En Sıcak Konular

Musa As Dönemi ve İlyada Destanı

9 Temmuz 2020 19:40 tsi
Musa As Dönemi ve İlyada Destanı Musa As Dönemi ve İlyada Destanı 2. Bölüm

Musa As Dönemi ve İlyada Destanı 2. Bölüm

 

İlyada Destanı görüldüğü şekliyle 10 yıllık Truva savaşını anlatmaz. 10 yıl semboldür aslında 1000 yıllık tarihin kayıtçısıdır Homeros. Orada anlatılan olayların hepsi Homeros’tan M.Ö 2000 yıl ile M.Ö. 1000 yılları arasında ki kayıtları destansı bir şekilde yazmıştır. Bizim anladığımız kadarıyla Homeros’un Destanı bu kadar uzun değildir. İkili tekrarlar göze çarpmaktadır. İkili tekrarlarda isimler birbirine çok benzemektedir olay aynıdır. Bu da bize ağızdan ağıza aktarılarak geldiği için yer, bölge isimleri zamanla değiştiğinden güncelleme olmuş olabileceği intibahı uyandırmaktadır. Sesostris’in hikayesi İlyada Destanında anlatılmıştır. İlyada Destanı 1000 yıllık tarih hafızasıdır dedik. Bu zaman içinde topraklar sürekli el değiştirmiştir ve Homeros el değiştirmelerini 3 bölümde yazmıştır. Helen’nin alınması (kaçırılması) ilk bölümdür. Alexandros aslında unvandır ve o unvanı ilk taşıyan Sesostris’tir. Karabel Rölyeflerinde Mira (ülkesi) kralı Tarkasnawa’nın kabartmasına dikkat ederseniz Ok kullanır. Alexandros’ta okçudur. Priamos, Birinci Aleksandros’un yani Sesostris’in torunudur. İkinci dönemde Priamos Alexandros unvanını almış ve Milletin başı olmuştur. İlyada Destanında On birinci bölümün 373. Satırda Alexandros sırtını dedesi İlos’un mezarına dayayarak Diomedes’i okuyla ayağından vurduğunu belirtir. Mitolojik okuma yaparsak mezarına dayanması demek İlos döneminin savaşını anlatır. Tros’un oğlu İlos, Helen’i kaçırmıştı. Helen’i kaçırması demek Truva’nın ele geçirmesi demektir. Alexandros o nokta da İlos’tur. Priamos, İlos’un soyundan gelmektedir. Sesostris İlyada da ki ismi ile Laomedon öldükten sonra yerine Asya’da Priamos geçmiştir. Unvan olarak Alexandros ismi İlos dönemini anlatırken İlos için kullanılmıştır. Sesostris Karabel rölyeflerinde Mira ülkesini aldığı zaman Truva’ya (Helen) saldırmış ve ele geçirmiştir. Mitoloji okumasını yapabilenler ne demek istediğimizi anlayacaklardır.

 

Bu soy ağacını kitapta Aeneas ile Akhilleus savaşırken Aeneas söylemiştir. Herodot ile tek fark Herodot Sesostris’in 6 çocuğu olduğunu söylemiş İlyada’da 5 çocuk söylenir.

Yer isimleri ve toprakların yönetiminde ki kralların isimleri değişiktir fakat aynı bölge savaşları anlatılır. Hektor Dönemi üçüncü dönemdir. Yine yer isimleri değişir. Agamennon sadece tek bir şahıs değildir. Ag, Ug Baş demektir. Amon’a bağlı olanların başı demektir. Agamennon, Menelaos, Odysseus, Diomedes, Nestor, Alexandros, Priamos, Hektor, Aineias, Sarpedon bu isimlerin hepsi birer unvandır gerçek isimleri değildir. 3 bölümde yine kişiler unvanlarla anılır fakat aynı kişiler değildirler aslında. 

Sesostris 16. Hanedanın son hükümdarıydı. 17. Hanedan 16. Hanedanın yerine geçince Unvanlarını da almıştı demiştik. Bu unvanlar İlyada Destanında Lykurgos olarak geçer. Mısır Hükümdarlarına Homeros Lykurgos demiştir. Dolayısıyla bu olay tarihçiler için karışıklığa neden olmuştur.

Azra Erat’ın çevirisini yapmış olduğu İlyada Destanının Yedinci Bölümünün 135. İle 151. Paragraf aralığında Nestor gençliğinden bir hikaye anlatır. Ereuthalion isminde ki birisi, Kral Areithoos’un silahlarını kuşanmıştı diye başlar. Kral Areithoos aslında Lykurgos’tur fakat Ereuthalion onu 142. Satırda düzen kurup öldürmüş bu sefer 144. Satırda Lykurgos unvanıyla Ereuthalion’u gösterilmektedir. İşte bunun gibi aslında isimleri de vermiştir fakat isimler de doğum ismi değildir. Yine hangi Bölgelerin üzerinde egemenlik kuruyorlarsa oralara vurgu yaparak isimler verilmiştir. Yedinci Bölümün 135 ile 140. Satırları arasında Kral Areithoos’un topuz savuran unvanıyla anıldığı yazılmaktadır. Düzen kurulması demek sarayında bir baskın yapıldığını 140 ile 145 satırları arasındaki dar yolda topuzunu kullanamaması demektir. Kral Areithoos, Sesostris’in yukarıda yazmış olduğumuz Mısır’da ki Devletinin başında ki oğlu Wepwawetemsaf idi. Saraya baskın yapılarak Prens öldürülmüştür. Sesostris intikamını aldığını yine İlyada Destanında Yedinci Bölümün 5 ile 10. Mısralarının aralıklarında bu sefer Aleksandros ile Hektor’un yine topuz savuran Kral Areithoos’un oğlu Menesthios’u öldürdüğü yazılıdır. Bu Heredot’un Sesostris’in (Aleksandros’un) intikamını almak için geri döndüğünü anlattığı olaydır. İlyada Destanındaki anlatmak istediğimiz Kral Areithoos, Sesostris’in oğlu olarak yazılmışken daha sonra yine Areithoos ismi kullanılır fakat zaman değişmiştir bu sefer O bölgeyi alan kral için kullanılır. Sesostris’in oğlu için kullanılmıştı ama 17. Hanedan orayı ele geçirdi bu sefer firavunun oğlu için kullanılmıştır. Bunların ayıklanması gerekmektedir. Yoksa İlyada Destanının anlaşılması çok güçtür. Çünkü Nestor Akhalardandı ve Areithoos’u öldürdüğünü söyler. Hektor ve Alexandros Troyalılardandı bu sefer Areithoos’un oğlunu öldürdüklerini söyler. Aslında bu kişiler düşman ama anlatımda müttefiklik ilişkisi varmış gibi gözükmesi Kralın ismiyle değil de Unvanıyla hitap edilmesi dolayısıyladır. Firavuna da Areithoos demiştir Sesostris’in oğluna da. Destanı okurken dikkat edilmesi gereken birçok husus vardır. İsim benzerlikleri aslında aynı bölgeyi anlatır. Yani Ereuthalion ile Areithoos isimleri aynıdır. Ereuth ve Areith kelimelerinde ki benzerlik aynı bölgedeki iki farklı ya da düşman halkları anlatır. Mesela biz Üsküdar’a Üsküdar deriz Eski Romalılar Skutari, Uskutari der. Yazı olarak ta fonetik olarak ta birbirine benzer ama söyleyenler iki farklı halk biri Türk biri Romalı, bölge ise aynı yerdir. Ereuth ve Areith o dönemler ismi Eritre Denizi yani Kızıl Deniz Körfezinin olduğu bölgedir. Hyksoslar oralarda vardı Aşağı Mısıra bağlı, Filistin bölgesine kadar olan Sesostris’in devletinin 17. Hanedan tarafından alınmış olduğu bölgedir. Topuz savuran yukarıda da resmini vererek anlattığımız kent Yusuf As zamanında kurulmuş olması muhtemeldir. 1. Bölümde bahsettiğimiz kenti, Homeros Topuz savuran derken o bölgeye işaret etmiştir. 

Herodot Tarih kitabının 112. 120. Paragraflarında İlyada Destanını Mısır Rahiplerinden öğrendiği bilgilerin biraz daha farklı versiyonunu anlatır. 119. Paragrafta Menelaos’un iki çocuğu gizlice kurban ettiğinden ve akabinde Libya’ya kaçtığından bahseder. İşte bu anlatmış olduğu olay aslında Sesostris’in iki Devletine (Aşağı Mısır) baskın yaptıklarını ve devleti ele geçirdiklerinin metafor kullanarak anlatımıdır. 

Firavunun Carnavon Tabletleri ismi ile anılan yazıtlarında nasıl bir politika izlediği yazılmıştır. Tabletler Yukarı Mısırda 1. Bölümde gösterdiğimiz haritada Kush Krallığı ile Hyksosların arasında ki 16. Hanedanın olduğu yerde bulunmuştur. 

http://www.u.arizona.edu/~afutrell/w%20civ%2002/kamose.html 

Firavunun isminin Kamose (Boğa) olduğu belirtilmesi Kralın unvanının Aşağı Mısır’da Apepi, Apophis (Boğa) olarak anılmasındandır. O dönemde 16. Hanedan Hyksosların elindeydi ve kral Apophis unvanıyla o bölgeye hükmediyordu. Linkte babasının yaşlılığında tahta geçtiğini ve Seqenenre Tao’ya yani babasına Apophis denildiği belirtilmiştir. 

Tabletlerde özetle; Aşağı ve Yukarı Mısır’ı birleştirdiği, Avaris’te (Mısır’ın kuzeyinde Akdeniz Deltasına yakın bir yer) bir veziri olduğunu ötekinin de Yukarı Mısır’da Kush Bölgesinde (Haman) olduğunu söylüyor. Avaris’te ki vezirinin Asyalı, Kush’ta ki veziri ise Nubyalı yani Mısır’lı olduğundan bahsediyor. Asyalı olan veziri Karun’dur. Avaris devletin ismidir bu Yusuf As zamanında kurulmuştur yani Avaram, Avram demektir. İbrahim As’dan gelir ismen. Karun’un da ismi Avram’dır. Bunu aşağıda açıklayacağız. Asyalıların Mısır’ı ele geçirdiğini Memphis bölgesine kadar vergi topladıklarını ve bununla uğraşacağını rahat bırakmayacağını söylüyor. Daha sonra kendisinin Asya’ya gelmesi ise mutluluk getireceğini söylüyor. 

68. Maddenin son paragrafında Kendisinin Nefrusy bölgesinde Memphis’in üst tarafı Orta Mısır diyebileceğimiz bir bölgede Pepy’nin oğlunu kandırdığını söylüyor. 

Zuhruf Suresi, 49. ayet: Ve onlar dediler ki: "Ey büyücü, sende olan ahdi (sana verdiği sözü) adına bizim için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız."

Zuhruf Suresi, 50. ayet: Fakat onlardan azabı çekip-giderince, bir de görürsün ki onlar andlarını bozuyorlar. 

Pepy 1.bölümde bahsettiğimiz Apepi’dir. Buradan anlıyoruz ki Musa As babasının ismi ya da unvanı Apepi imiş. İlyada’da geçen şecerede ki eksik 6. Kişi Musa As olabilir. 5 oğlundan birinin ismi yukarı da Hiketaon diye geçer. Hik, Hyksos Çoban Krallar derken orada ki Hyk’tur. Etaon ise Aton’dan gelir Güneş anlamını taşır. Apepi’nin oğlunu kovaladığını ve Asyalıların tekrar gelmemesi için mücadele edeceğini söylüyor. Musa As’ın Anadolu ile bağı olduğunu anlıyoruz. 

Yazıtta bir ulak yakaladığını ve mektupta Apophis’in Kush Hükümdarından (ayrıca oğlu olduğunu öğreniyoruz) bir yardım talep ettiğini yazmıştır. Kamose’nin topraklarını elinden aldığını aynı şekilde beraberce karşılık verelim diye yazdığını belirtmiştir. 

Tabletlerde Çöllere, güneye ve nehirlere sahip olduğunu söylemiştir. 

Zuhruf Suresi, 51. ayet: Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" 

Asya’ya Amun (Haman) komutanlığında bir ordu gönderdiğini bu ordunun isminin Medjay (Med Muhafızları gibi) olduğunu Okçuların savaş tepeleri metaforu yani Akdeniz’de ki adalara konuşlandırdığını, Doğudan ve Batıdan Bolluk geldiğini yani nasıl 1. Dünya Savaşında bütün Ülkeler birleşmişti aynen onun bir Doğudan ve Batıdan ülkeler desteğe geldiğini yazmıştır. 

İlyada Destanında ki Truva Savaşına firavunun vezirini (Haman) yolladığını anlıyoruz. Menelaos Hamandır. Heredot, Menelaos’un anlatımına göre İlyada da ki konuyu İkinci Kitabın 115 ve 116. Paragrafında Helen’in Proteus’un (Firavun) yanına geldiğini söyler. Çok daha önce Truva’nın eski ismi olan Sidon’dan Helen kaçırılmış, Firavun’un yanına getirilmiş. Firavun, Helen’i yanında tutmuş Alexandros’a da gitmesi için üç gün mühlet vermiş. İlyada Destanının 6. Bölümün 285 ile 290. Mısra aralıklarında 

Sidonialı kadınların işlediği şallar.

Yaygın denizin ötesinden Helene’yi kaçırdığında,

Tanrıya benzer Aleksandros Sidon’dan getirmişti. 

Homeros çok bariz bir şekilde Alexandros’un Helen’i Sidon’dan getirdiğini söylüyor. Yaygın deniz Akdeniz’dir. Yaygın Akdeniz havzası için kullanılmıştır. Truva’nın Çanakkale dolaylarında olduğunu zannedenler yaygın Likya’yı, Assos dolaylarında olabileceğini tahmin etmişlerdir. Yaygın Likya Aşağı Mısır yani Avaris Bölgesine bağlı Batı Anadolu, Adalar ve Trakya Bölgesini içine alıyordu. Sidonialı kadınların dokuma tezgahlarında dokuduğu şallar demek o dönemde Sidon tekstiliyle ünlü olduğunu anlamamızı sağlar. Sidon devletin ya da kentin ismidir. O Kentin kurulduğu toprağın adıysa Helen’dir. Helen diye bir kadın hiç olmamıştır. Yukarda bahsetmiştik Aşağı Mısır, Yukarı Mısır toprağın adı iki kadın şeklinde açıklandığını ve Nebty diye isimlendirilmiş olduğunu. Mısırlılar toprakların olduğu bölgeye de isim veriyordu. Bu noktada Türklerinde topraklara isim verdiğine şahit oluyoruz. Daha o çağlarda bile Türkiye topraklarının ismi Anadolu’ymuş. 

Şimdi anlatmaya çalışacağımız mantığı iyi anlamaya çalışınız. Destan bu minval üzerinde yazılmıştır. Baştan sona bir tarih üzerine konulu değil kesik kesik her paragraf farklı bir şey anlatıyor. Akhilleus savaşa katılmamış Destanda onu büyüten kişi Akhaların yenilgisine ve komutanların ölümüne artık dayanamayıp Akhilleus’un silahlarını kuşanıp savaşa katılmaya karar verir. Bu olay; İlyada Destanının 16. Bölümünün 135 ile 155. Paragraflarında Patroklos (Patro: Baba, Uk: O Zamiri, Los, Laos: Halk. Milletin Başı, Babası) Akhilleus’un silahlarını giyer. Pelion (Op, Of: Jüpiter, Elion, Helion, İlion: Güneş) Dağının odunundan bir kargıdan bahsedilir. Kargıyı sadece Akhilleus’un kullanabileceği söylenir. Pelion Dağından o kargıyı Kheiron (Khe, Akha, Ak-kğa, Hititçe Ugga: Kutların Başı, İron: Demir. Kuran’da geçen Karun’dur. İlion Kentinin başı idi) babası için getirmiş olduğu yazılıdır. Yazdıklarımızı toparlarsak Karun’un babasına, -yukarıda Laomedon demiştik- Karun, İlion kentine düşen Güneşten ya da bir asteroidin parçasından kargı yapmıştır. İlion o düşen asteroidin yerine kurulmuştur. Onun için ismi Güneş Kenti olmuştur. Homeros bu ince detayı dahi anlatmıştır. 

Kasas Suresi 78. Ayet: Bu (servet) bende bulunan bir bilgi sayesinde bana verildi dedi. 

Daha sonra Patroklos, Automedon’a atları koşmasını ister. Automedon’un Auto kelimesi, Kendisi demektir. Otomatik araçların birçok şeyi kendisi yapması gibi. Med ise, Sidon bölgesini de içine alan Petra (Ürdün) Akabe Körfezi dolaylarına kadar olan Bölge idi. Medyen Ülkesinin sınırlarıydı. Avaris’ten Lübnan’a ve Truva’ya kadar olan bölge diyebiliriz. On ise Baş, Lider demektir. Patroklos Milletin başı demekti Automedon ise Medyen’in Kralı, Milletin başı anlamına gelir. Yukarıda Alexandros dedesi İlos’un mezarına dayanıp ok atmasını mitoloji okuması ile ele almıştık. Yine aynı şekilde mitoloji okuması ile okursak Patroklos’un Automedon’a atları koşmasını (Orduyu hazırlamasını) söylemesi Patroklos’un isminin Automedon olduğunu anlatır. Medyen’in Liderinin kendisi orduyu hazırlaması demektir. Burada iki kişi yoktur. At arabalarının seyislerinin isimlerinin hepsi aslında bunu gibi kendileridir. Düşünebiliyor musunuz krallar at arabalarında askerler gibi savaşıyor. O ordu anında kül olur. Kralı öldürdün mü zaten sonuç gelir. 

16. Bölümün 850. Paragrafında Patroklos’u Hektor öldürür. Patroklos der ki: “Beni asıl öldüren uğursuz kaderle Leto’nun oğlu, insanlardan da Euphorbos’tur.” Uğursuz kader dediği oraya saldırmasında ki şanssızlığıdır. Leto’nun oğlu demek ise, Letoon Bölgesinde ki kral tarafından öldürüldüğünü belirtmiştir. Onun adı da Euphorbos’tur diyor. Dikkat edersek Hektor demiyor fakat Hektor öldürmüştür. Hektor ismi o zamanda ki devletlerin başında ki kralların unvanıydı. Bu bölgede ki savaşta Hektor, Euphorbos isimli bir kraldı. Euphorbos kelimesi Ephoros ismiyle aynıdır. Ephoros Vali demektir. Yani dönemin büyük savaşında ki bir Bölge krallığı tarafından öldürülmüştür. O bölge Muğla ili içerinde Ölüdeniz’e yakın Letoon kenti idi.

16.bölümün 150 ile 155. Mısraları arasında Automedon’un koşuma soktuğu atların ismi Ksanthos’la Balios’tur. Bu özel atları “Zephyros yeline Kasırga Podarge doğurmuştu” denir. Zephyros Yeli (Batı Yeli diye geçer) Podarge doğurmuş. Ksanthos (Xanthos) (Herodot 6. Kitap 176. Paragraf) Fethiye Bölgesinde bir kentin ismidir. Balios ise İlios yani Milet bölgesinin ismidir. Bu iki at dediği devletlerin ismidir. Bunların koşuma sürülmesi savaşa hazırlamak demektir. Bu iki atı Podarge doğurmuştu denilir. Podarge’nin Priam’ın doğum ismi olduğunu öne sürenler vardır fakat bizim anladığımız dedesi İlos’un unvanıdır. Priamos o bölgede doğduğu için de benzetme yapılmış olabilir. Po, Pro başkan demektir. Da yani İda’nın başkanı, Sonda ki Ge Ug Kurt (Baş) anlamına gelir. Atları Priamos’un babası koşuma sürüyor. Burada Akhilleus’un Eetion ilinden önceden olan bir savaşta ele geçirdiği Pedasos (Herodot 6. Kitap 20. Paragraf Karya Dağlıklarına verilen ad) diye ölümlü bir atı daha koşuma  sürmüştür. Karabel Kabartmalarını hatırlarsak “Mira (ülkesi) kralı Tarkasnawa,” almıştı Mira yani sMYRna’yı (İzmir). Akhilleus bu noktada Laomedon’un yani Sesostris’in babası İlos’tur. Priamos’un dedesi olan İlos. Homeros’un anlattığı bu dönemde İlos (Akhilleus ) Medyen Bölgesinden geldiği için o zamanlar Truva alınmadan önceki tarihi anlattığı için Akhalılardan gösterilmiştir. Akhilleus, Ak kga (Ha), Hititçe Ugga, illeus ise, İlyon, İlion demektir. İlion’un Başkurdu demektir. Bu sahnede ki oğlu Automedon onları savaşa hazırlaması ondan sonra yaşandığı için artık topraklar ele geçirilmiş olduğundandır. Patroklos ölür yani Automedon ölür aslında fakat ölmemiş gibi gözükmesi ardılı Priamos’un artık Truva ele geçirildiği için bu sefer Truvalıymış gibi anlatmasındandır. Çünkü Automedon Med Halkının başı demekti. Truva ele geçirilince artık Med değil Truva’nın başı olunmuştur. Ondan sonra söylenen Automedon sonraki dönemin Med Kralı içindir. 

Akhilleus’un memleketi Phthie (Ftiye) bildiğimiz Muğla Fethiye bölgesidir. Akhilleus’un Halkına Myrmidonlular denilir. Myra, Likya Bölgesinde Antalya ile Muğla arasında ki Bölgeye deniliyordu. Myrmidon ise İda Dağının bölgesini anlatmak içindi. Genel kabul de İda Dağının Kaz dağları olduğu söylenir. Doğrudur fakat Manisa Bozdağlar da İda Dağıydı. Destanda 9 Bölümün 355 ile 365. Paragraflarında Akhilleus 3 günde Phthie’ye giderim diyor. İzmir’den yola çıksa kürekli gemilerle Myra Bölgesine herhalde 3 günde ancak varırdı. İlk çıktığı yer İzmir’di. 

Bütün bu yazdıklarımızı biraz daha berraklaştırmak adına Herodot’un 1. Kitabının 1 ile 2. Paragrafları arasında ilk zamanlar kız kaçırma olaylarını anlatır. İranlı tarihçilerden öğrenmiş olduğu bilgiler doğrultusunda İlk kızı kaçıran Fenikelilermiş. Eritre (Yemen Denizi, Sudan bölgesi) den Argos’a (Mısır) gelip, Argos’dan ve diğer bölgelerden elde ettikleri ürünleri satarak ticaret yapıyorlarmış. Argos’u Yunanistan da bir yer olarak söylerler ama gerçeği o değil. İlk savaş Fenikeliler İo’yu kaçırmasıyla başlar. Mitolojik açılımı: İo aslında Girit adasıdır. O zamanlar Girit çok daha büyüktü bir felaketten sonra küçülmüştür. Zaten o felaketten sonra Yunanistan’a Argos demişlerdir. Yoksa Yunanistan tarım arazisi idi o dönemler. (M.Ö.1500’ler) Girit, Argos’a yani Mısır’a bağlıydı. Fenikeliler, Seqenenre Tao’nun (Firavun) da mensup olduğu Millettir. İo’nun İnakhos’un kızı olduğu söylenir. İn Ak kgos Likya Ukka bölgesidir. İo’yu Mısır’a getirip gözden kaybolmuşlar yani artık Girit Argos’a (Mısır) bağlanmış oldu. Herodot Perslerin Fenike’de ki Tyr’a yanaşıp Kralın kızı Europe’yi kaçırdığını söyler. Europe’de Kıbrıs’tır. Böylece ödeştiklerini belirtir. Fakat daha sonra Fenikelilerden Medeia (Mediterranean, Med Suyu, Akdeniz, Sidon) kaçırılır. Babası kızını geri ister peşlerine adam takar, hakkını ister der Herodot. O zaman karşılık olarak onlara sizde Argos’tan İo’yu kaçırmıştınız karşılıkta vermemiştiniz denilir. İşte Medeia aslında Helendir. Kızı geri isteyen Menelaos’tur. Burada kız olarak belirtilir. Toprak parçalarıdır. 3. Paragrafta aradan iki nesil geçer Alexandros bu sefer Helen’i kaçırır der. Yukarıda belirttiğimiz gibi iki nesil geçmesi Priamos ve babasının neslinin geçmesi demektir. Alexandros’a gelene kadarki kişilerin yaptıkları şeyler Alexandros’un yaptığı şeylerdir. Homeros Destanını farklı bir kurguyla yazdığı için Tarihçiler gördükleriyle, okuduklarıyla yorumladıklarından dolayı anlam kargaşası olmuştur. 

1. kitabın 1 ile 2. Paragrafı İlyada Destanında 4. Bölümün 85. Mısradan sonrasında anlatılmıştır. Athena Pandoros’a Laodokos’un kılığında gelip Menelaos’a ok atmasını eğer öyle yaparsa Kral Alexandros’u memnun edeceğini söyler. Alexandros Hiç Kral olmamıştır. Bu bilgi 95. Mısrada yazar. Aslında bu noktada İlos olduğunu bize anlatmaya çalışır. Sonra yurdu olan Zeleie (Atlantis) dönüşünde 105. Mısrada Lykia’lı Okçu Apollon’a kurbanlar sun diyor. Pandoros P alfa (Alex) Doros ise Alexandros’un Andros’u dur. Karun’dan iki nesil önce olan bu olay Athena’nın Laodokos kılığına girmesi Laodikeia, Denizli ilinin o zamanlar Lykia içinde olduğunu anlamamızı sağlar. İşte Menelaos’a ok atması demek Helen’i yani Sidon’u ele geçirmesi demek olduğunu bize anlatır. Pandoros başka bir yerden geldiğini de (Atlantis, aşağıda ayrıntısı yazılacaktır.) Athena’nın geri döndüğünde Lykialı Okçu Apollon’a kurbanlar sunmasını salık vermesinden anlıyoruz. Aynı bölümün 145. mısradan sonrasında Başbuğ Agamemnon çok üzülür 155. Mısrada “demek ki bu anlaşmayı sen ölesin diye yaptım” diye hayıflanır. Kitabı düz okuduğunuz zaman anlaşmanın Alexandros’un Helen’i kaçırmasından sonra toplanan Akha ordusu ile Truva Ordusu savaşıp çok kan dökülmesin diye ikili düello yapmaya gelecekleri sıra Menelaos’a, Pandoros’un ok atmasıyla anlaşmayı Truvalılar bozduğunu anlarsınız. Fakat görüyoruz ki Pandoros aslında Alexandros’tur yani anlaşma aslında bozulmamıştır. Alexandros’un yani İlos’un Helen’i alması Mısır’da Firavun’un krallıklarını suikast ile ele geçirdiği için, Sidon (Helen) Bölgesi de Mısır’a bağlı olduğu için kendi bölgesini firavuna vermemek için almıştır. Helen’in alındığı tarih aralığında Agamemnon Mısır Kralıdır. Yukarıda belirttiğimiz Carnavon Tablette firavun Asya’yı ele geçireceğini söylemişti ve Kuzey’den yani Girit’ten yola çıkıp Lykia bölgesinden Muğla’nın Seydikemer Beldesinden Anadoluya bir kol, Thera Adasından’dan Denizli’ye doğru Tydeusoğlu kanalıyla ikinci bir kol olmak üzere savaş açılmıştır. Bu Savaşı dayandırdıkları neden, Helen (Sidon) onlarındı Truvalıların Helen’i kaçırmasına bağladılar. Destanda 2.bölümün 5 ile 30. Mısra aralığında Agamemnon bir düş görür. Düşünde Zeus ona Truva’yı ele geçireceğini söyler. Zeus Nestor Kılığında kendisine gözükür. Bunları hep mitolojik bağlamda okumak gerekli. Kılığına girmesi demek o anda Agamemnon Nestor’un veziri veya kendisidir. Nestor Pylos’un kralıydı. Pylos bilindiği gibi Mora yarımadasında bir yer değildir. Mısır’ın Kuzeyinde delta bölgesine yakın olan Heliopolis Kentinin o dönemde ki ismi idi. P alfa, ilk, birinci Ulos, İlos Güneş demektir. İlion Kentinin birinci dönemde ki yeridir. Homeros, Nestor’un Neleusoğlu olduğunu söyler. Neleus demek Mısır toprakları Aşağı ve Yukarı olmak üzere Nebty ismiyle iki kadın demekti. Neleus’ta Nil Nehri’nin iki kadını ayırmasıdır. Baştaki Neb Aşağı, Ty Yukarı Mısır’ı anlatır. Neleus derken baştaki Ne hecesi aşağı, Eleus ise Elios, İlos Güneş demektir. Aşağı Mısır anlamına gelir. Diomedes (İki Başkan), Nebty kelimesinin Ty’si (Tu) üst anlamında Tydeusoğlu Yukarı Mısır’ın kralıdır. Deus, Zeus Jüpiter demektir. Mısır’ın üstü Jüpiter alt tarafı Güneş gibi. Anadolu’da Pylos, Efes ile İlion, İlos şehirlerinin ikisine denir. P Efes’i Ylos ise İlos’u anlatır. Çanakkale’den Efes’e kadar olan bölge yukarı anlamında, İlos ile Lykia Bölgesine kadar olan bölge ise Aşağı anlamındadır. Bu bölgeye Dydima (Didim) denilirdi. Günümüzde Aydın iline bağlı bir yer olarak biliyoruz. O zamanlar Apollon Tapınağı merkezde olmak üzere geniş coğrafyaydı. Hititçe’de ismi Apulunas olarak geçer. Ap Efes, boğa, Jüpiter Ulunas anlaşıldığı üzere İlion, İlios Güneş demektir. Dydima İkiz kardeş demektir. Mısır’da ki Nebty gibi.

 

 

Beyaz Dairenin olduğu bölgeye Yukarı Mısır, Kuzeyde Nil’in Akdeniz’e döküldüğü bölgeye Aşağı Mısır derler. Genel kanı budur. Fakat bizim okuduklarımızdan çıkarımlarımız Nil’in Doğusu, Kızıldeniz arası Aşağı Mısır, Nil’in Batısı ve Libya dahil Yukarı Mısır’dır. 

Araf Suresi, 137. ayet: Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğulları'na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı. Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini da yerle bir ettik.

 Bereketli kılınan topraklar Mısır Toprakları, Nil Nehri’dir. Nil’in Doğusu Aşağı Mısır, Batısı Yukarı Mısır’dır. İsrailoğulları bu toprakları tepti savaşmak istemediler. Sürgüne gidip öylece Kudüs’e geldiler. Yoksa vaad edilen topraklar Kudüs değildir. Hatta secde ederek o şehre girin denildi onlara orada yönetici bile olamazlar. 

Maide Suresi, 23. ayet: Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin." dedi. 

Maide Suresi, 25. ayet: (Musa:) "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır" dedi.

 Nestor’la ilgili anlatılan birçok şey Mısır ile ilgili tarih kayıtlarıdır. Yukarıda anlattığımız Yedinci Bölümünün 135. İle 151. Paragraftaki Areithoos ile Ereuthalion’un hikayesini de Nestor anlatmıştı. On Birinci Bölümün 670. Mısra aralığından sonra yine bir hikaye anlatır. Elis (İlos) diye bir yere savaşmaya gitmişler ve orayı ele geçirdiklerini anlatıyor. Atlar, kısraklar, sığırlar adalar, ve toprak metaforudur. Onları Neleus’un ili Pylos’a getirmişler. Çoğunu Epeiolar almışlar. Epeiolar Mısırlılardır. Bu dönem Yusuf As zamanıdır. 692 mısrada kusursuz Neleus’un On iki oğluyduk diyor. Hepsi gitti ben kaldım diye devam ediyor. Tek başına Mısır’a geldiği dönemdir. 690 mısradan sonraki mısralarda savaşın nasıl geliştiğini anlattığı dönemdir. Yıllar önce Herakles hırpalamıştı bizi diye başladığı yer. Burada anlıyoruz ki Elis’e (Truva, İlos) saldırdıkları zaman Asya’nın Hükümdarı Augeias ödüllere el koyuyor yani toprakları geri alıyor. Neleus buna çok kızdığını ve ordu toplayıp Elis’e saldırıyor. 735 ile 740. Mısralarda önce ben vurdum Augeias damadı Kargıcı Mulion’u diyor. Bu nokta önemlidir. Hektor’da (Hitit) Eetion’un kızını almıştır. Hektor’un yenilmesi Hitit’in o bölgesinin ele geçirilmesi demektir. Nestor’un, Mulion’u öldürmesiyle aynı şeydir. Priamos’un dedesi İlos’un aldığı bölgede ki validir Hektor. Şehri savunmuştur fakat Akhilleus (Büyük Felaket) tarafından ölmüştür. 747. Mısrada elli arabaya el koydum, her arabada iki adam vardı der. Priamos, Yirmi dördüncü bölümün 495. Mısrada elli oğlum vardı diyor. Nestor’un saldırdığı yer burasıdır. Bir arabada iki adam olması devleti iki kişinin yönettiğini anlıyoruz. Eş başkan gibi! 

Elli araba nereden geldiğini Yirmi Üçüncü Bölümün 270. Mısralarından sonra açıklanmıştır. Akhilleus olimpiyatları düzenler. 50 arabacının ve kendisinin olduğu yerde kaldığını, Poseidon’un onları Ak Suda yıkadığını ve Atlarının Patroklos’a yas tuttuğunu söyler. 50 at bölgesi Patroklos’un olduğu Truva bölgesidir. Mısırlılar saldırdığı zaman Hektor (Hitit Kralının damadı) onları içeri sokmamıştır. Yeri sarsan Poseidon, Kiklopları (yer altı lavları) toprağa salmıştır. O bölge tamamen toprak ve lavlar altında kalmıştır. O büyük felaketten sonra O bölgelere kimlerin yerleştiği olimpiyatlarda kazanılan ödüllerdir. Örnek olarak Aineias’ın atlarıyla yarışan Diomedes, Aineias’ın bölgesini Laodikya (Denizli) bölgesine yerleşmiş. Menelaos (O zaman ki Firavunun veziri) Agamemnon’un bölgesi Muğla Letoon bölgesi ile Podarge Bölgesini almıştır. Bunun gibi paylaşımlar ve yeni kralların yerleri anlatılmıştır. 

9. Bölümün 115. Mısradan sonra Akhilleus savaşa katılması için bir takım aracılarla Agamemnon ona bir takım topraklar teklif ediyor. Savaşın sonunda dikkat edersek teklif ettiği toprakları Akhilleus olimpiyatlarda ödül olarak dağıtmıştır. Bu teklifi Akhilleus reddettiği yazılmıştır. 9. Bölümün 120. Satırında hediyeleri sayarken ateşe değmemiş yedi tane üç ayak, on külçe altın, 20 tane pırıl pırıl leğen,  ödül kazanmış on iki at, yedi Lesboslu kadın ve Akhilleus’tan zorla aldığı Briseis’i de vereceğini söylüyor. Bunun açıklamasını da 135. Satırdan sonra yapıyor. Priamos’un büyük ili, yedi tane üç ayak olarak söylenmiştir. Ateşe değmemiş demek, göktaşı daha düşmemiş ve topraklar lavlar altında kalmamış olduğunu anlamamızı sağlar. Büyük il, Truva yani Milet Bölgesi ve Efes’e kadar olan yerlerdir. 7 tane üç ayak ise büyük felaketten önce Ege’de 7 tane büyük ada vardı başka ada yoktu. O olaydan sonra Ege yerin dibine doğru tsunami etkisiyle battı ve adaların üst yüzeyleri fark farklı adacıklar gibi gözüktü.  Argos’lu Helen’den (Mısır’da ki Heliopolis) sonra en güzel 20 kadını kendine alsın diyor. Truva bölgesini Briseis olduğunu düşünürsek onun gibi 20 tane bölge (125. Satırdaki leğen) alsın diyor. Helen yani Sidon bölgesinden Truva Aydın Milet bölgesine kadar (Aşağı Mısır, Avaris) olan bölge 20 bölüme ayrılmış. Dönersek bir gün yeryüzünün memesi Argos’a (Mısır Heliopolis) damadım olsun diyor. 7 Lesboslu kadın 150. Satırda isimlerini söylediği illerdir. 3 tane kızımdan (Khrysothemis, Laodike, İphianassa) birini alsın dediği Girit, Truva Bölgesi ve Trakya Bölgesinden biridir. Alexandros’a gözüken 3 güzelden Hera Khrysothemis (Girit), Afrodit Laodike (Truva), Athena İphianassa (Atina) dir. Nitekim Priamos (Son dönem Alexandros) bu antlaşmaya evet demiş ve Afrodit’i yani Laodikia’yı almıştır. Mitoloji okumasıyla bunu açıklarsak, üçüncü bölümün 260. Satırında Alexandros ile Menelaos savaş olmasın diye düello ile kim kazanırsa Helen’i alacaktı. Antlaşma yapmaya Priamos’ta çağırılır. Priamos yanında Antenor ile gelir. 300. Satırda Priamos Oğlumun (Alexandros) savaşını izleyemem der ve tekrar arabasına binip İlion’a geri döner. Antenor yine yanına arabasına biner. 7. Bölümün 345. Satırında Antenoroğlu  (damadı), Helen’i geri verelim der. Alexandros’ta, Antenor’a bu söylediğin hoşuma gitmedi der. Priamos, Alexandros’un söylemiş olduğu ne pahasına olursa olsun Helen’i vermeyeceğini Agamemnon’a söyleyin der. Alexandros Heleni (Sidon) alan Priamos’un dedesiydi. Ne pahasına olursa olsun vermem demesi normal çünkü o dönemde krallıklarını firavun ele geçirmişti. Daha sonra Herodot’un da söylediği iki nesil geçince firavun Priamos’a yukarıda yazılan hediyeleri söyleyince bu sefer anlaşma olur. Anlaşmayı yapan o dönemde ki Priamos, yani Antenor’dur. Oğulları dururken damadını arabaya alması aslında o sırada Priamos’un Antenor olduğunu bize anlatır. Oğulları yoktu Hektor o dönemde Vali idi Alexandros İlos idi. Akhilleus’un İlos olduğunu yazmıştık. O da Alexandros gibi anlaşmayı kabul etmedi. Nitekim Agamemnon’un üç kızında birinin ismi Laodike idi. Antenor’un oğlu Helikaon, (Kral, Güneş) Priamos’un büyük kızı Laodike ile evliydi. Antenor’un on iki çocuğu vardır. Toprakları On ikiye bölmek Mısır’dan Anadolu ve Yunan’a geçmiştir. Yakup As’ın soyundan geldiğini bu şekilde anlıyoruz. On iki çocuk 12 il demektir. Onların başında da Helikaon (Bu noktada Priamos) vardır. On iki il 9. Bölümün 325. Satırında Akhilleus’un Truva’nın on bir ilini yaktım dediği illerdir. On ikinci Truva’dır. Yine aynı bölümün 345. Satırında Akhilleus’u savaşa ikna için Odysseus gelir. Akhilleus savaşa girmeye yanaşmaz çünkü Agamemnon’a hala kızgındır sitem etmektedir. “bensiz çok işler yapmış haydi şimdi de kızgın ateşi uzaklaştırsın” der. Bizler okurken kızgın ateşi savaş için metafor anlamında algılıyoruz oysa gerçekten kızgın ateş, lavları kastetmiştir. 350.satırda Hektor için “Ben varken surlardan çıkamadı, batı kapılarına gelemedi” diye belirtir. Batı kapılarına Hektor’un gelememesi lavlardan dolayı yüksek olan saraya sığınmalarıydı. Orada saray kuşatılmıştı artık düşmek üzereydi olağan üstü yaşanan o olay sayesinde o kapılarda Diomedes ölmüştür. Akhilleus ben oradayken derken Akhilleus lav selidir. Homeros, Diomedes’in Batı kapısında öleceğini 6. Bölümün 305 ile 310 satır aralığında Truvalı kadınların Athena’ya “Ne olur kır Diomedes’in kargısını, diz üstü düşür” diye dua etmişler Athena’da onlara işmar etmiştir. Yani kabul etmiştir demektir bu. Kitapta işmar eden tanrılar neye işmar ettiyse o olmuştur. Pandoros’un 5. Bölümün 95. Satırda Diomedes’e ok attığında aslında ölmüştür. Fakat İlyada Destanı sondan başa doğru gidilerek yazılmıştır ya da söylencelerle geldiği için bölümler birbirine girmiştir. Onun için Homeros Destanda 5. Bölümden sonra onu öldürmemiş, Diomedes’in öncellerinin hikayelerinden devam etmiştir. Diomedes firavunun adamıydı. 

Yukarıda yazmış olduğumuz “İlyada Destanında On birinci bölümün 373. Mısrada Alexandros sırtını dedesi İlos’un mezarına dayayarak Diomedes’i okuyla ayağından vurduğunu belirtir. Mitolojik okuma yaparsak mezarına dayanması demek İlos döneminin savaşını anlatır.” Bu bölüm de Pandoros’un hikayesiyle aynı gibidir. Bu da ikilemedir diyebiliriz. Aynı şeyi anlatır. O dönemde Pandoros’un Alexandros olduğunu anlamamızı sağlar. 

Argos yukarda da belirttiğimiz gibi Ege’de ki adalar, Anadolu Ege, Akdeniz bölgesi, Girit ve Mısır’ın tamamı olan Bölgeye deniliyordu. M.Ö. 1472 yıllarında bu coğrafyayı etkileyen çok önemli bir doğa olayı gerçekleşmiştir. Bu doğa olayını Homeros Akhilleus’la özdeşleştirmiş, Hektor’un ölümüne neden olan Akhilleus’u bu afet ile özdeşleştirmiştir. 1. Akhilleus Mısır’ın Avaris bölgesinin Kralı yukarıda belirttiğimiz Sesostris’tir. Akhalar’dan gibi söylenmesi yani Truva’ya düşman gibi lanse edilmesi Truva’nın o dönemler ismi Sidon ( İda’nın üst Bölgesi)’du ve Akha’lara bağlı olduğu içindir. Firavun Sesostris’i (Akhilleus) aldatıp yalanlarla, suikast ile krallığını ele geçirince otomatik olarak Sesostris’in krallığına bağlı olan topraklarda Firavuna geçmiş oldu. Sesostris (Akhilleus) buna isyan edip Sidon’lu Helen’i Hitit kralı ile anlaşıp (Aşağıda tableti verilecektir) ele geçirdikten sonra yeni devletin ismi Truva olunca bu sefer Akhilleus ismi Truva tarihince Alexandros ismi ile anıldı. Akhilleus’un karısı gibi lanse edilen Briseis’e Agamennon’un el koyması, Akhilleus’un Truva’sını ele geçirmesi anlamını taşır. Briseis ismi M.Ö 500 civarında Herodot’un da tarihinde geçen Lidya kralı’nın ismi Croesus (Kri-zes- Karun) M.Ö 800’ler de ki söylenen ismidir. Bu kelimelerde ki B harfi K olarak değişmiştir. Akhilleus’un ayağından vurulması Truva yani Devleti onun gölgesi onu gösteren varlığın ele geçirilmesi metaforunu anlatmak içindir. Aşağıda yazılacaktır yani ayağı demek Truva Bölgesinin ayağı Thera Adasıdır. Oradan göktaşı ile vurulmuştur. Kendisi tekrar Truva’yı ele geçirdikten sonra ölmüştür. Aradan yıllar geçtikten sonra Karun (Priamos, Hiketaon) başa geçmiş firavunla Hitit Devletini paylaşmıştır. Bu paylaşımda Akdeniz Bölgesi ve Doğu bölgesi firavuna, Ege, Marmara ve Karadeniz (İon, Kıyı bölgeleri) Karun’a kalacaktı. Karun kendi adamları ve firavunun vezirinin (Haman) başındaki orduyla Anadolu’ya saldırırken tam o sırada da Mısır’da firavun Musa As’ın kavmini Kızıldeniz’in kenarında yok etmeye gidiyordu. Biraz sonra bu konuya değineceğiz daha önce İlyada da Yakup As’ın neslinin Anadolu topraklarına nasıl geldiğini görelim. 

6. bölümün 150. Satırında Diomedes ile Glaukos savaş için karşı karşıya gelince Diomedes kimsin der bir tanrı oğluysan seninle savaşmaya niyetim yoktur der. Glaukos’ta şeceresini sayar. Argos bir bucağı Ephyre’li olduğunu orada Aiolos (İbrahim As) oğlu Sisyphos (İshak As fakat antik tarihçiler onu İsmail As sanmışlardır. İbrahim As’ın kurban hikayesinde yabancı kaynakların İshak As zannetmesi bu tarihi bilgilerden gelmektedir. (Aslında isim İsmail As’ın fakat hikaye İshak As’ın hikayesi) İnsanların en kurnazı olduğunu yazar. İsmail As okçu idi. Sisypos’un oğlu Glaukos ( Yakup As)’tan Bellerophontes (Yusuf As) doğdu der. Glaukos’un oğluna tanrılar erkeklik ve güzellik bağışladılar diye 160. Satırdan devam eder. Zeus’un Bellerophontes’i Proitos’un (Firavun o dönemde Melik ya da Kral olarak anılıyordu) yanına almış olduğunu söyler. Proitos’un karısı Tanrısal Anteia (Züleyha) Bellerophontes için yanıp tutuştuğunu söyler fakat Bellerophontes aklı başında (Peygamber) olduğu için ona karşılık vermediğini bunun üzerine kadının yalan söylediğini zorla koynuna girmek istediğini Proitos’a söyler. Kralın ona kıyamadığını ve Lykia ( Muğla, Antalya) bölgesine gönderdiğini söyler. Ksanthos Nehrine (Akdeniz) gelince Lykia’nın Kralı onu saymış ve damadından gelen işaretleri istemiş. İşaretleri alınca azgın Khrimaira’yı öldürmesini söylemiş. 180. Satırda Khrimaira’nın tanrı soyundan olduğunu söylerken insan değil ada ya da toprak parçası olduğunu ima etmiştir. Bu toprağın başı aslan ortası keçi sonu ise yılan gibi olduğunu söyler.

 

 

Üç milletin yaşamış olduğu bu yarımadaya Atlantis’i ele alırken değineceğiz. Sadece şu kadarını diyelim Mısır’da ki Nil Nehrinin denize döküldüğü deltanın ucunda çok daha büyük bir kara parçası vardı. Günümüzde ona Heracleion ismi verilmiş fakat o dönemde ismi firavunun tabletlerinde de bahsettiği fil (Elephant) ve Hipopotam deniliyordu. Bunları ele geçirdikten sonra Lykia’da kendisine 50 kişinin pusu kurduğunu ve onları da yok ettiğini yazar. 50 kişi Priamos’un devlerini oluşturan 50 şehir devleti demektir. Sonra Kral O’nun tanrı soyundan geldiğini anlamış ve kızını ona vermiş. Kızı Truva’dır. Sonra 3 çocuğu olduğunu söyler 200. Satırda, tanrıların ondan tiksindiğini, Aleion Ovası’nda tek başına kaldığını ve kendi kendini yiyip bitirdiğini söyler. Bu söylem İlos’un oğlu Laomedon ve aşağıda yazacağız Lykurgos (Musa As) için de ayrıca kullanılmıştır. Bunun anlamı Mısır’da kurmuş olduğu devletin ova içinde kaldığı ve yerleşim yeri olarak artık kullanılmadığını, halkın oradan ayrıldığını, ısısız kaldığı anlamını taşır. İşte Anadolu topraklarına Yusuf As zamanında bu şekilde gelindiği kaydı tutulmuş olduğunu bu şekilde anlıyoruz. Hikayeye dikkat edersek tamamen Yusuf As’ın hayat hikayesi net bir şekilde görülecektir. 210. Satırda ailesinin Ephyre’da çok ünlü olduğunu ve o soyla övündüğünü söyler. Diomedes ise 215. Satırdan sonra büyük babasının Bellerophontes’i ağırladığını yani kendilerinin tanışık olduklarını bunun için savaşmak zorunda olmadıklarını söyleyip kargılarını değiştirip herkese birbirlerini tanıdıklarını bu şekilde gösterebileceklerini söyler ve Glaukos’ta kabul eder ve kargılarını değişirler. Diomedes’in firavunun adamı olduğunu anlamamızı sağlar. Homeros firavunla, Yusuf As’a bu şekilde bağlantı kurmuştur. 235. Satırda Diomedes’in O’nu kandırdığını 100 öküzlük kargı ile 9 öküzlük silahı değiştirdiği yazar. Bu Anadolu topraklarının o dönemde Mısır topraklarından daha değerli olduğunu ve Aşağı Mısır ile Yukarı Mısır’ın beraber hareket ettiğini firavunun da Yusuf As zamanından sonra Anadolu topraklarına girebildiğini anlamamızı sağlar. 

20. bölümün 280. Satırdan sonra Aineias ile Akhilleus savaş için karşı karşıya gelirler. Akhilleus, Aineias’ı kılıcıyla tam yok edecekken Aineias kocaman bir taş alır. Bu sırada bu olayı Poseidon görür ve Aineas’a acır. Bu sırada bir kehanet söylenir. Yaşanmamış bir şeyi o şekilde yaşanacağı varsayımından çok o şekilde olacağı kehaneti söylenir. O kehanet ise Poseidon, Aineas’ın almış olduğu taşı Akhilleus’a atacağını fakat onu ya tolgasında veya kalkanında vurabileceğini ama O’nun ölmeyeceğini daha sonra Akhilleus’un Aineias’ı öldüreceğinin kehanetini söyler ve Aineias’a yardım eder. 290. Satırda, Akhilleus’un gözlerine kara bulut çekip Aineas’ı savaşın olduğu yerden çok ötelere götürür. Burada gelmeden önce 80. Satırda Apollon sesini Priamosoğlu Lykaon’un sesine benzeterek Aineas’ı Akhilleus’a karşı savaşması için motive ettiği görülür. Burada Lykaon der ki: Eskiden şarap içerken Akhilleus’a karşı savaşacağını söylerdin şimdi o dediğini yap. Aineas cevap olarak “Ben onunla daha önce Lyrnessos’la Pedasos’u yıktığı zaman da savaşmıştım der. Sonra savaşırlar ve üstte yazdığımız olaylar gerçekleşir. 20. Bölümün açıklaması aslında 5. Bölümle aynıdır. İki bölüm birbirlerinin eksiklerini tamamlar yani anlaşılması için iki bölüm beraberce okunması gerekir. 5. Bölümün 160. Satırdan sonrasında Aineias, Lykaon’un oğlu Pandoros ile beraber bir arabaya biner ve Diomedes’e saldırırlar. 190. Satırda Pandoros Diomedes’i sağ omzundan vurduğunu söyler. Bu olay Sidon’un yani Helen’in alınması zamanıdır. Pandoros bunları söylerken geçmiş zaman kipi kullanarak konuşur. Lykaon’un sarayında on bir araba olduğunu hepsinin kız gibi olduğunu ve her arabada iki at olduğunu söyler. On bir araba, on bir il, iki at ise iki başkanlı yönetim anlayışını anlatır. 205. Satırda Diomedes ile Menelaos’u vurduğunu söyler ama ikisi de eskisinden daha güçlü, daha canlı olduğunu belirtir. Burada Eskiden Truva’nın nasıl alındığını aslında onların ölmüş olduğunu, şimdi gelenler ise onların nesilleri olduğunu düşünmemiz gerekir. 265. Satırda Priamos’un dedesi İlos’un kardeşi Ganymedes, Anadolu topraklarına ilk girdikleri zaman savaşta öldüğü için 12.bölge, Tros’un oğulları arasında İlos’ a 6 bölge, Assarakos’a 4 bölge ve Ganymedes’e 2 bölge şeklinde olacaktı. Fakat Ganymedes ölünce onun payı da Assarakos’a verildi. 270. Satırda Priamos’un amcası Aineias’ın babası, Laomedon’dan yani Priamos’un babasından gizlice iki atı çaldığını söyler. İşte bu iki at yani iki şehir devleti, Aineias’ın yukarıda söylediği daha önce Diomedes’le savaştım dediği Lyrnessos’la Pedasos şehir devletleridir. 20. Bölümün 280. Satırında ki Aineas ile Akhilleus’un savaşı aslında 5. Bölümün 280. Satırında ki Diomedes ile olan savaşıdır. Orada Akhilleus aslında Diomedes’tir. Akhilleus diye hitap edilmesi artık bütün illeri almış sadece Truva kalmıştı. Ondan dolayı Truva’nın son döneminde Akhilleus olarak söylenmiştir. Burada Pandoros oku atar ve Diomedes’i vurur ama Diomedes ölmez denir. 290. Satırda Pandoros düştüğü zaman aslında Diomedes’te ölmüştür. Yukarıda bir kehanet yazmıştık. Aineias eline taşı almış Akhilleus’a atacaktı ya kalkana veya tolgaya gelecekti fakat bir şey olmayacaktı Akhilleus kılıcıyla Aineias’ı öldürecekti. Bu olayı gören Poseidon Aineias’ı uzaklara götürmüştü. Bu kehanetten Aineas kurtulmuştu fakat Diomedes bu kehanetin kurbanı olandı. 5. Bölümün 305. Satırında Diomedes eline büyük bir taş alır ve Aineas’ı vurur fakat 315. Satırda Aineias’ın annesi Afrodit gelir onu kurtarmak için uzaklara götürür. Onu götürmesi yukarı da Poseidon’un, Aineias’ı savaştan kurtarmak için uzaklaşması demektir. Burada Afrodit denilmesi, Afrodit’in Aineias’ın annesi olması metarofu, Aydın’da ki Afrodisias Antik Kentinin yöneticisi olduğunu ve orada doğduğunu anlamamız içindir. Diomedes’in 340. satırda Afrodit’i elinden vurması Büyük Afet ya da felaket olduğu zaman yani göktaşı, asteroid Thera Adasına düştüğü zaman lavların ve sellerin kıyıdan Afrodisias Bölgesine kadar geldiğini anlatmak içindir. 325. Satırda Diomedes’in Aineias’ın atlarını Lyrnessos’la Pedasos’u, Deipylos’a götürmesi o zaman ki Mısır Kralına bağlı olduğunu ve Pylos yukarıda Nestor’u anlatırken söylediğimiz gibi Mısır’a bağlanması demektir. Dei ikili yönetim anlayışı, iki başkan demektir. Diomedes burada Haman’dır. İki başkandan biri Agamemnon idi. Pedasos’u söylemiştik. Lyrnessos Didim bölgesinde ki Apollon tapınağının olduğu devletin adı idi. Briseis Agamemnon’un, Akhilleus’un karısını aldığı söylenen toprağın ismi idi. Homeros bunu Didim’de ki Apollon Tapınağında ki Pythia’nın (Kadın Kahin) ismi ile özdeşleştirmiş 1. Bölümün 10 satırında ki Agamemnon’un el koyduğu yaşlı adamın kızı, Khryses olarak sunmuştur. Kızını almak için kurtulmalık ganimetler sunmuş Agamemnon 25. Satırda ihtiyarı kaale almayıp kır boynunu diye söyleyip kovmuş ve tehdit ederek Apollo’nun şeritlerinin çizildiği asasının da onu kurtaramayacağını söylemiştir. Bu asadan 3 tane vardır biri Agamemnon’da öteki Odysseus’ta ve 3. Priamos’taydı. Khryses yani kahin kadın Priamos’un ili Truva’daydı. Firavun Priamos’u kandırmış Anadolu’yu, Hitit’i koruyan eyaletleri Mısır, Akha ordularıyla kırdırmış ve Truva Atı kendisi olmuştur. 1. Bölümün 35. Satırında yaşlı adam yani Priamos Apollon’a, Didim Apollon tapınağında dua etmiş, tanrı onun duasını kabul etmiş, Agamemnon’un kızı vermemesi neticesinde bir salgın olduğu yazılmıştır. Salgının tarifi 45. Satırdan sonra şu şekildedir. Phoibos Apollon, Olympos’un doruklarından, köpürmüş ve öfkeli, omuzlarında yayı, iki ucu kapalı okluğu asılı, kızgın tanrının gece gibi yürüdüğü söyleniyor. Gece gibi yürümek demek, gündüz bile olsa havanın karanlık olduğunu anlatmak içindir. Güneş bir şekilde kararmış. Destanda birçok kahramanın tanrılar tarafından karanlık bir buluta saklandırılması bu metaforun anlatımıdır. Gemilerin ardına salmış okunu, korkunç ve acı bir vınlama çıkmış gümüş yaylı oktan, önce katırların ve köpeklerin üzerine düşmüş sonra insanlara atmış okunu, 53. Satırda “Kavruluyordu birbiri peşi sıra bir yığın ölü.” Diyerek insanların yanarak öldüğünü açık bir şekilde belirtmiştir. Apollon Güneş demektir. Gökten düşen bir asteroidin 55. Satırda Ege Denizinde Akha Ordularını yok etmiştir. Buna Tanrıça Here’nin içi yandığı söylenmesi, Here, Atlantis, Girit Bölgesinin ve Mısır’ın deltasının koruyucusuydu. Yani Onun üzerine, O bölgeye düştüğünü anlamamız için Here’nin içi yanıyor demiştir. İçi yanması benzetme olarak söylenmemiş, gerçekten o bölgeler asteroitten paramparça olduğunu söylemek içindir. Bu olayın 9 gün devam ettiğini 10. Gün ise Akhilleus’un geldiğini söyler. O’nun gelmesi demek olayları Truva öncesi ve sonrasına bağlayıp destansı bir şekilde ele alması demektir. Akhilleus’un savaşa katılmaması onun öldüğü içindir. Sonradan sahneye çıkması önceki olayları anlatırken yaşadığı dönemdir. 

Truva düşmeye yakın olan Aineias, 21. Bölümde ki Agenor’dur. 22. Bölüme dikkat edersek 21. Bölümün aynı hikayesi tıpkısı diyebileceğimiz şekilde yazılmış arada ki tek fark Akhilleus’la savaşan 21. Bölümde Agenor, 22. Bölümde Hektor’dur. Bölümde Agenor savaşıp savaşmama arasında kaldığında 550. Satırdan sonra ki kendi kendine konuşmalarının aynısını Hektor’da 22. Bölümde kendi kendine söyler. Bu tip ikilemeler çok olduğu için dilden dile geldiğinde yer isimleri değiştiği zaman isimler güncellemelerle olaylar aynı olsa bile ekleme olmuş intibahı uyandırmaktadır. Aslında dikkatli okunursa ve dönemin algısını okuyan kişi içinde içselleştirilebilirse ayırt edilebilen noktalar hemen göze çarpacaktır. Dönemin yönetim anlayışı iki başkan şeklindeydi. 21. Bölümde Aineias Agenor’du, bu sefer Apollon Agenor’u savaştan uzağa çeker. 22. Bölümde ki Hektor’da Deiphobos’tur. Athena 22. Bölümün 225. Satırında kendi bedenini Deiphobos’a benzetip Hektor’a gel birlikte Akhilleus’a karşı koyalım diye kandırıyor. Hektor Akhilleus’la karşı karşıya gelince Deiphobos’a hadi saldır deyince bakıyor ki orada yok, işte o zaman Athena tarafından kandırıldığını anlıyor. Mitoloji okuması ile bu aslında Hektor, Deiphobos’un kendisiydi. Deiphobos anlam olarak ikinci başkan demektir. Priamos’un oğluydu. 230. Satırda Hektor sen benim en çok sevdiğim kardeşimdin der. O sırada iki başkandan biri Deiphobos öteki de Aineias (Agenor) idi. Bu olayın bir benzer anlatımı ve açılımı 13. Bölümün 455. Satırdan sonrasıdır. 

22.bölümün 305. Satırından sonra Hektor kılıcını Akhilleus’a karşı çıkarır. Homeros’un burada anlatımında ki benzetmeler yine bilinçli benzetme kisvesi altında aslında büyük afet olayını anlatır. Hektor böğrüne asılı sivri kılıcını çekmiştir ve zorlu bir kılıç olduğuna vurgu yaparak aslında kılıçtan fazlası olduğunu anlatır. Fazlası olan kısmı ise yükseklerde uçan Kartal nasıl bir kuzuyu kaparsa diye Güneş’in veya asteroidin değdiği toprağı Kartalın kapması ile birleştirmiştir. Anlatılmak istenen yukarıda yazdığımız Diomedes Truvayı kuşattığı dönemdir. Hektor burada Asteroidle özdeşleşmiştir. Diomedes öldükten sonra Akhilleus olarak çevrilmiş ve asteroidin yaratmış olduğu yıkımın ismi Akhilleus olmuş lavları, dalgaları onun ordusu olmuştur. Bu dediğimizin bu şekilde gerçekleştiğini de 360. Satırda Hektor’un, Akhilleus’a “yiğitte olsan Paris ile Apollon seni batı kapılarında öldürecekler” söylemesinden anlıyoruz. Batı kapılarında ölen Diomedes’ti. Akhilleus Hektor’un ölüsünü arabasına bağlar ve sürükler 495. Satırdan sonrasında. Bu anlatımda anlamamız gereken aslında Hektor Devlettir ve denizden çıkan lavların Truva’nın 7 kapısını (Ege’de ki 7 ada) sardığını ve onu tamamen yaktığını anlatır. Bunu da 410. Satırda Homeros “sanki kalın kaşlı İlion ateşe verilmişti, için için yanıp kavruluyordu” sözlerinden anlıyoruz. Priamos’un 425. Satırda Akhilleus için söylemiş olduğu “fidan gibi oğullarımdan etti beni” sözü şehir devletlerinin hepsinin yandığı içindir. Bunu 23. Bölümün 170. Satırında Akhilleus ateşe 4 tane geniş enseli at (4 büyük ordu) 9 tane köpekten ikisinin boğazını kesiyor. (iki ada üzerine ateş düşüyor bir tanesi Thera adası öteki Mısır Deltasında ki Atlantis Kenti, Ege’de ki altı ada batıyor, Sonuncu Truva’dır.) Truva’nın 12 ili. Sonrasında  “Selam sana Patroklos, sana verdiğim sözleri yerine getirip, Ulu canlı Troyalıların 12 oğlunu alevler seninle beraber yutacak” diyerek alevler altında kaldığını anlamamızı sağlamıştır. “Hektor’a gelince onu köpekler yutacak” demesi, Afrodit’in onu yutmasın diye köpeklerden koruması,  Truva yani Milet, Didim Kentlerinin tekrar şehir olarak kullanılacağını ötekilerinin ise antik kent olarak toprağın altına kalacağını anlamamızı sağlar. Akhilleus’un Hektor’u sürüklerken Afrodit’in ona özel kremler sürmesi nedeniyle bedenine bir şey olmaması metaforu bunu anlatır. Homeros 23. Bölümün 200. Satırından sonra metafor kullanmadan büyük Afeti olduğu gibi anlatır. İris Tanrıça derki; Okeanos kıyılarına gideceğim yanık yüzlü insanların ülkesine (Bakır tenli, Akdeniz) ama Akhilleus dua ediyor Boreas’la gürültülü Zephyros’a Patroklos’a (İlion, Truva) kuruldu odun yığını. 210. Satırda rüzgarların (Boreas’la Zephyros) korkunç bir gürültüyle kalktığını bereketli Troya’ya varıp saldırdığını, korkunç bir ateş çıkardığını, Akhilleus’un altın bir çanaktan şarap aldığını, şarabı yere döküp toprağı ıslattığını (Truva topraklarının yandığı metaforu) Rüzgarların Trakya Denizinden geri döndüğünü ve Akhilleus’un tatlı tatlı uykuya daldığını yazar. Öyle şiddetli bir meteor ya da asteroid düşmüştür ki Girit Bölgesine (Santaroni Adası) Dalgalar ve lavlar Trakya’ya kadar karaları altına almıştır. Akhilleus’un uyuması artık dalgaların, lavların bittiği dönemi anlatır. Akhilleus burada afet olarak lanse edilmiştir. Daha sonra olimpiyatları düzenler ve orada Priamos’un ili paylaştırılır. Burası İlos dönemini anlatır. Yani tekrar başa döner. 

22. bölümün başında Ege Bölgesini vuran asteroidden kaçan Truvalıların kente girişleri anlatılır. Kente giren kurtulmuştur denir. Akhilleus’un kovaladığı Hektor Batı kapılarının önünde durur. Batı kapılarının üzerinde çok durmamızın nedeni Karun’un sarayı oradadır ve Diomedes yani Destanda ki ismi Stentor bunu biliyordu. Onun için kente değil de Priamos’un sarayına yani Karun’a saldırdı. 5. ve 10. Satırda Apollon, Akhilleus’u kandırmıştı ve beni öldüremezsin demişti Akhilleus’ta aldatıldığını anlamıştı. Burada Apollon doğal afeti simgeler Akhilleus’ta, Diomedes’tir. Ondan sonra atını 20. Satırda geçen Truva iline sürmüştür. Onu ilk Priamos’un görmesi demek mitolojik okuması yaparsak aslında Batı kapısında ilk o görülmüştü. Yani Truva şehrine girmeden öncesini tekrar başa alarak konuyu açarak anlatır. Priamos onu yıldız gibi parlak şeklinde görmesi Asteroidden dem vurması demektir. 300. Satırda olayın vuku bulduğu zaman dilimini anlatırken Orion’un yıldız denen bir Köpeği vardır demiştir. Yaz sonlarında karanlık gecede yıldızlar arasında parlar diye betimlemiştir. Olayın Yaz sonu Ağustos aylarında olduğunu bize anlatır. Bundan sonrasında Priamos Hektor’a kente girmesini söyler ve ağıt yakar. Hektor’un kente girmesi demek kentin o zaman ki yöneticisi Deiphorbos’a kinayedir. Yukarıda bu konuyu yazmıştık. 65. Satırda Priamos’un kendisinin de öleceğini söyler. 80. Satırda annesinin onu kente sokmak için kendi memesini saygı göstermesini söyleyerek Hektor’u ikna etme çabası, savaşta Deiphorbos kentin dışında kaldığı için şehre giremediğini anlamamızı sağlar. Memesi ise yukarıda anlattığımız Agamemnon’un, yeryüzünün memesi Argos tabiri burada Asya’nın memesi Truva (İlion, Helios, Güneş) anlamında kullanılmıştır. 130. Satırdan sonra Akhilleus, Hektor’u kovalamaya başlar. Bu kovalamaca 150. Satırda Skamandros Nehri (Büyük Menderes) iki kolunun olduğu yere kadar devam eder. O kollarından birinin sularının ılık olduğu ve üstünde bir duman tüttüğünü söyler. Tıpkı ateşten çıkan bir duman gibi der. Bu kol Büyük Menderes’in Denizli dolaylarında ikiye ayrılan kolu Çürüksu çayıdır. Destanda ki ismi Simoeis olarak geçer. Ilık suların olduğu ve üzerinden duman fışkıran bölge Pamukkale’dir. Çürüksu Çayı onun önünden geçer. 165. Satırda bu koşunun ödülü büyük ödüldür denilmekte ve ödünün bir üç ayaklık ya da bir kadın olduğu söylenmekte. Akhilleus’un 23. Bölümün 265. Satırında olimpiyatlarda birinciye vermiş olduğu becerikli bir kadın, yirmi ölçekli kulplu üç ayak demiş olduğu aslında Truva iliydi. 22. Bölümün 165. Satırında sembolik olarak bir kadın veya üç ayak ne demek açıklamaktadır. Daha sonra Hektor yani Truva lav seline teslim olur. Bu olayın açıklaması da 21. Bölümün 115. Satırında Akhilleus’un Lykaon’u (Lykia’nın baş yöneticisi, Deiphorbos, iki başkandan birisi) köprücük kemiğinden vurup 125. Satırda Skamandros’a (Büyük Menderes) fırlatıp denizlerde balıklar yiyecek seni demesi ile anlatmıştır. Hatırlarsak köprücük kemiğinden Hektor’u vurmuştu. İşte bu Lykaon’du. Onun da gerçek ismi 21. Bölümün 175. Satırında geçen Asteropaios’ (Asya’nın Boğa Yıldızı) tur. 21. Bölümün 215. Satırından sonra Skamandros (Büyük Menderes) sesini insan sesine benzetip Akhilleus’a artık sularımı kirletme senin yüzünden öldürdüğün kişilerin suları tıkamasından denize ulaşamıyorum diye feryat etmiş, savaşını ovada yap demiştir. Burada anlatılmak istenen asteroid denize düştüğü zaman öyle büyük bir etki yapmıştır ki Egeden gelen deniz sularının da etkisiyle, Menderes’in suları denize döküleceğine tersine yani ovalara gitmiştir. 235. Satırda Akhilleus ırmağa gelince ırmağın şahlandığını ve sularının altüst olduğunu yatağını tıkayan ölüleri Boğa gibi böğürerek kıyıya attığını yani yine denize dökülmeye başladığını her şeyin normale dönmeye başladığını anlatmaktadır. 240. Satırdan sonrası ise yukarıda yazdığımız Akhilleus’un kalkanına suların çarpması ve dört bir yanını suların çevirmesi, Diomedes’in batı kapılarında ki ölümünün detayıdır. 

Homeros 21. Bölümün 275. Satırında Diomedes’in Akhilleus’a dönüşümünü, sel ve lavların nasıl Truva’yı ele geçirdiğini anlatır. 275. Satırında yok mu bu ırmağın ellerinden beni kurtaran diye Zeus’a yalvarır. Annesinin onu Apollon’un oklarıyla öldürüleceğini daha önce kendisine söylediğini söyler. Apollon’un oku asteroiddi fakat yerden yani Poseidon’dan lavlarla Apollon’un oku Athena ile birlikte Akhilleus’a korkma İlion’un surlarına kadar git orada Hektor’u öldüreceksin zafer senin olacak demişlerdir. Akhilleus bu noktadan sonra sel olmaya başlamıştır. Nitekim 300. Satırda ovanın tamamen suların altına kaldığı yazılmıştır. Hektor’da bu noktada Truva devletidir. 305. Satırda Akilleus’un akıntıya karşı gittiğini söyler. Skamandros (Büyük Menderes)’in Akhilleus’a çok kızdığını ve sularını daha da gür akıttığını ve O’nu durdurmak için Simoeis (Çürüksu Çayı)’na hadi birlikte Akhilleus’u durduralım yoksa Priamos’un ilini yok edecek demektedir. Denizden gelen lavları ve selleri Akarsuların ters istikameti ile birbirine çarpıştırarak konuşturması o bölgenin tamamen seller altında kaldığını anlamamızı sağlar. 325. Satırda Gökten inen ırmağın koca dalgası Akhilleus’u kovalaması ve Here’nin çığlık atması asteroidin Ege denizinde Thera Adasına çarpması ve akabinde bölgeyi suların altında bırakması anlamını taşır. 335. Satırda Here’nin oğlu Hephaistos’a kalk oğlum kocaman bir alev ışıldat demesi ve sonrasında tutuşsun kasıp kavuran yangın, Troyalıları kül etsin, Ksanthos’un (Büyük Menderes, insanlar Skamanthos Tanrılar ise Ksanthos der. Burada tanrılar konuştuğu için Ksanthos denilmiştir.) ağaçlarını yaksın ve kendisi de yansın demesi, denizden çıkan lav olayını anlatır. 345. Satırdan sonra denizden gelen lavların etkisiyle Ksanthos’un suyunun durduğunu, 350 de bütün çiçeklerin ağaçların yandığını söylemektedir. 360 ta akarsu dile gelmiş Hephaistos seninle kimse başa çıkamaz 365. te suları ateşin altında kaldığını ve artık akamaz duruma geldiğini anlatır.  400. Satırda da aslında orada olanın Diomedes olduğunu görürüz. Sonrasında aynı sahne tanrıların arasında aynı şekilde yazılır. 

Ege bölgesinde ki doğal afet Serdar Vardar’ın bir tezinde bilimsel olarak ispatlanmıştır. 

https://www.academia.edu/37654045/Marmara_G%C3%B6l%C3%BCn%C3%BCn_Paleoco%C4%9Frafyas%C4%B1_ve_Tun%C3%A7_%C3%87a%C4%9F%C4%B1ndan_G%C3%BCn%C3%BCm%C3%BCze_Jeoarkeolojik_De%C4%9Ferlendirmeler_Manisa

 

-        Gördes deltası dolgularında bataklık sedimanları içinde GÖ (Günümüzden Önce) 3600’lü yıllara ait Sanntorini volkanının Minoan patlamasına ait küller bulunmuştur. Bu küller kronostratigrafik bir referans olarak kullanılmış, hem göreceli tarihleme hem de bulunduğu dönemin eski yüzeyini vermiştir. Marmara gölü çevresinde, Kaymakçı höyüğü projesi kapsamında, daha geniş bir perspektifte multidisipliner bir ekiple süren jeoarkeoloji çalışmalarımızın sonuçlarının bu metindeki sonuçlara önemli katkılar yapacağı açık olduğundan detaylı paleoklimatoloji değerlendirmeleri sonraki yayınlara bırakılmıştır. 

Tezde Santorini Bölgesinde oluşan patlamanın lavları Manisa’da ki Marmara Gölünde bulunmuştur ve bu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

 Solon diye bilinen MÖ 640-560'ta yaşadığı tahmin edilen bir devlet adamı ve şair vardı. Solon Mısır keşişlerinden Atlantis’i öğrenmiştir. Platon’da aynı şekilde Mısır’dan Atlantis hakkında bilgiler almış Solon’un dedesi olduğu söylenen Kritias bu söylencelerin kaynağı olduğu anlatılır. Platon’un Timaios’da Atlantis ile ilgili yazdıkları; 

https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/eski-turk-devletleri-turk-yurtlari-turk-topluluklari/on-turkler/mu/platon-atlantis/

 Mısır’da Delta’da, Nil’in ikiye ayırdığı çıkıntıya doğru Saitikos denilen bir ülke vardı; bu ülkenin en büyük şehri de, kral Amasis’in memleketi olan Sais’tir. Bura halkına göre şehirlerini kuran bir tanrıçadır; ona kendi dillerinde Neith adını vermişler. 

Yukarıda başı aslan ortası keçi sonu yılan denilen Nil deltasının ucunda ki ülkenin ismi Saitikos’muş. Sai, As-ai yani Asya demektir. Ti İda dağından yani toprağın yeri anlamında Kos ise delta demektir. Yani Asya ülkesi anlamına gelir. Merneith yukarıda yazdık Su perisi demektir. Züleyha ismi de aynı anlama gelir. Bu Kent Yusuf As’dan beri vardır. 

·  İnsanlar birçok şekillerde yok edilmişler daha da edileceklerdir. En büyük felâketler ateşle sudan gelmişti, ama bin türlü başka sebeplerle meydana gelen daha küçük felâketler de vardır. Sizin memleketinizde de bir gün babasının koşu arabasını koşturup yine aynı yoldan süremeyince yeryüzündeki her şeyi yakan, kendisi de yıldırımlarla vurulup ölen Helios’un oğlu Phæton’un hikâyesi gerçekten bir masal gibi anlatılır, ama hakikat şudur ki, gökte dünyanın etrafında dönen gök cisimleri bazen yollarından şaşarlar, uzun aralıklarla meydana gelen bir tutuşma yeryüzündeki her şeyi mahveder. 

Burada İlyada Destanının gerçek olduğunu “ölen Helios’un oğlu Phæton’un (Karun) hikâyesi gerçekten bir masal gibi anlatılır” sözüyle teyit etmektedir. 

·        Herakles Sütunları dediğiniz o boğazın önünde bir ada vardı. Bu ada Libya ile Asya’nın ikisinden daha büyüktü. O zamanlar oradan başka adalara, oradan da karşılarında uzanan ve gerçekten adını hak eden denizin kenarındaki bütün kıtaya ulaşılabiliyordu. 

Burada da Ege’de bahsettiğimiz Atlantis diye kayıtlara geçen, Mısır deltasında ki Saitikos kenti Atlantis’ten bahsedilmektedir. Bu ada Minoan Patlaması diye bilinen Girit’e, Thera adası diye bilinen, Thersites’in de yukarıda bahsettiği altı kardeştik ben yedincisiydim dediği yani en küçüğüydüm diye bilinen yedi adadan en küçük olan adadır. Düşen meteor sayesinde yok olan küçük adadır. Asya’dan büyük diye belirtilmesi, Asya denilince akla Truva geliyordu yani Truva’dan büyük anlamındadır.

 Homeros, Atlantis’i 4. Bölümün 100 ve 120. Satırlarında Zeleie ismiyle söylemiştir. Zeleie ismi günümüzde Zeliha veya Züleyha ismiyle yaşamaktadır. Yusuf As’ın karısının isminden gelmektedir. Anlamı yukarıda yazdığımız gibi Su perisi demektir. Genelde adalara peri isimleri konulması Pan kültüründe ki Pan’ın perileri tam yakalayacakken ağaç ya da çalı olmasıyla alakalıdır.  Bunun anlamı fetih yani var olmak anlamı taşır. 100. Satırda Athena Pandoros’a, Menelaos’a ok atmasını söyler. O sırada Truva Mısır tarafından işgal edildiğini yazmıştık ve Sesostris ile Hitit Kralı’nın bu isyanda beraber hareket ettiklerini yazmıştık. Yani İlos dönemi demiştik.

 

 

Homeros Atlantis’in ve Truva’nın batışını 2. Bölümün 280. Satırdan sonra serçe metaforuyla anlatmıştır. Bundan önce Thersites diye kambur bir komutanın Agamemnon’u alaya alması ve ağzına alınmayacak sözler sarf etmesinden sonra Odysseus eline değneğini alarak Athena’nın haberci kılığında geldiğinden bahseder. Burada bir durum değerlendirmesine şahit oluyoruz. Thersites’in ağıza alınmayacak tarzda söylediği suçlamalar sonrasında Odysseus düşünüp taşınıp “Ölümlü insanlar arasında seni onursuz görmek ister Akhalar, eğer güzel surlu İlion’u almadan dönersek. Savaştan bunalmışlar ve Argos’ta (Mısır) verdikleri sözü unuttular” diye durum değerlendirmesi yaparken aklına geçmişte yaşadıkları bir sahne gelir. Truva’ya ilk geldikleri dönemde ağacın altında, duru bir suyun çevresinde bir canavar yılan ağaca doğru yaklaşmış sekiz tane serçe yavrusunu yutuvermiş. Daha sonra dokuzuncu serçe olan annesini de yutmuş. Bunu Kalkhas diye bilinen ünlü kahin Truva ilini 9. Yıldan sonra 10. Yılda alacaklarına dair yorumlamıştır. Bu 8 serçe aslında batan 8 ada, 9. Anne serçe ise Truva’dır. Thersites dediğimiz kişi aslında İlos’un, Zeleie diye bahsettiğimiz Atlantis adasını alan kişi idi. Thersites’in Thers kelimesi Girit önlerinde bulunan Santorini (Thera Adası ) adasının o dönemde ki adı idi. Sonda ki İtes sözcüğü ise İda demektir yani o bölgenin karasal durumunu belirtir. Bugün kadastrolarda da kullandığımız Ada, pafta, parsel gibi, o karanın bulunduğu coğrafyayı ifade eder. Thersites, Thera adasıdır. Akhilleus’un bir volkan gibi karaya saldırma metaforu batan Thera adasından gelmektedir. O adanın kralı Diomedes’ti, ne zaman lavlar yükseldi Akhilleus olarak adlandırıldı. 2. Bölümün 215. Satırında Thersites’in görünümünü anlatırken İlion’a gelen en çirkin kişi olduğunu, sırtının kambur, göğsünün çökük olduğunu kafasının sivri olduğunu söyler. En çok Akhilleus ile Odysseus tiksinmiştir ondan der. Akhilleus’un tiksinmesi göktaşının onun bölgesine düşmesi ile olmuştur. Doğal afetten sonra Akhilleus (Diomedes) artık doğal afetin kendisi yani tanrısal olmuştur. Menderes ırmağının orada ki savaşta ölmüştür.

 

 

2.bölümün 245. Satırında Odysseus derki; Gür sesli sözcüsün ama gevezelik yapıyorsun. Gür sesli, gür naralı sıfatları Destanda her zaman Diomedes, Stendor ve Thersites için kullanılmıştır. Üçü de aynı kişinin farklı coğrafyalarda ve farklı zaman dilimlerinde ki isimleridir. Odysseus, Thersites’e baya bir kızdıktan sonra 265. Satırda sırtına değneğiyle vurur. İki büklüm olur ve gözlerinden yaş gelir. 270. Satırda sırtına altın değnekle vurduğu yerde “kanlı bir şiş, ödem” meydana gelir. İşte bu altın değnek Apollon yani göktaşı ya da asteroiddir. Sırtında kanlı bir şişlik oluşması göktaşının onun bölgesine düştüğünü o bölgeden lavların ve suların yükseldiğini, adaların battığını ve Truva’ya kadar geldiğini anlamamız içindir. Atlantis diye bilinen Zeleie, Mısır Deltasında daha önceden var olan o zaman ki ismi ile Fil diye isimlendirilen günümüzde deniz altında kalan Heracleion Antik Kenti yani Platon’un bahsettiği Atlantis’tir.

 Priamos’un ölümü 24. Bölümde işlenmiştir. Truva şehrinin ön tarafında ki sarayında sellerin ve lavların altında kalmıştır. 140. Satırdan itibaren tamamen Priamos’un afetten sonra ki durumu anlatılır. 140. Satırda Akhilleus’a annesi tanrıların ona Hektor’u vermediği için kızdığını kurtulmalık ganimetleri alıp onu Priamos’a iade etmesini söyler. Akhilleus’ta bu kararı onaylar. İris tanrıça (Hermes Devletse İris o devletin kapladığı alan) Priamos’a gelip Akhilleus’a kurtulmalıklarla gitmeye ikna eder. 190. Satırda oğullarına iki tane katır arabası hazırlamasını, üzerine de hasır sepeti koymalarını söyler. Katır arabaları Mysia Bölgesinden gelmiştir. Bunun anlamı Truva yerle bir olduğu zaman eski nesil olarak Mysialılar o bölgenin insanları idi. Yani bize anlatılan Akhalar o bölgeye gelmemişlerdir. Hatta hepsi doğal afet olduğu zaman yerin dibine geçmiştir. Çanakkale’de ki İlion ve Truva, Aydın Bölgesinde ki yok olan Truva’nın yerine tıpkısı şeklinde yeniden kurulmaya çalışılmıştır. Katır denilmesi eski Mysialılarla oraya gelen İsrailoğullarının birleşiminden yeni bir nesil meydana geldiği içindir. Homeros örneğin sonradan gelenlere eşek diyorsa, Mysialılara at demiştir gibi bu iki ırkın karışımına katır demiştir. Katır sembolü melez demektir. Bunu Herodot’un Tarihinin Birinci Kitabının 55. Paragrafında Lidya Kralı M.Ö. 500’ler de Kroisos Delphoi Kahini Phite’ye, Medlerle savaşıp savaşmaması hakkında öngörüsünü sorduğunda Kahin kadın ona; 

Günün birinde katır Medlere kral olacak,

O zaman, ey yumuşak ayaklı Lydialı kaç, 

Diye söylediğini aktarır. Bu oraklının açıklamasını da 91. Paragrafta “Kyros’tu bu katır; çünkü anası ve babası aynı soydan değildiler; anası daha iyi bir soydan geliyordu, babası ise onun kadar soylu değildir;” şeklinde söyleyip Kyros’un melez olduğunu söylemek ister. Zamanın söyleme şekline bakarsak o zaman ki melez insanlara katır diyorlardı. İsrailoğullarının da eşekle betimlenmesi Zekeriya 9:9 ‘da eşeğe binmesi yani devletin başına veya halkının başına geçmesi şeklinde açıklanmıştır.

 

https://kutsalkitap.info.tr/?q=zek.9:9

 

İşte kralın!

O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür.

Eşeğe, evet, sıpaya,

Eşek yavrusuna binmiş sana geliyor! 

Arabanın üstüne hasır konulması, Yusuf As zindanda iken rüya gören iki kişiden biri başında kuşlara yem veriyordu ve Yusuf As ona rüyanın tabirinde öleceğini söylemişti. Bu sahne de Priamos’un öldüğünü aslında anlamamız içindir. 190. Satırda güzel kokulu mahzene indi, hazinelerle dolu odaya işte ölmüş olduğu yer orasıdır. Sarayının korunağında depremlerle ve sellerle yerin dibini boylamıştır. 220. Satırda Priamos’un karısı Hekabe Akhaların yanına gitmesin diye ona yalvarırken aklına kötü düşünceler getirdiği yazılır. Buna karşı Priamos ona, “sarayın uğursuzluk kuşu musun” der. Buradan o mahzenin sarayın mahzeni olduğunu anlıyoruz. 230. Satırda Hektor için kurtulmalıklar sıralanır. Saydıkları Priamos’un (Karun) o zaman ki serveti ve topraklarının tümü idi. On ruba, on iki battaniye, on iki çarşaf ve bir o kadar kilim, on ölçek altın, iki parlak üç ayak (Turuva ve Mysia) dört leğen ( dört ülke), bir de sağrak Trakya’ya gittiğinde hediye edilmişti ona (Trakya Bölgesi) bütün bunlar sayılmıştır. Avluya çıktığında denilir yani Truva bölgesinden sonra kaybettiklerini 9 oğlunu yani Truva dahil 9 adayı (1 Truva, 7 ada ve 1 Heracleion, Zeleie veya Anlantis) suların sellerin altına kaldığı için azarladığı oğulları şeklinde söylemiştir. 245. Satırda eğer burayı Akhaların elinde görmektense Hades’e yani yerin dibine gireyim daha iyi demiştir. Akhalara geçtiğini hiçbir zaman görmemiştir çünkü sarayıyla batmıştır. 260. Satırda üst satırlarda kurtulmalık diye söylediği üç ayak ne olduğunu kaybettiği üç oğlu ile yani üç büyük devlet ile ilişkilendirildiğini anlıyoruz. 260. Satırda Hektor’un insandan tanrı olduğunu ve bir ölümlüden doğmadığını söyler. Yani Truva ilini kasteder. 280. Satırda Mysialıların katırları hediye verdiklerini söyler. Daha sonra karısı Akhilleus bir şey yapmasın diye adak adamasını ve bir sağrak vermesi Priamos ona şarap dökmesi ve adağının kabul edilmesini yani Akhilleus’un onu dostça karşılaması için dua edilmiştir Zeus’ta bunu kabul etmiştir. 340. Satırda Zeus oğlu Hermanias’ı yollaması, Danaoluların onu görmeden Akhilleus’un gemisine götürmesi, Danouluların öldüğünü, Akhilleus’un yanına gitmesi de lavların içine düştüğünü anlamamız içindir. 345. Satırda, değneğin insanları hem öldürüp hem de diriltmesi özelliğinin olduğunu tanrının değneği alması yani canını alması Priamos’un öldüğünü anlamamız içindir. 380. Satırda Akhalardan bir kılavuz gelir ve Priamos’a hazineyi nereye götürdüğünü söyler. Bu kılavuza Argos’u öldüren şeklinde hitap edilmesi aşağıda göreceğimiz gibi Akhilleus ile Priamos’un gemide konuşmasının aynısıdır. 390. Satırda kimsin sen diye sorunca Tanrısal Hektor ile yaşlı adam beni denemek mi istersiniz diye söyleyip, Plyktor’un oğlu Akhilleus’un seyisi olduğunu söylemekte altı kardeşinin olduğunu kendisinin de yedincisi olduğunu belirtmesi, kalan yedi adadan Zeleie’den gelen Diomedes olduğunu anlıyoruz. Burada ki diyalog da Homeros aslında sarayı başına yıkılan Priamos’un nasıl o noktaya geldiğini anlatmaya çalışmaktadır. Mitoloji okumasıyla seyisi olması demek aslında kendisi olması anlamını taşır. 415. Satırda Priamos kılavuza Akhilleus’un Hektor’un cesedini köpeklere verdimi diye sorunca almış olduğu cevap; ne köpeklere verdi, ne de başka bir şey yaptığını sadece dostunun yani Akhilleus’u büyüten Patroklos’un mezarı çevresinde sürüklediğini söyler. Bu anlatım aslında Patroklos’un yani Halkın başı olan İlos’un mezarı etrafında sürüklediğini ve o ölen Hektor’un da aslında Truva ili olduğunu anlatmak istemiştir. 455. Satırda sarayın kapının kilidini üç Akhalı kaldıramaz derken, Priamos’un sarayında olayların döndüğünü anlıyoruz. 460. Satırda Hermenias yani kılavuz artık Zeus’un oğlu olduğunu söyler ve Olympos’a tanrıların yanına uçar. Bütün bu anlatımların aslında yaşanmadığını Priamos’un nasıl öldüğünü anlamamız için bunlar tanrısal anlatımlarla sunulmuştur. Myrmidonların başı olması demek bu makalenin çok fazla uzamasına neden olur ki onun için sadece kestirmeden söyleyeceğiz. Priamos aslında bütün bölgenin başı idi. Akhilleus’un da, Diomedes’in de destanda söylenen bütün komutanlarında. 475. Satırda Priamos’un Akhilleus’un yanına kimsenin görmeden gitmesi demek aslında bu sahnede Akhilleus’un Priamos olduğunu anlamamız gerekir. Oraya gelene kadar Hermanis yani kılavuz hiçbir Akhalılara görünmeden Priamos’u oraya sokması demek, Akhaların başının da Priamos olduğunu anlamamız gerekir. Eğer bu bağlantıyı ve mitoloji okumasını yapamazsak destanı anlamak zorlaşacaktır. Bu noktada Priamos ile Akhilleus aynı kişidir. 485. Satırda Akhilleus’a yalvarırken kendi yaşlılığını söyleyerek babanı aklına getir o da şimdi benim yaşlarımdadır diye hitap etmesi onu babası yani devletlerin başındaki yöneticilerin Kralı olduğunu anlatmak içindir. 495. Satırda Akhalar buraya geldiğinde elli tane oğlu olduğunu ve on dokuzunun bir anneden olduğunu söylemesi Truva bölgesinde on dokuz şehir devletinin kendisine bağlılığı ve başka bölgelerde de otuz bir tane şehir devletlerinin kendisine bağlı olduğunu anlamamız içindir. Ares’in onları öldürdüğünü söylemesi göktaşı düştüğünde o bölgedeki şehirlerinin hepsinin yok olduğunu anlatmak istemektedir. 510. Satırda Priamos’un Hektor’a ağlaması ve Akhilleus’un babası Patroklos’a ağlaması aslında ikisinin de Truva’ya ağladığını, aynı kişiler olduğunu anlamamız gerekir. 535. Satırda Akhilleus memleketinden uzakta olduğunu ve Peleus’un yani babasının hiç oğlu olmadığını, ona bakamadığını söyler. Babasının Myrmidonların başına kral olduğunu, ölümlü bir tanrıça ile evli olması demek Zeleie bölgesinin göktaşı ile yok olacağını belirtmek içindir. O bölge tamamen Truva, Lykia’ya bağlıydı. 545. Satırda Akhilleus’un Priamos’a bir zamanlar sende mutluydun Makar‘dan Frigya’ya kadar bütün iller senindi demesi. Priamos’un Konya civarlarına kadar Asya’ya ilerlediğini anlamamız içindir. Hellas Point Ege Denizinin olduğu alanın tamamıdır. Çanakkale Boğazı değildir. 650. Satırda Akhilleus’un Priamos’a şakadan dışarda yatacaksın ihtiyar, Agamemnon’un bir adamı yani Akhalardan biri seni burada görürse oğlunun kurtulması gecikebilir demesi, Priamos’un bu savaşı Mısır kralı ile düzmece bir şekilde kurguladığını anlamamızı sağlar. 700. Satırda kimse görmeden yine Hermeias Priamos’u tekrar Truva’ya doğru götürür. Onu ilk gören Pergamos tepesinde kızı Kassandra’dır. Bu nokta İlos’un Helen’i kaçırdığı, Karabel rölyeflerinde geçen Tarkasnawa’nın “ bir vuruşta burayı aldım dediği yer,” İzmir bölgesinin girişidir. Sonra zamanla Truva’yı da ele geçirirler Helen o zaman alınmış olur. 715. Satırda Hektor’u görünce milletin ağlaması ve Priamos’un çekilin katırlar geçsin sonra ağlarsınız demesi, ilk gelenlerin dışardan geldiğini ve oranın halkıyla kaynaştığını iki halkın nasıl oluştuğunu anlamamızı sağlar. 750. Satırda Patroklos’un Hitit Devletine bağlı bir bey olduğunu İlos’un sonradan o bölgeye geldiğini anlamamızı sağlar. Kadınların ağıt yakarken söylediği sözler o bölgenin tarihçesi niteliğini taşır. 785. Satırda odun yığmaları ve 10. Gün Hektor’u gömmeleri Truva Savaşının aslında 90 yıl sürdüğünü 100. Günde göktaşı ile Truva’nın yerle bir olduğunu anlamamızı sağlar. Herodot Yunanlıların eskiden yıla gün dediklerini kaydeder. Truva Savaşı üç neslin savaşını anlatırken 1000 yıllık savaş tarihini 100 yıllık savaşlara uyarlanarak dile getirilmesidir. 

Musa As hakkında eski belgelerde hiçbir bilgi yoktur diye bir algı yaratılarak yaşamamış olduğu vurgulanarak yaşadığı hakkında ki bilgiler saklanmakta ya da anlaşılamamaktadır. İlyada Destanının Altıncı bölümünün 130. Satırında Diomedes Galaukos ile savaşmak üzere iken konuşurlar ve Glaukos’a Gökten Gelen Ölümsüzlerden isen savaşmayacağını ama ölümlü biri isen savaşacağını söyler ve bir hikaye anlatır. Hikayede Dryas’ın oğlu Lykurgos bir gün tanrılarla kutsal Nysa Dağında savaşa tutuştuğunu Dionysos’un süt ninelerini kovaladığını söyler. Süt nineler değneklerini yere atmışlar Lykurgos’un övendiresi hepsini dövmüş. Dryas, Musa As’ın babasıdır. Lykurgos, Musa As’dır. Nysa Dağı, tersten okununca Sina dağıdır. Dionysos, firavun, sütnineler ise firavunun dinini devam ettiren rahipler ve sihirbazlardır. Sütninelerin değneklerini yere atması Musa As ile boy ölçüşmeye çalışan sihirbazlardır. Lykurgos’un övendiresinin onları dövmesi, övendire yani çifte, arabaya koşulu öküzleri, mandaları dürterek harekete geçirmek için kullanılan, ucu çivili uzun değneğin, onların büyülerini yutmasıdır. 

Şuara 44. Ayet

İplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler. 

45. ayet:

Musa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı. 

Musa As’ın yaşamış olduğu olay İlyada ‘da bu şekilde yazılmıştır. Musa As’ın babası Dryas, Druas şeklinde okunur. Yani Troas, Toros, Truva, Etrus, Etrüsk şeklinde Türk olduğunu İbrahim As’ın soyundan geldiğini anlamamızı sağlar. Nysa Dağı, Sina, Asena, Asuna şeklinde Kurt Dağı anlamına gelir. Yukarıda Yusuf As’ın eşini yazarken Tekvinde isminin Asenath olarak geçtiğini söylemiştik. İşte Sina Dağı Mısır Deltasında ki Heracleion (Zeleie, Züleyha, Zeliha, Asenath) kenti denilen Atlantis idi.

 Kasas Suresi 44. Ayet

(Resulüm!) Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz sırada sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden değildin. 

Musa As vahiyleri Arabistan’ın batı yönünde aldığı bölge ve bir olay olmuş o olayı da Peygamberimizin SAV görmediğini söylüyor Allah.

 Kasas 46. Ayette

Sen, Musa'ya hitap ettiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. 

Bu ayette ilk hitabın, seslenişin Medyen’de sonra ki vahiyleri 44. Ayette bahsedilen Sina Dağında alındığını anlıyoruz. 

Araf suresi 143. Ayet:

Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. "Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana". dedi. Rabbi ona buyurdu ki; "Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin". Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi. 

Yerle bir olan dağ Sina Dağıydı. Kuran’da niye Atlantis geçmiyor diyenler için, aslında geçiyor. Allah Musa As’a her olacak olan şeyleri önceden göstermişti. 

Taha Suresi 20. Ayet 

(Musa ona şöyle) dedi: "Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, 'benimle temas yok' diye söylemen var. Hem senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Bir de ibadet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız." 

Küllerinin denize savrulması demek denize yakın bir bölgede olduklarını, Musa As “Biz onu yakacağız” derken Ege’ye düşen göktaşının oluşturduğu lavların Samiri’nin buzağıyı yaptığı bölgeleri tamamen yakacağını ve suların altına kalacağını önceden bildiğini anlamamızı sağlar. 

İlyada Destanının 135. Satırında Dionysos’un ödü koptuğunu ve kendini dalgalara attığını, O’nu Lykurgos’un homurtusundan bir titreme aldığını, Thetis’in onu içine çektiğini yazar. Daha sonrasında tanrıların Lykurgos’a kızdığını ve kör ettiğini, çok yaşamadığını, tanrıların ondan tiksindiğini yazar. 

Firavunu ödü kopması ve dalgalara atlaması Kızıldeniz’i geçerken boğulması demektir. Lykurgos’un homurtusu o anda depremlerinde olduğunu anlamamızı sağlar. Thetis onu içine çekmesi, Thetis su tanrıçasıdır. Suya gömülmesi demektir. Lykurgos’un kör olması, Halkından uzak yere gitmesi, yani uzaklaşması ve o zaman ki bulunduğu yerin günümüz için antik bir bölge olduğu anlamına gelir. 

Araf Suresi 137. Ayet:

Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini da yerle bir ettik. 

Bu ayetten o homurtunun deprem olduğunu anlıyoruz. Musa As için söylenen Lykurgos, Argos’un Kurt’u demektir. Dionysos, Dion, Ad, Asya gibi yani Adya, Atlas,(Atlantis) Adyon Ad’ın Birinci Kralı, yöneticisi. Nys, Nusa (Nisa, Kadın, Asena, dişi kurt) yani Sina dediğimiz bölge. Toparlarsak Sina Bölgesinin kralı demektir.

 

Karun, Priamos, Prima Radu 

Kasas Suresi 75. Ayet: 

Karun, Musa'nın kavminden idi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki onun (hazinelerinin) anahtarlarını (taşımak), güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma, Allah, şımarıkları sevmez." 

Karun ismi Kuran’da geçer ve bu isim Karon, Kar, Karya’nın On, Başbuğu demektir. Hitit Kaynaklarında ilk önce Madduwatta (Med’li ikinci Vassal. Eskiden ikili yönetim anlayışı Türklerin Sümer’de ki yönetim içinde ki pozisyonlarında göze çarpmıştır. Türkler bulundukları coğrafyada o toplumla kaynaşırdı ve ikili yönetim şeklinde yönetilirdi. Bu şekilde Madduwatta ya da Priamos aynı şekilde Türk bölgesine ikinci yönetici olarak kabul edilmiştir. Kaynaşma kaynaştırma Osmanlı Devletinde de vardı. Eflak Boğdan ve Lehistan Vassalları Padişaha bağlıydı bir nevi padişahın oğluydular.) daha sonra Kilikya Bölgesini de ele geçirince Uhha-Ziti (Ukka, Lykia Azizi) şeklinde anılmıştır. Karya’yı ele geçirdiği zaman  Piyama-Kurunta olarak tabletlerde bulunur. Bu üç farklı kişi gibi gözükse de aslında aynı kişilerdir. Priamos çok uzun zaman yaşamıştı dolayısıyla çok fazla Hitit Kralı görmüş olabilir. Kendi toprakları büyüdükçe ona karşı hitap ta değişmiş olabilir. Örneğin şimdiki Cumhurbaşkanımız eskiden belediye başkanıydı ona o şekilde hitap ediliyordu daha sonra başbakan olarak hitap edildi şimdi başkan deniliyor. Burada 3 farklı unvan olsa da o unvanların sahibi bir kişidir. Priamos’a verilen isimlerin hepsi aslında unvandır. Eskiden ad sahibi olmak önemliydi dolayısıyla bu isimleri o almış ve kabul ettirmişti. Karun, Priamos gerçek ismi değildir. Priamos Ab-ar-yam, Ab-ra-m, Av-ar-yam, Avram demektir. Avram ismi İbrahim As’dan gelmekte ve Yusuf As’ın Mısır’da Nil’in deltasında kurmuş olduğu Kentin adı Avaris’ten gelmektedir. Avaris, İonlar demiştir. Avram veya Abram’dır normal ismi. 

Hitit Kaynaklarında iki tane Madduwatta’dan bahsedilir. İsmen iki tane olması iki farklı dönemde iki farklı kişi olduğu içindir. Tabletlerde bulunması aynı dönem gibi anlaşılabilir ama link dikkatli okunursa aslında farklı dönemlerdir. 

https://www.wikiwand.com/en/Madduwatta 

Madduwatta, Lukka (Lykia)’da Ahhiya, Attarsiya, Helence yani Yunanca Helen tabiri ile Atreus ile savaşır ve kaybeder. Atreus İlyada’da geçen Agamemnon ve Menelaos’un soyunun geldiği kişidir. Onlara İlyada Destanında Atreusoğulları tabiri ile seslenilir. Atreus, Herodot’un 2. Kitabının 112. Paragrafında anlattığı ve yukarıda yazmış olduğumuz Helen’in Proteus’un yani firavunun yanına gelmesi hikayesidir. Burada Sesostris’in, İlyada’da ki ismi İlos’un, Hitit Vassalı olduğu ve Mısır’ın Aşağı bölgesi ile deltasının kendisine bağlı olduğu, iki çocuğunu yangında yaktığı ve üzerlerine basarak kaçtığı zaman Hitit’ten yardım aldığını tabletlerde görüyoruz. Hitit’in Büyük Kralı 2. Tudhaliya Zippasla (Sippylos) ile Maeandrus bölgesini, Arzawa’yı ele geçirmesi şartıyla ona verir. Yukarı’da yazdığımız Karabel rölyefi Mira Bölgesi’nde Tarkasnawa’nın orada olan Arzawalılarla olan savaşta ki başarısı sonrasında diktirdiği zafer anıtıdır. Yani onlarla savaş o bölgeleri al anlamındadır. Bu linkteki ikinci paragrafta aynen bu şekilde yazılmıştır. Madduwatta anlaşma da, Arzawa kralı Kupanta-Kurunta ordusunu mağlup edip ve Zippasla'yı ele geçirdi şeklinde yazılmıştır. Zippasla yani Sippylos, İlyada Destanında yukarda yazdığımız gibi Nestor’un ele geçirdim dediği Pylos Kentinin ismidir. Yani Dağlık İlos, İlion, Truva demektir. Nestor Mısır’da ki Pylos’u ele geçirmişti. Mısır’da vardı Anadolu’da da. Yunanistan’da ki Mora yarımadasında olduğu söylenen Pylos hatta sarayında bulunduğu söylenmiştir. Bu bilgilerin hepsi Truva yani İlion’dan oraya ithal edilmiş Truva’nın gerçek yeri ve anlamı saklanılmaya çalışılmıştır. Buna itiraz edilebilir o kadar kalıntı var şeklinde Almanya’da Pergamon müzesini geziyoruz diye orası İzmir olmuş olmuyor! Tabletten devam edersek Attarsiya yani Atreus (Proteus, firavun) 100 savaş arabasıyla tekrar Truva’ya saldırmış, bu kez Madduwatta’nın yenilmiş ve Hitit Devletine sığınmış, Hitit Kralı Tudhaliya Kisnapali adında bir generali Madduwatta’ya yardım için göndermiş. Madduwatta gelen generale sen Hinduwa’ya saldır ben de Dalawa’ya saldırayım demiş general de bunu kabul etmiştir. Hinduwa demek Hind yani arka bölge anlamında Uwa ise Usa yani Wilusa’nın, Truva’nın arka bölgeleri Denizli ve Karya’nın olduğu bölgeler demektir. Dalawa ise linkte Tlos olarak çevrilmiş yer olarak Lykia bölgesinde Muğla ve Karya arasında kalan bir bölgedir. Aslında Dalawa Yukarıda yazdığımız Nil deltasında ki kentin isminden gelmektedir. Adlas, Atlas (Atlantis) demektir. Homeros’un Odysseus Kitabında oğlunun ismini Telemakhos olarak söyler. Avram ismi nasıl Avaris olduysa Telemakhos ismi de Telem aslı Teles yani Atlas bölgenin ismi Ak birinci lider kral kos ise delta demektir. Yani Atlas Deltasının Kralı demektir. Kitabı okumadık ama Telemakhos’tur Odysseus’un oğlunun ismi. Dil bilimciler bunun nedenini bilebilir. Dalawa (Dalas, Adlas, Atlas) İsim olarak o bölgeye de verilmiş. General Hinduwa bölgesine giderken Madduwatta, Dalawa ile anlaşıp generali pusuya düşürerek öldürür. Burada ki ikinci Madduwatta, Priamos’tur. General ölünce artık Hitit’e bağlı vassal değil tabletlerde Uhha-Ziti (Ukka, Lykia Azizi) olarak anılmıştır. Firavunla anlaşmış Hitit Devletini yok edip ele geçirmek istemişlerdir. Yukarıda paylaştığımız Carnavon Tabletlerde geçen firavun Seqenenre Thoth’un Asya’da ki adamı Priamos’tu. Generalin ölümünden sonra Hitit Devleti Ona bağımsızlık vermek zorunda kalmıştır. Ondan dolayı tabletlerde artık Vassal değil de Aziz olarak gelmiştir. Nitekim Hitit Kralı Tudhaliya’nın ismi Haliya Güneş demektir. Tud yani Thoth bilgelik anlamına gelir. Tanrının bilgili kulu gibi. Eski kralların çoğu gerçek isimleriyle değil hep unvanlarıyla yazılmışlardır. Madduwatta daha sonra Arzawa Kralı ile evlenmiştir denilmiştir. Arzawa, Hitit’e bağlı vassaldı fakat Priamos’un Mısır Kralıyla hareket etmesi o bölgeleri Ona bağlanmasına sebep olmuştur ve Mısır’a bağlanması artık o bölgenin toprağı demektir. Bağımsızlığını alınca Mısır’la hareket ettiğinden o bölgenin karısıyla evlenmiş oldu. Kadının anlamlarını İlyada Destanını açıklarken yazmıştık. Priamos o kadar güçlenmiştir ki ordusu Konya bölgesinde ki Çatalhöyük o zaman ki ismi ile Hapalla (Kubel)’ya kadar ilerlemiş ve boyunduruğu kabul ettirmiştir. 

https://www.wikiwand.com/en/Uhha-Ziti 

Bu kadar güçlü olduğu bir dönemde linkte sanki başka dönem anlatılıyormuş gibi 2. Mursili yazmaktadır bunun nedeni yukarıda yazdığımız kişilerin unvanlarıyla anılması dolayısıyla isim farkı yüzünden başka bir kral zamanında olmuş gibi algılanmasıdır. Ya da 2. Tudhaliya ölmüştür yerine o geçmiş olabilir. Biz olayları ve tarihini Herodot ve İlyada’dan bildiğimiz için o tarih aralıklarının aslında nereye gelmesi gerektiği konusunda bilgi sahibi olabiliyoruz. Aslında aynı kişidir. Bu tablette anlatılan 2. Mursili Karadeniz Bölgesinde Kaşkaların isyanı ile uğraşırken Arzawa Bölgesinde de Priamos’un yayılma politikası ile üç tane krallık Arzawa’ya yani Mısır’a bağlı olan Uhha-Ziti (Priamos)’ye kaçtı diye yazar aslında bağlanmıştır. 2 Mursili onların iade edilmesini ister ve Uhha-Ziti ise ona çocuksun diye karşı çıkar. Çocuksun diye hitap etmesinden 2. Tudhaliya’nın öldüğünü ve onun yerine 2. Mursili’nin geçmiş olduğunu anlayabiliriz. Mursili buna karşın ona savaş açar ve İzmir’e Mira yani Efes Bölgesine gelirken olağan üstü bir olay gerçekleşir ve bunu tabletlere yazdırır. Tam gelirken Efes Bölgesine bir göktaşının düştüğünü görür ve der ki; 

“ Rabbim olan Güçlü Fırtına Tanrısı ilahi adaletini gösterdi ve bir şimşek yolladı. Bu şimşeği benimle beraber askerlerim, bütün Arzawa ülkesi gördü. Geçti Arzawa ülkesini vurdu, Uḫḫa-Ziti'nin (başkent) Apaša'yı (İzmir " Efes) vurdu. Uḫḫa-Ziti'nin ayaklarına yerleşti ve hastalandı.” diye yazmıştır. 

Ayaklarına yerleşti ve hastalandı demek salgının bütün kenti kuşattığını anlatmak istemiştir. Yani lavlar ve seller kenti altüst etmiştir. Uḫḫa-Ziti'nin öldüğü yere Puranda demişler Puranda günümüzde Pruva demek yani geminin ön tarafı demektir.

 

Geminin ön tarafı demek sarayında lav sellerinde boğulmuştur anlamına gelir. 

Anadolu’da açgözlüler yüzünden bu kasvetli hava solunurken, Mısır’da da doymak bilmeyen firavun, Musa As ile beraber halkını Kızıldeniz’e doğru sürüyordu. Musa As, Sina Dağında almış olduğu vahiyle bütün olan bitene ve olacak olan bilgisine vakıf olduğu için dirayetli bir şekilde halkını kurtarmak adına denizin kenarına doğru götürüyordu. Artık firavun İsrailoğullarını görüp hepsini yok etmek için saldırdığı bir anda Musa As, Asasıyla denize vurunca Ege’ deki Thera Adasına bir göktaşı düştü.  Şiddetle denize çarptı Akdeniz’in, Kızıldeniz’in sularını bir anda yerin altına ve Anadolu topraklarına kaydırdığı zaman Kızıldeniz’de denizin olduğu yer karaya dönüştü. Musa As halkıyla beraber hızlıca karşı bölgeye geçince firavunda suları göremediği için o da denizden ordusuyla geçmeye çalıştı. O sırada göktaşının yaratmış olduğu suların gitmesine sebep olan gel-git, şimdi suların tekrar eski haline dönmeye başlamasıyla firavun ve ordusu suların içinde kaldı. Bu sırada Ege’de küçük bir ada, ve Mısır Deltasında ki yıllardır Atlantis efsanesi diye bildiğimiz, eski ismi Fil (Elephant) olan yarım ada suların altında kalmıştır. 

https://www.wikiwand.com/en/Piyama-Radu

Pyama Radu yine Priamos’tur ve üç Hitit Kralına ciddi tehlike oluşturduğu ve Anadolu’da isyan çıkardığı yazılmakta ve Truva’da ki Priamos’la birebir benzerlik taşıdığı görülmektedir. 

Kalem Suresi 16. Ayet;

Yakında biz onu hortumunun üzerinden damgalayacağız.

 

 

İlyada Destanı 3500 yıl öncesinin algısıyla, hitabıyla, edebi diliyle, grameriyle yazılmıştır. Kuran bize Musa As, Karun, firavun hakkında ki yazıları da aynı şekilde aksettirir. Sadece grameri gelişmiştir geri kalan bütün olayların aktarılması noktasında aynı hava ile okunmalıdır. İlyada Destanında;

8.bölüm 15. Satır; alıp kara dumanlı Tartaros’a atacağım onu, ta derinlere, yerin dibindeki çukura,

8. bölüm 150. Satır; O günü görmektense engin toprak yutsun beni

18. bölüm 335. Satır; yutacak toprak burada beni.

6. bölüm 410. Satır; Sensiz kalmaktansa toprak yutsun beni daha iyi

17. bölüm 415. Satır; kaçmaktansa, açılsın kara toprak, yutsun hepimizi,

16. bölüm 630. Satır; Dur bakalım, toprak yutacak daha bir sürü insan

4. bölüm 185. Satır; Bunu duyacağıma yer yarılsın yutsun beni daha iyi. 

Kasas Suresi 81. Ayet; Karun için,

Onu eviyle birlikte yerin dibine geçirdik. ALLAH'ın dışında kendisine yardım edecek bir bölüğü yoktu; kazananlardan olmadı. 

Bunun gibi zamanında bu yemin gibi bir sözdü ve deyim şeklinde kullanılırdı. Günümüzde de kullanıyoruz fakat o zaman daha sıklıkla kullanıyordu. 

Musa As dönemini araştırırken Minoan patlamasını keşfettiğim zaman Manisa’da Marmara gölü tezini bulduktan sonra o bölgelere bakarken alttaki videoya rastladım. Videoda amca gayretli bir şekilde çalınan mirasımıza sahip çıkmak için kendince video hazırlamış ve 1994 yılında Ankara’ya Kültür Bakanına bizzat kendisi vermiş. Bakacağız bu işleri karıştırma deyip yollanmış. O’da bir video daha yapıp youtube yüklemiş. Videoda amca Karun’un Musa As’ın amcasının oğlu olduğunu söylüyor. İlyada’yı yazarken Sesostris’in yani Laomedon’un çocukları olduğunu teyit etmiş oluyor. Şahsen orada Karun’un hazinelerinin olduğunu düşünmüyorum ama Aineias’ın Bölgesi olduğu için orada Karun’dan sonra bir saray kurulduğu kesin. Kurulan bu saray Karun’un dönemine ve geleneklerine ışık tutacak bir mihenk taşı olma özelliği olduğu için önemlidir. Aineias, Karun’dan sonra devlet kurma yetkisine sahip olan kişidir. Ayrıca Truva bölgesi yani dönemin en zengin şimdiki Amerika diyebileceğimiz bir yer olduğu için lahitlerde ki altın, gümüş, işlemeler dönemin kültür hayatını anlamamız için önem taşır. 

https://www.youtube.com/watch?v=N9hYY--1KhY&feature=youtu.be

 

Aineias’ın Palladion’u ve babasını sırtında taşıması demek, Palladion, P Zeus’tur alladya İllidya İlion Güneş demektir. Mitolojide Zeus Jüpiter ile eşleştirilir ve Athena’da zeka, bilgiyi temsil eder. Palladion’un dibinde yılan var bu Dünya remzidir. En yüksek sütunun üstünde Athena heykeli vardır bu da Güneş metaforudur. Aineias’ın Palladion’u ve babasını sırtında taşıması demek Baba yani devletin yeni kralı olduğu Palladion devletin bölgesini işaret etmek içindir. Bu bölge Truva şehri, kalesi diye İlyada’da geçen yerdir. Bütün halkın içinde toplandığı yer.

Homeros’un adı günümüzde Kamuran ismiyle aynı anlamdadır. 

Makalenin Sonu: Baş Kam, Başbuğ Oktan Abi’ye sonsuz teşekkürlerimle ithaf ediyorum. 

Notlar:

1. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7812 Kutsal Kan Seçilmiş Soy isimli makalede paylaştığımız birkaç link makale yayınlandıktan bir hafta sonra boşaltıldığını fark ettik.

2. Yine aynı makalede İlyada Destanında Alexandros’un Helen’i Makedonya’dan kaçırmış olduğunu yazdık. O sırada internetteki fragmanlardan araştırıp o bilgiyi kabul etmiştik. Bu araştırmayı yaparken İlyada Destanına yolumuz düşünce okumak zorunda kaldık ve aslında Makedonya değil, Muğla, Denizli, Aydın ve İzmir’i içine alan bir bölge olduğunu anlamış olduk. Herodot’un Tarih Kitabını da bu araştırma sayesinde okuduk ve orada da Makedonya’dan kaçırıldığı yazmaktadır. İnternette ki veriler büyük ihtimalle Herodot referans alınarak verilmiş olabilir.

3. Yine aynı makalede Musa As sepette Nil Nehrine konulduğu zaman kız kardeşi değil de Annesinin Kız Kardeşi onu takip etmiş olabileceğini yazmıştık Taha Suresi 40. Ayette gerçekten Kız kardeşi olduğunu anladık.

4. Yine aynı makale için yapıcı, çok olumlu güzel yorumlar almıştık. Konuların çok sıkışık olduğu birkaç bölüme yayarak yazılırsa daha iyi anlaşılacağı ile ilgili. Bu makaleyi hazırlarken ona dikkat ettik fakat paragrafları net bir şekilde yazmak demek paragrafı neredeyse bir sayfaya yaymak gibi bir şey oluyordu. Bu şekliyle 44 sayfa en az 150 sayfaya çıkması ve en az 10 bölüme yayılması demekti. Sürekli bu konuyla haşır neşir olmamak adına okuyanlardan özür dileyerek yine en kestirme şeklinde, gereksiz cümlelerden kaçınarak hepsini bir anda yazdık. 

Kadir Sevencan 



Bu haber 2,411 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    14,536 µs