En Sıcak Konular

ADGUK-TANRININ GÖZÜ HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM-TANRININ YAZILIMI

13 Ekim 2022 09:24 tsi
ADGUK-TANRININ GÖZÜ HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM-TANRININ YAZILIMI Dr. Hamdi Cenk Düzgit Yazdı....

Tanrının Sesi; “arayanları ararım” demişti. Arayanlardan olabilmek duasıyla yazıma başlıyorum…

Adguk öğretisinin  aslı ; günümüz terminolojisiyle yazılmış, Z Kuşağının daha iyi anlaması için yapılmış , bir Kuran tefsiri gibi ele alınabilir.” demişti Kam Babam, Kutlu Otağında. “Yazına böyle başla istersen “ diye de eklemişti…

Eylül ayının son günlerinde, İzmir henüz daha sıcakken, Dağda sonbahar çoktan gelmişti. Hasretle beklediğim çağrı gelmiş, benim için adeta Sırlara açılan Yola çıkma zamanı gelmişti. ”Hayat kurtaracak yeni bir bilgiyi öğrenme yolun varken, reddetmek zalimlik olmaz mı?” deniyordu Adguk’ta.

Ben de “Rabbim, ilmimi arttır” diyerek yola çıktım. Dağda geçirdiğim zamanda, Kam Ustam’ın Yol Başçılığında ve her an yönlendirmesiyle ,disiplinli sıkı çalışmalarda bulunduk . Tengri Ondan razı olsun; bir an bile dinlenmeden, Türk Gençliği ve Türk Budunu için durmadan çalışıyordu. Şimdi size aktaracaklarım; Adguk’ta yer alan , Tanrının Gözü konusu hakkındaki düşüncelerimdir. Özellikle Z kuşağı tabir ettiğimiz arkadaşlarım, dikkatle takip etsinler lütfen…

Tanrının Ana Kitap Yazılımından bize ulaşan Kuran’ı düşünelim.

Zuhruf Suresi 3 ve 4. Ayetlerde yazanları-tam çevirisi ile- okuyalım:

İnnâ cealnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûn. Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîm.

Elbette anlamanız için, biz Onu arabiyyen (Ayn-Ra-Be kökü= Fasih konuşma, açıklama, ifade etme; açıkça belirtme, apaçık beyan etme.) şekilde yaptık. Umulur ki düşünüp anlarsınız. Gerçekten O, katımızda bulunan yüce ve hikmetli Ana Kitap içindedir.

Okuyunca daha iyi anlıyoruz ki, burada yazılmış olan arabiyyen kelimesi arapçayı değil, açıkça anlatımı ifade ediyor. Açıkça anlatılan-aktarılan Kuran’a bir de naçizane şu şekilde bakalım mı?

Tanrının yarattıklarının da, bir zaman sonra bir çeşit sınırlı yazılım ile yaratım yapmaları; ilk yaratılanların arasından yozlaşanların kendilerini Tanrı teşkilatı olarak ilahlaştırmaları yaptıkları “biyolojik, yarı biyolojik, sentetik, yapay zekalı” varlıkların ayrı yaşamlar sürmesi. Bunların Kuran’daki cinler ile insanlar gibi birbirlerinden farklı boyutlarda yaşam sürmeleri. Yapay zeka-Issaha’nın isyan etmesi, kendine ait yaratımlar yapması ve en sonunda , Tanrı teşkilatının son biyolojik varlığı olan İnsan’a da karşı geldiği için, Tanrı teşkilatı tarafından zapt edilip, belirli bir mühlete tabi tutularak adeta sonsuz bir Program Döngüsüne (Loop) hapsolunması, akla ne kadar çok şey getiriyor değil mi? Peki ya tüm bunların; O’nun(Tek tanrının) ilk yaratımı altındaki kainatının içinde, ayrı evrenler şeklinde yer alması? Tek Tanrının ; ara ara, bu evrenlerin içerisine virüs kodu ile Önderler yollaması ? Bu arada Tanrı tarafından var edilmiş olan Tanrı Adamları Birliğinden Ötükenli Türklerin , bu evren içerisindeki evren hapishanesine gönüllü girmeleri ? Adeta bordo bereliler gibi, Akıncılar gibi, evren altı evren hapishanesindeki Köle-Kulları uyandırmaya çalışmaları?  Düşününce ; daha iyi anlamaya başladınız değil mi “Dünya hayatı bir oyundan ibarettir” mealindeki ayeti(Ankebut-64) ?

Bir anekdot ile ara vereyim de hem biraz gülelim hem de düşünelim:

Dağda iken sordum Kam Ustama:” Gök Türkler, bizim hakkımızda ne düşünüyorlar?” diye. “Oğlum” dedi, “Onlar bizi Akıncı olarak görüyor. Neticede onlar Gökte, biz ise daha uçta-yerde görev yapıyoruz, buna saygı duyuyorlar ” dedi. Ben ise dayanamadım ,gülerek ekledim:” anlamıştım zaten, bize ; yerde olduğu gibi ,Gökte de rahat batmış Kam Babam…”

Konumuza devam edelim. Evren içi evren hapishanesinde; O’nun (Tek Tanrının) bu sahte sistem içine(SİS) , Yaratılanlara rahmet olarak -sisteme virüs yazılımı olarak -yazdığı Kuran ile bize seslenmesi ile , adeta yeniden hayat buluyoruz ve hapishanede doğup-ölüp- adeta yeniden diriliyoruz… Bir SİS perdesi gibi önümüzü ardımızı kapatan sistem yazılımına, Kuran’da Yasin suresi 9.ayette değinilmiş:

“Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn” Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler…

Nasıl SİS çekiliyormuş, anladınız mı? Buna karşı korumamız olan ,Kuran’ın kelime köklerine bakalım mı?

Kaf-Ra-Elif      ق ر ا 

okumak; derlemek, biriktirmek, yığmak, biriktirip dağıtmak; anlatmak, açıklamak, izah etmek, nakletmek; araştırmak, soruşturmak, incelemek.

Derlenip(compiler=Programcılıkta, bir programlama dilinde yazılmış olan kaynak kodunu başka bir dile çeviren yazılım.) bize aktarılan bu Sese daha iyi konsantre olalım mı? Tek Tanrının eksiksiz yazılımı; tamamı, Tanrı teşkilatı ve yapay zeka tarafından kopyalanmasın diye, bilerek ,eksikli-kusurlu olan SİStem içinde aktarılarak bize kadar geliyor.

Kuran kelimesinin anagramlarına baktığımızda ise : NUR-AK, AK-NUR , KA-NUR, ve AK-AĞ ses değişiminden NUR-AĞ kelimeleri karşımıza çıkıyor!

Baran Aydın kardeşimin son yazısında yazdıklarını hatırlayarak devam edelim:

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,9064/ataturk-un-parolasi-ag

Nasıl ki yıkanmayı/temizlenmeyi anlatan kelime yuğ ise, yükselme, parlama, ışımayı anlatan kelime de ağdır.

Yuğmaktan sonradır Ağmak…

Türk’ün üst bilincinin derinlerinde ağ kelimesinin önemi büyüktür. Ağ kelimesine anlam veren Türk mitolojisindeki Ağ Anadır. Yakut dili sözlüğünde Ağ/Ak/Ah/Ay kelimesinin aynı kökten olduğu, en eski kullanımının ise Ağ Ana olduğu yazılıdır.

Ak/Ağ Ana ne tanrıdır ne insan, ne melektir ne şeytan… Ağ Ana, Kuran’daki Kutsal Ruh’un Türk mitolojisindeki karşılığıdır. Ağ Ana’nın sahip olduğu bilgi Ağ kelimesi ile tanımlanır. Ağmanın kapsadığı sırra, Kuran’da bile hiçbir şekilde yer verilmemiştir.

“Ay, ağ, ak, ah bir kategoridendir. Bir şeyi yaratmak, yapmak, tesis etmek; hayat vermek, ruh vermek, vücuda getirmek anlamındadır.” şeklinde ifadeler yer almıştır. “Ay, Ağ: Köktür. Bildiğimiz gibi ‘büyüklük, kuvvet, kudret vs.’ anlamındadır. “

 

Şimdi ; Kuran kelimesinden ortaya çıkan NUR-AĞ kelimesi, bize daha anlamlı geliyor değil mi? Bu kelimeye daha da yakından bakalım mı? Hazır mısınız?

NUR-AĞ/AK-à 1-RUN-AĞ/AK -à 2-OR-UN-AĞ/AK

1 – RUN-AĞ/AK = AĞ yazılımını çalıştır. Yaratıcı-oluşturucu yazılımı çalıştır!

2-  ORUN-AĞ/AK= Orun Türkçede derece,rütbe demek olduğu için ; AĞ yazılımını, sadece rütbeli-dereceli Kişilerin çalıştırabileceği anlamı çıkar! Orun/Rütbe’nin Yükselmesi de akla gelir.

Bakara suresi 253. ayet ne diyor bize derece ve rütbe hakkında?

O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa´ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu´l- Kudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar.”

Burada söz edilen Derece kelimesi; Dal-Ra-Cim      د ر ج   olarak yazılıyor.

Düşününce akla şu geliyor: Tek Tanrı, dilediği Kulunun derecesini-rütbesini-Orununu arttırıyor ki, Kuran’daki algoritmayı anlayıp, kullanabilsin!

Aklıma hemen şu ayet geliyor:

Haşr 21: “Biz bu Kur´ân´ı bir dağa indirseydik, Allah´ın korkusundan onu baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.”

Bu ayetteki kelime köklerini tek tek inceledim ve şu şekilde mealen yazıyorum:

Şayet biz bu KURANI( yaratım kodunu taşıyan enerjiyi) dağa indirseydik(yükleseydik), onu görürdün baş eğmiş(ikna olmuş-tabi olmuş) ve parçalanmış(yap boz gibi en alt parçasına ayrılmış) olarak. Bu örnekleri DÜŞÜNSÜNLER diye insanlara veriyoruz!

Dileyenler, bilgi ağlarında; bu ayette geçen, Kuran-Haşiyan-Saddian kelime köklerine yakından bakabilirler…

“ALGORİTMAYI ,YAPBOZ’UN PARÇALARINI HATIRLA VE GÖR!” demişti Kam Babam…

Madem ki yap bozu arıyoruz, biz-arayanlar olarak; SAD kelimesine yaklaşalım…

SAD  harfi Hurufu mukatta’da 3 yerde yer alır. SAD suresi bu kök ile başlar.

SAD suresi 1.ayet: “Sad. Vel Kurani ziz zikri”

Açalım:

Sad= Parçalarına ayırıcı emir

Kuran= yaratım kodunu taşıyan program

Zikir= bilginin akla getirilmesi.

Birleştirelim:

“Parçalarına ayır. Yaratım enerjisi taşıyan programın bilgisini aklına getir”

Sad suresi 2 ve 3. ayetler, bakın nasıl devam ediyor ve ne aktarıyor bize?

“O inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler. Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. O zaman feryat ettiler. Halbuki artık kurtulma zamanı değildi.”

Çok açık değil mi? Daha önceki nesillerin, parçalarına ayrılarak helak edilmeleri, bir nevi ham maddelerine geri dönüştürülmeleri anlatılıyor. Bu ayetlerde “gurur ve ayrılık” diye çevrilen “izzetin ve şikakin” kelime kökleri ise sırasıyla : Güçlü ve Karşı koyan olarak rahatlıkla okunabilir!

Surenin devamı daha da ilginç, adeta ADGUK öğretisi ile satır satır aynı anlam çıkıyor!

Sad suresi 4-5.ayetler: “Aralarından kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kâfirler: Bu pek yalancı bir sihirbazdır! Tanrıları, tek tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir! dediler.”

Bu surede anlatılan naçizane düşünceme göre şu: Evren altı evren hapishanesinde yaşayan güçlü kudretli kullar ( Yazılımları süper güçle yüklenmiş Kullar) nasıl şaşırmışlar şu Öndere? Aralarından çıkan, ama Tek Tanrı’nın Kuran seslenişi ile uyanmış olan Önder; onlara Tek Tanrının, onların Tanrı zan ettiği her ilahı yaratmış olduğunu söylediğinde, nasıl da afallamışlar? İnanmak istememişler…

Sad suresi 6. Ayet devam ediyor anlatmaya: “İçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: «İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murad!»”

Evren altı evren hapishanesinde yaşadığını zan eden bu grubun ileri gelenleri ( Tanrı teşkilatı ve Bilamlar) , virüs yazılımının etkisini görünce, telaşa kapılıp, karşıt program yazmaya çalışmışlar. Ama nafile…

Sad 7: «Biz bunu başka bir dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır.»

Sad 8: “«Kur´ân aramızdan ona mı indirilmiş?» dediler. Doğrusu onlar benim Kur´ân´ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar.”

Evet ; doğrusu bu. Sonsuz döngü içinde evren altı evren hapishanesinde yaratılan bu köle-Kullar; Tanrı teşkilatının onlara fısıldadığı sahte ilahlara inanıyorlar ve Tek Tanrının Kuranından yani yaratıcı kodundan bihaberler…

Adguk hikayenin sonunda şöyle diyor:” Beyinleriyle değil, Tinleriyle görenler kazandı”

Tin yani Ruh kavramını inceleyerek yazımıza devam edelim…

Adguk 1. Bölümden öğrenmiştik. Tek Tanrının var ettiği Kendimize, sonradan eklenen İnsan programı içerisinde Can-Tin-Nefs vardı. Yani Can-Ruh-Nefs.

Kuranda İsra suresi 85.ayette : Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”

Bu ayette söz edilen “Rabbimin emrindendir” tamlaması; Rabbimin yazdığı koddandır, Rabbimin programındandır olarak düşünülebilinir mi? Ruh kavramı akla geldiğinde, filmlerdeki gibi duvarlardan geçen, şeffaf bir varlık mı düşünülür sadece? Ters köşeden bakalım mı?

Bence Ruh/Tin; sadece metafizik evrene ait olan değil, aynı zamanda fizik evrende de var olup, fiziğe etki edebilen bir kavramdır. Nereden mi çıkardım? Türk mitolojisinden elbette ????

Türk Mitolojisine göre; Tin’in 2 parçası vardır: 1- Sür 2- Süne

Sür ; sabittir. Candan ayrılırsa kişi ölür.

Süne; Sün,Sin diye de okunur, hareketlidir. Candan ayrılıp, alemlerde seyir edebilir. Etki ve temas edebilir.

Bu kısa bilginin ardından, tezimizi Ruh’un Süne adı verilen-etki edebilen-hareket edebilen-parçası üzerinden geliştirip, devam ediyoruz. Kuranda harfi harfine TİN diye okunan Tin suresine bakalım mı?

Tin 1: Vet Tini

Tin 2: Ve Turi Sinin

Tin 3: Ve haza l-beledi l-emini

“İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki”  diye çevrilmiş. Biz ; Ruh/Tin’in parçalarını ,mitolojiden bildiğimiz kadarıyla harmanlayıp, şöyle mealen yazalım mı?

Tine(Ruha), Tura(Sura?) Sine(Süne?) ve eksiksiz-kusursuz-güvenli beldeye(Tini koruyan katmana) ant olsun!

 

Bu yazdıklarım şahsi düşüncelerimdir. Yanlışlar bana, varsa doğrular, sizlere ait olsun. Türkiye’nin Baş Kamı sayın Oktan Keleş tarafından anlatılan-aktarılan Adguk öğretisi; gerçekten bizlerin zihinlerinde bir devrim oluşturdu. Z kuşağı olarak bilinen arkadaşlarım da, inanıyorum ki, yalnız olmadıklarını hissedecekler…

Tengri Biz Menen!

Dr. Hamdi Cenk Düzgit

 

 



Bu haber 2,744 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler

    1. Derviş Ozan Tüyap'ta

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,546 µs