En Sıcak Konular

Tefekkür Dersleri: Beka'yı Şerif

12 Haziran 2013 08:56 tsi
Tefekkür Dersleri: Beka'yı Şerif Beka yolcusu...

                                    BEKA-YI ŞERİF NÜSHASI


Sırr-ı Yer

Bekâ yolcusu şu sırları bilmelidir ki, yer onun zihninde nerededir? Yer (dünya) boş bir fondur. Ankebût suresi 64. ayetin sırlarındandır: “BU DÜNYA HAYATI ANCAK BİR EĞLENCE VE BİR OYUNDAN İBARETTİR. AHİRET YURDUNA GELİNCE İŞTE GERÇEK HAYAT ODUR. KEŞKE BİLSELERDİ.” Dünya denen kürede aslında ne renk vardır ne de cümbüş. Bütün renkler bu küreye (boş fona), Âdem cennetinden yansır. Şunu iyi bil ki, dünyadaki tüm renkler, Âdem cennetinden yansır. Yani dünyadaki renklerin hakikati Âdem cennetindedir. Yani yer küre, boş bir (beyaz) kâğıttır. Ya da (beyaz) sinema perdesi gibidir. Tüm renklerin kaynağının beyaz olma sırrı budur. Tefekkür et. Deniz bazan mavi, bazan gümüş, hatta bazan yeşil gibi olur. Bunun nedeni, aslında suyun renksiz olmasıdır. Güneşin konumu, ışınları denize bu renkleri verir, yansıtır. Her şey sudan yaratılmıştır. Su ise bilindiği gibi renksizdir, ona yansıyan hayatı gösterir. Yer küre de sudan yaratılmış bir cüz olma vasfındadır. Eğer insan bu hakikate eremezse, her şeyi yer kürede sanır. İnsan tüm hakikatleri yeryüzünde zannederse, aldanır. İlaveten, tüm renkleri dünyada sandığından, hayatın kaynağını da dünyada sanıp algıladığından, eğlenir, oyalanır. Dünya artık onun için bir eğlence, bir oyun olmuştur. Dünyadaki bu yansımaya ‘yaşam’ denir. Yansıyan yere ise yani yansımanın kaynağına ise ‘hayat’ denir. İnsanoğlu bu sırlara vâkıf olmazsa; hayatla yaşamı karıştırarak yer kürede debelenir. Yaşam sırrı olan hayata ulaşamaz. Yaradan’ımız ayette “AHİRET YURDUNA GELİNCE, İŞTE GERÇEK HAYAT ODUR. KEŞKE BİLSELERDİ.” (Ankebût/64.) diyerek bu hakikatin bilinmesini murat eder.

Bu ayet, eğlence ve oyun olan yansımanın yaşam olduğunu, yaşamın sırrınınsa hayatın keşfedilmesinin bilinmesi olduğunu açıkça ariflere Kelâm eder. Gerçek hayatın kaynağı ise Yaradan’dır. Kademe kademe her yere her şey bu gerçekten yansır: Âdem cennetinden yer küreye. Ya Âdem cennetine nereden yansır? Bunları öğren gözümün nuru bekâ yolcusu arkadaşım. Yoldaki arkadaşları tanı, bil! Yerdeki hayatın aslını yerde arama! Gerçek yaşayış, gerçek hayat ahiret yurdudur. Ahiretteki aslın da, ölümden sonraki hayat zannedilmesin. Onun da bir hakikati var, bil! Bil ki, artık zihnin de yaşam, hayat, yer, ahiret algılamalarının aslını bilsin.

Bu bilgilerden sonra artık yer ve hayat algılaman değişecek. Seni göğe doğru çekecektir. Bu yansıyan yaşamın arka perdesi gerçek yaşamda (hayatta) yani manevî hayatta asıl olup bitenlerin, amellerin,  neler olduğunun farkına var. Yani görünen bu âlemin arkasında, asıl olanların, senin amellerinin, hakikatlerinin yere, yaşama yansımasını anla. O zaman dünya hayatının gerçek hayatla bağlantısını anlar, Ankebût suresi 64. Ayetin  de sırrına erersin. Şimdi iyi anla, Yaradan Necm suresi 14.-15. ayetlerde “Sidretü'l-Müntehâ’da barınılacak asıl cennetin, O’nun yanında olduğunu, kulunu bekâya davet ettiğini” kuluna Kelâm eder. Tefekkür et! Cennet’ül-Me’va; sınırdan, yani madde, mekân, zaman sınırından sonra başlayan sekiz cennetten biridir.  Yani yaşamdan sonraki hayat yansımalarından biri. Yaradan âlemleri (yansımaları) kitabın sayfalarıyla mecaz eder. Yani anlayalım diye tanımlar. Her sayfada varlıklar, mekânlar vardır. Yer küre boş sayfadır, diğer sayfalardan yansıyanlar burada gözükür. Gözükmesi yaşamı hâkim kılar. Madde, mekân, enerji, zaman yoktur. Çünkü tüm bunların kaynağı yani hakikatleri son ağaç sınırında başlar. Senin bedenin de yerde yaşam sırrında aslında. Hayatta; enerji, madde, mekân, zaman olmayan ölümsüzlük hayatın da hakikatindedir. Öyle ise yaşamın bitti diye (yansıyan) hayatı bitti mi sanırsın? Tefekkür et! Unutma biz yansıyanlara değil, yansıtana talibiz. Yansıyanların hazzına takılırsak, bir eğlence ve oyuna dalarız. Oyunun sonunda kaybeden oluruz. Ya Hay, Ya Muhyi diri olan, hayat sahibi, hayat veren, yansıtan. Ya Mukaddim dilediğini öne geçiren (bekâda). Öyleyse biz yansıyanların hakikatine ereceğiz ki, kendimizin yansımasının da hakikatine ereceğiz ve hakikatler hakikatini bileceğiz.

Şimdi yansıma ve âlemlere delil dünyadaki renkler, Âdem cennetinden  oraya, diğer cennetlerden yansır, dedik. Rahman Suresi’ndeki “KOYU YEŞİL CENNET” kelâmını tefekkür et! Bir yeşil var, bir de koyu yeşil ve daha koyusu. Yansımalar, yeşilin tonları. Mecaz sekiz cennet kapısı. Yeşilin tonları âlemi. En açık renk Âdem cenneti. Ona yansıyan daha koyu, ona da yansıyan, ondan daha koyu… Boş kâğıt yerküre tüm hayatların yansımaları asıl hakikatten süzüle süzüle bir diğerine yansır. Onlardan da boş kâğıda, yer küreye. Rızıklar, yağmurlar, her şey Yaradan’dan gelir. Diriltme O’ndan gelir. Yani yerde aslında bir şey yoktur.  Yansıyan her şey asıl hayat âlemlerinden gelir. Öyleyse bir şey olmayan yere ‘dabbe’ olmak niye? Kanatlan. Yaradan’ın sineğin kanadını misal vermesinin bir sırrı da sineği havalandıran nesne olmasındandır. Koyu cennetin son sınırından hakikat yani bekâ arasında sayısız âlemler vardır. O âlemlerde renkler de aslına döner. Şimdi, görünen yer âleminin Âdem cennetinin yeşilinin yansımasını nasıl yok ettiğine dair bir misal: Dünyada insanoğlu mizanı dengeyi bozar. İnsan vahyî  hayat yaşamazsa vahiy (gerçek hayatın iksir formülü), dünyada, yansıyan Âdem cenneti renklerinin başta yeşil ve cümbüşlerinin yansımasını yitirir. Yeryüzü boş kâğıt vasfını yitirir. ‘CEHENNEME ÇEVİRİRLER BOZGUNCULAR’ ayetinin sırrı meydana çıkar. İnsanın yansımasının bitmesine ölüm denir. Mecazen dünyanın ölümü, kâinatın mecazıyla kıyamettir. İnsanoğlunun yaşam mecrasında ölümü yaklaştı mı (yeryüzünden yansımanın çekileceği hâl), yansımaları yavaş yavaş flulaşır. Nasıl mı? Yer bilgisi lisanı ile her bir hücresi yaşlanır, ölür. O hücrelerde Allah’ın yazılı emirleri, hükümleri bunlardır (DNA). Yansıma yavaş yavaş ya da birden çekilir, aslında birden çekiş bile bir mecazdır. Misâl: Bir insan yaşlanıyor, hücreleri ölüyor, yansıması yavaş yavaş çekiliyor. Bir insan da kaza sonucu, genç yaşta ölüyor. Bir anda tüm hücreleri ve yansıması çekilse de aslında ölünün sureti, cesedinin görünümü kalıyor. Ne oluyor? Toprağa gömülüyor, çürüyor, yansıması suret anlamda siliniyor yeryüzünden. İyi ama geriye bir de iskeleti kalıyor. Anla bekâ yolcusu : Beyaz kâğıt, beyaz iskelet. Yaradılışın merkezi sensin. İskeletin beyazlığı, kâğıdın beyazlığı (yeryüzü) gibidir,  aslı topraktır (beyaz her rengin kaynağıdır). İnsan da özde, iskeleti gibi sonradan tüm unsurlarla rengârenk olur. Yansıman çekilirse, boş kâğıtla bir olursun, yaşamdan hayata dönersin. Acaba, “tekrar beni yaşama döndür” hayat sırrına ereyim mi dersin? Yoksa yansıman çekilmeden hayata erer şükür mü edersin? Yaradan’ına “Ya Mümit” (Canlıların ölümünü yaratan, yansımasını alan), “Ya Muîd” (Mahlûkatı öldürdükten sonra tekrar dirilten, yansımasından gerçek hayata döndüren) isimleriyle zikir mi edersin? Yer senin bildiğin gibi değil. Senin gördüğün gibi de değil, bırak yeri. O seni tutmuyor ki.

MAHREM NÜSHASI


Mademki gördün, duydun, hissettin, hatırladın ya da hatırlar gibi oldun. Halk sırrından dinle. Halkın içinde Hak’la olmak sırrı yani. Sen bil ki; halk denilen zümre, insan topluluğu değildir. Halktan kasıt tüm yaratılıştır. Bildiğin bilmediğin tüm yaratılış: İns, cins, melekler, dağlar, taşlar, çiçekler, hayvanlar (tüm zikir ehli.) Unutma ki tüm yaratılış zikir ehlidir. Yaratılan her şey kendi hâl lisanı ile Allah’ı zikreder. Dağlar, taşlar her şey ve lâkin sır odur ki, İblis bile zikreder. Onun zikri, Allah’tan aldığı güce atıftır. Şimdi anla ki, öyle mahrem bir zikrin olsun ki, halk duymasın, sadece Yaradan’ın duysun, bilsin (Melâmi Zikri). Dille içinden bile zikretsen melekler duyar, yazar. Kalpten tefekkür zikirdir. Böyle zikri, Hak’tan gayri kimse duymaz. Halka mahrem olur, sadece Yaradan’ın duysun, yarattıkları değil. Yazıcı melekler bile duymaz, yazamaz. Meleğin yazdığının karşılığı olan mükâfatla, Allah’ın bildiğinin ve kendisinin mahrem olarak kuluna verdiği ikrâm bir olur mu?

Halka riya zikri (helâl) zikrin yanında mahrem zikri de yap. Halkın içinde Hak ile olmak. Halk seni görür (tüm yaradılış), Hak’la beraber olduğunu da görür bilir ama mahremi bilemez. Gıpta ve merak eder, onların merakı da zikir olur. İşte sır budur ki Yaradan’ına zikrini, mahremini, bırak halkın duymasını, en kötüsü İblisin duymasıdır. Halkın en iyilerinden Cebrail (as) bile duymasın, bilmesin. Kalbinden Rabbi’ne giden mahrem yolu bul. Kimseye bu yolu söyleme. Eğer halka takılıp kalırsan, Hakk’ın hakikatinin halka yansıyanını görür müsaade edersin. Oysa sen bizzat Hakk’a hakikatin kendisine bak, yansıyanına değil. Bu da kalbî tefekkür zikri ile mümkündür. Yine halka bak, halkın içinde ol çünkü sen de halktansın ama unutma, halk, yarış içinde Hakk’a bakmada. Bu yüzden halk (yaratılış)  sana, “Bizi hatırladın  mı?” diye haykırır. Yarışta senin de olduğunu hatırlatır. Derler ki, “Bizi hatırladın mı?” Sır: Aman mahremini duymasınlar. Duyulursa neresi mahrem olur ki? Ey bekâ yolcusu, meleğin yazdığı sırrın, yani yaptığın iyi işlerin, halka açıklanır. Allah da herkesin bildiği işinin karşılığı mükâfatı Adil isminin kuvvetinde zahir olarak herkesin bildiği, bileceği şekilde verir. Allah’ın verdiği mükafatı herkes duyar, görür. Sana verilene gıpta eder, sana verilende halkın göz hakkı kalır. Allahu Azimüşşan senin mükafâtından göz hakkı diye halka dağıtır. Oysa mahrem olanın  mükâfatının karşılığını, mahremini halk bilmediği için göz hakkı da, söz hakkı da olmaz. Allah Bâtın sırrıyla ikrâmını sadece sana verir, istemez misin? 


BEKA YOLCUSUNUN HAFIZA NÜSHASI  


Akıl Boşalır, Gönül Dolar.

Bekâ için yola çıkmış kişi, artık aklına yer bilgilerini depolayamaz. Hafıza (Hafaza) melekeleri (melekleri) artık peygamber olmuştur. “ALLAH, MELEKLERDEN DE RESULLER SEÇER.” (Hac/75.) Yani senin meleken resullüğe seçilmiştir. Bu meleklerin peygamberliği, son peygamber Hz. Muhammed (sav)’in üzerinde ve Onunki gibi değildir. Bekâ yolcusunun Hafaza meleği bir kere resul seçildi mi, artık o bilgileri akla değil, gönle yazar. Bu Hafaza melekleri, daha sonra meleklerin baş peygamberi Allah’ın elçisi olan Cebrail (as)’ebekâ yolcusunun gönlünde taht kurup, yerlerini ona bırakırlar. “CEBRAİL, BEN ANCAK RABBİM’İN ELÇİSİYİM, DEDİ.” (Meryem/19.) Cebrail (as) beka yolcusunun gönlündeki kendine ayrılmış yere oturtuldu mu, artık bütün ilahi bilgiler gönle onun vasıtasıyla akar. Akıl bilgi tutmaz, böyle kişi gönlüne yazılanla konuşur.

Akıl devre dışı kalmaz, gönle bağlanır. Hakk’ı aklıyla değil, gönlüyle söyler. Bekâ yolcusu okuduğunu, duyduğunu unutuyorsa sebebi budur. Artık gönlü ‘levha’ olmuştur. Yaradan bu yüzden; ‘İNSANA DUYSUN, ANLASIN DİYE KALP TAKTIK’ (Ahkâf/26) buyurur. Kalp anlayana kadar akıl faaliyette, hafıza melekleri görevdedir. Ta ki Hafaza meleği resul seçilene kadar bu böyledir. Hafaza meleğin resul seçildi mi, artık sen yönlendirilmişlerdensindir. (Bekâ Yoluna). “ONLAR HEM SÖZÜN HOŞ OLANINA ULAŞMIŞLARDIR HEM DE ÖVGÜYE LAYIK ALLAH YOLUNA” (Bekâ yoluna) (Hac/24.) Cebrail (as) bizzat gönlüne gönderilmiştir. Cebrail gönünde hafıza peygamberi oldu mu, ilk ve son peygamberin Hz. Muhammed (sav) ses verir gönül kulağına, vahyi kalbine nakşeder. Akıl artık suret âlemi için vardır. Artık ilahi olan, gönle dolar. Artık vahyi, aklın onu zor görme hastalığı tedavi olmuştur. Akıl vahyi zor, külfet görür. Eğer gönül vahyi görürse işte bu ayet sırrını açar: “AND OLSUN Kİ, BİZ KURAN’I DÜŞÜNÜP, ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?” (Kamer/40.)  Akla zor olan, gönle kolay olmuştur. Ey bekâ yolcusu, tüm yaratılış bilgileri gönlüne sığar, korkma. Şu ayetlerin sırrı gereği:

“SENİN GÖĞSÜNÜ AÇIP, GENİŞLETMEDİK Mİ?” (İnşirâh/1)

“ŞÜPHESİZ GÜÇLÜKLE BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR.” (İnşirâh/5)

“GERÇEKTEN GÜÇLÜKLE BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR.” (İnşirâh/6)

Güçlük akla işaret, kolaylık gönle. Tefekkür et! Ve: “EVRENİN YARADILIŞINI GENİŞLETMEKTEYİZ.” (Zâriyât/47)

Tüm yaratılış bilgilerine her an yenileri eklenir. Ama korkma göğsün açılıp genişletilir. Evrenin, yani yaratılış bilgilerinin de genişletildiği gibi. Evren ve bilgi ne kadar genişlerse genişlesin gönlün bir kere genişlemeye başladı mı sığdıracak bir şey bulamazsın da bu açlıktan Allah’ı asıl tahtına, tabiri caizse davet eder oturtursun: “MÜMİN KULUMUN GÖNLÜNE SIĞDIM.” Ey bekâ yolcusu şu ayetleri tefekkür et:

“ŞÜPHESİZ SİZİN ÇABALARINIZ ÇEŞİT ÇEŞİTTİR” (Leyl/4)

Çaba+Gece.

Cebrail’i (as) hafıza peygamberi yapma sırrı: “EY İMAN EDENLER; RÜKÛ EDİN, SECDE EDİN, RABBİNİZE KULLUK EDİN VE HAYIR İŞLEYİN Kİ KURTULUŞA ERESİNİZ.” (Hac/77)

Gece Leyl Suresi’ni oku ve o gece vahiy getiren Cebrail’i (as)  davet et. Örtünü aç, o seni gözler. Cebrail de (as)  her şeyi Hz. Muhammed Efendimiz’den (sav) öğrendi. Sen de öğren!

 

Oktan Keleş

Deruni Devlet Kutsal Halı Kitabından (sh.89-94)

Diğer Dersler: 1- http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2113

                        2- http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2451

 



Bu haber 7,037 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,743 µs