Tefekkürler

Tefekkürler

ÇALIŞTAYLAR ÜZERİNE YAZILAN TEFEKKÜRLER


3 Ocak 2018 08:28
font boyutu küçülsün büyüsün



Kalpten sevgi ve saygılarımı sunarım. Yazımda varsa bir doğru Kağan Atam Oktan Keleş ve Kalperenlere çokça yanlışlar ise bana aittir. İlk olarak bir takım düşüncelerimi paylaşacağım. Kağan Atam benim de bulunma onurunu yaşadığım 28 Ekim 2017 tarihli çalıştayımızda Hz. İbrahim’i örnek verip: Yanlış çıkarımlara varsanız bile düşünün sonucu iyiye çıkar demişlerdi.Ben de bu sözü tutup düşünmeye çalıştım.Yanlış çıkarımlarım için affınıza sığınıp doğrusunu öğrenmek isteğiyle dolu olduğumu tüm kalbimle diyorum. Arkaik Dönem Çalıştayları üzerine yazılan tefekkürlerin (kendi yazımı hariç tutarak) bir bütün olduğunu gördüm. Yazanlardan müsaade alıp şimdi o yazılardan edindiğim çıkarımları, düşünceleri paylaşacağım. İlk olarak Tuğbeyim Bekir Öztürk Atabegimin yazısından başlamak istiyorum.

Ebedilik yani sonsuzluk Tek Olan Tanrı nazarında hiçtir. Ebediliğin bir aşağı derecesi daimdir. Olmuş,oluyor,olacak,olur yani dört zamanı bir bütün ettiğimizde daim olan oluşur(sonsuz değil) bu bütün parçalardan oluşan bir bütün olduğu için parçalar arasında geçişler ve birleşmeler olabilir.Zaman yolculuğu denen kavramı bu şekilde tefekkür ettim.Tabi zamansızlık ve zaman ötesi kavramları ayrıca bu kavramlar içinde de yolculuk olabileceği gerçeğini de katabilirim.Tekrar aziz ve can ağbim Murat Ateş’in yazısına bakmanızı tavsiye ederim.

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=4245

Lütfen aşağıdaki çizimi naçizane yazdıklarımla bakınız. Naçizane kendi çapımda tefekküre çalışıyorum ama eminim ki yazıyı okuyan pek çok kişi bu meseleyi benden çok daha iyice anlayacaktır.

 

Diyelim ki arkaik dönem 18’te olmuş.19’a geçerken bütün parçalar bir tam olduğu için 18’dekilerin bir kısmı belki farklı şekilde 19’da olabilir. Çünkü parça-bütün mantığıyla bakarsak her parça kendi başına ayrı bir anlam ifade ederken bütün olduklarında daha büyük bir anlam ifade eder. Burada Kuran’dan misal vereyim.

Kamer suresi 17: Andolsun ki, biz Kuran’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mıdır?

Aynı surenin 40.ıncı ayeti: Andolsun ki, biz Kuran’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mıdır?

Bu iki ayet aynı aradaki ayetlerde de sınanan ve sınanmayı kaybedip yok olan kavimlerin hikayesi haber edilmekte.40’tan 17’e 17’den 40’a parçalar bir bütün olarak anlam ifade ederken parçalar kendi başlarını da anlam ifade etmekte. Tüm varlık boyutları ve devreleri gene Kamer suresinin 50.inci ayetindeki gibi aynı AN da olmaktadır. Anlamak fiilinin bu AN’dan geldiğini düşünen cahilliğinin farkında bir Ademoğlu olarak diyorum ki bu AN içindeki gerçekleşen her şey tabiatıyla birbiriyle alakalı ve bağlantılı. Bu bağlamda Ainuların Valar oluşu hepsinin TEK OLAN’dan gelmeleri Kağan Atamın öğrettiği halef-selef, melek meselelerinin farklı bir anlatımı olduğunu görülür ve Murat Ateş ağbimin yazdıkları ışığında aslında kişiye hiçte şaşırtıcı gelmemelidir. Tuğbeyim Bekir Öztürk Atabegimin: Bu mücadele, gelecekten gelen şerliler ile Ötüken’den (geçmişten) gelen rahmanilerin mücadelesidir ifadeleri de hiç şaşırtıcı gelmiyor. AN’da doğal olarak geçmiş, şimdi, gelecek hem parça hem bütün olarak bulunacağı için elimizde yazılmış tarih ve yazılmakta olan tarih duruyor.

 

Burada Cenk Hamdi Düzgit Atabegimin yazısından istifade edeceğim. Tuğbeyimin Yıldız, Ay, Güneş bölümlerini (surelerini)önermesiyle bu ayetlere bakarken Cenk Atabegimin tefekkürünün bana gayet yardımcı olduğunu gördüm.Kamer suresinin son ayetinde:Yine onlar,doğruluk meclisinde ve tüm gücü elinde bulunduran bir hakanın yanındadır. Aslında melîkin muktedir diye yazıyor. Yüce  Tanrı için muktedir melik denmez zanımca. Burada Cemil Kılıç beyin tercümesini kabul edersek büyük güce sahip bir Melik-Hakan var.

Melek Kelime Kökeni: Arapça mlk kökünden gelen malak ملك  “bir tür tanrısal varlık” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük İbranice məlāk מלך  “elçi, haberci” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice #lAk לאך “gönderme” kökünden türetilmiştir.

Bu açıklamalarla beraber Kamer suresinin son ayetindeki Melikin Muktedir Tanrısal güçlere sahip bir yüce yönetici olarak anlaşılıyor. Doğruluk meclisini de Çalıştaylardan tuttuğum notlara göre Mele-i Ala yani Melekler üstü olanlar olarak anladım. Sad suresi: Mele-i Ala’da onlar tartışırken benim bir bilgim yoktu. Benim de bir bilgim yok tefekkür sonucu açizane bazı çıkarımlarım var. Ainur’dan gelen Ainular Mele-i Ala tartışmaları bu içinde bulunduğumuz evren, oluş, boyut, alem hepsinin bir nevi inşası. Melekin Muktedirde onların lideri olarak anlıyorum. Amacım iyilik çıkarımım yanlışsa önce Tek Olan Tanrı sonra sizler affetsin beni.

ERU-İLUVATAR TEK OLAN: TEK TENGRİ

Mele-i Ala: Ulular meclisi.(Ulular, Üstünler Tengrinin Türkünde meleklerden üstün olanlar)

Melikin Muktedir. TENGİR kişi

https://www.youtube.com/watch?v=snno04zfb6M

Bu videoyu Tengrinin Türkünü okuduktan sonra izledim Necm suresinde geçen Meva cennetleri ve Sidretül Müntehanın Ötüken ve Hayat Ağacı olduğu kanısına vardım.

Meva Cennetleri: Ötüken(Tengrinin Türkü)-Arda(Silmarillion)

Hayat Ağacı: Sidret-ül Münteha

AN sırrı gereği şu An’da Ulular Meclisi, Tengir Kişi Ötüken’de Hayat Ağacının yanında.

Kamer suresi 54-55 e bakalım: Allah’tan sakınanlar ise cennetlerde ve ırmak kıyılarındadır.Yine onlar,doğruluk meclisinde ve tüm gücü elinde bulunduran bir hakanın yanındadır.

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=6279

 

Ve Kamer (ay) suresinde verilen müjdeye göre iyilik yolunda olanlar hep onlarla. Sadıklar makamına layık görülmüşlerdir.

Enbiya 26; “Böyle iken dediler ki: «Rahmân çocuk edindi.» Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah’ın çocukları değil) ikram olunmuş kullardır.”

Al-i İmran 80;”Ve O size: «Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin.» diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder mi?”

Tolkien’in  kitabının temelinde TENGRİ inancı Türk’ün inancı olduğunu göremeyenler ERU ‘yu Ainuların babası olarak görüp bilgi ağlarında Tolkien’in anlattıklarını paganizmmiş gibi yansıtmaktadırlar. Paganizmin gizlendiği semavi dinler yalanının arkasından gün yüzüne çıkarken bunların sebebini yukardaki ayetler açıklıyor. Üstün güçlere sahip yaratılanların ilah sanılması.

Cenk Atabegimin tefekküründen istifade ederek devam edeyim. Zariyat 24;”İbrahim’in ikram edilen konuklarının haberi geldi mi sana?”

En’am 75;”Bu sûretle İbrâhîme göklerin ve yerin melekûtünü gösteriyorduk ki yakîn hâsıl edenlerden olsun”

Meleküt dilimize ;  Hükümranlık, Krallık gibi çevriliyor. Göklerin ve Yerin Krallığı…Şimdi bu da neyin nesi?

Zaten meleküt kelimesi de melek kelimesi de mülk kelime kökü ile bağlantılıdır.

Mülk Kelime Kökeni: Arapça mlk kökünden gelen milk veya mulk مِلك/مُلك  “1. sahip ve egemen olma, sahiplik, egemenlik, hükümdarlık, krallık, 2. sahip olunan şey, egemenlik alanı” sözcüğünden alıntıdır. 

Yine ; anlam olarak hükümdarlık krallık manaları çıkıyor. Zaten İblis de Adem Atayı nasıl kandırmaya çalışmıştı:

Ta’ha 120;”Derken şeytan ona vesvese verdi: «Ey Adem, sana sonsuzluk ağacını ve çürümesi olmayan bir saltanatı(mülkü) göstereyim mi?» dedi.

Bu kadar ayetin işaret ettiği nokta aslında şu: İnsanoğlunun; yaradılışından beri içinde olan gerçek gücü ve yükselme basamaklarını fark edememesi .

İblis’in ve çömezi Başkörmez’in Melikin Muktedir-Tengir Kişi’den Adem Atadan yani onların korumak istediklerinden almak istedikleri öç: İnsanoğlunun içine ikram edilen kerem edilen gücün verdiği o kalpte duran anlatılamaz isteği,duyguyu çarpıtarak insanı Tek Olan Tanrıya karşı nankör etmek.

Necm 26:Ve kem min melekin fîs semâvâti lâ tugnî şefâatuhum şey’en illâ min ba’di en ye’zenallâhu limen yeşâu ve yerdâ.

 Yaşar Nuri Öztürk: Göklerde nice melekler var ki, şefaatler hiçbir işe yaramaz. Allah’ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesinden sonraki durum müstesna.

Kağan Atamdan öğrendiğim ters tefsir mantığıyla bu ayete bakacak olursak: Yüce varlıklar, büyük güçlere hükümranlıklara sahip varlıklar gökler yani uzayın dışındaki diğer dünyalarda vardır.Fakat onların verecekleri yardım nizamı(uyumu) bozanlara fayda vermez.

Eğer ki nizam bozulursa nizama uyup Tanrının hoşnutluğunu kazananlara yardıma gelecekler Ulular meclisi, Üstünler, Yalvaçlar. (Belki çoktan geldiler bilen bilir cahil cesaretiyle yazıyorum bağışlayın)

Cenk Atabegimin yazısından alıntı yapmaya devam edeyim.

Yakın gelecekte; kadim düşmana,onun uzaylı dostlarına ait işaretler belirdiğinde şaşırmayın,”sihire” kapılmayın, güce aldanmayın diye…

Gaybı Allah bilir ama bence olacak olan Kamer suresi 45:O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.

Saffat 8:” Ki onlar «Mele’-i a’lâ» ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovularak atılırlar. Onlar için (âhiretde de) ardı arası kesilmez bir azâb vardır.”

Tengri’nin Masasında yenilenler her yandan kovularak atıldılar. Gene kovularak atılacaklar çünkü Mele-i Ala’daki İlk Ataların planlarına dair hiçbir bilgileri yok.Acaba bu oluş-evrendeki iyi-kötü savaşını yönetenler Mele-i Alada mı?

Hicr 16-18:“ (16-18) Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık kovalar.

Cin suresine bakmayı açizane tavsiye ediyorum. Hattâ izâ raev mâ yûadûne fe se ya’lemûne men ad’afu nâsıran ve ekallu adedâ(adeden).
Nihayet vaadolundukları şeyi gördükleri zaman, artık kimin yardımcısı daha zayıf ve sayı bakımından daha az, yakında bilecekler.

Tekrar sözü Tuğbeyim Bekir Öztürk Atabegimin sözlerine getireceğim. Necm(yıldız).Kamer (Ay) Şems(Güneş) ve Asr(Çağ) surelerini bir arada düşünelim.

Asr Çağ demek 100 yıla bir çağ diyoruz ama hudutlarının sabit olmadığı ortada. Bu oluş-alem-evren dediğimiz bu varlığın başından sonuna kadarına Asr diyelim. Kulbak Bilge kitabı 359-362 sayfalara tekrar bakılmasını tavsiye ederim.

Bu kutlu eserde Kağan Atamın sözleri

Önce VAR’ı bil VAR’ın içindekilerin hepsi bir. Sadece bu sözü almaya içim elverdi o 4 sayfadaki her şeye benim gibi bir cahil bile sayfalarca yazı yazabilir.Kısaca tefekkürüm Yıldız,Ay,Güneş ve içlerinde bulundukları VAR bir ASR-ÇAĞ içinde.Mavi Gök,Uzay,Kızıl Gök bu üçünü içinde barındıran VAR,Gündüz Aydın,Ay Börk bu üçünü içinde barındıran Ruh Gök, Gündüz Aydın, Aybörk. Necm, Kamer, Şems sureleri.

Eminim ki Kulbak Bilgeyi benden çok daha iyi anlayanlar var. Kalbimden gelen bir şey şu bildiğimiz Resul, Nebilerin bu dünyada olduğu gibi başka dünyalarda da görevli olarak geldiği.

Bu meselenin Tengrinin Türküyle alakası tüm bu yukarda anlatılanlar Adem Atayla başladıysa ERU’nun Ainularının o müzikleri ile yada İlk Ataların yaptıkları bunları inşa ettiyse.(Tanrının verdiği yetkiyle)

 

Müminun 14:Sonra da nutfeden bir alaka yarattık. Sonra alakadan bir çiğnem et bir mudga yarattık. Bundan sonra mudgadan kemikleri yarattık. Daha sonra kemiklere et giydirdik. Daha sonra da onu, başka bir yaratışla inşa ettik. İşte böyle Allah, Mübarek’tir, yaratanların en hayırlısıdır.

Burada ayrıca şunu da söylemek istiyorum: Son Çalıştaylardan birinde büyük bir Bilge olduğuna kalpten inandığım Orkun Akar Komutanım söz almıştı. Ben de sizin gibi bir beşerim ayeti üzerinden kutlu bilgiler vermişti. Beş er beş adem yani ademin 5 basamağı. Kağan Atamın Bir Meczubun Rüyası serisini okurken Kağan Atam bazı şeyleri bir hikmet gereği yazmamış derdim kendi kendime. İlhami abinin ademin 3 basamağını anlattığı kısmı söyleyen Orkun Komutanım yazılmayan iki basamağın daha olduğunu söylemişti ve Kağan Atam bunu onaylamıştı. Ayrıca Resulullah Hz.Muhammed Atamızın beşer şartlarına uyarak tebliğini yaptığını yoksa yüce güçlere sahip olduğunu söylemişti.Gerçi Kuran’da Yüce Tanrının dediği gibi inkarcılar melek resul geldiğinde ‘ne de olsa melek biz onun anlattığına uyamayız’ insan resul gelse ‘bu da bizim gibi bir insandır neden uyalım’ diyip uymamıştır.Devam edersem Hacc suresi 5.inci ayette ve Müminun 14’te beş aşamadan bahsediyor.Parça-bütün mantığı ve  iç içe geçmişlik mantığıyla bakarsak:İnsanın fizyolojik aşamaları,evrenin oluşumu,gezegenlerin,Ademliğin 5 aşaması ve daha pek çok oluş aşmalarının 5 aşamalı olduğunu düşündüm.Kadir Sevcan beyin yazısında ele aldığı noktalar bu açizane tefekkürümle bağlantılı olarak gözüktü bana.

Yoktan var eden Tek Olan Tanrımız. Onun verdiği izinle vardan var yapanlar var. Kağan Atam çalıştaylarda açıkladı. Vardan iyi varlar yapanlar olduğu gibi (Ainu,İlk Atalar) vardan kötü var yapanlar var.(Singularityciler)

Yazımın bu kısmında Kadir Sevcan ve Onur Öner beylerin yazılarından istifade edeceğim noktalar olacak. Kendileriyle zahiren tanışmadığım için izin soramadım bağışlasınlar.Paganlar kendilerini çeşitli dinlerin içinde saklayıp gizemli mitolojik anlatımları filmlerle,dizilerle ve daha pek çok yolla insanların zihninde taze tutmaya çalışıyor.Türk’ün kadim bilgisinde ise gerçekler var.Bilgi kirliliğine karşı tek çare bu kadim bilgilerin yazıldığı eserler: Kulbak Bilge, Kopuz Ata, Bir Meczubun Rüyası serisi ve Tengrinin Türkü. Bütün gezegenler ve yıldızlar zamanında bir bütünse veya aynı özden gelmişse doğal olarak birbirine bağlanan çeşitli geçitler, kapılar da vardır. Onur Öner Beyin Denizler ve Tanrılar yazısını okuyup ‘peki böyle olaylar oldu ise bu varlıklar bu dünyaya nasıl geldi’ diye soracak birisine gereken cevap aşağıda paylaştığım resimdedir. Deniz Kızların sırrı da kanımca aşağıda ama bence bu konuları Ömer Genç Atabegim çok güzel bir şekilde anlatır.


Murat Genç Atabegim bu videonun 2.26’sından itibaren ufuk açan bir dna anlatımı var. Naçizane görüşüm Onur Beyin yazısını anlamaya yardımcı olacaktır.

 


Oku ve senin Rabbin, sonsuz kerem sahibidir.

Kalpten sevgi ve saygılarımla

Tuğbeyim Bekir Öztürk Atabegime, Cenk Hamdi Düzgit Atabegime, Onur Öner Beye, Kadir Sevcan Beye, Orkun Akar Komutanıma, Serdar Kazanç Komutanıma, Yener Dursun Başkanıma ,Kağan Atam Oktan Keleş’e yazıları,sözleri ile bana öğrettikleri için kalpten teşekkür ederim.Allah razı olsun.Yazımda doğru yerler varsa sizlerin yanlışlarsa benimdir.

Buğra Ayyıldız








Bu haber 2,746 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (15)
  • Buğra Ayyıldız / 5 Ocak 2018 23:09

    Kalpten sevgi ve saygılarımla

    Tuğbeyim,Orkhan Tiginim,Murat Ağbim,Zafer Hocam,Onur Bey,Alaca Bey,Pars Göktay Atabegim yazdıklarınızı okuyunca 5 yaşında bayram çoçuğu gibi kendimi hissettim.Mutluluktan ancak şimdi yazabildim.Emmi ve aku rumuzlu okuyuculara çok teşekkür ederim.Yazıdaki doğru bilgiler Kağan Atam ve sizlerden yanlışlar bendendir.Hayatta yaptığım en ve tek doğru iş sizleri çok sevmek saymak ve takip etmek oldu.Allah razı olsun
  • emmi / 5 Ocak 2018 20:37

    String theory (5)

    E = mc2 formülü vardı meşhur. Anlaşılan o ki Zaman = E...2 gibi bir formül de var. Yani zaman = enerji = madde. Vahdeti vücudun başka bir açısı.
  • emmi / 5 Ocak 2018 09:45

    String theory (4)

    "Yani geçmiş+şu an+gelecek+cüziirade+külliirade beşlisi, içinde bulunduğumuz an ile doğrudan etkileşim halinde. (Evet aynen öyle; içinde bulunduğumuz "an" yine içinde bulunduğumuz "an"ı etkiliyor; geçmiş geçmişi de etkiliyor, gelecek geleeği de etkiliyor...! Çünkü geçmiş geleceğe etki ediyor; etki edilen gelecek kendisini etki eden geçmişi etkiliyor!)"

    Aklıma düştü, paylaşmak istedi:
    1) "Hayra yor ki hayır bulasın"
    2) "Kalbini temiz tut, içini bozma"
    3) https://twitter.com/bekirozturk28/status/946009764789739520

    Bu ve bunun gibi deyimler öteden beri kullanılır. Daha derin anlamları var gerçekten de.
  • emmi / 4 Ocak 2018 23:11

    String theory (3)

    Zaman meselesi üzerine önemli bir noktaya değinmek gerekiyor.

    Atalarımızdan bize aktarıla gelen masal anlatım biçimi. Yani masal anlatmaya başlarken söylenen cümle: "Bir varmış, bir yokmuş..."

    Yani zaman "sayılabilen" bir şey gibi sanki.

    Bu durum yabancı dillerde de var sanırım. İngilizce'de "Once upon a time..." diye başlanıyor. Yani zaman "üzerine birşey konabilen / dayanılabilen" birşey gibi. Ya da bizdeki "bir keresinde..." burada da zamanı "sayıyoruz".

    Dünya insanlığının ortak mirasında böyle ilginç deyimler, sözcük grupları, atasözleri var.
  • emmi / 4 Ocak 2018 23:08

    String theory (2)

    Çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan birisi ise bu üç unsurun mahiyetlerinin değişebilirliği.

    Yani bir maddeyi ikiye böle böle bir noktada artık atom altı düzeye geliyoruz ve bu aşamada ikiye bölme yaptığımızda elimizdeki parçaların mahiyeti ilk madde ile tamamen ilgisiz oluyor. İlk maddeden başka bir madde haline geliyor.

    Benzer şekilde enerjinin en küçük kuantası üzerinde böyle bir işleme girişilmesi ile enerjiden başka bir mahiyette bir unsur ortaya çıkacak demektir.

    Yine benzer şekilde zamanın en küçük parçası "an" ikiye bölündüğünde mahiyeti bambaşka bir şeyle karş karşıyayız demektir.

    Şöyle denebilir: Maddeyi böle böle sonuçta mahiyeti değişse de başka bir madde oluyor.
    Bu doğru değil. Maddeyi böle böle sonuçta ulaşabileeğimiz en küçük parça "madde" mi olacak işte orası belirsiz.
    Bu durum enerji ve zaman için de geçerli.
  • Kıbrıs Fatihi / 4 Ocak 2018 17:52

    Allah ilmini arttırsın

    Buğram gönlüne sağlık. Çok güzel bi çalışma olmuş. İlmik ilmik dokunuyor bilgiler ve aklımızı açmaya devam ediyor. Her yeni gelen bilgi ile eski bilgiler ayrı bi önem kazanıyor. Geçmiş bilgiler ile gelecek bilgier şimdi öğrendiklerimizle iç içe. Geçmi mi gelelecek, gelecekmi geçmiş bir kere daha anlam kazanıyor. Varolsun sultanımıza ki bizi bu bilgilere taşoyor. Tüm övgüler O nadır. Selam ve dua ile. Hu.
  • Bekir ÖZTÜRK / 4 Ocak 2018 08:24

    bence

    Bu mücadele, gelecekten gelen şerlilerle, geçmişten gelen rahmanilerin bitmeyen mücadelesidir!..
    Geçmiş mi gelecek? Yoksa, gelecekmi geçmiş?
  • emmi / 3 Ocak 2018 18:44

    String theory

    1) String kuramına göre geçmişin geleceği etkilediği gibi geleceğin de geçmişi etkilemesi gerektiği gibi bir sonuç ortaya çıkıyor ve bu konu tartışılıyor.
    Yani geçmişin geleceği etkilediği şiddette/oranda geleceğin de geçmişi etkilediği ve içinde bulunduğumuz "an"ın bu iki unsurun karşılıklı reaksiyonunun bir sonucu ve bunlarla etkileşimde olduğu konusu şu anda ciddiye alınan ve incelenen bir konudur. Yani geçmiş, içinde bulunduğumuz an ve gelecek birbirleriyle çift yönlü olarak etkileşim halindeler. Bu üç unsurun her biri diğer ikisini hem etkiliyor hem de diğer ikisinden etkileniyor.
    Yani geçmiş geleceği nasıl belirliyorsa/değiştiriyorsa gelecek de geçmişi belirliyor/değiştiriyor.
    İçinde bulunduğumuz "an"ın en önemli parametresi ise "cüzi irade" olsa gerek. Bu da ayrı bir tefekkür konusu.
    Yani geçmiş+şu an+gelecek+cüziirade+külliirade beşlisi, içinde bulunduğumuz an ile doğrudan etkileşim halinde. (Evet aynen öyle; içinde bulunduğumuz "an" yine içinde bulunduğumuz "an"ı etkiliyor; geçmiş geçmişi de etkiliyor, gelecek geleeği de etkiliyor...! Çünkü geçmiş geleceğe etki ediyor; etki edilen gelecek kendisini etki eden geçmişi etkiliyor!)



    2) CERN'deki büyük deneyden çıkan en önemli sonuçlardan biri zamanın yapısının kuantalı olduğu yani zaman da madde gibi kesikli yapıda.
    Eski çağlarda maddenin kesiksiz yani kuantasız olduğu düşünülüyordu. Yani bir maddeyi istediğimiz kadar küçük parçalara ayırabiliriz. Yani bir maddeyi sürekli bir şekilde sonsuza kadar ikiye böle böle parçalayabiliriz. Yine de aynı maddenin daha küçük boyutu elde edilirdi.
    Zamanla maddenin atom ve molekül denen yapılardan oluştuğu yani kesikli olduğu ortaya çıktı. Belirli bir düzeyden sonra "ikiye" bölersek bu bölme atom altı bir işlem oluyor ve madde kendi mahiyetini yitirp ortaya çıkan parçalar tamamen başka mahiyette birer madde parçaları oluyor.
    Zamanla bu şekildeki bölmenin de alt sınırlarına ulaşıldı. Proton, nötron, elektron modelinden kuarklara oradan da bozonlara giden bir keşif yolculuğu oldu. Daha alt düzeyler araştırılyor.
    Bu süreçte ilk olarak maddenin kesikli enerjinin ise kesiksiz yapıda olduğu kanısı yaygınlaştı.
    Zamanla anlaşıldı ki enerji de kesikli yapıda. Yani enerjiyi istediğimiz yerden kesemiyoruz. Belirli bir minimum büyüklükte enerji paketleri söz konusu ve bu paketlerden kaç "tane" alabileceğimiz problemiyle karşı karşıyayız.
    CERN deneyine kadar maddenin ve enerjinin kesikli/kuantalı yapıda olduğu, zamanın ise kesiksiz yapıda olduğu kabul ediliyordu. Zamanın kesikli olabileceğine ilişkin güçlü delillere deneysel gerçeklik açısından ulaşılamıyordu. Bu konuda ancak felsefi akıl yürütmeler söz konusuydu. CERN'deki deneyle zamanın da madde ve enerji gibi kesikli yapıda olduğu ve "an" dediğimiz zaman biriminin aslında "sonlu ve belirli" bir büyüklük olduğu kanısı güçlendi.
    Yani madde de enerji de zaman da kesikli/ayrık bir yapıdalar.




    "Evvel Hu, Ahir Hu, Zahir Hu, Batın Hu"
  • AKU / 3 Ocak 2018 15:46

    KELİMELERDEN HİKMET ARAMAK


    “Elif”, “Nun”, “Sin” ve (Peltek)“Se” harflerinin hikmetlerinden;

    Not:
    1. “Elif”, “Vav” ve “Ye” harflerinin (İlletli harfler ) birbirlerinin yerine geçebildiğini hatırlayalım
    2. “Elif” harfinin “e”, “ü” ve “i” sesleriyle söylenebildiğini hatırlayalım.

    (İns : İnsan),
    (Üns : Alışma, yakınlık),
    (Ünsiyet : Yakınlık kurmak, dostluk etmek),
    (İnsan : Aklı ve konuşma yeteneği olan canlı),
    (Nisyan : Unutma),
    (Nisa : Kadınlar),
    (Munis : Kolay dostluk kurulan, canayakın),
    (Müennes : Dişi),
    (Ünsa : Dişi, kadın),
    (Sani : İkinci),
    (Saniye : Dakikanın 1/60 ı, kadın ismi),
    (Saniyen : İkinci olarak),
    (Esna : Bir işin yapıldığı zaman, an),
    (Sena : Övgü, methetmek)

    Bu kelimelerin “hepsinden birlikte” çıkan sonuçlar;
    “İns” ya da “Üns” kökünden türemiş olan “Ünsiyet” kelimesi “Yakınlık kurmak, Dostluk etmek” demek olduğundan, yine bu “Ünsiyet” köküyle aynı “İns/Üns” kökünden gelen “Nisa” yani “Kadınlar” kelimesinin, demek oluyor ki, bir diğer manası da, “Yakınlık kuran, Dostluk eden” dir.

    Sual: Peki kime yakınlık kuracak ve dostluk edecek?

    El-cevap : En yakını ve dostu olması gereken “MüZekKeR” yani “Allah’ı ZiKR etmesi gereken” “Koca” sına.

    Ayrıca, “Nisa” yani “Kadınlar”ın, kocasına bu dünya ve ahiret hayatında yaptığı “Ünsiyet” yani “Yakınlık ve gösterdiği dostluk” ve yine “Üns” kökünden türeyen “Munis” yani “Canayakın”lık nedeniyle, yine bir diğer “Kadın” manasında kelime olan “Ünsa” kökünden türeyen “Sena” kelimesi ile kadınlar, “Sena”yı yani “Methedilme” yi muhakkak hak ediyorlar demek oluyor. Zaten, Cennetin onların ayakları altında olması, bunun en güzel ifadelerinden biri olsa gerek.

    Yine “Nisyan” yani “Unutma” kökünden gelen “İnsan” kelimesinin bir kökü de “İns/Üns” olduğundan ve “Nisa” kelimesi de aynı zamanda bu “İns/Üns” kökünden geldiğinden, demek oluyor ki, “Nisa” kelimesinin bir diğer anlamı da “Unutan” dır. Bir kısım müfessirlere göre de, cennette “şeytanın kendilerine düşman olduğunu” ilk unutan ve sonra Adem’e de unutturan, ve yasak ağaca ilk yaklaşarak “Nisyan” eden “Nisa” da Allah’u alem(En doğrusunu Allah bilir) havva anamızdır.

    Yine “Ünsa” yani “kadın” kökünden türeyen bir diğer kelime olan “Sani” “ikinci” manasında olup, Havva anamızın Quran’dan da anlaşılacağı üzre, Adem babamızdan sonra “ikinci” olarak yaratılmasına işaret etmektedir. Ayrıca yine “Ünsa” yani “Kadın” kökünden türeyen “Saniyen” kelimesi de “ikinci olarak” demek olup, yine aynı manayı teyit etmektedir.

    Yine “Ünsa” yani “kadın” kökünden türeyen “Saniye” kelimesi, dakikanın “60” ta biri demek olduğundan, “zaman ve zamanın geçmesinin en ince ve hassas anlatıldığı bir kelime” olması ve özellikle de, “İnsan” neslinin ortalama ömrü olan “60” yıl ile irtibatlı olması hasebiyle, “Ünsa” kelimesinin aynı zamanda “Ademoğlunun dünyadaki ömrü” yle ilgisi olduğunu hatırlatıyor.

    İşte tam bu noktada, cennette şeytanın Adem ve Havva’yı kandırmak ve Allah’a verdikleri “yasak ağaca yaklaşmamak” olan sözlerini “Nisyan“ yani “Unutma” larına sebep olan şeytanın, Adem ve Havva’ya vaadine bakmakta fayda var. Şöyle ki, şeytan cennette olan Adem ve Havva’ya “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi” (taha,120) diyerek, aslında Adem ve Havva’ya ebedi yaşam ve sonsuz bir iktidar (saltanatı) vaad ediyor, ilginç olan ise, Havva ve Adem yasak ağaca “Nisyan” ile yaklaştıktan sonra, bu arada Quran’da bir meyvenin yenildiğine dair bir bilgi yoktur, sadece “o ağaca yaklaşma!” emri vardır. Quran’daki “Şecere” kelimesi her ne kadar “ağaç” manasına gelse de, aynı zamanda “Nesil, Soy, Sop” anlamına da gelir, ve daha garibi, Havva ve Adem yasak ağaca yaklaşıktan sonra, dünyaya indirilirler ve bilin bakalım dünyada neleri olur? El-cevap, Adem ve Havva’nın bir çocukları, yani bir “Soy”ları, “Sop”ları olur. Evet ikisinin artık bir “Şecere”leri yani “Nesil”leri vardır. Ve bu “nesil” cennette yasak ağaca yaklaştıktan sonra olmuştur. Daha da ilginci, her ne kadar şeytan, Adem ve Havva’ya “ebedi yaşamak ve sonsuza kadar yıkılmaz bir iktidar/saltanat” vaad etse de, Adem ve Havva yasak “Şecere”ye yaklaşarak, tabiki “ebedi yaşam ve sonsuza kadar yıkılmaz bir iktidar/saltanat”a kavuşamazlar, ancak ne gariptir ki, Adem ve Havva’nın “Nesil”leri yani “Şecere”leri olan “soy”ları, bu dünyada ve hatta ahirette, ebedi yaşamaya ve hem bu dünyada, hatta iyiler için öteki dünyada da, “sonsuz bir iktidar/saltanat” a mazhar olmuşlardır diyebiliriz Allah’u alem (En doğrusunu Allah bilir).

    El hasıl dememiz o ki, madem yasak “Şecere”ye yaklaştıktan sonra dünyada çocukları oldu ve daha sonra dünyada Ademoğulları, iyi ya da kötü olsun, dünya iktidarına kıyamete kadar sahip oldular, o halde yaklaşılmaması istenen “Şecere”, Adem ve Havva’nın “CİNSEL” olarak birleşip, o “Şecere”yi yani “Nesli”, dünyada ortaya çıkarmalarıyla sonuçlanmış olabilir Allah’u alem.

    İşte “Ünsa” yani “Kadın” kelimesiyle, bu kökten türemiş “Saniye” yani “zamanın geçmesi”yle ilgili, ve cennette yapılan ve dünyada imtihan kapısının açılmasına sebeb olan, o dehşetli olayın oluş “An”ına yani “Esna” sına işareten, yine “Ünsa” kelimesiyle aynı kökten olan “Esna” yani “Bir işin yapıldığı zaman” a, yani o “Esna” da yapılan “Nisyan” ın yani “Unutma”nın olduğu o “An” a işaret olup, aynı zamanda, o dehşetli “Esna” da yapılan bu “gayrimeşru” fiilin, Ademoğullarının tüm “nesil”, “soy” ve “sop” larının tüm “60” şar yıllık hayatları, ve tüm “Saniye” leri boyunca, “Nisyan” etmeksizin, her zaman hatırlamaları gereken ve gayrimeşru bir şekilde bu olayın olması durumunda, Allah’ın razı olmayacağı bir fiil olduğunu hatırlatıyor olsa gerek Allah’u alem.

    Allah’a emanet olunuz. Vesselam.

  • Orkun akar / 3 Ocak 2018 15:14

    Okumalar

    Selam selam.Bugra kardesim yazındaki heyecan hepimizi sardı gonlun varolsun.Bütün övgü ve sitayişler kagan atabegime....Varol.
  • onuroner / 3 Ocak 2018 14:42

    Güzel

    Buğra kardesim eline sağlık detaylı bir çalışma olmuş. Yolun açık olsun
  • alaca / 3 Ocak 2018 14:30

    Teşekkür..

    Öncelikle çok teşekkürler. Çizimle bilgi çok güzel sunulmuş birbirlerini tamamlamıştır. Aslında her şeyin 1. Dairede olduğunu fakat gözükme ve 1 de ne olduğunu 19 da net gördüğümüzü düşünebiliriz. Yani Kuran 1 de de tam vardı. Benzetmeler çok yerinde olmuştur. Anlamamız açısından çok yardımcı olmuştur. Hz. Peygamber Efendimizin Beşer şartlarına uygun hareket ettiği anlatımı aslında her şeyin var olduğunu fakat bunu bizim idrak edemediğimizinde bir nevi kanıtı. Tekrardan çok teşekkürler
  • Zafer YAVUZ / 3 Ocak 2018 11:04

    tefekkürler

    Çok güzel açıklamalar. Allah ilminizi arttırsın devamı gelir inşallah... Allah razı olsun
  • Hamdi Cenk Düzgit / 3 Ocak 2018 09:59

    Tebrikleri Buğra kardeşim.Allah ilmini artırsın
  • Bekir ÖZTÜRK / 3 Ocak 2018 08:57

    ÇOK GÜZEL

    tebrikler buğra kardeşim
    devamını bekliyoruz...






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara