En Sıcak Konular

İçimdeki Ben'le Sohbetler-2

20 Ekim 2019 06:03 tsi
İçimdeki Ben'le Sohbetler-2 İçimdeki Ben'le Sohbetler... Kendime Bile Soramadığım Sorular

1.BÖLÜM İÇİN:

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7525/icimdeki-ben-le-sohbetler-1

 

2. BÖLÜM

 

-Gördün mü, bak! Olacağı buydu işte. Sen öyle paldır küldür, bir ön söz bile yazmadan, niyetini belli etmeden, ‘BİLGİ YÜKTÜR’ diyerek çok hassas bir konuya ‘balıklama’ dalıp, aklındakileri etrafa saçarsan, millet de seni böyle yorumlarıyla hizaya getirir… İyi mi oldu şimdi?

-Kötü mü oldu?

-Ha, iyi olduğunu savunuyorsun yani…

-E, bak. Ben birkaç soru sordum, devamı diğerlerinden geldi. Sence de bu soruların sorulmaya ihtiyacı yok muymuş? Belki de, sormak isteyip de, cesaret edemediği için şimdiye kadar soramayanlara bir yol açılmış oldu bu sayede… Hem ne demiş Tuğbey: ‘Sor kardeşim, sor ki biz de cevabını öğrenelim:’ demedi mi?

-Kendini kahraman ilan et şimdi de! Sen ne kadar da az gelişmişsin böyle. Yazık! Utanıyorum senin bu halinden. Senin yüzünden BEN de böyle zannedileceğim şimdi… Tuğbey öyle dediyse bile, onun her zaman kişilere destek olduğunu; kimseyi kıracak, üzecek bir şey söylemeyeceğini bilmiyor musun? Eminim, seni gücendirmemek için, suyuna gitmiştir. Peki ya Macar illerinin uçbeyinin söylediğine ne diyeceksin o halde?

- Ne olmuş ki ona? Hem o bir şey demedi ki. Sadece bir link atmış.

-Peki ya o linki açıp, biraz izleyince hissettiklerini neden söylemiyorsun? Demirci ocağında, orta yere yüksekten bırakılan bir demir kazanın yere düşmesi anında çıkan ses gibi, ‘DAANNN’ diye dalga dalga olmadı mı duyguların. Titremedin mi, demir kazanın titrediği gibi?

- İyi ya işte… Macar illerinin uçbeyi de, KENTLERİ ADINDA BİRLEDİĞİ gibi, demirci ocağına yakışanı yapmış. Ortaya bıraktığı linkle duygularımızın, düşüncelerimizin ve dahi SORULARIMIZIN ortak olduğunu anlatmaya çalışmış, gönüllerimizi BİRLEMEK istemiş. Demirci ocağında üzerimize sıçrayacak kıvılcımların NİMET olduğunu hatırlatmış. ‘Sen sordun ama, bak cevabı burada.’ demiş. Var olsun…

-Her şeye de bir cevabın var. Dervişe ne diyeceksin peki?

-Ah, benim gönül kardeşim. Yola beraber adım attığım Dervişim, Akif Dede’min torunu, gönlü yüce insan. Ben ona ne diyeyim? Yine her zaman ki NAİFLİĞİ ile duygularıma ortak olmuş. ‘DERUNDA BİRİZ’ demiş. Ve unuttuklarımızı hatırlatmış. ‘RABBİNLE TANIŞMA DAVETİNE ERDİN, KUTLU OLSUN.’ demek istemiş sanki…

-Bak sen! Az bir yazıdan, yorumdan bu kadar manayı nasıl da çıkarıyorsun?

-Nasıl mı çıkarıyorum? BİLGİ için, önce İLGİ ile bakıyorum. İLGİ varsa, zaten BİLGİ de peşinden geliyor. Bir yerlerde saklı ise; İLGİ sayesinde BİLGİ yi, saklandığı yerden çıkarıp alıyorum. İLGİ OLMADAN BİLGİ DE OLMAZ gibi geliyor bana…

Hem töremizde MİSAFİRE İLGİ GÖSTERMEK DE vardır.

-O ne demek şimdi? Alakasız oldu…

-Yok, anlayan anladı… Hem sen, hizaya getirdiler diyorsun ama, AYETLERLE CEVABI GÖSTERİRKEN, KENDİ SORUSUNU CEVABIN İÇİNE GİZLEYEN bacıbeyimin, bu soruyu her ne kadar ayet sormuş olsa da, kendi sorusu olduğunu ve bunu sorabildiği için ne kadar HUZURLU hissettiğini görmüyor musun? Bence bu iyi bir şey.

-Ne yani, sen olmasan kimse soru soramayacak mı sanki?

-Ben öyle demedim ki. Ben sadece KAPIYI AÇTIM. Bir noktayı da gözden kaçırıyorsun, üstelik. Sen bana aklımdakileri ulu orta etrafa saçtım diye kızıyorsun ama, bunu yapan bir tek ben değilmişim. Baksana, İKİZ’İMİZİN BİR’İ Aşık Veysel’in kendiyle olan kavgasını ne güzel hatırlatmış hepimize… Yani diyor ki:

-‘Yürü be Bülent abi! Koskoca Aşık Veysel arkanda, bu yolda yalnız değilsin.’

-Tüh, seni utanmaz! Şimdi de kendini Aşık Veysel gibi bir ULU ÇINAR la mı bir tutuyorsun?

-Tabii ki kendimi ulu Ozan’la bir tutmuyorum. Ama, diyorum ki; Aşık Veysel de bu iç çatışmaları zamanında yaşamış, duygularını şiire dökmüş. Sonra da demiş ki:

Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acayip sır da senin

Bizim elimiz tutuyor, gözümüz görüyor çok şükür. Ama Veysel dedemin erdiği SIRRA eremedim ne yazık ki! Ermiş olsam zaten bunca lakırdıya gerek kalmazdı. Belki de bu SIRRIN peşindeyiz…

-Madem SIRRA ermiş değilsin, kendi yazdığın şiirde neden SIR SAHİBİ imiş gibi kalem oynattın?

-Hangi şiirde?

-Türk’üm Ben şiirinde SIR dan bahsediyordun ya… Şu dizeleri yazan birinin SIRRA ERMİŞ BİRİ olduğunu düşünmez mi okuyan:

Üçler, Yediler, Kırklarım. 
İllâ On Altılar'ım 
Bilinemez sırlarım. 
En-el Hakk, Mansur'danım. 
O benden, ben O'ndanım. 
Allah'a KUL, TÜRK'ÜM ben

-Valla okuyanın ne düşündüğünü ben bilemem. Hem bu dizeleri ben yazmadım ki! Ben bu dizeleri yazabilecek vasıfta birimiyim, sence?

-Ne demek ‘ben yazmadım ki’? Sen yazdın işte, ben de oradaydım sen yazarken…

-Ben yazmadım derken, şunu kastettim: Ben sadece kalemi tutan el oldum. Dizeler bilinmeyen bir yerden geldi; aktı, gitti kalemin ucuna…

-Hah, şimdi tam DUMRUL’UN dediğine geldin işte! EŞEKLİĞİN bu kadarına pes doğrusu! Yahu sen kimsin de, sana bilinmeyen yerden şiir yazdırılsın? Ne diyorsun sen be?

-Sen de amma kızındın haa! Biraz dur. Anlamaya çalış ne dediğimi. Ne hemen paylıyorsun?

-Ne diyormuşsun, söyle bakalım. Şunu da unutma ama, ‘Senin ne söylediğin değil, benim ne anladığımdır’ esas olan…

-Ben diyorum ki, herkese her AN İLHAM GELEBİLİR. O gün bana da olan oydu. Benim aklımda olmayanlar, bir anda kalemin ucundan kağıda akıverdi. İlham dan başka ne olabilir ki bu? Hem, bu İLHAM konusu ile, burada sorduğumuz soruların birbirleri ile bağlantılı olduğunu sanıyorum.

-Nasıl yani? Ne bağlantısı varmış İLHAM ile SORU sormanın?

-Bu soruna cevabı Soysal ile Alman illerinin uçbeyi vermişler yazdıkları yorumlarda. Birbirini tamamlayan ve ana cevabı içinde barındıran yorumlar olmuş. İlham gelmesi ve aklındaki soruları sorman, ve bu sorulara cevabı bulman senin Yaratıcı’ya olan yakınlığında ve bu yakınlığın neticesinde hazır olup olmama zamanının gelmesi ile bağlantılı. Öyle değil mi sence de?

-Bana ne soruyorsun? Ben bilsem, sen de bilirdin ve bunları yazmana gerek kalmazdı zaten. Yok, yok… Ben ikna oldum. Sen gerçekten  ‘KİTAP YÜKLÜ EŞEKLER’ gibi davranıyorsun.

-Sana da bir şey söylenmiyor, ya HU! Neden öyle davranıyormuşum?

-Hem bilgiye sahip olduğunu söylüyorsun, hem de zır cahil gibi sorular soruyorsun? Bilginin gereğini yerine getirmiyorsun. Yani, bildiğinle amel etmiyorsun ve ayetin hitabına muhattap olmuş oluyorsun.

-Ben, bildiğimle amel ettiğim için bu sorular çıkıyor zaten ortaya… Soruların bu minvalde olması, bildiğimle amel etmediğim için değil, yeterince bilmediğim için olsa gerek. Ayrıca bu konuda dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var.

-Neymiş o bilinmesi gereken nokta, çok bilmiş beyefendi?

-Bildiğiyle amel etmeyenlerin durumu, ‘kitap yüklü eşekler’e benzetiliyor ya ayette… Bir de amellerin NİYETE GÖRE olması durumu da var.

-Ne demek istiyorsun?

-Şunu demek istiyorum: Ben, bildiğim kadarı ile amel ediyorum. Amelimin niyetine göre, sonuçlarının ne olduğu belirleniyor. Öyle değil mi? Ben, ayetin tarif ettiği gibi söyleyecek olursam; ‘kitap yüklü bir eşek’ olarak, bildiğim kadarı ile amel ediyorum ve bu amelimin niyetine göre sonucu ya kendime zarar, ya da kendime yarar olarak açığa çıkıyor. Ama bir de değil kitap, ‘KÜTÜPHANE YÜKLÜ EŞEKLER’in durumu var. Onlar ne olacak?

-Kimmiş onlar?

-Kim mi? Sen KÜTÜPHANE YÜKLÜ EŞEKLERİ tanımıyor musun? Hani şu cübbeli, sarıklı EŞEKLER? Bildikleri kütüphane yükü bilgi ile amel ederken, arkasına KATAR KATAR DEVELERİ DE katıp, sürükleyen eşeklerden bahsediyorum. Onların amelleri de niyetlerine göre değerlendirilecek elbet. Vah, o niyetlerinin haline! Son zamanlarda bu eşeklere çok uzaklardan gelen biri daha katıldı üstelik.

-Kim katıldı? Nereden geldi ki, çok uzaklardan dedin?

-IROPİYON’dan söz ediyorum. Deruni Baba’mızın sayesinde varlığını öğrendik. Tam bir SALAK çıktı bu Iropiyon denen KİTAP YÜKLÜ EŞEK!

-Ne diyorsun ya HU? Sen iyice sıyırdın galiba kafayı?

-Yok, sıyırmadım. Yine bildiğim kadarı ile amel etmeye çalışıyorum. Iropiyon’un ÇAĞ AŞILAYICI olduğunu, muhatabının İlhami abi olduğunu düşünürsek, bu varlık da hatırı sayılır bir İLİM sahibi olması gerekmez mi?

-Öyle olmalı. İlim sahibi olmasa, çağlar arasında gezemezdi herhalde…

-Evet, doğru. Bu yaratık ilim sahibi, sahip olduğu ilimle amel de ediyor… Peki ya niyetine bakılırsa? Böyle bir ilime sahip olduktan sonra, Dünya’ya gelip kedi-köpek ne bulursa yiyen bir yaratığın Dünya’yı, hatta kainatı hakimiyeti altına alacağını düşünmesi, onun SALAK olduğunu düşündürdü bana. Bunca ilme sahip olan biri nasıl olur da hakikati görmez ki? Al işte, burada bir sakıncalı soru daha geliyor aklıma…

-Neymiş o sakıncalı soru?

-Yaratıcı nasıl izin veriyor bunlara ya HU? Sen tut, onca ilimi ver bir yarattığına. O da kalksın, kedi köpek yiye yiye gezegenlere hakimiyet kurma sevdasına kapılsın, İlhami abiye kafa tutsun… Yaratıcı ilim dağıtırken, hatalı seçim mi yaptı acaba? Diye sorası geliyor şu zavallı aklımın…

Ya, kendisine yaratma kudreti verilenlere ne demeli?

Düşünsene, Yaratıcı sana KOCA BİR KAİNAT YARATMA KUDRETİ veriyor; sen bu kudrete sahip olduktan sonra yoldan çıkıp, kötülüğe hizmet edecek işler yapıyorsun, kullanımına verilen yaratma kudreti sayesinde… Ondan sonra işler sarpa sarmış, hala düzeltmek için uğraşılıyor. Bana da bu soruları sorduruyor!

Acaba, kendisine yaratma kudreti verilenler seçilirken, Yaratıcı hatalı seçim mi yaptı, yoksa bu da sisteminin, işleyişin olması gereken bir parçası mı idi? Yoksa bunların böyle olması mı gerekiyordu da, bu sistemin tamamı MÜKEMMEL olabilsin? MÜKEMMELLİK, SORUNSUZLUK MUDUR, HATASIZLIK MIDIR? YA DA HATASIZ OLAN MI MÜKEMMELDİR? YA DA, MÜKEMMEL OLAN, HATALI MI OLMUŞTUR? Gel de çık işin içinden…

-Yok, yok! Sen iyice yoldan çıktın! Benden uzak ol!

-Dur ya HU! Nereye gidiyorsun? Daha bitmedi ki sorular…

DEVAM EDEBİLİR…

Gelecek bölüm:

-Okyay Kağan, bir sohbetinde sorduğun soruya verdiği cevapla dağılmış, kalmıştın. Ne demişti sana? Hatırla…

-Bu yazının amacı nedir? Niyetin ne senin?

-Tengri’nin Türk’ü müsün, kimsin sen?

 

Bülent ATEŞ 



Bu haber 3,102 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,327 µs