En Sıcak Konular

Zaman Yörükleri ve Güneşin Doğduğu Yer Anadolu

18 Aralık 2022 00:34 tsi
Zaman Yörükleri ve Güneşin Doğduğu Yer Anadolu Fatma Kızık yazdı...

Zaman Yörükleri ve Güneşin Doğduğu Yer Anadolu

 

Ağustos ayında nasip dairesinde nihayet ocaktaydık. Kendini tekrarlayan bir yer değil kadim Türk ocağı, sırlar kahvesi denmesi boşuna değil. Kadim zamanlarda uzun sürelerde birbirleriyle yetişen gelişen olgunlaşan ve topluma bilgi-değer katan, insanlar vardı. Fakat çağımızın gereği olsa gerek, ocakta, birbirine benzemeyen zamanlar-anlar akıyor gönülden gönüllere. Uzun yıllar bir erginleşme sürecinde gerçekleşen duygu düşünce ifade ve hisler çağların bilgesi Okyay yanımızdayken, andan ana hızla aktarılıyor. Hızlandırılmış eğitim programları gibi. Fakat ocağa adım dahi atmamış yetiştirdiği nice değerler, öyle insanlar var ki yan yana olmakla değil, gönül gönüle olmanın dersini öğretiyorlar anlayanlara. Zahirde karşılaştığımız 8 yıl önceki kendime bakıyorum aradaki zaman bana çağlar geçmiş gibi uzun ve deneyim dolu geliyor şimdi. Kaç defa hayret denizlerine dalmışımdır sayısını unuttum. Son bir yıldır yaşadıklarımın bir kısmını ocakta, kendisinin izniyle anlatmıştım fakat çoğunu izah dahi edemem. Yolculuğumuzun kısacık dünya hayatıyla sınırlı olmadığı, uzun ve kutsal bir yolda olmanın şükrünü sevincini tarif etmem ise mümkün değil. Adını sanını bilmediğimiz niceleriyle yürüyoruz bu yolda, bilinmek gibi bir hevesleri de yok zaten. Bilmekle  olmuyor hal ehli olmak gerekiyor bunu gördüm erenler divanında. Hastayla değil hastalıkla uğraşan bir doktor gibi, insanın fark edemediği aşırılıklarını sivriliklerini benlerini törpüleyen incelikle işleyen bir sanatkâr gibi uğraşlar veriliyor, ne çok emekleri var üzerimizde. Çalışma alanı veya ilgili olduğumuz konularda bildiği halde en iyisini ben bilirim, bu doğrusudur demeyecek kadar, insan aklına ve gönlüne saygısı olan bir gönül insanı. Bu yüzden gerçek bir bilgeye yakışan bütün tavırları Bilge Okyay’da buluruz. Benim söylediğim en doğrusudur demiyor ki dese de hakkıdır, sen doğruyu aklınla gönlünle bulman gerektiğini öğreniyorsun bu yolda. Kendini tanıman ve bütüne birliğe hizmet anlayışına erişmen için gereken yol göstericiliği esirgemeyen bir dost, bazen arkadaş ve her dem gönül yoldaşı. Gerektiğinde soyunun asaletine yakışır bir başbuğ, sözünü esirgemeyen korkusuz bir ALP. Verdiği işaretlerle hakikat arayışında olan bizler, yaptığımız çalışmalardan kendimiz sorumluyuz o yüzden yanlışlar bana doğrular size aittir sözünü ders biliriz. Son görüşmemizde, Anadolu lahit mezarları üzerindeki figürlerin Anadoluluğu üzerine izlediğimiz belgeseller, konu üzerindeki yapılan çalışmalar ve sürpriz şekilde İstanbul’da  yaptığımız gezinin bazı kısımları, bu yazının işaret tabelaları oldu. Alanım olan Halk bilimden farklı olarak diğer bilim disiplinlerine dalmak özellikle arkeoloji ile ilgili konularda çalışmak hayli zaman aldı ve uzun bir yazı oldu. Sabırla okunmasını temenni ederim. Zamanda yürüyenlerin gönüllerine selam ve dua ile konumuza  gelelim;

Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez. Ulu önderimiz Atatürk yörüklüğe neden dikkat çekmiştir?

Zaman yürüklüğü kavramını Atasagun yazı dizisinden hatırlayalım, kendi özünden öz yurdun Ötüken’den kopmanın acısı ile zamanda yürüyenlerin taşıdıkları ve sahip oldukları kudreti bilmeleri için çizilmiş bir yazgıydı. Öte yandan yazı içinde zaman yörüklüğü, daha çok zamanı aşan, zaman boyutunda tasarrufta bulunan hakikat-ışık erlerine işaret olarak kullanılacaktır.  Türk kültüründe Yörükler olarak bildiğimiz Türkmenler ise hareket dinamiğine işaret eden, kültürün akışkanlığı korunması ve aktarılması noktasında konumuzun önemli bir parçasıdır. Göklerde ve yerde yürüyenlerin konan ve göçenlerin hikâyesinde Anadolu önemli bir geçiş kapısıdır.

“Kalktı göç eyledi Avşar elleri

Ağır ağır giden iller bizimdir”

Tarihin içinde ağır ağır yürüyen, karlı dağlara geniş ovalara, ilini töresini sırtına yüklenen nice Koçyiğitleri, kervanın başını çeken güzeller güzeli gelini, kızı, kızanı ile kıtalardan kıtalara yürüyen bir milletin has evlatları Yörükler. Oğuz boylarını ifade ettiği geçer kaynaklarda. Anadolu’da yerleşikliğe geçmeyen Türkmen boylarına yörükler-yörükhan denilerek kaydedildiler. Onlar için Gök Çadır Yer Döşek yürüdüler, Asya’dan, Anadolu’ya, Balkanlara kadar. 17.yüzyıla kadar durmadı yürüyüşleri. Tanrı dağlarından getirdikleri tüm bilgi hazineleriyle Toros dağlarına yerleştiler. Fakat bu tarihten itibaren zorunlu iskân politikaları ile yerleşikliğe geçmeleri vergiye bağlanmaları ve durmaları istendi dönemin şartlarında. Binlerce yıllık gök çadırından yer döşeğinden kaldırmak istiyordu merkezi otorite, onlarda Ferman padişahınsa dağlar bizimdir diye feryat ettiler. Birkaç yüzyıl direnseler de kendi devletleri vardı karşılarında sonunda yerleşikliğe geçmek zorunda kaldılar. Hareketsiz yaşam için Yatuk derlerdi. Yatuk kalamadılar, yaylak kışlak hayatına devam ettiler. Kışın köy yaşamında, yazın yaylalarda göç sürdü gitti günümüze kadar.  Sazları sözleri kaldı bize Dadaloğlu’ndan Dedemoğlu’ndan.

Çıktık Horasandan sökün eyledik

Düşürdüler bizi tozlu yollara

Omuzlarda parlıyor uzun silfeler

Aşırdılar bizi karlı dağlara. (Dedemoğlu)

Gezici-yörük dervişlerden olan Horasan Erenleri Piri Türkistan Hâce Ahmet Yesevi dergâhında yetişmiş ve sayısı 96 bini bulan talebeleriyle Anadolu ve balkanlarda zanaat ve erdemleriyle İslam’ı sevdirmiş büyük manevi hizmetlerde bulunmuşlardır. (Horasan; İran’ın kuzeyinden Asya içlerine kadar Türklüğün yoğun olarak yaşadığı büyük bir bölge.)

“Din Güzel ahlaktır” ilkesiyle bu yüksek ahlakı taşıyan Erleri, hangi çağda ve coğrafyada olursa olsun birbirinden ayrı görmek yanılgıya düşmek olur. Aynı kadim kaynaktan süregelen bilgilerin, erdemlerin taşınması yayılması Işıkla ilgili bir kavrama işaret eder. Anadolu güneşin doğduğu, Horasan Güneşin yükseldiği yer manasındadır. Dolayısı ile Kün-ışık-eren kavramları tıpkı Anadolu’nun yerli halklarından olan Luvilerin ışık insanları-erleri manasını ihtiva etmeleri gibi kadim bir kaynağa işaret etmektedir. Konmak ve göçmek akışkanlıktır diriliktir dirliktir. Işk-Aşk Erenleri zamanda bu nedenle (Bedensel veya Tinsel) yörüktür.

Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel, bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Hz. Mevlâna

Yörüklüğün en önemli özellikleri elbette saz, söz, türkü veya dans (semah-bengi-mengi) ritüelleridir. Özellikle sema ve semahlar ruhun yolculuğunu beden bağından kurtuluşu ve Turna semahında olduğu gibi uçmaklığı simgeler. Ancak bu şekilde yerleşik sistemin tek tipleştirmesinden, baskıcı tutumlarından kendi özgün ve fıtri yapılarını muhafaza edebilmişlerdir. Bir örnekle açıklayalım. İslam’ı yorumlayanların sazı günah sayması ve yasaklamalarına rağmen Türk kültüründe saza Kut katan bir anlayış hâkimdir ve İslamiyet’le de çelişmez. Özündeki töreyi bilgeliği İslam inancıyla yoğurur.

Bana Hakk’ı soran oğul

Haber al âşık sazından

Göğsü peygamber ağacı

Kılıfı Ali bezinden

Elif Hakka nişan sapı

O Gerçeğe açar kapı

Eşikten başlayan yapı

Sarı Turna avazından (Kul Cevri)

Adguk öğretisi ilk defa yayınlandığında en az 2.500 yıllık bu öğretinin Anadolu’da harmanlanmış kadim Türk öğretileriyle çok daha eskiye dayandığı vurgusu önemli bir bilgiydi bizler için. Ölü dillerden Luvice olması muhtemel görünüyordu bu eserin. Luvilerin Horasan Erenleri gibi bir misyona sahipleri olduklarını düşünürsek, onlarda merkezi otoriteler tarafından baskılara maruz kalmış gezici (yörük) halklar olarak kendilerini gizlermişlerdir diyebiliriz. Truva savaşının çarpıtıldığı asıl konunun Luvileri ortadan kaldırmak olduğu ile ilgili görüşler söz konusudur. Bu nedenle haklarında Hitit kaynakları dışında pek bilgi bulunmamaktadır. Ancak Güneş kursu gibi sembollerin ve daha birçok kavramın kaynağının ışık insanlarıyla yani Güneşle ve Türklükle olan bağı zaten ortadadır.

Tanrının gözü olarak yayınlanan son bölümde öğrendiklerimizden, Tanrı teşkilatının adamlarının kurdukları insan çiftlikleri, kendi tanrısal sistemlerini sürdürmek, yapay evrenler kurarak hakikati taklit etmek için oluşturulmuştu. İnsanların enerjileriyle beslenen ırklar için bu çiftliklere ihtiyaç duyulduğu anlatılmıştı. Bu sistemde insanlık farkında bile olmadığı bir esareti yaşamaktaydı.

Türklerin Ant üzere zaman yörüklüğü ve bu hapishaneye gönüllü olma kabullerini, Tengri buyruğu üzere, özündeki birlik beraberlik ve hürlük mayasından ileri gelen bir cevher ışık-nur veya enerji olarak yorumlayabiliriz. Bu cevherin Kan-genetik sırrına işaret ettiğini de vurgulamak gerekir.

Evvel yer gök yoğ idi vardı ışk bünyâdı

Işk ezelden kadîmdür ışk getürdü ne varın (Yunus Emre)

Tanrı teşkilatının  bkz. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,9068/adguk-ogretisi---tanrinin-gozu kurduğu sistemlerde Tengri’nin Türk’ü olmak ne anlama geliyor?

"Gördüm ki Allah, devlet güneşini Türk burçlarına doğduruyor, bütün felekleri onların hükümranlığına döndürüyor. Onlara Türk adın verip, hükümran kılmış ve onları insanların başına getirip hak yolda desteklemiş, onları dönemin egemen gücü kılmış, dönem insanın idaresini onların eline vermiş.” Divan-ü Lügat-İt Türk

Adguk’ta insan, yarı insan yapay zekâ veya insanın kaba tabirle modifiye edildiği çağlar bilgisini edindiğimiz yazıda; insana çeşitli (biyolojik zihinsel) müdahalelerinde yapıldığını öğrenmiştik. Yüksek medeniyetler kuracak bilgi ve kaynağa (enerji-ışık-güç) sahip olduktan sonra negatif olarak çok ileri gidilmiş ve kıyamet mitlerinden anlaşılacağı üzere bir helak, yok oluş söz konusu olmuştur veya olacaktır. Burada bir parantez açarak: Deruni devlet kitabında sayfa 360-61 Kâinatın oluşumundaki enerjinin ve dünyanın merkezi çekirdek  enerjisinin İstanbul’da sırlanmış yer altı şehrinde olduğu bir zamanlar burada pagan ayinlerin yapıldığı anlatılmaktadır. Buranın Mu ve Atlantis olduğu bilgisi çarpıcı bir bilgidir. Hz. Âdem’ in kutsal emanetlerinin bu yer altı şehrinde Türkler tarafından korunması, Hak ve batılın mücadelesinde anlamlı geliyor. Şeytanın buraya musallat olmasıyla bu güç merkezinde kanlı ayinlerin yapıldığına dair emareler olduğu anlatılmıştı kitapta. Buraya Mısır kahinlerince çizilen hiyeroglif yazılar  ve tek göz amblemi neyi gösteriyor? Paganlar Anadolu’da ileri deneyler yapmış olabilir mi? (Yüzüklerin efendisi filmindeki hüküm dağı olabilir mi? Kimin eline geçerse hükmeden o olur.)

Nevşehir’deki çok sistemli olarak yapılan antik yeraltı şehirleri bu nedenle mi yapıldı? Bir dönem İnsanlık yeryüzünden yeraltına göç etmiş, saklanma gereği duymuştur.  Bu topraklar bu nedenle tüm insanlığın bir kesişme noktasıdır. İstanbul’un fethiyle bu güç merkezinin hem fizik hem metafizik bir fetihle tekrar Türklerin himayesine  geçmesi, Devlet Güneşinin Türk burçlarında yükselmesine bir atıf olabilir mi?

Kurulan sistemlerde hadlerini aştıkları, sistemleri hata verdiğinde kendi sistemlerini yok etmek zorunda kaldıklarını yine Adguk’tan öğrenmiştik.  Kuran’da ekinlerin ve neslin mahvolması ile ilgili ayetler psikolojik ve biyolojik operasyonların ileri derecede yapılmış  olduğunu anlatmaktadır. Ancak bunların karşılarında buldukları güç her zaman Türklerdir, özellikle kam bilgeliği taşıyan Türkler.

On asır önce Kutadgu Bilig (Kutlu Bilgi) kitabında, Yusuf Has Hacip, Odgurmuş Hakana: Bazı insanlar yoksul, bazı insanlarda kaygı ile yıpranmışlardır. Bunların ilacı, dertlerine derman sendedir. Bunları tedavi et bunların Kam’ı ol demektedir. İslamiyet’in kabulünden sonra bile Kam’lığın derin kökleriyle Türk dünyasında yaşayan bir müessese olduğunu görüyoruz. Dolayısı ile hem biyolojik hem psikolojik bir tedavinin tıp ilminin de kam bilgeliği sırrı içinde olduğunu anlamız açısından güzel bir örnektir.

Diğer yandan Yunus Emre’nin nefeslediği dizelerden önemli kutlu bilgilere ulaşabiliriz. Birincisinde Türklerin bu hapishanedeki ve hatta dünya sonrası yaşamda, varlıklarının anlam derinliğini ve zaman-mekân yörüklüğünü buluruz. İkinci dizelerde ise bir operasyondan söz edebiliriz.

Gayrıdır her milletten

Bu bizim milletimiz

Hiç dinde bulunmadı

Din ü diyanetimiz

Bu din ü diyanette

Yetmiş iki millette

Bu dünya ol ahrette

Ayrıdır âyâtımız

ÂYÂT: Hakk’ın sıfat ve kudreti hakkında görülen aşikâr deliller, bürhanlar, menziller mekânlar.

Yunus Emre’nin İkinci nefeslediği sözlerde kan sırrıyla Rahmani bir müdahaleden söz edilebilir. Bu dörtlükten ne anlamalıyız? Yunus Emre’nin kırklara müdahalesi ilminin yüksekliğini gösteren bir delildir. Güruhu Naci arınmışlar topluluğu kırklar olarak bilinir. İkilikten kurtulup birliğe erenler. Kurulan taklit yapay sistemler içinde bu sistemi bozan bir yazılım Türklere verilen kan genetik yazılımı neden olmasın?

O kırklardan birine

Neşteri çaldım idi

Kırkından kan akıtıp

İbret gösteren benim.

Bir diğer dörtlükte Can yenilenmesi hem bilinç hem biyolojik bir yenileme olarak düşünülemez mi? Atamızın da işaret ettiği kudret kelimesi bu yazılımı mı ifade ediyor?

Yunus canın yenile

Kim dostluğun anıla

 

Aşk ile dinler isen

Bilesin Kudretimiz.

Muhtaç olduğun Kudret damarlarındaki asil Kanda mevcuttur. Mustafa Kemal ATATÜRK

2023’te bu kudretin tekrar şahlanacağı çağın müjdesiyle muştulandık. Bugün yaşadığımız coğrafyayı ve içinde bulunduğumuz durumu kavramamız uyanmamız batının en büyük korkusudur. Anadolu Arslan’ı olarak gördükleri Türklerin uyanması ve kükremesi  onlar için en büyük tehlikedir.

Konumuzu biraz daha genişletelim, Anadolu’nun Türklük açısından önemi ve yeniden doğuşun Türk çağının kodlarının bu topraklarla ilgili olduğu artık aşikârdır. Farklı kaynaklarda Anadolu ışığın ve uyanışın merkezi olarak lanse edilse de içinde Türklük olmayan bu görüşler başka kanallara hizmet etmektedir.   "Anadolu 7000 yıllık Türk beşiğidir" diyor Ulu Atamız Atatürk. Metaforlara dikkat edersek, beşik doğum ve çocuklukla ilgili bir kavrama işaret etmektedir. Sonradan gelmediğimizi burada doğup ilk ninnilerimizi Anadolu’dan dinlediğimizi anlatan söz derinliği ile dikkatimizi köklerimize yöneltmektedir. Bizleri sadece bozkırın atlı göçebe barbarları olarak dünya sahnesinde görmek isteyen batı, elbette Anadolu medeniyetinin Türk’ün öz yurdu olduğunu asırlarca inkâr ederek, Anadolu’nun Türklükle bağını koparmaya çalışmıştır. Ancak tarih ve arkeoloji göstermektedir ki çağlar geçse de sazın, sözün her taşın bize anlatacakları var Anadolu’muzda.

Türkler ne kadar yerleşikliğe geçse de tinsel olarak göç onlar için uçmağın anlam derinliği ile ilgilidir. Bu dünya simülasyonunun geçici olduğu bilincinde olma halidir. Fakat bu  bilinç düzeyi çağlar önce dünyada yüksek teknolojili yapılar şehirler kurmadıkları anlamına gelmiyor. Mu ve Atlantis, Agarta ve Şamballa vs. çağlar önce kurulan ve yok olan batık kıta (gök gezegen) ve medeniyetlerdeki yüksek bilgiler, meziyetler tamamen yok mu olmuştu? Peki, Göbeklitepe’nin mesajı nedir insanlığa? Yörüklerde vefat edenlere öldü denmez toprağa sırlandı denir. Bugün toprak, sırladığı en derin bilgiyi Anadolu’da Göbeklitepe’de insanlığa göstermiştir.  Ve Batı kendi köken arayışını buraya dayandırmak için yarış halindedir. Bu konu Türkler ve Tanrıcılık iddiasında olan şeytaniler arasında doğal ve yapayın, hak ve batılın mücadelesi olarak günümüze kadar sürmüştür. Başka sistemlerin izlerini taşıyan  tamamen yok olan  medeniyetlerin  bilgileri nasıl günümüze kadar ulaşmıştır?

 Kulbak Bilge’den bir alıntı Latif Baba soruyor: Nedir sütuboğda?

İlhami abi cevap verdi: Yaşanan ama kayıttan silinen çağlar bilgileri. Hiç yaşamamışlar gibi (Hud:68) Şöyle düşün: Bir film çekiliyor, oynuyor, seyredenler seyrediyor ve filmin bütün kayıtları siliniyor. Çağlar geçiyor unutuluyor. Sadece filmde oynayanlar kalıyor, yaşıyor. Bende ordaydım. Latif Baba sordu: Filmde oynayan herkes yaşıyorsa nasıl kayıttan silindiler? İlhami abi burada cevap veriyor: herkes yaşamıyor. Yaşayanlar ayrı film kaydı ayrı. Silinen film, aktörler figüranlar değil. Yaşayanların hafızasında filmin tüm içeriği senaryosu doğru yanlış yazıldı saklandı. Önemli olan hangi aktör ve figüranların yazdığı bilgiler. Zira her aktör figüran hayırlılardan değildi. (Sayfa.144-145)

Daha sonrasında bu yaşayanlar yeni kurulan sistemlerde nasıl bir rol oynuyorlar?  Belki Mürselat suresinin ilk 10 ayetine bakmak bize ışık olabilir. Gönderilenler anlamına gelen "el-mürselât" kelimesi ile başladığı için sure bu adı almıştır.

1.     Ayet: Vel murselâti ‘urfâ(n)

Murselat: Mesajlar, sunulan, gelen, gönderilen

Urfa, arif: İrfan, irfaniyet, anlamak, çözmek, bilmek,

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7. Ayetler: Ard arda gönderilenlere, büküp esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere, öğüt bırakanlara, Andolsun ki, uyarıldığınız mutlaka gerçekleşecektir.

8- Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,

9- Gök yarıldığı zaman,

Elmalılı tefsirine göre, Burada kendilerine yemin edilenler, bu sıfatlarla nitelenen şeylerdir. Kendileri zikredilmeyerek sıfatları zikredildiği için, bunların ne olduğunun tayininde ihtilaf edilmiştir. Burada gerçekleşen fiillerden geriye bir iz öğüt-uyarı bırakmak fiili sona bırakılmıştır.

 Birinci ayette geçen urfa(n) kelimesi dikkat çekicidir.  Peygamberler şehri olarak bilenen Urfa ilimizin kadim geçmişine baktığımızda Hz. İbrahim’in, Hz. Eyyüb’ün yaşadığı kabul edilen bu coğrafyada İdris peygamberin insanlara şehirler kurmayı öğrettiği, bunlardan birinin Urfa olduğu rivayet edilmektedir. Göbeklitepe’nin burada bulunması tesadüf olabilir mi? Failden çok fiilin ön planda olduğu ifadelerle, ellerinde çanta taşıyan heykel ve taş kabartmaların ilgisi var mıdır? Mısır Maya ve Anadolu-Göbeklitepe’yi kuranların ellerindeki çanta metaforu, İlhami abinin anlattığı filmin senaryosuna bir atıf olabilir mi? Yeni kurulacak olan sistemlerin –filmin bilgileri. Tüm aktör ya da figüranların hayırlılardan olmadığından hareketle diyelim ki Tanrı teşkilatının kurduğu bir film içinde veya rüya âlemindeyiz, Hayırlıların müdahalesi Mürselat suresinde geçen görevliler olabilir mi?

Zamanla Göbeklitepe’nin aydınlatılması tüm medeniyetlere Anadolu’dan yayılan bir ışık olacaktır. Urfa daha önce farklı medeniyetlerin yerleşim bölgesi olarak Edessa, El-Ruha gibi isimlerle de anılmış ancak kadim isimlerinden olan Orhay ismi bizi ilgilendirmektedir. Or-Ur yükseklik yükselti olarak geçer etimolojide. Türkçe ur kökü vurmak anlamına geldiği gibi ayrıca ağaçlardaki yumrulara minik göbeklere Ur denilmektedir. Topraktaki yumrulara Göbeklitepe denmesi tesadüf olabilir mi? Milletlerin kendi kollektif hafızaları vardır bu hafıza canlı bir enerji alanıdır. Özellikle  işaret-iz bırakanlar konusunu kadim kam bilgeliği ile düşünebiliriz. Bilge Kam Okyay’ın yazdığı Yapı ve modelleme biçimi olarak çarpıcı benzerlikte olan Mama Hatun türbesi Göbeklitepe’yi Türklüğe bağlayan kuvvetli bir görüştür. Konuyla ilgili bkz.

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8004/gobeklitepe-kam-mimarisi

Bu bağlamda Anadolu yerli halklarına ait buluntular; çanak çömlek, Taş kabartmalar petroglif sahnelerinde yer alan günlük yaşama ait sahneler, ölüm, kahramanlık av, bolluk bereketle ilgili ritüeller, dans figürleri ve müzik aletleri açıkça göstermektedir. Anadolu Türklüğün imzasını taşıyan Ana yurttur.

Atatürk’ün bilhassa Türk Tarih tezine verdiği önem Anadolu’nun kadimden beri Türk yurdu olduğu Batı biliminin tezlerine ters düşse de Türk Tarih tezi gerçeğin ortaya çıkarılmasında Atatürk’ün ileri görüşlü atılımlarından biridir. Ancak bu konu da diğer konularda olduğu gibi Türklüğün büyük adımlarından biri olduğu için önü kesilmiş bir atılımdır. Afet İnan’ın 1930’lu yıllarda Türk Tarih tezi konferansındaki tebliği, Hitit ve Etilerin Türk oldukları ve Anadolu yerli halkları oldukları üzerinedir.  Bu mukaddes yurdun öz varisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz harisi, o büyük, yüksek, asil Türk kavminin bugünkü genç ve dinç çocuklarıdır; Biziz.   (Afet İnan, 1932)

Anadolu’da tarihsel bir meşruiyet üzerine hak iddia eden Yunanlılar, özellikle İtalya ve İngiltere’nin desteğini alarak birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’nun işgalini meşrulaştırmak istemiştir. Tarihin ve bilimin çarpıtılması ve hatta farklı çevrelerin desteği ile Doğu Anadolu’da da bir Ermeni ve Kürt devleti kurmak için benzer tarihi iddialar ortaya atılması elbette tesadüf değildir.  Bugünde yaşadığımız tüm sorunların altında bu iddialar ve tezler yatmaktadır. Anadolu’da su perileri heykelleri üzerinden nasıl komplolar kurduklarını anlamak için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=m4bWl9nrjGU

1884’te Sir Charles Wilson, hazırladığı bir raporda Niğde’de yaşayan insanlar ile Hitit anıtlarındaki çizimler arasında benzerlikler kurmuş ve bölgedeki Müslüman ahalinin, Anadolu’nun antik halkları ile bağı olabileceğini işaret etmiştir. Ancak bu sesler hep cılız bırakılmış ve yok sayılmıştır.

Hitit Çalgılarının günümüze uyarlanması ile yapılan Hattuşa konseri:

https://www.youtube.com/watch?v=W056GOKTn2A hiç yabancı olmadığımız sazlar, bu sazların  tını ve ses özellikleri bugün dahi bizim binlerce yıldır kültür ve gönül coğrafyasından demini almış nameler olarak, gönlümüze çok yakın, bize hiç yabancı değildir.

Bilhassa Hititlilere ait buluntulardaki saz-söz ve giyim kuşam kuşamla ilgili görseller, halay tutan ve bazı sahnelerde kolları göğe kaldırarak semah dönüş hareketlerini çağrıştıran figürler geleneksel kültürel aktarımın devamlılığında Anadolu’nun yerelliği ve Türk kültürüyle ilişkisini anlamamız açısından çok değerlidir. Genel olarak toplu halde el ele tutuşularak halay benzeri halk dansları sosyal kültürel danslardır. Bireysel olarak ellerin göklere kaldırılması dönüşlerle yapılan danslar kutsal bir muhtevası olan dini danslardır.

Hititlerin müziğine ait pek çok gelenek görenek, günümüze dek sürdürülmüştür. Hititlere ait arkeolojik malzemede gördüğümüz tef çalan ve şarkı söyleyen kadın geleneği, Anadolu’da hâlâ belirli bölgelerde yaşatılmaktadır. Hititli kadınların giydiği püsküllü elbiselerdeki detaylar, günümüzün folklorik kıyafetlerinde kullanılmaya devam etmektedir. Görsel malzemede en dikkat çekici müzik aletlerinden biri olan Hititlerin kullandığı bağlamanın benzerleri günümüze ulaşmıştır. Bütün bunların ışığında Hitit müziğinin Anadolu’nun kültürel mirasında önemli bir yeri olduğunu söylemek mümkündür.  https://www.zdergisi.istanbul/makale/hititlerde-muzik-332

 

 

Avrupa halkları Kökenlerini dayandırdığı Yunan kültürünün Anadolu yerli kültürü olduğu yalanını asırlarca sarılmıştır. Burada çok büyük bir kültür erozyonu yapmışlardır. (Kültürel erozyon aşındırma, yerinden söküp sürükleme, bir yerden başka yere taşıma) Sosyal bilimlerde sübjektiflik, kökeni Türklüğe dayanan halkları bilim literatürüne gizemli halk olarak geçirmek, köken çalışmalarının önünü kapatarak, ait olduğu kültür coğrafyasında birbirine yabancılaştırma çabaları olarak görülmektedir. Tıpkı İskitler Etrüskler ’de yaptıkları gibi. Aynı biçimde Luvilerle ilgili her şeyin üzeri örtülmüş köken bilgisi olmayan gizemli halk kategorisine sokulmuştur. Bu halklar Hitit uygarlığı içinde gezici halklar olarak tanımlanmaktadır.

Özellikle arkeoloji alanında sesini duyurmaya ve bilimsel kanıtlarla uluslararası düzeyde çaba veren bilim insanlarımız (bkz. Fahri Işık) Uygarlığın Anadolu’da doğduğunu ve bu halkların Luvi Hitit Likya Frigler gibi Anadolu’nun yerli halkları olduğunu arkeolojik kanıtlarla ortaya koymuşlardır. Fritz Hommel, Noah Kromer vb. Yabancı bilim insanları Türklüğün kökenleri ve dünya sahnesinde yeri ile ilgili önemli çalışmalar yapmalarına rağmen bilim camiasında dışlanmışlardır.  Buna rağmen ısrarla Anadolu’yu Hellen kültürüne dolayısı ile Yunan’a bağlama çabaları asırlardır sürmektedir. Son 200 yıldır ders kitaplarında okutulan bilgilerin taraflı ve Anadolu’nun bir Yunan medeniyeti olduğu yalanıyla nesillerin zihnine yalan tohumları ekilmiştir. Bir noktada istedikleri sonucu almışlar, günümüzde Anadolu’muzun bu değerleri bize gâvur medeniyeti kavramıyla yabancılaştırılmıştır. Öte yandan Halk Biliminde Yayılma kuramı: Tüm insanlığın varlık ve Kültürünün Sümerlerle dünyaya yayıldığını iddia ediyordu. Tabi Göbeklitepe bulununcaya kadar.

Belli çağlarda çeşitli müdahalelerle insanlığın karanlık çağı olarak adlandırılan ve hakkında hiçbir bilginin bulunmadığı müdahale edilmiş çağlar söz konusudur. Hititlilerin 400 yıllık karanlık çağı gibi. Ne olmuştu geride bir iz bırakmadan kayboldular?  Yörüklük yaşam biçimi ve zamanda yürüyen Türkler olmasaydı insanlığın hafızası tamamen silinmiş olmaz mıydı? Filmi hatırlayanlar önemli sahnelerde aktif rol oynamış mıdır?

O boşlukta yeni bir resetlemeyle Yunan mitolojisi mi oluşturuldu? Kurdukları sistem açık vermiş midir? Arkeolojinin iç içe olduğu önemli bir alan mitolojidir. Mitler halk anlatmaları, birçok işlevinin yanında sosyal ve kültürel bir güçtür. Toplumsal kollektif bilinç kodlamalarında Mitlerin payı büyüktür. Mitler içlerinde zamanın tohumlarını taşır ve hangi çağa ekilirse o çağda boy verir yeşerir. Ancak yanlış bir ekim kötü hasat demektir. Yunan mitolojisi bu kötü hasadın ürünüdür.

Bir örnek verelim Yunan mitolojisine mal edilen Homeros un meşhur İlyada ve Odysseia destanları üzerinde Bilimde Homer sorunu olarak adlandırılan bir tartışma vardır.

 “Homeros’un döneminde yazı yoksa, hacimli sözlü destan metinleri nasıl saklanabilmiş ya da aktarılabilmiştir? “Eğer aktarıcılar sayesinde yazıya geçirilmişse bir Homer mi pek çok Homer’den mi söz edilebilir? Dil ve üslup farklılıkları çok bariz olan destanlar farklı kaynakları işaret etmektedir. Destanların bir aktarımın sonucunda oluşturulduğu düşünülürse ‘bunun nasıl gerçekleştirilmiş olduğu’ çözümlenmesi gereken bir sorunsaldır. Gerçek odur ki Anadolu’da yaratılan, daha sonrasında Atina’ya taşınarak icracı ve yazıcılarca yeniden güncellenen İlyada ve Odysseia destanlarının çözümlenmesi için diğer destan örnekleri ile karşılaştırma yöntemine başvurulmuştur. Türk kültür ekolojisinde yaygın bir anlatı olan ve geniş bir coğrafyada onlarca kolu yaratılan Köroğlu destanının, örnek olarak seçilmiş bir versiyonu üzerinden konu araştırılmıştır. Aktarım tutumları, mekânları ve biçimlerini de kapsayan bu sorunsalla ilgili bazı sonuçlara ulaşılması hedeflenmiş ancak Homer sorunu çözülememiş üstü kapatılmaya çalışılmıştır. Sebebi çok basit Anadolu’dan aşırdıkları sayısız kültür değerlerinden biri olan destanlar Yunan destanı değildir.

Bir başka örnek; Medusa mitiyle ilgili. Pagan inançlarıyla bozdukları Yunan mitolojisinde yılan saçlı kadın miti nasıl yaşatılıyor ve bu kanal nasıl besleniyor? Medusa için bkz. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,

Günümüzde oryantal dans olarak bilinen kadın bedeni üzerinden yine güzellik miti, büyü nesnesi olarak kullanılmaktadır. Bu dansta İnsan vücudunun dalgalanma hareketlerinin çeşitliliği, yılanın burkulma kıvrılma hareketliliği ile paralellik gösterir. İnsanın algısını surete bedene hapsetme örtme ile ilgilidir.

Dans deyip geçmeyelim, Kulbak Bilge sayfa 86’da Yunan Tanrısı Eros ve erotizm arasındaki teşhirciliğin şeytani danslarla ilgisi anlatılmaktadır. İlginç bir örnek verelim: Orta çağda günümüz salgınlarına benzemeyen bir salgın başlamıştı. Ölümcül dans salgını. Bir kadının evinden çıkıp bilinçsizce dans etmesiyle başlayan bu salgın birçok ölüme sebep olmuştur. 1378 yılında toplu dans eylemi Meuse (Medusayla isim benzerliği son derece ironik) Nehri’nde bulunan bir köprünün çökmesine neden oldu. Olay yerinde 200 kişi hayatını kaybetti. Dans salgınına tutulan kişiler kıyafetlerini çıkartıyor, halüsinasyon görüyor ve azizlerin isimlerini haykırıyordu. Aynı zamanda tüm bunların yanında kıvranma, çığlık atma ve ağız köpürmesi semptomlarını gösteriyorlardı. Yarım bin yıl geçmiş olsa da bilim insanları hala bu tuhaf olayın nedenlerini araştırıyor. Şeytanilerin müdahalesi ile gerçekleşen bir deney yapılmış olması büyük bir ihtimal. Meuse nehri üzerinde ölenler sahte Medusa mitleriyle ilgili bir  ritüele kurban gitmiş olabilir mi? 

Mitleri hak ve doğruluğun karşısında yapay ve taklit olarak oluşturulmuştur. Millet olma bilincinden ve erdeminden yoksun olan topluluklar öcülerle, halklarını korkutarak devlet idare etmişlerdir. Korku en büyük argümanlarıdır.

Tüm Anadolu eski kadim bilgilerini arkeolojik eserlerini toplayıp kaçırma planlarının temelinde Türklüğü Anadolu’ya sahip çıkarmamak uzak tutmak ve kendilerine sahte bir tarih yaratma hedefi gütmüşlerdir. Ancak Kam bilgilerini taşıyan Alp Ozanlar, Horasan erenleri ve Âşıklar Anadolu’ya sahip çıkan Türk kadim kadroları ve gezici yörük müesseseler UNUTULAN Türklük harcını daima Anadolu’da karmaya devam etmişlerdir.

Prof. Dr. Fahri Işık, Yunan’la hiçbir ilgisi olmayan Anadolu mezar lahitlerine günlük yaşamın nasıl yansıdığı ile ilgili açıklamalar için bkz.https://www.youtube.com/watch?v=RpGM-UxzwsQ 

Belgeselde savaş av ve dans edenlerden ötürü dansözler lahdi denilen yapının, yine bize hiç yabancı olmayan günlük yaşamın resmedilmesi, kahramanlık Utku olan, yenilen düşmanın kılıç ve kalkanının nişan olarak alınması, ölüm doğum gibi geçiş dönemlerinin ritüellerle(oyun-dans) karşılanması-uğurlanması anlatılmaktadır.

Anlaşılıyor ki lahitlerde Türklerdeki uçmak kavramıyla uygun bir felsefe ve anlayış bulunuyor. Örneğin Yunan kültüründe kahramanlar Tanrı olarak betimlenirken Bizde kahramanların ölümle birlikte Oz’laşması yani Tanrısal özüne dönmesi anlayışı vardır.  Diğer yönden Truva Likya Etrüsk gibi yerli halkların kurt donuna girme, kurt postuna bürünme gibi inançları tamamen Türklük kodlarıyla ilgilidir. Günümüzde Kamlar arasında yaşayan bir gelenektir.

Bu konuda  Luvilerin Likyalılarla iç içeliği, Lukiya’nın kurt ülkesi anlamına geldiğine kaynaklardan ulaşılabilir.

Türklerde bir diğer kutsal hayvan ongunu kartaldır. Ege bölgesi oyun kültürü olarak Zeybek ve efeler diyarıdır. Özellikle İzmir ve çevresinin Luvilerle ilişkisi ve Efelerin giydiği kartal kanadı denen cepkenler ve Hitit uygarlığına ait taş kabartmada karşılıklı yarı insan yarı kartal figürlerinin benzerliği göz ardı edilemeyecek bir gerçekliği gözler önüne seriyor. Dolayısı ile geleneğin süreğen şekilde aktarıldığını, kadim bilgilerin insanın kollektif hafızasında korunduğu anlam ve içeriği unutulmuş olsa da köken bakımından bağ kurmamızı sağladığını belirtelim. Kendi köklerimizle ilgili yaşayan kültür varlıklarımız bize rehberlik ediyor. Fakat bu kadim sembol ve göstergebilimsel olgular, paganların çarpıtmalarında kullanılarak çoğu zaman karşı bir algı oluşturulmuştur.

Eğilmez başın gibi

Gökler bulutlu efem.

Dağlar yoldaşın gibi,

Sana ne mutlu efem.

Anadolu’nun Türklerin Ötüken’i olduğu ve çeşitli sebeplerle bu yurtlarından ayrılmak zorunda kaldıkları Ergenekon destanının Anadolu’ya dönüş ile ilgili olduğu tezler, her geçen gün güçlenmektedir. Yıllar önce terk edilen Anayurdunu arayıp bulmak üzere dünyanın dört bir tarafına dağılan Türklerin 1071 tarihinde Anadolu’ya ilk değil son gelişi ATAYURDA KAVUŞMALARI olarak değerlendirilmektedir ki haklı bir iddiadır. Devlet Güneşi Anadolu’da Türklerle yeniden doğmuştur. O güneşin ışınları dünyanın dört bir yanına dağılmıştır. Sistemi açıp kapatanlar, bozup yıkanlar, mühlet verilenler; Zamanda ve mekânda Türk’ün kutsal yürüyüşüne yörüklüğüne daima şahit olmuşlar, olacaklardır.

İster Anadolu’da ister Çin sarayında veya en derin toprağın altında, ister göğün en uzak köşesinde; bizim olan Bizimdir.

Ne Mutlu Türk’ün Diyene.

Yüce Türk Budununa Selam ve Saygılarımla

Fatma KIZIK

 

Ekler: Bu konuda çok geniş bir külliyat vardır. Ancak konuyla ilgili kolay ulaşılabilmesi açısından bazı ilgili linkler aşağıda verilmiştir.

1.ilgili link

https://www.youtube.com/watch?v=AswOoWIvKrQ

2.İlgili link, Miletos mu, Atina mı? https://www.youtube.com/watch?v=p8TmxkNMt34

Adım adım kronolojik arkeoloji tarihi gösteriyor ki; Çağdaş sanat Anadolu’nun doğal ve gerçekçi sanatından doğdu. Yunanistan’ın yapay ve ideal heykellerinden değil. Video: 29.20…

Yunan mucizesi olarak savlanan felsefe 6.Yüzyıl Tales’le başlamıştır. Thales Yunan değil İonyalıdır. Ege kıyılarında olan ionya’da Luviler Frigler Lidyalılar yaşıyordu. Video: 30.34.

3.link Neolitik ’ten Ege’nin Altın Çağı’na Anadolu Yaratıcılığı

https://www.youtube.com/watch?v=uWPVAkjQR1w

4. Ankara Üniversitesi Akademik arşivi https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/

https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12575/42381

https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12575/42390

https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12575/42303

4. Homer sorunu ilgili linkler

https://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/ozkul_cobanoglu_sozlu_kompozisyon_teorisi_gunumuz_halkbilimi_calismalarindaki_yeri.pdf )s

http://www.turukdergisi.com/Makaleler/154738061_21.Dr.%c3%96%c4%9fr.%c3%9c.A.Sevindik%20194-224.pdf

https://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/pdf/1.ciltsayi2/c1_s2_yucel_kabapinar.pdf 



Bu haber 4,683 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,564 µs