeta yaşıyordum bende Başbuğumla onun yaşadığını. Her yolculuğuna sanki beni de alıyordu yanına. Bende onunla yürüyor, onunla koşuyor, onunla konuşuyor ve onunla yoruluyordum. 

Hastanedeki görevimde, fazla mesaimi ve izinli günlerimi de kullanıp, Türkiye’ye gitmeye karar vermiştim. Tabi iki kitabımı da yanıma almıştım. İçimde hep bir ümit, heyecan ve temenni vardı.  Önce annemi ve babamı, Kayseri’de ziyaret edip hayır dualarını alıp, sonrada İstanbul’daki diğer randevularımı halledip, Başbuğumu ziyaret edecektim. Planım böyleydi. Öylede yaptım, Kayseri’de 5 gün  kaldım. Bir gece herkes yattıktan sonra kitabımı elime almış ve Başbuğumun kutsal halının sırrını öğrenmek için çıktığı yolculuktaki bir başka serüvenini okuyordum. Bu sefer yolculuğu Kayseri‘ye düşmüştü. Nasılda heyecanlanmıştım. Çünkü o an bende Kayseri’deydim. Bu sefer Pınarbaşı’na düşmüştü yolu Başbuğumun, orada Demirci Babayı ziyaret edecekti. Burası aynı zamanda Başbuğumun Annesinin köyüydü. Ne mutlu o Anneye ki Başbuğumu bağışlamıştı Dünyalara ve bizlere. Allah senden razı olsun Ana, ellerinden öperim.

Birden aklıma haritada Pınarbaşı’na bakmak ve benim o anki konumuma uzaklığına bakmak geldi. 01:23:00 veya 01:24:00 dakikalık bir mesafe gösteriyordu. Bu 23 veya 24 bende başka çağrışımlar yapmıştı ve o ana başka bir heyecan katmıştı. Hatırlayın Başbuğumun bana ilk yazımda ki sorduğu suali. "O 23 kromozom, bazen 24 olabilir mi?" demişti bana? Hatırladınız mı?…. Evet, çok heyecanlanmıştım. Artık ayrı bir şekilde okuyordum satırları. İşaretler arıyordum bana hitap eden. Çünkü Allah bize her yerden seslenmiyor muydu? Musa’ya ağaçtan seslenmemiş miydi? (Kasas:30) Her şey bize yaratılışı haykırmıyor muydu? Tabi, bakıp ta görenlere, duyup ta algılayanlara. Selam olsun onlara. İçimden kararı aslında vermiştim. Pınarbaşı’na gidecektim bende. Tam nereye bende bilmiyordum, ama benimde gitmem gerekti o köye. Kaynarca köyüne, bulmalıydım demirci babayı diye düşündüm, elini öpüp hayır duasını almalıydım en azından.

Ve bu fırsat 2 gün sonra elime geçmişti ve ben yola koyulmuştum, yolda giderken bir tabela gözüme çarptı. 6 km sonra Süleyman Şah Türbesi tabelası vardı. Oraya dönüşte uğramam lazım diyerek yola devam etmiştim. Sonunda 1 saat 23 dk. belki de 1 saat 24 dk. sonra köye ulaşmıştım. Biraz sonra, bir evin önünde durdum. Neden o evin önünde durduğumu bilmiyordum, ama durmuştum işte. Evin önünde bir halı asılıydı. Onu görünce, evet o ev burası diye düşünmüştüm içimden. Arabadan inip "Demirci Baba!" diye bağırdım bir kaç kez. Sonunda yakındaki evden biri çıktı, biraz sohbet ettikten sonra, ona kimi aradığımı söyledim. Evet, o evde bir demirci kalıyordu, doğru evin önünde durmuştum, ama oradaki Demirci Baba evde yoktu ve komsusu bana, onun sadece yılda bir kaç ay buraya geldiğinden bahsetmişti. Ve adı da  Mustafa değildi. Ama beni heyecanlandıran, başka bir olay vardı. Evin balkonunda asılı olan Halı dikkatimi çekmişti, bende fotoğrafını çekmiştim. Burada paylaşamayacağım o halıyı. Anlayışla karşılayacağınızdan eminim. Pınarbaşı köyünde bir kaç tur attım, belki birine rastlarım veya başka bir işaret karşıma çıkar diye. Bir iki kez kaç kez daha geçtim Demirci Baba'nın evinin önünden ve artık geri dönmem gerektiğini düşündüm. Çünkü daha Türbeye gidecektim ve öylede yaptım. Bazen yol kenarında camdan dışarı bakan amcaya, bazense bir evin bahçesinde otlanan kaza sormuştum yolu. Daha doğrusu o göstermişti bana yolu koşarak. Sonunda varmıştım Türbeye ve uzaktan da kendini gösteriyordu orası. Tadilattaydı Türbe, içi madden boştu. Ama oraya madde için giden zaten eli boş dönerdi. Manayı görmeye çalışıyordum ve üst ve alt bölümlerine girmiştim. Biraz Türbenin çevresini toparladıktan sonra devam ettim yoluma.

 

Son günümdü bu benim Kayseri’de. Anne ve babamın hayır duasını aldıktan sonra İstanbul’a doğru yola çıkmıştım. Ocaktaki karşılamayı ve hislerimi ilk yazımdan biliyorsunuz. Aynen öyle bir sıcak karşılamayla, kucaklaşarak hasret gidermiştim tek tek koldaşlarımla ve Başbuğumla. Çaylar ve nargile eşliğinde, koldaşlarımla sohbet ediyordum. Başbuğumun bulunduğu ortamda bulunmak, onunla sohbet etmek, yeni yazdığı kitaba şahitlik etmek ve o masada bulunmak. Ne büyük bir nimetti benim için. Ne kadar şükretsem azdır. Başbuğum yeni kitabi için resimler çiziyordu. O akşam bu resimlerden birini de bana hediye etmişti. Öyle bir teknikle çizmişti ki bu resmi, nereden bakarsan bak, resimdeki hep sana bakıyordu. Zeybek beyin dediği gibi, saymakla bitmezdi Başbuğumun marifetleri. Özel bir ressamlık marifetiydi bu. Buna Savaş koldaşımda şahitlik etmişti ve resim çizilirken bana verilmesini dilemişti o güzel ve yanık gönlünden. Selam sana Savaş koldaşım.

Günlerden 24 Mart Çarşamba 2021, Yer: Demirci Ocağı. Burası hem çayların, hem nargilelerin, hem de gönüllerin demlediği yerdir. Selam olsun onlara. Ocaktaki 4. Günümdü. Çarşambayı - Perşembeye bağlayan gece.  Yorulanlar yatmaya, diğerleri ise nargilelerini fokurdatmaya devam ediyordu.

Başbuğum dinlenmek için odasına geçmeye kalkınca, bende bu fırsatı değerlendirip 1-2 saat için bende dinlenmeye geçmiştim. Aynı saati seçmiştik dinlenmek için ve ne tevafuk ki yine ayni vakitte kalkmıştık. Saat sabah 2:30 gibiydi. Birer nargile de biz alıp oturmuştuk ocağa.

Gece biz yokken olanları, kısaca olup biteni dinliyorduk. Bir karga konmuştu ocağın çatısına. Başkanım Yener Dursun Bey anlatmıştı oradakilere bu yaşananı. Anlatılana göre 10-15 dakika boyunca ses vermişti etrafına. Tuhaf bir olaydı bu. Çünkü Kam Babamın deyimiyle, karga hep iyi bir haber getirirdi Kam’a. O saatlerde çok az kişi kalmıştı ocakta. Saat sabah 5 gibi, Huhuuu huhuu diye ses duyuldu. Bir kuş sesi gibi. Özlem Hocam ve diğerleri duymuştu sesi. Başbuğum bunun üzerine,"işaretleri iyi okuyun demişti."  Buda bir işaretti bizim için. Hemen ciddileşmişti ortam. Sonra Kam Babam bizden sessiz olup, lambaları kapatıp, mumu yakıp ağacın üstüne koymamızı istedi. Denileni yaptık ve çok heyecanlanmıştık hepimiz. Bu ekibin buluşması gerekiyormuş bu olayın yaşanması için demişti sonra Başbuğum.

Özlem Hocam, Ömer Hocam, Serdar dost, Kazım abi, ben deniz Korcan ve Başbuğum. Başbuğum‘un oturduğu yeri bilenler bilir, ben onun sağında, Özlem hocam solunda, diğerleri de ağacın altında oturuyordu. Lambalar kapalı hepimiz bekliyorduk. Sonra Başbuğum, olup biteni anlamak için yanımızdan, sessiz olmamızı ve beklememiz tembihleyip ayrıldı. Böyle anlar hep Okçular tepesini zihnimde canlandırır. "Ah neden inmişlerdi ki o tepeden" ? Neden?!

Bu hislerle bekliyorduk Başbuğumu ve ondan gelecek buyruğu. Tam odaklanmış bir haldeydim, etrafımı inceliyor ve olup bitene bakıyordum. Hepimizin düşüncesi buna benzer bir durumdu ve aklımızda bir yaşanılmış hadise vardı. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8226/super-insansi-cuce-yaratik

Yaklaşık 10 dak. sonra Başbuğum yanımıza, elinde kılıfından çıkmamış bir bıçakla geldi. Ve yine kısık bir sesle sakin olmamızı söyledi ve "sen Korcan, benimle gel"  dedi. Heyecan basmıştı beni. “Arkamdan gel”, diyerek yürümeye başladı. Kararlı bir şekilde arkasından gittim. Öyle ya Türk savaştan kaçmazdı ve hiç kaçmamıştı. Ya ölür toprağına gömülür, ya da kazanır toprağına sahip çıkardı TÜRK. Bu kararlılıkla arkasından yürüdüm Başbuğumun. İçimden kesinlikle korku yoktu, sadece vücudun fonksiyonlarını aktive etmesi için gerekli olan heyecan vardı. Odadan çıkınca Başbuğum bana nereye gittiğimizi anlattı. "Evet, Korcan… Olayın ciddiyetini anla. İçeride Kulbak ATA ve Temir var" dedi. "Ben içeri girince, sen diz çökmüş şekilde kapının önünde bekle ve ben seni çağırana kadar orada kal"  dedi. İçeri girerken sadece yere bakmamı ve diz kırmış bir şekilde girmemi söyledi. "Kimsenin yüzüne bakma, Temir’de kapının arkasında" dedi. Ne ummuş, ne bulmuştum. Başbuğum’la birlikte o cüce varlıklara karşı vuruşmaya gideceğimi düşünürken, Kulbak ATA ve Temir’le buluşmak vardı yolun sonunda. Şükrünü, hakkıyla eda edenlerden eyle ya Hakk.

Bu konuşmadan sonra, Başbuğum içeri girdi ve Kulbak ATA ile konuşmaya başladı. Benim anlamadığım bir dildi bu. Hiç duymamıştım. Sonra öğrendim ki "Ötükenceydi" bu dil. Sadece konuşmalar arasındaki bazı kelimeleri anlıyordum, Korcan, Balalar, Ötüken gibi kelimeler. Anladığım kelimeler azdı, ama hissettiğim çoktu. Başbuğum o kadar çok ilgileniyor, uğraşıyor ki bizim için anlatılamaz, hiç birimizin canının sıkılmasını, üzülmesini istemiyor. Biz bile kendimizle o kadar ilgilenmiyoruzdur. O kadar yani. Öyle ki kendi üzülsün ama biz üzülmeyelim modunda. Nasıl veririz hakkını canım Başbuğumun? En azından ben böyle hissediyorum. İsmim geçtiğine göre, benim hakkımda konuşuyorlar diye düşündüm. Bu konuşma 1-2 dakika sürdü belki de daha fazla. Sonra Başbuğum kapıyı açtı ve içeri girmemi söyledi. Ben başım eğik, dizler kırık bir şekilde içeri girdim. Ben içeri girince Kulbak ATA bir şeyler söyledi. Ben sadece yeri izliyor ve talimat bekliyordum. Sonra Başbuğum: "Korcan, bakabilirsin, Kulbak ATA’dan ne istiyorsan söyle" dedi. Zaman durmuş, düşünceler donmuştu. Biliyorum ki, bu anın ne anlama geldiğini o an kavramam mümkün değildi. Sessizliği Başbuğum bozdu: "Korcan, söyle ne istiyorsan?" dedi. Destur alarak konuşmaya başladım, "bu kapıdan ayrılmak istemiyorum, bu ocağa ve Ötüken’e layık olmak istiyorum, ilim istiyorum" dedim ve Kulbak Ata’ya baktım.  Kulbak ATA köşede oturmuş, üzerinde yeşil uzun bir cübbe vardı, saçları ve sakalı aktı. Resimlerden ve görüntülerden tanıdığımız gibiydi. Ama o an inanın, bundan çok daha fazlasıydı.

 

Söylediklerim bittikten sonra, elini göğsüne götürdü. Bende aynı hareketle karşılık verdim. Başbuğum, "Tamam Korcan, çıkabilirsin" dedi ve kendisi de benim arkamdan dışarı çıktı. Kapının önünde "ne gördüğümü" sordu. Bende Kulbak Ata’nın yaptığı, elini göğsüne götürme hareketini yaptığını söyledim. "Tam olarak gördün mü, yaptı mı o hareketi" dedi. Bende, “evet Basbugum, tam olarak öyle yaptı” dedim. “O zaman tamamdır” dedi. Belli ki bu bir onaydı ve mahcup olmamıştı Başbuğum. "Tamam, Korcan, şimdi geri geri git, şükrünü yap, bildiğin duaları oku ve benim yerime otur" dedi. "Herkeste ayağa kalkmaz, sende kalktı, kıymetini bil" dedi ve Kulbak ATA’dan bir heybe ve kendi kullandığı bir börk verdi elime. Öpüp başıma koydum. "Heybeni doldur ve şimdi git otur" dedi. "Belki birinizi daha çağırırız" dedi. "Bekleyin, sessiz ve sakin olun" dedi. Bende geri geri giderek sessizce Başbuğumun yerine oturdum ve bildiğim duaları ve sureleri okumaya başladım. Koldaşlarım doğal olarak meraklanmışlardı, sonuçta onlar bilmiyorlardı olup biteni, Kulbak Ata’nın geldiğini de bilmiyorlardı. Sadece," iyi misin, her şey yolunda mı?" diye sordular. Bende gözlerim kapalı şekilde, dua ediyordum. Ve hareketlerimle, her şeyin yolunda olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Ayşin yanımda, Pars Taykan, Göktan ve Kazım abi karşımda, ağacın altında oturuyorlardı. Birden Başbuğumun sesi geldi. Belli ki bir şeylere sinirlenmişti. Tuğçehan yukardan aşağıya inmiş ve kapıya birçok kez vurmuştu. Kimse açmayınca heyecanlanıp, diğer kapıya yönelmişti. O kadar ki, Başbuğum Kulbak ATA’nın yanından çıkıp kapıyı açana kadar. Bu duruma kızmıştı Başbuğum, Tuğçehan’a neden diğer kapıya vurmadığını soruyordu. Oda yaptığını ama kimsenin kapıyı açmadığını anlatmaya çalışıyordu. Sonra yanımıza geldi ve bize heyecanlı, sitemkar ve şaşkın bir şekilde, "Yaa neden kapıyı açmadınız? O kadar kapıya vurdum ve bekledim, hem içerideki At’ları ve Alp’leri görmüyor musunuz, nasıl bu kadar tepkisizsiniz?" diyordu. Anlaşılan bize duyurulmamıştı kapının sesi. Çünkü hiçbirimiz bir şey duymamıştık ne kapının ne onun sesini. Ayrıca içeride 2 tane At ve Alplerden 4-5 kişi görmüştü. Özden Hanım'da bir şeyler görmüştü, ve yine ekipteki koldaşlarım da aynen bazı değişik şeyler görmüşlerdi. Erol abide o gece rüyasında görmüştü ziyarete gelenleri. Dilerlerse kendileri anlatır vakti gelince. Ve yine anlaşılan Alp’lerde yalnız bırakmamışlardı Kulbak ATA ve Temir’i. Muhafızlık için gelmişlerdi. Tuğçehan'a sakin olması için işaret ettim ve Özlem hocama, "Başbuğum‘un sessiz olmamızı" istediğini, söyledim. Sonra Başbuğumda bizim bulunduğumuz odaya geldi. Bana biraz önce verdiği börkü, Fatih koldaşımıza hediye etti ve  "Korcan benimle gel dedi." Kalktım ve tekrar arkasından gittim. Nargilelerin olduğu alanda bana ne yapmam gerektiğini söyledi… Buradan sonrasını anlatmam için ruhsatım yok koldaşlarım. Yine bu yazıyı yazarken bazı yaşananlarda bu ruhsatsız alana girdiği için, yazamadım. Anlayışınıza sığınıyorum. Ötüken'e hazır olun diyorum!

Erenlere selam olsun, Ötüken’e ve Alplere selam olsun, Ekibe selam olsun, Koldaşlara selam olsun, Kulbak ATA’ya, Temir’e ve Canım Başbuğuma selam olsun. Hepinizi çok seviyorum.

Kulbak ATA'nın da tüm balalara selamı var. Kulbak ATA bize o kadar sevgi dolu ve düşkün ki, gece gelip üstümüzü örtecek kadar. Bunu bilmek lazım diye düşünüyorum.

 

Huuu … Erenler Huuu…

Korcan - Şevki Baş 



Bu haber 7,685 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,626 µs