En Sıcak Konular

Kambaba-24

14 Eylül 2022 20:53 tsi
Kambaba-24 Kambaba Gündem, NATO-Yunan'la Savaş Olur mu? - Elizabeth Peygamber Soyu mu?- Deşifreler

Kambaba-24

 NATO-Yunan'la Savaş Olur mu? - Elizabeth Peygamber Soyu mu?

Deşifreler 

 Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birebir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

 Kambaba Gündem, NATO-Yunan'la Savaş Olur mu?

Elizabeth Peygamber Soyu mu?

Deşifreler

(Kambaba-24)

 

Oktan KELEŞ: Kambaba takipçileri selamlar. Gündem ile alakalı sorduğunuz sorulara kısa cevaplar vermeye çalışacağım. İşin aslı ne?

1. Gündem Yunanistan ile savaş olur mu? Daha önce ki video çekimlerimde ve yazılarımda bununla ilgili kanaatimi bildirmiştim.

2. Gündem Prens Charles’ın artık Kral Charles olması ile İngiltere’nin ve monarşinin durumu. 3. Gündem ise, Akit gazetesinin yine yıllar önce Kraliçe Elizabeth’in Hz. Muhammed’in(s.a.v.) soyundan mı geliyor diyerek haberleştirdiği bir dezenformasyon bilgi üzerine olacak.

 Öncelikle Yunanistan ile ne oluyor? İşin aslı nedir? Kıymetli takipçilerimiz, dostlar işin aslı ne diyerek başlarsak cümleye öncelikle, içinden bulunduğumuz konjonktürü çok iyi bilmemiz gerekmektedir. Bugün Türkiye’nin başına gelen her türlü olumsuz meseleler Dış Politikada altını çiziyorum Atlantik’in kendi problemleri yüzündendir. Dolayısı ile Nato müttefikliğimiz yüzündendir. Bizi ilgilendirmeyen Nato demek, Amerika Birleşik Devletleri demek olduğunu herhalde herkes bilmektedir. Bizi ilgilendirmeyen birçok meselede Türkiye’nin bu paktın içinde yer almasından dolayı birçok sorun ile alakalı problem yaşamaktayız ve öyle ki Amerika’nın güya içerisindeki kendi problemlerini çözmek için Nato’yu kullanması, Nato’nun 2. büyük ordusu olan Türk Ordusu ve ittifak içinde bulunduğumuzdan dolayıdır ki bugünde sınırlarımız ile alakalı ve birçok dış politika ile alakalı aslında kendi başımıza çözebileceğimiz birçok problemin içinde boğulmakta olduğumuzun gerçeğidir işin aslı.

                Evet, bakalım Yunanistan. Osmanlı uyduruğu dediğim daha önce ki analizlerimdeki cümlelerimi tekrar etmek istiyorum. Nedir işin aslı? Yunanistan ile savaşacak mıyız? Maalesef Hayır! Maalesef diyorum çünkü ben savaşmayı istiyorum haritadan Yunanistan’ı silmek adına. Ancak, bilimsel ve konjonktürel bilgileri şu anda sizlerin önüne sermek istiyorum. Neden maalesef Hayır. Bakalım mı? Çünkü 11 Eylül ile 22 Eylül tarihleri arasında Ege’ de bir tatbikat yapılmakta Nato tatbikatı. Türk Deniz Donanmasının içinde bulunmuş olduğu bir Nato tatbikatı. Doğu Akdeniz ve Ege’ de Türk gücü Nato’nun dev tatbikatına 15 ülke katılıyor. 22 Eylül’ de sona erecek, ev sahibi Türkiye.

                Evet, 11-22 Eylül arası Nato Mukabele Tatbikatı. Kime karşı dersiniz? Rusya’ya karşı Ege’ de Türk Donanmasının komutanlığında. 2023’de Deniz Gücü Komutası, Müşterek Görev Kuvvetide Türkiye’ye geçiyor. Bakın işin aslı kelimesine dikkatinizi istirham ediyorum. Burada Nato bizi sınava tabi tutmakta. Sebebi ise bu tatbikatın yapılma amacı Rusya’ya olası bir müdahele edebilme kuvveti ve gücünü Türkiye’de nasıl yansıyacağının ve Türk Donanmasının kabiliyetini sınavını yapmakta Nato. Peki, 15 ülke ile yapılmakta Belçika, Bulgaristan, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya,  Polonya, Romanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Yunanistan. Evet, Yunanistan. 15 ülke. 12 ülke haberlerine baktığınız zaman içerisindeki görev tanımı ile alakalı. Tam 15 ülkenin içerisinde Yunanistan’ da Ege’ de 11-22 Eylül tarihleri arası Türk Donanmasının Nato tatbikatında beraber manevra yaptığını göreceksiniz. Evet, Nato ile beraber 15 ülke 11-22 Eylül arası Türk Donanması ve Türkiye ev sahipliğinde tatbikat yapmakta. 15 ülke arasında Yunanistan’ da var. Oysa Yunanistan ile beraber diğer ülkelere de baktığımız zaman hepsi Avrupa Birliği’nin ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri. Atlantik Paktının işte bir kez daha burada nasıl bir sorun halinde bizlere problem sunduğunu görüyoruz. Hani Yunanistan ile savaşacak mıyız? Eski ismi ile Mavi Marmara gemisi yani Anatolia olarak daha sonra hacizden satılan yabancı bandıraya dönen gemi onların iddiasına göre Uluslararası suda şüpheli bir şekilde olduğundan dolayı ateş altında tutulmuş ve problemler çıkmıştı. Bizde ki yöneticilerde tabi ki haklı olarak tepkilerini ortaya koymuşlardı. Ancak, kamuoyunda öyle bir hava estirildi ki ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ ki bu 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın bir söylemiydi dolayısı ile acaba gerçekten Yunanistan ile tekrar bir savaş olacak mı? Adalara çıkılacak mı? İşte bakınız kamuoyunda bu haber gölgeli bir şekilde maalesef ki sislendirilmekte. Hangisi Yunanistan ile bağırıp çağırışıyoruz fakat NATO şemsiyesi altında beraber 11-22 Eylül tarihleri arasında Nato’ da beraber bayrak göstererek el ele kol kola tatbikat yapıyoruz. Belçika, Fransa, İspanya, İtalya, ABD, Bulgaristan, Polonya gibi ülkeleri de göz önünde bulundurursak yapılan tatbikatın ana hedefi Rusya’ya yapılacak bir müdahale. Peki, bugün Rusya-Türkiye ilişkilerini göz önünde bulundurursak, Suriye-Türkiye ilişkilerini göz önünde bulundurursak ve yine Can Azerbaycan ve yine dün itibari ile alçak Ermenistan’ın yine bir yerlerden fısıltı ile güç alarak sabotaj birliklerini faaliyete geçirerek Azerbaycan’a saldırması tabi ki misli ile intikamının alındığı da malum 49 leşleri olduğunu görüyoruz. Anlatmak istediğimiz şudur ki; Rusya’ya karşı Ege’de Yunanistan ile kol kola tatbikat yapıyorsun ama baş organizatörü ABD ve Atlantik Paktı yani Nato. Şimdi tekrar soralım. ABD’nin çıkarları için bulunmuş olduğumuz paktan bahsediyoruz ki Nato’nun bize ne Irak, Suriye, Ermenistan dıştan gelecek olan hiçbir terör saldırısında bayrak göstermemesi, Nato’nun bize destek çıkmaması herhalde malumdur. Bir faydasının olmaması bizi Soğuk Savaş Dönemin de, Sovyetler Birliği Döneminde ileri karakol gücü olarak tutması ve Sovyetler Birliği’nin 90’lı yıllarda dağılmasından sonra ABD’nin yeni düşman arayışında Yeşil Kuşak İslam Projesini devreye sokmasından sonra Türkiye’nin öneminin azaldığını kendi yayınlarında vurgulaması ve bugüne kadar gelen konjonktürde de aslında Türkiye’nin ne kadar önemli bir ülke olduğunu görmesi itibariyle. Bakın size bir şey daha hatırlatacağım. 2 Ekim 1992. Yine NATO tatbikatı ve üstelik Deniz NATO Tatbikatı. Tarihlere de istirham ediyorum, dikkat çekiyorum. 2 Ekim 1992 Nato Deniz Tatbikatı. Bizim Ege’ de muavenet gemimizi vurmuşlardı. Hatırlıyor musunuz? Dinlenmek üzere olan yani manevra halinde, tatbikat sırasında ki görevini ifa ederken değil dinlenme sırasında 15 şehit, 18 yaralı verdiğimizi hatırlatmak isterim. O günkü konjonktüre bakarsak yine aynı hadiselerin bir başka versiyonunu görmekteyiz. Fakat ne hikmetse Nato kendi problemlerini Amerika üzerinden, Amerika kendi problemlerini Nato üzerinden çözmesi ve bizle aslında alakası olmayan altını tekrardan çiziyorum ki, kendi başımıza kalsak çok kolay şekilde çözeceğimiz birçok kendi bölgesel problemlerimizi ve dış dünya ile olan ilişkilerimizi bu Atlantik Paktı yüzünden çözememekteyiz ve çözememek şöyle dursun problem üzerine problem. Bakınız şimdi Rusya ile karşı karşıya getirilmek istenen bir Türkiye var. Ama Nato’nun burada ki hedefi, 2023’de Deniz Donanmamızın bu birliğe komuta etmesi. 2023 yılında komuta Türkiye’ye geçecek kıymetli takipçiler. Bu yıl itibari ile de Amerika ve NATO Türkiye’nin kabiliyetini ölçmekte kime karşı Rusya’ya karşı.

Bakınız başka bir oyunu daha deşifre etmek istiyorum müsaadenizle. Kamuoyunda bulamayacağınız şeyleri söylemek istiyorum. Ancak lütfen araştırmanızı da istirham ediyorum. Şeytan ayrıntı da gizlidir. Hem bizi sınava tutmaktalar Rusya’ya karşı hem de Yunanistan’ı kışkırtarak bizimle problem haline getirdiği Ege Denizi ve Adalar meselesini ki biraz sonra onu vurgulayacağım. Aslında olay şudur; Türkiye’nin bağımsız olmasını istemeyen bir Amerika Birleşik Devletleri vardır, şeytan ABD vardır. Bunu artık görmek gerekmektedir. Bakın 2 Ekim 1992’den yine deniz tatbikatından, NATO tatbikatından bahsettim. Bizim gemimizi nasıl dinlenirken haince vurduklarını benim yaşımdakiler bilirler ve genç kardeşlerimizde arşivleri araştırılarsa göreceklerdir. Aynı oyunun bir başka versiyonu bugün sahneye konmaktadır. Yine bir NATO tatbikatı bu sefer hedef Rusya’dır. Peki şimdi Rusya Ukrayna savaşını ele alırsak Türkiye’nin denge politikası nedir o altını çizeceğimiz konu. Hem bizi sınava tabi tutmaktalar eğer sınavdan başarı ile geçersek.

Bakınız Kıymetli takipçiler Türkiye Atlantik’ten vazgeçmek üzeredir. Artık Atlantik Paktının öneminin Türkiye’nin menfaatlerinin dışında olduğu görülmektedir. Yani amiyane tabirle bize çok bir faydası olmadığı gibi birçok zararın müsebbibidir. Şimdi öyle ise bu sınavda Türkiye başarılı bir ki başaracağından hiç şüphemiz yok kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Türk Ordumuzun, Türk Donanmamızın Atlantik’ten vazgeçecek, Atlantik’ten yüzünü çevirecek bir Türkiye onlar için büyük bir tehlikedir. Türkiye eğer Rusya, Hindistan, Çin Asya’ya yüzünü dönerse yani Atlantik Paktından yüzünü döner o güce o güçlere bölgesel ve aslında küresel güçlere kendisini adapte etmeye karar verirse Atlantik Paktı diye bir şey kalmayacak, NATO dağılacaktır. Bunu en iyi bilende Amerika’dır ve batı müttefikleridir. Kıymetli takipçiler öyle ise bu tatbikatta hiçbir yerde bulamayacağınız cümleleri deşifre ediyorum derken tabi ki söyleyebileceğim kadar şunu da görüyorlar, eğer Atlantik Paktından yana bir Türkiye olursa Rusya, Çin, Hindistan ve Asya ülkelerinin içinde bulunmuş olduğu birlikteliğin kaybedeceği açıktır. Yani Türkiye kilit bir konumda, denge unsuru bir ülkedir, bir güçtür. Bunu Huntington,  Brzezinski ve daha niceleri 90’lı yıllardan itibaren yazmış oldukları istihbarat raporlarında, kitaplarında, sempozyumlarında çığıra gelmişlerdir. Türkiye ise yüzünü Atlantik Paktından çevirmektedir. Yine Avrupa Birliği meselesinde işte AB’ye almayacakları ayan beyan ortadadır. AB demokrasinin kılıcı gibi başımızın üzerinde tuttukları üyelik olmayacaktır, işte görülmüştür. Eğer biz Yunanistan ile kapışırsak efendim neymiş AB ile büyük problemler yaşarmışız. Zaten işin kaynağı Atlantik Paktı, ABD, müttefikleri ve aynı zamanda Avrupa Birliğidir. Dolayısı ile biz artık kendi kendimize yeni bir oyun kurmamızın zamanı geldiğini düşünmeliyiz ve bu vaktin geçtiğini görmeliyiz. Bakınız Rusya’ya karşı yapılan bugünkü tatbikat Türkiye ve Yunanistan’ın kol kola yapmış olduğu NATO müttefikliği açısından kol kola altını çizelim yapmış olduğu bu tatbikat Rusya’yı da dolayısı ile rahatsız edecektir. Onun için demekteyim ki aslında problemler biz ile alakalı olmayan problemlerin maalesef ki sonucu yaşamaktadır Türkiye. Buna ne gerek vardır. Neden biz dış politikamızı Amerika’nın kendi çıkarları uğruna, kendi bölgesel komşularımızla problem yaşayacak pozisyona gelerek maalesef ki zorluklar yaşamalıyız? Neden? İşte bakınız onun için Atlantik’in sorunları üstlenen bir Türkiye olmaktan vazgeçmeliyiz. Şimdi Ermenistan’ın orada yapmış olduğu hareketi yani Azerbaycanlı gardaşlarımıza saldırmasını sıradan basit bir olay olarak mı okuyacağız. Hayır. Rusya da buna göz yummuş olamaz mı? Suriye’deki ilişkilerimiz ABD ‘nin Suriye’de yapmakta olduğu orada oluşturmak istediği hem büyük İsrail projesine hizmet, hem Kürdistan projesine hizmet ettiği açık değil midir? Biz bu Amerika ile müttefikliğimizi nasıl devam ettireceğiz. Efendim, F-35’leri verecekler mi? Üstelikte ortağı olduğumuz bir projenin. Yoksa F-16’ların teslimatı yapılacak mı yapılmayacak mı? Artık yetmedi mi? Zaten artık Türkiye’nin yepyeni bir oyun kurmasının gerektiğinin zamanı gelmiştir. Yine denge politikaları ile. Şövanist bir dille konuşmak istemiyorum. Nato’dan ayrılırsak şöyle olur, böyle olur. Bir NATO programı yapmak gerekir. Ancak görmekteyiz ki Amerika Birleşik Devletleri de Nato’yu kendine bağımlı hale getirmiş, Avrupa’yı da Rusya-Ukrayna meselesi ile terbiye etmiştir. Enerji koridorları meselesi ile de Rusya’nın elindeki büyük silahı görüp bizi İsrail ile masaya oturtup, yeni boru hatlarının geçiş güzergâhını Avrupa’ya sağlamak için ki bunun analizlerini daha önce defaatle yaptım. Şu anda olan olaylar bizi daha da çok çıkmaza, kaosa sürüklemektedir. İşte, denge politikasını gözeten Türkiye eğer Atlantik’ten yüzünü çevirirse bugün söylemek istediğim şeyin vurucu noktası şudur ki Amerika, Yunanistan’ı ve Avrupa Birliği ülkelerini kışkırtarak Türkiye’ye tasallut etme, ancak bu tasallutu da sözde altını çizerek güya Türkiye’yi terbiye etmek ve zayıflatmak üzerine kurulu bir oyun oynamaktadır. Çünkü eğer Türkiye yüzünü Asya’ya dönerse Atlantik kaybedecektir, NATO kaybedecektir dolayısı ile sömürgeci Avrupa kaybedecektir. Bu yüzden ki Türkiye’nin son yıllarda ki ABD’ ye karşı olan politikalarını gören Amerika terbiye olmayan bir Türkiye’yi terbiye etmek istemektedir. Yunanistan uyduruğu ile aynı problemlerle yine adalar, yine kayalıklar. O konuya birazdan değineceğim. Ama şu anlattığım çok önemlidir.11 – 22 Eylül arasında yapılan tatbikat, Türkiye’yi sınava tabii tutmak, Yunanistan’ında içinde olmuş olduğu bu pakt ile beraber hareket ve manevra kabiliyetini ölçmek bu kabiliyet sonucunda da zaten şüphemiz olmadığını söylemiştim. Türk Ordusu başarı ile her sınavı geçmektedir. Bu korkuyu gören Amerika Türkiye’yi zayıflatmak için birçok oyuna tevessül edecektir. Ama Suriye de ama Ermenistan da ama Balkanlarda bakınız korkuları Atlantik’ten yüz çevirmesidir. Bu yüzden ki ABD’nin planı şudur; Bu riski göze alamayız demektedirler. O zaman ne yapalım Türkiye’yi zayıflatalım ama bizden kopup gitmesini de sağlamayalım. Sonuçta karşımızda Rusya, Çin ve Hindistan gerçeği var ve bölgesel güçler. Diğer ülkeler İran yabana atılacak bir ülke değil. Bakınız 1980 öncesine. Humeyni meselesini bizim jenerasyon hatırlar. Türkiye 1974 Barış Harekâtı Kıbrıs’taki meselemizden sebep ambargo koyan ABD ve müttefikleri Türkiye’deki o ekonomik krizin baş mimarı idiler. O yıllarda ben şahsen ilkokula giden bir çocukken birçok gaz kuyruğuna ve yağ kuyruğuna girmiş bir kardeşinizim. Üstelikte İstanbul Fatih gibi bir yerden bahsediyorum Trabzonlu bir ailenin çocuğu olarak ve bütün herkes o kuyruklardaydı. Sebebi ABD’nin bize uygulamış olduğu ambargoydu. Neden ambargo koydular. Haklarımızı gasp ettiler, Egemenlik hakkımızı bize sunmak şöyle dursun kısıtlayarak yok saydılar. Bizde kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a çıkması ile onlara güzel bir şamar attık. Fakat ekonomik kriz öyle maalesef öyle bir zirve yaptı ki Türk halkı bunaldı. Fakat bu arada Humeyni meselesini dillendirdim. İran Devrimi oldu ve aynı zaman Rusya 1979’da Afganistan’ı işgal etti. İşte o günden sonra yine belgesellerde yayınlanan biraz sonra küçük bir örnek göstereceğim Ecevit Hükümeti’ne Amerikalılar tutuşarak acaba Türkiye’yi de kayıp mı ediyoruz diyerek alel acele toplantılar yaparak batılı müttefiklerle Ecevit’in ayağına gelerek ambargoyu gevşettiler ve Türkiye’ye mali yardımlar yaptılar. Hatta problemli, tartışmalı toplantıdan sonra. Korktular. Yani ne demek istiyorum Türkiye’den vazgeçmiyorlar. Türkiye’yi zayıflatıp kendilerine bağımlı hale getirmek istiyorlar. Şimdi şöyle kısaca bir göz atalım bakalım o yıllara.

Çünkü, Türkiye’yi Afganistan, İran gibi kaybetme korkusu vardı. Tıpkı bugün olduğu gibi. Bugünde Türkiye’yi kaybetmek değil zayıflatarak kendine bağlamak isteyen bir ABD ve müttefikleri var.

Evet işte söylemek istediğimiz önce bir anekdot. Humeyni sürgünde Bursa’da kalmıştı. Aslında bu Türk Derin Devleti’nin bir operasyonuydu. ABD Humeyni’yi suikast ile yok etmeyi de düşünmedi değil raporlarında fakat ayrı çıkmazları vardı. Anekdotta şuydu; Bazı kitaplarda yer aldığı gibi Başbuğ Türkeş bir gün Türk Ordusundan bazı subayları çağırıp Şah’ın indirilmesi ile alakalı bir operasyondan söz eder. Subaylar ise bu kimin işine yarayacak diyerek red edildiğine dair bazı bilgiler yayılmıştı. Daha sonra ki operasyonun ne olduğu ile alakalı çok bir bilgi yoktur. Fakat derinlemesine araştırıldığı zaman Türk Derin Devletinin ve Başbuğ Türkeş’in bu konuda aslında çok önemli rol oynadığı kesindir. Aslında, Amerika’nın işine geliyormuş gibi görünen bir hadise gibi sunulması kamuoyuna yanlıştır. Dezenformasyon bir bilgi. Olay çok açık ve netti. Eğer o yıllarda Humeyni zaten İran İslam Devrimi gerçekleşecek bir pozisyonu, alt yapısını mollaları ile ve çeşitli hücreleri ile hazırlamıştı. Kaçınılmazdı ve Humeyni bir şekilde İran İslam Devrimi’ni gerçekleştirdiği zaman ki dikkatinizi istirham ediyorum. Amerika, Türkiye’den ambargoyu kaldırmak zorunda kalmıştı ve bu bir dönüm noktasıydı. Bu da Türk Derin Devleti’nin aslında bir başarısıydı. Ara parametrelerini şu anda açıklamıyorum.

Bir başka mesele ise ABD az önce söylediğimiz gibi Türkiye’den vazgeçmiyor. Sözde terbiye etmeye çalışmakta. Ancak bir planıda asıl önemli planı şu; Eğer ki Türkiye’yi tamamen kaybedeceğini düşünürse böyle bir görüşe çok fazla önem verip riski aşamayacağını ve bütün planlamalarına rağmen kaotik bir şekilde Türkiye’nin Atlantik Paktından uzaklaşacağını düşündüğü için Türkiye’ye karşı Batıyı kışkırtıp belki Nato’dan dahi kendilerinin çıkartıp bir tasallut düşünmeleri bile düşünülmelidir. Neden mi? Çünkü Asya’ya dönmüş ve kilit ülke olan Türkiye, Asya’daki Rusya, Hindistan Çin ve diğer küresel güç olabilecek bölgesel güçler ile beraber hareket eder ise Atlantik’in kaybedeceğini Nato’nun dağılacağını söyledik. Ki Bu reel bir görüştür aslında eğer üzerinde uzun uzun analiz yapıp düşünülünce. O zaman ne yapmaktadır Amerika bu planı ile Batıyı ve Nato’yu Türkiye’nin başına bela edip zayıflatmak, savaştırmak, çatışmalar çıkartmak, nasıl olsa Türkiye artık yüzünü Asya’ya dönüyor ve zayıf bir ülke olarak dönmesini sağlama projesi de söz konusudur. Bunun için Türk Devleti’nin daha dikkatli olması elzemdir. Bu görüşleri düşünmesi gerekmektedir. İnanıyorum ki zaten planlamalar ve hesaplamalar yapılmaktadır. Nato’nun ve Atlantik’in Amerika’nın kaybedeceği bir Türkiye Asya’ya yüzünü dönerse güçlü olarak dönmesi mi? yoksa daha zayıf bir Türkiye’nin dönmesi mi daha onların işine yarar. Bu sorunun cevabını düşünmek gerekir. İşte Humeyni’nin Bursa’daki sürgün yıllarından bir fotoğraf. Cübbesiz ve sarıksız bilinen tek fotoğrafı.

ABD ve Atlantik Paktı, Batı bize hep bunu yaptı. 2 Ekim 1992’ de Deniz Nato Tatbikatında alçakça gemimize, dinlenen gemimize roket, güdümlü silahla saldırması ve o günkü konjonktürün bugüne ne kadar benzemesi dikkat çekici. Tıpkı yıllar önce yaptıkları gibi 2 Ekim 1992’de ki gibi, 1974’ de ki gibi. NATO bunu bize devamlı yapmakta. ABD o yıllarda İran’ı ve Afganistan’ı nasıl bir şekille kaybettiyse, Türkiye’yi kaybetme korkusu ile anında ambargoları kaldırarak Türkiye’ye daha ağır yükler yükleyerek sözde ambargoyu gevşettiler ve mali yardımlar yaptılar. Küçük bir hatırlatmaydı. Lütfen araştırınız daha birçok detay var. Bunların hepsinin müsebbibi ABD’dir. O gün Sovyetler Birliği korkusu ile Türk Milletini bir birbirine düşürdü, bugünde yine baktığımız zaman Sovyetler Birliği’nin ismi değişse de Rusya ve sözde uyduruk Yunanistan ve diğerleri ile bizleri korkutmaya çalışmakta, Nato’ da tutmaktadırlar ve kendi işlerini yapmak adına.

Bir anekdot daha söylemek isterim. Bizler Milliyetçi çevrede yetişmiş şahsen benim fikrimde Milliyetçi bir zihin olarak yıllarca şöyle duyumlar duymuştuk o dönemin medyasında, geçmiş basınında, sokak fısıltılarında ve konferanslarda. Sovyetler Kars’ı Ardahan’ı istemekte. Oysa bu sözün bir yalan olduğu da yıllar sonra meydana çıktı. Yani o dönemde Sovyetler aslında dolayısı ile Koministler Kars’ı ve Ardahan’ı istiyoruz diye bir sözü sarf etmediğini bugünkü belgelerde görmüş olarak şunu söylemek istiyorum. Bugünde Türkiye’de birçok fısıltılar kulaklara üflenmekte hatta bugünkü gelişmiş olan teknoloji ile medya, sosyal medya, bilgisayar teknolojisi ile haberleşmenin had safhada olduğu bir ortamda dezenformanist birçok yalan ve uydurma haberleri duyabilirsiniz. Asla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi kanallarından işitmediğiniz hiçbir söze itibar etmemenizi en azından benden küçük olan kardeşlerime ağabeyleri olarak tavsiye ederim. Yıllar önce yazmış olduğum bir kitabımda şöyle söylemiştim. Bir gün 12 Eylül öncesinde denseydi ki Milliyetçi Hareket Partisi ile Demokratik Sol Parti yani Ecevit’in, merhum Ecevit ile Merhum Başbuğ Türkeş’in partisinin bir gün koalisyon kuracağına inanır mısınız? rüyada görsek hayra yormazdık derlerdi. Yıllar sonra biliyorsunuz ki 12 Eylülden sonra da kurulan hükümetler ve 90’lı yıllarda bu koalisyonlar gerçekleşti. Yani kardeşlik esastır. Sokakları hareketlendirmek isteyen birçok dış gücün olduğu bir gerçektir.

Şunu da belirtmek istiyorum; Türk Milliyetçisi olarak bir Türkçü olarak tabiî ki benim bir ülküm, bir hedefim var Oktan KELEŞ olarak. Ancak, devletimin ali çıkarlarına ne kadar benim hayalim, ülküm erişir bilemem. Asıl olan Türkiye Cumhuriyeti Yüce Devletidir. Tüm kardeşlerimiz, vatandaşlarımız ve milletimizde devletimize tabidir. Yaratıcı bizi devletsiz bırakmasın. Daha uyanık olmamız gerekir.Çok şükür ki Türk Ordumuz tarihinde olmadığı kadar daha da güçlüdür. İnanmayın siz onlara devlet nerede diyenlere. Devletin nerede olduğu soranlar bir Karakolun önüne gitsin artistlik yapsın görsünler bakalım devlet neredeymiş. En basitini söylüyorum. Devlet dimdik ayaktadır.

Şimdi gelelim Yunanistan’a. Maalesef ki siyasilerin iradesizliği, menfaatçiliği yüzünden Türkiye politik siyasi hayatında hep sorunlar yaşamıştır. Ama madem Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir o zaman millet akıllı olmak zorundadır. Bugün yaşadığımız problemler Yunanistan tek başına bizimle yani Yüce Türk Milleti ile Yüce Türk Devleti ile uğraşacak güçte midir? İzmir’in kurtuluşunda bile 2 milyon toplanıyor. Yani 10 milyonluk bir Yunanistan’ı daha öncede söyledim Mehmetçiğe hiç gerek yok. Yüce Devletim bizlere müsaade etsin biz 1000 Kalperen ile orayı işgal ederiz, alırız. İnanıyorum ki 90 milyon Türkiye’nin içerisinde de bu duyguları paylaşan milyonlarca insan var bu ülkede fakat onlar Atlantik Paktı’na, ABD’ye dolaylı yönden de Nato’ya güvenmektedirler şer odakları. Ermenistan da gördüğünüz gibi oradan problem çıkarmaktadır. Şimdi Özbekistan’da 1-2 gün sonra bir toplantı vardır Buhara kentinde. 6’lı bir konferans önerilmiştir Ermenistan konusunda; Gürcistan, Azerbaycan, Türkiye, Rusya, İran. Bakınız, görmüş olduğumuz tablo şudur: Rusya’ya karşı bir tatbikat yapan Türkiye anında Rusya tarafından tehdit görülmektedir, Rusya’ya yaklaşan bir Türkiye, Atlantik tarafından tehdit görülmektedir. E bu konjonktürel, rasyonel bir gerçekliktir. Onun için Türkiye artık bir manada kendi oyununu oynamak, yeni oyunlar kurmak zorundadır.

Ege adalarına gelince… Lozan Antlaşması gereğince verilen adalar haricinde 153 ada vardır ki ismi konmamış ve uluslararası statüsü belli olmayan kaya ve ada parçacıklarından oluşan toprak parçaları mevcuttur Ege’de. Yine binlerce kayalık söz konusudur, adacıklar söz konusudur. Yunanistan bu şımarıklığı biraz önce söylediğim gibi efendilerinden almaktadırlar. Yunanistan tarihine girmeye gerek yok, araştırırsanız göreceksiniz. Ancak maalesef ki içimizde de siyasilerimizin bir takım yanlış tevessülleri ve yandaşlarının vatan toprağının ne olduğunu bilmeme gibi arızalarından dolayı içimizdeki bazı sözde yandaşların belki de efendilerin de aynı merkezden oluğundan dolayı Yunanistan şımarmıştır ve Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetini aslında alttan alta, içten içe çok ciddiye alsalar da kamuoyunda göstermemektedirler. Bunların müsebbipleri de işte bakın politikacılar olabilir mi? İzleyelim:

(HaberTürk- Türkiye’nin Nabzı Programı’ndan (2018) bir kesit izletiliyor)

Salim Şen: (…) 18 adadan bahsediyorum, 12 Adalar’dan değil.

Nagehan Alçı: 18 küçük kaya parçasından bahsediyorsunuz keçilerin otladığı, 18 tanecik.

Salim Şen: (…) verelim mi yani keçi otladı diye? Yunanistan’a mı verelim?

Nagehan Alçı: Savaş mı yapalım? Yani 18, keçinin otladığı, kaya parçası için savaş mı edelim?

Salim Şen: (…) Orada askerler var şu anda. Nagehan Hanım orada askerler var. … yerleştirildi, uçaksavarlar yerleştirildi. Ya Yunan askeri oraya konuşlandı, bayrağını dalgalandırıyor.

Didem Arslan Yılmaz: Peki, kaya parçasıysa Yunan askeri niye orada? (…)

Oktan Keleş: Keçilerin otladığı diyor. Ankara’da, bozkırda keçi otluyorsa keçi otluyor diye oraları da verelim mi? Nagehan, senin evinin bahçesine iki tane keçi sokayım sen de bana ver keçi otluyor diye nasıl olsa bahçede.

(Programın ilgili bölümü tekrar izletiliyor)

Oktan Keleş: İşte Yunanistan bunun için şımarıyor, içimizdeki bu gibi “kaya parçası için savaş mı yapalım” diyenler yüzünden cesaret buluyor. Elbette savaş yapacağız, başlarına yıkacağız ama gördüğünüz gibi içimizde de kimlerin olduğunu bilerek ve tedbirini alarak.

(Ortadoğu’da Demokrasi, Avrupa’da Çoğulculuk ve Türkiye Perspektifi Konferansı’ndan (2004-Harvard Üniversitesi) bir kesit izletiliyor):

Katılımcı: Kıbrıs meselesini zerre miktarı toprak vermeden çözebilecek misiniz? Lütfen izin verin ikinciyi sorayım. Aylardır özellikle sizi ve kısmen de diğer partileri en çok meşgul eden şey belediye başkan adaylarının seçimi. Aynı şeyi milletvekili adaylığında da söz konusu (…)

Recep Tayyip Erdoğan: Burayı sadece Kıbrıs ilgilendiriyor, belediyeyi, milletvekili seçimlerini koyalım bir tarafa. Nasıl olsa buradakiler oy kullanamayacak, o Türkiye’yi ilgilendiriyor. Biz sadece Kıbrıs’ı konuşacağız, tamam. (…). Değerli arkadaşlar, Kıbrıs konusunda arkadaşımızın sorusunda yatan “oradan bir metre toprak verecek misiniz?”. Biliyorsunuz şu anda %36’sı Kıbrıs’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşam alanıdır. Belli bir oranda bu tür toprağı verebiliriz. Tabii biz garantör ülke olarak tavsiye ederiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu yaklaşımı gösterir.

Oktan Keleş: Nah veririz! Maalesef ki Yunanistan bu gibi sözde gazeteciler, içimizdeki birilerinin kalemleri ve yanlış yönlendirilen siyasetçiler, tecrübesizlik zamanını yakalayan ABD’nin etki elemanlarının planları doğrultusunda yapılan konuşmalar yüzünden cesaret bulmaktadır ama özde askerleri de çok iyi bilir ki hatta bugün yaşayanların kendileri ve dedeleri de çok iyi bilmektedir ki Türk milleti son sözünü söylememiştir ve söz söylemeye başlayınca da söz biter, pusatlar parlar cephede. Şimdi Yunanistan’ın bugün itibariyle şımarması ve maalesef ki savaş çıkmayacak dememin sebeplerini anlamış olmanız gerekmektedir diye düşünüyorum. Rusya- Ukrayna Savaşı’nı 27 Ocak’ta bir ay öncesinden günü gününe, saati saatine, dakikası dakikasına veren biri olarak dünyada -ene kabul etmeyin- tek kişi olarak ve aynı anda günlerce, haftalarca “asla Rusya, Ukrayna’ya girmeyecek “ diyen sözde güvenlik uzmanları, televizyondaki gazeteciler, araştırmacılar, şunlar bunlara karşı dünyada tek olarak dakikası dakikasına iddialı bir şekilde istihbarat veren Oktan Keleş olarak söylüyorum ki 2030’lu yıllara kadar Türk- Yunan savaşı çıkmayacaktır. 30’lu ve 40’lı yıllar arasını şu anda dillendirmiyorum ancak kısıtlı operasyonlar Kardak misali yapılabilir, yapılmalıdır da, anında cevap verilmelidir Yunan şımarığına ve uyduruğuna. Hatta Türkiye içerisindeki Yunan yanlıları tespit edilmelidir. Bunlar vatandaş dahi olsa tespit edilmeli, önlemler alınmalıdır. Tarihten biz Türkler de çok ders çıkarttık. İşgal kuvvetlerini ilk alkışlayarak karşılayanlar bu Rumlar ve Yunanlılardı. Aynı hayali bekliyorlar. Ama bu sefer ki bilsinler ki Tengri şahit olsun, Türk milleti hiç olmadığı kadar gençleriyle ve gücüyle, dinamiğiyle, ordusuyla o kadar güçlüdür ki bu sefer gelmeye adım attıkları anda adımlarını attıkları mesafeden geldikleri gibi, adım attıkları gibi dönmeyeceklerdir! Gök girsin, kızıl çıksın! Şovenist söylemler değildir bunlar, Türkçü söylemlerdir, Türk milletinin bir ferdi olarak sarf edilmiş sözlerdir. Maalesef ki savaş çıkmayacak diyorum. Keşke çıksa. 153 adanın uluslararası hukukta tanımı yapılmalıdır ve Türkiye gerekli müdahaleleri yapmalıdır. Amerika, biraz önce izletmiş olduğum çeşitli belgesellerden görüntülerle gördüğünüz gibi Türkiye’yi kaybetme korkusu yaşamaktadır. Bu yüzdendir ki Yunanistan’ı şımartmış, Dedeağaç’ı silahlandırmış ve çevremizi sarmıştır. Ancak Türk milletine şu iyi anlatılmalıdır: Atlantik ve NATO’nun kârı nedir, zararı nedir? Tarihsel açıdan ele alındırıp kamuoyunda tartıştırılma zamanı gelmiştir. Bunu rasyonalite içinde yapmamız gerekmektedir, yani şovenist bir dille “NATO’dan bugün çıkalım, şunu yapalım, bunu edelim” değil. Türk milleti karar verme aşamasına gelmiştir. Bakınız, Rusya’ya karşı Yunanistan’ında içinde bulunmuş olduğu 15 ülke ile batılı “dış güç, dış güç” dediğimiz ve bütün melanetin oradan geldiğini iddia ettiğimiz –ki doğrudur- dediğimiz politikaları ve siyaseti uyguladığımız şu günlerde kol kola Rusya’ya karşı “Rusya’yı nasıl yok ederiz” tatbikatı yapılırken Rusya neden Türkiye’ye güvensin? Kaldı ki daha önce de söyledim, biz bölgesel bir gücüz ve bölge ülkeleriyle dostane birliktelikler, ticaretler yapmakla mükellefiz. Sulhu tesis etmeliyiz. Bölgesel güçlerin içinde bölgesel güç olarak, katkı sunarak büyük bir güç hâline gelip emperyalizmi bir şekilde yok etmeliyiz. Gelecek nesillerimize temiz bir ülke, daha yaşanılır ki ben yaşım itibariyle de gaz kuyruklarına girmiş, yağ kuyruklarına girmiş bir çocukken üstelik de o zamanı bilenler bilirler, biz çocuklar kuyruklara sokulurdu, sıra geldiği zaman büyüklerimiz gelir, sıraya girer ve işte iki tane sana yağ -ki sana yağ da çok yoktu o dönemlerde- işte gaz -anneciğimin hâlâ saklarım evimde ispirto ocağını- bir küçük bir doğalgaz alacağız diye kuyruklarda beklerdik. Bu müsebbipler Amerika’dır, siyasi tarihine girmiyorum bile ama zamanla gireceğiz. Kısacası sorun şudur: Artık Atlantik Paktı, Türk kamuoyuna, Türk milletine olduğu gibi anlatılmalıdır. Bir karar verme, en azından psikolojimizi ve sosyolojimizi buna karşı hazırlama zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Bunu hemen Rusçuluk, bunu hemen efendim Avrasyacılık, şuculuk, buculuk olarak görmeyin, Türkiye’nin bağımsızlık hareketi olarak görün. Atlantik’in, Amerika’nın kendi problemlerini Türkiye’nin üzerine yüklemesine niye müsaade edelim? Bugünkü siyasi oluşumlara bakın. Hemen millî bir mesele geldiği zaman efendim işte “Bugün Yunanistan ile savaş çıkarsa AK Parti tekrar başta kalır mı?”… Onun için mi savaş yapılır? Böyle saçma sapan şeyler düşünülebilinir mi? Türk ordusu durup dururken savaş açar mı, savaşa girer mi? Kabile ordusu mu? Türk siyasi hayatına Türk ordusu kendini feda mı edecek?  Bir takım onursuzlar ve hainlerin bir zamanlar ve tarihten gelir olan alışkanlıkları sürecinde dahi yaptıkları ve karşılığını şiddetle buldukları ve karşılığını gösterdiği yüce Türk ordusu, gösterdi yüce Türk ordusu… Türk milletini ateşe atar mı? Yunanistan ile savaşırsa canım, kanım feda olsun Türk ordusuna, ilk gidenlerden olacağım. Ama şunu bilin ki AK Parti’ye oy vermeyeceğim. Konu AK Parti konusu değil ki veya konu mevcut seçimler işte “Yunanistan’da da seçimler var, bizde de seçimler var, danışıklı dönüşüklü…” hayır, buna bağlamıyorum. Bu tarihten gelen bir husumettir, problemdir ve Atlantik Paktı bunu bu şekilde sürdürmektedir. Oradaki adaların kıta sahanlığı içerisinde baktığımız zaman Osmanlı döneminden dahi adalar bölünmüş ve kıtayı bölen sınırlar içerisinde gösterilmiştir, biraz tarihini araştırırsanız göreceksiniz. Yani Avrupa ile Asya’yı bölen sınır içerisindedir adalar. Avrupa Birliği de bunun üzerine oynamaktadır.

Gelelim Prens Charles meselesine. Amma da abarttınız ya! Bir de bazı soysuzlar -ki daha önce de basında çıkmıştı- efendim neymiş “Kraliçe Elizabeth, Hz. Muhammed’in soyundan mıymış”. Daha önce de gazetelerde yer almıştı. Fas gazetesi yazmış 85’li yıllarda falan daha sonra İngiliz otorite belli şecere cemiyeti diye bir uyduruk istihbarat cemiyeti, İngilizlerin her zamanki hikâyesi Müslümanların gururunu okşamak için… Hâşâ, Hz. Muhammed’e bir hakarettir bu. Şimdi kısaca ona da değineceğiz. Evet. Yalnız şunu bilmek lazım: Prens Charles, dayısı, dedesi, soyu, Avrupa bütün hanedanlarına baktığımız zaman İngiliz Kraliyet Ailesi ile akrabadır. Kraliçe Victoria’nın torunu Alman Wilhelm’dir. Bakınız Alman imparatoruna. Aralarında husumet çıktığı zaman torunumuza bir mektup yazarız, hallederiz demişlerdir. Diğer Avrupa hanedanları da aynı şekildedir, kendileri monarşiyle yönetilir ama şunun altını çizelim; neden hep İngiliz Kraliyet Ailesi üst düzeydedir? Yani diğer Avrupa ülkelerinde de krallık vardır, monarşi vardır ama hep İngiliz Kraliyet Ailesi ön planda tutulur. Şimdi, Elizabeth öldü, arkasından üzülenler oldu. “Uçtu Uçtu Kraliçe Uçtu!” diye bir yazı yazmıştım ve hiç yayınlanmayan çocukken bir fotoğrafını yayınlamıştım. Sun Dergisi de kısa bir video filmini Kraliçe’nin -hatta eteği dahi aynıydı benim yayınladığım fotoğrafta- Nazi selamı verirken dayısıyla ve familyasıyla yayınlamıştı, 2015’teki Onaltıyıldız’daki yazıma bakarsınız. O dönemlerde de bazı tepkilerle karşılaşmıştık, daha doğrusu kulağımıza su kaçırarak ya bu işlere girmeyin siz falan denmişti. Kraliçe’nin işte soyu Müslüman’mış da, sünnetliymiş de, bilmem neymiş… Şimdi onlara değineceğiz. O zaman da söyledik, Yahudi krallarından ve en azından o miti taşıyan bir hanedandan bahsediyoruz. Hz. Muhammed’in soyu olduğunu iddia ettiğiniz ki iddia edenlere söylüyorum onlar dahi inanmıyor da bunu bir virüs olarak atıyorlar Müslümanların önüne daha önce attıkları gibi. Rezil bir familya olduğunu göreceksiniz, kısaca. Bu bir hakarettir. Bunu ortaya atan, kabul eden kişiler kesinlikle yezit soyundan gelmedir. Kendi soylarına bir baksınlar. Şimdi Prens Charles meselesine tekrar dönelim “Kral oldu”, “Ne olacak?”… Artık İngiltere’nin de monarşide sallandığı günler başlamıştır ancak Charles’ın bir özelliği vardır, Philip, dayısı Yunanistan kralıydı, Yunan prensiydi. Şimdi onlara biraz değinelim. Bugünkü Yunanistan olaylarıyla yine Amerika’nın paslaşmasıyla İngiltere’nin –Brexit’lere falan girmiyorum- hanedan değişiminde yani kral olmasında Yunanistan’ın şımardığı bir nokta vardır, İngilizlerin özelliğidir onları da gururunu okşar, bizde nasıl bu Boris Johnson işte Ali Kemal’in, hain Ali Kemal’in neslinden geliyor diyerek, Türk falan filan diyerek bazılarının gururunu okşamıştı ya Yunan kralı olan dayısı Charles’ın da Yunanlılara acaba ne sözler verdiler? Yeni bir Britanya, yeni bir İngiltere ki bu terimler bile farklıdır aslında, Birleşik Krallık farklıdır.  Burada Amerika Birleşik Devletleri kelimesine takılmayın, onların aslındaki bu çağdaki ismi Amerika Birleşemeyen Devletleri olarak dağılacaktır yakında ama çok yakında değil tabii ki gelişen olaylarda. İngiltere’nin bunda rolü vardır. Arap ülkelerini, Ortadoğu’yu yönlendiren ve onlarla ilişkide bulunan İngilizlerdir tarihsel olarak, sömürenler de onlardır, etki sahalarında hep onlar vardır daha önce de Hindistan’ı sömürdükleri gibi. Bakınız Asya’da yaptıkları faaliyetleri istihbarat faaliyetlerine, daha önce de yüzyılımızda I. Dünya Savaşı öncesi ve I. Dünya Savaşı sonrası faaliyetlerine göreceksiniz. Bugün de Müslümanların gururunu okşamak için tekrar hortlattılar utanmadan ve Akit Gazetesi “Hz. Muhammed’in soyundan mı?” diyerek haber yapıyor ya. Ya bu Peygamber’e hakarettir! Şimdi bakalım Charles’ın ve Kraliçe’nin küçük tarihine. Siz Hz. Peygamber ile akraba olduğuna ne kadar vicdanen nefes alarak ikna olacaksınız, ironi yapıyorum tabii. Akit’in haberi “ ‘İngiliz Kraliçesi Elizabeth, Hz. Muhammed’in soyundan geliyor’ iddiası”. İddiası! Ya bu haberleştirilir mi! “İddiaya göre şu anki İngiliz Kraliçesi Elizabeth’in soyu 43 kuşak geriye gidince Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e dayanıyor. İddia İngiliz otorite kuruluşu -dikkat ediniz- Burke’s Peerage tarafından ortaya atılmış.”. Kim?! “İngiliz otorite kuruluşu”... Bakınız, bakınız kimi kaynak gösteriyor, kimi referans alıyor. Haberin devamında da “ülke bu iddiayla çalkalanıyor”muş, yalana bak! Zaten bu daha önce de çıkmıştı. 43 kuşak geriye gidince Hz. Muhammed’in soyuna dayanıyormuş! Uzmanları 1986 yılında keşfetmiş! Bulgular… Fas gazetesinde yayınlandı, o dönemde de biz bir eleştiri getirmiştik. Ve “İngiliz gazetesi Daily Mail’e göre de bulgular 1986 yılında Kraliyetin soyunu araştıran ve Kraliçe’nin Hz. Muhammed’in uzak bir nesebi olduğu ileri sürülen İngiliz otorite kuruluşu Burke’s Peerage tarafından ilk defa yayınlandı” haberiyle… Şimdi bakın, tezatlara bakın. İşte buna göre 14. yüzyılda İspanya Müslümanlarına, Hz. Fatıma’ya uzanıyormuş da sonra vesaire, vesaire işte… Konu aynı zamanda Mısır’ın münafık müftüsü, eski baş müftüsü Ali Cuma veya Gomaa tarafından da doğrulanmış. Bakınız, şimdi bu müftü meselesine gireceğiz… Yine devam ediyor işte Zaida’nın… Haber ortada zaten ve farklı görüşler de var diyor haberde, yani böyle olmayabilir… Efendim neymiş “Zaida’nın Hz. Muhammed’in soyundan gelen ve şarap içen bir halifenin torunu olduğu ifade ediliyor…” bu Zaida’nın da soyundan falan geldiği söyleniyormuş, tabii iddia falan diyor ve bunu Akit Gazetesi Müslümanların gözüne sokuyor “iddia yaa, acaba hakikaten öyle mi”… Bir arada sünnetli münnetli dediler ya… İstirham ediyorum, şimdi bu önce Mısır müftüsü kimmiş ve Mısırlı asıl din adamları ona ne diyormuş: “ ‘Karadavi’den eski Mısır Müftüsü Cuma’ya sert tepki’. Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Dr. Yusuf el-Karadavi yaptığı açıklamada eski Mısır müftüsü Ali Cuma’nın -Gomaa’nın- Kur’an ve hadis naslarını tahrif edip ümmetin icma ettiği konulara muhalif beyanlar vererek insanlığa ve İslam’a sığmayacak tutum sergilediğini ifade etti.” ve birçok ithamda bulundu. Yani şimdi buna mı inanalım ona mı inanalım? Akit’in yaptığı propagandaya bak!

“Prens Philip ise Yunanistan ve Danimarka Prensi idi. İngiliz vatandaşı değildi. Yunan kralının yeğeni olup Korfu adasında doğmuştu. Yani, Prens Charles –bugünkü kral- yarı Yunanlıdır.” Göreceksiniz araştırırsanız. Bakın bunlar da monarşiyle yönetilen Avrupa ülkelerini sayalım ve diğerlerini: Andora, Avusturalya, Bahamalar, -Avusturalya kıta tabii- Belçika, Belize, Kamboçya, Kanada, Danimarka, Grenada, Japonya –Asya’da tabii-, Lüksemburg, Malezya, Hollanda bakıyorsunuz Büyük Britanya vesaire İspanya, İsveç hani bunlar bir şekilde demokrasinin beşiği ya… Yine teokrasiyle İran, Vatikan değil mi... Anayasal hükümdarlık monarşisine baktığımız zaman Bahreyn, Ürdün, yine Monako, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas vesaire, vesaire bakarsanız göreceksiniz. Bu İngiliz Kraliyet Ailesi birçok Avrupa hanedanıyla akraba dediğimiz gibi. İçli dışlılar ve sapkın ilişkileri var. Şimdi bu Habsburg Hanedanı vesaire onları falan konu etmiyorum. 15 ülke kralı, 36 da küçük yönetimin başı aslında çok büyük etkisi ve yetkisi var ancak Charles zamanında birçok bu krallığa bağlı olan yönetimler bu hanedandan ayrılacaklar, ülkeler ayrılacaklar, isyanlar çıkacak çünkü yeni şekillenen dünyada sistem bunu gerektirmeye doğru gidiyor. Bakın o Kraliçe’nin “Heil Hitler” yaptığı fotoğraflar. Yine birçok haber bulabilirsiniz, Nazi geçmişi İngiltere Kraliyet Ailesi’nin vesaire. Benim yayınımdan sonra bu fotoğraflar yayınlanmıştı. “Kraliçe Elizabeth’in 1933 yılında Nazi selamı verirken çekilen görüntüleri ortaya çıktı. İngiliz Sun Gazetesi’nin manşetlerinden verdiği haberde de 7 yaşında olan İngiliz Kraliçesi…” yani bu ölen Elizabeth’in ve kız kardeşi Margaret vesaire… Kraliçe onları mahkemeye veriyor, bunun diyor telif hakkı bendeydi nasıl yaptınız ve bayağı bir sorunlar yaşadılar, biz tabii takip ettik, biz orada Yahudi asıllıdır, şeytani damarlıdır diyerek... Yazımıza Onaltıyıldız’dan bakabilirsiniz. Ve dünyada ilk yayınladığım metafizik anlamında da fotoğrafı buydu, şöyle alalım, Onaltıyıldız’da göreceksiniz. Üstelik resimde Kraliçe metafizik çalışmalar yapılırken çekilmiş fotoğrafları da var diyerek, evet, o fotoğrafla Kraliçe’nin gördüğünüz gibi etekleri dahi aynıydı ama ilk defa biz yayınlamıştık. Kıymetli takipçiler bunların Nazi sevdası gördüğünüz gibi Charles’ın oğlu kendi gazetelerinde manşet olmuştu Nazi sembolleri ile, Svastika ile. “Harry the Nazi” görmüş olduğunuz gibi manşet olmuştu ve İngiliz Kraliyet Ailesi bu fotoğraflardan dolayı özür dilemişti çünkü Almanlarla ve Nazilerle sıkı fıkı hem fiziksel hem metafiziksel ilişkileri olan bir hanedan. Şu pis görüntüyü de yayınlamak istemiyorum aslında, Prens Harry’nin çıplak, homoseksüel ilişkisini bilardo oynarken çıplak olarak basına sızdırdıkları rezalet. Bu mu Hz. Muhammed’in soyu terbiyesizler! Utanmaz, soysuzlar! Yezidin soyları!

Bu da Victoria’nın torunu Wilhelm’ın kendi yapmış oldukları belgesel. Bakın kıymetli takipçiler ensest ilişkilerden bakın kendileri anlatıyorlar (The Secret History Of Queen Victoria's Disabled Grandson | The Crippled Kaiser | Absolute History belgeselinden bir kesit izletiliyor). “Ensest arzularla bunalmış bir çocuk…” ve çıkan belgeler…

Kıymetli takipçiler, yıllarca “sünnetliydi Charles” yok “İngiliz Kraliyet Ailesi gizli Müslüman” gibi İngiliz gizli servisinin de MI6’in, MI5’ın yaydığı maalesef ki Müslüman dünyasına bir dezenformasyondan başka bir şey olmadığı gibi kendi filmlerinde, kendi çevirdikleri İngiliz filmlerinde dahi konunun içeriğini anlattıkları Charles’ın Yahudi olduğu, krallardan olduğu yani o soydan olduğu, neden sünnet olduğu kendi filmlerinde, temalarında işlenmektedir. Alın sizlerden ondan bir tanesi, Türkiye’de de gösterime girmişti (ilgili filmden bir kesit izletiliyor):

Oyuncu 1: (…) Peki ya Mason’un hikâyesi?

Oyuncu 2: Birkaç isim var; fakat üniversite hiyerarşisinin ne kadar yukarı uzandığını çözemedim.

Oyuncu 1: O hâlde hazır değildin. Fikri olan?

Oyuncu 3: Prens William’ın Aziz Andros’a gittiğini duydunuz mu?

Oyuncu 1: Haber bu mu?

Oyuncu 4: Prens William’ın sünnet olup olmadığını araştırabiliriz.

Oyuncu 1: Sünnet mi?

Oyuncu 4: Evet. Prens Charles, Hahambaşı tarafından sünnet edildi. Bu kralların eskiden kalma bir ritüelidir.

Oktan Keleş: İşte görmüş olduğunuz gibi hahambaşı tarafından sünnet edildiğini kendi filmlerinde dahi İngiliz yapımlarında -ve daha eski filmler de var, araştırırsanız göreceksiniz- anlatılmaktadır, yüzlerce yayın vardır bunlarla alakalı ama nedense İslam dünyasının önüne atıyorlar ve bir takım ahmaklar da bunu yiyor. Tabii tenzih ediyorum yemeyenleri.

“ ‘Cesedi patlayan I. William’. Kurşun tabut geleneği…” şimdiki Kraliçe de o şekilde gömülecek, çalınmasından ve patlamasından korkuluyor. “I. William savaş sırasında bağırsaklarının delinmesiyle ağır yaralanmış ve yavaş yavaş ölmüştü.  Öldüğünde naaşına mücadele içinde olduğu oğlu Robert da dâhil olmak üzere ailesinden kimse sahip çıkmadı.” bu adamı, Hz. Peygamber ile bu soyu bir tutuyorlar. “Cesedi taş bir levha üzerinde çürümeye bırakılmıştı. Bir şövalye ona cenaze töreni düzenlemeyi istedi…” falan falan “Dayanılmaz bir koku tüm alanı sardı… rezaletti… şişti ve patladı…”. Rezalet, iğrenç! Ve “Bu trajik olay tarihe geçerken sonraki yüzyıllarda Kral I. William’la aynı sonu paylaşmak istemeyen kraliyet üyeleri kurşun kaplı tabutları benimsedi.” falan falan. Bunların tarihi rezaletlerle doludur. Bende öyle görüntüler var ki şimdi yayınlamanın anlamı da yok. İşte bu da onlara bir cevap olsun. Prens Charles’ın işi de artık göreceksiniz o kadar zor olacak ki İngiltere’yi bu kadar abartanlar. Tabii ki küçümsemiyoruz ancak Kraliyet Ailesinin, neden İngiliz Kraliyet Ailesinin dünyada ön plana çıkarıldığını bir araştırın, hangi kralların soyuna dayandığını bakın. Hz. Muhammed’e atılan bu alçakça iftirayı O’nun soyuna bina edenlerin de yüzüne tükürün!

Gelelim İngiliz Kraliçesi’nin veya Kralların taktığı taç… İngilizler aslında ne Katolik ne Protestan ne Ortodoks olarak Anglikan Kilisesi ile devam etmişler kurmuşlardır ayrı bir Hristiyanlık anlayışı vesaire ki o da bugün sıkıntıdadır. Taçlarında haç bulunmaktadır. Hz. Peygamber ile soy birliği yapanlara duyurulur. O tacın anlamı “Krallığın başı benim, Hristiyanlığın da başı benim” anlamındadır. Onlarca video, onlarca fotoğraf bulacaksınız yüzlerce. Taç giyme törenleri, eski siyah beyaz eski Victoria’nın eşinin ve bunun vesaire. Hep bu taçlar üstelikle değerli mücevherlerle süslenmiştir vesaire, vesaire, vesaire. İşte gördüğünüz gibi. Her yere de o tacı taşırlar sembolik olarak.

Kim takar İngiliz kraliyet tacını. Biz Türklerin elinde bir hiçtir! Üfleriz ve biter. Bizi bağlayan tek şey şanlı Ay-Yıldız’dır.

Acı taziye. Birilerinin Kraliçesi vefat etmiştir. Cenaze namazı öğlen ezanını müteakiben kılınıp, cemaatinin Akitçiler olup, namazı kıldıranın da Cübbeli olup Eyüp Mezarlığı’na defnedilmesi bekleniyor.

Demek ki İslam Peygamberi’ne de bir iftira vardır. Bunu yapanlar ortadadır ve bu sünnet filan hikâyelerine de kulak asmayınız, Yahudiler de sünnet olur ve eski kral geleneğidir. Oralara şimdi girmenin anlamı yok, araştırırsanız göreceksiniz. Gelelim Atlantik, NATO ve Yunanistan- Türkiye ilişkilerine. Arz ettiğim gibi artık NATO’yu Türk milletinin kamuoyuna ve görüşlerine açmanın zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Aynı zamanda Yunanistan’a bir şamar atmamız da elzemdir. Fakat maalesef ki yine söylüyorum Yunanistan ile bir savaş çıkmayacaktır. Birçok istihbaratımın çıktığını takipçilerimiz bilmektedirler. Bugün 11 Eylül ve 22 Eylül arasında NATO Ege deniz tatbikatı yapıyorsun Türkiye’nin komutasında ve 15 ülke ve arasında Yunanistan -Rusya’ya karşı- sonra da maalesef ki dış politikanın ve bölge ülkelerinin tedirginliklerinin tetiklemiş olduğu olumsuzlukları ülkemizde yaşıyorsun. Olay bu kadar basittir. Bağımsız olmanın, bağımsız hareket etmenin, bağımsız problemlerimizi çözmenin zamanı gelmiştir. Türk milletinin, Türk devletinin karar verme aşaması işte bugünlerdir. Yunanistan ile savaş çıkmayacaktır. Aynı şekilde Ermenistan meselesi de Rusya’dan izinsiz olamaz. Suriye meselesinde de Esat ile oturulup, konuşulup bir an önce bölgede istikrar sağlanmalıdır. Nasıl İsrail ile oturup anlaşıyorsan neden Esat ile anlaşmıyorsunuz?  Mısır ile de anlaşın dediğimiz zaman -yazılarımız ortadadır- çömkürenler bugün neredesiniz? Mısır ile de oturulup konuşulmaktadır ki doğrusu budur. Bölgede de barış gerekmektedir. Önce komşuluk ilişkilerimiz. Ve Atlantik’ten bir an önce kurtulmamızın zamanı gelmiştir. Eğer Türkiye’de müreffeh bir yaşam tarzı ve gerçek manada bir özgürlükten, ekonomik üstünlükten ve milletin sosyal refahının artmasından söz edeceksek ve yine güvenlikçi politikalarımızla tam bağımsız bir şekilde kararlarımızı kendimiz alacaksak bu NATO belasından bir an önce uzaklaşmamız gerekmektedir. Tabii ki şovenist bir akım projesi ile değil, mümkün mertebe rasyonalist ve realist bir şekilde, menfaatlerimize uygun bir şekilde. Ama önce Atlantik’i ve NATO’yu, Amerika Birleşik Devletleri’nin sözde müttefikliğini Türk milletine dosdoğru anlatmamızın zamanı gelmiştir. Bunu yapacak olanlar da siyasetçilerdir. Hamasi söylemler, şunu yaparız, bunu yaparız, ederizle değil. Tekrar… Bakınız geçmiş belgesellerden küçük bir enstantane gösterdim. Dün yaşadığımız gibi bugün yaşıyoruz, bugün yaşadığımız gibi yarın yaşamak istemiyorsak Türk milleti dünyadaki o asil yerini almak zorunda ve bundan taviz vermemekle mükelleftir. Küçük bir analiz olarak başladık yine uzun sürdü. Kamerada Gökhan kardeşim var, teşekkürlerimi kendisine iletiyorum. Teşekkür ederim Gökhan.

Gökhan Demircan: Rica ederim.

Oktan Keleş: İnanıyorum ki az da olsa birkaç unsuru belirtmişimdir. Faydalı olmuştur diye düşünüyorum. Yeni dünya düzeninde -ki bu klasik anlamdaki yeni dünya düzeninden bahsetmiyorum- pandemi sonrası ve pandemiyi tasarlayanlar önümüzdeki yıllarda, aylarda, çok yakın zamanda aşının yan etkilerinin insanlığa açtığı durumları da kamuoyunda tartışacaklar, birbirlerini suçlayacaklardır. Ve dünya dengeleri 10 yıl önce, 15 yıl önce yazmış olduğum kitaplarda iki kutuplu dünyanın çökmesiyle Amerika Birleşik Devletleri tek kutupa gelmiş ama başaramayacak, çok kutupluluğa ve daha sonra Tanrı ve Tanrısızlar savaşına gidecek, yine iki kutupluluğa ve birkaç kutuplu dünyaya doğru evrilecek dediğim zaman C Planı adı altında yazıp çizip televizyonlarda anlattığımda o dönemlerde çok ilgi çekmemişti fakat şu anda onlar yaşanmakta. Türk milleti uyanık olmalıdır. İnanıyorum ki çok güzel günler bizi beklemektedir. Kesinlikle dezenformanist veya yanlış enforme edilen bilgileri, istihbaratları kale almayıp, birlik ve beraberliğimizi devam ettirip ve bekamızı daha da güçlendirip, kardeşlik değerimizi perçinleyip Türk’ün yürüyüşünün devam edeceğini hep beraber göreceğiz. İç siyasete girmiyorum. Daha önce yapmış olduğum analizlerin geçerli olduğunu sadece buradan belirtmek istiyorum.

Yaşasın Türk Devleti, yaşasın Türk Milleti, şan olsun Türk Ordusu’na.

Tengri biz menen.

Saygı ve sevgilerimle.

 Not: Videoyu yayına hazırlayan  Fatih Erdoğan'a, konuşmayı deşifre eden Esra Sert ve Kazım Kubilay'a  teşekkür ederiz.



Bu haber 5,716 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,958 µs