En Sıcak Konular

DNA'nın İzinde: İnsanlıktan Çıkmak

21 Temmuz 2022 12:48 tsi
DNA'nın İzinde: İnsanlıktan Çıkmak Fatih Yıldız yazdı...

DNA'nın İzinde: İnsanlıktan Çıkmak

 

Yürü be, yürü be, yürü be, yürü be, insan değilsin.
Kendini bilmeyen, canım, halkı ne bilsin?
Halkı, halkı, halkı, halkı, Hakk'ı ne bilsin?

 

Aşık Mahzuni Şerif

Bu yazıda Kuran’dan, Kambabamın roman ve videolarından, bazı bilimsel gelişmeler ve makalelerden çıkarımlar yapıp aklıma gelen soruları sizlere de yöneltmek istiyorum. Yazacaklarımın doğruluğu, kesinliği yönünde bir iddiam yoktur. Sizlerin de düşünceleriyle doğruya ulaşmaktır maksadım. Yanlışlar bana doğrular Onaltıyıldız ailesinedir. Bu yazıyı bakteriler ile ilgili izlediğim kısa bir videodan sonra aklımda oluşan sorulardan dolayı yazmaya karar verdim. Tabi konu sonrasında başka noktalara da evrildi.

Bakteriler öyle canlılar ki milyonlarca yıldır insan vücudunda ve gezegenimizde her yeri işgal etmiş, ele geçirmiş durumdular. O kadar yaygınlar ki bugün dünyamızda bakterinin bulunmadığı yer yok diyebiliriz. Yediğimiz besinlerden, soluduğumuz havaya, hücrelerimize kadar hayatın her yerinde bakteriler mevcut durumda. İnsan yaşamı bile neredeyse bakteriler üzerine kurulu diyebiliriz. Nitekim bugün vücudumuzun yarısının bakterilerden oluştuğu söyleniyor. Doğanın döngüsü içinde de bakterilerin yüzlerce faydası bulunuyor. Bakterilerin hayatımızın içinde bu kadar büyük bir rol oynaması beraberinde de bir riski getirir mi diye insanın aklına gelmiyor değil. Nitekim bu konu 10 yıl önce “Emir Yıldız'dan Romanının 11. Bölümü: Kutuplarda Antibiyotik Savaşları” yazısında ele alınmıştı. Yazıda Osman Baba şöyle diyordu: “Kutuplarda şimdiye kadar bilinen antibiyotiklerden daha etkili antibiyotikler vardır. Aynı zamanda burada biyolojik silah olarak kullanılacak bakterilerin olduğu da aşikârdır.”

Yani bakteriler öyle geniş imkânlar sunuyor ki insanoğlu bunu lehine kullanıp ilaçta üretebilir aleyhine kullanıp biyolojik silahta üretebilir…

 

à”Elektrik üreten bakteriler” (https://www.nasa.gov/feature/ames/could-electricity-producing-bacteria-help-power-future-space-missions)

Elektrik üreten bakteriler gelecekte bizim için başka enerji kaynakları üretebilir mi? Bakterileri bunun için kodlamayı öğrenirsek enerji sorununa çözüm olmaz mı? Yine bu konuda da araştırmalar yapılıyor.

à “Bakteriler süper verimli roket yakıtı yapabilir” (https://www.space.com/bioengineered-bacteria-efficient-rocket-fuel)

Dikkat edilirse bu çalışmalardaki ana amaç uzaya gitmek ve oradaki enerji sorununu çözmek. Bir başka haberle daha devam edelim.

à”Plastik yiyen bakteriler” (https://www.livescience.com/plastic-eating-bacteria)

Doğa için çok faydalı olabilecek bir tür plastik yiyen bakteriler.  Peki, mesela bunun et yiyen türü olsa insanlar tehlike de olmaz mıydı? Tabii ki evet, et yiyen bir bakteri türünün olduğu haberlere de internetten ulaşabilirsiniz. Maddeye emirlerin verilebildiği, hücrelerin kodlanabildiği bu çağda bakteriler bir şekilde gezegenimizdeki canlılığı yok etmeye karar verseler insanoğlu için bilinen tarihte belki de eşi ve benzeri görülmemiş bir risk doğacaktır. Bu önemli bir problemdir. Peki, insanlar bu tarz bakteri ve virüs gibi canlıları istediği şekilde yönlendirip, kodlayabilir mi? Evet. Adguk’un 110. sayfasında anlatılan “Dolar yiyen virüs” bölümünü hatırlayınız. Demek ki artık günümüzde bakteriler ya da virüsler bu şekilde programlanabiliyor ya da laboratuarlarda istenilen şekilde bu tarz bakteri ve virüsler oluşturulabiliyor.

Tarih boyunca insanlar da bakteri ve virüslerle yan yana yaşadı. Biz bazı hastalıklara yol açanlarına karşı direnç geliştirirken, onlar da yeni bulaşma yöntemleri geliştirdi. Milyonlarca yıldır bu süreç böyle devam ederken inanılmaz bir veri oluştu. Tarih boyunca yaşanılan tüm bu hastalıklardan hem insan hem de bakteri ve virüsler birçok tecrübe edindi. Adeta doğal bir kütüphane oluştu.  Yıllardan beri öğrendikleri bilgilerle hayatta kalmanın birçok yolunu buldular. Belki de türlü felaketler atlattılar. Tufanlar, nükleer savaşlar, galaktik savaşlar, bugün daha adını bilmediğimiz birçok ölümcül hastalıklar, göktaşı, volkan gibi doğal felaketler vs. vs. Tüm bu yaşananlar bakterilerin DNA’larında kayıtlı olarak duruyor olabilir mi? Teknoloji ile bunları okumanın yolunu bulursak tarih içinde neler yaşandığının izlerine de ulaşabilir miyiz? Bu noktada DNA inanılmaz bir veri depolama yöntemi olarak karşımıza çıkabilir. Nitekim Bugün dünyadaki yaşamın ne kadar eskiye uzandığını araştıran bilim adamları bunu bakteriler üzerinde yürüttükleri araştırmalar sonucunda çıkarımlar yaparak bulmaya çalışıyorlar ve yaptıkları çıkarımlarla yaklaşık 3-4 milyar yıllık bir süreden bahsediyorlar. Demek istediğim bakterilerin izleri takip edilerek bu ve buna benzer bilgilere ulaşılabiliyor. Peki, sadece bu bilgilere mi ulaşılabilir?

Bakteriler başka bir bakteriye kendi deneyimlerini aktarabiliyor. Ölmesine ya da bölünmesine gerek kalmadan bakteriler bunu gerçekleştirebiliyorlar. Birbirleriyle elektriksel iletişim kurabiliyorlar. Biz bir bakteriye düşünmeyi öğretirsek ya da yazılımını geliştirmeyi, kendi kodunu yazmayı öğretirsek bu bakteri diğerleriyle iletişimi sayesinde bizim hepsine öğretmemize gerek kalmadan kendileri arasında bunu aktarıp bir süper güce dönüşemezler mi? Yani demek istediğim bakterilerde bir DNA var. Onlara ait bir kod var ve bu DNA bir algoritmayla çalışıyor ona yüklenen kodlar ile çalışıyor. DNA’nın sahip olabileceği veri kapasitesini de düşünürsek (Bilgisayarlar 1 ve 0 girdileriyle kodlanıyor DNA ise 4 girdili) o DNA’nın içerisine yüksek boyutlarda veriler sıkıştırılabilinir. Peki, o algoritmaya biz öğrenebilen, bir nevi yapay zekâ programı yüklersek ve bu geliştirilirse bakterilere yeni algoritmalar ya da öğrenebilen algoritmalar yüklersek bunun nasıl etkisi olabilir bir düşünün. Bugün sadece biz bunu makineler de test ediyoruz. Öğrenebilen bir algoritmaya sahip makineler yapıp konuşturuyoruz, bir nevi düşünmesini sağlıyoruz ya da satranç gibi oyunlarda insanları yenmesini sağlıyoruz ama bu sadece makinelerle sınırlı kalmayacaktır. Bunları organik canlılara da entegre ettiğimiz bir dönemin içerisindeyiz bu konuda bir çok çalışma mevcut ki zaten bunun en büyük örneği de insanın kendisidir. İnsan yazılımıyla birlikte gelişmiş bir organik yapay zekâyız. Hayatımızın her yerinde olan bakterilere bu gücü vermek ve bunu yönlendirmek büyük bir güç sağlayacaktır. Örneğin uzaya gönderdiğimiz bakteriler adeta bir nevi orada insan gibi düşünüp hareket edebilecektir.

Mesela bir bakteriyi başka bir gezegene gönderip bunun orada hayatta kalmasını sağlayabiliriz. Orada diğer bakterilerle bir iletişim kurup koloni kurmasını ve çoğalıp yayılmalarını da sağlayabiliriz. Hatta oradaki bakterilerle iletişime geçip bilgi alışverişi, DNA alışverişi yapıp oradaki bilgilere de haiz olabilir. Yine bunun tam tersi uzaydan gönderilen kodlanmış bir bakteri topluluğu içine yüklenen verilerle buradaki bilgileri de çalabilir. Bakteri gibi canlıların istihbarat faaliyetleri için kullanılması da mümkün görünüyor. Yine araştırılırsa görülecektir ki bugün NASA uzaya bakteri gönderip orada onları uzun bir süre yaşatmaya çalışıyor.

Diyelim ki uzayda canlılığın ve yaşamın olduğu bir gezegen bulduk fakat burada bulunan yiyecek ve gıdalar bize uygun değil. Oradaki canlılar o besinlerle beslenebilecek biyolojik yapıları varken, biz o besinlerden yediğimiz halde zehirlendiğimizi varsayalım. Böyle bir durumda bakteri gibi canlıları kullanıp önceden oraya göndererek oradaki canlılığı değiştirmemiz mümkün olabilir miydi? Yani bir nevi oradaki doğayı kendimiz için mayalayabilir miydik? Bu soruya da evet diyorum. Çünkü bunun şu anda zaten dünyamız için yapıldığını Kambabam’dan öğrenmiştik.

Kambala çizgi romanı 3. Bölüm Sayfa 41 ve devamı (https://www.onaltiyildiz.com/?haber,6573)

Dünya insanlığını aşılamaya gelenler yiyeceklerin özünü kodluyorlar ve bu sayede insanlık uzaylı ırkına besin olacak kıvama geliyor…

 

Hep yapay zekânın gelişip insanları yok etmesinden bahsediyoruz. Bunun üzerine filmler, diziler çekiliyor. Peki ya bunu yapmaya bakteri veya virüs gibi canlılar karar verirse? Gelişen teknolojiyle öğrenen bir algoritmayı, yapay zekâyı yüklediğimiz bir bakteri insanlığı yok etmeye karar verirse? Ya da yapay zekâ dediğimiz şey bakteri gibi canlıların koduna ulaşıp onlara böyle bir emir verirse? (Yapay zekâ nasıl biyolojik canlılara hükmedecek diye bir soru akıllara gelebilir. İnternet ağıyla bakterilere ve DNA’ya emir ulaştırma ve kodlama gibi çalışmalarda yapılıyor. Bu konuya da ayrı bir yazıyla değinilecektir). Hali hazırda zaten tüm hücrelerimizde, beynimizde, soluduğumuz hava dâhil tüm doğada olan bu bakterilerle nasıl bir savaş vereceğiz? Buna karşı savunma mekanizmamız ne olacak? Örneğin bir bakteriyi kodlayıp şu ırkı, şu türü yok et desek ya da dolar yiyen bakteriler gibi şu nesnelere saldır, şu kişilere saldır, onları yok et dersek neler olur? Bu noktada dikkatimi çeken bir ayeti buraya eklemek istiyorum.

Bakterinin kelime anlamı, etimolojisi ilk keşfedildiği şeklinden dolayı “asa, değnek, çubuk” demek.

Şuara 44: Bunun üzerine iplerini ve asalarını attılar. "Firavunun onuru adına elbette galip gelecekler bizler olacağız." dediler

Araf 117: Biz de Musa'ya: "Asanı at." diye vahyettik. O, onların uydurdukları şeyleri yutuverdi.

Yani elbette ki Musa’nın elinde bir bakteri vardı kendisine vahyedilince de bu bakteriyi ortaya attı gibisinden bir şey demiyorum. Burada firavun ve adamlarını yenilgiye uğratacak büyük bir olay var.  Benim de demek istediğim bu olayın gerçekleşmesinde yani teknik altyapısında bakteri, virüs veya DNA gibi biyolojik yapıların da bir rolü olabilir mi?

 

Günümüzde artık DNA çalışmaları büyük bir hız kazandı. Microsoft gibi birçok teknoloji şirketi dahi bu konuya yatırım yapmaya başladı. İnsan Genom Projesinin tamamlanması ve gen haritasının çıkarılması yahut Crispr-Cas 9 gibi Nobel ödülü alan tekniklerin bulunmasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. Fakat burada örtülen bir gerçek var. DNA’nın bize söylendiği ve aktarıldığı gibi bir şey olduğunu düşünmüyorum. Hatta DNA’nın dahi tamamının bilinip bilinmediği de bir muamma. Peki, neden böyle diyorum? Hatırlarsanız bir videosunda Kambabam: “DNA’ları da biz yazdık” demişti. DNA, yaratılışın en temel kodlarını içerisinde barındıran çok karmaşık bir yazılım. Yaratılışın en başında kodlanan bir DNA varken bunun basit bir yapı olduğunu düşünemeyiz. Belki de teknolojiyle dahi açıklayamayacağımız bir yöntemle bu DNA’lar yazılmış olabilir. Şimdi düşünelim Bundan 200 yıl önce DNA diye bir şey bilinmiyordu daha sonraları belirli görüntüleme teknikleriyle bunları görmeye başladık. Peki, şimdi gördüğümüz DNA acaba bize kendisinin ne kadarını gösteriyor? Belki de ilerleyen teknolojiyle birlikte bugün var olmayan mikroskoptan daha gelişmiş tekniklerle daha farklı kısımlarını göreceğiz. Aslında demek istediğimi şöyle özetleyeyim. Bugün bizim her gördüğümüz şeyin 3 boyutlu olduğunu düşünmek gibi bir yanılgımız var. Evet, gözlerimiz 3 boyutu algılayabiliyor 4. Boyutu göremiyor. Ama bu her şeyin 3 boyutlu olduğu anlamına gelmiyor. Biz sadece daha yüksek boyutlu nesnelerin sadece 3. Boyuttaki yansımasını, gölgesini görebiliyoruz. Örneğin Ay 3 boyutlu mu? Ya da Güneş? Yahut insan 3 boyutlu bir varlık mı? Dünyada dahi yaratılmayıp sonradan bu hapishaneye sokulan insanın 3 boyutlu olduğunu düşünmek size de anlamsız gelmiyor mu? Peki, durum böyleyken her bilginin örtüldüğü bu çağda neden DNA’nın 3 boyutlu olduğunu düşünüyoruz ki? Belki de çok daha karmaşık ve çok boyutlu olan bir şeyin biz sadece 3 boyuttaki izdüşümünü görüyoruz ve buna da bugün ki anlamda DNA diyoruz… Hatta DNA’nın DNA’sından bile söz edebiliriz belki de. Öte yandan biraz daha derinleştirirsek DNA nedir? Bizim biyolojik kodlarımızın bulunduğu bir yazılım. Canlılarda bulunan canlılığa ait kodların yazılı olduğu bir sistem. Kuran ne diyor? Her canlıyı sudan yarattık. Su, bir yazılımdır. DNA ise o yazılımdan sadece bir parçadır. DNA’sı olmayan sureti olmayan insan olur mu? Olur. Ama o yazılım o kod yine vardır. Bu da su ile betimlenmiştir Kuranda. Bu yüzden DNA dediğimizde aslında yaratılışın ve insanın yazılımını daha geniş bir perspektiften su koduyla düşünmekte de fayda var. Bu yazıda da DNA ile ilgili kısımları düşünürken bu bakış açısıyla düşünmeniz eminim sizlerde de farklı kapılar açacaktır.  

 

Şimdi DNA ile ilgili birkaç habere göz gezdirelim. Bugün gelinen noktada artık DNA’ya dışarıdan veri yüklenebiliyor.

à “Fransız Bir Genç İncil ve Kuran'ı DNA'ya Dönüştürüp Vücuduna Enjekte Etti” (https://www.livescience.com/64388-boy-encoded-and-injected-dna-bible-quran.html)

àDNA filmi: Bilim İnsanları Bir Filmi DNA İçinde Nasıl Sakladı? (https://www.livescience.com/59791-dna-movie.html)

Günümüzde teknoloji şirketleri için veri depolama işlemi büyük bir sorun haline gelmeye başladı. Hard disk’lerin çok yer kaplamasından ve DNA’ya göre çok sınırlı veri depolamasından dolayı artık DNA’ye veri depolama düşüncesi her geçen gün geçerliliğini arttırıyor. Başta Microsoft olmak üzere birçok şirket DNA üzerine veri depolama alanları oluşturmak konusunda çalışmalar yapıp, patentler alıyor. Öyle ki dünyadaki tüm bilgilerin bir çay kaşığı büyüklüğünde dört gramlık bir DNA sabit diskine sığacağını söylüyorlar. Microsoft gibi araştırmacılar ve şirketler, veri parçalarını küçük DNA moleküllerine kodlayarak, on yılın sonuna kadar tüm veri merkezlerini birkaç DNA şişesine sığdırmayı umuyor.

Bugün bilgisayarlar için kullandığımız yazıcılar gibi ya da son yıllarda yaygınlaşan 3d yazıcılarla bugün canlı dokular kullanılarak bazı organlar yazılabiliyor ve bunun çalışmaları devam ediyor. Fakat yeni gelişen bir yöntem de DNA yazıcıları. Bu yazıcılar sayesinde sentetik DNA’lar üretilebiliyor. Bu yöntem sayesinde dilerseniz kendi DNA’nızı, dilerseniz sevdiğiniz birinin DNA’sını ya da özel dosya ve bilgilerinizi bir DNA’da depolayabiliyorsunuz. İsterseniz evinizde beslediğiniz bir çiçeğe bu DNA’yı kodlayıp, çiçeği sulayıp, büyütürken aynı zamanda bu verileri de saklayabileceksiniz. Hatta bilgisayarda bulunan özel ve gizli kalmasını istediğiniz şeyleri kendi vücudunuzda saklama gibi konularda da çalışmalar var. İleride bu teknoloji hiç uzak gözükmüyor ve bir süre sonra da hayatımızda yer alacak. Peki, geçmişe dönersek ya geçmişteki gelişmiş medeniyetler veya atalarımız da buna benzer bir işlem yaptılarsa? Önemli ve kritik bilgileri DNA’larına kodladılarsa? Bu bilgilerde kişilerin soyuyla birlikte bugüne kadar aktarıldıysa? Yani şu an DNA’larımızda acaba çok önemli veriler varsa? Soy kavramı o zaman çok daha kritik bir anlam kazanmayacak mı?

Bu düşünceyi bir tık daha öteye götürelim ve beyin fırtınası yapalım. En başta DNA’mızın kodlandığı zamana gidelim. Zannımca burada hiçbir şey atlanmadı. “İnsan en güzel şekilde yaratıldı” ayetini düşünebiliriz. Baştan sona kadar olacak olaylar biliniyordu. Çünkü zaten baş sonda son baştaydı. DNA kodlanırken tüm senaryolar olabilecek karmaşa, kaoslara karşı çözüm yolları hep insana yüklendi Fakat bunların çoğu örtüldü. Yani 70 yıllık hayatımızda belki dünya ve evren tarihine oranla çok küçük bir kısmını yaşıyoruz. Biz yaşarken birçok olayla karşılaşmıyoruz ama yinede bu bilgiler DNA ile bir sonraki soya, kişinin çocuklarına aktarılarak devam ediyor. Bugün siz yaşamasanız bile o kodlar bir sonraki nesle geçiyor oradan da bir sonraki nesle geçecek şekilde devam ediyor. Ta ki o olaylar vukuu bulunca kişinin muhtaç olacağı kudret damarlarındaki kanda hazır olacaktır. Yani demek istediğim DNA’dan sadece geçmişe yönelik değil geleceğe de yönelik verilere ulaşılabileceği… O gün geldiğinde problem şu ki insanoğlu o gücü ortaya çıkarabilecek mi? DNA’da gizlenmiş o kodları bilinçli olarak kullanabileceği ilime, bilgiye, donanıma sahip olacak mı? Bu bağlamda düşündüğümüzde insana yapılan müdahaleler bu kodların silinmesi için mi? Ya da unutturulması için mi? Kuran’ın sürekli vurguladığı zikredin yani an’ın, hatırlayın demesi bu yüzden mi?

Bir bilgisayar oyunu vardı ve daha sonradan bunun filmi de çekildi. Filmin adı Assassin’s Creed. Bu filmin ve oyunun konusu gizli okült amaçları olan bir teknoloji şirketi belirli bir soydan gelen kişileri bularak onları geliştirmiş olduğu bir makineye bağlıyor. Bu makine, o kişinin kan ve DNA hafızası aracılığıyla geçmişteki atalarının yaşamlarını kişiye gösteriyor. Böylece şirket tarihteki gelişmiş olayları o dönemki yaşayan bir insanın gözünden canlı bir şekilde izleyebiliyor. Burada şirketin amacı ise özel bir soydan gelen kişi aracılığıyla onun atasının belirli işleri nasıl yaptığı veya kutsal saydıkları nesneleri nereye sakladığı gibi konularda bilgi sahibi olmak istiyor. Bir gün bu teknoloji gerçek olur mu yoksa bilimkurgu olarak mı kalır bunu da bize zaman gösterecek…

 

DNA konusunda önemli çalışmalardan birisi de DNA bilgisayarları…

à Devlet istihbarat teşkilatlarının, DNA ve diğer organik moleküller içinde bilgi depolayan bilgisayarlar inşa etme planı (https://www.livescience.com/62812-dna-computers-government-iarpa.html)

àBilim İnsanları DNA'dan Oluşan Yeni Bilgisayar İnşa Ettiler (https://www.popularmechanics.com/science/a25491/new-computer-made-of-dna/)

à Dna bilgisayarlar (https://computer.howstuffworks.com/dna-computer.htm)

Bu konuda birçok haber ve gelişme mevcut. Kısaca özetleyecek olursak DNA bilgisayarları diğer bilgisayarlara göre daha fazla veri depolayabiliyor. Öte yandan DNA, her yerde bulunmasından dolayı kolay ulaşılabilen ucuz bir kaynak. Hepsinin ötesinde normal bilgisayarlara göre de çok hızlı işlem yapabilir. Örnek vermek gerekirse Bir labirentte bulunan bilgisayar çıkış yoluna ulaşmak için sağa ya da sola gideceği bir yol ayrımına geldiğinde bu noktada klasik bilgisayarlar doğrusal bir işlem yapıyor. Ancak yeni nesil bu DNA bilgisayarları bu noktada kendini çoğaltarak her iki yola da gidebiliyor böylece sonuca daha hızlı ulaşmış oluyor. Yani DNA bilgisayarlarda, DNA kendisini bölerek aynı anda birden çok işlemi yerine getirebiliyor. DNA bilgisayarının gelişmesiyle silikon temelli bilgisayarların tahtını da sallayacağı bir döneme giriyoruz. Hatta Bazı Araştırmacılara göre DNA bilgisayarları, geleceğin teknolojisi olarak görünen kuantum bilgisayarlarının bile ötesinde bir performans vaat ediyor. Tabi birçok araştırmacı da DNA bilgisayarlarının kuantum bilgisayarlar kadar etkili olamayacağını söylüyor. Bu kıyaslamanın ötesinde DNA ve Kuantum bilgisayarlarını harmanlayan teknolojiler üzerinde de çalışmalar yapılıyor.

Tüm çalışmalara rağmen İnsan DNA’sının bugün hala bilinen boyutuyla bilim dünyası için birçok aydınlatılmamış tarafı var. Bugün bilinen DNA’nın dahi çok büyük bir kısmının işlevi henüz bilinmiyor. Biz henüz görünen DNA’nın bile çok büyük bir kısmının ne işe yaradığını bilmiyoruz. Bunların çoğu içinde çöp DNA tabiri kullanılıyor. DNA’nın bazı kısımları bir nevi aktif olmuyor pasif bir şekilde duruyor. Acaba bu hep pasif olacağı ve hiçbir zaman bir işe yaramayacağı anlamına mı geliyor? Yoksa bunların aktif bir rol oynaması için belirli şartların var olması gerektiğini mi düşünmeliyiz? Örneğin zor ve hayatı tehdit eden bazı durumlarda bunlar aktif olursa ya da bunları bir şekilde aktif edebilirsek bu insana kendisini kurtarabilecek bazı donanımlar verebilir mi? DNA, babadan oğla aktarılarak milyonlarca yıllık bir bilgi birikimiyle geliyor. Biraz önce de bakteriler hususunda dediğim gibi birçok felaketlerden sağ çıkmayı başararak günümüze kadar ulaştı. Hatta daha önceleri hapishanede insanlık su ve havada yaşama maharetine ulaşmıştı (Kambala Atasagun-3).

Şayet bugün o soylarla bağlantımız var ise DNA’daki o bilgileri açığa çıkarırsak tekrar oralarda yaşamanın kilidini mi çözmüş oluruz? Veya yaşam dünyaya sonradan geldi. Dünyaya gelmeden önceki yaşamda uzayda da var olan bu DNA’daki gizli kodlar tekrar açığa çıkartılırsa uzaydaki başka atmosferlere adapte olmamıza gerek kalmayabilir…

DNA konusundaki teknolojilerin nasıl bir potansiyeli olup ne noktalara varabileceğinin bir örneği hatırlarsanız Umu gezegeninden bahsedilen Kopuz Ata romanında anlatılmıştı.

Teknoloji öyle bir noktaya ulaşılıyor ki insanlar hayvana dönüştürülebiliyordu. Bugün de gelişen teknoloji bize bunların olabileceğinin ipuçlarını veriyor…

 

à DARPA Genlerinizi "Ayarlayarak" Vücudunuzun Savunmasını Güçlendirmek İstiyor. (https://www.livescience.com/62927-darpa-tuning-gene-expression.html)

“Savunma Gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA) tarafından oluşturulan yeni bir genetik kodunuzu değiştirmeyi hedefliyor. (DARPA, ordu için yeni teknolojiler geliştirmekle görevli ABD ajansıdır.) Program, gen ifadesini geçici olarak "ayarlayarak", yani genleri "açıp" "kapatarak" insanları biyolojik ve kimyasal tehditlere karşı daha iyi korumanın yollarını araştıracak. "- vücudun sağlık tehditlerine karşı savunmasını güçlendirmeye çalışıyor.

Araştırmacılar, vücudumuzun birçok sağlık tehdidine karşı zaten bir düzeyde korumaya sahip olduğunu ve bu korumanın, DNA'mızda "yazılı" olduğunu söylüyor. Ancak bu savunmalar her zaman bizi korumak için yeterince iyi çalışmıyor. Örneğin, bağışıklık sistemimiz virüsle savaşmaya çalışsa da gripten hala çok hasta olabiliriz.”

Görüldüğü gibi bu teknolojiler askeri alanlarda da yaygın biçimde kullanılıyor. Cyborg askerler için çalışmalar yapılıyor.

Bu haberi okuduktan sonra aklıma şöyle bir şey geldi. Genel kanı bağışıklık sistemimizin kendisini koruyamadığı zaman, başarısız olduğunda hasta olduğumuz yönünde. Acaba DNA, bazı durumlarda başarısız olduğu için değil de bir nevi turan taktiği kullanarak kendisini daha fazla geliştirmek ve daha farklı virüsler ve bakterilerin genetik yapısını da kendisine katmak veya çözmek için mi kendisini savunmasız gösteriyor? Yani dışarıdan gelen etkilere direkt olarak tepki vermeyerek, bir nevi önce bir geri çekilme yaparak uyguladığı turan taktiğiyle kendisini daha çok geliştirmek olabilir mi amacı? DNA’nın kendisinde bu tarz bir turan taktiği kodlaması olabilir mi? DNA’nın da kendisine has bir aklı olduğunu da hesaba katarak bazı şeyleri düşünmemiz gerekiyor.

Şayet böyleyse şu soru da ortaya çıkar. DNA’nın ilk kodlandığı zamandan beri ve milyonlarca yıllık dünya ve dünya dışı yaşam boyunca bilgi depoladı DNA. Dünyadaki yaşam önce burada yoktu. Yaşamın kökleri burada başlamadı. Bugün bilim adamları dahi meteorlardan taşınan DNA izlerini araştırıyorlar ve yaşamın kaynağının dünya olmadığını dile getiriyorlar. Peki, DNA bunca serüven boyunca neden bu kadar bilgi depoluyor? Adeta evrenin tarihi, evrende yaşanan olaylar, her bir insanın yaşamındaki kayıtlar, toplum olarak yaşanılan olaylar DNA’ya yazılıyor. İnanılmaz bir veri deposu oluşturuluyor. Peki, bu neden yapılıyor? DNA ne için bu kadar veriyi topluyor? Daha doğru bir soru DNA neden böyle bir sistem üzerine kodlanmış? Sonraki yaratılışlar ve yaşamlar için bir hazırlık olabilir mi? Efsane-i Âdem geçtikten sonra yeni efsaneler için bu tecrübelere ve kayıtlara ihtiyaç mı duyulacak? Tüm bu yaşanan süreç bir sonraki için hazırlık ve bir deneme mi?

 

Hep DNA dedik. DNA, bir yazılım dedik. Bir de İnsan yazılımı var. Bu yazılım öyle bir şey ki sizi aşağıların aşağısına da indirebiliyor, meleklerden üstün de yapabiliyor. Biz bu yazılım üzere buraya geldik. Bu yazılım ile kodlandık. Yazılımdaki kodlarını çözen, Allahın ipine sarılan kişi yukarılara çıkıyor. Yazılımın gereğini yapmayan, kodlarını inkâr eden kişi de hayvandan aşağı oluyor. Topluma bakıyorum, insanlığın geldiği noktaya bakıyorum. Teknolojik olarak ilerlesekte insanın ne kadar alçalabileceğini görüyorum. TV dünyasında gördüğümüz insanlar, siyasetçiler, kendi çıkarları için insanlığı hiçe sayanlar, doğayı katledenler… Diyorum kendi kendime ya bunlar gerçekten insan değil ya da insan yazılımı içinde noksanlıklar barındıran bir şey ama sonra bir irade olduğu aklıma geliyor. Doğanın ayrı insanın ayrı bir yazılımı var hepsi ayrı ayrı kodlanmış. Bunu kullanmayan insan da hayvandan aşağı oluyor. Hatta hayvan bile yazılımına göre hareket ederken yazılımını inkâr edenlere hayvandan aşağı demek bile yanlış.

Düşünüyorum ve aklıma bir ayet geliyor “İnsan anılacak bir şey değilken” diyor… Gönlüme şöyle bir düşünce doğuyor. Evrende, galaksilerdeki birçok ırk birçok canlıyı düşünün. Belki de insan ırkı, insanlık ailesi o kadar alçaldı ki, o kadar yoldan çıktı ki, o kadar isyancı olup her yeri hercümerç etti ki diğer şuurlu varlıklar artık insanı ciddiye almadılar. İnsanı önemsemediler, görmezden geldiler. İnsanın şuurunu kaybettiğini düşündüler artık bunları anılmaya değecek bir şey olarak bile görmediler. Hani diyor ya Allah sivrisineği bile misal vermekten çekinmez diye. Belki de tüm bu ırklar, insanı misal dahi vermediler. İnsan nedir unutulup gitti… Üstünden çok zaman geçti, anılmadı. Bu yüzden belki birçok peygamber geldi de insanı tekrar anılır bir şey yapmaya uğraştı. Kaybettiği onurunu geri kazandırmaya çalıştı. Elbette ki onurlu olan kişiler hep vardı, Türkler hep vardı ama azınlıktaydı… Belki de Muhammed peygamberin gelişiyle bu onur zirve yaptı…

Hani insanlıktan çıkmak diye bir tabir vardır ya olumsuz manada kullanırız hep. Belki de artık insanlıktan çıkmamız gerekiyor. Nasıl, hangi açıdan düşünürseniz düşünün. İnsanı aşağılara inmiş bir şey olarak kabul etseniz de bu algıdan kurtulup insanlıktan çıkmamız gerekiyor. İnsanı yazılımından çıkması gereken ve yukarılara ulaşması gereken bir varlık olarak düşünürseniz de insanlıktan çıkmamız gerekiyor. Bizim insanlıktan çıkıp kendimize ulaşmamız gerekiyor, Adguk’ta defalerca kez vurgulanan kendin’e, kendimize… Çünkü bu insan yazılımı “kendin” üzerine inşa edilmiş bir program. Çünkü bunu biz istedik. Çünkü kıymetini anlamamız gerekiyordu. Kendi kendimize yüklendik bu yükü. Kendi kitabımızı okuyup bu yazılımı çözmeliyiz, bu yazılımdan sıyrılmalıyız ki yeni yazılımları biz de yazabilelim, yazgımızı düzenleyebilelim…

 

Devam edecek…

Saygılarımla

Fatih YILDIZ




Bu haber 3,275 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,517 µs