En Sıcak Konular

NEKRO İSTİLA

23 Şubat 2023 00:30 tsi
NEKRO İSTİLA NEKRO İSTİLA

NEKRO İSTİLA 

 https://www.youtube.com/watch?v=pf3ro_zEx3o


d

 

NEKRO; ölüleri çağıran, ölümü öldüren bir kitaptır. Sizin ölüm dediğiniz; hayata açılan bir pencere. Kapağını açmak bile sizin çağınızda bulunan insanlar için sakıncalı.

Biz, evren öncesi varlıklarız. Evrenin oluşmasına şahit olduk. Evren oluşurken, her aşamasında canlılar vardı. Siz; yaşamı, evren oluşturduktan sonra başlatırsınız. Karanlık ve öncesi. Karanlıkta yaşayan balıklar misali ki onlar için karanlık cennetti. Karanlığa sizin gözünüzle izah getirmek yanlış. Evrenin karanlığı ya da öncesinin karanlığı hayat sahipleriyle doluydu ve hâlâ varlar. Bunlar uzaylı değil. Sizin deyiminizle “Ruhaniler” de değil. Uzay; evrenin var edilişinden sonra oluştu. Asıl uzaylılar sizlersiniz ve diğerleri. Ve sizin uzayınıza gönderilenler, göçebeler, sürgünler, görevliler daha sonra geldikleri yeri unuttular. Sizler onlara “uzaylı” diyorsunuz veya cinler, bilinmeyenler.

Her şey unutulup gitti.

Onlara isimler sizler taktınız. Daha evrenin oluşmadığı yerdeki atalarınızın, evren oluştuktan sonraki uzay denilen mekâna geçen torunları. Bu geçiş arasına “zaman” dediniz. Bu geliş sürdükçe zaman devam eder, sizin deyiminizle “akar durur”.

Evrenin öncesine “hayat”, oluştuktan sonraki zaman boyutuna “yaşam” denir. Siz hayata; “ölüm” adını taktınız. Asıl ulaşmak istediğiniz yere dönüş çabanız; yani evren öncesinde bulunan yeriniz, yani hayat, yani zamansızlık. Yaşamı; ölülerden daha iyi anlayan, bilen olmaz. Yani yaşamı, hayat sahipleri bilir.

Melekler kim? Düşünmediniz bile.

Tanrı dediğiniz, bilmediğiniz, ama hissettiğiniz güç; uzay boyutuna geçenlere “insan” dedi. Ve ekledi: “Evren öncesi yerlerinden, uzay boyutuna geçmelerine müsaade edeceğim” dedi. Bu geçiş sonrasında insan formunu aldılar. Size birçok mesaj gelmişti. Anlayacağınız dilde şöyle denmişti: “Bir insan yaratacağım.” Oysa “Var olan, evren öncesi yerinden uzay boyutuna geçenlere ve form değiştirenlere müsaade edeceğim” demekti bu. Özden, söze geçtiniz. Bu geçişi, siz “yaratma” kabul ettiniz. Çünkü yaratımı yanlış algıladınız. Melek dedikleriniz şöyle demişlerdi: “Neden diğerlerini kurtaracak nesil oluşsun?”

Uzay boyutu, evren boyutu bir bilinmez. Bilinmezi bilen Tek Güç şöyle dedi: “Bilenle bilmeyen hiçbir olur mu?” Siz bu sözü kendinize mecaz yaptınız. Siz kim? Bilmek kim? Bir Tek Güç, bilir. O da siz değilsiniz. Neye inanırsan, evren boyutunda zihninde oluşur. Ne kadar insan varsa, o kadar zihin var. Ne kadar insan varsa, o kadar inanç var. Bu güç, bu yeti sizlerde. Sadece farkında değilsiniz.

Melek dedikleriniz, evren boyutuna geçmediler, evren öncesi yerlerinde kaldılar. Evren boyutuna siz geçtiniz. Geçtiğiniz yerdeki deneyimleri melek dedikleriniz gözlemledi. Onlar sizden öğrendi. Bazılarınız bu öğrenişe şöyle dediniz: “Eşyanın isimlerini onlara öğreten bizleriz.” Melek dedikleriniz evren öncesi yerden, evren sonrası uzay dediğiniz, boyutlar dediğiniz yere inmediler, sizler indiniz. Boşuna denmesi: “İnsan acelecidir”, yani insan formunu alan. Siz buna “en yüksekte iken, en aşağı inmek” dediniz. Evren öncesi yerinizden, evren oluştuktan sonraki yere geçerken dağıldınız. Bu dağınıklık; evrenin başka köşelerinde mesken tutarken, aynı olmanıza rağmen, değişik formlar almanıza yol açtı. Bu da aranızda düşmanlık oluşturdu. Geldiğiniz yerin yetileriyle uzay boyutunda yaratımlar yaptınız. Bizim bulunduğumuz yere göre; bu yaptıklarınızın -sizin deyiminizle- bir illüzyondan farkı yok. Ama bir oyunun içinde, bütün bunları gerçek olarak algılamaktasınız. Bunu oyuna siz dönüştürdünüz. Bu algı ve oyuna siz “Kader” ismini taktınız. Oyalandıkça oyalanıyorsunuz. Oysa özde; bu bir oyun değil.

Evren oluşmadan önceki yerde bulunan bir öz var ki; sizleri kurtarmak için peşinizden onlar da maceraya atıldılar. Onlara uzay ve dünya boyutunda “TÜRK” dendi. Evren öncesi yer dediğimiz mekânın sahipleri, o yere GÖK dediler. O mekânın ismi “Gök” tür. Dünyanızın üzerindeki semaya verdiğiniz “gökyüzü” ismiyle aynı şey değil. Oranın ismi “Gök” tür. Bu yüzden uzay boyutuna ve dünyaya geçen ve orada soyadını alan ve türeyen bu temiz öze “GÖKTÜRK”ler denir. Oradan gelen ilk gönüllülere “Gök Demirciler” denir. Bu Gök-Temirler sizlerce “Bilge” ve “Ulu” olarak bilinir. Siz aslında o yeri bir yıldız zannedersiniz. Gök-Temircilerin söylediklerini unuttunuz. Oraya “Temir Kazık” dediniz. Gök Temirciler uzay boyutuna “Temir”i akıttılar, indirdiler. Bu yüzden Temir kutsaldır. Onlar şöyle der: “Temiri biz indirdik. Tek Gücün onayıyla.”

Evren oluştuktan sonraki yerlere de “Gök” ismini veren ilk bilgelerdir. Ayağınızın bastığına “yer”, başınızın değdiği yere “gökyüzü” dediniz. Uzay gökleri... Temiz gökler, kirletilmiş gökler var. Başlangıçta uzay göklerinin her yeri temiz göklerdi. Form alan, geçiş yapan sizler ve ayrılanlara verdiğiniz isim, ırk ve ırklar birçok göğü kirletti. Başınızın üzerindeki göğü kirletti. Bu yüzden uzayda oksijen yok. Çünkü kirletildi. Tıpkı sizin kendi dünyanızı kirlettiğiniz gibi. Şimdi siz, temiz gökleri arıyorsunuz. Kirletilmiş gök, çöpten bir set. “Çöp Gök” demek daha uygun olur. O seti geçmek için daha çok bilgiye ihtiyacınız var. Bir de o seti delmeye uğraşan, size ulaşmaya çalışan kadim düşmanlarınız var. Evrenin her yeri; sizler ve sizin gibilerle, formları değişik olsa da canlı-cansız sizin deyiminizle “yaratıklarla” dolu.

Temir neden kutsaldır? Bilir misiniz? Sadece geldiği yere aittir. Evren oluşumundan sonraki yere indirildiğinden beri sadece görevini yerine getirir, paslanır, gider, yok olur, geldiği yere döner. Yani evren boyutunda kalıcı değildir. Diğer “cevher” dedikleriniz gibi.

Dünyayı yaşanmaz hale getireceksiniz. Çağlar sonra buraya başka gezegenlerden torunlarınız gelecek. Onlar da burada sizin yaşadığınız gibi yaşamayacak. Tıpkı sizin gibi, uzayda oksijensiz ortamda yaşayamadığınız gibi. Atalarınızın kirlettiği, kirlenmiş gökler envanterine bu dünya da eklenecek. Bazılarınız yeni gezegenlerde yaşam kuracak çeşitli formlarla. Ama her form, varlıkta var olmanızı daha da zorlaştıracak. Bir sır vereyim mi? Daha önce insanoğlunun akciğeri yoktu. Çünkü o formdaki surette ve mekânda oksijeni solumaya ihtiyacı yoktu. Orayı kirletip bu dünyaya geçtiniz. Bu formu aldığınızda size akciğerler takıldı ve diğer organlarınız. Tıpkı uzaya çıktığınız zaman, orada soluyamayıp oksijen tüpleri taktığınız gibi.

“1, 2, 3” diye sayıyorsunuz. “1” ile “2”arasında sonsuz mesafeler var. Ne çabuk da 1’den 2 ‘ye atlayıveriyorsunuz. Nasıl bir ölçüş, biçiş? Tek kurtuluş; özünüze dönmeniz. Yığış yığış olduğunuz, bu yığışlıktan, hiçbir külfet çekmediğiniz forma, mekânınıza gelene kadar savaş sürecek. ÖTEKENDİN olana kadar, “ÖTÜKEN” dediğin yere varana kadar.

NEKRO, ölüler kitabının içindekiler, sizin kaldırabileceğiniz bilgiler değil. Birini söyleseniz, sistemi tutan korsanlar hemen bu bilgileri yok etmek isterler. Dile getirenleri de. Sizin ölüm dediğiniz şey yok. Ölüme inanırsan, ölürsün. Ölümü siz; “Toprağa gömülmek, çürüyüp gitmek veya yakılıp küllerinizin toz edilmesi” zannedersiniz.“Toprak adam”  dediğinle, kendini bir tutman öğretildi sana. Toprak olacağın inancı kafana yerleştirildi. Oysa toprak, formunu değiştirir sadece. “Tin’inin dinlenme yeri” dediler sana. Oysa Tin’in dinlenme yeridir. Tin’i sana O güç verdi. Anla! Vermeden önceki halin Öz’dü. Özünün dinlemesi için Tin verildi. Tin’i de yanlış anladınız. Tin’siz beden yaşlanır mı? Peki Tin yaşlanır mı? Ya Tin’e verildikten sonra giren sen, hiç yaşlanır mısın? Tin’e girmeden önceki halinde zaman yok ki. Hep varsın, hep aynısın.

Bir enerjiyi düşün. Seni hem yakar, hem üşütür. Bu enerjiyle ısınacak soba da yaparsın. Aynı enerjiyle serinletecek cihaz da yaparsın. Enerji tektir. Sadece kullanım bilgisine sahip olursan, zıtlıklar meydana getirir, ikisi arasında yaşarsın. İşte Tin, bu enerji misalidir. Her formu üzerinde taşır. Artıya, eksiye bürünür, bir forma görünürsün. Zaman öncesi olduğu gibi. Bir de ötesi var. Gönüllüler durmadan oraya ilerlerler. Oraya KIZIL ALMA” derler. Türkçede kızıl; “sarı-ak-altın” anlamına gelir, “cevher” anlamına gelir. Yani “meta”. BUNU ALMA, DOKUNMA, O YERE ULAŞ. Sonra ona “Kızıl Elma dendi.

Öte Dünya inancı her insanda farklı algılanır. Kimi “Valhalla” dedi, kimi “Hell” dedi, kimi “Yeraltı”, kimi “Duat” dedi, kimi “Cennet”, kimi “Cehennem”. Bazısı “Hades”, bazısı “Tanrıların bulunduğu Olympios”, bazısı “Tartaros”, bazısı “Elisyum”. Dedi de dedi. Aslında hepsinin unutulmuş bilgisi, “Evren oluşmadan önceki yer” bilgisi. Unuttukça unutuldu. Hatırlananlar algılandı. Mesajlar hep verildi. Mesajlar, hep o yer içindi. Oradaki dirileri ve senin de onlardan birisi olduğunu hatırlatmak içindi.

 “Âdem” dediğin Toprak adam, Kil adam üzerine bilgiler yazıldı. Dörde böldüler. Her bir parçasını bir yere sakladılar. Her bir parçasının emanetçisi onu sakladı. Eski Yunanda; sýmbolo, sýmbolon, sýmbolos”,  yani kil parçalar. “simbol”, yani “sembol” kelimesinin doğuşu. Ama sır o ki; 4 parça bir araya gelirse sembol meydana gelir. Her bir parçayı sembol zannedenler yanılmakta. İnsanlar ona “4 element” dediler. Hepsi bir araya gelirse, Kil adamın sırrı meydana çıkardı. Kil adam, uzay boyutunun sembolü. SİZİN ASLINIZ; ÖZ. SÖZ DEĞİL. Kil adamın sözleri okunursa, o kelimeler, aslına döndürür sizi. Söz adamdan, sözden öze dönüşünüzün kelimeleri. Bazılarınız ona “Sözlerin azamı” dedi. Tek bilen Güç yazmıştı Kil adamın üzerine o kelimeleri. “Âdem, Rabbinden kelimeler alıp, o kelimelerle af dileyip, özüne dönmüştü.” Söz olarak kalan ise kimdi? O kelimeleri görmek istemeyen, görmeyenKÖRMEZ dediğimizdi.

Dünyada arama. Dün-Ya. Dünde kalan. Geçici mesken, yerleşke, çukur. Dünyada hiçbir sır bulamazsınız. Dünde kalan dünde kalır. Dünde kalan, bugün yeniden inşa edilir. Her gün, her gün, yeniden. Bugünden düne bakarsan, yarından bugüne. İşte sır bu bakıştadır, görüştedir. Toprak var edilmeden önce, ışık, proton, atom yok muydu? Bilim dediğiniz bunu söylemiyor mu?

Birçok din uyduruldu. “İsa” dediğin, o yerden geldi. Gök ismi verilen yerin sakiniydi. Ve oraya geri döndürüldü. “Haç” dedikleri kırıldı bu bilgilerle. O yerlerin haberini vermek için bu formda yansıdı. Örttüler din adamları. Onu haç’ta zannettiler. Formunu, Romalılar çarmıha gerdi. Oysa o, özü değildi. Özünü hissettiren bir formuydu. Özüne benzeyen bir sözdü sadece. Özü göğe çekildi. Gökyüzüne değil, Gök denen yere. Evrenin oluşturulmadan önceki, zamanın olmadığı Öz’e.

İnsanlık bu boyutta illüzyon içerisinde. İllüzyon var ederek yaşamakta. İnsanlık, kendi kendini üretiyor. Önce hayal kuruyor, o sonra o hayali frekans olarak yayıyor. Bilim adamları dedikleriniz, o frekansları “gerçek” dediğinize çeviriyor. Oluyor size bir idol, bir şehir, bir moda, bir tasarım. Bu senin gerçeğin değil. Gerçek zannettiğiniz dünyanız bile çoktan değişti, haberiniz yok.

Ya bugünkü insanlar kopya ise? Gerçek insanlar tekrar hüküm sürmek istiyorlarsa? Mücadele bu ise?

Sizi ölüme inandırdılar. Gerçek insanlığı ölüme inandırdılar. Böylelikle, ölünüzden, kadavralarınızdan, cesetlerinizden besleniyorlar. Bunları dinsel inanç yaptılar sizlere. Dış uzaydan gelenlerle beraber işbirliği içindeler. Kopya insanlar, dış uzaydan gelenlerin hizmetkârı. Dünyanızı yöneten güçler, bu kopya insanlar, insan zannettikleriniz. Dış uzaydan gelenler; ölü yiyiciler. Bir ceset toprağa konulduğu zaman, gelip ölüyü yiyorlar. Onların formları başka. Toprağın sırrıyla hareket ediyorlar. Bazıları ölülerinizle ürüyorlar. Ölü seviciler kim? Cesetlerinize larva misali üreme şifrelerini bırakıyorlar. Bu yüzden dini inançlara birçok sözde uygulamaları, kopya insanlar vasıtasıyla sokuşturdular. Ölülerin yakılmasını istemiyorlar. Bazıları, dirilerden de faydalanıyor. Beyninizin enerjisiyle besleniyorlar. Unutkanlığınız, bunların enerjinizi gün içinde çekip almasından kaynaklı. Hem “Şeytan unutturur” diyorsunuz, hem geçiştiriyorsunuz. Dış uzaylıların bekası, insan ölüsüne ve beyninizin enerjisine bağlı. Savaşlar, ceset üretimleri neden var sanıyorsunuz? Kopya insanlar yönetiyor dünyanızı, onlarla işbirliği içinde. İnsan türünü kökten yok etmek istemiyorlar. Bir tavuk çiftliğini düşünün. Üretip, üretip yiyorsunuz. Ama öldürüp, tavuğun soyunu yok etmiyorsunuz. Onlar da insanları böyle görmekteler.

Onlara ölünüz lazım.

Bilim adamlarınızın kopya insan projesi nereden geliyor zannediyorsunuz? Daha çok insan, daha çok ölü. Ceset, kadavra, NEKRO. Bazen dinlere sokuşturdular, hurafe diye bilinen bazı gerçekleri, bu işi bilenler tarafından. Çünkü insanlar dini inançları daha çok ciddiye almakta. Bunlardan ölüleri, cesetlerinizi korumanın tek yolu, kadimden onlarla anlaşmaya varan Atalarınızın “nişane” geleneğini sürdürmek.“O gelenek nedir?” diye soracak olursanız; Ölüye taş dikme, balbal dikme” geleneği. Yani “mezar taşı” dediğimiz gelenek. Sıradan bir taş bile koysanız bir mezarın başına, bunu gören ölü yiyiciler o mezara dokunamazlar. Aldatmak için her şeyi yaparlar. Mezar sahibinin özünün bulunduğu yere seslenirler. Bazen sırf cesedini, formunu yesinler diye.

Sorarlar: “Atan kim Taş Sahibi?”

İşte; dinlere hurafe olarak atılan bir hakikat virüsü, yani “Münker-Nekir” uydurması. Aslında bu uydurma, hakikatten doğan ve o günkü insanların dini inancına sunulan bir algılatmadır. Münker-Nekir’e, “Melek” derler. Münker; inkâr ettirendir. Bu inanca göre neyi inkâr ettirir? Ölünün Rabbini, inancını. Oysa bu gerçek inanca terstir. Sırf ölü yiyicileri betimlemek için, onlardan haber vermek için, hakikati Münker-Nekir formunda sunmuştur biri. Kadim anlaşmaya göre ceset sahibine Atasını inkâr ettirmeye kalkan ölü yiyici, öğreticisini ve Atasını inkâr ederse, o cesedi yer, kabz eder. Bazı inançlarda mezar taşı günahtır diye sokuşturanlar kim? Aslında “Taş tesbih eder” diyorsun. Ses verir. Ölünün başına sadece taş koyman, ölüye hürmetinden, ölü diye zannettiğin formun yatağına o taşın seslenmesi, toprağın sırrını harekete geçirir. Hiçbir insan ölüsüne nişane koymadan defnetmemiştir. Yakanlarsa küllerini nişane etmiştir. Bu taş nişanesini gören ölü yiyiciler, ya o cesede ilişmez ya da anlaşmayı delmeden cesedi elde etmeye, nişane geleneğini koyan Atasını, öğreticisini inkâr ettirmeye çalışır.

Ölüme inanırsan ölürsün. Ölü dediklerin, diridir. Tanrı ölüydü. İnsan diriltti. Yani bilgisini (Bilinmek istedim, tecelli...).

GökTürkler; insanlığı yok etmek isteyen bir ırkla devamlı savaş içerisindedirler. Kopya insanlar, kopya yöneticiler, anlaşanlar, yöneticiler, anlaşanla anlaşanlar, yani bir takım siyasetçiler... Hiyerarşiye dikkat!

Rüya diye gördüğümüz vizyonlar, bedene sığmaz bunalım, ruhumuzun gırtlaklanması, ruh şişmesi, bedene sığmaz şişmanlığı... Neyin alameti?

İnsanları, toplumu şoka sokarsan, göktaşı, deprem, bilinmezlik, virüsler vb sistemler ile; insanlığın alışılageldik sistemini değiştirirsin. Her çağda bunlar olmadı mı sanıyorsun?

Bir sor kendine, insanlığın başına neden bunlar geliyor? İnsanlık başıboş mu bırakıldı? Yaratıcı niye müsaade ediyor? Ya da Yaratıcı yoksa neden oluyor? (Tevbe/67.ayet: Allah, onları unuttu).

İnsan görünümlü birine rastlarsan ona sor: “Sen insan mısın?” Çünkü şu anda dünyada gerçek insanlarla kopya insanların savaşı var. Gerçek insanlar savaşı kazanırsa, evren oluşmadan önceki yerlerine dönecekler. Dönenler döner. Erdemliler, tabiata sahip çıkanlar kendi tabiatına sahip çıkmış olur. Kazananlarla, kaybedenler bir olur mu?

NEKRO; ölüler kitabı. İçindeki bilgilerin binde birini anlatmadım. Kapağını açmak bile ölüm getirir. Her bilgiye “Şeytan bilgisi” derler. Anlayamadıkları her bilgiye. Dinlerin çoğu ortadan kalkar. NEKRO, NEKRO..... UZAK DURUN! Sizden öncekiler de ulaşmak istediler. Bugünkü insanlık bilincine ağır gelir.

 

 Oktan Keleş    

oktankeles@gmail.com

onaltiyildiz@gmail.com

Twitter:@oktankeles   



Bu haber 28,010 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,535 µs