En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
28 Aralık 2017

Tengrinin Türkünde Evrim Teorisi



Günümüzde bazı bilim adamları Charles Darwin’in 1859 yılında yayınlanan “Türlerin Kökeni” isimli kitabını kaynak gösterip, bu teoriyi baz alarak daha geniş bir  Evrim teorisini savunmaktadırlar.

Ve bu teorilerini, arkeolojik kazılarda buldukları arkaik döneme ait çeşitli iskelet ve bulgularla da desteklemeye çalışmaktadırlar.

Söz konusu arkaik dönem olunca, konuyu daha ciddi ve derinlemesine ele almamız gerekiyor.

Ciddi ve derinlemesine dememden kasıt, bugünkü teknoloji ve bilim sayesinde bu bulgulara daha kolay ulaşabiliyoruz.

100 sene önce bu günkü teknoloji yoktu. Dolayısıyla birçok bulguya ulaşamayabilirdik.

Konuyu sadece felsefi açıdan değerlendirmek zorunda kalırdık.

Ama günümüzde gelişen teknoloji sayesinde somut bilgi ve materyallere ulaşabiliyoruz.

Böylelikle daha da derinleştiğimiz zaman her derinlik bize  yeni ufuklar açıyor.

Bu konuyu aslında halen yazımına devam ettiğim ve birinci bölümünü (http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=6279 )Kalperenlere hediye olarak sitemizde yayınladığım Tengri’nin Türk’ü adlı romanımda işledim.

Tengi’nin Türk’ünde işleyeceğim bu konuyu, teknik detaylarını kitapta yazacağım için fazla detaya girmeden sizlerle paylaşmak istedim.

Ön Türk tarihinde bazı sırlar var:

Tamgalı Say’daki taşlarda çeşitli maymun figürleri var. Rahmetli Servet Somuncuoğlu bunu kataloglaştırmıştı.

Tamgalı Say’ın yanı sıra Türkistan bölgesinde Kazakistan’nın güneyinde, Asya’nın her yerinde hemen hemen binlerce, atalarımızın yapmış olduğu tamgalar, resimler ve figürler var.

Bu tamgaları söylenceli tarih ve oradaki mevcut inanışlarla birleştirdiğimizde enteresan bulgulara ulaşıyoruz.

Aynı zamanda da Kuran-ı Kerim ve bilimde bunu destekliyor.

Aşağıda  resim Ön Türk tarihinde var. Resim temsili olarak çizilmiştir. 

 


Evrimcilerin söylemiş olduğu bir şey var:   

İnsanların ve maymunların atası ortaktır, bir primattan türemişlerdir falan diyorlar.

Tabii ki biz buna inanmıyoruz. Yani böyle bir şey olamaz.

Biz Kuran-ı Kerim’deki Adem inancını taşıyoruz.

Adem diye bir insan var ve tüm insanlar ondan türemiştir. Aklımızla da düşündüğümüz zaman bizi bu sonuca götürüyor.

Ama evrim teoricilerinin de, teorilerini savunurken ortaya koydukları bazı arkeolojik bulgular var.

Gerçekten de iddialarını destekleyecek yönde iskelet kalıntıları var.

Peki o zaman bunu nereye koyacağız?

Evrimcilerin bulduklarını iddia ettiği bazı iskeletler var, maymunun atasını almış insanın çene kemiğini eklemiş falan, bunları kastetmiyoruz ama bulunan gerçek iskeletler de var.

Bunu nereye koyacağız.

İnsana göre daha maymunu andıran ama maymun da değil.

Kafatası kimininki büyük, kimininki küçük, baktığınız zaman farklı bir yaratılış olduğu da belli oluyor.

Bunlara Homo Erectus, Homo Neatherthalensis ve benzeri bir çok isimler koymuşlar.
Öyleyse bilimin sahtekarlıklarını bir kenara koyduğumuzda bunlar bize bir şeyler söylüyor.

Klasik anlamda şöyle bir söylem var:

Halk arasında avami tabirle evrim teorisi nedir diye sorarsak insanların atası maymundu, insan maymundan geldi inanışı hakim.

Fakat evrimciler diyor ki hayır,  insanlarla maymunların atası ortak bir Primat’tı.

Tabi bizim buna da itirazımız olur.

Ama bulunan kafataslarını ve iskeletleri nasıl izah edeceğiz?

Evrim teorisini savunanların, bu evrimleşmenin insana gelmeden önceki halini ilkel olarak gösterir.

Bugün dünyamızın bir coğrafyasında uzaya giden insanlar varken, başka bir coğrafyasında da ilkel insanlar var.

Bildiğiniz gibi daha önce kaleme almış olduğum bir zika virüsü makalesi de var.

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=4795

Zika virüsü makalesinden de anlaşılacağı gibi geçmişte geri zekalı toplumlarda yaşamış.   

Evrimciler tarafından hep es geçilen bir konu var:

İnsanın atası maymundu deniyor.

Evrimciler en başından büyük bir mantık hatası yapıyorlar.

Her yaratılışın bir atası vardır.

O zaman maymunun da bir atası olması gerekir.

Atlanılan nokta bu.

Kuşun atası şuydu, fok balığının atası ayı balığıydı, balina önce karadaydı sonra suya indi falan, vesaire vesaire… diye sayarlarken maymunun atasını es geçiyorlar.

O zaman maymunun da bir atası vardı.

Maymunun atası Ön Türk tarihinde detayını kitapta yazacağım için burada çok açmamakla beraber, “Aymun”  diye bir varlık.

“Aymunlar” kıllı varlıklar ama yarı zekalı varlıklar.

Yani insan değil bunlar.

Gelişmiş bir beyne sahip olan maymunların atası.

Biliyorsunuz günümüzde maymunların; şempanzeler, goriller, şebekler, orangutanlar gibi bir sürü sınıfları var.

İnsana zeka ve yüz hatları bakımından en yakın olanları da şempanze ve gorillerdir.

Hatta bilim adamları şöyle söyler, “Bugün maymunla insan birleşse genleri bir birinden çok farklı olduğu için gebelik durumu söz konusu olmaz, ama binlerce yıl önce bilimsel olarak genleri bir birine daha yakındı ve bir birleşme olsaydı gebelik söz konusu olurdu” diyorlar.

Hatta Rusların bir deneyi var, 1900’lerin başında birkaç defa maymunla insanın spermlerini döllemeye çalışıyorlar.

Bunlar bilimsel makalelerde geçer.

Ama etik olmadığı için kaldırılmıştır. Daha sonra gizliden gizliye devam ettirildiği de söyleniyor.

Bugün de bildiğiniz gibi kuzey kutbundaki, soğuk  ülkelerdeki insanların ve hayvanların fizyolojisi de diğer insanlar ve hayvanlara göre değişik.

Vücut ısıları falan o ısıya göre ayarlı. Kimisi daha kıllı hayvanlar vs.

Asya insanları hatta biraz daha güneye indiğimizde Afrika insanları ve hayvanları da fizyolojik olarak daha değişik.

Fizyolojik bakımdan değişik oldukları için onların daha kolay doğum yaptığı söyleniyor.

Yani kimisi sıcağa duyarlı, kimisi soğuğa duyarlı.

Bugün de genetik bir hastalığı olup da fizyolojik açıdan diğer insanlardan daha farklı olan internette de ‘kurt adam’ sendromu olarak anılan hastalığa yakalanmış, maymuna benzeyen bir çok kıllı insan yaşamakta.

 

 


İşte Ön Türk tarihinden, Tamgalı Saydan ve arkeolojik kazılarda bulunan Türklere ait bir çok kalıntıdan da  öğreniyoruz ki, o dönemde de böyle insanlar var.

Artık hangi coğrafyada, jeolojik dönemin hangi safhasında, buzulların eridiği dönemde mi, soğuk dönemin buzul çağının insanları mı bilemiyoruz.

Ama Ön Türk tarihinden şunu biliyoruz ki bir şeyden dolayı bu insanlar toplumdan tard edilmiş.

Bu tard edilen tüylü insanlardan bir erkek, “Aymunların”  dişisine yaklaşıyor.

Yasak ve haddi aşıyor.

Çünkü “Aymun” insan değil ama yarı zekalı.

Aşağıda sağda görmüş olduğunuz aslında bu tard edilen kıllı insanlardan, solda görmüş olduğunuz da “Aymunların” dişisi.

 


 

Ona yaklaşıyor ve birleşiyor.       

Bu birleşmeden bir erkek çocuk dünyaya geliyor.

Bu dünyaya gelen çocuğu da Ön Türkler Tamgalı Say’da aşağıdaki gibi betimlemiş. 

 


Bu doğan erkek çocuk yarı insan yarı Aymun olarak dünyaya geliyor.

Bu doğan erkek çocuğun zekası zaten hali hazırda yarı zekalı olan Aymunlara göre biraz daha fazla zekalı oluyor.

Burada şunun altını tekrar çizmekte yarar var.

Bugün maymunla insan birleşse genetik olarak bir birinden farklı olduğu için bu birleşmeden bir çocuk dünyaya gelmiyor.

Ama bilim bize söylüyor ki, binlerce sene, hatta yüzbinlerce sene önce insanlarla maymunların arasındaki genetik fark daha az olduğu için birleşmelerinden çocuk dünyaya gelebiliyor.

Aymunla insanın birleşmesinden doğan çocuğun fizyolojisi hem insandan hem de Aymundan daha farklı.

Kafatası değişik, vücudu değişik, farklı yürüyüşü var, şusu  busu var.

Aymunla insanın birleşmesinden doğan erkek çocuk da büyüyünce insanların dişisiyle birleşiyor.

Bu sefer de bambaşka bir toplum daha ortaya çıkıyor.

Bu çıkan toplum da hepsinden değişik.

Ama zekalı bir varlık oluyor.

Tabi zekasının ne kadar olduğunu günümüzden kestiremeyiz.

Bu yaşanan olaylar devam ederken sürülmüş bir kavim ve maymunsu bir toplum oluşuyor.

Ama bugün bildiğimiz maymunlardan değil.

Orda da Yaradan peki buna niye müsaade ediyor derseniz, haddi aştınız, benim Muradullahım’da Sünnetimde bu var, dolayısıyla da madem istediniz, ‘aşağılık maymun kavminden olunuz’ deniliyor Ayette.

Şimdi burada iki ırk var.

Aymunla birleşen insandan doğan varlıkların ırkı, bir de bu türeyen ırktan olanların insanın dişisiyle birleşmesinden olan varlıkların ırkı.

Ve Kur’an bize diyor ki binlerce, yüzbinlerce, belki de milyon senede bu soy temizlendi ve insan temiz bir şekilde meydana çıktı.

Şimdi yine Ayete başvurursak İnsan Suresi 1. Ayette mealen “İnsanın üzerinden, henüz anılmaya değer bir şey değilken uzun bir zaman geçmişti."

Yani dünya tarihinde öyle bir zaman yaşanmış ki, bu haddi aşan insanın ve Aymunun birleşmesinden doğan bu ırkların çoğalıp dünyaya hakim olduğu, insanınsa adının anılmaya değmeyecek kadar azınlıkta kaldığı bir dönem yaşanmış.

Sonrasında da bu işin kökeninde DNA olarak insan olduğu için bu ırkın genleri temizlene temizlene günümüze kadar gelmiş.

Yani evrim var ama, Evrimcilerin anlattığı gibi değil.

Adem Aleyhisselam müstakil bir insandır.

Haşa maymundan falan gelmemiştir.

Adem’den sonraki nesillerde bu oluşmuştur.

Arkeolojik kazılarda bulunan iskeletler de bu ırklara ait iskeletlerdir.

Dolayısıyla hem Kuran’ın hem bilimin desteklediği bu durum ortaya çıkıyor.

Tabi bunun parametreleri var.

Onları da Tengri’nin Türk’ü romanında yazacağız İnşAllah.

Yani Adem müstakil bir insandır hiç şüphesiz.

Adem’den sonra aşağılık maymun olan bir kavim gelmiş.

Kimisi bu haddi aşmaktan, kimisi ise sitemizde yayınladığımız Kopuz Ata romanının 3. Bölümünde bahsettiğimiz (http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=5726 )cumartesi yasağını delip haddi aşan kavimden bu maymunsu ırk oluşmuş.

Evrim teoricilerinin yapmış olduğu sahtekarlıkları bir kenara bırakırsak, çeşitli arkeolojik kazılarda ortaya çıkan ve çeşitli isimler taktıkları gerçek iskeletler bu kavimlere ait.

Bir evrimleşme söz konusuysa,  Adem’den sonra oluşan bu ırkların temizlene temizlene günümüze kadar geldiği süreçte var diyebiliriz.

O da belli bir kavim üzere, herkes değil.

Ve bunlar yaban adamı olarak sürülüyorlar.

Yaban adamı olarak anılıyorlar Ön Türkçe’de.

Bunlar kırsalda falan yaşayıp şehre yaklaştırılmıyorlar.

Yarı zekalı oldukları için bazıları bunları köle olarak kullanıyor.

Enteresan olan bunlar buzul ülkelerinde de “Yeti” diye anılan yaban varlıklarıdır.

Dolayısıyla da bunu hem bilim,

Hem Kur’an,

Hem destanlar,

Hem arkeolojik kazılar

Hem de Tamgalı Say ve bir çık Ön Türk yazıtları destekliyor.

Biliyorsunuz çok uzağa gitmeye gerek yok, orta çağda bile bir çok insan cadı diye öldürülmüş, asılmış ve toplumdan dışlanmış.

Bundan yüzbinlerce sene önce de bugün Kurt Adam sendromu dediğimiz hastalığa yakalanan insanlardan korkulması, bunun bir hastalık olduğunu bilmedikleri için mümkün.

 

Bunun sonucunda da toplumdan dışlanması söz konusu olabilir.

Şimdi düşünün bundan yüzlerce bin yıl önce toplumdan dışlanan, uzaklaştırılan bu tür insanlardan birinin de maymunların atası olan Aymunlardan birine yanaşsa,

O zamanlar bu varlıkların genleri insanlara yakın olacağı için bu birleşmeden gebe kalınması da bilimsel olarak mümkün,

Bu birleşmeden arkeolojik kazılarda bulunan, evrimcilerin de teorilerini desteklemek için ortaya koymuş olduğu iskeletlere sahip varlıklar türemiş olur.

Konuya bir başka açıdan da yaklaşacak olursak, insanlardaki kuyruk sokumu, apandisit ve 20’lik diş gibi ne işe yaradığı bilinmeyen organlar  bu temizlenme sürecinden geriye kalan organlar mıdır acaba?

Allah (cc) bu organları temizlenme sürecinden sonra bize o günleri hatırlatsın, ibret olsun diye bırakmış olabilir mi?

Veya gerçekten bir işe yarıyor ama bilim bunu henüz bulamamış olabilir.

İşte Peygamberler de bu gibi haddin aşıldığı durumlarda gelir ve insanlığı yeniden rayına sokmaya çalışır.

Peygamberler geldiğinde “Bakın, eskiler böyle böyle yapıp haddi aşmıştı, siz bu sınıra sakın yaklaşmayın” diye insanlığı uyarır.(Son Peygamber Hz. Muhammed (sav)'dir. Başka peygamber gelmeyecektir.)

Ve bugün de insanlık bu haddi aşmaya hazır.

Dolayısıyla iki tür evrim ortaya çıkmış oluyor.

Birisi bu temizlenme sürecindeki gibi kendiliğinden olan biyolojik bir evrim, ikincisi ise Bakara 205. “Ekini ve nesli mahvedecekler” Ayetinde denildiği gibi.

Ayetten de Ekin ve nesil kelimelerini ard arda kullanıldığından anlıyoruz ki, ekin mahvolunca nesilde mahvoluyor.

Yani ikinci evrim de insanın kendi eliyle bilerek ve isteyerek yaptığı evrim.

Günümüzde de insanlık GDO’lu ürünlerle ekini mahvederek haddi aşıyorlar.

Bir de şeytanilerin insan ve hayvan genleriyle oynayarak ortaya çıkartmaya çalıştıkları melez varlıkları ve Singularty projesini katarsak yine haddi aşıyorlar.

Dolayısıyla bugün de Rabbül Alemin bize Kur’an’daki Ayetlerle “Bakın aşağılık maymunlar yapmıştık, haberiniz olsun” diyor.

Bugünde sapıkların Zoofili olarak adlandırılan bir hastalığı var.

Bunlarında genetik olarak insan psikolojisindeki yeri acaba o ırkların tortuları mı diye düşünmek lazım?

Mesela Asya’da bugün maymuna tapan ırklar var. Hayvanlarla evlenmeyi dini ritüel sayanlar var. Cinsel ilişkiyi bir ritüel kabul eden topluluklar var.

Düşününce maymunun tapılacak ne özelliği var ki bu ırklar maymuna tapıyor.

Bu ırkların Maymun Kral diye efsaneleri de bugün hala mevcut.

Acaba bu ırkların maymuna tapmasının ve kutsal saymasının sebebi o günlerden günümüze kadar gelmiş adetleri ve inançları mı?

Son yıllardaki gelişmelere bakacak olursak, İngiliz Avam Kamarası'ndan, kök hücre araştırmaları için insan-hayvan karışımı melez embriyon üretilmesine izin çıkmış durumda. Yasal düzenlemeye göre insan hücre çekirdeği, genetik özellikleri silinmiş inek ya da tavşan yumurtasıyla döllendirilebilecek. Embriyon, laboratuvar ortamında 14 güne kadar büyütebilecek. Bu embriyolardaki oran %99.9 insan %0.1 hayvan olarak sınırlandırılmış durumda.

Buradan da anlıyoruz ki bu embriyolar 14 günden fazla yaşayabiliyor ama yasakla en fazla 14 gün yaşatılmasına izin verilmiş.

Yine demek ki  %99.9 insan %0.1 hayvan oranı hayvanların lehine arttırılabiliyor.

Yasa gereği İnsan-hayvan karışımı melez embriyoların, kadın ve hayvan rahmine koyulması ise yasak.

Buradan da anlıyoruz ki demek ki bu embriyolar kadın veya hayvan rahmine konulabiliyormuş.

Peki insanlık bunu niye yapıyor derseniz, hemen Ayetle de bu noktayı aydınlatalım.
Maide Suresi 60. Ayet

De ki: "Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi?

Dikkat edin burada Allah tarafından bizlere bir bildirim var. Ayete devam edelim.

Allah'ın lanetlediği, üzerine gazap indirdiğidir o. Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve tağut uşakları yapmıştır.

Bu “Tağut Uşaklarından” kasıt kölelerdir. Bugünde insan köleleştirilmek isteniyor, sisteme köle yapılmak isteniyor.

Yani bugün yine insanlık laboratuvar ortamında  yarı hayvan-yarı insan, hatta yukarıda bahse konu yaptığımız Aymunlar gibi yarı zekalı maymunlarla Deccaliyete köle yapılmak isteniyor.

İşte o dönemde de bunun aynısı yapılmış. Ayete devam edecek olursak;

İşte bunlardır yer bakımından daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha şaşkın olanlar.

Buradaki temel unsur Dengedir.

İşte hep bu denge bozulduğunda kavimlere Peygamberler gönderilmiş. Yeniden dengeye sokmak için.

Bu günde o dengeyi, ölçüyü kaybetme noktasına gelmiş insanlık.

Ve dümdüz yoldan sapmışlardır.

Diyerek devam ediyor Ayet-i Kerime.

Ayetin başına dönecek olursak bu işlerle uğraşanların Allah katında kesinleşmiş bir cezaya uğradıklarını da göreceğiz.

Yani bu işleri yapanların sonu da belli.

Dolayısıyla da tekrar edecek olursak, bu yazdıklarımızı,

Hem Kur’an,

Hem destanlar,

Hem arkeolojik kazılar

Hem de Tamgalı Say ve bir çok Ön Türk yazıtları  bu anlattıklarımızı destekliyor.

 

Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com

onaltiyildiz@gmail.com

Twitter:@oktankeles

13.12.2017


Sözlü Anlatımı:

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=6449






Bu yazı 4,718 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 12 Kasım 2019 KUR'AN'DA TÜRK İSİMLERİ
    • 7 Kasım 2019 Siyaset Eşeği
    • 4 Kasım 2019 Cumhurbaşkanı Gitmemeli!
    • 8 Ekim 2019 Trump Ürür, Türk Ordusu Vurur
    • 24 Ağustos 2019 Akdeniz Nükleer Tuzak mı?
    • 23 Mayıs 2019 Derin Analiz S-400, F-35 Meselesi
    • 31 Mart 2019 TERÖRİST BATI MEDENİYETİ VE ATEİZM
    • 19 Şubat 2019 ESKİ DÜNYA TASVİRİ
    • 4 Ocak 2019 Yapay Casus Zekalı Kulak Hırsızı
    • 30 Aralık 2018 Büyük Marketler Hastalık saçıyor
    • 27 Kasım 2018 Ata'ya Şikayet
    • 17 Kasım 2018 Bir Soru Bir Cevap
    • 26 Ekim 2018 Cemal Kaşıkçı Mesajı
    • 4 Eylül 2018 Gündem Değerlendirmesi
    • 27 Haziran 2018 Seçim Özel
    • 21 Haziran 2018 Çökerken
    • 7 Haziran 2018 Siyonizmin Trolleri, Üst Akılcılar
    • 24 Mayıs 2018 İşte Bu
    • 15 Mayıs 2018 Makariosun Çocuğu Mustafa Akıncı
    • 11 Nisan 2018 Kahrolsun Suudi Arabistancılık

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    12,142 µs