En Sıcak Konular

Dr. Özlem Genç

Köşe Yazarı
Dr. Özlem Genç
11 Kasım 2018

Türk, Öğün, Çalış, Güven



Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bu vatan uğrunda canını vermiş şehitlerimizi, vatanımız için hayatını adamış devlet büyüklerimizi minnetle anarak sözümüze başlayalım. Atatürk’ün bu sözünü çocukken ilk duyduğumda “öğün” sözcüğünü  “övün”  olarak anlamış ve “Neden durup dururken övünelim ki?” şeklinde iyiden iyiye düşünmüştüm. Ta ki gerçeğin öyle olmadığını, “öğün” sözcüğünün öz Türkçe bir kelime olan “ög- ök” sözcüğünden geldiğini ve “akıl”  anlamında kullanıldığını öğrenene kadar. Yani Atatürk kısaca “Mümkünse aklınızı kullanın, zaten Türk olan aklını kullanır ” diyor.
Şimdi “ög-ök” sözcüğünün anlamına bakalım. Bu sözcüklerin ana kaynağı “ö” harfi olup, türetme yoluyla ortaya çıkmışlardır. Kaşgarlı Mahmut Divanı Lügatit Türk eserinde “ö” harfini “düşündükten sonra anlamak” olarak tanımlamıştır.  Kaşgarlı Mahmut’un eserine baktığımızda “ög ve ök” sözcükleri ve bunlarla ilgili sözcüklerin iç içe geçtiğini görürüz. Örnekler aşağıda verilmiştir:


-       Ög: övmek, sena etmek

-       Öge: Çok akıllı yaşlı kimse, ulusun büyüğü

-       Ögren: Öğrenmek

-       Ögüt: Öğüt, vaaz

-       Ök: Akıl anlayış, orta yaşı geçmiş hayvan, kendi, yığmak-biriktirmek

-       Öklen: Dinlenmek, Önceden anlamayıp sonradan anlamak, çocuğun büyümesi

-       Ökli: Artmak, çoğalmak, büyümek

-       Ökmek: Kadınların kulaklarına taktıkları altın/gümüş halka


Görüldüğü üzere bu sözcükler “akıl ve öğrenmek” kavramları üzerinde yoğunlaşmışlardır. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe sözlükte; “Akıl:  Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us” olarak tanımlanırken “Öğrenmek: Bilgi edinmek, bellemek, yetenek/ beceri kazanmak, haber almak” olarak tanımlanmıştır. “Us” sözcüğü Divanı Lügatit Türk’te “hayır ve şerri ayırt ediş, sanmak” ; “usla” sözcüğü “anlamak, hayrı şerden ayırt etmek” şeklinde bildirilmiştir. “Ökmek” sözcüğüne bakarsak “Kulağına küpe olsun” deyimi ile örtüşmüyor mu sizce? 

XIII. Yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan, bugün kullanımdan düşmüş yada yapısı değişmiş sözcükleri içeren Tarama Sözlüğü’ne baktığımızda ise örnekler daha çeşitlidir:


-       Ög (ök): Akıl, Hatıra, Zihin

-       Öge düşmek: Hatıra gelmek

-       Öglemek: Hatırlamak, özlemek

-       Öglendürmek: Ders, ibret vermek, akıl öğretmek

-       Ögrence: Yeni öğrenilen yapılan iş

-       Ögrenmek: Alışmak

-       Ögenmek: Alıştırmak

-       Us, uş: akıl, fikir

Bilgi edinme ve sorun çözme süreci merak ile başlar. Merak edilen konu yada çözülmek istenen bir sorun ile ilgili bilgiler toplanır. Kaynaklar okunur, dinlenir ve veriler süzgeçten geçirilip sadece gerekli bilgiler hafızaya depolanır. İşte bu aşama öğrenme aşamasıdır. Öğrenci bilgiyi hangi amaçla öğrendiğini bilmez ise, bilgiler kuş olur kanatlanır ve hafızayı terk eder. Öğrenmenin amacı ve belirli bir yönü olduğunda ise, bilgilerden sonuç (konunun ana fikri, sorunun kaynağı, eksik bilgilerin tamamlanması vb.) çıkaran öğrenci konuyu kavrar, harekete geçer, sorunu çözer ve ileride benzer konularda/sorunlarda ne yapması, nasıl davranması gerektiğini zihnine yerleştirir. Süreçteki sıralama: öğrenmek, bilmek ve anlamak/kavramak/farkına varmaktır. Bilginin veya elde ettiği sonucun mahiyetini kavrayan öğrenci, alimlik yoluna doğru yol almaya başlar. Aklını kullanmak/akletmekise bu sürecin her aşamasında gereklidir. Bilgileri sadece hafızaya depolamak kitap yüklü eşekler gibi olmak gibidir. Yani akletmek eylemi sonuca ulaşmak için uygun şekilde yapılmazsa; akıl, yorgunluğa ve hamallığa yenik düşer. Yüce Atatürk söylediği hiçbir sözü boşuna sarf etmediği gibi “Türk öğün, çalış, güven” sözünü de boşuna biz Türk ulusuna söylememiştir değil mi? Sorumuzun yanıtı belli zaten. Atatürk’ün eğitim konusunda Türkiye Cumhuriyetine kazandırdıklarını kısaca sayalım:  Tevhidi Tedrisat Kanunu (Tüm okulların: Milli Eğitim Bakanlığına bağlanması), Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) ve Türkçe alfabenin kabul edilmesi. Ulusça, aklımızı doğru düzgün kullanmak şartıyla, daima ileriyi ve yüksekleri hedefleyerek ilim yolunda ilerlememiz isteğini bildirmektedir bize. “Dünyada her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir (Atatürk).” Ve hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer/9).

Araya bir mola koyup; -öncelikle dilbilimci olmadığımı bildirerek-dilbilimcilere (belki de araştırılmıştır) bir düşüncemi iletmek isterim. Oğuz kelimesini: “Og (Ög, ök)”- “Uz” olarak bölersek önümüze iki anlamlı kelime çıkmakta: 1. Og-Ög-Ök: Akıl 2.Uz-Us: Usta, mahir, Hayrı şerden ayırt ediş, Akıl-fikir (Divanı Lügatit Türk, Tarama Sözlüğü) Oğuz kelimesi “Aklını ustaca kullanan, akleden” anlamına gelebilir mi acaba? Türk’ün aslı bu değil midir?

Şimdi dönelim Atatürk ve aklımızı kullanmanın önemine. Seyfül İslam (İslamın Kılıcı) olarak isimlendirilen Gazi Paşanın (Bir Soru Bir Cevap, www.onaltiyildiz.com25 Ekim 2018, Oktan Keleş) İslam’a ve Kur’ana aykırı bir söz kullanmayacağını,onu gerçekten özümseyerek tanımaya çalışanlar ve bu siteyi takip edenler zaten bilir, bilmelidir de. Atatürk “aklımızı kullanalım” derken, acaba sevgili Kuran’da akletmek, öğrenmek ve ilim ile ilgili neler tebliğ edilmiş bize? “Yaratan Rabbinin adıyla oku (Alak/1)” demiş Rabbim bize, ilk vahyettiği ayetinde.

Gerçek ilim, her şeyi Hakk’ın adıyla okuyabilmektir. Şöyle söylemişti Gazi Paşa Balıkesir hutbesinde: “İnsanlara manevi mutluluk vermiş dinimiz, son dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymamış olsa idi bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak’tır.”

Biliyoruz ki okumak da, veri toplamanın ilk basamağı. Merak eden her bir gözün okuyabileceğini, merak eden her bir kulağın işitebileceğini ve her bir gönlün/her bir kalbin ilme açık olacağını, fazladan söylememde sakınca yok sanırım.Şüphesiz Allah katında canların en kötüsü düşünmeyen sağır ve dilsizlerdir (Enfal/22).Sağırlara -hele bir de akıllarını kullanmıyorlarsa- Peygamberimiz zorla mı işittirecek (Yunus/42). Akıl erdirin, Allah dileseydi Peygamber Efendimiz bize Kuran’ı bildirmezdi (Yunus/16) ve bu büyük lütfunu bize vermezdi (Al-i İmran/164). Kitabımız ilim üzerine açıklanmıştır (Araf/52, Hud/14). Ve biliyoruz ki Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır (Yunus/100). Yine biliyoruz ki şeytan pek çok nesli kandırıp saptırdı. Hala düşünmez misiniz? (Yasin/62). Görün şimdiki Ortadoğu’nun halini ve hatırlayın Osmanlı’nın son dönemdeki durumunu.

Hz.Peygamberimiz’in kendi ağzıyla şöyle iletilmiş bize Kur’anda: “De ki: "Size, bir tek şey öğütleyeceğim: Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın, sonra da iyice düşünün!" Arkadaşınızda cinnetten eser yok! O, şiddetli bir azap öncesinde sizi uyaran bir kişiden başkası değildir (Sebe/46). Tek öğüt, dikkat: Düşün (Arapça orjinali: Tefekkür et)!Peki kendi dilimizde, Türkçe olarak akletsek/düşünsek/tefekkür etsek acaba nasıl olur ki? Bu sorunun yanıtı Yasin Murat Yiğit kardeşimizin “Türkçe Düşünmek” adlı yazısında verildi zaten (İsteyenler onaltiyildiz.com’da okuyabilir). Ayrıca şunu özellikle eklemek de isterim, değerli Atatürk kendi cebinden verdiği parayla, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’anın Türkçe tefsirini yaptırmıştı. Unutanlara duyurulur. Rum/22: “Göklerin ve yerin yaratılmasıyla dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O'nun ayetlerindendir. Bunda, ilim sahipleri için elbette ibretler vardır.”

Şimdi bakalım bize verilen ayetleri ve bilgileri nerede bulabiliriz. Gazi Paşa’nın “İstikbal göklerdedir” ve “Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür” sözleri size neyi hatırlattı? Bir ayetle durumu özetleyelim. Ali İmran/190-191: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Onlar o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: "Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin! Ateş azabından koru bizi!". Şimdi; Vecihi Hürkuş’u, Cumhuriyetin ilk uçak fabrikasını ve son dönemdeki Türk Ordusunun Anka Projesini (Sırdaş 14. Bölüm: Atatürk'ün ANKA Projesi, 24 Ağustos 2010, www.onaltiyildiz.com, Oktan Keleş) hatırlayın. Yine son dönemdeki çiftçimizin, verimli topraklarımızın haline bakın ve GDO’lu tohumları, glikoz şuruplarını bize nasıl afiyetle yedirdiklerini. Sevgili Atatürk’ün milletimize armağan ettiği tarım politikalarının, şeker fabrikalarının ve Atatürk Orman Çiftliğinin getirildiği hali lütfen görün.Yorum sizin. Bir ağaç için Yalova köşkünü kaydıran ve cebinden kendi parasıyla Gazi Orman Çiftliğine ağaç diktiren Ata’mızı bir daha minnetle anıyorum.

Gök ve yerin yaratılışından ve gök/yerden bize ulaşan nimetlerden genellikle birlikte söz edilir Kuran’da. Oralardaki delillerin akıl sahiplerince/düşünenlerce görülebileceğinden bahseder. Bakara/164: “Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler-işaretler-ibretler vardır.” Bu konuda; Al-i İmran/191,  Rad/3-4, Nahl/11-12, Casiye/5, Bakara/22, Enam/97, İsra/12 ve Zümer/21’inci ayetleri lütfen yeniden dikkatlice okuyalım.

Aklını kullananlar; hayvanlar ve bitkilerin yaşamında da ibretler çıkarır (Nahl/66-67) veya bir bal arısının Allah’ın vahyi ile yaptığı balın şifası bilir (Nahl/69). Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün büyük çabası ve bizzat katılımıyla kurulan Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü ve Veterinerlik okulları, işte bu ibretleri görebilecek nesiller yetiştirmek için değil de nedir? Gazi Paşanın şöyle 1922’de Bursa’da öğretmenlere söylediği bir sözünü de eklemek isterim: “Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.”

Gelelim denizlerdeki ayetlere: “Allah size denizi boyun eğdirdi ki, içinde gemiler O'nun emriyle akıp gitsin, lütfundan istekte bulunasınız ve şükredebilesiniz. Göklerde ne var, yerde ne varsa tümünü, O'ndan bir lütuf olarak size boyun eğdirmiştir. Bunda, derin derin düşünen bir topluluk için elbette ibretler vardır (Casiye/12-13). Gazi Paşa 1 Kasım 1937 günü, TBMM 5. Dönem 3. Toplanma yılını açarken diyor ki: “Denizcilik sadece ulaştırma işi değil, iktisadi iş olarak anlaşılacak ve tersaneler, gemiler, limanlar ve iskeleler inşa edilecek, deniz sporları kulüpleri kurulacak ve korunup geliştirilecektir. Çünkü: Toprakların ucu deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudret ve yeteneğinin hududu çizer. Denizciliği Türk'ün büyük ulusal ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız." 1 Temmuz 1926'da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu kapsamında milli bayram ilan edilen Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı neden kutladığımızı tekrar hatırlayalım.

Atatürk, Türk mileti dışında hiçbir yabancı devlete yanaşmamış ve Osmanlı’nın son dönemindeki gibi İngiliz, Fransız vs. sömürgesi olmayı en baştan reddetmiştir. Kalpoder’deki çalıştaylarımızdan bilirsiniz İbrahim milletini. Hz.İbrahim’e şöyle denir Bakara/120’de: “Sen onların öz milletlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmaz. De ki: "Allah'ın kılavuzluğu erdirici kılavuzluğun ta kendisidir. İlimden sana ulaşan nasipten sonra bunların boş ve iğreti arzularına uyarsan, Allah katından ne bir dostun/destekçin olur ne de bir yardımcın”. A-li İmran/118’de  “Ey iman edenler. Kendi dışınızdaki sırdaş edinmeyin” diye öğüt verir bizlere. Türk aslının ne demek olduğunu çok iyi bilir Atatürk ve şöyle söyler: “Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir”. Türk Tarihi Tetkik Kurumu (Türk Tarih Kurumu) 1931’de boşuna kurulmamıştır. Ve Türk’ten, Hz. İbrahim’in milletinden yüz çevirenlere şöyle seslenilir (Günümüzde Türkçülüğü reddedenler bir düşünsün bakalım): “Nefsini beyinsizliğe itenden başka kim, İbrahim'in milletinden yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik. Ve o, âhirette de salihlerden olacaktır elbette (Bakara/130)”. Hakk’a yönelmiş olarak Türk atalarımıza (İbrahim’in milletine) uyacağız tabii ki (Al-i İmran/95i Nahl/123). Bizim Atalarımız Araplar değil, öyle değil mi?

 “Alim” i nasıl tanımlar Gazi Paşa.” Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.” Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim için de önemli adımlar atılmıştır, tek tek saymıyorum. Kur’anda büyücüler/sihirbazlar da alim olarak tanımlanmıştır. Harut ve Marut’tan uygunsuz sihirler öğrenen büyücüler (Bakara/102), yine Hz.Musa’ya karşı firavun tarafından getirilen sihirbazlar (Araf/109-112), kitap verilip kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düşenler (Yunus/93, A-li İmran/119) bilginin Hak yolundan ayrılmasına en güzel örneklerdir. Alim hikmet sahibi olursa gerçek alimdir. Bakara/269: “O, hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz.” Ve duamız şöyle olmalı zannımca: O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma. Şöyle de: "Rabbim, ilmimi artır! (Ta-Ha/114). Bu konuda bir tanım daha eklemek isterim Tarama sözlüğünde “ög tamarı” söz dizisi “şah damarı” olarak tanımlanır. Kaf/16:  “Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız”. Yani kısaca diyor ki: Aklını kullan ama, sahip olduğun bilgiyi Hak yolunda kullan, kalbinle/gönlünle düşün, nefisini işi içine katma.

Ulusuna güveninin bir göstergesi olarak Gazi Paşamız “Beni Türk hekimlerine emanet edin” der. Bu sözü söyleyip söylemediği tartışmalıdır, ancak mesaj gayet açıktır. Türkiye sağlık alanında her daime ileriyi hedeflemelidir. 1920 yılında Sağlık Bakanlığının kurulması, Numune Hastanelerinin açılması, Kurtuluş Savaşından bulaşıcı hastalıklar ile çıkmış bir Türkiye’de Hıfzısıhha Kanunun çıkarılması, Kızılay Dispanserlerinin kurulması o dönemde yapılan çalışmalara örnektir. Hac/5’inci ayette bir insanın doğumundan, ölümüne kadar geçen gelişme aşamalarından bahseder. Mürselat/22: “Sizi basit bir sudan yaratmadık mı? Onu dayanıklı karargâhta tuttuk. Bilinen bir ölçüye/süreye kadar. Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!”  O ölçüyü görmek Tıp alimlerinin işi değil mi?

En son olarak Cumhuriyet döneminde kadınlara verilen öneme. Arap kültürünün bir yansıması olarak kadınlar Osmanlı döneminde sokağı ancak kafes arkasından görebiliyorlardı. Halbuki gerçek Türk kültüründe kadınlar erkekler ile eşit haklara sahiplerdi.  Kurtuluş Savaşında göstermiş çabalar sayesinde   Türk kadınının kaderi değişmiştir. 1930 da Belediye, 1934’de Milletvekili seçme ve seçilme haklarına kavuşmuştur. Ne yazık ki günümüzde kadını Arap kültürüne tekrar sokmak isteyen akımlar mevcuttur. Türk Kadını Yüce Atatürk’ün yolunda haklarının savunucusu olarak gerçek yerini hak etmelidir. Dede Korkut hikayelerinden bir kıssa: (Bamsi Beyrek babasına şöyle der: “Baba, bana öyle bir kız alıver ki, ben yerimden kalkmadan o kalksın, ben kara koç atıma binmeden o binsin; ben düşmana varmadan o bana baş getirsin. Böyle birini alıver”. Hikayenin devamında bu özelliklere sahip olan Banu Çiçek, önce Bamsi Beyrek’i sınavdan geçirir sonra eş olarak seçer kendine.) Banu Çiçek’mi olmak istersin, yada kafes arkasında meta olmuş bir kadın mı? Nisa/127: “Senden kadınlar hakkında fetva soruyorlar. De ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor." 

Bu yazıda Gazi Mustafa Kemal Paşamızı boş boş anmak yerine yaptığı işlerin neden ve sonuçlarını tekrar hatırlatmak istedim. Daha ileri düzeyde söylenecek sözler ve yapılacak çalışmalar dilbilimcilerin ve tarihçilerin işi.

Ve son sözler aslında ilk söyleneceklerdi: Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır (Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK).

Özlem Genç

 drozlemg@gmail.com  


KAYNAKLAR

Atatürkçülük, I. Cilt, Genelkurmay Başkanlığı, Millî Eğitim Basımevi, 1984, s. 283.

Besim Atalay, Divanı Lügatit’t Türk Tercümesi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1985, Ankara.

Besim Atalay, Divanı Lügatit’t Türk Dizini, Türk Dil Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1986, Ankara.

Cem Dilçin, Yeni Tarama Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1983, Ankara.

Oktan Keleş, Atatürk’e Atılan İftiralar, Editör Erol Elmas, İlgi Kültür Sanat Yayınları, 2017, İstanbul

Yaşar Nuri Öztürk, Surelerin İniş Sırasına Göre Kur’anı Kerim Meali, Yeni Boyut Yayınları, 2017, İstanbul.

https://isteataturk.com/g/kategori/devrimleri 

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7017%20T



Bu yazı 700 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Haziran 2022 Simülasyon Teorisi ve Adguk Öğretisi
    • 25 Mayıs 2022 Monkey Pox; Maymunların Suçu Ne?
    • 22 Haziran 2021 Suyun Hafızası
    • 21 Aralık 2020 Can Suyum-2
    • 16 Aralık 2020 Can Suyum
    • 20 Haziran 2020 Kafesdeki Zihinler
    • 11 Mayıs 2020 Simbiyotik Yaşama Hazır mısınız?
    • 1 Mayıs 2020 Maskeli Bir Dünya mı?
    • 9 Nisan 2020 Sözde Kutsal Korona Aşısı
    • 6 Nisan 2020 Kök Börü - Mavi Kurt ve Göklerin Bilgisi
    • 26 Mart 2020 Korku ve Umut
    • 22 Mart 2020 Covid-19 Hakkında Küresel Gerçekler
    • 7 Mart 2020 Tek Nefes,Tek Nefis
    • 23 Ağustos 2019 Selam Olsun Bizlere
    • 11 Kasım 2018 Türk, Öğün, Çalış, Güven
    • 7 Eylül 2018 Şarbon Nedir?
    • 6 Temmuz 2018 Hatırla
    • 19 Mart 2018 Ah Bu Gönül
    • 4 Ocak 2018 Kimiz Biz?
    • 28 Ekim 2017 Çok Mu Meşgulsün? Şimdi Dinle Sana Anlatacaklarım Var

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,728 µs