En Sıcak Konular

Can Suyum

16 Aralık 2020 09:40 tsi
Can Suyum Dr.Özlem Genç Yazdı...

CAN SUYUM

 

Uyumaktan gözleri şişmiş, toprağın içinde güzel rüyalar gören bir tohumdum ben. Birden biri bana birkaç damla “can suyu” verdi. Hareketlendim, coştum, dirildim, heyecan yaptım. İçimdeki, zerrelerimdeki tüm “Hak”  bilgiyi çıkarmam ve dirilmem emredilmişti. Emir; can suyum ile birlikte gelmişti, suya yazılmıştı. Gizli olanı çıkarıp önce bir fidana, sonra da dalları ulu göğe, kökleri dipsiz yerin altına uzanan bir ağaç olabilecek miydim? Şüphem vardı, evet. Yoksa güdük bir fide, verimsiz bir ot mu olacak ve kuruyup gidecek miydim, yeni bir tohum vermemek üzere? Suya verilen emirleri doğru düzgün anlamış mıydım? O suyu kana kana içmiş miydim?

Toprakta benim dışımda her nevi tohum da vardı, biliyorum. Bazıları benim gibi (nasılsam artık), bazıları çok sert-taş gibi-aksi, bazıları GDO’lu eciş bücüş, bazıları benim aksime hareketlenmek için oldukça isteksiz. Suyun getirdiklerini her tohum ne kadar anlamıştı? Her tohuma verilen su aynı mıydı? “Yanıt bulmak için doğru soruyu sormak lazım” diyerek devam ettim seyrime.

“Su” nedir, ne işe yarar, değeri nedir?

Allah’ın yarattıklarının başında gelir su” der, Münir Derman Hocam. Biraz kimya/fizik bilgisiyle başlayalım. “Formülü H2O dur ya da insan vücudunun şu kadarı sudur” gibi sıradan bilgileri geçtim gitti. Karbon temelli bir yaşam için, yani bu dünyadaki canlılar için su, vazgeçilmez bir madde. Hidrojen bağları nedeniyle suyun kutupsal bir özelliği var ve bu sayede sıra dışı akışkanlığa sahip. Kanımız iyi ki damarlarımızda akıyor (suyun müthiş kohezyon özelliğinden bahsetmedim bile) ve besinleri hücrelerimize taşıyor. Suyun aktif bir kimyasal madde olduğunu biliyoruz. Reaksiyonları katalize ediyor, yönlendiriyor, bozmuyor. Vücudumuzda proteinlerin sentezinde en verimli mekanizma yine su kimyası sayesinde gerçekleşiyor (Bkz. Erimiş globül teorisi).  Hücre zarlarının besin alışverişi ve suda çözünmüş besinlerin bulunması suyun kutupsal özelliği nedeniyle gerçekleşiyor. Enerji alışverişi prensipleriyle suyun geç ısınıp, geç soğuduğunu biliyoruz. Bu özelliği ile de hem vücudumuz ani ısı değişimlerinden korunuyor, hem de deniz canlıları rahatça hayatlarını sürdürüyor. 

Biz Türkler suyun bu kadar değerli olduğunu biliyor muyuz? Öncelikle aynen toprak gibi, vatandır su bizim için. Yer ve su sahipsiz bırakılmaz. Göktürk yazıtlarında; Tanrının, Türk’ün yeri ve suyu sahipsiz kalmasın diye, kağanları Türk milleti üzerine getirip koyduğu yazar. “Yukarıda Türk Tanrısı, Türk’ünün kutsal yeri ve suyu şöyle yapmış: ‘Türk Milleti yok olmasın’, diye, ‘bir millet olsun,’ diye, babam İl-Teriş Kağan’ı, annem İl-Bilge Hatun’u Tanrı tepesinden tutup yukarı götürmüş (Kültigin yazıtı, D10-11)”. “Kağanından, beylerinden, yer ve suyundan ayrılmazsan iyilik göreceksin” diye eklenir (Bilge Kağan yazıtı, K13).  Bu bir buyruktur. Yer ve suların ruhları, Türkler vatanlarında kalsınlar diye her zaman yardım etmişlerdir. Tonyukuk yazıtı 2.taş B3: “Düşman buralardan gelmiş olmaları zor dedi ve geldiğimizi farketmedi. Hiç şüphe yok ki Tanrı, Umay, kutsal yer- su onları bastı”. Hızır ile İlyas anlatıları da yer-su ikilemesinden türemiştir. Biri yerdekilere, diğeri sularda gezenlere yardım eder.

Türk kültüründe çaylar, ırmaklar, göller tıpkı insanlar gibi canlılardır ve yaşarlar. Sular; mübarek, kutsal (ıduk) diye anlatılır Göktürk yazıtlarında. “Gökten mübarek bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik. Kullara rızık olsun diye. Onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte böyledir topraktan fışkırış (Kaf/9-11). Onlara saygısızlık yapanlar, kirletenler cezalandırılır.

Altay Türkleri; Büyük Gök Tanrısı Ülgen’i ve yeraltı ruhu Erlik’i çağırırken, dağ ruhları ile, yer ve su ruhlarını çağırırlardı: “Biz, sizin hepinizi, bizim 70 dağımızı, Yer ve Sularımızı, herkesin atası Bay-Ülgen’i, ayrıca Erlik’i adlayarak çağırıyoruz”.

Dede Korkut hikayelerinde; Oğuzların arı sudan abdest alıp, namaz kılıp sefere çıktığından bahsedilir. Yine Salur Kazan kaybolan ordusunun haberini sulardan sorar. Ona göre su, Hak Teala’nın yüzünü görmüştür ve bir şeyler bilmesi gerekmektedir. “Suya ecel gelmez” der Korkut Ata.

Ant, su gibi içilir. Bazı kaynaklar Ant kadehi kültürünün de buradan geldiğini yazmaktadır. Cengiz Han ve arkadaşları Balcuna ırmağından su içerek gelecek için ant içmişler ve bir imparatorluk kurmuşlardır. Cengiz Han’ın kabilesinin adı “Kılan veya Kıyan” dır. Kıyan sözü Türkçe “kayan” yani “sel” kelimesinden gelmektedir. Varın Cengiz Han’ın yaptıklarını siz düşünün.

Su nereden geldi?

Gökten, gerçekten de gökten. Yağmurdan bahsetmiyorum. Gökten indirilen su ile önce dünya, sonra biz canlandık. Onlarca ayet var Kur’an’da, saymayalım hepsini. Dünyadaki su nasıl oluştu, bununla ilgili teoriler mevcut. Onları sıralayalım: 1) Dünya ilk oluştuğunda soğuktu ve güneş sistemindeki suyu bünyesinde depoladı. Ayrıca buzlu asteroidlerin çarpması ile okyanuslar oluştu. 2)   Theia çarpışmasıyla yeni Dünya oluşurken, Theia’nın taşıdığı suyun bir kısmını aldı. 3)  Suyun kalanı ise sonradan oluştu. Yerkabuğunun derinliklerinde hidrojenle oksijenin bir kısmı su moleküllerine dönüştü. Volkanik faaliyetlerle su yüzeye çıktı. Aynı zamanda hayatın varlığı ile atmosferde oksijen arttı. Şu anda da bitkilerin ürettiği oksijen sayesinde su kütlesinin büyük kısmı kapalı bir sistem halinde korunmakta (Kıyametin kopacağını bilseniz fidan dikiniz! Görklü Muhammed) 4) Geç dönem asteroid bombardımanı ile (özellikle Kuiper kuşağındaki buzlu asteroidler) okyanusların suyunun büyük bir kısmı kazanıldı. Örneğin 2011 yılında 12 milyar ışık yılı uzaktaki bir hiperaktif bir kara deliğin çevresinde,  okyanuslardan 140 trilyon kat daha fazla su içeren dev bir bulutsu kefşedildi. Uzayın içerdiği suyu siz düşünün, hesaplayın hesaplayabilirseniz. Güneş Sistemi’nde dünyadan daha çok su içeren 8 su dünyası yer alıyor. Satürn, Jüpiter ve Neptün yörüngesindeki 7 uydu ile Plüton’un kalın buz tabakasının altında, volkanik etkinlikler sayesinde ısınan global buz altı okyanusları bulunuyor. Şimdi bunları neden söyledim? Açıklayalım hep beraber. İlk olarak suyun kaynağını öğrendik: Gökler. Bu klasik astrofizik bilgisi. Hicr/21-23 ayetler: “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Ama biz onu ancak belirli bir ölçüde indiririz. Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. Onun depolayıcıları siz değilsiniz. Her halde biz, mutlak hem bir hayat veririz hem öldürürüz, hepsine vâris de biziz.” Gökten indirilen suyun deposu nerde, sadece bulutlar mı su deposu, anahtarı kimde peki? Ama ölçülü indirildiği kesin (Müminün/18, Zuhruf/11). Yoksa gök kapıları açılır, sel olur, tufan olur. “Biz de derhal boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık (Kamer/11)”. Gök kapısı, sadece buhar damlacıkları yüklü bulutlar olmasa gerek.

Daha derinlere dalalım. Sayın Oktan Keleş, Kulbak Bilge kitabındaki Ötüken tasavuffunda şöyle yazmıştı (sayfa 359-362): “Dış gök, cevheri sudur, rengi beyaz ışıktır (nur). Uzayın da dışındadır. Dış Gök, Ruh Gök’e (Büyük Ruh) dönüşür ve Yaradan vahiy gönderir elçisine. Büyük Ruh vasıtası ile (yansıma) yalvaçın tinine, ruhuna, kalbine. Böylelikle Büyük Ruh’a rahmet kapısı açılmış, görevini yapmıştır. Mavi Gök, Kök Tengri Otağı, Arş gibi algılanmalıdır.” Yani Arş’tan su (dış gök) üzerine yansıyan emirler Yalvaça vahiy olarak iner. Yaratılış da aynı yansıma değil midir? Hud/6: “…O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır… (Hud/6)”. Ayrıca divan şiirinde Hz.Muhammed; anasır-ı erbaa unsurlarından biri olan “su” ile sembolize edilmektedir. Su, rahmettir. Hz.Muhammed alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

Yansıma demişken biraz fizik bilgisinden, suyun cam halinden bahsedelim. Cam maddenin bir halidir ve sıvı ile katı arasındadır. Katı gibidir, ama akar. Suyun cam hali de bu şekildedir. Bilim insanları da suyun cam halinin -53 ila -123 derece arasında görüldüğünü düşünüyorlar. Evrende uzay boşluğunda en yaygın su formu, yüksek basınç ve aşırı soğuk nedeniyle, camdır. Size bir ‘kare bulmaca’ sorusu: Sırlı cam, dört harfli: Ayna…. Hani şu yansıtan. Arş’ın sırlı bilgisini yansıtan su… Derman Hocam şöyle söyler: Arş’ın altında bizim bildiğimiz su yoktur. O başka “su”... Mekân değil orası...”

Sudan mı yaratıldın sen?

Abiyojenez teorisine göre yaşam inorganik moleküllerden türemiş! Buna benzeyen teoriler Aristotalesten beri her zaman ortaya bırakılıyor. Evrende hayatın kaçınılmaz olarak ortaya çıktığı teorisini geliştiren fizikçi Jeremy England şöyle demiş: “İşe bir öbek atomla başlıyorsunuz ve bunların üzerine yeterince bir süre ışık tuttuğunuzda bitkilere dönüşüyorlar ki bu gayet normal”. Sığ sualtı menfezlerindeki gözeneklerdeki atomlar organik molekülleri üretecek şekilde bir araya gelmiş ve düşen yıldırımlar ile organik moleküller oluşmuş. Henüz kanıtlanmış değil bu teoriler. Miller ve Urey 1960’larda gerçekleştirdikleri deneylerde kimyasal çorba adını verdikleri özel bir sıvıya elektrik vererek yaşam yaratmak istediler ve sadece aminoasitlerin temeli olan bazı basit organik bileşikleri oluşturabildiler. Tek ispat edebildikleri şey, yaşamın temeli olan organik bileşiklerin güneş radyasyonuna maruz kalan havasız ve ölümcül uzayda bile ortaya çıkabileceğini göstermek oldu. Bu kadar basit miydi ve buna göre sen önceden kimyasal bir çorba mıydın? Yeterince inandırıcı mı?

“İnsan ile Allah arasında su vardır” (Münir Derman)

Kadim metinlerde, efsanelerde ve mitolojik anlatılarda insanın yaratılmasından önce dünyada sadece suyun olduğundan bahsedilir. Mu tabletlerinde (Naakal metinleri) suya; “Hayatın Anası” denmiştir. Şöyle geçer yazıtlarda: “Yaratılışın 3.emrinde; sular yeryüzüne yerleşir ve henüz kara parçası yoktur. Yaratılış emri 5: Ve Yaratıcı dedi ki: Sularda hayat ortaya çıksın. Ve güneşin ışınları suların balçığındaki toprağın ışınlarıyla buluştu ve balçıktaki parçacıklardan kozmik yumurtalar oluştu. Bu yumurtalardan, emredildiği gibi, hayat ortaya çıktı. Su adeta ana rahmidir.

Türk kadim metinlerinde ise benzer anlatılar mevcuttur. Yine yeryüzünde ilk olarak sadece su vardır. Su, yaratılışın ana malzemelerinden biridir ve canlılığı sağlar. Altay Yaratılış Destanında şöyle geçer dünyanın yaratılışı:


Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer,

Uçsuz, bucaksız, sonsuz, sular içreydi her yeri

Ülgen hep düşünmüştü, ta göklere bakarak:

Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım!

Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım!

Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım!”

Bir Ak-Ana (Ak-Ene) var idi, yaşardı su içinde,

Ülgen’e şöyle dedi, göründü su yüzünde:

Yaratmak istiyorsan, sen de bir şeyler Ülgen,

Yaratıcı olarak, şu kutsal sözü öğren!

De ki hep, “ Yaptım oldu!” Başka bir şey söyleme !

Hele yaratır iken, “ Yaptım olmadı!” Deme!

Ak-Ana bunu dedi, sonra kayboluverdi,

Denize dalıp gitti, bilinmez noluverdi.

Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç çıkmadı,

İnsana bu öğüdü iletmekten bıkmadı:

Dinleyin, ey insanlar! “Var’ı yok demeyiniz !

Varlığa yok deyip de, yok olup gitmeyiniz!

Ülgen yere bakarak: “Yaratılsın yer!” demiş.

Bu istek üzerine, denizden yer türemiş.

Ülgen göğe bakarak : “Yaratılsın Gök!” demiş.

Bu buyruk üzerine, üstünü gök bezemiş!....

 


 

Başka bir Altay efsanesine göre; bir kadın, gökten düşen bir dolu tanesini yutmuş ve bundan dolayı da gebe kalmıştır. Dolu tanesinin içinde iki buğday tanesi vardır. Bunun için de bu kadından türeyen boy, kutsal bir nesil olarak kabul edilmiştir.

Hayat Suyu, bütün dünya mitolojilerinin en önemli bir motifidir. Altay ve Anadolu masalları ölüp de, hayat suyu ile yeniden dirilenlerle doludur. Yakut Türklerinin millî destanı olan Er-Sogotoh efsanesinde: İlk insan, (Er-Sogotoh, Ak-Oğlan): “Nasıl doğdum, nasıl dünyaya geldim diye, hep düşünür gezermiş. Demiş ki: Beni doğursa doğursa, Büyük Ana Kübey Hatun doğurmuş olmalıdır. Çünkü onun içinde bulunduğu ağacm göğsünden sütler akar”. Babası da Gök Ata Er-Toyon’dur. Kübey Hatun, hayat suyunun bekçisi Dişi Ata’dır (Kambaba,3.videoda bahsetmişti: https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,666). Er-Sogotoh hayat suyunu içerek defalarca dirilir. Yakutların cennetinde, hayat ağacı ile hayat suyu, birinci derecede rol oynayan motiflerdir. Altaylıların cenneti de, Süt-Ak-Köl, yani, “ Süt gibi Ak-Göl” idi ve dünyaya yeni gelen bütün çocukların ruhları hep bu gölden gelirdi.

Sümerlerde tanrı Enki (Ea); su, zeka ve yaratmanın tanrısıdır. Nehirli Tanrı diye geçer adı, simgesi de balıktır.

Görüyoruz ki ‘yaratılış ve dirilme-canlılık’ için, su olmazsa olmaz. Şimdi bu kavramları irdeleyim beraberce. Kambaba bir ocak sohbetinde: “Yoktan var etmek, yaratmak, inşaa etmek ve dirilmek. Hepsi farklı.” demişti. “İyi düşünün, ayırt edin ve ona göre okuyun.” diye eklemişti. Okumaya başlayalım. İkra… (İlk emir)

Kur’an meallerinde “yaratmak” şeklinde çevrilen birden fazla kelime mevcut. “Yoktan var etmek (ibda)” ile başlayalım. İnsan (İsra/51, Yasin/22, Taha/72, Zuhru/27, Hud/51) ve ayrıca gök ve yer (Enam/14, Enam/79, Enam/101, Yusuf/101, İbrahim/10, Enbiya/56, Fatır/1, Zümer/46, Şura/11) yoktan var edilmiştir. Doğrusu; “var”ın ana malzemesi “yok” tur. “Göklerin ve yerin yaratıcısı O'dur; bir şeyin olmasını istediğinde ona sadece 'Ol' der -ve o oluverir (Bakara/117)”. İnsanın var’ının esas fıtratı değişmez. İlk prototip insan yoktan var edilmiştir artık. “Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yoktan yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler (Rum/30)”. Bundan sonraki yaratmak eylemi sandığımız işlemler aslında; halden hale geçiş, bir şeyden başka bir şeyin ortaya çıkması anlamındaki yaratılışlardır. “Kun fe yekün” her an devam etmektedir.

 “Halk etmek” filinin geçtiği ayetler ile devam edelim. Halak; varolan bir şeyi başka bir şeye dönüştürerek yeni bir şeyi ortaya çıkartmak demektir. Adem’in çamurdan (Araf/11, İsra/61), beşerin çamurdan (Sad/71) veya çamur artı balçıktan (Hicr/28) ve sudan (Furkan/54) yaratıldığı bildirilmiştir. İlk hamurda iki malzeme vardır: Su ve Toprak. Burada önemli bir ayrıntıyı söyleyelim: İblisin secde etmeyi reddettiği (Hicr/33, Sad/76, Araf/12); beşer ve Adem’in çamurdan-balçıktan yaratılıp ve ruh üflendikten sonraki halleridir. Yani çamur ve balçığı hakir gördü, maddeye takıldı ve secde etmedi. Klasik tefsirler böyle söylemekte. İnsanın ve neslinin; yerden, topraktan, çamurdan, balçıktan, adi sudan, atık sudan, meniden, nutfeden, alakadan, etten ve kemikten yaratıldığına dair 20 kusür ayet bulunmakta. Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır (Nuh/14)”. Burada dikkat etmemiz gereken nokta; insan ve neslinin yaratılışındaki sözkonusu sularda, artık adi ve atık sıfatlarının bulunması. Niye böyle, bunu ikinci bölümde açarız inşallah. Çok karıştırmadan basitçe söylersek: Yaratılış aşamalarında, su hep var. Çamur-balçık, meni, atık-adi su, nutfe, alaka nasıl olursa olsun. Su olmadan yaratılış, canlılık düşünülemez. Su sebep kılınarak; canlı olabilme, hayatta kalabilme yazılımı yüklendi insana. Acaba İblis bu yazılımı mı kıskandı? Özellikle de ilk yaratılış biçimleri olan beşer ve Adem’deki suyu. Çünkü o ateştendi. Su, onun ateşini söndürecekti hep.  Yoksa su ile başka bilgiler de mi verildi bize ve şeytan o bilgilere de sahip olmak istiyor? Aramaya başlasak iyi olacak.

Her dabbe sudan yaratıldı (Nur/45)”. Dabbe nedir peki? Kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür (Nur/45). Sen dabbe misin? İnsan ve dabbe kesin ve net olarak ayrılmaktadır ayetler ile. Yeryüzünde yürüyen dabbeler ve iki kanadı ile uçan kuşlardan ne varsa hepsi bizim gibi ümmetlerdir (Enam/38). Yine göklerde ve yer olanlar, dabbeler ve insanlardan bir çoğu Allah’a secde etmektedir (Hac/18). Dabbeler de insanlara benzer şekilde; sağır-dilsiz (Enfal/22) ve kafir (Enfal/45) olabilirler. Allah insanları cezalandırmak isterse yeryüzünde dabbe bırakmaz (Nahl/61, Fatır/45). “İnsanlardan, dabbelerden ve davarlardan yine böyle türlü renkte olanlar var… (Fatır/28).” İnsan dışındaki canlılara dabbe diyebiliriz sanırım. Su; aynen insanların yaratılma aşamasındaki gibi dabbelerin yaratılmasında da ana malzemedir.

Ceale” kelimesi; eskisinin yerine yenisini oluşturmak, bir şeyi uygun hale getirip uygun olmayan halini bertaraf etmek anlamına gelmektedir. Meallerde “yapmak, kılmak...” gibi anlamlarda kullanılır. Yaratmak anlamını içermez yani. Önce bir bütün vardı, sonra ayrıştırıldı ve su ile canlılar oluşturuldu, Hayy esması varlık alemine yüklendi. “O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yaptık (ceale). Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya/30)”. Su can getirir. Açık ve net.

İnşaa etmek herhalde yarattıktan sonra daha kolay olacaktır. Yoktan var ederek ve yaratarak binanın temelleri atılmıştır artık. Sonra bina, o temel üzerine aşama aşama inşaa edilir, geliştirillir, dönüştürülür. “Şüphesiz tekrar inşaa etmek de O’na aittir (Necm/47).” Yerden tekrar tekrar insanı inşaa etmesi de (Hud/61, Necm/32) kolay olacaktır zannımca. Bu terim; Kur’an’da ceninin halden hale dönüşerek insanın haline gelmesi için de kullanılmıştır. Çamurdan yaratıldın, sonra nutfeden ve alakadan, sonra et ve kemik giydirildin en sonunda bambaşka bir yaratık olarak inşaa edildin (Müminün/14). Dikkat et de helak edilmeyesin. Çünkü senin ardından başka nesiller, kavimler, benzerlerin yeniden inşaa edilebilir (Enam/6, Enam/133, Enbiya/11, Müminün/31, Müminün/42, Kasa/45, Vakıa/61). “Akıtılan meniyi gördünüz (Vakıa/58) ve ilk inşaa edilişi bildiniz (Vakıa/62)” diye söyler bize Tanrı. Bir not ekleyelim buraya. Meni nin ne demek olduğunu biliyoruz. Meni kelimesi “temenni, kuruntu, arzu, umut” kelimeleri ile aynı kökten gelir. Burada bir soru gelmeli aklımıza: Bu inşaa süreci, bu aşamalar müdahalelere açık mı? Çünkü temeli bilmesek de sonrasını/inşaa sürecini biliyoruz. İşte şeytan ve avanesi bu aşamalarda devreye giriyor olabilir mi? Meniyi, yani insanın üreme mekanizmalarını da kullanarak; yeni inançsız nesilller yaratmak ve yerimize benzerlerimizi koymak için arzu içindeler mi? Tepegöz’ün doğumunu hatırlayalım. Çoban, kutsal Perili Pınarın yanında bir peri ile zorla birlikte olup, kutsal olanı bozar, yasak bir ilişkiye girer ve Tepegöz bu şekilde doğar. Bu; atık su, meni, adi su değil de nedir? Yaratılışa müdahale, suyu kirletmek, kutsalı bozmaktır. Şeytan; madden ve manen suyun kirletilmesini sağlayarak, Tepegözün doğması ile  kendini kopyalamıştır adeta.

Kısacası; “Allah’ın yaratmasında değişme yoktur (Rum/30)”.  Yaratılışını anla, yaratılışındaki güzelliğe sahip çık. “İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. (Tin/1-5).” İnme daha da aşağılara. Yaratılışında kullanılan su gibi unsurları; ister adi-atık su olsun, ister meni yada nutfe; kirletme, bozma, ona müdahale etme, ettirme.  Yaratanların en güzelini bırakıp da Ba'l a mı tapıyorsunuz? (Saffat/125)”.

Elmalı Hamdi Yazır’ın sözüne kulak verelim: “Evet tabiatta evrim/tehavvül, doğal seleksiyon/ıstıfa, gelişim/tekamül yok değildir. Fakat o doğal seleksiyonu ve gelişimi yapan tabiat değil, tabiatlar üzerinde hakim olan Yaratıcıdır (Müminun/14.ayet tefsiri)”. Bu soruları siz yanıtlayın artık: Dünyanın ve insanın; su gibi hâlden hâlle giren bir dış çevre içindeyken hep sabit kalması  mümkün müdür? Değişen şartlara en güzel şekilde uyum sağlamak ve en güzel (ahsen) yaratılış değil midir peki? Peki sen durup dururken kurulu düzene neden çomak sokuyorsun?

Hadi biraz canlanalım

Su; toprağın dirilmesi ve binbir farklı meyve-sebzenin yetişmesi için de vazgeçilmez (Neml/60, Hac/63, Bakara/164, Nahl/65, Hac/5, Furkan/48, ankebut/63, Rum/24, Fussilet/33, Zuhruf/11, Kaf/9, Enam/141, Müminun/19). Ölülerin tekrar diriltilmesi de haliyle toprağın diriltilmesi gibi anlatılmıştır Kitabımızda: “…Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine su indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her güzel çifti yetiştirir. Çünkü Allah, O tek gerçektir. O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kadirdir (Hac/5-6). “Senin yeryüzünü kupkuru görmen de onun âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir (Fussilet/39). “Gökten bir ölçüye göre suyu indiren O'dur. Biz onunla (kupkuru), ölü memleketi inşa ederiz. İşte siz de böylece çıkarılacaksınız. (Zuhruf/11). İşte bu şekilde kuru toprak sulanacak, ıslanacak ve yeniden, tekrar tekrar dirileceğiz.

Gökten inen suyla toprağın dirilmesi Mu ve Maya tabletlerindeTau” simgesi ile anlatılır. Diriliş ve tekrar doğuşun, yeniden ortaya çıkışın sembolüdür. Aslında tekrar doğan şey topraktır. Kelime anlamı "suyu getiren yıldızlar"dır. “Ta” yıldızlar ve “Ha” sudur. Tau, Güney Haçı takımyıldızıdır. Güney Haçı, Mu semalarındaki belli noktada gözüktüğü zaman yağmur mevsimi başlar ve kuru topraklar, ölü tohumlar canlanır. Ağaç ve diğer bitki örtüsü yaprak, çiçek ve meyve verirdi. Mu berekete kavuşurdu. İşte bu, hayatın dirilmesiydi.

Peki biz nasıl dirileceğiz yine yeniden. Araf/57-58’de şöyle söylenir bize: … “Orada suyu indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Her halde bundan ibret alırsınız. Güzel (temiz) memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz.” Yani “suyla verilen emri bozarsak, içimizde güzellik yerine kötülüğü beslersek, yararsız bir bitkiden farkınız olmaz” diyor bize Rabbimiz. Neye niyetse ona kısmet artık.

Aynı su ile sulanıp farklı bitkiler, meyveler çıkması tohumun mu, toprağın mı, suyun mu marifetidir, bilgisidir peki? Sen tohumunun kodunundan, içindekinden, şah damarından yakın olandan bihabersen, gökten indirilen suyun ne faydası olur sana? Aynı toprağa aynı tohumdan 10 tane dikersin, aynı suyla sularsın, sadece birkaçı fide olur, bu hep böyledir. Gökten indirilen su ile farklı bitkiler, meyveler, sebzeler çıkar  yeryüzünde (Bakara/22, Enam/99, Araf/57, Rad/4, Nahl/10, İbrahim/32, Taha/53, Lokman/10, Fatır/27, Zümer/21, Abese/25). “…Birbirine benzeyeni var benzemeyeni var. Meyve verdiğinde ve meyveler olgunlaştığında bir bakın onun ürününe. Bu size gösterilenlerde, iman eden bir topluluk için ibretler vardır (Enam/99)”. Kısacası meyveye bakıcaz; içi kurtlu mu, mostralık olarak mı konmuş (dışı güzel, içi kofti, arkasındakileri de saklayan) ya da sulu ve lezzetli mi? Gökten indirilen su aynıdır, ama topraktan çıkanlar farklı farklıdır. Rad/4’te bu durum şöyle açıklanır: “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır. Bunların hepsi tek bir su ile sulanır. Yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” Suyun tadı yok, rengi yok, kokusu yok. Yani bilgi sende, bilgiyi yüzeye çıkarmanın kodu suda. Şimdi diyeceksin ki: “Ben sadece, rüzgarla ya da bir çocuğun dudaklarındaki nefesle her yere polenleri uçuşan bir karahindiba isem, ne yapabilirim ki?”  Hor görme kendini. Bir kere o can suyunu içtin sen. Sen; yüksek oranda potasyum, A ve C vitamini taşırsın. En basitinden depresyon, stres ve yorgunluğa iyi gelirsin, güçlü bir idrar söktürücüsün, müshil etkisi yaratırsın. Gördün mü sende ne cehverler saklıymış. Ama suyun emrini alman lazım: “Hayy-Canlan-Diril”. Toprak bizim diğer hammaddemiz, ama bizi diri kılan şey: Can. Suyla beraber verilen ve toprağı da canlandıran yazılım. Dirilme canlanma sırası sana gelmedi mi hâlâ?

Canlandık, ama yorulunca dinlenmeyi de biliriz. O yüzden burada keselim şimdilik ve bir  Kırgız/Kazak Baksı duası ile bitirelim yazımızı. Bizim duamız öyle meteoroloji haberlerine bakıp da yağmur duasına çıkanlar gibi olmaz. Özellikle virüslerin, aşıların, gereksiz bilgilerin kol gezdiği böyle günlerde bu dua; su gibi aksın dilimizden ve bize şifa versin:

Diri desem diri değil Korkut Ata Evliya

Su başında Süleyman, su ayağında Er-Korkut

Belaları sen korkut

Çağırdığımız zaman gel Pirim

Bunlu ile hastalığı keselim,

Şifa ver Pirim…

 

SU GİBİ AZİZ OLUN…

 

Not: 2.bölüm; Suya verilen diğer emirler, Her su aynı mı, Çiğ bilgisi, Taşların içindeki sular, Kimlere hangi sular verilir, Suda yüzenler ve akanlar, Suyun hafızası vb. ile devam edecek…

 

Dr.Özlem Genç

drozlemg@gmail.com

 



Bu haber 3,097 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,691 µs