En Sıcak Konular

Beka Dersleri

13 Haziran 2013 09:44 tsi
Beka Dersleri Beka yolcusu....

                                                     KABZ NÜSHASI


Bekâ yolcusu şu sırrı bilmelidir ki, ruhun kabz edilir, kim eder bilir misin? Bu işe kimler memurdur? Azrail (as) gelir sana,; ‘Bu kadar neşe yeter,’der. Gökyüzü, yeryüzüne ve ikisinin arasına bağlı gönlünün üzerine oturur. Sen o esnada, neşesiz, dünyevi, ûhrevi bağınla aranı koparmışsın. Hiçbir şeyden zevk almıyor; mahzun, hüzünlü, asabi ve umutsuzsun. Çünkü tüm bu zevkler, neşeler seni tatmin etmek için yaratılmış, ‘gaye’ değildir.

Azrail (as) ölümü hatırlatan melektir; (Ölüm meleği değil.) Öldürmek, hayatı verene aittir. Senin gönlüne oturarak yaşattığı kabz hali, ölümün bir renginin hatırlatmasıdır. Arif olan kabza girdiğinde şunu anlar: Dünyevî, manevî hiçbir şey beni doyurmuyor; beni geçici süre olsa da felç ediyorsa, demek ki, beni tatmin edecek asıl olan bir şey var o da; ‘bekâ.’ Ancak bekâya ulaşanlara bir daha Azrail (as) gelmez, onlar kabz yaşamaz. Bekâ sırrından anla ey yola çıkmış, uyku sersemi kişi. Eğer ölmeden önce biri bekâya ulaşırsa, ömrü tamam olduğunda onun canını Azrail (as) almaz. Bizzat hayatı veren canını alır. Ama bu diğer insanlar için olan ölüm gibi değildir. Canını alan Yaradan, ab-ı hayatı ona sunar. Bu yüzden o kişi ölmeden önce ab-ı hayatı bulmuş, hiç ölmemiştir. “HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR.” (Enbiyâ/35) Ölüm var, ölüm var.  Bir memur olan Azrail’in (as) vesile olduğu ölüm, bir de aracısız, bizzat Yaradan’ın senin ölümünü öldürmesi var. Karıştırma ikisini. Gönlün yer, gök ve arasındakilere bağlanmıştır unutma. Bu sırrı da bil ki, tefekkür edesin! Söz var, söz var. İnsanda en tesirli güç sözdür söz, unutma. Sen en gelişmiş teknolojiyle; göğü, yeri, dağları çatlatacak birini tanır mısın? Nereden tanıyacaksın ki, yok ki. Ama her insanda bulunan söz gücü; yeri, göğü çatlatacak kadar zorlar melekleri. Yeri göğü tutan melekleri zorlar. “ONLARIN SÖZÜNDEN NEREDEYSE GÖKLER ÇATLAYACAK, YER YARILACAK, DAĞLAR YIKILIP DEVRİLECEKTİ.” (Meryem/90). Çünkü Yaradan, âlemini kendi sözüne (Kelâm’ına) muhatap yaptı.(Kelâmına) Sözle bir kul, O’na; ‘Rabbim’ dese, O ’da ona; ‘buyur kulum’ derdi. Kötü söz, yer ve gök sınırını geçemez. Ya güzel söz: “GÜZEL SÖZLER O’NA YÜKSELİR.” (Fâtır/10). Güzel sözler, sınırı geçer. Gökte o kadar şey var ki senin için. Sense yerde debelenip duruyorsun. “GÖKTE HEM RIZIKLAR HEM DE SİZİN İÇİN BAŞKA ŞEYLER VARDIR.” (Zâriyât/22).

“İŞTE GÖĞÜN VE YERİN RABBİNE HAMD OLSUN Kİ, VADEDİLENLER SİZİN KONUŞTUKLARINIZ (SES) GİBİ GERÇEKTİR.” (Zâriyât/23).

Kabz edildin mi, Azrail (as) yerle gökle bağlanmış gönlüne gelmiştir. Nasıl vahiyle coştun mu gönlüne Cebrail (as) misafir olur, burada da Azrail (as) misafirindir. Ona de ki: “Ben zaten ölüyüm. Hatırlattığın için Allah beni senden, bana ölüm gelmeden bekâya erdirsin.” Çünkü Azrail (as), bu duayı çok sever. Kendisinin bir canının alınmadan kendisinin bekâya sebep olmasını ister, kim istemez ki? Ey kabzda ne yapacağını bilmeyen kişi; “ALLAH, ÖLÜYÜ DİRİLTİR.” ayetini tefekkür et! Sen ölüysen, Allah diriltsin bekâasıyla. Asıl ölüm bekâya ermeyenleredir. Ölmekten korkanlara da söyle, sor, ‘Sen bekâya vardın mı?’ diye. ‘Yok’ derlerse, ‘Siz zaten ölüsünüz’ de. Bu korku niye ki? Unutma: ‘Ölüm var, Ölüm var.’ Her ölüm aynı değildir. Ölmeden önce diril!

AŞK PERDESİ NÜSHASI

Bekâ yolcusu şunu bilmelidir ki, aşk bekâya perdedir. Âşık olan kişi, aşkından öyle şeyler yaşar ki, bu yaşadıkları onun kalbini yakar da yakar. Sorsan, ‘ızdırap duyduğunu’ söyler. İlk başlarda söylediği doğrudur. Sonraları ise bu yakıştan zevk almaya başlar. İşte bu hâl artık aşkının bekâya perde olduğunun işaretidir. Artık aşkı ona zevk verir, hoşluk verir. Sevgiliye kavuşamama hali ızdırapken hoşluk ve rehavete dönüşür. Kulun amacı sevgiliye kavuşmak iken kavuşamamanın hâlini benimser. (Asıl amaç unutulur). Bu aşk, kulu oyalar. Bekâsına perde olur. Ama kul, bu kalın perdenin sevgiliyi örtmesinden memnundur. Şöyle avutur kendini: “Perdenin ötesinde sevgilim var.” Bu hâl sürüp gider. Kulu kendinden geçirir, aklını başından alır. Aşkı almıştır kulu kendisinden. Sır: Aşkı almıştır sevgilisini kendisinden. Bu yüzdendir ki bekâ yolcusu aşk makamında olan Âşık Yunus, mânâdaki üstadı Hoca Ahmed Yesevî Sultan’ın bu sırrı ona vermesi ile  durumunun farkına varmış ve şu dizeleri söylemiştir: “Aşkın aldı beni benden beni,  bana seni gerek seni.” Sır: Bekâ yolcusu, Melâmi Sırrı odur ki, Yunus aşkının onu oyalamasından lakabı, ‘Âşık Yunus’ kalmıştır. Halk, âşık lakabını üstünlük, yücelik addeder. Oysa bekâ ehli için bu bir makamdır. Bir yere kadardır. Tefekkür et.

Aşkta akıl yoktur. Kendinden geçiş vardır. Kendisinden geçiş amacı sevgiliye varmayı unutturur. Aşk makamı, sevgilinin cemâaliyetini sır bir dağa gösterip, maşukun ikramıdır. Onda takılıp kalanlar oldu. Yunus erdi bekâya. Bu makamdaki kullar, aşkın sarhoşluğuyla güzel sözler söylerler. Ey aşkı daha önce bildiğini zanneden kişi: Hiç sarhoş olan kişi, sevgiliyi hakkıyla müşahede eder mi? Zaten aşk hâli, sevgiliyi hakkıyla müşahede edemeyişinin hâli değil mi? Yunus’tan anlatırsın, ahkâm kesersin, söz söylersin halka. Ne Yunus’u bilirsin, ne Yunus’un söylediğini, ne de kendini. Yunus bunları anladı da şöyle demedi mi: “Aşk, âşık kişinin kalbini yakar.” Öyle yakar ki, eğer bu makamı atlatamazsa…, Sır: Bu yakış kalbini deler. Eyvah ‘eman makamına’ düşer. Onun içindir ki, bir çok veli âşık, ‘eman Allah’ deyip, eman dilemiştir. Tefekkür et: Züleyha Yusuf’a öyle âşıktı ki, aşkı kalbini deldi. “ZÜLEYHA’NIN AŞKI KALBİNİ DELDİ, KALBİNİN ZARINI YIRTTI.” (Yusuf/30). Züleyha’nın başlangıçta aşkı temizdi. Kendinden geçti, yaktı, yaktı kalbini. Bu yakış, kalbini deldi. Sonra nefsi karıştı işe. Murad almak istedi. “CİDDEN ZÜLEYHA MURAD ALMAYA MEYLETTİ.” (Yûsuf/24). Yani aşkı kalbini delince, delikten sızan nefis işe karıştı. İşte aşk makamındakilerin halini arz eden misaldir bu. Kısa yoldan aşkını delip, sevgiliye helâl olmayan yoldan ulaşmak. Edep dışı murad almak. Aşk makamındaki âşıklar da perdeyi delip, edepsizce bekâya ulaşma makamına girmemek için dua ederler. Bazıları girer. Sır: Neyse ki Allah’ın, yarattığı makam aşka hoşgörüsü vardır da. “YUSUF’TA ZİNAYA MEYLETMİŞTİ DE ALLAH BURHANIYLA ÇEKİP ALDI.” (Yûsuf/24). Bu hâli yaşayan âşık veliler, yani ‘eman makamına’ düşenler, tıpkı Yûsuf’un zindana atılması gibi imtihana tabi tutulurlar ki, bu makamda devamlı ‘eman’ dilerler.

Zindandadırlar artık ama yalnız değillerdir. “YUSUF İLE BERABER ZİNDANA İKİ DELİKANLI GİRER.” (Yûsuf/36). Eman makamına (zindana) düşen âşığa bu zindan da iki bekâ meleği eşlik eder. O iki melek, onun zindandan (eman makamından) çıkmasına sebep olacak meleklerdir. Daha anlatmıyorum. Bu nüshayı alan kişi artık korksun. Melâmi yolunun kıymetini tefekkür etsin. Aşk bile perde olursa, bu sırlara vakıf olan bekâ yolcusu düşünsün, daha ne perdeler var, sırlar var.

ŞEFKAT NÜSHASI

Eğer Allah şefkatli olmasa, mahlûkat şefkatli olur muydu? “ALLAH SİZE MUTLAK ŞEFKATLİ OLANDIR” (Hadîd/9).

Bekâ yolcusu şunu bil ki; Allah, kendinden başka bir şeyin talep edilmesine razı değil. Sen düşün: Sen bile beşerken, sevdiğinin gözünün senden başkasında, gözü olsun istemezsin. Sır şu ki: Allah, kullarının; gözlerinin, kulaklarının yalnızca kendisinde olmasını istiyor. Sevmediğinden böyle bir talebi yok.

Anne çocuğu doğuruyor, ona öyle şefkat ediyor ki, çocuk büyüyor sonra evleniyor, aynı şefkati eşinden bekliyor. Ve eşinden aynı şefkati göremiyor. Bu sefer eşini suçluyor. Oysa anlamadığı, annesinden gördüğü şefkat, sadece o ana mahsustur. Bu, Rahman’ın esmalarının Rab ismindeki tecellisidir. Yani sadece o zamana geri dönse, annesi yine eskisi gibi şefkat edemez. Çünkü anneye de o an için şefkat veren Allah’tır. Şöyle düşün, her şey anne şefkatinde olsa idi, şefkat, kullara ait bir vasıf olsa idi, annesizler ne olurdu? Ya hüner annelikte ise; bebeklerini öldüren, cami avlusuna bırakanlardan anne olur muydular? Sen şefkati kaynağında bil. Bize ulaşanı onunla şununla ulaşanı kaynaktan süzülen ışıklardır. Işığı bırak, kaynağa yönel. Şefkati kendinde ara. Mahlûkata, sana yansıyan kadarını ilet. “RABBİM, BENİ ANAMI BABAMI İNANMIŞ OLARAK EVİME GİRENİ, İNANMIŞ ERKEK VE KADINLARI AFFET.” (Nûh/28). Bu ayeti şefkat konusunda tefekkür et. Anne, baba ve diğerlerinin... Ama başta senin şefkate ihtiyacının olduğunun delilidir. Kimden şefkat bekleyeceksin? Allah’tan. O zaman, sana kaynağından sana gelen şefkat ışığının tamamlanması için dua et. Şefkati sen göster. “RABBİMİZ BİZİM IŞIĞIMIZI TAMAMLA, BİZİ AFFET (ŞEFKAT ET)” (Tahrîm/8) de.. Unutma, Yaradan birbirinize şefkatli olmanızı emreder. (Beled Suresi 17.-18. Ayetler). Ama anla ki, o şefkat senin marifetin değil. Onu Allah sana vermiş ve dağıt diyor. Yaradan “ALLAH KULLARINA ÇOK ŞEFKATLİDİR.” (Âl-i İmrân/30). “RABBİMİZ SEN ÇOK ŞEFKATLİ, MERHAMETLİSİN.” (Haşr/10) buyuruyor.. Tefekkür et! Şefkat ayrı, merhamet ayrı. Allah Şûrâ Suresi’ndeki şuna dikkat çekeriş: “YALNIZ DOST ALLAH’TIR.” Asıl O’na bakmak, O’ndan almak ve saçmak gerek. Peki, Yaradan’ın, “gözünüz yarattıklarına değil de sadece gözünüz bende olsun” kelâmınınun mânâsı nedir? Şudur ki, “gözünüz ne görüyorsa, kulağınız ne duyuyorsa hepsi benimdir. Benden talep edin. Şefkat de benim, benden talep et, benden talep etmen için de beni talep et.” Demektir. Sen kalkmış, şefkate ihtiyacı olandan şefkat istiyorsun. Şunu da bil, Allah’ın yarattıklarını sevmek başka, talep etmek başka. Allah, “YARATTIKLARIMI SEV (MERHAM ET)” diyor, ama beni talep et, buyuruyor.

SURET NÜSHASI

Suretler âlemi en büyük örtüdür. Bütün cevherin, mânânın örtüsü. Önce mânâlar yaratıldı, sonra örtüsü suret. “GÖKLERİ, YERİ HİKMETLE HAKLA YARATTI. SONRA SİZE(HER ŞEYE) SURET VERDİ.” (Teğabün/3). Sen bil ki, önce mânâlar, hikmetler yaratıldı, sonra tüm bunların üzeri suretle örtüldü. Çok kişi surete takılıp, düştü. Sen bilgini suretten mi alırsın, mânâdan mı, tefekkür et. Sen bil ki, gölge, suretin delillerindendir. Suretlere takılıp düşme diye Yüce Yaradan, her surete gölge takmış. Bekâ yolcusu her türlü sureti delmeli. Zihnîi suretleri de. Mânâya girmeli. Düşün, mânâ suret örtüsünü delip de bize gelir. Ne kadarı gelmişse o kadar faydalanırsın. Neden yetinirsin bununla? Sen de suret örtüsünü del, mânâya ulaş. Hz. Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Allah sizin suretlerinize bakmaz, kalbinize (mânânıza) nazar eder.” Allah’ın bakmadığı yere sen neden bakarsın?

Suret Sırrından:

Suret yaratıldığında, Rabbi’ne secde etti. Secde sırrı ( suretlerin bozulması); ama suret kendisine ona yüklenen görevi duyunca çok üzüldü, ağladı. “Eyvah” dedi. “Kulların, seni bırakıp, bana tapacaklar.” Yaradan, kulu surete: “KORKMA, YOKTUR BENDEN BAŞKA TAPILACAK.” Dedi. İblis’e hüner verildi: “Suretleri süsle, istediğin kadar süsle.” “(ŞEYTAN SÜSLÜ GÖSTERİRİR.)” (Neml/24) Sureti bırakıp, bu aldanışı bırakıp bana yönelen ‘Kuldur’.  (Bunun içindir ki, namazda suretlerimizi rüku ve secdeye veririz.) Fakat süslenmişe dikkat et. Yaradan sureti yaratmasaydı, Şeytan neyi süslerdi ki? “EY ÖRTÜSÜNE BÜRÜNEN KALK.” (Müzemmil/1-2) Güneşe mi, aya mı, puta mı, insanın suretine mi taparsın, senin pir diye gördüğünün suretine mi? Anla mânâyı. Anla, ‘Ete kemiğe büründük (Melâmi) Yunus diye göründük.” Sözünün sırrını. Görünen, mânânın örtüsü, görmen gerekense mânânın kendisi.

Yaradan, “surete bakmam, mânâya bakarım” deyince kul suret çok ağladı. “Rabbim bana bakmayacak” diye. Bunun üzerine Yaradan, suret kuluna, “Ey kulum suret, murad ettim, öyleyse sen bana bak.” dedi. Bekâ yolcusunun, her suretin mânâyı işaret etmesi bundandır. Mânâ da Yaradan’ı gösterir…

 

Oktan Keleş

Deruni Devlet Kutsal Halı Kitabından

Diğer Dersler:   1- http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2113

                        2- http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2451

                        3-http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2454

 



Bu haber 6,341 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,851 µs