En Sıcak Konular

Dr. Özlem Genç

Köşe Yazarı
Dr. Özlem Genç
21 Aralık 2020

Can Suyum-2




Önceki yazımız (https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8246) ile biraz can suyu aldıysak, artık tohumun içinden bir fide olarak topraktan başımızı uzatalım mı? Gözlerimiz de açıldıysa su alemini seyre devam.

Suya verilen başka emir var mıydı?

Su, temizleyicidir. Basit temizlik işlevinden ziyade daha büyük ölçekte düşünelim. Suyun oksijen ve karbondioksit gazlarını çözebilmesi hayat için kritiktir. Özellikle okyanusların havadaki karbondioksiti emmesi dünyamız açısından önemlidir. Çünkü karbondioksit atmosferi ısıtan bir sera gazıdır. Sonraki aşamada kıtaların kayması ile yeraltına batan okyanus tabanı bu kirli suyu yeraltına taşır, su kayalardaki mikro gözeneklere sıkışır ve yüksek basınçla/sıcaklıkla sular arıtılır.

Su; bereket olurken toprağa ve insana bazen de hiddetiyle kendine yüklenen başka emirleri yerine getirir. Aslında bir nevi temizliktir bu görevler: Kirlenmiş nesillerin temizliği. Gökten boşalan su (Kamer/11, Araf/84, Neml/68) ile yerden fışkırtılan su birleşir, tufan olur (Kamer/12). Yine gökten inen su sel olursa, gereksizi/ fazlalığı (süs ve meta yapmak için ateşte eritilen şeylerin oluşturduğu köpük gibi) alır götürür (Rad/17). Tıpkı yağmurun gereksiz Lut kavmini silip süpürdüğü gibi (Şuara/173). Musanın asasının yardımıyla deniz ikiye yarılır, Hak ve batıl ayrılır (Bakara/50, Şuara/63) ve İsrailoğulları denizden geçer (Araf/163, Yunus/90).

Çiy’lenelim

Gelelim çiy bilgisine. Tabiatı ve insanı mayalayan, aşılayan, fizikten metafiziğe yani insan tinine ulaşan bilgiler bütünüdür. Ak çiy (Ak enerji) ve Kara çiy (Kara enerji) şeklinde zuhur eder (https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8065/kambaba-7). Bu konu ile ilgili dostum Hamdi Cenk Düzgit’in de bir yazısını hatırlatmak isterim (https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8186). Kam öğretisindeki çiy kavramı, daha sonra diğer kültürlerde Chi, Qi, Ki şeklinde anılmıştır. Uzakdoğu kültüründe sadece 3000 yıllık geçmişi olan akupunktur, feng shui, reiki, meditasyon vb uygulamalar Chi enerjisi üzerine kurulmuştur. Chi; bedendeki can enerjisi, evrensel hayat enerjisidir ve yaratıcı tarafından gönderilir. Uzakdoğu öğretilere göre ejderha bu enerjiyi korur ya da bu enerji bizzat bu ejderhanın soluğudur. Çincede “su” kelimesi “suei” şeklinde söylenmektedir. Çiy kelimesinin de “Chi” ye dönüşmesi şaşırtıcı değil. Ancak illaki bir hayvanın soluğu olacaksa ben ejderha yerine “Kurt nefesi”ni  tercih ederim.

Divanı Lügatit Türk’te: “çi: toprakta yaşlılık, nemdir”. Türkçe’de hâlâ bu anlamda kullanmaktayız.  Bir not ekleyelim Almancada “Tau: çiy” demektir (Tau için ilk bölüme bakınız). Karaçayca/Malkarca sözlükte; “çık-çıq: çiycıy: toplamakak cıy: sütten peynir yapmakciger: çalışkan hamarat” anlamlarında geçer. Şöyle diyebilir miyiz: Senin tininin hangisine ihtiyacı varsa, ak veya kara, o özellikteki çiy ile mayalanırsın. Mayalanma ile vücutta farklı işlevleri olan ak-ciğer ve kara-ciğer arasındaki ilişki de buradan gelmiş olabilir mi?

Çiy bilgisi ile ilgili Kitabımızda ne söylenir bize, bakalım: “O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya bürüyordu; sizi temizlemek, şeytanın azabını sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı sağlamlaştırmak için üzerinize gökten bir su indiriyordu (Enfal/11).  Suyun “Tin” e işleyen görevlerinden bazıları bunlardı işte. Derman hocam, seher vakti ve şebnem için şöyle der: Gece uykuda, gündüz gaflettesin. Bu muamma seher vaktinde çözülür. Eğer Deyyan ile sohbet etmek istersen bu sıralarda havada cildi okşayan bir nem (şebnem) hisseder insan her tarafından. İşte suyun Hak ile sırrının insan aklına pencere açtığı “an” seher vaktidir. İşte suyun en büyük sırrını belirttiği vakit. Seher vakti melaikeler iner.  Yukarıdaki ayetin devamı olan Enfal/12’de de; ilgili görevi ifa etmek için meleklerin indirildiğinden bahsedilir.

Her su aynı mı?

Farklı su türlerinin ve suyun değişik hallerinin (buz, çiy, buhar) bulunduğunu biliyoruz. Cennet ve cehennemde bulunan suların da farklı olduğunu biliyoruz. Cennetin suyu cehennemdeki kafirlere haram kılınmıştır (Araf/50). Bozulmayan bir sudan ırmaklar akar cennette (Muhammed/15). E o kadar fark bulunsun artık. Cehennemde zalimlerin yüzlerini haşlayan bir su (Kehf/29),  irinli sular (İbrahim/16), kaynar sulardan (Muhammed/15) bahsedilir. Firavun da cennet vaad ediyordu halkına değil mi? “Firavun kavmine seslendi ve şöyle dedi: «Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Hâla görmüyor musunuz? (Zuhruf/51).” Tabi ki hangi ırmakta yıkanmak istersiniz siz bileceksiniz. Bize Tanrı’nın lütfettiği ve müjdelediği cennetteki ırmaklarda mı ya da firavunların vaad ettiklerinde mi? Unutuyorduk az kalsın. Sen bu dünyada suyunu kirletirsen sana bu dünyadan ayrıldığında neden temiz su verilsin ki? Sen ellerinle irinli sular bulunan cehennemini kendin yaratmadın mı?

Yeryüzündeki tatlı, acı ve tuzlu sular arasında hep bir berzah/engel vardır (Furkan/53, Fatır/12, Rahman/19, Neml/61). Biliyoruz ki aynı özellikteki suyun akışkanlığı; aynı sıcaklık, basınç ve aynı kapta bile değişmektedir. Bu su kimyası ve hidrojen bağlarının esnekliği sayesinde gerçekleşir. Neden farklı özellikteki sular birbirinden ayrı durmasın ki? Yine, Haloklin denilen bir kavram var. Genellikle sığ sularda görülen ve aynı su parçasının farklı tuzluluk oranları arasındaki geçiş bölgeleri, katmanlarıdır.  Ayrıca okyanuslarda çevredeki deniz suyundan daha çok tuz içeren, aslında süper tuzlu olan su cepleri bulunmakta ve bu tuzlu göller okyanusun derinliklerinde dev su kabarcıkları gibi yüzmektedir.

Denizlerin/ırmakların/okyanusların arasında bir engel bulunması olgusuna hep itiraz edilir: “Irmaklar, denizler ve okyanuslar dinamik yapılardır ve fizik kanunlarına göre ırmakların ilk döküldüğü noktada içerik/gradyan/sıcaklık farklılıklarına göre bir karışmama durumu olacak, ama eninde sonunda her iki su birbirine karışacaktır”. Fizik ve doğa bunu şart kılar. Yoksa özellikle büyük su kütleleri arasında ciddi girdap ve akımlar oluşur, bu da sudaki canlılığı kötü etkiler. Sorumuz şu: Bu ayetlerde aslında ne anlatılmaktadır? Furkan 53/54 ayette şöyle söylenir bize: “İki denizi birbiri üstüne salan O'dur. Bu, tatlı ve susuzluğu giderici; şu, tuzlu ve acı. Ve ikisinin arasında bir berzah, geçişi engelleyen bir perde koymuştur. O, sudan bir beşer yarattı. Onu nesep ve sıhriyet  kıldı…”. Sıkıntı beşerden sonra gelen nesillerde olabilir mi? Yani: “Siz de acı, tatlı ve tuzlu” sunuz ve ne kadar birbirinize benzeseniz de “aranızdaki ayrım kesin ve net, biliriz  mi denmek isteniyor? Deniz yarılır (furkan) ve iyilerle kötüler, Hak ve batıl ayrılır: “Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık (furkan: Hak ile batılı ayırmak), sizi kurtardık, Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk (Bakara/50)”.

Şimdi ortaya bir fizik sorusu bırakalım: Hangi su kendiliğinden ikiye ayrılır ve koca iki dağ (Şuara/63) gibi görülür? Süpersıvılar; kabın yüzeyi boyunca sürtünme kuvveti olmadan örümcek gibi tırmanıp kendiliğinden kaptan taşar. Bu bilgi de başka sorularıakla getiriyor: Süper sıvılar barındıran gezegenlerin, uyduların olduğunu biliyoruz ki acaba denizin yarılması olayı dünyada mı oldu? Denizin yarılması ile İsrailoğulları başka alemlere, galaksilere mi geçmişlerdi? Vs vs…

Bize tatlı suların (Vakıa/68, Murselat/27) içirilmesi layık görülmüştür. Ya bize farklı sular içirilseydi? Protiyum (H), döteryum (D) ve trityum (T), hidrojenin izotoplarıdır. Protiyum atomu nötronsuzdur ve çekirdeğinde sadece 1 proton vardır. Suların büyük bir bölümü (%99.98) protiyumdan oluşmaktadır. Döteryumun çekirdeğinde 1 proton ve 1 nötron bulunurken, trityumda 1 proton ve 2 nötron bulunur. Ağır su ve süper ağır suyun bilimsel adı sırasıyla döteryum oksit ve trityum dioksittir. Ağır su molekülleri fazladan nötronlar içerir. Döteryum radyoaktif değildir, ama radyoaktif maddeler gibi insanlarda ve diğer canlılarda hücre bölünmesini durdurarak ölüme yol açar.  Normal suda, her 1 milyon hidrojen atomuna karşılık 156 döteryum atomu bulunur. Trityum izotopu radyoaktif olduğundan doğal olarak bulunmaz. Ancak nükleer reaktörlerde veya kozmik ışınlar nedeniyle atmosferin üst katmanlarında oluşur. Yine oksijen izotopları (O-16, O-17 ve O-18) ve hidrojen izotoplarının karışımı olan çok farklı su çeşitleri de bulunmaktadır.

 

Burada kelimelere fısıldayan dostum Orkun Akar çok güzel bir katkıda bulundu bana:

Şeytan AZİZ olan suyu bozmak istiyor. Kelimenin tersi: ZİZA Ot ve su olmayan yer (Osmanlıca). Bizi susuz, cansız bırakmak isteyen şeytana bir katkı da biz bulunmayalım. Suyuna sahip çık!

AZİZ  (ZZ) = AI (Z). Bu formül de Orkun Akar’dan. AI= Artificial intelligence (yapay zeka). Bu konuda ikimiz de hemkirdik. “(Z) ne olabilir ki?” diye kafa yorarken, aklıma elementlerin “Z” harfi ile sembollenen atom numarası (proton sayısı) geldi. Şeytan yapay zekayı da kullanarak sudaki hidrojen ve oksijenin proton sayısını değiştirerek bize hangi suları içirecekti, ya da içiriyor olabilir mi? Evimize gelen hazır sular, çeşmemizden akan klorlu sular, acep nasıl sular ola ki? “İçtiğimiz suyu bilmez miyiz?” diye soruyorsunuz ya; döteryum oksitin tadı normal suya benzer, ama uzun süre içersen radyasyon gibi yavaş yavaş öldürür. Ya da insanın damarlarında akan sıvı, eklem sıvısı, beyin omurilik sıvısı, göz küresi, kulak içi sıvı, meni vs? “Nasıl gördün, nasıl duydun, nasıl anladın veya nasıl üredin?” diye sorarlar insana.

 

Madem biz çamurdan halk edildik,

Sebep ne ki; Hak tanısın eksik gedik?

Kusursuzsak neden bizi kırıp döker?

Kusurluysak acep kimde bu eksiklik? (Ömer Hayyam). Kimde bu eksiklik?

 

Su molekülleri donarken birbirine yaklaşır, kristale benzeyen altıgen yapılar oluştururur. Bu kristaller de sıvı su ile eş hacimde daha az molekül içerir. Su donarken genleşip yoğunluğu azalıyor. Bu da su buzunun denizlerin üstünde yüzmesini sağlar. Bu klasik buz bilgisi.  Değişik bir bilgi ekleyelim.  Bilim insanları lazer ışınlarıyla yüksek basınç uygulayarak süperiyonik siyah sıcak buz (buz XVIII) ürettiler. Neptün ve Uranüs gibi buz devi dünyalar büyük ölçüde bu egzotik siyah buzdan oluşuyor. Bu siyah buz, iç kesimlerde görülen binlerce derecelik sıcaklığa rağmen katı halini koruyor. Benzer buzlu gezegenlerde 18 farklı sıcak buz türü var ve siyah buız parçalanmış su moleküllerinden oluştuğu için saydam değil de petrol gibi siyah. Çünkü ışığı farklı şekilde geçiriyor. Suyun farklı hallerinden biri daha. Kaynatılmış sular/denizler size bir şey hatırlattı mı? Tekvir/6: “Denizler kaynatıldığında..” ve Tur/6-7: “Kaynatılmış denize andolsun ki Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.” Hangi kıyametin nerde, hangi gezegende, hangi galakside olacağı belli bile değil. Neden sadece bu dünyaya sınırlandırıyoruz ki?

Taşların içindeki su olaydım

Dünya’nın üst manto tabakası ile alt manto tabakası arasındaki geçiş bölgesinde yüzey okyanuslarına eş değerde su içeren bir global yeraltı okyanusu bulunmakta. Bu tabaka mikroskobik gözeneklerinde su damlacıkları içeren ıslak kayalardan oluşuyor. Macun kıvamındaki sıcak kayalardan oluşan manto tabakası ıslak kayaların üstünde kolayca kayarak dönüyor. Yer kabuğu hareketleri ve volkanik faaliyetler ile bu temizlenmiş su dünya yüzeyine çıkıyor. 2014 yılında ringwoodite denilen bir mineral buldundu. Bu mineral yüzde 1,5 oranında su içeriyordu. 600 km derindeki yüksek sıcaklık ve basınca rağmen 3 mm’lik bir taş bile bir damla su içerdiğine göre okyanusların 3 katı büyüklükte bir yeraltı okyanusu olduğu da kanıtlanmış oldu.

Yine daha yüzeyde bulunan kireç taşı (kalsiyum karbonat) tabakalarının içinde küçük boşluklar bulunur ve fazla suyu depolar ve iletir. Adeta yüzeyel yeraltı gölleri barındırır içinde. Sen Toroslardaki, Kaz dağlarındaki kireç taşı tabakaları barındıran toprağı taş ocaklarına peşkeş çekip yağmalatırsan çöl olur memleketim.

O zaman dışarıdan bir taş koca bir kaya zannettiğimiz, ama içinde okyanuslar taşıyan güzel gönüllere, su gibi duru zihinlere gelsin bu ayet: Bakara/74: “Bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar çıkar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.” Ayeti hem somut hem de soyut yönüyle düşünelim lütfen. Yani taş var, taş var. Ya içinde derin okyanuslar taşımak için aday adayı olursun, ya da işe yaramaz taştan kalbinle herkesi üzersin.

   

Acaba bu kalpten taş neler barındırıyor içinde?Bir bilen vardır mutlaka.

İstediği zaman özel bir taşla; yağmur, dolu ve kar yağdıran Ataların ve Kam’ların var senin!  Bahattin Ögel’den: “Göktürklerin ataları, Hunların kuzeyinde bulunan Sou ülkesinden çıkmışlardır. Onların kabilelerinin reisine A Pang-pu denirdi. Onun, on yedi tane büyük ve küçük kardeşi vardı. Büyük kardeşlerinden birinin adı da İ-ci Ni-su-tu idi. Bu çocuk kurttan doğmuştur. Tabiat üstü bir kudrete ve özelliklere sahip olan İ-ci Ni-su-tu, yağmurun yağması ve rüzgârın esmesi hususunda emirler verebiliyordu.”. Kurttan doğan ve yağmura hükmeden Göktürk. Bu ifadeler Çin kaynaklarında geçmektedir. Kaşgarlı Mahmut, Yada taşının kullanıldığını bizzat görmüş ve aktarmıştır. Şimdi; Yada taşına sahip olan dostlar, sakın bunu başkalarına söylemesin! Şu aralar betondan tabutlara dönmüş büyükşehirlere yağmur yağması için  Ağaç dikin” demek yerine, yağmur duasına çıkanlar var. Salih amelini yapmadan (ağaç dikmeden), beleşten duasının kabulünu (yağmur yağmasını) bekleyenler taşı aman görmesin.

Sahi Göktürklerin, hayatın sırrını ve Tan ormanlarının tüm yaratılış bilgisini kopyaladıkları “Su taşı”nı hatırladınız mı? (Tengri’nin Türk’ü, Oktan Keleş). Günlerce aramıştık. Bir ‘Bilenin’ bana söylediği gibi “Ya herkesin kendine ait sırları taşıyan bir su taşı varsa?” Bunun hakkında siz ne düşünürsünüz bilmem ama, ben buna inandım ve benimkini aramaya çıkıyorum. İyi bir bahçıvan ve fidancı Kambaba tanıdığım var, bulursam su taşımı, hemen onun yanına varacağım. Taşın içindeki suyu, can suyum yapıp bir fidan olma niyetindeyim.

Suda yüzenler ve akanlar kimler, neler?

Evrenin yüzde 21’i (bazı kaynaklarda bu oran %80’e kadar çıkmış?) karanlık maddeden oluşuyor. 1930’lardan beri bu kavram biliniyor. Karanlık madde görünmüyor ve yıldızları bir arada tutan bir  ek yerçekimini sağlıyor. Bir çeşit gizli çimento, harç, evreni saran ipliksi ağlar gibi olduğu düşünülüyor. Galaksilerin oluşmasındaki en önemli “şey”. İçeriği belli olmayan, sadece üzerinde tahmin yürütülen bir şey. Son yıllarda bazı teoriler ortaya atıldı: Karanlık madde; bir süper sıvıdır. Özellikle karanlık maddeye bağlı yerçekimi alanları ölçüldüğünde bu maddenin girdaplar halinde dalgalandığı tespit edildiğinden, karanlık maddenin süper sıvı olabileceği teorisi gündemde.

Karanlık maddenin karanlık süper sıvı olup olmadığını fizikçiler ispat edemedi daha. Belki de Mu Uygarlığı daha önce bulmuştur sorunun yanıtını. Mu’dakiler uzayı dolduran şeye “su” adını vermişlerdi (Sembol 1). Sembol düz yatay çizgilerden oluşuyordu. Dünyadaki sular ise dalgalı yatay çizgiler (Sembol 2) şeklinde sembolleniyordu.

 

 

 

 

 

 

O zaman; aynen Kur’anda bariz şekilde de belirtildiği gibi uzayda “akmak, yüzmek” normal kavramlar olsa gerek. Güneş ve ay kendi yörüngelerinde yüzerler, akarlar (Enbiya/33, Yasin/40, Rad/2, Lokman/29, Zümer/5, Fatır/13). Yüzdükçe yüzenlere (Naziat/3), kolayca akıp gidenlere (Zariyat/3) yemin edilir ve vaadedilen ceza gününden bahsedilir Kur’anda. Peki kimlerdir veya nelerdir bu akıp, yüzenler? Denizdeki tahtadan gemiler olmasa gerek. Gök kapıları açılınca, gökten bir su gibi inecek Gök-Atalarımız olabilir mi? Ellerinde de demirci marifetiyle “su” verilmiş çelikten (demir ve karbon alaşımı) kılıçları… Sadece hayal ettimBedavadır.

Sizi sıkmadan, aklımdaki soruyu sorup bitireyim artık: Göktürk Kam kartlarındaki Balık; bize denizlerin ve suların sırlarını söyler mi acaba? Benim beklentim bu. Özellikle de yazımın üçüncü bölümüne (suyun hafızası, rezonans, kristalografi vs) başlayabilmek adına. Ya da bu balık; Musa’nın iki denizin birleştiği yere varınca unuttuğu balık gibi (Kehf/61), denizde bir yol tutup da kaçıverir mi?

 

Ömer Hayyam’dan bir rubaiyi de ekleyelim en sona:

Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil.

Erdiğim sırları söylemek elimde değil.

Aklım düşüncenin derin denizlerinden,

Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil…

 

SU GİBİ GERÇEK BİR AZİZ OLMAYA ve DERİN DENİZLERDEN İNCİLER ÇIKARMAYA GÖNÜLLÜYÜZ… (Sahi, sizin tohum ne durumda?)

Sevgilerimle

Dr.Özlem Genç

drozlemg@gmail.com

 

Okuyucuya ve Kendime bir not: İnsanın aklının ve gönlünün; doğayı, çevreyi, yaratılışı ve kendini anlama yeteneği vardır. “Düşünmez misiniz, akletmez misiniz?” der bize Yaratıcımız. Yazıda verdiğimiz örnekler (fizik-kimya bilgileri, su-toprak-çamur vs. veya kod, yazılım vb terimler) somuttur, evet. Ama aklımız ve gönlümüz için asla bir sınırlandırma ve yönlendirme olmamalıdır. Somut çevreyi ilimle tanımlamak ve bilmek; insanın beş duyuyla anladığının ilk basamağını oluşturur. Biliriz ki din önce akla, sonra gönle düşer. Biz Türkler, Tanrıyı biliriz. Bilinenin  ispatına zaten gerek duymayız. Amacımız; “Acaba yeterince biliyor muyuz diye kendimizi yoklamaktır” sadece. Belki de aklederek ilk basamağa çıkmak, en üst basamağa ulaşma yolculuğunda bize itici güç olacaktır. Unutmayalım; ırmaklar hep denizlere, denizler de okyanuslara akar. Gerisini bilmem, hep beraber yaşayıp görelim.

 

 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8255/can-suyum-2


Bu yazı 1,745 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Aralık 2020 Can Suyum-2
    • 16 Aralık 2020 Can Suyum
    • 20 Haziran 2020 Kafesdeki Zihinler
    • 11 Mayıs 2020 Simbiyotik Yaşama Hazır mısınız?
    • 1 Mayıs 2020 Maskeli Bir Dünya mı?
    • 9 Nisan 2020 Sözde Kutsal Korona Aşısı
    • 6 Nisan 2020 Kök Börü - Mavi Kurt ve Göklerin Bilgisi
    • 26 Mart 2020 Korku ve Umut
    • 22 Mart 2020 Covid-19 Hakkında Küresel Gerçekler
    • 7 Mart 2020 Tek Nefes,Tek Nefis
    • 23 Ağustos 2019 Selam Olsun Bizlere
    • 11 Kasım 2018 Türk, Öğün, Çalış, Güven
    • 7 Eylül 2018 Şarbon Nedir?
    • 6 Temmuz 2018 Hatırla
    • 19 Mart 2018 Ah Bu Gönül
    • 4 Ocak 2018 Kimiz Biz?
    • 28 Ekim 2017 Çok Mu Meşgulsün? Şimdi Dinle Sana Anlatacaklarım Var
    • 13 Eylül 2017 İnsanoğlunun Kibri
    • 1 Ağustos 2017 Biz Ötükende Çokuz

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    13,126 µs