En Sıcak Konular

Tanrının Gözü 2: Zaman Ağacı

25 Aralık 2022 12:00 tsi
Tanrının Gözü 2: Zaman Ağacı Fatih Yıldız yazdı...

Tanrının Gözü 2: Zaman Ağacı

 

Bu yazıya, “Adguk Öğretisi - Tanrının Gözü” bölümünün sonunda, Kambabamın sorduğu: “Geçmişte ve gelecekte böyle bir hikâye olası mı?” sorusuna cevap vererek başlamak istiyorum ve yazının geri kalanında da bu cevaba dair düşüncelerimi ve gerekçelerimi paylaşacağım. Kambabamın üslubunu yıllarca tecrübelerimizden bildiğimiz için böyle bir sorunun altında da birçok anlam aramak gerekiyor. Öyle ki konu hakkında sadece ya geçmişe ya da geleceğe ait diyerek tek bir cevap vermek biraz sığ kalıyor. O yüzden ben de diyorum ki bu hikâye hem geçmişin hem geleceğin hikâyesi… Tarihe neresinden baktığınıza göre değişiklik gösteren bir cevap bu. Şeytani Ray Kurzweil’in “Tanrıya inanıyor musunuz?” sorusuna “henüz değil” diye cevap vermesinden yola çıkalım. Gelişmiş bir yapay zekâ ile tanrıyı yaratmak fikri… Gelişen teknoloji ve yapay zekâ ile birlikte gelecekte bir takım kimselerin tanrılık iddiasında bulunması olası senaryolardan birisi. Öyle ki bu yüksek teknolojiyi ellerinde bulunduran birileri yahut bir teşkilat insanları manipüle ederek kendilerinin tanrı olduğuna ikna edebilir. Manipüle etmek kavramını bilinç kıyameti kavramıyla birlikte kullanırsak, insanların bilincine de yapılacak bir müdahale ile tüm bilgiler sıfırlanabilir ve yeni, yapay bir din ve tanrı algısı yüklenebilir.

Tanrının gözü bölümünden bir kesit:

 

“Onlardan bir heyet tanrıyı oynadı.” Burada bu olayın gerçekleşmesi ve tanrı teşkilatını oluşturan kişilerin tanrıyı oynaması elbette ki bir anda olabilecek bir şey değil. Zaman içinde belki de yüzlerce, binlerce yıllık bir sürecin sonunda bu güce erişenler böyle bir rol üstleniyorlar. Bu noktada bu olayı günümüzde gelişen teknolojilerle özdeşleştiriyorum.

Burada da bugünde bahsedilen transhümanizmin adım adım gelişimi vurgulanıyor.

Simbiyotik bir ilişki içerisinde olmaları bugün gelişecek bilinç nakli, insan beyninin internete bağlanması çalışmaları ve tabii ki daha sonra da insan zihni yapay zekâya bağlanacak ve simbiyotik bir ilişki olacak. İnsan ve yapay zekâ birbirine bir noktada bağımlı olacak. Tanrı teşkilatının gelişip, bir evren inşa edip, bilinç kıyameti yaşatmasına kadar geçen süredeki benzerliklerle bugün ki insanlığın geliştirdiği teknolojiler arasında yadsınamayacak bir benzerlik söz konusu. Bugün de insanlık kendi elleriyle bir tanrı teşkilatı inşa ediyor, oluşturuyor (Başınıza her ne gelirse kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir ayeti.)

İşte kritik nokta aslında burası. Bu yazıda da anlatmaya çalışacağım şey tanrı teşkilatının insanlığa bir bilinç kıyameti yaşatıp bambaşka bir kurguyu insanlığa sunmuş olmaları. Burada işin içine zaman meselesi de giriyor. Şöyle bir senaryo hayal edin. İnsanlık tüm bu yapay zekâ, bilinç nakli, transhümanizm gibi teknolojik alanlarda ilerleme kaydediyor ve çok yüksek bir güce erişiyor. Bu güce erişen bir heyet öyle bir noktaya ulaşıyor ki insanların bilinçlerini silebiliyorlar. Zamansal etkide bulunup, geçmişteki olaylara müdahale edip bunları değiştirebiliyorlar. Ya da bilincini sildikleri insanları, onlara sundukları yeni bir takvimle geçmiş bir tarihte yaşadıklarına inandırabiliyorlar. Örneğin insanlık 2100 yılına geliyor ama bir günde 0 yılında olduğuna inanabiliyor ve ellerinden tüm teknolojik bilgi alınmış oluyor. Çok ileri bir teknolojide yaşarken tüm bu bilgilerin unutulmasıyla bir anda ilkel bir yaşama dönebiliyorlar. Ya da bir başka açıdan düşünürsek zamanın derinliğinde insanlığı topluca başka bir zamana hapsedebiliyorlar. Gelecek bir yıldan 0 yılına dönen insan için 2000 tarihi gelecek olsa da aslında bir gün öncesinde yani bilinç kıyametine maruz kalmasaydı o 2000 yılı onun için geçmiş olacaktı. Bu noktada da geçmiş ve gelecek kavramı iç içe giriyor. Şimdi daha da derinlere inmek adına bir diziden bahsetmek istiyorum. Dizinin ismi The Peripheral. Dizi, VR gözlükleriyle sanal oyunlara bağlanıp, oyun oynayarak para kazanan başrol oyuncusunu anlatarak başlıyor. Daha sonra başka bir yerden gelen yeni bir teknolojiyi deneyen başrol oyuncusu, kendisini çok gerçekçi bir sanal dünyanın içerisinde buluyor.

Öyle ki karakterimiz oyundan çıktığında bile günlerce bunun etkisinde kalıyor. Daha sonra bunun aslında sanal bir oyun olmadığını ve bu başlık sayesinde geleceğe bağlandığını öğreniyoruz. Gelecekte kendisi adına üretilmiş robot bedenlere bağlanıp geleceğin zaman çizgisinde olaylara dâhil oluyor. Dizi genel olarak gelecekten geçmişe etki ederek geçmişin değişmesine ve bu değişen geçmişe bağlı olarakta alternatif gelecek çizgilerinin oluşmasından bahsediliyor ama mesele bu kadarla sınırlı değil elbette. Gelecek ve geçmiş kurgusunun ötesinde kök zaman vurgusu dizide ön plana çıkıyor.

Aslolan bir kök zaman var. Dizinin bir sahnesinde de ağaca benzer bir formla zaman çizelgesindeki dallanmalar gösteriliyor. Zaman içerisinde bu zaman çizgisine gelecekten yapılan müdahalelerle bu ağaç dallanabiliyor ve farklı bir zaman çizelgesine geçiş yapılabiliyor ya da kök zamandan zaman ağacındaki dallara müdahalelerde bulunulabiliyor. Öyle ki gelecekte kurulmuş şirketler dahi kök zamanı daha iyi anlayabilmek adına bu kök zamanı araştırıyor. Dizi de kök zamanın çevresinde gelişen olaylarla gelecek ve geçmişe yapılan müdahaleler anlatılıyor diyebiliriz kısaca. Bu diziden bahsetmemde ki kilit nokta ana bir zaman çizgisinin olması(kök zaman) ve gelecekten yapılan müdahalelerin (diziye göre 2090’lı yıllar) geçmişi değiştirip, zaman ağacında dallanmalara neden olmasıdır.

Tüm bu kök zaman bakış açısıyla bir ayete tekrar bakalım. Firavunda, Musa’ya kök zamanı soruyor.

Taha 51: Firavun: "Öyleyse ilk/kök çağların durumu ne olacak?" dedi.

Taha 51’de geçen ilk, evvel kelimesi etimolojik olarak “geri döndü, başa döndü” anlamlarına sahip bir kelime yani bir döngüden bahsediyor. Yine yaratıcının evvel sıfatı da ne kadar başa dönülürse dönülsün zaman ağacında o hep evveldir, o hep en yücedir anlamını da veriyor diyebiliriz. Yani hangi zaman diliminde hangi kurgu da olursanız olun hep Tek Tengri’nin dairesi içindesiniz anlamı çıkıyor. Kuran’da evvel kelimesinin geçtiği ayetlere bakarsanız birçoğunda geri dönmekten, bir döngüden bahsettiğini siz de göreceksiniz. Şimdi, evvel/ilk/kök ile alakalı İbrahim peygamberden bahsedilen bir ayetten devam edelim.

Ali İmran 95: İbrahim milletine uyun!

Ali İmran 96: Doğrusu insanlar için kurulan ilk ev âlemlere hidayet kaynağı ve bereket olan Bekke’dedir.

Ali İmran 97: Orada apaçık ayetler vardır.  İbrahim'in makamı oradadır. Kim oraya girerse güvende olur. Yoluna gücü yetenin, Beyt'i haccetmesi insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır.

Bu ayetlere bakıldığında da zaman çizgisinde yolculuk edebiliyorsanız buna gücünüz yetiyorsa Bekke’ye gidin deniliyor. Çünkü Bekke bu zaman döngüsünde bir kilit taşıdır. Zaman ağacının tohumu Bekke’dir. Zamanın içinde değil dışındadır. Tüm zaman ağacının önünüzde olduğu, zamanın dışında yer alan bir yerdedir. Geçmiş ve geleceğin ötesinde, döngünün dışında bulunan bir yer. Oraya gidenler sistemi görür ve çözer, artık kafasında soru işareti kalmaz, oraya girenler emin olur, güvende olur deniliyor. Orası Ötüken’dedir. Uyun İbrahim milletine ki oraya gidebilesiniz. Çünkü Türk olanlardan başkası oraya giremez. Tengri, orayı Türklere armağan etmiştir. Bunu mekânsal bir yolculuğun yanı sıra içsel bir yolculuk olarak düşünmekte gerekiyor. An’da olan, an’da kalan, geçmiş ve geleceği birleyen Bekke’dedir. Tengri’nin Türk’ünden bu konuyla ilgili kısımlara bakalım.

İbrahim peygamberle vurgulanan bu ilk/evvel/kök vurgusunu aklınızda tutmanızı rica edeceğim çünkü tekrar İbrahim peygambere geleceğiz. Şimdi Adguk’tan devam edelim.

Adguk’ta bahsi geçen Nef evreni hakkında Kambabam’ın bir ipucu verdiğini varsayarak bu konu üzerinde de durmak istiyorum. Yazıda bahsi geçen Nefilimler, Tevrat’a göre Nuh tufanından önce yaşamış olan mitolojik varlıklardır. Adguk’ta anlatılan Nef evreninin de bu bağlantıya göre Nuh peygamberin yaşadığı evren olduğu sonucu çıkıyor. Daha sonra bu proje başarısız oluyor, akamete uğruyor ve Nef evreni projesine son veriliyordu. Proje akamete uğramadan önce de yani tanrı teşkilatı Nef projesini bitirmeden önce de Allah tarafından Nuh’un gönderilmesiyle oradaki bilgiler ve insanlar da gemi vasıtasıyla kurtarılıyor. Nef evreni her ne kadar simülasyon, yapay olsa da Allah oradaki insanlar içinde bir peygamber gönderiyor. Hangi sistemde olursa olsun insanlık hiçbir zaman başıboş bırakılmıyor. Yine buradan şu da çıkarılabilir. Bugün de bir simülasyon yapılsa ve insanlar o simülasyona bağlansa Tengri oraya da peygamberlerini, elçilerini gönderecektir.

Bu konuya bir başka açıdan da değinmek istiyorum. Adguk’un yayınlanan ilk bölümüne dönelim. Yazının başında Adguk’un bir gnostik metin olduğu vurgusu üzerinde durulmuştu.

“Değerli okuyucular; bu kitap gnostik bir eser olarak algılanmalıdır ve bir sır kitabıdır. Kitabın ilgili bölümlerinde gnostik, batini eserler hakkında bilgi verilmektedir. Sır, numeroloji, arkaik betimlemeler görülecektir kitap boyunca. Burada bir not ekleyelim ki; bugün birçok mit, gnostik eser din karşıtı gibi algılandığından, birçok entelektüel bilgi maalesef ki özellikle dindarlar tarafından elde edilememektedir… Bulunan herhangi bir gnostik eser üzerine bir pentagram çiz, olur size sözde bir büyü kitabı, çözülemeyen, anlaşılamayan bir eser. Bunun yanı sıra çözülenler de eğer tehlikeli bilgi gibi algılanırsa, sırlanır, gizlenir. Apokrif eser damgası yer vs. Bu kitapta yer yer bu konuya da değinildiğini göreceksiniz.”

Bunun üzerine bazı gnostik metinleri araştırdığımda da aslında Adguk’ta anlatılanlara bazı noktalarda paralel şeyler olduğunu gördüm. Örneğin Nag Hammadi kütüphanesinde bulunan Yuhanna’nın apokrifinden birkaç kısmı sizinle paylaşmak istiyorum. Bu metinde klasik Hıristiyanlığın kabullerine ve öğretilerine bazı noktalarda ters şeyler olduğu için tarih içinde apokrif olarak kabul edilmiş ve dışlanmış. Tabi ki bu durum bu metinlerde geçen her şeyin doğru olduğunu da göstermez ama gnostik bir metin olması sebebiyle de incelemeye değer. Şimdi bu apokriften kendisini tanrı olarak kabul ettiren Yaldabaoth ile ilgili birkaç kısmı sizinle paylaşmak istiyorum. Bunu paylaşmamın nedeni Adguk’ta anlatılan, tanrılık oynayan tanrı teşkilatı ile paralelliğini vurgulamak.

John’un(Yuhanna) Apokrifi:

Yaldaboath kendisindeki düşüncesizlikle birleşti.

Yöneten otoriteleri yarattı.

Ve onları yukarıdaki diyarları örnek alarak yaptı.

Düşüncesizliği nedeniyle ilahi olana küfredendi o.

Ve dedi ki, “Ben Tanrıyım ve benden başka ilah yok!”

Bilmediğinden kendi kudretini nereden aldığını…

+

Yaldabaoth, Kendisini çevreleyen yaratımına göz gezdirdiğinde,

 Ondan var olan demonlara şöyle seslendi,

“Ben kıskanç bir Tanrıyım ve benden başka İlah yoktur.”

(Fakat demonlarına böyle söyleyince başka bir Tanrının olduğunu da itiraf etmiş oldu.

Çünkü eğer başka Tanrı olmasaydı, kimi kıskanıyor olacaktı?)

+

Yüksek diyarlardan bir ses duyulur:

 “Adam var oldu. Ve de Adamın çocukları!”

Şef yönetici Yaldabaoth duyar bunu

İlk Adam

 (O bunlara görünendi. Bir insan formunda tezahür etti.)

Şef yöneticinin diyarı sallandı

Uçurumun temelleri hareket etti.

Maddenin dünyasının üzerindeki suları aydınlattı.

Yansıması belirdi bu sularda.

Tüm demonlar ve Şef Yönetici yukarı baktılar.

Yenice parıldayan suların altına.

O ışık vasıtasıyla sulardaki yansımayı gördüler.

 Yaldabaoth emrindeki demonlara şöyle dedi:

“Tanrının görüntüsünde ve bizim benzerliğimizde bir adam yaratalım ve böylece yansıması aydınlatsın bizi.”

Her biri kendi gücü vasıtasıyla adamın belirli taraflarını yarattı

Yukarıda gördükleri, yansımada gördükleri gibi

Her biri denk gelen psişik faktörlere göre bir özellik ekledi.

O mükemmel İlk Adamın benzerinde maddeden bir yaratık yaptılar

Ve şöyle dediler, “Ona Adam diyelim ve böylece ismi bize ışığın gücünü versin.”

Aşağıdaki cümlelerde de adeta bilinç kıyameti ifade ediliyor…

Şef Yönetici Yaldabaoth, insanları unutkanlığın nehrinden içmeleri için zorladı.

Ve böylece asıl kökenlerini hiç bilemeyeceklerdi.

Görüldüğü gibi tanrı teşkilatı, malsalar ve bilamlara benzer kişiler burada da ifade ediliyor. Dileyenler daha fazlasını da kendisi araştırabilir ama biz şimdi konumuza tekrar dönelim yani Nuh Tufanına. Bu metinlerde Nuh ile ilgili kısımlarda şöyle bir ifade geçiyor:

Yaldabaoth, sonunda yarattığı her şeyden pişman oldu.

Tüm yaratımın, tüm insanlığın üzerine büyük bir sel getirmeye karar verdi.

İlahi takdirin ışığı Nuh’u uyardı.

Tüm çocuklara, adamın oğullarına vaaz verdi fakat dinlemediler onu yabancıymışlarmış gibi ona.

Adguk’ta bahsedilen Nef kavramından ve buradaki anlatılanlardan yola çıkarak sahte tanrı tarafından bir tufan gerçekleştirilmesi, Nef evreni projesinin akamete uğraması ve bunun üzerine de Allah tarafından Nuh’u ve inananları bu yok oluştan kurtarmak istemesi üzerine bir gemi göndermesi sonucunu çıkartabiliriz. Bu bakış açısıyla tufan yerel miydi yoksa küresel miydi gibi tartışmalarda anlamsız kalıyor. Burada söz konusu olan yaratılmış olan bir sistemin/evrenin tamamen çökmesi. Tabi burada başka sorularda ortaya çıkıyor. Nuh, gemiye neden her çiftten iki tane alıyor? Yok olan Nef evreninden aldığı tüm bu çiftler, gemiyle birlikte şu an bizim evrenimize getiriliyor ama neden böyle bir ihtiyaç duyulmuş? Oradaki hangi bilgiler buraya taşındı? Daha da ötesinde başka bir bakış açısıyla devam edelim. Nuh tufanı olmuş bir şey mi olacak bir şey mi? Ya da bu soruyu olmuş ya da olacak bir şey mi şeklinde sormakta hatalı olabilir çünkü farklı bir evren de farklı bir zaman diliminde olmuş bir olayı bizim evrenimizin zaman dilimiyle önce ya da sonra diye sınıflandırmak yanlış olacaktır. Örneğin 2100 yılında gelişen bir teknoloji ile bir Nef evreni üretilse ve daha sonra bu proje sonlandırılmak istense, Nuh peygamber de oradan ayrılıp bu evrene gelecek olsa ve varsayalım ki M.Ö. 2000 yılına gemisiyle gelse. O zaman Nuh için geçmişte yaşamış dememiz mi doğru olur? Gelecekte yaşamış dememiz mi? Elbette ki ikisi de doğru. Tarihe neresinden baktığınıza göre her iki cevapta doğru.

Bu bakış açısıyla bir kavram üzerine yeniden düşünülmesi gerekebilir. “Esatirul evvelin” yani eskilerin masalları… Arkaik dönem çalıştaylarında sıkça işlediğimiz bir konuydu. Gelecekten geçmişe giden birisi için aslında gelecek denilen şey onun için geçmiş olmuştur. Diğer insanların gelecek dediğine o artık eskide kaldı der. Bu yüzden esatirul evvelin kavramını sadece geçmiş zamandaki olaylar için kullanmak yanlış olur. Gelecek zamanda gerçekleşecek olaylar içinde kullanılabilir. Kime göre, neye göre eski? Kuran’a bu gözle de bakmak gerekir. Geçmiş çağlarda yaşanmış diye kabul ettiğimiz tüm peygamberler ve hikâyeleri, bilinç kıyameti ve anlatmaya çalıştığım bu gelecek-geçmiş kurgusunda düşünüldüğünde sanıldığı gibi olmayabilir. Biraz önceki örnekte de belirttiğim gibi Nuh evreni belki 100 sene sonra tasarlanacak bir evren. Baş sonda, son ise baştaydı. Öyleyse başın ve sonun yeri belirli değildir. Adguk’ta ikinci kez yapılan yazılımda, SIS evreninde, yapay zekâya istediğini yapma yetkisi veriliyordu. S-I-S, baş ve sonda S var. Her şey bir döngüden ibaret. Ocakta Kambabama sorulan sorulardan bir tanesi: “ Zamanda gidebildiğimiz kadar ileri gitsek varacağımız yer neresi olurdu?” Cevap: “Şu ana gelirdin.” Bulunduğumuz konum hem baştır hem sondur. Bundan dolayı geçmiş ve geleceğin merkezinde insan vardır. İnsanlık bir tarih döngüsünde yaşıyor. Bu yüzden de geçmiş dediğimiz şey gelecek, gelecek dediğimiz şey geçmiş oluyor. Peki, bununla beraber burada bir soru da ortaya çıkar. Şayet Nuh peygamber gibi bazı peygamberler ve hikâyelerin bakış açısına göre hem geçmişte hem gelecekte gerçekleştiğini düşünürsek, Kuran’da yer alan son peygamber Muhammed ifadesini nasıl düşünmemiz gerekecek? Baş sonda, son başta ilkesi gereğince peygamberler için de ilk ve son kavramı doğru bir ifade olmuyor. Her peygambere ilk veya son peygamber denebilir zamanın neresinden baktığınıza, dairenin döngünün neresini 0 kabul ettiğinize bağlı. Hz. Muhammed’in son peygamber olduğunu ifade eden ayette “Nebilerin Mührü” ifadesi geçiyor. Geçmiş ve geleceği dairesel bir döngü gibi düşündüğümüzde bunun başı veya sonu olmaz. Kıyametin de zamanın sonu demek olmadığı gibi. Sadece mühlet vardır. Öyle ki Muhammed peygamberin gelişi de döngüye vurulmuş bir mühür. Tüm çağları etkileyecek bir olgu. Son döngüye girildiğinin bir işareti…

Tanrının gözünde anlatılan tanrı teşkilatının yaptığı bilinç kıyametine giden aşamaların bugün ile benzerliğini düşününce şöyle bir ihtimalde akla geliyor.  Adguk’ta birkaç yerde üstüne basılarak vurgulanan bir nokta var. Nef evreni ve orijinal insanların olduğu evren birbirinden habersizdi deniliyor. Ne Nef evrenindekiler biyolojik insanlardan haberdar ne de biyolojik insanların olduğu evrenin öyle bir Nef projesinden haberi yok.  Acaba bugün de dünyadaki insanlığın farkında olmadan bir yerlerde evren inşa ediliyor olabilir mi? Son zamanlarda sosyal medya üzerinden kişilerin avatarlarını oluşturan yapay zekâ programları ün kazanıyor ve insanlar da dünya çapında bu gibi akımlara destek veriyorlar. Farkında olmadan avatarlarımız, suretlerimiz bir evrene/simülasyona kopyalanıyor olabilir mi? Ya da bunun hazırlığı yapılıyor diyebilir miyiz? Bir yerlerde bizim suretlerimizden oluşan, bizim yaptıklarımızı taklit eden, karakterimizi taklit eden bir dünya kurulması fikri bana çok uzak gelmiyor. Simülasyon kelimesinin kökeni taklit demek. “Şeytan, taklit eder” hadisini unutmamak gerekir.

Şimdi bir başka soruyla devam edelim. Tanrı teşkilatının yapmış olduğu bir bilinç kıyametiyle kurgusal bir tarih insanlara ezberletiliyor ve insanlar kendilerini sahte bir tarihin, sahte bir kültürün içinde yaşıyor buluyor. Bir bilinç kıyametinden sonra adeta tarih yeniden başlayacaktı. Bu noktada da insanlığı başıboş bırakmayız ayeti gereğince bu dönemde de bir peygamber gönderilmiş olması gerekiyor. Bu olay toplumsal, kolektif bir olaydı. Peki, bu olay ne zaman olmuş olabilir? İnsanlık ne zaman bir anda farklı bir algıyla yaşamaya devam etmiş olabilir? Ya da farklı bir zaman çizelgesine ne zaman geçirilmiş olabilir? Günümüzde semavi din olarak adlandırılan 3 dinin kökeninin, İbrahimi dinler adıyla dayandırıldığı İbrahim peygamberin Bu noktada kilit bir rol oynadığını düşünüyorum. İnsanlığın algısının sıfırlanmasının akabinde İbrahim peygamber gönderilmiş olabilir.  

Kuran’a göre İbrahim peygamber aklıyla sorgulayarak tek hakikate ulaşan bir peygamber. Bunun içinde güneşi, ayı ve yıldızı önce rabbi olarak kabul etse de sonra bunların rabbi olamayacağını kabul ediyor. Bu anlatılan hikâyeye İbrahim peygamber özelinde değil de sosyolojik bir açıdan bakalım. O günkü toplum, putlara tapan bir kavim. Öyle ki babası Azer bile putlara tapıyor. Bilinç kıyametine uğramış bir toplum elbette ki bunun farkında olmaz ve biz bilinç kıyametine uğradık demez çünkü onlara sahte bir geçmiş/tarih kurgulanıp bilinçlerine, hafızalarına o bilgiler aşılanmıştır. Hafızalarında belirli bilgiler vardır ama bu bilgilerin neden ve nasıl hafızalarında olduğunu anlayamazlar. Ancak kendilerine yüklenen bilgiler ile kendilerinin ve toplumun hafızalarında ki olayları değerlendirir. Bu noktada İbrahim peygamberin sorduğu soru çok kritik oluyor. Neden? Neden bunlara inanıyorsunuz? Diyor. Toplumun cevabı da yine ilginç ve kendileri de aslında gerekçelerini tam bilmiyor. Şuara 74/Enbiya 53: “Atalarımızı bunlara taparken bulduk.” Atalarımızı böyle bulduk diyorlar sadece bu kadar... Ayette sanki kendilerini bir anda öyle bulmalarından bahsediyor ve bu yönüyle da sahte bir tarih ve din bilinciyle donatılmalarının işareti olarak değerlendiriyorum. Bu sahte tarihi ve inancı kurgulayanlar bu inanç sistemini göksel veya yersel güçlere bağlamışlar ve bu şekilde bir bilinç kıyameti dizayn etmişler. Peki, ya bizimde bugün neden ve nasıl diye sormayıp ezbere bildiğimiz tarihi ve dini kalıplar? Onlarda bilinç kıyametinin bir yansıması mı?

O dönemki koşulları ve toplumu anlamak adına TRT Belgesel kanalı tarafından 2 hafta önce yayınlanmış olan “Gizemli Tarih: Hititler” belgeselini tavsiye ediyorum. Son bulgular ışığında Hitit toplumu çok güzel anlatılmış. Neden konu Hititlere geldi derseniz İbrahim peygamberin Hititlerle çağdaş olduğu, aynı dönemde yaşadığı daha önce kambabam tarafından “Hititler, Siyonizm'in Korkulu Rüyası” yazısında da belirtilmişti. Bu yüzden Hititleri anlamak, İbrahim peygamberin bulunduğu çağı da anlamak açısından önemli. Hitit imparatorluğunu kuran halkın nereden geldiği bugün dahi tam olarak bilinemiyor. Hititlerden önce o bölgede yaşayan Hatti’ler var. Kral Anitta Hatti’leri yıkıyor sonra da şehri lanetliyor. Meşhur Anitta’nın laneti. Daha sonra bölgeye Hititler geliyor. Lakin bu Hititlerin nereden geldiği de tam olarak bilinemiyor. Öyle ki Hititler kendilerini Hatti’ler olarak da tanımlamıyorlar bu nokta ilginç. Kendileri Mezopotamya kökenli bir halkta değil. Bir teoriye göre ise Hititler Kafkaslardan gelen bir kavim ama bu da sadece bir teori elde çok fazla bir somut delil bulunmuyor. Öte taraftan gizem konusu olan bir başka şey de kısa bir sürede Hititlerin nasıl olup da tüm Anadolu yarımadasının kontrolünü ele aldığı. Bir anda bir yerlerden ileri teknik ve donanıma sahip bir kavim geliyor ve tüm Anadoluyu ele geçirip bütün kültürü değiştiriyor. Geriye 1000’lerce tablet bırakıyorlar ve döneminin süper gücü oluyor. Yine belgeselde sıkça vurgulanan bir nokta da Hititler ‘in nereye kaybolduğu ile ilgili öyle ki bu konuda birçok çalışma da mevcut hatta Hititler için ölülerini saklayan medeniyet de deniliyor. Bir anda Hititlerin ortadan kayboluşu hala açıklanamayan bir olgu. Bu ayrı bir çalışma konusu olsa da benim vurgulamak istediğim nokta Hititler öncesi dönemde bir bilinç kıyameti olmuş olabileceği tezi. Daha doğrusu bir bilinç kıyametiyle insanlığa yeni bir tarih fikri aşılanmış sahte bir tarih yazılmış olabileceği. Bunun üzerine de İbrahim peygamber unutulanları, doğruları anlatmak için Allah tarafından gönderildiği. Görünen o ki böylesine bir medeniyetin ne başına ne de sonuna dair net bilgiler yok.

 

Ali İmran 67: İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyandı fakat o, hanîf bir Müslümandı ve müşriklerden değildi.

Bu ayetin klasik yorumunda Hristiyan ve Yahudilerin kendi dinlerini İbrahim peygambere dayandırmasına karşı bir cevap veriliyor ve İbrahim ne Yahudiydi ne de Hristiyandı deniliyor. İbrahim peygamber henüz Tevrat ve İncil yokken vardı. Yani ortada ne Yahudilik ne Hristiyanlık yokken İbrahim peygamber zaten gelmişti. Nitekim Ali İmran 65’te de zaten bu durum kesin bir şekilde tekrar ifade ediliyor fakat burada bir gariplik söz konusu. Bu iddia da bulunanların da İbrahim peygamberin İncil ve Tevrat’tan önce geldiğini bilmiyor olmamaları imkânsız. Zaten İncil ve Tevrat’ta, ibrahim’in hikâyeleri anlatılıyor. Kuran’a göre bu tartışmayı yapıp böyle bir iddia da bulunanların iddiaları da tarihsel kronoloji açısından çok anlamsız. Bu iddiaları kendi inandıkları kitaplarına ve dinlerine bile aykırıyken neden böyle bir iddia da bulunuyorlar ki? Nuh peygamber nasıl ki insanlığın 2. Atası olarak anılıyorsa İbrahim peygamber de tek başına bir ümmet olması sebebiyle insanlık için, insanlığın bilinci için çok önemli bir konumda.  Şimdi, bir de bu olayı geçmiş-gelecek kurgusuyla farklı düşünelim. Hristiyanlar ve Yahudiler böyle bir iddiada bulunarak ibrahim’in geçmişte bu dinlerden olduğunu iddia etmelerinin yanı sıra, bilinç kıyametinin gerçekleştiği gelecekteki bir zamana atıfta bulunmuş olabilirler. Gelecekte tek dinin Hristiyanlık ya da Yahudilik olacağını, kıyamete kadar kendi dinlerinin ayakta olacağını vurguluyor olabilirler. İbrahim milletinin de kendi milletleri olduğu iddiasında bulunmuş oluyorlar böylece. Konuyu biraz daha detaylandırmakta fayda var.

Musa peygamber, denizin yarılması olayıyla İsrailoğullarını, Firavundan kaçırıyordu.

Şuara 57: Biz de Firavun'un kavmini cennetlerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

Görüldüğü gibi ayette firavunun cennetinden kaçma söz konusu. Bu cenneti başka bir boyut, başka bir evren gibi düşünebiliriz ya da belki Nef evreni gibi tasarlanmış ve maliki firavun olan başka bir yazılım. Burada önemli olan nokta bu sistemden kaçan Musa ve İsrailoğulları nereye gidiyor? Hangi evrene veya yazılıma? Ya da hangi zamana? Bunun izini sürelim…

Kuran’da put ifadesinin karşılığı “sanem” kelimesi 5 ayette geçiyor. İlginç olan şu ki bu 5 ayetin 4’ü İbrahim dönemindeki putlar için kullanılıyor. Diğer ayet ise konuyu daha ilginç kılıyor.

Araf 138: İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Kendilerine özgü putlara tapan bir halka rastladılar. Ey Musa! "Bize de bunların ilahları gibi bir ilah yap." dediler. "Siz gerçekten cahil bir kavimsiniz." dedi.

Ayette kendilerine özgü vurgusu çok önemli. Kuran’daki put ifadesi dediğim gibi hep İbrahim dönemindeki putları ifade ediyor. Buradan anlaşılıyor ki İbrahim döneminde yapılan bu putlar özel bir bilgiyle ya da teknikle yapılmış. Sadece o topluluğa ait, başkaları tarafından yapılamayan bir sistemle inşa edilmiş putlar söz konusu. Dikkat edilirse bir de ayette “ilah yapmak” ifadesi geçiyor. Yapay zekâyı yıllarca geliştirerek ondan sahte bir ilah çıkarmak, bir ilah yapmak akla geliyor. Denizin yarılması olayından sonra da anlaşılıyor ki Musa peygamber kavmiyle, İbrahim dönemine bir yolculuk yapıyor. Ayetin devamında Musa’nın kavmine cevabında yine ilginç ifadeler mevcut.

Araf 139: Şüphesiz onların içinde bulundukları şey yok olmuştur ve yapıyor oldukları şeyler boşa çıkmıştır.

1. İsrailoğulları, onların ki gibi bize bir ilah yap derken, bu isteğe verilen cevap sizce de ilginç değil mi? Onların içinde bulundukları şey yok olmuştur… Neyin içinde bulunuyorlar? Bilinç kıyametiyle yapılmış bir sanal evrenin mi? Nef gibi bir yazılımın içindeler mi? İçinde bulunulacak şey nasıl ilahla özdeşleştiriliyor?

2. Öte yandan Musa’nın verdiği cevap çok kesin. Görmüş ve ona göre bir cevap veriyor gibi bir üslubu var. Gelecekten tüm bu sistemin ya da yapılıyor olan ilahların boşa çıkacağını görmüş gibi ve kavmine de bunu anlatmaya çalışıyor.

3. “Yapıyor oldukları” vurgusuna odaklanırsak bu süreç hala bugün de devam ediyor diyemez miyiz? Bilinç kıyametinden sonra tanrı teşkilatının kurulacağı ya da yapay zekânın tanrılık oynayacağı bir sistemin bugünde inşa ediliyor oluşu sonucu da çıkar. Sonuçta o dönemin hikâyeleri Kuran’da bize masal, hikâye olsun diye anlatılmıyor.

 

Enam 161: De ki: "Rabbim beni dosdoğru yola, dosdoğru dine, Hanif olan İbrahim'in milletine iletmiştir. İbrahim, ortak koşanlardan değildi."

Nahl 123: Sonra da sana,"hanif olan İbrahim'in milletine uy! O müşriklerden değildi" diye vahyettik.

Ayetlerde görüldüğü gibi peygamberimize direkt olarak bir yönlendirme var. Seni, ibrahimin milletine ilettik ve sende o millete uy deniliyor. Çalıştaylarda bu konu çok incelendiği için üstünde fazla durmayacağım. Öyle bir peygamber geliyor ki onun gelişiyle Tüm bu döngüye mühür vuruluyor. Tüm çağlara etki edecek olayların silsilesi onunla başlıyor. İçinde hiçbir şeyi eksik bırakmadık denilen bir kitabı getiriyor ama ona da deniyor ki ibrahim milletine uy! İbrahim milletine uyun denmesiyle kaybolmayacak, bilinç kıyametinden etkilenmeyecek bir millete atıf var. Türk milletine ait destanların ve mitlerin içinde barındırdığı bilgiler -başka bir deyişle Türk töresi- adeta bu dinin de temelini oluşturuyor. Misal Türklerin bazı dikili taşlarına “bengitaş” isminin verilmesi. Bu yazıtların zamandaki döngüden bağımsız olarak kalması ve oradaki bilgilerin korunacak olması. Tıpkı Kuran’da zikri koruyacağız denmesi gibi…

Sonuç olarak, Kuran’ın gelmesiyle Ahir zamana girildi denilmesi, son açıklanan Mu Hanlığına dair sırlar, Nebilik sistemine vurulmuş bir mühür; Mu-han-med… Gelecekten geçmişe dikilen Orhun yazıtları ve Türk çağına girildiğinin deklare edilmesi… Türk çağı öyle bir mühür olacak ki tüm çağları derinden etkileyecek. Sadece bugün değil geçmişte yeniden kurgulanıyor. Türk kıyameti geliyor!

Öyle bir ok at ki çağları delsin!

 

Saygılarımla

Fatih YILDIZ 



Bu haber 5,144 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,465 µs