En Sıcak Konular

Tanrının Gözü: Ay Projesi ve Gor Kayalıkları

15 Ekim 2022 11:00 tsi
Tanrının Gözü: Ay Projesi ve Gor Kayalıkları Fatih Yıldız yazdı...

Tanrının Gözü: Ay Projesi ve Gor Kayalıkları

 

Günlük hayatta ve tefekkürlerde, ne düşünürsek düşünelim hepsine yer yer yazılarında, romanlarında, videolarında, sohbetlerinde değinen, bizlere hemen hemen her konuda tohumları aşılayan ve günü geldiğinde zihnimizde şimşek gibi çakmasını sağlayan, nerede ve hangi konuda bir konu konuşulsa az veya çok bir fikrimiz olmasını sağlayan, neyi tefekkür edersek zihnimizde onun sözlerinin canlandığı Kambabama selam ederim… Bu yazım Onaltıyıldız sitesinde yer alan Kambabama ve Kalperenlere ait olan yazılardan yapmaya çalıştığım çıkarımlardan oluşmuştur. Yazacaklarımın doğruluğu yönünde bir iddiam yoktur. Yanlışlar bana doğrular tüm Onaltıyıldız ailesinedir.

Yazıya Tengri’nin Türk’ünde yer alan bir bölümle başlamak istiyorum. Kayı boyu tamgasının doğuşu.

Bu sayfada Kayı boyu tamgasının her iki kolunun neleri temsil ettiği anlatılmış. Buradaki kavramları, kitabın bu bölümünde yazan bilgilerle birleştirip bir araya toplarsak birbiriyle ilişkili olan kavramları görmemiz daha kolay olur.

 Tamganın sol tarafında: Yokluk-kara hayat-ten-dişil kudret-kantunlar-ay

Tamganın sağ tarafında: Varlık-ak hayat-tin-eril kudret-kanturlar-güneş

Her bir kategoride olan kavramlar birbiriyle doğrudan ve dolaylı olarak bir ilişki içerisinde yer alıyorlar.

2 kavim arasında süren uzunca bir savaştan sonra Oğuz Kağan’ın Tengri’ye çıkması ile 2 kavim ve dolayısıyla yukarıda bahsi geçen kavramlar bir manada birleştiriliyor. Kün ve Ay birleşiyor ve bu sembol doğuyor. Varlık ve yokluk insanda bir oluyor. Bu birleştirme işlemi aynı zamanda bir set çekme gibi. Settin kilit noktası da insan oluyor. Settin delinmesi için insanın yenilmesi, ele geçirilmesi, köleleştirilmesi gerekiyor. Yine bir açıdan da çıkacak olan yecüc ve mecüc için, insanda bedenleneceği, zuhur edeceği söylenebilir.

Şimdi bu kavramlarla ilgili Tengri’nin Türk’ünden çıkarımlar yapmaya çalışalım. Ak hayata verilen meliklerin kudretleri onları aldatıyor ve kara hayata sarkıyorlar (Bir tanesi hariç. Oğuz Kağan, aldanmayarak Tengri’ye gidiyor ve daha sonrasında da tüm bu ak ve kara hayatların tek kağanı, efendisi konumuna geliyor.) Bu kısımda kitapta bir not var: “Yerin yüzüne yayılma izni verildi yerin altına değil” deniyor. Buradan kara hayat=yer altı diyebiliyoruz.

Yer altı kavramı, yer altı dünyası, tanrıları vs. neredeyse her mitolojide üstünde sıkça durulan bir nokta. Yokluk âlemi denilen kavram ise henüz varlık âleminde zuhur etmemiş olandır. Yine bu bilinç arkası kavramı ile ilişkili (bilinçaltı değil) henüz bilince ulaşmamış şeyler yok dairesinde. Tabi zannımca onlar bilince ulaşamasa da insan onlara ulaşma kudretinde olan bir varlık. Yok ve var, yaratılmışlık dairesi içinde. Yoktan var etmek farklı bir kavram, halketmek/yaratmak farklı bir kavram. Yaratmanın sırrı şerliler tarafından bilinemediği ve kendi var ve yok dairelerini yaratamadıkları için, yok dairesinde bulunan şeyleri var dairesine çıkarmak ve bunları evirip kendi istedikleri şekilde düzenleyip amaçlarını gerçekleştirmek istiyorlar.

Yok ve yokluk kavramını bir açıdan da şöyle düşünüyorum. Bir şey var olmadan önce yoktur. Yokluk dairesi içindedir. Daha sonra varlık dairesine çıkar. Sizi yoktan var ettik ayeti. Aslında yokta bir vardır, yaratılmıştır. Yoktan vara geçen şeyler, varlık âlemi içerisinde yer bulur. Bugün var olan şey dün yoktu. O halde bugün yoklukta olan şey, bugün “yok” olan şeylerin bir kısmı da yarın var olacaktır. Bu açıdan yokluk âlemi için bizim yarınımız, geleceğimiz de diyebiliriz diye düşünüyorum.

Yer altı, kara hayat vs. deyince sanki bir mekân tarifi yapıyor gibi gözükse de bildiğimiz şekliyle bir mekân olarak düşünmemek gerekiyor. Aslında ayrı bir mekân olduğunu da düşünmüyorum çünkü mekân olsaydı madde de olması gerekirdi o zamanda yokluktan değil varlıktan söz etmemiz gerekirdi. Sanki tüm bu kavramlar iç içe gibi belki maddenin öteki yüzü gibi de düşünülebilir. Anti madde, karanlık madde vs. deneyleri ile de oraya bir bağlantı kurulmaya çalışılması muhtemel geliyor bana.

Yine kitapta (Sayfa 124) kara hayattan çıkacak varlıkların yecüc-mecüc olduğu ifade ediliyor. “Kara hayattan da iki şerli yeri delerek baş çıkartır. Yine Tengri’nin Türk’ü gelir ikisini hapseder aralarına zaman çarkı koyar. Zaman çarkı döndükçe onlar ona bakar da gözlerini alamazlar. Ta ki çark duracağı zamana kadar.”

Tengri’nin Türk’ünde yer ve yeraltı kavramları çok sık geçiyor. Bunların yanı sıra bir de yerin dibi kavramına değinmek istiyorum. Yerin dibine giden yol=gor kayalıkları. Kitaptaki ilgili bölümlere göz atalım.

Kitapta Okyay Kağan bir yolculuğa çıkmıştı. ”Okyay’ın gideceği yerler gösterildi. Ekranın içine girmişlerdi teknolojiyle. İlk gideceği yer Gor kayalıklarıydı.”

Gor kayalıklarından geçildiği sırada burası hakkında kitapta bilgiler verilmeye devam ediliyor.

 

Yine kitabın 86. Sayfasında Gor kayalıklarından farklı bir zamana geçildiği ifade ediliyor. Yani buradan geçerken zaman yolculuğu yapılıyor.

İlginçtir ki gor kelimesi Kuran’da Tevbe 40’ta da geçiyor. Ayetin nüzul sebebi İslam tarihinde şu şekilde anlatılıyor: Hz Muhammed ve Ebu Bekir’in müşriklerden gizlenmek için, deve ile bir gece yarısı oldukça küçük bir mağara olan Sevr mağarasına sığınmaları üzerine indiği kabul görüyor. Yine bu hikâye ili ilgili Kambabam’ın sohbetlerinde ve videolarında dile getirdiği bir soru vardı: “Deve nerede?” Ayete bakalım.

Tevbe 40: Eğer siz ona yardım etmezseniz, iyi bilin ki Allah ona yardım etmişti. Hani gerçeği yalanlayan nankörler onu çıkardıklarında iki kişiden ikincisiydi. İkisi mağaradayken, o, arkadaşına: "Korkma, kuşkusuz Allah bizimle beraberdir." demişti. Bunun üzerine Allah, üzerlerine dinginlik ve güven indirmişti. Onu, sizin görmediğiniz güçlerle desteklemişti. Ve küfredenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yüce olandır. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

Burada ayette geçen “gari” kelimesi mağara olarak çevrilmiş. Kuran’da mağara olarak çevrilen 2 kelime mevcut. 1.si Kehf kelimesi ve 2.si ise gari kelimesi. Farklı kullanımlarından dolayı elbette ki bu 2 kelimenin Kuran’da aynı anlamda kullanıldığını söyleyemeyiz. Bu ayette Gari şeklinde geçen kelime diğer ayetlerde dip, yerin dibi anlamında kullanıldığını görüyoruz. Yine kelimenin anlamına baktığımızda “alçak arazi veya ülke, dip, derine girmek, batmak” gibi anlamlara geldiğini görüyoruz. Hali hazırda Türkçe’de yerin dibine girmek, yerin dibine batsın gibi kavramlar hala kullanılmakta. Kitapta geçen bir cümle daha anlamlı bir hale geliyor. “Yere girmeden göğe çıkılmaz evlat!”

Tevbe 40’ta geçen Gayn-Vav-Ra (غور) kelimesini Google’da arattığımızda da ghor/gor şeklinde sonuçlara ulaşıyoruz.

Şimdi, şayet Hz. Muhammed’in girdiği yer İslam tarihinde genel olarak kabul görmüş yer olan Sevr mağarası ise deve oraya nasıl sığıyor? Deve nerede sorusuna bu açıdan bakıldığında cevap verilemiyor ki son zamanlarda ateistler de bu soruyu dile getirmeye başladılar. Bu anlattığınız hikâyeye göre deve nerede diye onlarda sormaya başladılar. Bu hikâyenin geçtiği yeri Sevr mağarası değil de Gor kayalıkları olarak düşünürsek devenin nerede olduğu ve oraya nasıl girdiğine daha makul ve mantıklı cevaplar üretebiliriz. Öte yandan bir soru daha doğuyor. Ayette ne Muhammed ismi ne de nebi vs. gibi kavramlar geçmiyor. Sadece yaşanan olayı anlatıyor. Kim olduğuna dair açık bir ifade yok. O zaman şu soruyu da sormak gerekiyor: Kuran, bu ayetle bize kimin ya da kimlerin hikâyesini anlatıyor?

Peki, tüm bu gor meselesine neden değindik? Tengri’nin Türk’ün de gor kelimesinin geçtiği önemli bir yer daha var. Sayfa 131’de şöyle bir ifade mevcut. “Türk uçmağa gider. Tengri ölmez ki ölüm olsun. Cesed ölümü taklit eder. Ölüme ikna olanları Gorda (mezarda) götürürler yer altı varlıkları. Tin uykuya dalar uyandırılana kadar. (Yasin 52. Ayete işaret).”

Gor, Türkçe’de mezar, kabir, cehennem anlamlarına geliyor. Ölüme ikna olanlar, gor’da yer altına götürülüyor. Yer altına geçiş yolu gor’dan geçiyor. Not: Bu noktada Türklerde yer alan uçmağ kavramı da daha bir anlam kazanıyor. Ölünce ya yer altına(tamu) gidiyorsunuz ya da uçmağa gidiyorsunuz (tamu: kapalı, karanlık yer demek.) Kitapta işaret edilen Yasin 52’ye bakalım.

Yasin 52: "Eyvah bize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu Rahman'ın vaat ettiği şeymiş. Resuller doğru söylemişler." dediler.

Bu ayette konuyla bağlantılı olarak önemli olan şey ise bu ifadeyi kullananların nerede bulunduğu yani yattığı yer neresi? Ayette, “yattığımız yer” şeklinde ifade edilen “merkadine” kelimesi, Kuran’da sadece 1 yerde daha geçiyor ki bu da konuyu daha derinleştiriyor. Bu ayet Ashab-ı Kehf’in anlatıldığı ve uykuda olduklarını ifade eden bir ayet.

Kehf 18: Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın. Ve biz onları sağ yanlarına ve sol yanlarına çeviririz. Köpekleri de avluda ön ayaklarını öne doğru uzatmıştı. Eğer sen onlarla karşılaşsaydın, gerisin geri kaçardın. Ve korkudan ürperirdin.

Aslında Ashab-ı Kehf’in anlatıldığı ayetlerde hep uykuda oldukları ya da uyandırıldıkları söylense de Kehf suresindeki ilgili ayetlerde aslında uyuduklarına ya da uyandırıldıklarına dair bir ifade yok! Bu ayette de “uykuda oldukları halde” diye çevrilen kısımda, yukarıda geçen” merkadine” kelimesi var ki bu da yattıkları yer manasında. Uyanık sanırsın denilen ifade ise “yakaza” sözcüğü ile ifade edilmiş. Yine diğer ayetlerde, örneğin Kefh 11’de onları uyuttuk demiyor kulaklarına ağırlık vurduk diyor. Kehf 12: onları dirilttik. Kehf 19: birbirlerine sorsunlar diye onları dirilttik. Bu ayetlerde ba’s etme, diriltme ifadesi kullanılıyor. Ashabı kehf diye zikredilen grup diriltileceğine göre ölü denilebilir mi? Ama ayetlerde ölü olduklarına dairde açık bir ifade de bulunmuyor. Bu yüzdende ölüm ve yaşam arasında bir yerdeler gibi duruyor? Yakaza derken bu mu kastediliyor?

Ashab-ı Kehf, sadece bildiğimiz şekliyle bir uyku halinde olsalardı ayette neden sen onları görsen korkardın deniliyor? Uyuyan birinden neden korkulsun? Uykudan başka bir halde olduklarını bu ifade de bizlere gösteriyor. Ya da Ashab-ı Kehf olarak zikredilen kişilerin insan değilde başka bir yaratılışa ait kişiler olduğu da ihtimaller arasında bulundurulmalı…

Yine yer altı mitleri ile ilgili yer altı dünyasına girişte koruyucu bir köpekten bahsediliyor. Yunan mitolojisinde bu köpeğin ismi bilindiği gibi “Cerberus” olarak geçiyor. Hamdi Cenk Düzgit, “Yerlig Han-Dabbe-Ant Frekansı” isimli yazısında bu ismi deşifre ederek, Cerberus’un anlamının yer börüsü olduğunu ve onun göğe ait olan bir gökbörü olduğu gibi, yere ve yer altına ait bir yer börüsü olduğunu ifade etmişti. Bu bilginin doğruluğundan hareket ederek akıllara gelen soruyu dillendirelim. Ashab-ı Kehf bahsinde geçen köpek ile yer altına girişte bekçi olan Cerberus’un aynı şey olması mümkün mü?

Cerberus’a bir başka açıdan da bakalım. Cerberus, mitoloji de 3 başlı bir köpek olarak tasvir ediliyor. Yine çok fazla izlenen Harry Potter Felsefe taşı filminde de, Felsefe taşına giden yol için 3 başlı bir köpeğin alt edilmesi gerekiyordu. Felsefe taşı, bilindiği gibi simya ilmine göre her nesneyi altına çevirebilecek bir taş. Bunun yanı sıra diğer bir özelliği de ölümsüzlüğü sağlaması. Burada akıllara Kambala Atasagun-2. bölümü geliyor. Orada da maddeyi ikna gücü kavramı yer alıyordu. Yine bu romanda 12 sayısının vurgusunu hatırlarsınız. 12 atanın bu evrene sırladığı, enerjiyi maddeye çevirmek için gereken 12 bilginin toplanması ve bunun için bir arayış söz konusuydu. Yine burada 12 sayısının birçok uygarlıkta, kültürde, dinlerde, mitlerde geçtiği ifade edilirken “Herakles’in 12 görevi” de bunların içindeydi. Peki, Herakles’in 12 görevinden sonuncusu yani onu da tamamlarsa 12. sırra ulaşacağını ifade eden görev hangisi? Cerberus’u yenmek…

Yine biraz önce de bahsi geçen zülkarneyn settinin, bu 12 sayısıyla önemi Atasagun romanında tekrar vurgulanmıştı.

Aslında çağımızda önemli figürler olan Dabbe, Deccal, Yecüc-mecüc, Zülkarneyn setti gibi kavramlar büyük ölçüde yer altı ve kara hayatla çok ilişkili kavramlar. Bu yüzden de kara hayat kavramına biraz daha değinerek devam edelim. Yazının bu kısmında Kambabamın aktardıklarını ve notlarını derleyen ve büyük bir emekle bizlere aktaran Ozan Aydın’ın “Kara Yerin Sırrı: Nekronomikon-3” isimli yazısından yaptığım alıntılar üzerine aklıma gelen birkaç soruyu da ifade etmek istiyorum. (https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8001/kara-yerin-sirri-nekronomikon-3)

Bu yazıdan mühlet verilen kara yerin canlılarının burada bedenlenmeye çalıştığını görüyoruz. Kara hayatta, bir başka deyişle yokluk âleminde bulunan varlıklar varlık âlemine geçmeye çalışıyorlar. Ölüler, burada diriltilmeye çalışılıyor.

*Bu sayfada görünen varlık Dünya’da her gün dolaşan en şerli varlıktır. Bu varlığa verilen mühlet içinde, bizim alemimizde dolaşma ve bazende alemimizde yaşanan olaylara müdahale izni vardır. Bu varlık ceninlerde bedenlenmek isteyen en büyük Deccal adayıdır.

* Alem içinde var olan Kara Yer denilen mekanda yaşar. O ve ona uyan şeytanları ŞİRA denilen delikler (Kara Yer’den Uzay-Zamanımıza açılan yasak kapılar) sisteminden bizim mekanımıza giriş yaparlar. Şira, Kara Yer’den Uzay-Zamanımızı istila edebilmek amacı ile açılan delikler (kapılar) sisteminin tümüdür. Bu deliklerin sonuncusu Sirius’tadır.

Bu kısımla ilgili kısa bir not eklemek istiyorum. Şira kelimesini oluşturan kökler Kuran’da birçok farklı anlama geliyor. “Şiir, şair, şira, şuur, farkında olmak” hep aynı kökten gelen kelimeler. Yukarıdaki Ashabı Kehf vurgusunu hatırlayın. Burada dikkatimi çeken noktalardan birisi de şu ki, Ashab-ı Kehf’in anlatıldığı bir ayette de yine bu ifade geçiyor.

Kehf 19: Şimdi birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; kentin hangi yiyeceği daha temizse ondan size bir rızık getirsin ve dikkatli davransın ki, sizi kimseye fark ettirmesin.

Acaba burada kehf ehli olan gençler kara hayattan gelenlerden mi kaçmışlardı da mağaraya sığınmışlardı? Ayette ifade edildiğine göre mağaraya sığınan gençler, kavimlerinin başka ilahlar edinmesi üzerine mağaraya sığınıyorlardı. Bugün de kara hayattan buraya sızanların (deccal gibi) tanrılığını ilan edecek olmasından söz etmiyor muyuz? Yine ölülerin diriltilmesi yoluyla işgal edilen bir yerde, Ashab-ı kehf’in ne ölü olarak ne de diri olarak mağarada saklanması, arayanların onları ne ölüler âleminde ne de bu âlemde bulamaması için olabilir mi?

Yine yazıdan bir başka bölümle devam edelim.

*Karga bir kod. Dünya’da Adem ve çoçukları yokken karga kavmi vardı. Karga bildiğimiz kuş olarak karga değil yani. Karga metafizik anlamda Kara Yer’den istihbarat sağlayan kavmin adıdır. Karga gaybı eşeleyendir. Şeytaniler kargayı bu yüzden sevmez, kötü anarlar. Karga bugünde metefizik varlıklarla savaşan bir hayvan ve aynı zamanda bir kavimdir. (ozan aydın ilgili link)

Türkçe’de karga ile kuzgun belirli dönemlerde eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Türk mitolojisinde karganın, Azrail ile de sembolleştirilmiş olduğunu görüyoruz. Kuzgun da ise kuz kökü: “güneş almayan yer, gölge, karanlık" gibi anlamlara geliyor.  Yine Yunan mitolojisinde zaman tanrısı kronos ile de karga bağlantılı kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca Yunancada karga(crow): korōn�" demek. Tüm bu karga, yer altı, kara hayat ve ilişkili olduğu kavramların, korona virüsüyle de bir bağ içerisinde olduğunu çağrıştırıyor gibi.

Bu yazıdan son alıntıyı da yaparak yazıma son vermek istiyorum

*Yılan kavmi asker toplamaya çalışmaktadır. Amaçları asker toplamak ve bu askerlerini bedenlendirmektir. Ölü diriltilmesi için Ay bir settir. Peygamberimiz bu kavmi manyetik kabre gömmüştür Ay’ı, yüzdüğü yörüngesinden çıkartmak için çabalıyorlar.

Şimdi, Adguk’un yayınlanan son bölümü olan Tanrının gözü bölümünü de burasıyla birlikte düşünelim. Ozan Aydın’ın yazısında zaman içinde Âdem atanın ayak bastığı gezegenlerin Kara yer’den gelerek işgal edilmesi anlatılıyor. Her bir gezegen için belki de asırlarca, çağlarca uğraşıldı. Şimdi ele geçirilmek istenen yer dünya. Elbette bu savaş kolay olmayacak. Asırlarca, çağlarca belki burada bunun savaşı verildi ve hali hazırda bunun savaşı da veriliyor. Önümüzdeki yıllar da bu savaşın daha hararetleneceği yıllar olacak. Yani sıradan bir savaş değil bu. Yazının başında da belirttiğim üzere kara hayat/yokluk/yer altı/ay gibi kavramların bağlantılı olduğunu da düşünerek Adguk romanını hatırlayalım. Adguk romanında Tanrı teşkilatı adamlarının projesine “Ay projesi” ismi veriliyordu ve bu projeye nereden geldiğini anlamadıkları bir saldırı söz konusu oluyordu. Bu saldırı ise yer altından, Dabbe/Erlik han’dan geliyordu. Tersten gidersek bu proje, yer altına/kara hayata erişmek için olan bir projemiydi de yer altından bir karşı atak geldi? Tanrı teşkilatı adamlarının amaçlarından biri setti delmek ve burada da bir Şira deliği açmak mı? Ya Şira sistemine esir olmuş diğer gezegenler gibi dünyada kara hayatın varlıkları tarafından ele geçirilecek ya da Türk’ün çocukları sayesinde, burada başarılı olamayacakları gibi, daha önce kazandıkları diğer gezegenleri, galaksileri de kaybedecekler. Devler uyanıyor da geçen Kambabam’dan bir cümle: ilk hedefiniz önce dünya sonra galaksi sonra tüm evren…

Saygılarımla

Fatih YILDIZ 



Bu haber 3,398 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler

    1. Derviş Ozan Tüyap'ta

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,599 µs