En Sıcak Konular

Kahramanın Güneşe Düşen Gölgesi

9 Mayıs 2023 11:16 tsi
Kahramanın Güneşe Düşen Gölgesi Fatma Kızık yazdı...

Kahramanın Güneşe Düşen Gölgesi

 

Tarihin muhtelif zamanlarında ve tüm çetin yolların aşılmasında, töresini sürdüren her Türk ferdi birer kahramandır. Ve Dedem Korkut’un deyişiyle Kalın Türk Uluları Tükenmez Saymakla. Bu yazı hem Türk Milletinin hem kendi yaşam öyküsünün Kahramanı olanlar için.

Göksel bilgilerin sır sahipleri ulu bilgeler, destanlaştırdıkları öğretileri ile toplumu yaşatacak, devlet-millet olma vasfını koruyacak, yaşam sisteminin kurucusu ve koruyucusudurlar. Geniş tarihi, sayısız kahramanların fedakârlıklarıyla oluşan ve bu kahramanları yetiştiren Türk Milleti, Dünya tekâmülünde gerekli sisteme, Töre dediler. İl gider töre kalır anlayışı Törenin kutsiyetini vurgular, makro planda İl, dünya töre ise Tengrisel kozmik yasadır. Töre giderse yaşam sistemi çöker. Mitler ve kahramanlık destanlarımız derinden incelendiğine törenin nasıl bir sistematik içinde yürütüldüğü ve ayakta tutulduğu daha iyi anlaşılacaktır. Öte yandan insanlığı kendi oluşturdukları bir piramidin basamaklarında gören batı tezleri içinde, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisini bilmeyen yoktur. Aşağıdan yukarıya Piramidin en alt basamağı, fizyolojik basamaktır. Yeme içme üreme düzeyinde, zihinleri hapsetme. En üst basamakta ise kendini gerçekleştirme sanat, yaratıcılık, erdemli yaşam yer alır.  Türk  Töresi bu ihtiyaçlar hiyerarşisinin çok üstündedir. Kendisinde zaten var olan töreyle gösterdiği insanlık erdemini, tüm insanlık için isteyen Nizam-ı Alem ülküsü taşır.

            Bir insanı yaşama hazırlayan süreç, benliğin gelişmeye başladığı 3 yaşından itibaren kolektif bir çalışmayla aile, toplum, millet olarak  el birliği içinde  gerçekleşir. Sağlıklı bir toplumda yetişen bireyin benlik gelişimi de sağlıklı olur. Töre kavramı bu sağlıklı süreci ayakta tutan en önemli dinamiktir. Dünyada insanlığın yaşadığı kaos ve karanlık içinde, hızla bireyselleşme ve tek tipleşme, anlam arayışı, psikolojik rahatsızlıkların, intiharlarında aynı oranda artmasına neden olmaktadır. Kendi problemlerini aile-toplum yaşadığı kültür içinde çözemeyen giderek yalnızlaşan günümüz insanlarına, çeşitli teolojik cemiyetler, ruhani ekoller, kişisel gelişim uzmanları, yaşam koçları vb. bazı kurtuluş reçeteleri sunsa da kısa vadede alınan olumlu sonuçlar daha sonra ciddi psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Etrafta şizofrenik, yüce birey sendromunu yaşayanların sayısı hızla artmaktadır.

Törenin önemini kavrayan bazı bilim insanları özellikle psikoloji alanında Mitlere, halk hikayelerine, destanlara başvurarak çeşitli kuramlar geliştirmişler ve ciddi bilimsel çalışmalar yapmışlardır. Bunlar arasında Freud’un çağdaşı olan Psikoanalitik (Analitik psikoloji kuramı) kuramın ve mitsel arketiplerin bilimsel duayeni kabul edilen Carl Gustav Jung’un çalışmaları, şu an kişisel gelişimcilerin de kullandıkları argümanların başında gelmektedir.  Mitler, arketipler ve bunların bilinçdışı kavramıyla ilişkisi hem metafizik yönüyle hem de zaten hâlihazırda kuram olması sebebiyle ana ilkeleri doğru kabul edilse bile tartışmalı noktaları olan bir alandır. Bu çalışmalar psikoloji, mitoloji, antropoloji, halk bilimi vb. gibi disiplinler arası çok yönlü araştırma gerektiren konulardır. İnsanlar birikimlerini hayatlarını psikolojilerini tıp doktoru haricinde bu konularda uzman olduğunu iddia eden insanlara teslim etmek zorunda kalmakta ve çoğunluğu hüsrana uğramaktadır. Çağımızın en büyük aldatmacalarından olan ve gizli egoyu büyüten kişisel gelişim yalanı, algıları hapishanede tutmanın başka bir veçhesini meydana getirmektedir. Bu akımların, binlerce yıllık tecrübeyle oluşan Anadolu irfanında karşılığı nedir? Söyleyelim hiçbir karşılığı yok çünkü bizim mayamızda bireysellik yok.  Gerçek bilge- yol göstericiniz, sizin cebinizdeki değil içinizdeki cevheri görendir. Ve o cevheri çıkarmak için egoyu sizden çıkarandır. Çevremde güvenebileceğim kimse yok diyenler olabilir, o halde  bazen sadece töreli yaşayarak, vicdanın bilgeliğine güvenmek gerekir. Her insan, kendi hayatının kahramanıdır. Bunu bize, yine töremiz -mitlerimiz hatırlatır.

            Yazının ilk bölümü psikolojinin ve mitolojinin iki önemli isminin eserleri üzerine çalışılmış ikinci bölüm ise Deruni Bilgemiz, Sayın Oktan Keleş’in bu konudaki engin görüşleriyle derinlik kazanmıştır.  

Dünyada hasılat rekorlarını kıran filmler, neden daha çok fantastik filmler oluyor? Olağanüstü olaylar, mekânlar, varlıklar izlencesinde, sıra dışı bir dünyanın illüzyonuna mı kapılıyoruz? Yoksa illüzyon, yaşadığımız sıradan dünya mı? Küresel bir etki yaratan her kesimden her kültürden insanı etkileyebilen bu yapımlar, 1900’lü yıllardan sonra gelişmeye başlayan psikoanalitik kuram ve arketiplerle ilgili. Sinema sektörü de aşağıda anlatacağımız Monomit kuramını kullanıyor ve her defasında başarılı oluyor. En son izlediğimiz filmi, okuduğumuz bir kitabı, düşünelim. Başkahraman, yardımcıları, gelişen olaylar zorluklar ve genellikle hepimizin beklentilerini karşılayan iyi-mutlu bir son.  Aynı motife sahip aynı desenlerle süslenmiş, oyuncuların icracıların değiştiği ama değişmeyen bir hikâye örgüsü bulunuyor.

Mitlerdeki, kadim öykülerdeki, arketiplerin bize anlattıkları verdiği mesajlardan kendi öykümüzde  bir bağ oluştururuz. Bu yüzden eskilerin hikâyeleri kavramı önemlidir. Dinamik yaşamımızda işlevseldirler.  Kendi yaşamımızda onların mesajlarını tamamen özümseyip kendi yaşam öykümüzü geliştirene kadar dinlemeye anlamaya ve merak etmeye devam ederiz. Dünya kurulduğunda İlk defa ilk örnek olarak bir model oluştu (oluşturuldu (arketip) ve milyarlarca insan aynı serüveni milyarlarca kez deneyimledi, dinledi, izledi hiç bıkmadan. Her tekrar yeni bir canlandırma ve Anda mevcut hale gelen, yeni bir hikâye olma özelliği kazanıyor.

Mitler yaşıyor, eskilerin hikâyeleri tekrarlanan deneyim süreçleriyle eskimiyor aksine tezahür ve tekerrür ediyor. Gerçekten özümsemek ve doğru bir şekilde anlamak istiyorsak anlatılanlar içinde kendi öykümüze, olağanüstü bir dünyaya yolculuk yapmamız mümkün…

Mitlerin çözümlenmesinde veya insanın kendi hikâyesini anlamasında, Carl Gustav Jung, her insanın, kendi mitlerini yaşattığını “rüyalarımız kişisel mitlerimizdir” sözüyle açıklar. Jung’un kolektif bilinç ve arketipler kuramında 4 temel arketipi vardır. Persona (maskelerimiz, toplumsal roller), anima-animus (zıtlıkların uyumu eril-dişil dengesi), gölge (karanlık) öz-kendilik (self-aydınlık). Bunun yanında 12 arketipten daha bahseder. İnsanın atalarından bu arketiplerin zihinsel bir iz düşümünü miras aldığını ve bunların evrensel kalıplar olduğunu savunmuştur.  Jung, her birimizin kişiliğimizi karakterize eden baskın bir arketipimiz olduğunu teorik olarak iddia eder. Bunları Hükümdar, (Hükmeden) Yaratıcı/Sanatçı, Bilge, Masum, Kâşif, Asi, Kahraman, Büyücü, Şakacı, Sıradan İnsan, Aşık ve Bakıcı olarak adlandırır.

Bu arketipler, insanın yaşam deneyimlerinde önemli yeri olan  ilk rol modeller olarak tanımlanır.  İnsanlık tarihi boyunca, her uygarlığın mitlerinde ve efsanelerinde bunlara rastlanır. Korkunç diyarlara yolculuğa çıkan Kahraman miti, kutsal bir görev uğruna devasa canavarlar  ve ejderhalarla verilen olağanüstü mücadeleler, insanlığı felaketten kurtaracak kutsal bir nesneyi elde etme gibi temel  motifler taşıyan anlatmalar, insanlığın ortak şuuraltı veya bilinçdışı kayıtlarının somut örnekleridir.  

            Jung’a göre Tekâmül yolculuğunda uçların kesişimine ihtiyaç vardır. Bunun için burada gölgelerle savaş halindeyiz. Zıtlıkların uyumu bütünlüğe giden yoldur. Kuramsal olarak, bilinçdışı kendisini halk masallarında ve mitlerinde ifade etmektedir. Bize hazır olduğumuzu yolculuk için gereken cesareti ve bireysel toplumsal güdüyü kazandırır. Bazen kışkırtır ve bizi bu yola doğru iterler. Bu yol altın yoldur. Jung’un sıkı bir takipçisi olan Joseph Campbell 1949'da yayınladığı Kahramanın sonsuz yolculuğu kitabı ile dünyanın her yerinde kahraman arketipini inceleyerek bu yolculuğu Monomit kuramıyla açıkladı.  (Buradaki kahramanın teolojideki  karşılığı İnsan-ı kâmildir.)

Monomit kuramına göre: Anlatılan her hikâyede bulunan aşamalar aynıdır. Monomit sıradan  dünyadaki insanın, fantastik yükselişi ile olağanüstü bir dünyanın kapısını aralar. Üç Aşamada gerçekleşir.

  1. Yola Çıkış
  2. Erginleşme-olgunlaşma
  3. Dönüş

Bu bölümler kişinin olağan yaşamında herhangi bir problemle karşılaştıktan sonra kendi bilinçdışıyla yüzleşerek, eski bağlarından kopuşunu öykünmektedir. Tüm bu anlatılan hikâyelerdeki yolculuk aşamaları; olumlu ve olumsuzun iç içe geçtiği uzun bir yoldur. Işıklı diyarlar olağanüstü güzellikler, cadılar, büyücüler korkunç mağaralar, krizler, vb. İnsanın kendi iç dünyasında soyut olarak hissedilen duyguların somut unsurlarla anlatılmasıdır. Gözlerimizi kapatıp sevgiyi  düşünelim, zihin bize bir şeyle çağrışım yapar. Ve son yıllarda kuantum açıklamaları doğrultusunda her duygu düşünce, enerji yok olmaz ilkesiyle;  kolektif bilinçdışını beslemektedir.

Kulbak Bilge sf. 388: İçindeki iyiliğin suretini merak ediyor musun? Belki bir hastaya yardım eden genç bir doktor görüyorsun. Oysa hakikatte yaşlı bastonlu, ak saçlı bir baba Eren.

Halk anlatmalarındaki korkunç yaratıkları bu minvalde düşünebilir miyiz? Nefret ve kin hangi surete bürünüyordur? Düşünceden eyleme belki sözlere, sese, harflere yansıyan kötülük? Kendi hikâyelerimizde kötülüğün sureti nedir? Kimdir acaba? Kötülük soyut olarak düşünülemez ve insan kötü olduğunu kabul etmez, bir olay, vaka, durum ile ilgili kavrarız kötülüğü de. Bu konu yine Kulbak Bilge kitabında: Kötülüğe tapanlar kendi içlerindeki kötülüğün karşısındaki şeytanda vücut bulmuş haline taparlar şeklinde çok güzel anlatılmıştı. (sf. 386): Taptıkları aslında kendi kötülükleri, yoksa tapılacak bir suret varlık yaratmamıştır Allah. Ceza ise başka surete, varlığa taptıkları için değil kendi içlerindekine taptıkları için. Kendi duygularını Tanrı edineni gördün mü? Furkan 43

Nerede karşımıza çıkabilirler? Burada, başka boyutlarda veya rüyalarda. Hiç kimse hiçbirimiz, kendi yarattığı bu suretlerden kurtulmadıkça yolculuğunu tamamlayamayacaktır. Bir ve iki arasındaki sonsuz döngüden veya diğer döngülerden çıkmanın hikâyesini bize mitler verir. Kişisel veya ulusal mitler.

Smeagol (Gollum) Yüzüklerin Efendisi kitabında hobbit türünden birisidir. Onu Gollum’a dönüştüren suyun altında bulduğu yüzük için arkadaşını öldürmesi ve hayatının değişmesidir. Yaşadığı toplumda saygın ve bilge bir aileden gelmesine rağmen, güç yüzüğünü kullanarak görünmez olmasını kötüye kullanması, insanlara gizlice gözlemesi dinlemesi yaşadığı toplumdan kovulmasına sebep olur. Kendi töresini kendisi bozmuş, dışlanmıştır. Kurban bilincini seçerek dünyadaki her şeyden nefret etmeye başlar. Suçlu kendisi değil onu kovan toplumdur. Artık, tek gayesi, tek değer verdiği kıymetlisi olan güç yüzüğünü elde etmektedir. Onu paylaşamaz ve önüne çıkan her şeyi yok etmek ister. Smeagol, yaşadığı toplumun uyarılarına çağrılarına ve içindeki bilgeye yani vicdanına sırt çevirdiği için Gollum’a dönüşmüştür.

Güç yüzüğü herkesi etkileyecek zehirli bir güce sahiptir ancak diğer bir hobbit olan Frodo Baggins, Kahramanın yolunu seçtiği için yüzüğün gücüne  değil,  kendi içindeki gerçek gücün erdemine ulaştı. Hırs en büyük duygusal zehirdir.

Bu anlatmalar, birer yol göstericidir. Hepimiz, kendi hayatımızda aldanabiliriz, tökezleyebiliriz, düşebiliriz, eşik muhafızlarına yenilebiliriz. Bazen canavarlara gücümüz yetmez sanırız. İşte hayatımızın düğümü burada çözülecektir. Jung kuramında iki arketip önemli rol oynar.  Ya kurban bilinciyle canavarların suçlu olduğuna ikna ederiz kendimizi, ya da Kahraman bilincini hatırlayıp, tüm yaşadıklarımızın sorumluluğunu kabul ederek gölgeleri aydınlığa, bilinçdışını bilince çıkararak eski bilincin ölümüne yeni bilincin doğumuna, kendi doğuşumuza şahitlik ederiz. Günlük hayatımızın robotlaşan tek düzeliğinden bizi altın yol denilen, dönüşümün yaratım mekânı olan rüyalarımız çıkarır. Kâbuslar kaygılı rüyalar gibi rüyalar görmek son derece gereklidir Jung felsefesinde.

 Bilinci zorlayan bu rüyalar bilinç ve bilinçdışının birleşmesi arkaik toplumlarda kutsal evlilik arketipiyle açıklanır. Bilinç aydınlık bilinçdışı karanlığı temsil eder işte rüyada bu birleşme anında ne kadar bilinçli hale gelebilirsek artık rüyalarımızı kontrol edebiliriz. Muhafızları yenebiliriz, dönüştürebiliriz. (Dönüştürme: Şu anda her ne olmakta ise O anın içinde olmak AN bilincine erişme) Rüyada yaşadığımız her mücadele, kaçmak, kovalamak, savaşmak, uçmak, maddeye tesir etmek gibi olağanüstülükler, bilinçdışı kayıtların bizdeki çözümlenmesi, zıtlıkların birleşmesiyle bütünlüğe erişmek ile ilgilidir. Biz bazı geceler bir kahramanın tüm yaşadığı zorlukları bize çok uzun gelen bir zaman diliminde ama aslında saniyeler içinde gerçekleşen bir aksiyonla yaşarız. Bilicimiz başka bir boyutta en zor sınavını veriyordur, sadece rüya der geçeriz. Geleneğin aktarım sürecinde, Kamlardan gelen Alp Ozanların, Halk Âşıklarının rüyada bade içme motifini düşünelim. (Dolu içmekte denir) Kişinin ruhunun kabiliyetine göre maddî veya manevî bir sıkıntı sürecinden sonra, yakaza hali denilen, yarı uyku halinde, ulu bir şahsiyetin elinden içilen bâde (tanımlanamayan içecek, hikmet-bilgi, aşk hali, kuantum sıçrama), kişiyi sıradan dünyadan çıkarır. Genellikle kutsal bir mekânda veya ulu bir ağacın altında uykuya dalan ve uyandığında bambaşka bir insan olan Alp Ozanlarımız, Âşıklarımız kültürümüzün gerçek kahramanlarındandır. Ona artık başka bir hal gelmiş, bilgelikle birlikte sanatçılık kabiliyeti kazanmıştır. Sözün sazın ustaları olarak derin kutsal aşkın ifadeleri, irticalen yani doğaçlama olarak dillerinden dökülmeye başlamıştır. O yüzden Âşıklık makamında anılır olmuşlardır. Aynı şekilde Alp Ozanlarda rüyalarında aldıkları bir hediye, dolu, bade vb. ile sanatkârlıklarının yanında yiğitlik mertlik savaşçılık vasıfları almışlardır. Daha doğrusu onlarda olanı açığa çıkaracak bir dizi süreçten geçirilmişlerdir. Kültürümüzdeki bu kadroların hepsi Jung’un dikkat çektiği Kahraman miti ve onun yoluyla ilgilidir.

Tekrar Monomit kuramına dönecek olursak:


1.Ayrılma-Yola Çıkış

"Maceraya çağrı" olarak da adlandırılan bu olay, Kahramanın yolunun  başlangıcıdır ve farklı şekillerde tezahür edebilir. Ulusal mitlerde, büyük fedakarlıklar gerektiren bu çağrı hem milletin hem insanlığın yararı için seçilmiş ve yola çıkacağı güne hazırlanmış bir ulusal kahramana yapılan görev çağrısıdır.

Psikolojide ise kişinin yaşadığı onu derinden etkileyen bir olay veya durum onun mevcut durumunu değiştirecek bir haberci olarak yorumlanır. Bunlar herkesin kendi  hayat planında yer alan olaylardır. Bu bir ayrılık, bir kayıp, hastalık, felaket, bir rüya vs. olabilir. Yola çıkma vakti gelmiştir. Bazı kahramanlar törelidir çağrıya hemen yanıt verir, içtenlikle gönüllü olarak yola çıkar.

Ancak, töreden kopmuş bir bireyde, ego ağır basar, konfor alanından çıkmamak için gönülsüz davranır. İşte o zaman çağrının şiddeti artarak (olumsuz  durumların çoğalması) gelir ve yola çıkana kadar maceraya çağrı devam eder.

Kıyame 36: İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?

Kahraman yolculuğu boyunca, ulu bir şahıs ve rehberin  nezaretinde birçok eşikten geçmek zorundadır. Bu konu bizim kültür coğrafyamızda gerek rüyada gerekse gerçek hayatta görülen ak saçlı nur yüzlü dede-nene kavramıyla açıklanabilir.  Psikoanalitik kuramda yol gösterici rehber, yüce birey olarak tanımlanır. Macerayı kabul eden ve yola çıkan birey için en zor safha gerçekleşmeye başlar. Onu yönlendiren yol bilicisi, kahramanın cesaretini kıracak olaylar yaşamaya başladığında müdahale ederek gerekli bilgi-hikmet ve donanımı sağlar. Melekler Ağlarken kitabından bir hatırlatma: Âdem bey, metafizik boyutta gönül tepesine tırmanırken sarp bir yokuşta yarenleriyle yolunu kaybetmiş, çıkış yolunu bulamamıştı. Latif babanın (selam olsun) engin bilgeliği ile oradan onları kurtaracak bir kanat istemesi ve o kanadın bulunup getirilmesiyle yolları açılmış, kanatlanmışlardı. Neydi o kanat tekrar hatırlayalım, bizim yaşadığımız fizik âlemde samimi ve içten bir iyilik veya iyilikler. Anahtarı da kutsal kitabımızdan sunmuşlardı:

Beled suresi 11-16: Fakat o sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut aç-açık bir yoksulu doyurmaktır.

Eren babalar, ulu kişiler, yol göstericiler, ilahi hikmetten bilgi alan  kimselerdir. Bu konu psikolojide vicdanın sesinin surete bürünmesi veya kahraman arketipinin en yüksek özlemlerini temsil eden bilge kimseler olarak vurgulanmaktadır.  Bizim kültürümüzde Ulu atalar kültüyle ilgilidir. Bu verilen hediye veya yardımın (bilgi, hikmet, belki bir yüzük), hak edilmesi için ise fedakârlıklar ve bağlılık gereklidir.

2.Erginleşme-Olgunlaşma

Kahramanın yolculuğunun bu aşaması, onun asıl hikâyesidir. Bu aşamada kahraman, yol boyunca büyük çıkmazlar, çatışmalar krizler veya onu yolundan alıkoyabilecek ayartmalar  dâhil olmak üzere birçok eşikten geçmek zorundadır. Kahraman, yol boyunca ulu bir bilge refakatinde  macerasına devam eder. Türk kültüründe Ulu ataları, geçmişin ve geleceğin bilicisi olarak nitelendirilirler.

Hepimiz bu yolculuğun farklı aşamalarındayız. Kimimiz henüz yola çıkarken bazılarımız dönüş yolundadır bilinmez. Belki de büyük bir çatışmanın ortasında, duygusal fiziksel veya mental bir kriz içerisindeyiz, hiç bitmeyecek sandığımız döngülerde deviniyoruz. İşte tüm mitik anlatmalar ve kahramanın yolunun mesajı, hayatımızın bu dünyadaki kısmında, kendini ve  bütünü anlama, problemleri çözme, krizleri atlatma ve zıtlıkları dönüştürme tecrübesini kazandırmaktır.

Eşik muhafızlarını aşmak;

Yolculuktaki eşik muhafızları, zebaniler, Kahramanın potansiyeline ulaşmasında önemli rol oynayan olumsuzu simgeleyen kavramlardır. Bu muhafızları bizim kültürümüzde yer altında yaşayan (karanlık dünya-bilinçdışı) Erlik han ve onun çocukları gibi düşünebiliriz.  Psikolojik düzeyde, eşik muhafızları içsel çatışmaları temsil eder. Korkular, endişeler, vb. İşlevleri kahramanı zorlayarak değişim ve erginleşme yolunda onun direncini arttıracak onun daha güçlü hale gelmesinde itici güç oynayacak unsurlardır. Bu düşmanlar, dönüştürücü güç olarak işlev görürler.

Bu aşamada Kahramanlar, bu direnişçileri ve onların yarattığı direnci bir güç kaynağı olarak görmeyi öğrenmelidirler. Öfkeyi düşünelim derin bir korku karşısında ortaya çıkan bir direnç hali olan  öfke kontrolsüzce ve egoya yönelik yaşandığında kötü sonuçlar getirebilir. Ancak Kahramanın yolunda öfke, haksızlığa yöneltildiğinde adaletin tesis edilmesinde büyük bir güce dönüşebilir.

Eşik muhafızlarının, zebanilerin, yarattığı  direnci kırabilmenin yolu ise derin ve içsel bir yüzleşmedir. Çoğu olumsuz duygular eşik muhafızıdır. Bizi zorlayarak farkındalığımızı öze (kendilik) yöneltmemizi sağlarlar. Ruhsal sıkışma ve krizler yaratarak, açığa çıkarılmayı bekleyen bir korkumuza işaret etmek için gelirler. Eşik muhafızları çok değerlidir çünkü çatışma olmasa gelişim ve sonrasında dönüşüm söz konusu olmayacaktır.

Hem kendi gölgelerimizi hem kolektiften aldığımız gölgeleri tanımamız sembol dilini okumamız açısından gereklidir. Bütünlüğe ermenin ana öğesi, öz benlik ile egoyu hizalamak ve dengede tutmaktır. Hizadan çıkan ego-nefs kendi tanrısallığını ilan ederek kişiyi tamamen gölge bir bireye dönüştürebilir. Sinemada sık olarak rastladığımız  bu gölge arketipine örnek yine Yüzüklerin Efendisi serisindeki Sauron’dur. Gölge bir arketip örneğidir. Gölge, asıl kahramanımızı anlamamız için gereklidir.

Bu tipler karşımıza anti-kahramanlar olarak çıkarlar. Kahramanın yanlış yola girerse dönüşebileceği kötülüğü temsil ederler. Bu da kahramanın neden kahraman olduğunu ve başarısını daha anlamlı kılmaktadır.

Tüm canavarları yenen dönüştüren eşik muhafızlarını aşan kahraman, artık karşı kıyıya geçmek üzeredir. Son ve en büyük düşmanı ise kıyıda bekler onu. Ancak onu da alt edebilirse büyük bir kahramana dönüşerek dönebilecektir yurduna. Kimdi o düşman derseniz: Kendi Gölgesi... Büyülü eşik işte burasıdır... Bu kıyı...

Gölge, nefs-ego karanlık tarafımızdır, çatışmalar korku kaostur. Bu yönümüzle yüzleşmemiz son derece önemlidir. Platon’un mağara alegorisini bilmeyen yoktur. Sırtını güneşe dönerek mağaranın içinde duvara bakanlar dışarıdan içeriye yansıyan, uzayıp küçülen gölgeleri görür gerçeklik olarak yorumlar. Burada mağara sembol dilinde, bilincin uyandığı rahim doğum ve uyanış mekânı olarak kabul edilir. Uyuyanlar mağaraya hapsolur, uyanan bilinç ise mağaraya sırtını dönerek dışarıya doğru bakar hatta mağaradan çıkar, hakikat güneşinin altında, öz ve gölgeler birlikte görülmeye başlar. Zihin artık bunları ayırt edebilecek kadar berraklaşmıştır. Gölgenin İşlevi; kahramana meydan okuyarak iç alemini fethetmesi için ona değerli bir rakip sunmaktır. Gölge aynı zamanda büyük potansiyelleri, reddedilmiş psişik yetenekleri de temsil eder.

3. Dönüş:

Gölgesiyle yüzleşen onu yenen, en evrensel ve temel duygu olan korkularını aşan Kahraman, diğer bütün uçlardaki hislerini duygu ve düşüncelerini kontrol etmeyi başarır. Artık duyguları onu değil o duygularını yönetmeye başlar. Yaratıcı ve yüksek ifadelerde kendini gerçekleştirir. O özüne ulaşmıştır artık. Arketiplerin en önemlisi ve gelişmişi olan Öz, kendini göstermeye başlar.

Artık gölgesi onun etrafında ve ona hizmet etmeye mecbur kalır. Fakat bu süreç meşakkatli ve süresi belli olmayan bir zamanda gerçekleşir.

Bu konuda, mart ayını son günleriydi sanırım, bir sohbetimizde kıymetli kağanımız, Oktan Keleş önemli bilgiler vermişti, özetle: Kişi tekâmül yolunda ilerlerken, geçtiği aşamaların, manevi yardımların ve içsel dönüşümünün farkında olmadan, ancak belli bir bilinç genişlemesi yaşadıktan sonra ve  belli bir süreci aştıktan sonra, olay, kişi veya olgular arasındaki bağlantıyı-hikmeti  fark edebilir, durumun içindeyken değil.  Fark edebilmek, ruhun olgunlaşması Teolojide kendini bilmek; olarak işaret edilen bu hal, nihai gerçekliğin bilgeliğin yoludur. Sonunda, Kahraman dönüş yolunda canavarı yenmiş, ölümsüzlük suyundan içmiş, ölümü öldürmüş olarak yeniden doğmuştur. Tüm insanlığı kurtaracak bir ödülü-objeyi veya olguyu (bunlar maddi değil ulvi olan bilgi-güç-vasıf-olağanüstü niteliklerdir) alarak bunu paylaşmak üzere yurduna, özüne, yuvaya geri döner.

Peki sonra ne oluyordu? Cevabı yine Sayın Oktan Keleş, Biz Sırrı olarak vermişti. O gün aldırdığı notları paylaşmak isterim.

OKTAN KELEŞ:

Abı hayat suyu, gölgesine vuran ışığın yanındadır. Düşmanı uzakta arama, en büyük düşman Kendisidir. Nefs- Ego.

Metafor olan ejderha ise tükenmek bilmeyen hırs, ulvi olmayan her istek, ateştir. 7 başlı ejderha ağzından ateşler saçan 7 nefs mertebesi.

Gölge, ışık, güneş her şeydir.

İlim, yücelik, her şey Tanrısal güçtür, bu güç gölgeyi yok etmez ama gölge görünmez olur bu güç karşısında.

Güneşi en tepeye çıkaranlar Bilgelerdir.

Güneş ne kadar büyük olursa olsun

Işığı ne kadar güçlü olursa olsun

Senin gölgen güneşin üstüne düşmez

Düştüğü yer yerdedir.

Kendine bakmayı unutursan sana bakmayı unuturlar. Gölgenin feraseti yoktur. Gölge aldatıcıdır. Dev gibi olan seni küçücük gösterir. Gölgenle iş yapma. İş yapacaksan Güneşi unutma (Tanrıyı)

En tepene onu al, al ki gölgeni yok etsin. Artık bir güneş bir sen varsındır.

Yersel kahramanlar bir güneşi bir kendini gösterir.

Göksel kahramanlar sadece güneşi gösterir. (Fenafillah: buna fena denir.) Gaye kahraman olmak ise son nokta budur.

Ama asıl kahramanlar güneşi üfleyerek söndürenlerdir. (Tasavvufta buna Beka denir.)

Ve asıl kahramanlar; kahraman olmak istemeyenlerdir. Bu kahramanları da güneş haykırır.

Başka açıdan Gölgeye Bakış;

1. İçsel Bakış: Devamlı gölgesini büyük gösterir. Gölgesi uzadıkça gölgesine bakar durur. Bu bakış kendisini gölgesinde yok eder. (Buna körelme denir.) Bu bakış kendisine bakmayı unutturur. Karşısındakilerden de kendinden sadır olan gölgesine bakmalarını ister. Bu aldanış yalnız kalmasına sebebiyet verir. Çünkü teveccüh kendisine değil makamına mevkiine vs. baktırır. Bunlar elden gidince karşısındakiler kendisine bakmazlar, ona değer vermezler. Böylelikle ortada sadece egodan dönen kin ve haset kalmıştır.

2. Bakış: Hep ışıkta durur, karşısındakilere ışıkla bir olmayı öğütler. Kendi varlığını ışığa borçlu olduğunu öğütler. Karşısındakiler hem kendini hem yere düşen gölgesini ve kaynağı olan ışığı görür. Bu noktada kendisini ışıkla tanımladığından dolayı gölgesi mütevazılığın üzerine düşer. Artık bu gölgeye bakanlar, gölgeyi görseler de o gölgede hem ışığı görürler hem kendini.

İşte asıl üçleme birliğine ulaşan (Güneş-Gölge-Kendi) Bir olmayı, Birlik olmanın sırrına varmış olan bu kimseyi istese de yalnız bırakmazlar. Nedeni ise o kişi kendisini ve gölgesini ışığa mal etmiştir ve ben değil biz demeyi öğrenmiştir. Karşısındakilerde kendisini bizden sayarlar. (Biz Sırrı)

Gölge Yok Olur Mu?

Işık olduğu sürece gölgeler yok olmaz. Gölgelere aldananlar gölgeyi karşısındakinin gölgesini görmez olurlar da kişiyi ilahlaştırırlar. Bunlar ışığı da yok sayarlar. Oysa gölge bir varlığa şahittir. Yani ışığın gösterdiği her varlığa şahittir. (Ayet: Gölgeyi şahit-delil yaptık Furkan 45: Görmez misin, Rabbin gölgeyi nasıl uzatıyor? Dileseydi onu elbette hareketsiz kılardı. Sonra biz, güneşi gölgenin varlığına bir delil yaptık.)

 Peki, ışığın gölgesi olur mu? Yere düşen gölge ışığa da şahit değil midir? Yani SEN Kararını ver;

Işığa mı şahit olacaksın? Kendine mi? Gölgene mi?

Işığı sevmek sevgidir kendini sevmektir.

Gölgeni sevmek kendini sevmek sevgidir. Üçünü birden sevmek sevilmektir.

Biz Kavramı: Güneşin, merkezinde durursa, gölgen kaybolur. Sen konumlanacaksın güneşe göre.

IŞIK=SEVGİ=BİZ SIRRI

Günde bir saatte olsa gölge yok olur Güneş hep Bakidir.

Hepimize ışık olması temennisiyle.

 

Fatma KIZIK



Bu haber 7,191 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,629 µs