Kopuz Ata-4

Kopuz Ata-4

Oktan Keleş'in yeni yazı dizisi Kopuz Ata: Geçmişin, Günümüzün ve Geleceğin Sırlarını açıyor


15 Nisan 2017 03:14
font boyutu küçülsün büyüsün



http://www.onaltiyildiz.com/images/haber/13446.jpg

    

Bu Bir Romandır....  

Bu Bir Kış Romanıdır... 

Yazan ve çizen: Oktan Keleş 

Editör: Erol Elmas  

Kopuz Ata Roman'ındaki resim, yazı ve bilgilerin izinsiz olarak roman, belgesel, kitap ve film yapılması yasaktır!  

 Birinci Bölüm: http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=5507 

 İkinci Bölüm    http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=5552 

 Üçüncü Bölüm http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=5726 


 4. Bölüm 

 TÜRK AŞKINI UNUTMAZ, ONUN AŞKI TURAN 


   

    

 


   


 

 http://www.milliyet.com.tr/hayret-verici-fotograf-200-yildir/dunya/detay/2009742/default.htm

http://www.radikal.com.tr/radikalist/budist-rahibin-meditasyonu-200-yildir-devam-ediyor-1283080/

   

http://www.haberturk.com/dunya/haber/598910-cini-korkutan-3-bin-800-yasindaki-guzel  

http://www.genelturktarihi.net/3800-yasindaki-lolan-guzeli

     

 

    

 https://www.youtube.com/watch?v=aqXB7Q5XTt8  

 

Oktan Keleş    

oktankeles@gmail.com 

onaltiyildiz@gmail.com  

Twitter:@oktankeles        








Bu haber 76,133 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (159)
  • Adsız / 21 Kasım 2017 10:08

    Biz Bilinmeyenleriz, Ansızın Gelir, Ansızın Gideriz.

  • Adsız / 21 Kasım 2017 08:30

    “Geyik de çekti beni kendi dağına”

    Dert ehli olanlar dermana gelir,
    Elbette arayan dermanın bulur,
    Sadık der ki kimde ne var kim bilir,
    Geşt ü güzar ettim elde neler var,
    Vay dünya dünya fanisin dünya,
    Vay dünya dünya yalansın dünya,
    Can ile cananı alansın dünya alansın dünya,
    Aşk ile pervane dönersin dünya yalansın dünya.
  • Adsız / 21 Kasım 2017 05:30

    Anılar, gözümde canlandı anılar, anılar beni bu akşam ...

  • Adsız / 20 Kasım 2017 16:50

    Bamsı Beyrek & Banu Çiçek

    Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üstüne ak otağını diktirmişti. Ala sayvanı gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek seccade döşenmişti. îç Oğuz, Dış Oğuz beyleri Bayındır Hanın sohbetine toplanmıştı. Pay Püre Bey de Bayındır Hanın sohbetine gelmişti.
    Bayındır Hanın karşısında Kara Göne oğlu Kara Budak yayına dayanıp durmuştu. Sağ yanında Kazan oğlu Uruz durmuştu. Sol yanında Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek durmuştu. Pay Püre Bey bunları gördüğünds âh eyledi, başından aklı gitti, mendilini eline aldı, böğüre böğüre ağladı.
    Böyle edince, yenilmez Oğuzun koruyucusu, Bayındır Hanın güveyisi Salur Kazan kaba dizinin üzerine çöktü, gözünü dikerek Pay Püre Beyin yüzüne baktı: «Pay Püre Bey ne ağlayıp döğünürsün?» dedi. Pay Püre Bey de: «Han Kazan nasıl ağlamayayım, nasıl döğünmiyeyim, oğulda nasibim yok, kardaşda kaderim yok, Allah Taâlâ bana kara yazmış; Beyler, tacım tahtım için ağlarım, bir gün gelecek düşeceğim öleceğim; yerimde yurdumda kimse kalmayacak» dedi. Kazan der: «Bütün arzun bu mudur?» Pay Püre Bey der:
    «Evet budur, benim de oğlum olsa, Han Bayındırın karşısma geçse dursa, hizmet eylese, ben de baksam sevinsem, kıvansam, güvensem.
    Böyle deyince yenilmez Oğuz Beyleri yüzlerini göğe tuttular, el kaldırıp duâ eylediler, «Allah Taâlâ sana bir oğul versin» dediler. O zamanda beylerin iyi de dileseler kötü de dileseler duaları kabul olunurdu.
    Pay Piçen Bey de yerinden kalktı, der: «Beyler benim de hakkıma bir dua eyleyin. Allah Taâlâ bana da bir kız versin» dedi. Kudretli Oğuz beyleri el kaldırdılar dua eylediler: «Allah Taâlâ sana da bir kız versin» dediler. Pay Piçen Bey:

    «Beyler, Allah Taâlâ bana bir kız verecek olursa, siz tanık olun, benim kızım Pay Püre Beyin oğluna beşik kertme yavuklu olsun» dedi.
    Bunun üzerine bir kaç zaman geçti. Allah Taâlâ Pay Püre Beye bir oğul, Pay Piçen Beye bir kız verdi. Kudretli Oğuz Beyleri bunu işittiler şâd olup sevindiler. Pay Püre Bey bezirganlarını yanma çağırdı, buyruk etti: «Bre bezirganlar, Allah Taâlâ bana bir oğul verdi, varın Rum eline benim oğlum için güzel armağanlar getirin, benim oğlum büyüyünceye kadar…» dedi.

    Bezirganlar gece gündüz yol gittiler. İstanbul’a geldiler. Birbirinden güzel, eşi bulunmaz armağanlar aldılar. Pay Pürenin oğlu için bir deniz tayı ( Efsaneye göre denizden yüzüp gelen bir aygır ile çayırda otlayan bir kısraktan olma soylu at; bu soydan doğma taylar. ) boz aygır aldılar, bir ak kirişli sert yay aldılar, bir de altın dilimli gürz aldılar. Yol hazırlığını yaptılar.

    Pay Pürenin oğlu beş yaşına girdi, beş yaşından on yaşına girdi, on yaşından onbeş yaşına girdi. Yaban horozu gibi çalımlı, kartal hünerli bir güzel alımlı yiğit oldu.
    O zamanda bir oğlan baş kesmese kan dökmese ad koymazlardı. Pay Püre Beyin oğlu atlandı, ava çıktı. Av avlarken babasının tavlasının üzerine geldi. Tavlacı başı karşıladı, indirdi misafir etti. Yiyip içip oturuyorlardı. Beri yandan da bezirganlar gelerek Kara Derbent ağzına konmuşlardı. Yetişmesin töremesin Evnük Kalesinin kâfirleri bunları casusladı.
    Bezirganlar yatarken ansızın beş yüz kâfir saldırdılar, vurdular, yağmaladılar. Bezirganın büyüğü tutuldu, küçüğü kaçarak Oğuza geldi.

    Baktı gördü Oğuzun sınırında bir ala sayvan dikilmiş, bir Bey oğlu güzel yiğit kırk yiğitle, oturuyorlar. «Oğuzun bir güzel yiğidi ancak, yürüyeyim, yardım isteyeyim» dedi.
    Bezirgan: «Yiğit yiğit bey yiğit, sen benim ünümü anla sözümü dinle, on altı yıl önce Oğuz içinden gitmiştik. Birbirinden güzel kâfir malını Oğuz Beylerine getiriyorduk. Pasi- nin Kara Derbend ağzına göğüs vermiş idik; Evnük Kalesinin beş yüz kâfiri üzerimize saldırdı, kardeşim esir oldu, malımızı rızkımızı yağmaladılar geri döndüler, kara başımı kaldırdım sana geldim, kara başının sadakası yiğit yardım et» dedi.

    Bu defa oğlan şarap içerken içmez oldu, altın kadehi elinden yere çaldı: «Ne diyorsam yetiştirin, giyimim ile benim koç atımı getirin hey, beni seven yiğitler binsinler» dedi. Bezirgan önlerine düştü, kılavuz oldu.
    Kâfir de inerek bir yerde akçe bölüşmekteydi. Bu sırada yiğitler meydanının arslam, pehlivanların kaplanı boz oğlan yetişti. Bir iki demedi, kâfirlere kılıç vurdu, baş kaldıran kâfirleri öldürdü, gazâ eyledi, bezirganların malını kurtardı.

    Bezirganlar: «Bey yiğit bize sen erlik işledin, gel şimdi beğendiğin maldan al» dediler. Yiğidin gözü bir deniz yayı boz aygın tuttu, bir de altı dilimli gürzü bir de ak kirişli yayı tuttu. Bu üçünü beğendi. «Bre bezirganlar bü aygın ve sonra bu yayı ve bu gürzü bana verin» dedi. Böyle deyince bezirganlar bozuldu. Yiğit: «Bre bezirganlar çok mu istedim?» dedi. Bezirganlar:

    «Niye çok olsun, amma bizim Beyimizin bir oğlu vardır, bu üç şeyi ona armağan götürmemiz gerek idi» dediler. Oğlan der: «Bre Beyinizin oğlu kimdi?» «Pey Pürenin oğlu vardır, adına Bamsı derler» dediler. Pay Pürenin oğlu olduğunu bilemediler. Yiğit parmağını ısırdı. «Burda minnetle almaktansa, orda babamın yanında minnetsiz almak,daba iyidir» diye düşündü. Atını kamçıladı yola çıktı. Bezirganlar ardından baka kaldılar; «Vallab güzel yiğit, erdemli yiğit» dediler.

    Boz oğlan babasının evine geldi. Babasına haber verildi Bezirganlar geldi diye. Babası sevindi, çadır, otağ, ala sayvan diktirdi, ipek seccadeler serdi, geçti oturdu. Oğlunu sağ yanma aldı. Oğlan Bezirganlar ile ilgili hiç bir söz söylemedi, kâfirleri öldürdüğünden sözetmedi.

    O sırada Bezirganlar geldiler. Baş indirip selâm verdiler. Gördüler ki Yiğit o Yiğit; baş kesmiştir, kan dökmüştür, Pay Püre Beyin sağında oturuyor. Bezirganlar yürüdüler Yiğidin elini öptüler. Bunlar böyle edince Pay Püre Beyin hiddeti tuttu, Bezirganlara: «Bre densizler edepsizler! Baba dururken oğul eli mi öperler?» diye çıkıştı. «Hânım, bu yiğit senin oğlun mudur?» «Evet benim oğlumdur» dedi. Bezirganlar: «Şimdi incinme Hânım önce onun elini öptüğümüze, eğer senin oğlun olmasaydı bizim malımız Gürcistanda gitmişti, hepimiz esir olmuştuk» dediler. Pay Püre Bey de:
    «Bre, benim oğlum baş mı kesti kan mı döktü?» diye şaştı.
    «Evet baş kesti, kan döktü, adam devirdi» dediler.

    «Bre, bu oğlana ad koyacak kadar var mıdır» dedi.
    «Evet sultanım, fazladır» dediler.
    Pay Püre Bey kudretli Oğuz beylerini çağırdı misafir etti. Dedem Korkut geldi, oğlana ad koydu.

    Ünümü anla sözümü dinle
    Pay Püre Bey
    Allah Taâlâ sana bir oğul vermiş uzun yaşatsın
    Ak sancak kaldırınca
    Müslümanlar arkası olsun
    Karşı yatan kara karlı dağlardan aşar olsa
    Allah Taâlâ senin oğluna güç versin
    Kanlı kanlı sulardan geçer olsa geçit versin
    Kalabalık kâfire girince
    Allah Taâlâ senin oğluna fırsat versin
    Sen oğlunu Bamsam, diye okşarsm
    Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun
    Adını ben verdim yaşını Allah versin

    dedi. Kudretli Oğuz beyleri el kaldırdılar dua eylediler;
    «Bu ad bu Yiğitde kutlu olsun» dediler. Beyler hep ava gitti. Boz aygırını çektirdi. Beyrek bindi. Ala Dağa ava çıktı.

    Birdenbire Oğuzun üzerine bir sürü geyik geldi. Bamsı Beyrek birini kovalayıp gitti. Kovalaya kovalaya bir yere geldi, ne gördü? Sultanım gördüğü şu: Yemyeşil çayırın üzerine bir kırmızı otağ dikilmiş. «Yârap bu otağ kimin ola?» dedi. Haberi yok ki alacağı elâ gözlü kızın otağı olsa gerek. Bu otağın üzerine varmak istemedi. «Ne olursa olsun, hele ben avımı alayım» dedi. Otağın önünde yetiştiği geyiği vurdu. Baktı gördü bu otağ Banu Çiçek otağı imiş ki Beyreğin beşik kertme nişanlısı, adaklısı idi.
    Banu Çiçek otağdan bakıyordu: «Bre dadılar, bu babadan densiz, görgüsüz Adam bize erlik mi gösteriyor?» dedi; «Varın bundan pay isteyin, görün ne der.»

    Kısırca Yenge derler bir hatun var idi, ileri vardı pay diledi: «Hey hey yiğit, bize de bu geyikten pay ver» dedi. Beyrek:
    «Bre dadı, ben av a değilim, Bey oğlu Beyim, hepsi size» dedi;
    «Amma sormak ayıp olmasın bu otağ kimindir» Kısırca Yenge der: «Bey yiğidim, bu otağ Pay Piçen Bey kızı Banu Çiçeğindir» dedi, Bunun üzerine Hânım, Beyreğin kanı kaynadı, edeple usul usul geri döndü.
    Kızlar geyiği alıp güzeller şâhı Banu Çiçeğin önüne getirdiler. Baktı gördü ki bir sultan semiz yaban geyiğidi, Banu Çiçek: «Bre kızlar, bu Yiğit ne yiğittir» diye sordu. Kızlar da:
    «Vallah sultanım, bu Yiğit yüzü örtülü güzel yiğittir, Bey oğlu Bey imiş» dediler. Banu Çiçek: «Hey hey dadılar, babam bana ben seni yüzü örtülü Beyreğe vermişim derdi, olmaya ki bu ola, bre çağırın haberleşeyim» dedi.

    Çağırdılar. Beyrek geldi. Banu Çiçek yaşmaklandı, haber sordu: «Yiğit, gelişin nerden?» Beyrek: «îç Oğuzdan» dedi, «İç Oğuzda kimin nesisin?» «Pay Püre Bey oğlu Bamsı Beyrek dedikleri benim»
    Kız: «Peki ya ne yapmaya geldin yiğit?» dedi.
    Beyrek de: «Pay Piçen Beyin bir kızı varmış, onu görmeğe geldim» dedi.
    Kız: «O öyle insan değildir ki sana görünsün, amma ben Banu Çiçeğin dadısıyım, gel şimdi seninle ava çıkalım, eğer senin atın benim atımı geçerse onun atını da geçersin, hem seninle ok atalım, beni geçersen onu da geçersin ve hem seninle güreşelim, beni yenersen onu da yener- sin» dedi. Beyrek kabul etti! «Pekâlâ, hemen atına bin.»

    İkisi atlandılar, meydana çıktılar. At teptiler, Beyreğin atı kızın atını geçti. Ok attılar, Beyrek kızın okunu geride bıraktı. Kız: «Bre yiğit benim atımı kimsenin geçtiği yok, okumu kimsenin geride bıraktığı yok, şimdi gel seninle güreş tutalım» dedi.

    Beyrek hemen attan indi. Kavuştular, iki pehlivan olup birbirine sarmaştılar. Beyrek kaldırır kızı yere vurmak ister, kız kaldırır Beyreği yere vurmak ister. Beyrek bunaldı.
    «Bu kıza yenilecek olursam, kudretli Oğuz içinde başıma kakınç, yüzüme tokuç ( Anadolu’da, çamaşır yıkamak için yapılan ağaçtan yontma bir âlet; tokaç) ederler» diye düşündü. Canını dişine taktı geldi, kavradı kızı sarmaya aldı, memesinden tuttu. Kızı koçundu. Bu sefer Beyrek kızın ince beline girdi, çengele aldı, arkası üzerine yere yıktı. Kız o zaman: «Yiğit, Pay Piçe- nin kızı Banu Çiçek benim» dedi. Beyrek üç öptü bir dişledi,

    «Düğün kutlu olsun Han Kızı» diye parmağından altın yüzüğü çıkardı kızın parmağına geçirdi. «Aramızda bu nişan olsun Hân Kızı» dedi. Kız der: «Madem ki öyle oldu, bundan sonra uzak durmamız gerek Bey oğlu» dedi. Beyrek de «Ne olacak Hânım, baş üzerine» dedi.

    Beyrek, Kızdan ayrılıp evlerine geldi. Âksakallı babası karşıladı: «Oğul bugün Oğuzda her zamankinden değişik ne gördün?» diye sordu. Beyrek, cevap verdi: «Ne göreyim, oğlu olan evlendirmiş, kızı olan kocaya vermiş.» «Oğul yoksa seni evlendirmek mi gerek? «Evet ya, ak sakallı aziz baba, evlendirmek gerek.» «Oğuzda kimin kızını alıvereyim?» «Baba bana bir kız alıver ki ben yerimden kalkmadan o kalkmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmeli, ben hasmıma varmadan o bana baş getirmeli, böyle kız alıver baba bana» «Oğul sen kız istemiyorsun, kendine denk bir yoldaş istiyormuşsun, oğul galiba senin istediğin kız Pay Piçen Bey kızı Banu Çiçektir» «Evet ya, evet ak sakallı, aziz baba benim de istediğim odur.» «Ay oğul Banu Çiçeğin bir deli kardeşi vardır, adına Deli Karçar derler, kız isteyeni öldürür.» «Peki ya nidelim?»

    «Oğul kudretli Oğuz Beylerini evimize çağıralım, nasıl uygun görürlerse ona göre iş edelim.»
    Kudretli Oğuz Beylerinin hepsini çağırdılar, evlerine getirdiler. Yedirdiler içirdiler, saygıda kusur etmediler. Kudretli Oğuz Beyleri dediler: «Bu kızı istemeğe kim varabilir?» Uygun gördüler ki «Dede Korkut varsm» dediler. Dede Korkut kabul etti: «Dostlar, made m ki beni gönderiyorsunuz, biliyorsunuz ki Deli Karçar kız kardeşini isteyeni öldürür, bâri Bayındır Hanın tavlasından yüğrük iki cins at getirtin. Bir keçi başlı kırçıl aygın, bir toklu başlı doru aygın, işin sonunda kaçma kovalama olursa birisine bineyim, birisini yedekte çekeyim» dedi. Dede Korkut’un sözü haklı görüldü. Vardılar Bayındır Hanın tavlasından o iki atı getirdiler. Dede Korkut birine bindi, birini yedekte çekti: «Dostlar sizi Hakka ısmarladım» dedi gitti.
    Meğer sultanım, Deli Karçar ak çadınnı, ak otağını kara yerin üzerine kurdurmuştu, arkadaşlan dikmişler uzağa bir tahtayı, ok atıp duruyorlar, eğleniyorlardı. Dedem Korkut öteden beriye geldi. Baş indirdi, bağır basü, ağız dilden güzel selâm verdi. Deli Kaçar ağzını köpüklendirdi. Dede Korkutu n yüzüne baktı: «Aleykesselâm ey işi gücü azıtmış, kendi şaşkına dönmüş kişi, Yüce Allah ak alnına belâ yazmış! Ayaklıların buraya geldiği yok, ağızların bu suyumdan içtiği yok, sana noldu, yolun yordamını mı şaştı, ecelin mi gefcli, buralarda neylersin?» dedi. Dede Korkut:

    «Karşı yatan kara dağını aşmağa gelmişim
    Akıntılı güzel suyunu geçmeğe gelmişim
    Geniş eteğine dar koltuğuna sığınmağa gelmişim

    Tanrının buyruğu ile Peygamberin kavli ile aydan arı, güneşten güzel kız kardeşin Banu Çiçeği Bamsı Beyreğe istemeğe gelmişim» dedi.
    Dede Korkut böyle söyleyince Deli Karçah: «Bre ne diyorsam yetiştirin, kara aygın eğerleyip kılıcımla topuzumu getirin» diye haykırdı.
    Kara aygırı eğerlediler, istediklerini getirdiler. Deli Kar- ça n bindirdiler. Dede Korkut atını dehlediği gibi durmadan kaçtı. Deli Karçar ardına düştü.
    Toklu başlı doru aygır yoruldu. Dede Korkut keçi başlı
    kırçıl aygıra sıçradı bindi. Dedeyi kovalaya kovalaya Deli Karçar on tepe aşırdı. Dede Korkudun ardından Deli Karçar erişti. Dedenin feleği şaştı. Tanrıya sığında, Ism-i Aza m Duasını okudu. Deli Karçar kılıcını eline aldı, öfke ile kaldırıp vurmak istedi. Deli Beyin niyeti Dedeyi başından aşağı ikiye biçmek idi. Dede Korkut: «Vurursan elin kurusun» dedi. Hak Taâlânm emri ile Deli Karçarın eli yukarıda asılı kaldı. Çünkü Dede Korkut Evliya gücüne sahip idi, dileği kabul olundu.
    Deli Karçar yalvardı:

    «Medet amen el aman
    Tanrının birliğine yoktur güman
    Sen benim elimi iyileştirirsen
    Tanrının buyruğu ile Peygamberin yoluncu ile kız kardeşimi Beyreğe vereyim» dedi. Üç kerre söyletti bu sözü, günâhına tövbe etti. Dede Korkut dua eyledi. Delinin eli Hak emri ile sapa sağlam oldu. Döndü:
    «Dede, kız kardeşimin yoluna ben ne istersem verir misin?» diye sordu. Dede de: «Verelim» dedi, «Görelim ne istersin.»
    Deli Karçar: «Bin erkek deve getirin dişi deve görmemiş olsun, bin de aygır getirin ki hiç kısrağa aşmamış olsun, bin de koyun görmemiş koç getirin, bin de kuyruksuz kulaksız köpek getirin, bin de pire getirin bana» dedi. «Eğer bu dediğim şeyleri getirirseniz pekâlâ verdim, amma getirmeyecek olur-, san bu sefer öldürmedim, o vakit öldürürüm.»

    Dede döndü Pay Püre Beyin evine geldi. Pay Püre Bey sordu:
    «Dede, kurt musun,kuzu musun?» Dede: «Kurdum» dedi.
    «Peki ya nasıl kurtuldun Deli Karçarın elinden?»
    «Allahm büyük yardımı, erenlerin himmeti oldu, kızı aldım.»
    Beyreğe ve anasına ve kız kardeşlerine müjdeci geldi, sevindiler, şenlendiler.. Pay Püre Bey: «Deli ne kadar mal istedi?» diye sordu.
    «Yetişip töremesin, Deli Karçar öyle mal istedi ki hiç bitmez.»
    «Hele ne istedi?»
    «Bin aygır istemiştir ki hiç kısrağa aşmamış olsun, bin de erkek deve istedi ki dişi deve görmemiş olsun, bin de koç istemiştir koyun görmemiş olsun, bin de kuyruksuz kulaksız köpek istedi, bin de ufacık karacık pireler istedi. Bu şeyleri getirecek olursanız kız kardeşimi veririm, getirmeyecek olursan gözüme görünmeyesin, yoksa seni öldürürüm.»
    «Dede ben üçünü bulursam ikisini sen bulur musun?»
    «Evet Hânım bulayım.»
    Pay Püre Bey: «Şimdi Dede, köpek ile pireyi sen bul» dedi.

    Sonra, kendisi tavla tavla atlarına vardı; bin aygır seçti, develerine vardı bin erkek deve seçti, koyunlarına vardı bin koç seçti. Dede Korkut da bin kuyruksuz kulaksız köpek ile bin de pire buldu. Alıp bunları Deli Karçara gitti.
    Deli Karçar işitti karşı geldi, göreyim dediğimi getirdiler mi decb Aygırları görünce beğendi, develeri gördüğünde beğendi, koçları beğendi, köpekleri görünce kah kah güldü, Sordu: «Dede ya hani benim pirelerim?» Dede Korkut: Pireleri bir ağıla salıvermiş, kapısını penceresini sıkıca kapatmıştı: «Hay oğul Karçar insan için tıpkı böğelek gibi tehlikelidir, o bir azgın canavardır, hep bir yerde toplamışımdır, gel gidelim, semizini al zayıfını bırak» dedi.
    Aldı Deli Karçan ağıla pireli yere getirdi. Deli Karçarı çini çıplak eyledi, ağıla soktu. Pireler Deli Karçara üşüştüler. Gördü başa çıkamıyor, «Medet Dede, kerem eyle Allah aşkına kapıyı aç çıkayım» diye çırpındı. Dede Korkut: «Oğul Karçar ne gürültü patırtı ediyorsun, getirdim, bu ısmarladığın şeydi, noldun böyle bunaldm, semizini al zayıfını bırak» dedi. Deli Karçar: «Hey Dede Sultan,Tanrı bunun semizini de alsın zayıfını da alsın, derhal beni kapıdan dışan çıkar, medet» dedi.
    Dede kapıyı açtı, Deli Karçar çıktı. Dede gördü ki Delinin canına geçmiş, başının derdine düşmüş gövdesi pireden görünmez, yüzü gözü belirmez. Dedenin ayağına kapandı. Allah aşkına beni kurtar dedi. Dede Korkut: «Var oğul kendini suya at» dedi. Deli Karçar koşarak vardı suya atladı. Pireler, suya aktı gitti. Geldi elbisesini giydi, evine gitti. Ağır düğün hazırlığını yaptı.
    Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gelin odası dikerdi. Beyrek Han da okunu attı, dibine gelin odasını dikti.
    Adaklısından gelin hediyesi olarak bir kırmızı kaftan geldi. Beyrek giydi. Arkadaşlanna bu iş hoş gelmedi, üzüldüler. Beyrek:

    «Niye üzüldünüz» dedi.
    «Nasıl üzülmeyelim, sen kızıl kaftan giyiyorsun, biz ak kaftan giyiyoruz» dediler.
    «Bu kadar şeyden ötürü niye üzülüyorsunuz, bugün ben giydim, yarın sağdıcım giysin, kırk güne kadar sıra ile giyiniz, ondan sonra bir dervişe verelim.»

    Kırk yiğit ile yiyip içip oturuyorlardı. Gözü çıkası, eli ko- pası kâfirin casusu bunları casusladı, varıp Bayburd Hisarının Beyine haber verdi. «Ne oturuyorsun sultanım, Pay Pi- çen o sana vereceği kızı Beyreğe verdi, bu gece gelin odasına giriyor.» dedi. Soyu sopu kuruyaşı o melun da, yedi yüz kâfir ile dört nala yola çıktı.

    Beyrek gelin odası içinde yiyip içip habersiz oturuyordu. Gece uykusunda kâfir otağa saldırdı. Sağdıcı kılıcını sıyırdı eline aldı: «Benim başım Beyreğin başına kurban olsun» dedi. Sağdıç paralandı, şehit oldu. Derin olsa batırır, kalabalık korkutur; at işler er övünür, yayan erin umudu olmaz. Otuz dokuz yiğit ile Beyrek esir gitti.

    Tan ağardı, güneş doğdu. Beyreğin babası anası baktı gördü ki gerdek görünmez olmuş. Ah ettiler, akılları başlarından gitti. Gördüler ki uçanlardan kuzgun kalmış, tazı dolaşmış yurtta kalmış, gelin odası paralanmış, sağdıç şehit olmuş. Beyreğin babası kaba sangını kaldırıp yere çaldı; çekti yakasını yırttı, “oğul! oğul!” diyerek böğürdü acı acı haykırdı. Ak bürçekli anası boncuk boncuk ağladı,-gözünün yaşım döktü, acı tırnaklan ak yüzünü yırttı, al yanağım yırttı, kargı gibi kara saçını yoldu, ağlayarak sızlayarak evine geldi. Pay Püre Beyin penceresi altın otağına kara ağıt, kara yas figan girdi. Kızı gelini gülmez oldu, kızıl kına ak eline yakmaz oldu. Yedi kız kardeşi ak çıkardılar karalar giydiler; «Vay beyim kardeş, muradına maksuduna ermeyen yalnız kardeş!» deyip ağlaştılar inileştiler. Beyreğin yavuklusu, Banu Çiçek, karalar giydi ak kaftanını çıkardı, güz elması gibi al yanağıni çekti yırttı.

    Vây al duvağımın sahibi
    Vây alnımın başımın umudu
    Vây şah yiğidim vây şahbaz yiğidim
    Doyuncaya kadar yüzüne bakmadığım hanım yiğit
    Nereye gittin beni yalnız koyup canım yiğit
    Göz açıp gördüğüm
    Gönül ile sevdiğim
    Bir yastıkta baş koyduğum
    Yolunda öldüğüm kurban olduğum
    Vây Kazan Beyin güveni
    Vây kudretli Oğuzun imrenileni
    Han Beyrek

    diyip zâ n zarı ağladı.
    Bunu işitip Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar ak çıkardı kara giydi. Beyreğin yar ve yoldaşları akı çıkarıp karalar giydiler. Kudretli Oğuz Beyleri Beyrek için büyük yas tuttular; umutlarını kestiler.
    Bunun üzerinden on altı yıl geçti, Beyrek ölü mü diri mi bilmediler.
    Bir gün kızın kardeşi Deli Karçar Bayındır Hanın divanına geldi, dizini çöktü; «Devletli Hânın ömrü uzun olsun, Beyrek sağ olsa on altı yıldan beri gelirdi, bir yiğit olsa, dirisi haberini getirse, sırmalı kaftan, altın akçe verirdim, ölüsü haberini getirene kız kardeşimi verirdim» dedi. Böyle deyince kolu kanadı kırılası Yalancı oğlu Yaltacuk: «Sultanım ben varayım, ölü diri haberini getireyim» dedi.
    Meğer Beyrek buna bir gömlek bağışlamıştı, giymezdi, saklardı. Vardı, gömleği kana mana batırdı, Bayındır Hanın önüne getirip bıraktı. Bayındır Han: «Bre bu ne gömlektir?» diye sordu. Yalancı oğlu Yaltacuk: «Beyreği Kara Derbentte öldürmüşler, işte nişanı sultanım» dedi.
    Gömleği görünce Beyler hüngür hüngür ağlaştılar, çığırıştılar. Bayındır Han: «Bre niye ağlıyorsunuz, biz bunu tanımayız, adaklısına götürün görsün, o iyi bilir, Çünkü o dikmiştir, yine o tanır» dedi.
    Vardılar gömleği Banu Çiçeğe ilettiler. Gördü; tanıdı,
    «odur» dedi, çekti yakasını yırttı, acı “tırnakları ak yüzünü parçaladı, güz elması gibi al yanağını kan içinde bıraktı.

    «Vây göz açıp gördüğüm Gönül verip sevdiğim Vây al duvağımın sahibi
    Vây alnımın başımın umudu
    Han Beyrek”

    diye ağladı. Babasına anasına haber oldu, allı yeşilli yurduna yas doldu; ak çıkardılar kara giydiler. Kudretli Oğuz Beyleri Beyrekten umut kestiler.
    Yalana oğlu Yaltacuk küçük düğününü yapü, büyük düğününe gün belirledi.
    Beyreğin babası Pay Püre Bey de bezirganlarını çağırdı yanına getirdi; «Bre bezirganlar vann, iklim iklim arayın. Beyreğin ölü diri haberini getirirsiniz belki» dedi.
    Bezirganlar hazırlık gördüler. Gece gündüz demeyip yürüdüler. Sonunda Parasann Bayburt Hisarına geldiler. Meğer o gün kâfirlerin kutsal günleri imiş. Her biri yemekte içmekte idi. Beyreği de getirip kopuz çaldırıyorlardı. Beyrek yüce çardaktan baktı bezirgânlan gördü. Bunları gördüğünde haberleşti görelim Hânım ne haberleşti:

    Düz engin havası hoş yerden gelen kervancı Be y babamın kadın anamın hediyesi kervancı Ayağı uzun küheylan ata binen kervancı Ünümü anla sözümü dinle kervancı

    Ulaş oğlu Salur Kazam sorar olsam sağ mı kervancı
    Kudretli Oğuz içinde
    Kıyan Selçuk oğlu Deli Dûndar sorar olsam sağ mı kervancı
    Kara Göne oğlu Kara Budağı sorar olsam sağ mı kervancı
    Ak sakallı babamı
    Ak pürçekli anamı sorar olsam sağ mı kervancı
    Göz açıp da gördüğün
    Gönül ile sevdiğim
    Pay Piçen kızı Banu Çiçek evde mi kervancı
    Yoksa kimseye vardı mı kervancı
    Söyle bana
    Kara başım kurban olsun kervancı sana

    dedi. Bezirganlar da:

    Sağ mısın esen misin canım Bamsı
    On altı yılın özlemlisi Beyim Bamsı
    Kudretli Oğuz içinde
    Kazan Beyi sorar olsan sağdır Bamsı
    Kıyan Selçuk oğlu Deli Dûndar sorar olsan sağdır Bamsı
    Kara Göne oğlu Budağı sorar olsan sağdır Bamsı
    O Beyler ak çıkardı kara giydi senin için Bamsı
    Ak sakallı babanı
    Ak bürçekli ananı sorar olsan sağdır Bamsı
    Ak çıkarıp kara giydiler senin için Bamsı
    Yedi kız kardeşini yedi yol aynmmda ağlar gördüm Bamsı
    Güz elması gibi al yanaklarını yırtar gördüm Bamsı
    Vardı gelmez kardeş diye feryad eder gördüm Bamsı
    Göz açıp da gördüğün
    Gönül verip sevdiğin
    Pay Piçen kızı Banu Çiçek
    Küçük düğününü yaptı büyük düğününe gün sayıyor
    Yalancı oğlu Yaltacuğa varır gördüm
    Han Beyrek
    Parasarın Bayburt Hisarından uçmağa bak
    Allı pullu gerdeğine gelmeğe bak
    Gelmez olsan
    Pay Piçen kızı Banu Çiçeği aldırdın bunu böyle bil.»

    diye cevap verdiler. Beyrek kalktı, ağlaya ağlaya kırk yiğidinin yanma geldi. Kaba sarığı kaldırdı yere çaldı. «Hey benim kırk arkadaşım, biliyor musunuz neler oldu? Yalancı oğlu Yaltacuk benim ölüm haberimi iletmiş, penceresi altın otağına babamın karayası dolmuş, kaza benzer kızı gelini ak çıkarmış kara giymiş göz açıp da gördüğüm, gönül verip sevdiğim Banu Çiçek Yalancı oğlu Yaltacuğa varır olmuş» dedi: Böyle deyince kırk yiğidi kaba sarıklarını kaldırdılar yere çaldılar, böğüre böğüre ağlaştılar, haykırıştılar, dövündüler.
    Meğer kafir Beyinin bir bekâr kızı var idi. Her gün Beyre- ği görmeğe gelirdi. O gün yine görmeğe geldi. Baktı gördü Beyrek çok üzülmüş. Kız: «Niçin üzgünsün Hânım yiğit? Geldikçe seni şen görürdüm, gülerdin oynardın, şimdi noldun?» dedi. Beyrek «Nasıl üzülmeyim? On altı yıldır babanın esiriyim. Babaya anaya, akrabaya, kardeşe hasretim ve hem bir kara gözlü yavuklum var idi, Yalancı oğlu Yaltacuk derler bir kişi var idi, varmış yalan söylemiş, beni öldü demiş, ona varır olmuş» dedi. Böyle söyleyince kız -Beyreğe âşık olmuştu-: «Eğer seni hisardan aşağı urgan ile sallandıracak olursam, babana anana sağlık ile varacak olursan beni burada gelip helâllığa alır mısın?» dedi.
    Beyrek and içti: «Kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım sağlık ile varacak olursam Oğuza, gelip seni helâllığa almazsam» dedi.

    Kız da urgan getirip Beyreği hisardan aşağı sallandırdı. Beyrek aşağı baktı kendisini yer yüzünde gördü. Allaha şük- reyledi, yola düştü. Giderek kâfirin at sürüsüne geldi. «Bir at bulursam tutayım bineyim» dedi. Baktı gördü kendisinin deniz tayı boz aygırı burada otlayıp duruyor. Boz aygır da Beyreği görüp tanıdı, iki ayağının üzerine kalktı kişnedi. Beyrek de bunu övmüş görelim Hanım nasıl övmüş:

    Açık açık meydana benzer senin alıncığın
    İki şebçerağ a (1) benzer senin gözceğizin
    İbrişime benzer senin yeleceğin
    İkiz kardeşe benzer senin kulakçığın
    Eri amacına ulaştırır senin o güzel sırtın
    At demem sana kardeş derim kardeşimden daha iyi
    Başıma iş geldi arkadaş derim arkadaşımdan daha iyi

    ((1) Şebçerağa: Gece vakti, parlak ışıklar saçan bir cevher. Söylentiye göre su sığırı, bazı geceler karaya otlamak için çıktığında ağzında şebçerağla birlikte çıkarmış ve bu cevheri otlayacağı yere bırakıp onun aydınlığıyla otlarmış. Durr-i şebgûn dà denir. Şebçerağ: Hipopotöm (su aygırı)ın gece taşıdığı bir tür masal taşı)

    At başını kaldırdı, bir kulağını dikip Beyreğe karşı geldi. Beyrek atın göğsünü kucakladı, iki gözünü öptü. Sıçradı bindi, hisarın kapısına geldi. Otuz dokuz arkadaşını gözetmesini istedi, görelim Hânım nasıl istedi:
    Beyrek der:

    Bre aykırı dinli kâfir
    Benim ağzıma söğüp duruyordun dayanamadım
    Kara domuz etinden yahni yedirdin dayanamadım
    Tanrı bana yol verdi gider oldum bre kâfir
    Otuz dokuz yiğidimi iyi sakla bre kâfir
    Birini eksik bulsam yerine on öldüreyim
    Onunu eksik bulsam yerine yüzünü öldüreyim bre kâfir
    Otuz dokuz yiğidimi iyi sakla bre kâfir

    dedi, sonra yürüdü gitti. Kırk kâfir atlandılar, ardına düştüler. Kovalayıp gittiler, yetişemediler döndüler.
    Beyrek Oğuza geldi. Baktı gördü bir ozan gidiyor.
    «Bre ozan nereye gidiyorsun?» diye sordu.
    «Bey yiğit düğüne gidiyorum.»
    «Düğün kimin?»
    «Yalancı oğlu Yaltacuğun.»
    «Bre kimin nesini alıyor?»
    «Han Beyreğin adaklısını.»
    «Bre ozan kopuzunu bana ver atımı sana vereyim. Sakla, geleyim değerini getireyim alayım.»
    «Avazım kısılmadan, sesim kalınlaşmadan bir attır elime geçti, götüreyim saklayayım» diyerek Ozan kopuzu Bey- reğe verdi.
    Beyrek kopuzu aldı, babasının yurduna yakın geldi. Baktı gördü ki birkaç çoban yolun kenarına oturmuş ağlıyorlar, hem durmayıp taş yığıyorlar.
    «Bre çobanlar, bir kişi yolda taş bulsa yabana atar, siz bu yolda bu taşı niçin yığıyorsunuz?»
    «Bre sen seni bilirsin, bizim hâlimizden haberin yok.»
    «Bre ne hâliniz vardır?»
    «Beyimizin bir oğlu var idi, on altı yıldır ölü diri haberini kimse bilmez; Yalancı oğlu Yaltacuk derler, ölü haberini getirdi, adaklısını ona verir oldular, gelir buradan geçer, vura-. lım onu, ona varmasın eşine dengine varsın» dediler.
    Beyrek
    «Bre yüzünüz ak olsun, ağanızın ekmeği size helâl olsun» dedi.
    Oradan babasının yurduna geldi. Meğer evlerinin önünde bir büyük ağaç var idi. Dibinde bir güzel pınar var idi. Beyrek baktı gördü kim küçük kız kardeşi pınardan su almağa geliyor, «Kardeş Beyrek!» diye ağlıyor inliyor; «Toyun düğünün kara oldu» diye döğünüyor. Beyreğe dayanılmaz ayrılık acısı çöktü, dayanamadı, buldur buldur gözünün yaşı akıp gitti. Çağırarak burada söyler, görelim Hânım ne söyler:

    Bre kız ne ağlıyorsun ne bağırıyorsun ağam diye
    Yandı bağrım yakıldı içim
    Yoksa ağan gitmiş gelmemiş midir?
    Yüreğine kaynar yağlar mı dökülmüştür
    Kara bağrın mı sarsılmıştır
    Ağam diye ne ağlarsın inilersin
    Yandı bağrım yakıldı içim
    Karşı yatan kara dağı sorar olsam kimin yaylağı
    Soğuk soğuk sularını sorar olsam kimin içmesi
    Tavla tavla koç atları sorar olsam kimin bineği
    Katar katar develeri sorar olsam kimin katarı
    Ağıllarda akça koyunu sorar olsam kimin sürüsü
    Karalı mavili otağı sorar olsam kimin gölgesi
    Ağız dilden kız kişi haber bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana

    Kız der:

    Çalma ozan söyleme ozan
    Benim gibi yaslı kızın nesine gerek ozan
    Karşı yatan kara dağı sorar olsan
    Ağam Beyreğin yaylası idi
    Ağam Beyrek gideli yaylayamm yok
    Soğuk soğuk sularını sorar olsan
    Ağam Beyreğin içmesi idi
    Ağam Beyrek gideli içenim yok
    Tavla tavla koç atları sorar olsan
    Ağam Beyreğin bineği idi
    Ağam Beyrek gideli binenim yok
    Katar katar develeri sorar olsan
    Ağam Beyreğin katarı idi
    Ağam Beyrek gideli yükleyenim yok
    Ağıllarda akça koyunu sorar olsan
    Ağam Beyreğin sürüsü idi
    Ağam Beyrek gideli şölenim yok
    Karalı mavili otağı sorar olsan
    Ağam Beyreğindir
    Ağam Beyrek gideli göçenim yok

    Yine kız der:

    Bre ozan
    Karşı yatan kara dağdan geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğide raslamadın mı
    Taşkın suları aşıp geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğit görmedin mi?
    Ağır adlı şehirlerden geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğide rastlamadın mı
    Bre ozan gördün ise söyle bana
    Kara başım kurban olsun ozan sana

    Kız yine der:

    Karşı yatan kara dağım yıkılmıştır
    Ozan senin haberin yok
    Gölgelice ulu ağacım kesilmiştir
    Ozan senin haberin yok
    Dünyalıkta bir kardeşim alınmıştır
    Ozan senin haberin yok
    Çalma ozan söyleme ozan
    Benim gibi yaslı kızın nesine gerek ozan
    Az ötende düğün var düğüne varıp öt

    Beyrek bundan geçti, büyük kız kardeşlerinin yanma geldi. Baktı gördü kız kardeşleri karalı mavili oturuyorlar. Çağırıp Beyrek söyler, görelim Hânım ne söyler:

    Sabah gün doğanda yerinden kalkan kızlar
    Ak otağı bırakıp kara otağa giren kızlar
    Ak çıkarıp, kara giyen kızlar
    Yürek gibi katılaşan yoğurttan ne var
    Kara saç altında bazlamaçtan ne var
    Dağarcığımızda ekmekten ne var
    Üç gündür, yoldan geldim doyurun beni
    Üç güne varmasın Allah sevindirsin sizi

    Kızlar vardılar yemek getirdiler. Beyreğin karnını doyurdular. Beyrek: «Ağanızın başı ve gözü sadakası eski kaftanınız var ise giyeyim düğüne varayım, düğünde elime kaftan verirler, tekrar kaftanınızı geri vereyim» dedi. Vardılar, Beyreğin kaftanı var imiş, buna verdiler. Aldı giydi, boyu boyuna, beli beline, kolu koluna yakıştı. Büyük kız kardeşi bunu Beyreğe benzetti, kara çekme gözleri kan yaş doldu. Söylemiş, görelim Hanım ne söylemiş:

    Bre Ozan!
    Kara çekik gözlerin keskince bakabilseydi
    Ağam Beyrek diyeydim ozan sana
    Yüzünü kara saç örtme şeydi
    Ağam Beyrek diyeydim ozan sana
    Sağlam sağlam bileklerin solmasaydı
    Ağam Beyrek diyeydim ozan sana
    Salına salına yürüyüşünden
    Aslan gibi duruşundan
    Kasıla kasıla bakışından
    Ağam Beyreğe benzetirim ozan seni
    Sevindirdin yerindirme ozan beni

    Kız bir daha söylemiş:

    Çalma ozan söyleme ozan
    Ağam Beyrek gideli bize ozan geldiği yok
    Üstümüzden kaftanımızı aldığı yok
    Boynuzu burma koçlarımızı aldığı yok

    Beyrek: «Gördün mü, kızlar bu kaftan ile beni tanıdılar, kudretli Oğuz Beyleri de tanıyabilirler. Göreyim Oğuzdan benim dostum düşmanım kimdir?» diye düşünüp kaftanı sıyırdı, kaldırdı kızların üstüne atıverdi. «Bana ne sizden, bana ne Beyrekten; bir eski kaftan verdiniz, benim başımı beynimi aldınız» deyip yürüdü, bir eski deve çuvalı buldu, deldi boynuna geçirdi, kendisini deliliğe verdi. Sürdü düğüne geldi.
    Baktı ki düğünde güveyi ok atıyor. Kara Göne oğlu Budak, Kazan Bey oğlu Uruz, beyler başı Yigenek Gaflet Koça oğlu Şîr Şemseddin kızın kardeşi Deli Karçar beraber ok atıyorlardı. Ne zaman ki Budak atsa Beyrek «Elin var olsun!» diyordu. Uruz atsa «Elin var olsun!» diyordu, Yigenek atsa
    «Elin var olsun!» diyordu. Şîr Şemseddin atsa «Elin var olsun!» diyordu, güveyi atsa «Elin kurusun, parmakların çürüsün, hay domuz oğlu domuz!» diyordu; «Güveyilere kurban ol!» diyordu. Yalancı oğlu Yaltacuğun öfkeleneceği tuttu:

    «Bre babasından yeminli sümsük! sana düşer mi bana bu gibi söz söylemek? Gel bre densiz, benim yayımı çek, yoksa şimdi boynunu vuranım!» dedi. Böyle deyince Beyrek yayı aldı çekti, kabzasından yay iki parça oldu. Kaldırdı önüne bıraktı, «Çıplak yerde çayır kuşu vurmak için iyi» dedi. Yalancı oğlu Yaltacuk yay ufandığına çok kızdı: «Bre Beyreğin yayı vardır, getirin!» dedi. Vardılar getirdiler, Beyrek yayı gördüğünde yoldaşlarını andı ağladı, der:

    Duldalarda gerdiğim
    Gön kesimini temiz tuttuğum
    Aygırların kuyruk kılından
    Düşman elinde örülmüş tirkeşlim
    Aygır verip değiştiğim ok kirişli sert yayım
    Boğa verip aldığım boğmalı kirişim
    Sıkıntılı yerde koydum geldim
    Otuz dokuz arkadaşım iki kervancım

    Sonra Beyrek: «Beyler sizin aşkınıza çekeyim yayı, atayım oku» dedi. Meğer güveyinin yüzüğüne nişan alıyorlardı. Beyrek ok ile yüzüğü vurdu paraladı. Oğuz beyleri bunu görünce el ele çaldılar gülüştüler.
    Kazan Bey bakıp seyrediyordu. Adam gönderdi Beyreği çağırdı. Deli ozan geldi, baş indirdi, ağır bastı, selâm verdi.

    Gün doğanda sapa yerde dikilince ak otağlı
    Atlas ile yapılınca gök sayvanlı
    Tavla tavla çekilince şahbaz atlı
    Çağırıp yardım isteyince bol yiğitli
    Çalkalandığında yağ dökülen bol bereketli
    Darda kalmış yiğidin koruyanı
    Yoksulun miskinin umudu Bayındır Hanın güveyisi
    Yırtıcı kuşun yavrusu
    Türkistanın direği Amit suyunun aslanı

    Karacuğun kaplanı
    Konur atın sahibi Hânım Uruzun sahibi
    Ünümü anla sözümü dinle
    Sabah ezanı kalkmışsın
    Ak ormana gitmişsin
    Ak kavağın budağından sallayarak geçmişsin
    Can yaycığını eğmişsin
    Otağını kurmuşsun
    Okcağını kurmuşsun
    Adını gelin odası koymuşsun
    Sağda oturan sağ Beyler
    Eşikteki inançlılar
    Dipte oturan has Beyler
    Kutlu olsun devletiniz

    dedi. Böyle söyleyince Kazan Bey: «Bre deli ozan benden ne dilersin, çadırlı otağ mı dilersin, kul hizmetçi mi dilersin, altın akçe mi dilersin, vereyim» dedi. Beyrek: «Sultanım beni bıraksan da şölen yemeğinin yanına varsam, karnım açtır, doyursam» dedi. Kazan: «Deli ozan devletini tepti, Beyler bugünkü Beyliğim bunun olsun, bırakın nereye giderse gitsin, neylerse eylesin» dedi.
    Beyrek şölen yemeğinin yanına geldi. Karnını doyurduktan sonra kazanları tepti, döktü devirdi. Yahninin kimini sağına, kimini soluna atar. Sağdan gideni sağ alır, soldan gideni sol alır. Haklıya hakkı değsin, haksıza yüzü karalığı değsin.
    Kazan Beye haber oldu: «Sultanım deli ozan hep yemeği döktü» dediler; «Şimdi kadınların yanına varmak istiyor» Kazan: «Bre bırakın kadınların yanma da varsın» dedi.
    Beyrek kalktı, kadınların yanına vardı. Zurnacıları kovdu, davulcuları kovdu, kimini dövdü, kiminin başını yardı. Kadınların oturduğu otağa geldi, eşiğin ortasına oturdu. Bunu gören Kazan Beyin hatunu boyu uzun Burla kızdı: «Bre atası densizlikte birinci kendi edepsiz, sana düşer mi izinsiz benim yanıma gelesin» dedi. Beyrek: «Hânım, Kazan Beyden bana buyruk oldu, bana kimse karışamaz» dedi. Burla Hatun: «Bre madem ki Kazan Beyden buyruk olmuştur, bırakın otursun» dedi. Yine döndü Beyreğe der:
    «Bre deli ozan peki maksadın nedir?» Beyrek: «Hânım maksadım odur ki kocaya varan kız kalksın oynasın, ben kopuz çalayım» dedi.
    Kısırca Yenge derler bir hatun var idi, ona dediler. «Bre Kısırca Yenge kalk sen oyna, ne bilir deli ozan» dediler. Kısırca Yenge kalktı: «Bre deli ozan kocaya varan kız benim» dedi, oynamağa başladı. Beyrek kopuz çaldı söyledi, görelim Hânım ne söyledi:

    And içmişim kısır kısrağa bindiğim yok
    Binip gazâ, meydanına vardığım yok
    Öküz ardında çobanlar sana bakar
    Buldur buldur gözlerinin yaşı akar
    Sen onların yanına var
    Muradını onlar verir iyi bil
    Seninle benim işim yok
    Kocaya varan kız kalksın
    Kol sallayıp oynasın
    Ben kopuz çalayım

    Kısırca Yenge, «Vây bana bir haller gelecek, deli beni görmüş gibi söylüyor» dedi, vardı yerinde oturdu.
    Bu sefer Boğazca (Boğaz=gebe) Fatma derler bir hatun var idi, «kalk sen oyna» dediler. Kızın kaftanını giydi, «Çal bre deli ozan, kocaya varan kız benim oynayayım» dedi. Deli ozan:

    And içeyim bu sefer boğaz kısrağa bindiğim yok
    Binip gazâ meydanına vardığım yok
    Evinizin ardı derecik değil miydi
    Köpeğinizin adıBarak değil miydi
    Senin adın kırk oynaşlı Boğazca Fatma değil miydi
    Daha ayıbını açarım iyi bil dedi.

    Ekledi:
    Seninle benim oyunum yok
    Var yerine otur
    Kocaya varan yerinden kalksın
    Var yerine otur
    Kocaya varan yerinden kalksın
    Ben kopuz çalayım
    Kol sallayıp oynasın

    dedi. Böylece Boğazca Fatma:

    Boy boy boğmalar çıkar deli ozan
    Gelip tatlıca söyleşmelerimizi bozan
    Olanca ayıbımızı başımıza kakan
    Ellerin içinde yüz suyumuz döküp ırzımıza söyleyen

    deyip yerine oturdu; Banu Çiçek’e:

    Bak kız senin yüzünden bize neler dendi
    Kalk oynarsan oyna oynamazsan cehenneme kayna
    Beyrekten sonra başına bunlar geleceği belliydi. Deyince Gelinin Kaynanası Burla Hatun: «Kız kalk oyna, elinden ne gelir?» deyip izin verdi.

    Banu Çiçek: «Acep bana ne diyecek?» düşüncesinde kırmızı kaftanını giydi, ellerini yenine çekti gözükmesin diye, oyuna girdi; «Bre deli ozan çal, kocaya varan kız benim, oynayayım» dedi.
    Beyrek der:

    Han kızı sensin, evet, belli
    Ben bu yerden gideli olmuşsun deli
    Nice karlar yağmış dize çıkmış
    Han kızının evinde kul halayık tükenmiş
    Maşrapa almış suya varmış kar soğoğunda
    Bileğinden on parmağını soğuk vurmuş
    Kızıl altın getirin
    Han kızma parmak yontun
    Ak gümüş getirin
    Han kızına tırnak yontun
    Ayıplıca Han kızı Kocaya varmak ayı p olur

    Bunu işitince Banu Çiçek kızdı: «Bre deli ozan ben ayıplı mıyım ki, bana ayıp koşuyorsun» dedi; gümüş gibi ak bileğini açtı, elini çıkardı. Beyreğin geçirdiği yüzük göründü. Beyrek yüzüğü tanıdı. Burada söylemiş, görelim Hânım ne söylemiş:

    Beyrek gideli yüksek tepenin başına çıktın mı kız
    Kıvranıp dört yanına baktın mı kız
    Kargı gibi kara saçını yoldun mu kız
    Kara gözden acı yaşı m döktün mü kız
    Güz elması gibi al yanağını yırttın mı kız
    Gelenden geçenden
    Beyreğin haberini sordunmu kız
    Sevdiğim Bamsı Beyrek diye ağladın mı kız
    Sen kocaya varıyorsun altın yüzük benimdir ver bana kız

    Kız der:

    Beyrek gideli yüksek tepenin başına çıktığım çok
    Kargı gibi saçımı yolduğum çok
    Güz elması gibi al yanağımı yırttığım çok
    Vardı gelmez bey yiğidim
    Han yiğidim Beyrek diye ağladığım çok
    Seviştiğim Bamsı Beyrek sen değilsin
    Altın yüzük senin değildir
    Altın yüzükte çok nişan vardır
    Altın yüzüğü istiyorsan nişanını söyle

    Beyrek der:

    Gün doğanda Han Kızı yerinden kalkmadın mı
    Boz aygırın beline binmedin mi
    Senin evinin önünde yaban geyiği yıkmadım mı
    Sen beni yanına çağırmadın mı
    Seninle meydanda at koşturmadık mı
    Senin atını benim atım geçmedi mi
    Ok atınca ben senin okunu geride bırakmadım mı
    Güreşte ben seni yenmedim mi
    Üç öpüp bir ısırıp
    Altın yüzüğü paramağına geçirmedim mi
    Seviştiğin Bamsı Beyrek ben değil miyim

    Böyle diyince, kız tanıdı bildi ki Beyrektir, cübbesi ile çuhası ile Beyreğin ayağına kapandı. Beyreğe dadılar kaftan giydirip donattılar. Hemen kız sıçradı ata bindi, Beyreğin babasına anasına müjdeye koşturup gitti. Kız der:

    Kıvrım kıvrım kara dağın yıkılmıştı yüceldi sonunda
    Kanlı kanlı suların çekilmişti çağladı sonunda
    Kaba ağacın kurumuştu yeşerdi sonunda
    Şahbaz atın kocamıştı tay verdi sonunda
    Kızıl develerin iki büklümdü yavru verdi sonunda
    Ak koyunun kocamıştı kuzu verdisonunda
    On altı yıllık hasretin oğlun Beyrek geldi sonunda
    Kayın baba kaynana muştuma ne verirsiniz

    Beyreğin babası anası der:
    Dilin için öleyim gelinciğim
    Yoluna kurban olayım gelinciğim
    Yalan ise bu sözlerin gerçek olsun gelinciğim
    Sağ esen çıkıp gelse
    Karşı yatan kara dağlar sana yatak olsun
    Soğuk soğuk suları sana içme olsun
    Kulum halayığım sana câriye olsun
    Şahbaz atlarım sana binek olsun
    Katar katar develerim sana kervan olsun
    Ağıllarda akça koyunum sana şölen olsun
    Altın akçem sana harçlık olsun
    Penceresi altın otağım sana gölge olsun
    Kara başım kurban olsun sana gelinciğim

    Bu arada beyler Beyreği getirdiler. Kazan Bey: «Müjde Pay Püre Bey oğlun geldi» dedi. Pay Püre Bey: «Oğlum olduğun u şundan bileyim, serçe parmağını kanatsın, kanını mendile silsin, gözüme süreyim, açılacak olursa oğlum Bey- rektir» dedi. Çünkü ağlamaktan gözleri görmez olmuştu. Mendili gözüne sürünce Allah Taâlâ kudreti ile gözü açıldı. Babası anası sevinç haykırışlarında yeri göğü çınlattılar, Beyreğin ayağına kapandılar:

    Penceresi altın otağımın kabzası oğul
    Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
    Görür gözümün aydını oğul
    Tutar belimin kuvveti oğul
    Kudretli Oğuzun imrendiği canım oğul

    diyerek çok ağladı, Allahına şükürler eylediler.
    Yalancı oğlu Yaltacuk bunu işitti. Beyreğin korkusundan kaçtı kendisini Dana Sazına attı. Beyrek ardına düştü, kovalaya kovalaya saza düşürdü. Beyrek der: «Bre ateş getirin!» Getirdiler, sazı ateşe verdiler. Yaltacuk gördü ki yanıyor, sazdan çıktı. Beyreğin ayağına kapandı. Kılıcı altından geçti. Beyrek de suçundan geçti. Kazan Bey der: «Gel muradına eriş.» Beyrek: «Arkadaşlarımı çıkarmayınca, hisarı almayınca murada erişmem» dedi.
    Kazan Bey, Oğuzuna, «Beni seven atına binsin!» dedi.
    Kudretli Oğuz beyleri an sudan abdest aldılar, ak alınlarını yere kodular, iki rekât namaz kıldılar. Adı güzel Muhammedi yâd ettiler. Gümbür gümbür davullar dövüldü. Burmas altın, tunç borular öttü. Bir kıymet savaş oldu, meydan dolu baş oldu. Şökli Meliki böğürderek Kazan Bey attan yere düşürdü. Kara Tekürü Deli Dündar kılıçladı yere düşürdü. Kara Arslan Meliki Kara Budak yere düşürdü. Derelerde kâfire kırgın girdi, Yedi kâfir Beyi kılıçtan geçti. Beyrek, Yigenek, Kazan Bey, Kara Budak, Deli Dündar, Kazan oğlu Uruz Bey bunlar kaleye yürüyüş ettiler. Beyrek otuz dokuz yiğidinin yanma geldi, onları sağ ve esen gördü. Allaha şükreyledi. Kâfirin kilisesini yıktılar, yerine mescit yaptılar. Keşişlerini öldürdüler. Ezan okuttular. Yüceler yücesi Ulu Tanrı adına hutbe okuttular. Kuşun alaca kanını kumaşın temizini, kızın güzelini, dokuz sıra işlenmiş altın sırmalı çuhanın en iyisini Hanlar Hanı Bayındırın payına ayırdılar. Pay Püre Beyin oğulcuğu Beyrek Melikin Kızını aldı, ak evine ak otağına geri döndü. Banu Çiçek ile Beyrekin düğünü başladı.

    Bu kırk yiğidin bir kaçına Han Kazan, bir kaçına Bayındır Han kızlar verdiler. Beyrek de yedi kız kardeşini yedi yiğide verdi. Kırk yerde otağ dikti. Otuz dokuz kız talihli talihine birer ok attı. Otuz dokuz yiğit okunun ardınca gitti, Kırk gün kırk gece toy düğün eylediler. Beyrek yiğitleri ile murat verdi, murat aldı. Dedem Korkut geldi, neşeli havalar çaldı, destan söyledi deyiş dedi, gazi erenler başına ne geldiğini söyledi, bu Oğuznâme Beyreğin olsun dedi.
    Dua edeyim Hânım:
    Yerli kara dağların yıkılmasın.
    Gölgeli ulu ağacın kesilmesin.
    Ak sakallı babanın yeri cennet olsun.
    Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun.
    Oğul ile kardeşten ayırmasın.
    Son nefesindeyken can arı imandan ayırmasın.
    Amin âmin diyenler Tanrının yüzünü görsün.
    Derlesin toplasın günâhınızı adı güzel Muhammed Mustafanın yüzü suyuna bağışlasın Hânım hey!…
  • Adsız / 20 Kasım 2017 14:17

    Mercan yüreğinde sabır döner kanaya kanaya diplerin sessizliğinde. Köpüklerin dilinden çözülür dalganın hüznü, döne döne. Hücrelerimde sular döner, buğulanır hayallerim. Nereye kadar bu dönüş? Durma. Buhar olana dek bekle.

    Dön dönebildiğin kadar çaresizliğim. Kapılar açılana kadar dön. Eteklerin toplasın acizliğini. Ellerinde muhtaçlığın... Dökülmesin bir yere. Bekle.

    Başım gezegenler gibi fırıl fırıl... Sinem binlerce yanardağını taşır. Dön dönebildiğin kadar hasretliğim. Bu kapı için içindeki yangın, ateşlerin. Varsın yansın bağrın. Dağılmasın korların bir yere. Bekle.

    Düşüncelerim döner esmaların içinde. Aklım görmez hiçbir şeyi, dil konuşmaz. Sadece kalbim gök bağırışına gebe. Sus. Hiçbir şey söyleme. Bekle...

    Nedir beni bunca döndüren duygu? Nedir bana gelen esintiler? Saçlarımda bir başka beldenin nefesi. Öyle bir çek ki ta derinliğine yüreğim. Dağılmasın hiçbir yere. Bekle.

    Dön dönebildiğin kadar ayaklarım bu nurdan çemberde. Beden havalanıyor. Can şiirini yazıyor döne döne.
    Döndükçe noktalaşıyor hiçliğin. Bu cümle başka... Manasında bilemediklerim.

    Kalkışma hiç yorumlamaya. Harflerin dönsün sadece... Satırlar çözülmesin. Bekle.

    Kalbime göründü yolculuk. Her duyuşta, her sevgide döne döne kıvrılıyor yollar... Bu menzil başka. Binlerce hıçkırık düğümlenir. Ağlayışlarım dönenir, ırmaklar akar gözlerimden. Bulutlarca dön, yağmurca dön zerrelerinde. Dökülme. Bekle.

    Vuslata ermek nasıldır bilemem. Yüküm hafifler döndükçe. Hayretime açılır boyutlar. Her yeni dönüş bir kıvrılışıdır sarmaşığın. Dallarım döner, gündöndüye döner yapraklarım. Bu dönüş başka. Döndükçe başka sarılırım ışıklara. Tut yalnızlığını bakışlarında, yum hasretini. Başka güneşlere dönme. Bekle.

    Gün geceye bürünür, gece güne. Ruhuma bürünür gövdem döne döne. Daire daire helezonlaşırım. İç içe içimdeki âlemler... döne döne gözbebeğimde sır olur; ben göremem. Gözbebeğim! Görebilmen için sadece dön. Bekle.

    Mercan yüreğinde sabır döner kanaya kanaya diplerin sessizliğinde. Köpüklerin dilinden çözülür dalganın hüznü, döne döne. Hücrelerimde sular döner, buğulanır hayallerim. Nereye kadar bu dönüş? Durma. Buhar olana dek bekle.

    İlikler boşalsa, otlar sararsa da başka toprakta filizlenecek ekinin. Daha gür, daha yeşil...

    Dön garipliğim, dön başka baharlara. Başka başaklarda tane olana kadar dön. Rüzgar eser. Tane ayrılır sapından, dağılır döne done. Şimdi hasadıdır benliğin. Bu harman başka harman. Ne kadar kaldı? Bilmem ne zaman?

    Sen dön sadece...

    &nbs
  • Adsız / 20 Kasım 2017 13:52

    Bu vuslatın damlasına can kurban.

    Adem dinler sırlarını kavalın.

    Nağmelerde her şey ne saf, ne yalın…

    Öyle bir hâl bürür onu ansızın;

    Ova hayran, bayır hayran, dağ hayran.


    Adem’in yüreği ummanlar kadar.

    Kabaran göğsünde nice âlem var…

    Allah’ın lütfuna canını sunar.

    Duyguları selce coşmuş bağrından.


    Adem tutkun turnaların rengine

    Onlarla katılır “Beka seli”ne.

    Gök ehli akıyor yiğit göğsüne;

    Bu vuslatın damlasına can kurban.

    e.b
  • Adsız / 20 Kasım 2017 10:47

    Aklım aldı görüntüsü… Usul bilmez dile döndüm.

    YOL

    -Neden dile doladığın konu, hep yol?
    -Yol, senin aynan. Yolcu, aynada yol alan.
    -Neden yoldasın yolcu?
    -Hakikati bulmak için.
    -Neden hakikat?
    -Hakikat, vuslat. Hakikat sırat. Hakikat elinde, dilinde, gönlünde, niyetinde, amellerinde müstakim olan. Hakikat, Nur Peygamber’in (sav) canında can. Hakikat, âlemlerin Sultan’ı Hakk olan.

    Şekilde bırakılmış hiçbir niyet, ibadet, eylem insanı adam edemiyor. İspat mı istiyorsun? Tam zamanı. Bak etrafına. Bulmaya gayret etmeyenlere bak.
    İman tohumları kurtlanıyor. Müslümanlık ağacı çürüyor. Ne vefa, ne merhamet, ne sadakat, ne muhakeme, ne adalet...

    Hangi meyvesinden yedireceksin çocuğuna? Vicdanın varsa çık yola. Çile, sabır ve “vuslat”a… Çile yolcuya azık. Hangi beden,çile çekmeden ruhunun ufkuna; hakikatine varabilir?

    Çile buldum yüreğimde
    Sara sara yola döndüm.
    Açılmadı, açılmadı…
    Kavrularak küle döndüm.

    Kül savruldu rüzgar ile
    Kondu dalda bir dikene.
    Diken battı bedenime…
    Pıtrak pıtrak güle döndüm.

    Gülde nazın bin türlüsü,
    Öyle güzel tül örtüsü.
    Aklım aldı görüntüsü…
    Usul bilmez dile döndüm.

    Dil bükülüp aşka düştü,
    Aşk toprakta bağrı deşti.
    Öz kaynadı nice coştu…
    Bendi yıkan sele döndüm.

    Sel komadı hiçbir taşım,
    Buz eridi aktı yaşım.
    Tepelerden taşım taşım
    Birikerek göle döndüm.

    Gölün üstü seyr ü sefer,
    Gölün dibi zikir eder.
    Her zikirde bir saz biter;
    Saz dilince tele döndüm.

    Tel çağladı ufuklara
    Ayrı ufuk, ayrı mana.
    Manalarda yana yana…
    Delik deşik çula döndüm.

    Çulu giydim üzerime,
    Şükür dedim verdiğine.
    Kulun kurban davetine…
    Dönenirken “Gel”e döndüm.
    e.b
  • Adsız / 20 Kasım 2017 10:12

    Seni Sende ve Benden öteleri Ararım

    Kalmadı takatım sabrım kararım
    Uçan kuştan esen yelden sorarım
    Geçti yıllar ben ömrüme yanarım

    Sende neyi ararım sende neyi ararım
    Seni sende ve benden öteleri ararım

    şarap diye içtiğimiz kımızda
    Gönül vazgeçmiyor çalınan sazda
    Bülbülü şeydayı severim hazda

    Sende neyi ararım sende neyi ararım
    Seni sende ve benden öteleri ararım

    Aşık Emrah
  • Adsız / 18 Kasım 2017 19:03

    Suya Yazılanlar Gölün Imtihanıdır e.b.

    Yüreğindeki şu yangın sadece O'na olduğundan dostunla birlikte dönmüyor muydu bedenin?
    Unutma: Dönmek O'na... Yanmak O'na... Yalnız kalmak yazılmışsa sulara... Sırrına kulak ver derinliklerin.
    Çelik önce yanar; sonra ıslatılır. Belki de gölün ateşinde yanan yüreğinin ıslatılma vaktidir. Kim bilir? Bekle!
  • Adsız / 13 Kasım 2017 11:01

    Bakışlardan Yürek Delinir, Yar Kaf Dağından Seçilir.

    Gönülden, Gönüle, Bir Köprü Var Geçilir,
    Kana, Kana, Aşk Şarabından İçilir, İçilir,
    Gözlere Sürmeler Çekilir,
    Bakışlardan Yürek Delinir,
    Yar Kaf Dağından Seçilir, Seçilir,
    Geçilir, Geçilir, Bu Candan Geçilir,
    Öyle Bir Yar İçin, Bu Candan Geçilir,
    Öyle Bir Yar İçin, Sırattan Geçilir,
    Gözlerden, Sözlere, Bir Dil Var Bilinir,
    Seviyor, Sevmiyor Mu, Halinden Sezilir,
    Leyla Mecnun Dirilir, Sevilmez Denen Sevilir,
    Şairler Sevinir, Dillerde Aşk Söylenir,
    özlenir, özlenir, o güzel yar, özlenir,
    nazar değmesin diye, adı gizlenir,
    Geçilir, Geçilir, Öyle Bir Yar İçin Geçilir,
    Bu Candan, Her Şeyden, Sırattan Geçilir.

    Söz & Müzik: Bilge Ok-Yay XX..
  • Adsız / 12 Kasım 2017 23:43

    "Aman Erenlerim Amana Geldim, ismail Oluben Kurbana Geldim, Her Ne Emrolunursa Fermana Geldim, Gülüm Gülistanım Seyranım Ali"

    Kurbanlar tığlanup Gülbank çekildi
    Gaflet uykusundan uyana geldim
    Dört kapı sancağı anda dikildi
    Üryan püryan olup meydana geldim.

    Evvel eşiğine koydum başımı,
    Içeri aldılar döktüm yaşımı
    Erenler yolunda gör savaşımı
    Can-ü baş koyarak kurbana geldim.

    Ol demde uyandı batın çerağı
    Üç adım ileri attım ayağı
    Rehberim boynuma bend etti bağı
    Koç kurban dediler iymana geldim.

    Dört kapu selamın verüp aldılar
    Pirin huzuruna çeküp geldiler
    El ele el Hak'ka olsun dediler
    Henuz ma'sum olup cihana geldim

    Pirim kulağıma eyledi telkin
    Şah-ı Velayete olmuşuz yakim
    Mezhebim Ca'fer'üs Sadık'ül Metin
    Allah dost eyvallah peymana geldim

    Özüm darda yüzüm yerde durmuşum
    Muhammed Ali'ye ikrar vermişim
    Sakaahüm hamrını anda görmüşüm
    Içüp kana kana mestane geldim.
  • Hüseyin / 11 Kasım 2017 23:04

    Unutma: (B)u av (B)aşka (A)v. O ANI BEKLE...

    Yol Meleği e.b.

    X
    Yaşanılan, bir akşam kızıllığı;
    Hasret örüyor gözlerimize...
    Şiirce okunur, siner içimize.
    En derin yerinde hislerin
    Neredeyiz?
    Gerçeği bulmaya yollar uzanır.
    Ümit güneştir; düşer ufuklar ardına.
    Nasıl, neyle varılır ki o diyara?
    Kokusu canımızda; bekleriz.
    Rengi, tadı çıldırttır;
    Rüzgarı hoş bir sevda...
    Bir korsan bir kora sürünerek geçeriz.
    Sıla çeker, yolcu yangın...
    Ne kaldı menzile? Bilemeyiz.

    X
    Unutma: Bu av başka av. O anı bekle...

    BEKLE
    Gönül yarasından derman görünür.
    Derman aralayan, Hakk'a kavuşur.
    Ne zaman bedenin sabra bürünür;
    Teslim elbisene "huzur" yakışır.
    Yıldırımlar düşer yağmur öncesi.
    Rahmet dizeleri, çakan her şimşek.
    Allah'tan namedir her kelimesi;
    Yağdıkça çözülür cümleler tek tek...
    Yele karışsa da zaman külleri
    Binlerce hasretin toprağı olur.
    Dinle! Ne söylüyor göğün telleri?
    "Hikmetle bekleyen Beka'yı bulur."
  • Abdullah / 11 Kasım 2017 11:49

    BEN gene SANA VURGUNum!

    Seneler sürer her günüm,
    yalnız gitmekten yorgunum,
    Zannetme sana dargınım,
    BEN gene SANA VURGUNum!
  • Adsız / 10 Kasım 2017 16:03

    Aşk Olsun!

    - Ödülünüz ilahi aşk olsun.
    - Aşkın cemal bulsun.
    - Cemalin nur olsun.
    - Nurun ala nur olsun.

    Bütün aşklar ezelde başlar, bir olan biz ezelde ayrıldık suretlere, ilk orada gördük, ilk orada sevdik birbirimizi, bu yüzdendir sanki senelerdir tanıyor gibi oluşu aşıkların birbirini, başlangıçta tüm ruhlar, herşey bir idi, hepimiz o birin içindeydik, vakte ki misal aleminde hayaller zuhur etti, o bir olan ruh, cüz bakımında şekillere bölündü, ve maddi görünür alemde şekiller içinde ve şekiller dolayısı ile o bölünmüş olan ruh, seyr etmeye başladı..

    Ruhlar evvela Bezm-i Elest meclisinde bir araya geldi ki bu mecliste birbirine yakın olanlar, dünyada da bir araya geldiklerinde birbirini tanırlar.

    "Canıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yar,
    Şöyle mest oldum ki gayrın merhabasını hiç tanımadım."

    Aşk Olsun!
  • Dilferuz / 3 Kasım 2017 00:16

    "Rabbimiz, bizi doğru yola sevk ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve kendi katından bize rahmet bağışla, şüphe yok ki sen, fazlasıyla bağışlayansın" Al-i Imran, 8

    Aşık gönlün ateşi, değdiği yeri dağlar,

    Lal kesilir yüreği Leyla'sını görünce..

    Kerem'sen tutuştur canı, Aslı'na varmak için..

    Sen hangisinin peşindeysen o senin davan, davetin ve duandır.

    Davan varsa fetih kapılarını açan Kerem ol, düğümleri çöz ve çözerken yan.

    Davan varsa vuslat için; Ferhat ol, engelleri kaldır.

    Sözün varsa söyleyeceğin; Mecnun ol, sadece Leyla'yı konuş.

    e.b.
  • Cafer / 21 Ekim 2017 16:05

    Son Mektup

    "Bir Kerbela günü Kurt yolunda ettiğim yeminsin,
    Tüm Eceler için O Gün yine geleceğiz"

    Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali. 221817
  • Cafer / 21 Ekim 2017 15:59

    Hacı Bektaş-ı Veli

    Sevgi muhabbet kaynar yanan ocağımızda,
    Bülbüller şevke gelir gül açar bağımızda,
    Hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda,
    Arslanlarla ceylanlar dostur kucağımızda.
    Kudret eliyle kurulmuş, yıkılmaz yapımız bizim,
    Aşk kalemiyle kazılmış, silinmez yazımız bizim,
    Yaradana sığınıp, ümid ile gelenlere,
    Ezelden ebede kadar açıktır, kapımız bizim.
  • Cafer / 21 Ekim 2017 14:36

    Şems-i Tebrizi

    Arza hacet yok,
    Halim sana ayandır.
    Dile gerek yok,
    Sessizliğim sana beyandır.
    Söze lüzum yok,
    Susuşum sana kelamdır.
    Kelama ihtiyaç yok,
    Aşk sana figandır.
  • Cafer / 21 Ekim 2017 13:56

    Mevlana

    Sen sadece sen değilsin,
    BENSIN, BENIMSIN, BENDESIN.
  • Cafer / 21 Ekim 2017 13:45

    Mevlana

    La tahzen
  • Cafer / 21 Ekim 2017 09:44

    Yunus Emre

    Ben yürürüm ilden ile
    Şeyh anarım dilden dile
    Gurbette halim kim bile
    Gel gör beni aşk neyledi
    Mecnun oluban yürürüm
    Ol yari düşte görürüm
    Uyanıp melül olurum
    Gel gör beni aşk neyledi
  • Cafer / 21 Ekim 2017 08:36

    Keremle Aslı'DA BAna Arkadaş Oldu

    Yunus Emre yolunda Maralım bana yol gösterdi.
    Erenler demine hüü●●
  • Cafer / 21 Ekim 2017 04:37

    Yolculuk

    Yolculuğum bir sabah ansızın kendimi Şeyh Edebali Türbesi önünde, bir ağacın dibinde, bembeyaz bir çiçeği izlerken bulmamla başladı. Sonra XX ●● öyle bir.
    Ardından başım açık yalınayak hoş ferah ve sıcak bir Söğüt gününde kendimi Türkmen obalarının içinde Atam ER TuğRul un önünde baş keserek selam verirken buldum.
    Yolculuk çetin ve amansız geçiyordu. Bazı yerler XX●●
    Aşk meydanı hoştu. Unutulmaz O XX●● Pusatlı Yiğit Demir XBey ile ilgili sahneler hayalimden hiç çıkmadı ki!
    ERLERin yapamadığı kahramanlığı O tek başına O Gün yapacaktı. Gözlerinde çok farklı Bir ●● yazamam.
    Bir diğer gün kendimi Kalp kalaylayan Aşıkanların kabesinin makamında buldum. Ufak iki kedi beni farklı alemlerde XX içinde XX.
    Bugün ise yalan dünya yolculuğum beni sözlerini ara ara paylaşacağım değerli mana büyüklerim ile devam edecek inşallah.
    Son ziyaret yerim Tengri izini verirse Anadolunun piri olacak. Asıl yolculuğum ise bundan sonra başlıyor.
    Kalperenler, Kalbe Erenler...
    Allah, Allah. Dua edin inşallah. 434 21 ●●XX
  • Cafer / 20 Ekim 2017 14:58

    Dermanımsın

    “Canın aşk yoluna vermeyen aşık mıdır?
    Cehdeyleyüp ol dosta ermeyen aşık mıdır?
    Dost sevgisin gönülde, can ile berkitmeyen
    Tul-i emel defterin dürmeyen aşık mıdır?”
    Yunus Emre
  • Cafer / 20 Ekim 2017 14:37

    "Bu yol uzundur, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var" Yunus Emre

    "Mahzun olma! Muhakkak ki Allah bizimle beraber" Tevbe, 40

    "Iki yoldaş ki, üçüncüsü Allah'tır; hiç endişe edilir mi?" diyen o mübarek dudaklar değil miydi●●XX
  • Cafer / 20 Ekim 2017 05:13

    CANLAR içinde CAN buldum.

  • Cafer / 20 Ekim 2017 04:49

    Derde Derman Arar idim. Derdim Bana Derman imiş. Ben Gayrıda Arar iken Can içinde Canan imiş.

    Salındı Bahçeye Girdi
    Çiçekler Selama Durdu
    Mor Menekşe Boyun Eğdi
    Gül Gızardı Hicabından
    Yar Ali Yar Yar Ali Yar●●XX
  • Cafer / 19 Ekim 2017 11:36

    İstanbul'Un SU(I)rları

    Gül soldu yaprağı düştü
    Kehanet belliydi maalesef oldu
    Herkes kendi ateşine döndü
    Yeni komşular buldu
    Aşkımız iki yalnız yıldızın
    gökyüzünde yolculuğuydu
    Öyle bir geçtin ki gözlerimden
    Çaresi yoktu
    O sır bir kere çözüldü
    Mühür dudaklarından döküldü
    Esrarını çalamazlar
    Nasıl sevdik bilemezler
    Seni benden alamazlar

    İstanbul'un surlarına
    Aşkı yazdım gözyaşlarımla
    Ne macera yalan dünya
    Güldürmedi senden yana
    Ben ağlar yanarım
    Sevgilim sen ağlama
  • Cafer / 18 Ekim 2017 22:39

    1817

    Pars ● Pars
    913 22OK1i 313 7
  • Cafer / 18 Ekim 2017 07:43

    Pir Sultan Ali Şahımız, Hakka Ulaşır Rahımız, Oniki İmam Penahımız.

  • Cafer / 17 Ekim 2017 09:04

    Ölende ölmeyen aşktır

    Bilir misin, ben noktayım?
    Bir vardayım, bir yoktayım.

    Muhammed'in başındayım.
    Ben ilk nûrun yaşındayım.

    Ne azdaydım ne çoktayım.
    “Kün” yayında bir oktayım

    Ben söylerim Hak'tan Kün’ü
    Âleme yayarım bu ün’ü...

    Besmelede gizli sırrım
    Süleymânda mektuptayım.

    Musa asâsına yazmış
    Her harfi bir saymaktayım.

    Her kapıya bir kilidim,
    Her kilide anahtarım.

    Hüviyettir özüm benim
    Hükümdür her sözüm benim

    Her sade benden alır renk,
    Ben kara da ve akta’yım.

    Ben kendimden çıktım yola
    Ben kendime varmaktayım.

    Semâ’da devreder nûrum,
    Âdemden üflenir sûrum.

    Yolların her biri benim
    Yolcuların pîri benim

    Hem yolların başındayım,
    Hem yolcu, hem duraktayım.

    Ya sinde yatan ölüyüm
    Yâsin'de gezen diriyim.

    Elifle zâhir olurum
    Vavdan Hakk'a yol bulurum.

    Dertli benim dermân benim
    Her derde hem fermân benim,

    Aslım benim asla burhân
    Gövdem benim bir damla kan.

    Mecnûnda aşk olup size
    Leylâ'yı ben getirdim dize,

    Şimdi katreyim deryâda
    Katrede düştüm feryâda,

    Dönüp katrem ummana ad,
    Gark olunca bitti feryâd

    Eşyânın seferi bana
    Gecenin seheri bana

    Dudaktaki kelâm benim
    Cebrail de selâm benim

    İkrarda fâil olurum
    İnkârda hâil olurum

    Bazen küfürden görünür
    Bazen imâna bürünür

    Türlü donlara girerim
    Türlü yönlere giderim

    Ben bir noktayım biliniz
    Noktayı idrâk ediniz

    Çokluk gözde bir hayâldir
    Çokluk hemen kıyl u kâldir

    Hemen anla varlık benim
    Arz-ı vâsi darlık benim

    Benden başka yok burada
    Halk yok her şey Hak burada

    Ben beni sevdim yarattım
    Sevgiye kendimi kattım

    Her sûra bir nefesim ben
    Her nûra bir kafesim ben

    Âdemle cûşa gelirim
    Havvâya koşagelirim

    Sevgi sevişmeye döner
    Sevgi vuslat ile diner

    Vuslat ister her bir âdem
    Budur Havva’ya bil merhem

    Düştüm vuslat ile âha
    Düştüm bu zevk ile râha

    Ey dost ben devrile geldim
    Nefsimi Rabb ile bildim

    Cemâleddin Burak oldu
    Kunat ‘Kün’e kanat vurdu

    Mirâçta mîrimi açtım
    Pîrimle sırrımı açtım

    Dudağından içtim ya hû
    Zevk et aradığın hoş bu

    Ayânda seyrettim beni
    Dedi tanıdım ben seni

    Beni Hak etti ıstıfâ
    Şimdiki adım Mustafâ

    Mimdir adım aslım nokta
    Devrederim her ân Hak'ta

    Şiir: Mustafa Tatcı
  • Cafer / 17 Ekim 2017 03:10

    Maral, Maral, Maral, Peşindeyim Maral!

    Peşindeyim, Kaf Dağına da Gitsen, Dağ, Bayır koszan da izindeyim. Rüyalar ve Hakikat. Yürüdüğüm Her Yolda, Attığım Her Adımda ●● XX
  • Cafer / 15 Ekim 2017 20:26

    Imam Ali (k.v.)

    Allah'ım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olanları da gönlüme razı eyle!
  • Cafer / 15 Ekim 2017 07:11

    "BEN BEN" dersin de "SEN" kimsin?

    Biz Biriz
  • Cafer / 14 Ekim 2017 21:33

    Dikilen Dudaklar Açılmaz

    Gözlerinin içine baktığımda gördüklerimi yazsam savrulur küle dönerim.
  • Cafer / 14 Ekim 2017 08:52

    Tengri Bizle. Allah Yar! Allah Yar! Allah Yar!

    Bağlandı yollarım kaldım çaresiz
    Gayri dünya bana aralandı gel
    Derildi dertlerim artsız arasız
    Üst üste dizildi sıralandı gel

    CANIM Gel, GÜLÜM Gel, MARALIM Gel,

    Yari görse idim haftada ayda
    Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda
    Azrail göğsümde canım hay hayda
    Ciğerimin başı yaralandı gel

    CANIM Gel, GÜLÜM Gel, MARALIM Gel,

    Karac'oğlan der ki başa yazıldı
    Gözüm yaşı Ceyhan oldu süzüldü
    Kefenim biçildi kabrim kazıldı
    Mezarımın üstü karalandı gel

    CANIM Gel, GÜLÜM Gel, MARALIM Gel,

    Karacaoğlan

    https://www.youtube.com/watch?v=KyBC6G5E-qc
  • Cafer / 11 Ekim 2017 06:51

    Aşk ve ●● ♡ Mecnun, Mecnun'dur. Ne fark eder? Önemli olan, Kime Mecnun olduğundur.

    AŞK, Sadece Ona mı olmalıydı?

    Mecnun'u Mecnun yapan Leyla'ya kavuşamamasıdır.

    O ..... AŞIK kendini YOK EDER.
    BENLİĞİNİ ortadan KALDIRIR ve
    SEVGİLİYİ, YARADAN'INI BULUR.

    Yunus Baba:
    "Sen isteyene ver onları
    Bana Seni gerek Seni" demişti.

    Ne güzeldi AŞK...

    Kaynak: ilk ve Son Başucu Kitabım, Bir Meczubun Rüyası, Kağan Atabegim, Pirim Okyay'ın Muhteşem Eseri.

    Çıkan Sonuç = Ben Kendimden Çıktım Yola ● XYZ ● ALLAH, ALLAH, DUA EDIN INŞALLAH
  • Cafer / 10 Ekim 2017 08:44

    ●XYZ●

    ●"Aşkım, Destanım Bırakın Kalsın Bana Canım Maralım"
    ●"Ben Aşkın Narına Pervane Geldim, Ismailem Canı Kurbana Geldim, Leylanın Zülüfü Göründü Bana, Mecnunum Ben Bunda Divane Geldim, Şol Zülkarneyn Gibi Alem Gezerken, Menbağı Magribin Gölüne Geldim"
  • Cafer / 8 Ekim 2017 15:55

    Neden Ben Dedi.
    Neden Sevdin Beni?

    Gülümsedim Ve Dedim Ki;

    "Allah Istedi, Kalp Itaat Etti"
  • Cafer / 7 Ekim 2017 12:26

    XX●●

    "Aşıkanın Kabesidir Bu Makam, Kim Ki Nakıs Gelse Bunda Olur Tamam" Hz.Pir
    1221
  • Cafer / 6 Ekim 2017 18:01

    XX

    Yaralı ceylanım senden başkasına
    Gönül vermem
    Elin meslediği gülden ol bu canı
    Sana vermem
    Yandı yürek yana yana
    Savur külün döne döne
    Soğumadan elde kına
    Zülfün telin yere sermem

    Amman yare, amman yare
    Hey pir ver bu derde çare

    Bir ok düştü yaralandım
    Dost elinden parelendim
    Dar günümde karalandım
    Dil lal olur seni yermem
  • Selçuk Karaca (Atatan, Battal) / 19 Eylül 2017 22:09

    ♡ X ● Turan Gülüşlü Ötüken Sevdalısı Asena, Türk Aşkını Unutmaz Onun Aşkı Turan ♡ X ●

    "Bir ok attım karlı dağın ardına, düştü m'ola sevdiğimin yurduna, il yanmazken ben yanarım derdine, engel aramızı açtı n'eyleyim" Karacaoğlan

    Kızıl Elmam, Ecem, Maralım.
  • Cafer / 18 Eylül 2017 16:56

    ●●

    Her sözün evveli Bismillâhdır
    Mahlûkun çün hâlıkı Allahdır
    Hakkkun ismini yâd etmekdür erkân
    Kim bir kâr ucunu tuttukda insan
    Hudânın ismini yâd ederler
    Dil-i cân mülkünü âbâd ederler
    Devâdur ismini yâd itmek anun
    Kim oldur hayatı cümle cânun
    Bi-emr-i Hâlıkı ser cümle eşyâ
    Ki nur oldı âlemde peyda
    Hem oldur evliyalar şeh-yârı
    Zuhûr oldı hicâbından çöl olma
    Ki oldı cümle âlem hâliki âgâh
    Bi-hamdullah ki ol şâh-ı velâyet
    Vücuda geldi ve gitdi dalâlet
    Vech-i nûruyla münevver oldı kâinat
    Zât-ı Hakkdan oldı peydâ bu sıfât
    Anberin mûyi bûyi nâfizi
    Kân-ı ihsân mâdeni eltâf idi
    Ref’ idüb pürka’ olaydı bî-hicâb
    Hacil olurdı gün yüzünden âfitâb
    Kadd-i bâlâsı havâsıyla ey peder
    Düşdi serv-i endâm üzere zelzeleler
    Nusret atına kim olsa şeh-süvâr
    Tîg alub eline hem-çü Zülfikar
    Tazarru‘lar kılub bâd-ı Hüdâya
    Senâ vü medh okurdı Mustafa’ya
    Ururdı kendü özin küffâra derhâl
    Eğer Pesyâ döğer andan beher hâl
    Verilmişdi ânâ nusret ezelden
    Hüdâvend-i kadîm kim yezelden
    Yaratmışdı Hüda san‘atdan anı
    Dile gelmez anun vasf-ı beyânı
    Dil anun vasfı sıfatından haber
    Çün viRebi’lmez kılalım muhtasar
    Başlayalum kıssa-i şerbete
    Gör ne say etmişdür Ahmed dinine
    Vir salâvat Ahmed eline
    Tâ eziyle şükür ağzın balına
    Yâ Mu‘în
  • BÜYÜK YÜCE TÜRK / 3 Haziran 2017 15:32

    BÜYÜK YÜCE TÜRK

    beynimde şlmşekler gözülerimde parlayan yıldızlar bizim olan çin ezanlarımızın okunacagı günü heyecanla beklerim şimdi tin ayininden çıkan bedenden giden geri dönüşü saglayamassa yeni dogan bedende yer ararar şimdi bu kendine beden arayan şimdiki çin büyük yöneticilerinin birinci derece olacak çocuklarının bedenine girerse? yani çin bizim?
  • Buğra Ayyıldız / 15 Mayıs 2017 02:50

    Kalpten sevgilerimle açizane bir tefekkür

    Ham ama pişmeye hevesli bu kardeşinizden talebenizden bir tefekkür had aşarsam bağışlayın.Başkörmez bize 7 şekilde saldırdığını gördüm Akamın Sultanımızdan öğrendiklerime göre 1.içimizden nefsimizden 2.Haçlı orduları vs vasıtasıyla (bence en iyisi en mertçesi bu ) 3.Melekler Ağlarkendeki gibi 4.Asadaki gibi 5.Kutsal Halıdaki gibi 6.Melami savaşlarındaki gibi 7.Asadaki dnası bozulmuş canavarlar güruhu ve Kutsal Halıdaki singularity gibi. Açizane tefekkürüm bize ait sırları çalmaya çalışmalarıda bu maddelere giriyor.Gönlüm diyor ki ah Kağanım anlatsa da bilsem Kalbim diyor ki her şeyin zamanı var Eren Babaların hikmeti bildiği var sabret.Bu devlet Allah ın izniyle KALPERENLER sayesinde en şanlı TÜRK devleti olacak korkma tinini temiz tut Kağanını dinle.Kalbime bu hissi verene layıkıyla şükredemeyecek olmanın utancı bana kalbimdeki temiz sevgi saygı sizlere kabul edin
  • Said Naim Harici / 14 Mayıs 2017 14:41

    Ağladım

    Binlerce yılın ardından hasret dolu iki kalbin birbirine akışını seyrederken ağladım.
    Yıllar önce Christopher Reeve'in oynadığı 'somewehe in the time' filminde de buna benzer bir konu işlenir.
    Bu kavuşmalar inşaAllah külliyen olurda bizlerde atalarımıza ve gaspedilmiş kayıp mirasımıza kavuşuruz.
    Önde gidenlere selam olsun.
    Hürmetler
  • Beybars / 5 Mayıs 2017 04:12

    Doğu Türkistan'da Mezar İtikatları

    Mezar itikatları Uygurların oldukça önemli bir bölümünde yaygın olan bir inanç faaliyetidir. Aynı zamanda çeşitli kültür tabakalarını ihtiva eden olağanüstü bir dini kültür hadisesidir. O kendi dar anlamıyla sadece bir dini faaliyet değil,muhtelif tabakaları olan Uygur kültürü ve folklorundaki din, örf, adet, edebiyat, sanat, felsefe ve toplumsal düzen gibi bir çok alanla ilgili inanç faaliyetidir. Uygurlardaki mezar kültürünün ortaya çıkışını, gelişim ve değişim özelliklerini, ihtiva ettiği değişik folklor unsurlarını kültür bilimi açısından açıklığa kavuşturmak bizi çok kaynaklı Uygur kültürü ve onun gelişimi üzerinde tekrar düşünmeye sevk etmektedir. Mezar kültürü üzerindeki araştırmalardan Uygurların mezar itikatlarının gerçekte Uygurların eski inançları ile İslam inancının birbiriyle yoğurulması sonucunda ortaya çıktığını anlamak zor değildir.
  • Beybars / 2 Mayıs 2017 12:21

    Doğu Türkistan'ı ziyaret eden Alman Arkeolog Von Gabayin bile tarihi eserlere yapılanları görünce göz yaşı dökmüştür.

    Demir Yürekli Türkler
    Sayın Oktan Keleş ve Onaltıyıldıza çok teşekkürler. Çok büyük bir sürpriz yaptınız.
    Hepimizi çok duygulandırdınız.

    Doğu Türkistan Türk yaşam sahasının önemli bir parçasıdır. Bu topraklar geçmişte kaybedilmiş ve unutulmaya yüz tutmuş diğer Türk toprakları gibi feda edilemez, eğer burası da feda edilirse Asya'daki Türk yaşam sahası büyük bir tehlike altına girer ve geleceğimize ışık tutacak atalarımızın aziz hatıralarıyla dolu bu topraklardaki büyük mirası da tamamen yitirmiş oluruz bu yüzden Doğu Türkistan bütün Türk dünyasının önemli bir direniş merkezidir.

    Doğu Türkistan aynı zamanda peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)'in soyundan insanların da yaşadığı ve o beldeleri ilimleriyle inkişaf ettirdiği kutlu bir ülkedir. Doğu Türkistan'da, sahip olduğu Lop Nur, Taklamakan çölleri sayesinde peygamberimizin vatanı olan Asr-ı Saadet Arabistan coğrafyasının büyük manevi havasının bütün hissiyatları ile yoğun bir şekilde yaşanıldığı kutlu beldeler bulunmaktadır. İstanbul'da Mekke, Medine havasını iklimsel olarak yaşayamazsınız ama orada bunu rahatlıkla hissedip yaşayabileceğiniz çok harika beldeler bulunmaktadır. Kafir Çinliler Lop Nur'da onlarca atom bombası patlatarak bu yaşam alanlarını da tarumar etmişlerdir.

    Türk Tarihi Çinlilerden Önce Başlar!..
    Turgun Almas “Uygurlar” adlı eserinde Türklerin Moğol bozkırlarında yaşadıkları devirlerde de Türklerin büyük bir çoğunluğunun Doğu Türkistan'da yaşadığını bu suretle Doğu Türkistan'ın Türklerin anayurdu olduğunu ileri sürmüştür. Buna delil olarak 1979 yılında Konçi Irmağı'nın aşağı kıyısındaki mezarlıkta bulunan eski Kirosan Devleti'ne ait kalıntılar gösterilebilir. Bu kalıntılar; keçeden yapılmış baş kapı, yün ipten yapılmış paspas, deri çizme, buğday taneleri, tahta üzerine oyulmuş kadın anıtı ve yün örgü ve yünlü dokumalardan ibarettir. Bulunanlar 4000-6400 sene önceki devirlere aittir. Doğu Türkistan'ın Lop Nur ilçesi yakınındaki Kiroren eski çağ şehir harabesinde bulunmuş mumyalar Japonya’da incelenmiş, Carbon 14 analizi sonucu 6412 yıllık olduğunu belirtmektedir.
    Daha önemli bulgular ise yine bu mezarda bulunan mumyalardır. Mumyaların sırtındaki nefis işlemeli düz olarak dokunmuş ipek elbiseler (modern fabrikalarda yapılmış gibi ) altındaki halı bütün şeyler sanki bu güne ait gibi medeni olmasıyla hayret vericidir. Mumyalardan birinin yüzü Japon bilim adamları tarafından bilgisayar vasıtasıyla aslına döndürülmüş ve renkli portresi alınmıştır. Ona “Kiroren Güzeli” adı verilmiştir. Portredeki güzel kız Türk ırkının tipik bir örneğidir. Kahverengi saçlı, koyun gözlü, burun kökü yüksek (1995 yılında bu mumyalar Çinliler tarafından Kaşgar şehrinde sergilenmiştir). Yayınlanıp satılan “Kiroren Güzeli” isimli portrenin altında ki yazıda “2400 yıl önce...” şeklinde yıl devri yazılsa da, mumyaları Japonya’ya götüren Uygur araştırmacı, Japon bilim adamlarının mumyanın 6.400 yıl öncesine ait olduğunu tespit ettiklerini söylemiştir. Genç arkeolog Kurban Veli (şimdi ABD’de) “Bizim Tarihi Yazılarımız” kitabında 6.400 yıl sayısını kullanmıştır. Şimdiye kadar kendilerini en eski medeniyetli insanlar olarak kabul eden Çinliler medeniyet tarihini 5000 yıl olarak söylüyor, yazıyorlardı. Acaba şimdi bir esir milletin tarihinin kendilerininkinden daha eski olduğunun duyulmasını isterler miydi? Çinlilerin milli karakteri buna da izin vermezdi tabii. Onun için son zamanlarda Çinliler medeniyet tarihini 6000 yıl öncesine dayandırmaya başlamışlardır. Bu da tuhaf bir iştir doğrusu, utanmaz milli özellik mahsülüdür.

    Şimdi Çinlilerin sahte tarih senaryoları için, delil teşkil etsin diye sahte “Arkeolojik Bulgular” oluşturma gayreti içinde olduğu hakkında duracağız..
    Çinliler Doğu Türkistan'a koydukları “Şincan” denen hakaretli nam ile beraber “önceden bizimdi” lafını belirtmek için ortalığa saçma laflar yaymaktadırlar. Daha sonra arkeolojik ve tarih sahalarında bu lafları destekleyecek senaryolar üretmektedirler. Böyle şerefsiz işlerle uğraşırken, kamuya duyularak rezil olduğu da yaşanmıştır. Bu utanç verici işlere örnek olacak aşağıda anlatacağımız olayı gösterebiliriz. Çinliler Çin’de buldukları kendilerine ait bir çok kalıntıyı gizlice Doğu Türkistan’a getirip eski mezar ve harabelere gömmektedirler.
    Gizlice getirilip gömülen bu şeyleri aşikar “keşfedip” kamu önünde kazıp çıkarsa ne olacak? Hatta bu kazı alanına yabancıları da davet ederek şahit ederlerse nasıl etki yaratır? Tabii ki, Çinlilere ait arkolojik bulgular Doğu Türkistan’da bulundu! Bu demek olur ki, bu topraklarda kaç bin seneden bu yana Çinliler yaşamaktadırlar!
    Çinliler Tanrı Dağı’nın kuzeyindeki Altay, Çöçek yaylalarında çeşitli kazılar sürdürdüğü sırada Kazak malçılara uğraşmışlardı. Bu okumayan çobanlar bunların ne yaptıklarını nasıl anlasın? Bu adamlardan çok uzaklarda toprak kazan ve kazdığı çukura nasıldır bir türlü eski kağıtları, çini eşyaları gömmekte olan adamları kim diye bilirdi? Yıllardan bu yana herşeyden şüphe etmeye, sözde “sınıfi uyanıklık”a eğitilmiş bu sade çobanlar, belli belirsiz işlerle adamsız beyabanda hareket edenleri “sınıfi düşman” olarak kabul etmişler, ve hemen gördüklerini hükümete haber vermiş. Yetkili kurumların hepsi gizli emir almış olduğu için, hiç kimse onların raporuna merak etmemiş, “casuslar”a dikkatı çekilmemiş. Çobanlar bu “casus yada sınıfi düşman”ı pek köklü düşman zannetmiş, bunu kominist partiye rapor edip ondan mükafat, hiç olmazsa bir övme anlamak isteğiyle biri duymak istemezse onun yukarısında birine koşmuşlar, şu halde dericemu derice yukarı doğru rapor verirken, olay hakkındaki haber kamuya duyulmuş, bundan rahatsız olan Çin hükümeti çobanlar valiliğe gittiğinde onları sert tepkiyle uyarmışlar. “Bu partinin iç gizli işi, sesinizi kesin ve çenenizi kapatın!” Çobanlar şu aşamaya vardığında korkmaya başlar ve geldiği yere döner.

    Bu gibi rezil işler 1970’yıllarında Nilka ilçesinde de görülmüştü.
    Son yıllarda Çin’in kalıntı göçürme grupları Tacikistan, Afganistan, Pakistan sınırına yakın bölgelerdeki eski mezar ve ev harabeleri üzerinde bu rezil komediyi sürdürmektedirler. Bunu da oralarda yaşayan Kırgız çobanlar görmüşlerdir. Bu olayları şehirdeki akrabalarına çıkartmışlardır. Bu sayede anlaşılmıştır ki; o yerlere de gelecekte bulunacak tarihi delilleri gömmektedirler.
    Bunlar sadece görünüp bilinenler. Kim bilir daha bilinmeyen ne sahtekarlıklar, oldubittiye getirilen işler var. Bunun sonu nereye varacak? Bunu bütün dünya gelecekte görecektir.
    Aynı bunlara benzer sahte delillerden biri 90’lı yıllardan sonra gündemi epeyce meşgul etmişti. İktidar, bilim adamlarından bir sahte tarihi delil yaratmalarını istemiş, yaratılmış, propagandalarda kullanılmış; 90’lı yıllara gelince bir bilim adamı bu rezilliği Çin’de yayınlanan bir dergide ifşa etmiştir. Çinli bilim adamlarının yazıları Uygurcaya da çevrilip “Tenrıdağ” dergisinde yayınlanmıştı.
    Bu durumda dünya, Çinlilerin yeni “bulgular”ına nasıl bakmalı? Bu sözde “Tarihi Bulgu”lara inanmalı mı? Delil olarak kabul etmeli mi? Hangileri gerçek, hangileri sahte olduğunu nasıl anlamalı? Bunlar hakkında bilim adamları dikkatli olmalıdır.
    Çinlilerin bu noktada yaptıkları iş şudur: Vatanımızda buldukları tarihi eserlerdeki bize ait eski medeniyet izlerini imkânlar dahilinde silmeye, değiştirmeye hatta Çine götürüp “Çin’de bulundu” diye göstermeye çalışmaktadır.
    Meselâ Atuş şehrinin batısında (Irmak sahilinde) bulunan adam kafatası (taşa dönüşen adam kafa kemiği) çalınma tehlikesi geçirmiştir. Bu kafatasını o çevrede yaşayan bir Uygur çocuğu bulmuş ama değerini bilememiştir. Çocuk elindeki kalıntı ile kafatasına benzeyen taş diye oynarken Atuş şehrinde gezmeye gelen Çinli bir öğrenci tarafından elinden alınarak şehirdeki Kültür İdaresi Başkanı Çing Peishan’a (Çinli başkan) götürülmüştür.
    Bu Kültür Başkanı kafatasının önemini anladığı için onu Çin’e götürmeye çalışmıştır. Bu olay Uygur aydınların kulağına gidince halkın tepkisiyle karşılaşmaktan çekindiklerinden ve de gizlice kaçmak pek mümkün olmadığından ortalık sakinleşinceye kadar millete görünmemek amacıyla Çing Uluğçat ilçesine gizlenmiştir. Bu iş için İl Parti Komitesi de ona özel bir araba tayin etmiştir. Uygur Özerk Bölgesi'nin reisi İsmail Ahmet bu durumdan haberdar olunca İl Parti Komitesi’ne telefon açıp emir verdikten sonra Ürumçi’ye götürülüp müzeye konmuştur. Daha önce de Çin’de “Pekin Adamı” denen bir kafatası mevcut olduğu hikaye kılınırdı. Ama savaş döneminde (1941-1945) kaybolmuş diyorlardı. Bu “Atuş Adamı” başarı ile çalınsaydı Çinliler, “Pekin Adamı” tekrar bulundu derler miydi acaba?
    Bundan başka Türklere ait eski kalıntılarda bozgunculuk yapma eğilimi de oldukça yaygındır. Meselâ 1980 yılında Von Gabayin (Alman Türkolog) Doğu Türkistan'a gelip Turpan Bizeklik “Ming Öy” (BinevـPut Mağaraları Takımı)'nı seyrettiğinde tahrip edilmiş duvar resimlerini gördüğünde ağlamıştır! (Bir yabancı bizim eserlerimiz için ağlamıştır!) Görülen şudur ki; insan resimlerinin hepsinin göz bebeği kurcalanmıştı. Çünkü milli özellik göz bebeğinde iyice ifade olunurdu, bunlar tahrip edilişiyle hangi millete tabi olduğu karıştırılmış olunacaktır.
    Maralveşi (Maralbaşı) beyavanlarından odun taşıyan bir traktör şoförü kendi gözleriyle gördüğü bir işi hikaye kılmışlardı: O işte şu beyavan içerisinde yürürken traktörü bozulmuş, ne yapacağından kafası karışmış, biraz düşünüp yatarken, kulağına uzak bir yerden traktör gürültüsü gelmiş. Onun yardımından ümit eden adam traktörü beklemiş beklemiş. Ama traktör sesi bir türlü yakınlaşmadan aynı uzaklıktan duyuluyormuş. Sonunda adam onu beklemektense onun tarafına gidip yardım istemek için yürümüş. Uzak yürüdükten sonra adamsız beyavanda tek başına bir arenada hareket eden yoldüzer (buldozer)'i görünce şaşırmış. Çünkü bu yerlere sadece oduncular ve fakat yerlilerden başka kimseler gelmiyecekti; üstelik bir Çinli şoför hareket ettiren yoldüzerin burda ne işi olacaktı ki? Adam yoldüzere yakın gelir ve onun nasıl çalıştığına, ne yaptığına bakmaya merakı artmış. Gelince Çinli şofürün yoldüzerin bıçağıyla, önceden yere yıkılmış taş kapı üstündeki görkem nakışları ve yazıya benzeyen izleri silmeye çalıştığını görmüşler. Taşkapı epey büyük, çok güzel nakışlarla süslenmişti, o sanki sarayların kapısı olacak nitelikteydi, onun devri hakkında da bir şey demek zordu, belki bin ya da birkaç bin yıla dayanıyordu.
    Bunları gören sade oduncu hiçbir şey anlamadığı için Çinliden bunu sormuş; bu neydi? Neden bunu kazımakـsilmek zaruri oldu, bu kadar uzak beyabanda bu işin ne lüzumu vardı? Bu sorulara Çinli ona tehditle cevap verir, bunun hükümete mahsus sır olduğundan bu hakta soru sormak, herkese bunlardan bahsetmenin kafayı yiyeceği konusunda uyarıda bulunmuş. Ama adamın merakı korkusundan üstün olduğu için yurda döndüğünde bunu bilginlerden sorarken, aydınlar işin ne olduğunu anlamışlardı!

    (Not: Bu olay Çin'in iç bölgelerinde buldozerlerle yıkılan Türk Piramitleri'nin benzeri bir olay. Doğu Türkistan'da ortaya çıkan mumyaların hepsi ya da bazıları piramitlerden çıkarılmış, değerli görüldükleri için de yok edilmeyip Lop Nur'da tekrar gömülerek yeni bulunmuş gibi gösterilmiş olabilir. Yıllar evvel ben bu konunun araştırılması için Sinan Meydan'a çok uzun bir yazı hazırlayıp gönderdim fakat ne bir cevap geldi ne de medyada konuyla ilgili bir haber çıktı, Oktan Keleş'i tanıdıktan sonra anladım ki bu iş onun boyunu aşan bir işmiş.)

    Şu bir gerçek ki, Maralveşi ilçesinin Tumşuk yakınlarında eski şehir harabesi vardı. Çok sayıda oduncular buralardan altından yapılmış değerli eşyalar bulmuşken, haberin duyulmasıyla tüm bir köy halkı buraya akın etmiş ve buralarda kazı yapmış; toprağı bir bir tespit etmiş bir olay gerçekleşmişti. Sonraları bu yerler Çinlilerin üretimـinşaat birliklerinin tabisi olarak, yerliler buralara ayak basamaz oldu.
    Bu anlattıklarımız sadece olayın bilinen boyutudur. Şimdiye kadar duyulmamış utanç verici davranışlar ne boyuttadır? Gömülmüş, çalınmış, değiştirilmiş, yok edilmiş ... bunların sonucunu dünya kamuoyu yakın gelecekte görecektir.
    Çinliler bizim önemli mesleklerde okuma ve çalışmamızı istemediklerinden dolayı çok sahada yetişmiş uzmanımız yoktur. Laboratuar ve diğer aletler bakımından yetersiz olduğumuzdan kendi kazılarımızı yapsak bile bulguları incelemek için Çinlilere götürmek zorundayız. (Carbon14 tahlili için) Bu da onlara inceleme sürecinin sonunda sahte rapor sunma imkânı vermektedir.

    Bu yazı Ğ. O. Zulpiqar adlı yazarın ''Doğu Türkistan'ın Gözyaşı'' adlı kitabından alıntıdır. Burada özetle Çinlilerin Türklerin tarihine nasıl saldırdıkları konusunda önemli bilgiler bulunmaktadır.
    Doğu Türkistan'ı ziyaret eden Alman Arkeolog bile tarihi eserlere yapılanları görünce göz yaşı dökmüştür.

    Çinlilerin efsanevi kralları 'Qin Huang Di' Chou Hanedanlığı'nın mirasına konarak bugünkü Çin Seddi'ne son şeklini vermiş, kendisine Türklerin atalarınınkine benzer büyük bir anıt mezar yaptırmıştır. Çinliler Qin Huang Di'nin mezar odasını tüm aramalarına rağmen bir türlü bulamıyorlar. Tarihi Çin kayıtlarında mezar odasına sadece başka bir kralın mezar odasından girilebildiği yazıyormuş. Türklerin ve Uygurların görevi bu mezarı Çinlilerden önce bularak mumyaları ve bütün eşyalarını İstanbul'a getirmektir.
  • Ahmet / 28 Nisan 2017 21:23

    DİKKAT !!!!!!!!!!!

    BU GECE AY ÇOK GÜZEL
  • e.y / 28 Nisan 2017 00:07

    beyaz çiçek

    kopuz atanın en sonunda kızıl saçlı bayanın yanındaki erkeğin elindeki beyaz çiçekle ,oktan hocamın lolanın üstüne bıraktığı çiçek şekil ve renk olarak aynısı .diğer arkadaşlar gibi benimde kafam çok karıştı ademle ilhami abinin serüveninden okyaya gectik .nöronlar yetmiyor bağlantı kurmaya .lütfen bizi aydınlatın
  • Buğra Ayyıldız / 27 Nisan 2017 23:32

    Kalpten Türk kalbimden tüm varlığımla sevgilerim ve saygılarım sizlere

    Türk beklenenmiş gerçekten eğilip bükülüp uğrulaşan ne olursa olsun kişi Türk olduğunu unutmamalı.Bana güzellikleri ve sırlarıyla öğreten Akama sevgiler.Tanrı bağışlamış seni bizlere ve insanlığa
  • ateş / 27 Nisan 2017 15:23

    Çin efsanesinden bir bölüm...

    Sekiz Ölümsüz isimli Çin efsanesinde, ölümsüzlerden birinin topal olduğu anlatılır. Nedenini ise bakın nasıl açıklamışlar:
    ' Li Tieguai topaldı; bununla birlikte doğuştan mı yoksa sonradan mı topal olduğu tartışmalıdır. Yine de özellikle sonraki dönemlerde, genellikle sonradan topal olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Bu görüş bir mite dayanmaktadır: Li'nin ruhu, Daoizmin kurucusu Laozi'nin bir çağrısı üzerine bedenini terk eder ve bedenini geride bir öğrencisine emanet bırakır ve eğer yedi gün içerisinde dönmezse bedenini yakmasını, zira o süre zarfında dönmezse tamamen ruha dönüşeceğini, mükemmeliyeti yakalamış olacağını öğütler. Altıncı günde annesinin ölümcül bir şekilde hasta olduğu haberini alan öğrencisi, üstadının büyük ihtimalle zaten mükemmeliyete ulaşmış olduğunu düşünerek bedeni yakar; oysa durum bu değildir ve dönen Li vücudunun külleriyle karşılaşır. Bunun üzerine kendisine uygun bir vücut ararken yeni ölmüş topal bir dilencinin cesedini görür ve buraya yerleşir. Mitler Li Tieguai'nin topallığını işte bu anlatıyla açıklamaktadırlar.'

    Kaynak: Vikipedi...
  • Lolan / 27 Nisan 2017 11:43

    Selam atalara...

    Atam lolan a selam olsun...onur duyuyorum lolan lı olmaktan....
  • ilker hamurcu / 26 Nisan 2017 10:50

    dil sustu gözler konuştu ...

    S.A. Okyay abim ve kardaşlarım. Söz'e gerek yoktur. İzlerken hüngür hüngür ağladım. Türk yine sözünü tuttu. Okyay abim Allah yar ve yardımcınız olsun ... Bizleri bahtiyar eylediniz.
    Oğuz Kaan'ın çocukları olarak emrindeyiz.

  • Ömer / 22 Nisan 2017 19:50

    Karmaşa

    Şimdi ben anlamadım yakın zamandır siteyi takip ediyorum. Okuduğum ve izleğimim kadar oktan bey ok yay mı sililüeti mi lütfen anlayan birisi açıklasın
  • Rahime kurt. / 20 Nisan 2017 13:15

    Susuyorum

    Kalperenlerin SULTANI Oktan Keleş beyefendinin KOPUZ ATA romanıyla ilgili bir tefekkürümü paylaşacaktım, son yayınlan bölüm ile ilgili , cevap niteliğindeki yorumu okuyunca paylaşmamaya karar verdim. Tefekkürüm resimlerle ilgıli değildi ama yinede erken tahminde bulumuyayim dedim. Ama şunu demeyi istiyorum OKTAN KELEŞ beyefendi cidden COK değerli, ve kıymetini bilelim.yabana atılmayacak, zarafetinden dolayı kıymetli bilgileri , çizgi roman üzerinden aktarıyor. İyi bakın da iyi okuyun çunkü esas sır yazılanlarda koldaşlar.saygılar efendim
  • oktan keleş / 18 Nisan 2017 17:40

    kopuzata resimleri

    romanlarımda sıklıkla dost arkadaş ve kalperen kardeşlerimin fotoğraf tan çizim anı betimleyen resimlerini jest olarak resimler, izinleriyle yayınlarım .çoğu resimler romanlarımda kurgulardır ,bu yüzden kopuzataki resimlerden farklı anlam çıkarılmamalıdır.
  • Nilay Can / 18 Nisan 2017 12:29

    ...ve Ok Yay'ın çiçeği Kızıl Elma'sına ulaşır!!
  • gokturk ergenekon / 18 Nisan 2017 10:08

    ruya

    Valla isin ilginc yani 1-2 hafta once oktan beyi ben de ruyamda gordum.yatan birinin icine kirmizi isik girdi ve canlandi
  • Şerife Duman (baciyan) / 18 Nisan 2017 08:24

    Yüreğim taştı....
  • ABDULLATİF ÖMEROĞLU / 17 Nisan 2017 22:53

    Yorumsuz

    Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen, gerçeği kavramayan sağır ve dilsizlerdir. (Enfal-22)
    Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik. (Sad-29)
  • Murat / 17 Nisan 2017 19:01

    Hasan Basri Çantay: (60-61) Aranızda ölüm (ün keyfiyyetini, zamaanını, mekânını ve ecellerin mıkdarını) biz (ta´yin ve) takdîr etdik ve biz — (sizi helak ederek) yerinize diğer benzerlerinizi getirmeniz ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaratılışda ve suretlerde tekrar peyda etmemiz hususunda — önüne geçilecekler de değiliz.
  • Hasan Elmas / 17 Nisan 2017 18:43

    Söyleyecek söz bulamıyorum, gurur duydum, Allah sizleri başımızdan eksik etmesin. Yolunuzdan bizleri ayırmasın. Selam ve dua ile
  • İbrahim / 17 Nisan 2017 18:00

    körmez ne demek?

    Körmez kelimesi ne anlama geliyor? Ve tin uçmaklarla nasıl savaşabiliyorlar neticede girecek beden bulamıyorlar ya ondan soruyorum
  • Zeliha Dengel / 17 Nisan 2017 17:55

    Rüya Değil Gerçekmiş meğer...

    Merhabalar Oktan Beg, bundan bir hafta kadar önce rüyamda -sizinle nereye gittik hatırlamıyordum - ama sizi elinizde kırmızı bir elmayı yerken gördüm mutlu ibir şekilde...Şimdi ise bu KIZIL ELMA konulu Kopuz Ata yazısı okuyorum ilginç....
  • Yasin / 17 Nisan 2017 17:46

    Erdogan kaftanın basinda.halifelikle ilgili

    http://m.haberler.com/feto-ye-kacirilmaya-calisilan-yavuz-un-kaftani-9511683-haberi/
  • yasin murat / 17 Nisan 2017 14:31

    Gül ve Gülle

    "Bazen gül'le geliriz, bazen gülle ile..." - Erol E.



    Turan'ın Bayraktarı Komutanımız, Turan'a gül'le gitmiştir. Turan olmayana veya Turan etiketi basılmış Turan olmayana ise gülle ile gidileceği vakitler de gelecektir...



    Komutanıma Derin Saygılarımla
  • Abdulkadir DEMİR / 17 Nisan 2017 14:09

    Çinnn eriyip biteceksinnn

    Çine haddini bildirmeye devam eden OK-TAN Hocamıza Selam Olsun.
  • Ahmet Turan / 17 Nisan 2017 10:37

    Yaşa Benim Halkım

    Videonun 8.00 dakikasında söylenen Azari şarkıyı Kalperenler müzik topluluğundan bekliyoruz. Özümüz şarkılara işlenmiş işte..



    Yaşa Benim Halkım

    Canımızla bağlıyız
    Bu toprağa, bu ele.
    Sıralanıp dağ gibi
    Verelim, gel, el ele.

    Gel bacım, gel kardeşim..
    Bir olalım, yumruk olalım.
    Sinesi dağlanmasın,
    Bölünmesin bu toprak.

    Yaşa, yaşa, yaşa benim halkım.
    Yaşa, yaşa, yaşa Azerbaycan.(Türkiye,Türkmenistan,Özbekistan,Kazakistan,Kırgızistan,KKTC,SUÖB,Kırım)

    Ölse yabancıya eğilmez,
    Düşse dara çetine.
    Şu kahraman halkımın,
    kurbanıyım gayretine.

    Türk'ün kolu bükülmez,
    Türk'ün gücü tükenmez
    Azerbaycan bölünmez
    Bir kere kalkan bayrak,
    Bir daha yere inmez.

    Yaşa, yaşa, yaşa benim halkım.
    Yaşa, yaşa, yaşa Azerbaycan.(Türkiye,Türkmenistan,Özbekistan,Kazakistan,Kırgızistan,KKTC,SUÖB,Kırım)
  • Merve Atilgan / 17 Nisan 2017 08:07

    GURUR

    İzlerken gururla izledim cok duygulandım
    Allahım oktan abimiz başımızdan eksik etmesin
    NE MUTLU TÜRKUM DİYENE!!!!!
  • beklenen / 17 Nisan 2017 04:52

    Anlamadığım bir şeyler var. Yasak tin neyin gerekçesi? Kızımız neden bu tin örfünü yasak olmasına rağmen yapmak gereğini duyuyor. Üstelik bilge biri ... Bir anlamda onun bilgeliğini inkar ettiren nedir? Aşk ise gerekçe olamaz. Sevdiği kişi nereye gitti ki o adeta intihar ederek yasak tin i uyguladı. Hani kavuşmak için falan diye düşünsek, yine de taşlar oturmuyor. Tefekkür edilmesi gereken vakıa 60 ayeti ise çok uzaklardan bir çağrışım sadece. Bana göre hiç de alakalı değil. Kuran ayetlerini tek başına alıp bir sonuç çıkarmak anlam yönünden oldukça farklı ve ilgisiz olan yorumlara çıkabilir. Şüpheli tek bir ayeti dayanak olarak göstermek bence doğru bir yaklaşım değil. Tin olayı anladığım kadarıyla ruhun kontrolü demektir. isra 85 ise bunun çok az bir bilgisinin verildiği yönünde.
  • İbrahim / 17 Nisan 2017 02:41

    Ruh ile benlik ayni mı ozaman

    Ayna deneyi meselesi vardı, hani aynaya baktığımızda ruh ile benlik yer değiştiriyormuş diye.. Peki bu tin uçmagında ruh ile benlik birlikte mi çıkıyor bedenden ve giriyor yeni bedene
  • ilknur / 17 Nisan 2017 01:09

    Hayal gibi

    Okurken tamam olabilir diyorum az bir durup düşünüyorum.periler, uyuyan güzeller, ağaç kovuğunda seyehatler ,yuvarlak masa şövalyeleri,IYI sembolü,yada taşı,ışık evler,Bayrağımızın doğuşu,16 Nisan bunlar beni benden aldı birilerine tam anlatacak oluyorum aklımdan şüphe eder mi diye düşünüyorum...
  • Ünal hakan / 17 Nisan 2017 00:38

    Muhtemelen temsili resimden daha güzel bir bayan. Oktan abi oraya nasıl girdin diye sormayacağım. Ne yaptığını gördüm. 52 numaralı resmide gördüm sadece lolan güzeli akıbetini biliyor mu? Onu merak ediyorum. Umarım videoda ki son mesajınız bir gün gerçek olur bizde bu gözlerle görme şansına sahip oluruz.
  • Kaan Murat / 17 Nisan 2017 00:11

    Güzel insana binlerce selam

    oktan Abimize ve bu görevi yerine getiren tüm TMT üyelerine kalperenlere bin selam.CANIMIZ CANINIZ,CANINIZ CANIMIZDIR.
  • İbrahim / 16 Nisan 2017 22:42

    Aynur Velioğlu'ya katılıyorum

    Kafamdaki bilmece buymuş meğer, Hakikaten o soruya bende cevap almak istiyorum. Adem ile Okyay nasıl aynı kişi olabilir?

    Bir iki soru da benden; Okyay çağlar boyunca sadece bir vücuda mı yani Oktan vücuduna mı girdi? Yoksa birçok vücut değiştirerek bugüne kadar mı geldi? Ozaman bir çok ailesi olması gerekmiyor mu?

    2. Sorum; Oktan Keleşin kayı boyundan olması Okyay olduğu için mi yani sadece ruhi anlamda mı yoksa biyolojik olarak ta o soydan mı geliyor?
  • çepnı / 16 Nisan 2017 22:39

    seyrederken gözlerım yaşardı benı başka alemlere götürdü var olasın deruni babam Allah daha nice hayırlı hizmetler etmeyi nasip etsin hürmetle ellerinizden öperim
  • Serdar Yücel / 16 Nisan 2017 21:04

    Kızl elmada buluşalım

    Oktan hocam Allah yar ve yardımcınız olsun. Ne kadar şanslıyız ki sizin gibi değerli büyüklerimiz var. Gerçekten çok duygulandım. Ve bu çinlilere iyice öfkelendim. İnşallah atalarımızı ait olduğu yerlere götüreceğimiz günler yakındır. Kalperenlere selam olsun.
  • rahime kurt / 16 Nisan 2017 20:40

    söz yok eylem zamanı..

    Başbuğ Oktan Keleş beyefendi, saygıyla eğiliyorum. iyiki varsınız.
  • Hakan satir / 16 Nisan 2017 17:34

    Selam

    Biri bu trafodan (sayfadan) gecen cok ( siddetli )elektrik bilgileri benim gibi acizane eski bilgisayar kafaliya anliyaca sekilde anlatabilir mi lutfen tengri askina
  • Hüseyin Bulduk / 16 Nisan 2017 15:18

    OKYAY - KIZIL ELMA

    Gözyaşlarımı tutamadım izlerken.
    Allah yolunuzdan ayırmasın sultanım.
    Selam ve saygılarımla ellerinizden öperim.

    TENGRİ BİZ MENEN
  • Cem T. / 16 Nisan 2017 14:19

    orkhan-Orkun


    Orkhan-Orkun-Orhan...

    Orkun isminin anlamı Orhun 'dur

    Burdan Orhan isminin kökenine de ulaşmış oluyoruz kanımca...

    Ne diyordu Kulbak Ata'da bazı eşyalar kişilere kayıtlı...
    Bazı isimler de tesadüfi olmasa gerek...

    Çağlar ötesinden buluşmalar sürüyor... Ne için!!! TURAN'a

    TURAN gelmeden biz rahat etmeyiz....

    Selam olsun...
  • Aynur velioğlu / 16 Nisan 2017 13:44

    ................

    Cok duygulandim ve gururlandim. Anlamadigim sey Adem in Adem olma süreci ile Okyay in aynı kişi olmasını bagdastiramiyorum. Adem İlhami abi ile karşılaşıp eğitiliyordu. Oysa Okyay Çağlar iÇinde seyahat ediyor. Bunu biri açıklayabilir mi
  • Tungatigin / 16 Nisan 2017 12:54

    Okyay

    Dünya'ya bedel bir Türk böyle oluyormuş demekki , bence Oktan Abim Oğuz Kağan soylu olduğundan Okyay da Oğuz Kağan soylu olduğundan o Ötüken çiçeğini bekleyene ve sahibine götürmek onun hakkı ve göreviydi. Yüksel Türk senin için yüksekliğin sınırı yoktur .
  • Ahmet Batu / 16 Nisan 2017 12:34

    IYI C* IYI

    Selam sana OK YAY ATAM...
    Bu bölüm beni çok derinden hüzünlendirdi bir o kadar da onurlandırdı..
    Ne derseniz deyin; sevgiliye duyulan IŞK, vatan IŞK I, görev IŞK I, Türklük IŞK I... deyin kelimeler kifayetsiz kalır tek anlamlı kelime IŞK.
    OK YAY ATAM IŞK ına IŞK olsun..
    TENGRİ TÜRKÜN HAKİKAT IŞK INI ALMASIN ARTTIRSIN BU YOLDAN DA AYIRMASIN...
    IYI
  • Nuri yazici / 16 Nisan 2017 11:07

    Deruni baba

    Sabah sabah uykularım kaçtı,deruni babamıza selam olsun
  • Emre / 16 Nisan 2017 09:02

    HELAL OLSUN

    Demekten başka söz gelmedi aklıma IYIki varsınız.Umut oldunuz hepimize.
  • Ahmet Polat / 16 Nisan 2017 08:26

    Kızıl elmam

    Kızıl elma bizdendir...bizimdir...biz kızıl elmayız...selam ve dua ile...
  • dertli mümin / 16 Nisan 2017 03:17

    aklım çıktı

    inanın şu saatte okudum yorum yazıyorum kalbim ağırdı gözlerim yaşardı bu nedir ? aklım çıktı oktan baba okyayın ta kendisi mi ? zamanda yolculuk mu ? yoksa yeni doğan bir çocuğa okyayın ruhu (tini ) mi girdi ? mumyanın üzerine koyduğu kağıt başlı başına bir müjdedir olaydır ey çin yerle yeksan olacaksın demektir !!! oktan baba biz senin hakkını nasıl ödeyeceğiz
  • alaca / 16 Nisan 2017 03:03

    Kızıl Elma

    Böyle giderse Çinliler kafayı yer yakında. Bu muhteşem videoya ne övgüler yazılsa azdır. Oktan Abiye sonsuz teşekkürler ve de tebrikler. Bizler labirente bağlı olduğumuzdan Ruhun farkında bile değiliz ki yasak uçmağı anlayalım. Oysa vücudumuzda ki değişik hislerin hepsinin yorumunu yapan ruh yorumu nasıl yapıyor? Akıl, Zihin nasıl oluşuyor insanda. Ve doğrumu analiz ediyoruz çevremizde olan şeyleri? Keşke bütün bunların cevaplarını Kandaki Alyuvarların Dalakta ve Kemiklerde parçalanıp Akyuvarlara dönüştüğünü bildiğimiz kadar kolay cevaplayabilseydik. Birazcık kanımız hareketlense heyecanlandığımızı ya da korktuğumuzu vs zannediyoruz. Önce biraz soluklanmayı ve de durmayı öğrenmemiz lazım sanki. Tekrardan çok teşekkür ederiz.
  • Gökhan DOĞAN / 16 Nisan 2017 01:37

    Lolan Güzeli

    Anneannem bu kadına o kadar çok benziyor ki anlatamam.Bu kadının kahverengi saçlı olanı benim anneannem.Acaba onun soyundan mı geliyoruz?
  • noyan 55 / 16 Nisan 2017 01:21

    turk ve digerleri

    Kendime geldigimde duydugum ses "baba niye agliyorsun turkun dunyaya bedel oldugunu isbastladin emrindeyim yuce kaganim

    ok
  • Musa wien / 16 Nisan 2017 01:15

    Mutluluk

    Oktan abiyi tanıdığımdan dolayı çok mutluyum.en azından yakinen tanımasamda varlığından haberdarım.deruni baba seni bir çok kez rüyamda gördüm inşallah Birgün karşılaşırız diye umud ediyorum.
  • Orkan Metin / 16 Nisan 2017 00:30

    Hayret

    Orkhan ismi ilk kez geçiyor sanırım. Okyay'ın kardeş olmasına hayret ettim.
  • Kayacan / 16 Nisan 2017 00:15

    Şok

    Saatlerdir anca kendime geldim.Deruni Baba varol, ışığınla aydınlanmaya devam edeceğiz.
  • Altan / 16 Nisan 2017 00:00

    Razi olan
    Razi olunan isleri yapar
  • Recep / 15 Nisan 2017 23:59

    Zaman ve mekan insanda durulmus....
    Ok Yay
    Gorevi geregi nice asirlar sevdiginden ayrilmis
    Nefsii deyil milletim demis
    Yuce gonul ,sadik es
    Bakisi ordulari harekete geciren
    ordular korkutan Turk Komutani
    Es Selam
  • İbrahim / 15 Nisan 2017 23:56

    Sözün bittiği Yer

    Şimdi kim olduğunu öğrendik derken hep yeni bir Sır daha ortaya çıkıyor. Şoklardayım ve emrinizdeyim
  • Nihal Kaya / 15 Nisan 2017 23:53

    Tek kelimeyle muhteşem bir bölümdü ,okurken o kadar duygulandım ki ölümsüz bir aşk hikayesi , Tanrı dağlarından koparılan çiçekler tekrar sevgilinin bağrında yeşersin inşallah.Kutlu atalarıma selam olsun,bizi onlarla buluşturanlara şükürler olsun...
  • Derya / 15 Nisan 2017 23:52

    Ah Çin ahh

    Yahu bu kot montda şanslı kot mont sanırım. Yada sihirli. Ben neden inanamıyorum biri bana bu konuyu mantık çerçevesinde anlatsın lütfen. Referandum öncesi iyi çalışma olmuş bu arada zamanlama manidar.
  • Hüseyin Eroğlu / 15 Nisan 2017 23:33

    Bir Yiğit Hepinize Yeter

    Deruni abime selam olsun. Çıkardığım ders ne olursa olsun sözünü her zaman tut. Er sözü Er yüzüne söylenirmiş.
  • Kamil Türk / 15 Nisan 2017 23:07

    Vefa

    Türklük bilincimizi her daim canlı tutmamızı sağlayacak unutulmayacak bir bölüm.Sağolun, varolun Oktan abim.TMT ekibinden ve emeği geçenlerden Allah razı olsun.Onaltıyıldız Türk tarihini aydınlatmaya taşları yerinden oynatmaya devam ediyor.
  • TamER / 15 Nisan 2017 22:48

    Ok Yay

    ENFAL SURESİ ***17***
    ....ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ....
    ....Ve attığın zaman da sen atmadın ama Allah attı

    olanlar oldu....kalp ile görenler gördü...
  • c.d / 15 Nisan 2017 22:05

    Belki benim gibi çok uzulenler vardır onlar için bir şeyi paylaşmak istiyorum yeni farkettim. Bekir abinin Gökteki Amcaogullarimiz gibi giyinip Başkanımızla ve Oktan Abiyle konuştuğu bir video vardi YouTube da var. Orda Oktan abi diyorki Bekir Abiye yani gökteki amcaogullarimiza "Kizil Elma ma selam söyleyin anladınız siz onu" anladığım kadarıyla Ecem Hatun büyük Asena Gokkardeslerimizin yanında vücut bulmus. Yani hala kavuşma şansı mevcut :) selamlar selamlar..
  • Tayfun YALIN / 15 Nisan 2017 21:59

    EGE ADALARI

    Komutan ,kimse bir şey yapmıyor.Ne olacak bu gidişin sonu.
    Personel eksiği olursa fakiri ilave ediniz.Saygılarımla.
  • orkun akar / 15 Nisan 2017 21:50

    Evlat babanın sırrıdır

    Selam selam...Evlat babanın sırrıdır.Kutlu atalarının yigit evladı huzurunda ant iciyorum yere diz vuruyorum atımın nallarının kıvılcımı sizin yolunuzda parlayacak.Sadece çin degil vatikan beyaz saray butun insanlıga bela olan yerler bekleyin sıranızı.Elmas kılıc kalktıgında kamu sad olacak
  • mücahit çelik / 15 Nisan 2017 21:24

    hay Allah...kalp kalbe karşıymış..

    az önce bir mumya haberinde LOLAN GÜZELİ'ni anmış yorum yazmıştım.....şimdi şaka gibi-bu videoda OKTAN BABA -ATA ANA'nın (lolan güzeli)huzurunda..ÇİN (CİNLERİ)bu ATA ANA'nın bedenini çok iyi koruyor-resim v.s yasaklıyordu...bazı kişileri kilit tutmuyor demek ki...bu video bana göre başlı başına olaydır...
  • Kırbrıs Fatihi / 15 Nisan 2017 19:57

    ne desem bilemedim

    gözlerim doldu hüzünlendim videoyu seyrederken. selam olsun Ululara, selam olsun gönlü cızlayanlara, selam olsun aşkı yaşatanlaraç
  • Orhan ŞAHİN / 15 Nisan 2017 19:38

    KOCA TÜRK.
  • Deli Caner / 15 Nisan 2017 19:24

    OKTAN KELEŞ DÜNYAYA BEDELDİR

    O kadar.
  • Gökhan / 15 Nisan 2017 19:07

    Kız kulesi

    Kavuşmak ne güzeldir
    Hele bir de şahit Pars ise,
    Vakti belirleyen Yüce Rabbim
    Hesab saatini geciktirmez ,bugünde yarında.

    Ay yıldız kimin üstüne dogdu ise
    O dur beklenen,
    Bir gün dönecek dönence
    Biliyorum, görüyorum bugünde yarında...

  • Aslı Hanzade / 15 Nisan 2017 19:00

    ECE

    Gizlenmiş sırlardan her gün yeni biriyle tanışıyoruz .Oktan bey ve dostlarına sonsuz teşekkürler.
  • Gamsız Baykuş / 15 Nisan 2017 18:51

    Kopuz Ata

    Türk atasını da, anasını da, yarini de unutmadı.Unutmaz.Deruni baba demek seninde gönlünde sevda sancısı vardı ha....
  • Gamsız Baykuş / 15 Nisan 2017 18:37

    Kopuz Ata

    Türk atasını da, anasını da, yarini de unutmadı.Unutmaz.Deruni baba demek seninde gönlünde sevda sancısı vardı ha....
  • fatih uysal / 15 Nisan 2017 18:37

    inanilmaz

    gercekten Oktan Keles abimizi tebrik ediyorum inanilmaz bir Video bu ama daha fazla aciklama daha fazla bilgi daha detayli .....böyle bir Video bekliyordum son kalkan ustadan sonra ins. ALLAH yolunuzu acik etsin devami gelir ins.
  • Mümin AKIL / 15 Nisan 2017 18:20

    YÜCE TÜRK

    Bir TÜRK, dünyaya bedeldir. Deruni Babamız, alçak çinin ve şeytanilerin kabusu oldu yine.
    Bizleri Onaltıyıldız altında buluştutan Sultanımıza selam olsun.
  • AVŞAR / 15 Nisan 2017 17:56

    Çok Şükür

    Vefalı Türk geldi yine!
    Canım kurban yollarına!
  • murat / 15 Nisan 2017 17:47

    oktan abi çok duygulandım içim cız etti.. binlerce sene, sevdiğini beklemek ne hasrettir.. ne sevdadır ne güzeldir ve ne acıdır.. kendimi senin yerine koyup düşünüyorumda insanın içi parçalanıyor..
  • Turan Kagan / 15 Nisan 2017 17:47

    Avustralyadan Dua ile

    Abi senin bir an once film cekmen lazim yakisir abiime yonetmen koltugu
  • Polat / 15 Nisan 2017 17:35

    Gözlerime inanamadım

    Insani hem duygulandiran hem de coşturan bir operasyona daha imza attınız. Saygıyla ellerinizden öperim.
    Elimizin erdiği yüreğimizin yettiği kadar biz de sizin imzanızın arkasındayız Allah'ın izniyle...
  • Abdulvahap Ünalmışer / 15 Nisan 2017 17:11

    Ey benim Pirim... Ey benim güzel Pirim...

    Ağladık... Yine beynimizde fırtınalar koptu yine farklı alemlere daldık. Yine düşüncelerimiz ufka yükseldi.
    Yaşa var ol Pirim...
  • ilknur / 15 Nisan 2017 17:09

    uyuyan guzel

    Munir Derman hocamiz efsanelerin altinda gercekler vardir demis..Bu yazi bana uyuyan guzel hikayesini hatirlatti..Emeginize saglik tarihten Turku cikarirsak tarih kalmaz diyen hocamizin sozu sizin arastirdiginiz her konuyla daha bir anlamlaniyor..Ne mutlu Turkum diyene.Dirilisimiz bbasladi insAllah.Goreve haziriz .Muhtac oldugumuz kudret damarlarimizdaki asil kanda mevcuttur...
  • Eyüp Küçük / 15 Nisan 2017 16:27

    Vefalı Türk

    Geldi yine
    Yol ver Türk ün bayrağına
    Selam Türk ün bayrağına
  • Meftun Özdemir / 15 Nisan 2017 16:24

    Gönüllerin Sultanına

    Gönüllerimize yine dokundunuz, yeşerttiniz .Her karamsarlığa düştüğümüzde umut oldunuz, ışık olup karanlığı aydınlattınız sultanım.Yüreğinizdeki odu bizlerde de yaktınız.İzlenceyi izledikten sonra gönüller coştu, kalpler birlendi.Sizler varoldukça Türklük hiç unutulur mu?Bozkurtlar bozkurtluklarını hatırlıyor sayenizde çok şükür.
  • Özgür B. / 15 Nisan 2017 16:16

    Ulu Turk

    Var olun Oktan Bey ,Bir Türk Dünyaya Bedel !
  • halil ibrahim çelebi / 15 Nisan 2017 15:02

    ulu Türk

    hayy sultanım salya sümük ağlattın fakiri.
    böyle büyük aşk da oluyormuş demek.
    selam saygı ve hürmetlerimi sunarım.
  • İlhan / 15 Nisan 2017 13:52

    Türk, atasını unutmaz...

  • Mahmut Kılıç / 15 Nisan 2017 13:31

    mumya

    Helal beee.....
  • Gökhan / 15 Nisan 2017 13:10

    Kız kulesi

    Tarkan
    Atilla nin kılıcı
    Bir asırdır beklenen
    Mayıs
    Kayaların oğlu nereden geliyor
    Şimdiki Kızıl Elma
  • ateş / 15 Nisan 2017 12:59

    Gerçekten de BÜYÜK YÜCE TÜRK!

    Sultanım, tüm dünya önünüzde saygı ile selâm duracak. Değerinizi bütün dünya bilecek. TÜRK'E SELÂM, TURAN"A SELÂM.
  • Efsun / 15 Nisan 2017 12:58

    Ant gerçekleşti.

    O gün OK YAY, KIZIL ELMA'sına ant verdi. "Öyle bir şey yaparsan tinini arar bulurum. Cesedine çiçeğine getirmek, balbal atalarımız huzurunda ant olsun."
    OK YAY (Oktan KELEŞ) andını gerçekleştirdi. Hala kalbim çarpıyor. Allah yolunuzu açık etsin, Allah'ın selamı rahmeti bereketi üzerinize olsun her zaman.

  • Özlem Genç / 15 Nisan 2017 12:53

    Hasret

    Özümüz neyse icraatımiz da o. Çağlar ötesi hasret sona ermiş. Oktan Hocam gibi birimiz hepinize, Çininize yeteriz.
  • Turkun torunu / 15 Nisan 2017 12:44

    Hem duygulandıran hatta ağlatan... hem gururlandıran... hemde güldüren... güldürene parantez açmak isterim Çin Çin... eyvallah emeği geçenlere...selam olsun Gönüller'i birleyen ellerinden öperim deruni babam...
  • zekhan / 15 Nisan 2017 12:17

    OZ

    Verilen http://www.genelturktarihi.net/3800-yasindaki-lolan-guzeli linkinde
    "Bazı erkek ve kadın mumyalarda, şaman olduklarını kanısını güçlendiren uçları uzun şapkalar bulundu. Bu şapkalar, tıpkı Oz Büyücüsü filmindeki büyücü şapkasının benzeriydi."
    şeklinde ki tespitle Kopuz Ata-4 yazısın daki
    "Aysulu ufuktaki OZ a bakarak ellerinde çiçek beklemişti yıllarca."
    cümlesinde ki OZ neresiydi?

    1939 Amerikan yapımı The Wizard of Oz (OZ Büyücüsü) isimli filmin giriş ifadelerine bakalım:

    "Asırlar önce dünyamız sihirle doluydu...
    Büyücüler, cadılar ve harika varlıklar bu dünyada kol geziyordu.
    En büyük sihrin koruyucuları kalpleri saf olan kimselerdi.
    Ve sanatlarını yanlızca iyilik için kullanıyorlardı.
    Ancak zamanla bazı insanlar sihri karanlık amaçlar için kullanmayı öğrenecek ve bunu dünyaya zülmetmek ve hükmetmek için kullanacaklardı.
    Güçlendikce tüm sihre sahip olmak ve kontrol edebilmek için onu kullanmayı bilen herkeze karşı savaş açtılar.
    Geriye kalan harika canlılar soyları tüketilinceye kadar avlandı ve güçleri çalındı.
    Dünya karanlık bir yer haline geldi.
    Önemli Mençgin büyülerinin en büyüğü olan Bünyaru, kalan bütün sihri topladı ve gücünü son bir büyü için kullandı.
    Onun sihir kitabı sadece bir şey içeriyordu.
    Değişen kelime.
    Karanlık ve kötülüğün güçleri yaklaşırken, sözcüğün gücünü yeni bir krallık yaratmak için kullandı.
    İnsanlık tarafından avlananlara sığınak görevi görecek bir dünya, OZ adında bir yer.
    Yarattığı müthiş güçle dehşete düşen Bünyaru, bu sözcüğü bir daha kullanmayacağına yemin etti.
    Ve kitabı mühürledi.
    Ve onu zümrütler şehrinin koruyucularına emanet etti.
    Böylelikle sözcüğü bir daha kendisininde kullanamayacağından emin olmuştu.
    Kitap OZ da pekçok yıl güvenle bekledi.
    Ancak dünyamızın bütün karanlığı geride kalmamıştı.
    Doğu ve batının cadıları kitabı biliyordu.
    Gücüne tanıklık etmiş ve sahip olmayı arzulamışlardı.
    Bu onları yoldan çıkarttı ve iyice fenalaştılar.
    OZ dakilerin pek çoğunu karanlığa dönüştürdüler ve bu huzur dolu toprakları uzun ve korkunç bir savaşa sürüklediler.
    Büyük bir yenilgiye uğrayan OZ un büyük lideri büyücünün pek fazla seçeneği kalmamıştı.
    "Ordusu etrafımızı kuşattı artık sadece an meselesi."
    Bünyaru nun kitabı, barış için ödenmesi gereken bedel olabilirdi...."
  • Selçuk Karaca / 15 Nisan 2017 12:15

    Kızıl Elmam

    Bir Operasyon Vardı O Gece, Hemde

    "TARİHİN EN GÜZEL OPERASYONU"

    Sistemin Bir Anda Kilitlendiği Ve Çin Makamlarının Apışık Kaldığı En Deruni Operasyon.

    Varol Pir-i Turani Deruni Sultan Baba.

    TENGRİ BİZLE.
  • bekir düzdiker / 15 Nisan 2017 12:11

    tebrik ederim

    oktan hocam videoyu izlediğimde önce hadi canım dedim.mumyalar gerçek olabilir mi acaba diye düşündüm açıkçası.ama internette görselleri incelediğimizde birebir aynısı olduğu anlaşılıyor.emeğinize sağlık hocam.türk piramitlerinden sonra tekrar çine gitmek hakkaten yürek ister.türk siz ve sizin gibi yürekli ademlerle yükselecek inşallah.
  • Zafer YAVUZ / 15 Nisan 2017 11:36

    Bizim olan bizimdir

    Gözlerim doldu... Allah razı olsun Deruni babam. Bizim olan bizimdir... Gündüz güneşsin gece aysın . Sen benim uçmağım Kızılelmamsın... Ne ABD, Ne Rusya Ne de Çin ; Her şey TÜRKLÜK için...
  • Aziz ates / 15 Nisan 2017 11:35

    Allah'ina Gurban Abim
  • ENGİN MERAL / 15 Nisan 2017 11:24

    AND

    Değerli efendimiz and olsun yalnız bırakmayacağız seni. Allah'a ve sana bağlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz. sen emaneti kızıl elmaya sundun bizde sana sadakatimizi sunacağız
  • Çiğdem / 15 Nisan 2017 10:08

    Ne mutlu Türk um diyene

    Ay Yıldıza selam olsun. Allah razı olsun hepinizden. Selam ve dua ile.
  • Taner / 15 Nisan 2017 10:00

    Ok Yay'dan çıktı. Kapı kulu olmaya hazırız. Tengri Biz Menen
  • Tolga Erdem / 15 Nisan 2017 09:56

    Gecmisten bugüne..gelmisten gecmise..

    Inanilmaz olaylar Oktan baba..baslangici nereden alacagimizi sasirdik dogrusu..Bir yandan, Kulbak Bilgede, gelecekten bugüne gelirken..ANT'da gecmisten bugüne ve gelecegi gidiyorsunuz..Zaman-Mekan..yokluk icinde varlik..mekansizlik..en önemliside TÜRKÜ birlestiriyorsunuz..Allah razi olsun..Aslinda kim oldugnuzu bilen biliyor artik sanirim..:)
  • Fahrettin oğuz / 15 Nisan 2017 09:48

    Türkün Sevgisini Yenemez Cihan

    Sultanım Yine Şoklardayız bu buhranlı günlerimizde bize yine Umut oldunuz Bunların bir roman değil Gerçek olduğu ispat ettiniz . Anlamadığım özellikle sizden Sakladıkları o yere Çinlileri nasıl atlatıp girdiniz. Demekki Türk ten hiç bir şey saklayamazlar.
  • BEKİR ÖZTÜRK / 15 Nisan 2017 09:43

    KÜRŞATlar bitmez!!!

    Yine bir KÜRŞAT, Çin sarayını basmış!
    Bizde Kürşatlar bitmez!
    Sultan babamın, vuslatı beni çok duygulandırdı.
    Çiçekler ve söz yerini buldu.
    Girilmeyen yerlere girenlere selam olsun.
    Dualarımız her daim sizinle...
  • Ayşecik / 15 Nisan 2017 09:13

    .

    Sizi bulduran Rabbime şükürler olsun. Çok özel bi bölümdü, teşekkürler Oktan Hocam, bir kere daha hatırladım Mevlana'nın sözünü, inancım tazelendi.
    Vedalar gözüyle sevenler içindir, gönülden sevenler asla ayrılmazlar...

    Türk milleti ve ay-yıldız aşkı sonsuza dek varolsun, varolun hocam.
  • BEKİR ÖZTÜRK / 15 Nisan 2017 09:09

    Ne güzel bilgiler

    Bu bilgileri yaşadık öğrendik. Kim kimdir evelallah biliyoruz
    Birde kendimizin ne olduğunu bilsek?
    Öğreniyoruz. Talipliyiz.
    Tüm koldaşlarım değerinizi bilin!
    OK YAY (OKTAN) sultan babamıza selam olsun.
    Siz bu milletin umudusunuz. Bu kapının tozu olmak yeter bize, bana ALLAH C.C. yanınızdan ayırmasın. Allah Allah.
    Şimdi hem içeride ki hem dışarıda ki düşman ve işbirlikçileri korksun.
    Geldik, geliyoruz ve kolay kolay da gitmeyeceğiz.
    İnşallah milletimiz ne olduğunu kim olduğunu öğrenecek
    Baba sultanıma teşekkürler. ALLAH C.C. her daim yardımcınız olsun.
    Dua ve sevgimiz sizinle
    bekiriniz...
  • Turkun Torunları / 15 Nisan 2017 08:38

    Kurşad gibi

    Allah Oktan bilgemizi basımızdan eksik etmesin. Erol abimizle Kürşad ve çerileri gibi dalmışlar zalim Çin'e.Basbugumuzun dediği gibi Bizim olan bizimdir.Göz yaşlarıyla izledim.

    Saygılarımla
  • Hazel / 15 Nisan 2017 08:01

    Bizim Olan Bizimdir

    Gündüz Güneş'sin Gece Ay'sın sen benim uçmağım,kızıl elmamsın.
    Gönlünüz var olsun Oktan hocam..
  • Atilla Murathan / 15 Nisan 2017 07:14

    Doğu Türkistan

    Türk Dünyasına hizmetleri için Oktan Bey'e teşekür ederim., Bu çabaların umarım Doğu Türkistan'ın Özgürlüğünü kazanmasını hızlandırır.
  • c.d / 15 Nisan 2017 06:44

    Ah be Abi keşke kapında köpek olabilsem..
  • Yasin Akdoğan / 15 Nisan 2017 06:16

    Bir kaç damla taştı içimden

    Demek ki Bize 'özenle' sunulan bilgiler birer parçaymış BÜYÜK BİRLİĞİMİZE ve DİRLİĞİMİZE ait!
    *Krt Gönül Mimarları programında yapılan 'tin ayini'
    *Başbuğ Zeybek bey'in Ötükenimizden gördüklerini anlatttığı yönetici Aysulu hanım ve toplu yakarışları
    *Kızıl ElmaM bestesinin hatırası
    Ve daha niceleri...

    Aziz hatıralarını yüce Türk Milleti ile paylaşan gönül sultanımız.. Muhteşem bir örneksiniz bize.
    Tengri BİZ Menen
  • Uçbeyi Mehmet / 15 Nisan 2017 05:24

    Son Dakika haberler

    Çin'de çok büyük 10,0 lık deprem meydana gelmiş. Maddi hasar yok, ama devlet yöneticilerinin çoğunluğu psikolojik bunalıma girmişler. Demiştik Türklerin güneşi kayalardan doğmaya başladığını!
    Sultanım, TMT, Erol abi ve emeği geçen herkesten Allah cc razı olsun.
    Heyecanla nefes almadan seyrettim. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Her zaman hazır ve nazırız Komutanım. Ok Yay dan çıktı şükür.
    Ellerinizden öperim Sultanım
  • Beyhanım / 15 Nisan 2017 05:20

    Allah ına kurban OK YAY (OKTAN) baba.
  • Beyhanım / 15 Nisan 2017 05:19

    Allah ına kurban OK YAY (OKTAN) baba.
  • canozturk78 / 15 Nisan 2017 05:17

    Kizilderili diyarindan sevgilerle

    Varol OKYAY baba, varliginizla dirligimize dirlik katiyorsun, Cenabi Allah omrunuze omur, gucunuze guc katsin. Tengri biz menen.
  • Ceyhun NURAL / 15 Nisan 2017 04:25

    Çin'in korkulu rüyası...

    Oktan beyim Allah emeklerinizin karşılığını gani gani versin inşallah. Alçak çin'in korkulu rüyası olmaya devam ediyorsunuz.
    Saygılar...
  • mete2 / 15 Nisan 2017 04:02

    Barış Manço ve 3.14


     https://youtu.be/HfgCLxMXOw4

    Bana Barış Mançonun şarkısını hatırlattı ... paylaşayım dedim...

    Bir de yayın saati 3,14 yani pi olmuş... Yılan kuyruğuna saldırır mı????
    Dairenin Çapı kadar bir ipi alalım, üstüne saralım oluşan açı 2 radyan (114,5915 59...) uzayıp giden bir açı... Aslında Pi sayısı 360'ı bu sayıya bölünce çıkıyor ...

    114 Kurandaki sure sayısı
    2×(114,5915-114) = 1183

    Atatürk'ün Harp okulu no.su: 1283
    Selahaddin Eyyubi doğumu: 1138
    Eyyubi'nin Hasan Kehf'i alması: 1183
    Uyuyanlara da 309 bir ilişki sonra.
    Selahaddin Eyyubi ölümü: 1193
    Atatürk'ün ölümü 1138

    ...
    Başka bir de...
    Hurufu Mukatta toplamı+1=2281 ... ?


     Pi sayısı Altın oran cinsinden ne peki,
    Pi=2 (atan (fi)+atan (1/fi)). O da sonsuz 1,618... 8.6.683 Peygamberin ölümü . derece açı karşılığı 92,70651866 az önceki ,591595yi çıkaralım 92, 114 9595..." ma leha ???" ne oluyor ya Hu?? 114,5915   w


  • şizofren / 15 Nisan 2017 03:57

    ...Bizim Olan Bizimdir...

    Amiyane tabir ile bu da çin e kapak olsun!!!
  • mete / 15 Nisan 2017 03:47

    Eyvallah Oktan Bey

    Teşekkürler tebrikler saygılar






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar