En Sıcak Konular

Büyük Ötüken Piramidi ve Saklı Ant Cihazı

2 Nisan 2022 11:11 tsi
Büyük Ötüken Piramidi ve Saklı Ant Cihazı Turgay Sebzecioğlu yazdı...

Büyük Ötüken Piramidi ve Saklı Ant Cihazı

 

 

Piramidin ortasındaki Ant Cihazı teskin eden enerjisiyle her yeri aydınlattığında parlayan Çiftboynuzlu miğferiyle Oğuz Kağan seslendi: “İşte burası Ötüken! Gerçek Ötüken’e hasretle tinlerimizin bedenlendiği yer. Göğe açılan kapımız. Başlangıç noktamız olan Kutsal Merkez! Dağı da, taşı da, suyu da ve ağacı da kutludur, kutsanmıştır. Göğün direği, yerin eksenidir. Ötüken, kalbi kuğu gibi yumuşak Umay Ana’dır, koruyucudur, vatan kokusunu ve ateşini taşıyan ocağımızdır; sonrasında ise tini kurttur. Seddi yıkmaya çalışacaklar. Gök Tengri dilemeseydi, yükselişe vesile kılmasaydı elbette yıkamazlardı! Ben şimdilik bu boyuttan gidiyor, bu varoluş denizinden ayrılıyorum. Benim için çok kısa, sizin için çok uzun zamanlar geçecek. Tek başına yıllara direnen kutlu ve ulu Dünya Ağacının gölgesinde onurunuzla savaşın. Neslinizi ve kanınızı koruyun. Güneş Öğretisini unutmayın, anın. Yükseliş gününde seddi yıkanlarla savaşmak ve Ötüken Geçidini açmak için yeniden döneceğim!

 

 

1. Başlangıç

------------------------------------------

Derler ki Türklerin dirilişi her zaman bir ağacın altında gerçekleşir. Ulu bir ağaç...

------------------------------------------

Bu yazıda anlatılanlar size belki bir öykü veya deneme taslağı, belki bir araştırma yazısı veya belki de sadece dağınık ve savruk düşünce kıvılcımları olarak gelebilir. Ne olduğu çok da önemli değil. Hayal ya da gerçek... Belki olabilirliği yüksek... Veya içerisinde büyük yanlışlar içeren bir doğru... Siz karar verin. Yanlışlar benim doğrular On Altı Yıldız bilgelerinin olsun!

Bu yazı, her ne kadar kanıtlanması güç bazı yorumlar içerse de ortaya konan savı dolaylı veya doğrudan destekleyecek kaynaklara gönderimde bulunmaktadır. Yararlanılan kaynakların hepsi bu son sayfada “Yararlanılan Kaynaklar” başlığı altında verilmiştir.

Bu yazıyı okuyup bitirdiğinizde sizde daldan dala atlanmış veya düşünceler yazıya savruk bir biçimde serpiştirilmiş duygusu oluşabilir. Ancak defterde bütün anlatılar bir ırmak gibi akıp tek bir konuda birleşmektedir. O ana konuyu, “Büyük Ötüken Piramidinin varlığı ve yapılış amacı” biçiminde özetlemek mümkündür.

Özetle bu yazıda neler yazıyor, yazının amacı doğrultusunda hangi sorular etrafında hangi savlar ortaya konmuş maddeler hâlinde aşağıda belirtelim:

● Ötüken’in kutsal ağacı: Ötüken Yış. Bir dağın tepesinde bulunan özel bir işaretçi mi? Yüzlerce metre altında bir sır taşıyor olabilir mi?

● Yerkürenin üstünde olduğu sanılan asıl Ötüken kenti gerçekte yerkürenin altında mıydı? Gizli ve saklı bir kent miydi? Göbeklitepe ve başkaca yapılar gibi saklanmış mıydı?

● Yerküre üzerinde Ötüken diye bir kent, yani yerleşim yeri asla olmadı. Ötüken sadece kutsal bir alanın adıydı. Ötüken kutsal bir anıt, evren dışı son yolculuğun istasyonu olan büyük bir piramit olarak yapıldı. Yer üstünde Ötüken diye bir kent boşuna aranıyordu ki olsaydı aranması gerekmezdi. Orhon Yazıtlarında Ötüken’in “Ötüken Yış” olarak anılması Ötüken’in kutsal ağaç ve onun bulunduğu kutsal bölge olarak düşünüldüğünü kanıtlamaktaydı. Bu arada Ötüken Yış’ın “Ötüken Ormanı” olarak da çevrildiğini hatırlatalım (bk. Ögel 2010b).

● Neden bir piramit olmalı? Evren bir hapishane ise onun evren dışına açılan bir boyut kapısı da olması gerekmez mi? Büyük Ötüken Piramidi gerçek Ötüken’in boyutsa kapısı olabilir mi?

● Kayıp Oğuzname ve saklı Ötüken Töresine (bk. Aydın 2021) ait diğer belgelerde Büyük Ötüken Piramidine ilişkin bir bilgi olabilir mi?

Büyük Ötüken Piramidi ve onunla ilişkili olduğunu düşündüğüm Ant Cihazından söz etmeden önce sizi kurgusal bir zaman yolculuğuna çıkarmak istiyorum. Bir öykü gibi okuyabilirsiniz. Bu anlatıyı vermemin nedeni Büyük Ötüken Piramidinin varlığına ilişkin düşünsel bir zemin oluşturmaktır. Koltuğunuza yaslanın ve öykünün içine ışınlanın:

“Kadim anlatılar, öyküler, bilgiler, zamanın ruhu ve dolayısıyla bütünüyle yaşam kesrete neden olup zihni bulandırır. Aşağıda Adguk öğretisinden (bk. Adguk Öğretisi, Oktan Keleş 2022) yansıyan sözü hatırlatma babından kulağa küpe yapıp öykümüze başlayalım.

------------------------------------------

Her şey ‘O’ndan yansımıştır; ama yansıyanların hiçbiri ‘O’ değildir.

------------------------------------------

Öykümüz on binlerce yıl geçmişe gidiyor ve belki de milyonlarca... Tengri demirinin dövüldüğü, arş ve arzın bir olduğu daha öncesi de var; varlık denizi öncesi yokluk denizi de var ama biz Adguk Kitabı’nı aralayıp Zag ile Zeg’in anlatısından başlayalım. Bunlar aynı kaynağın farklı memelerinden içtiler. Biri kara süt, diğer ak süt emdi. İyi ile kötünün, ışık ile karanlığın savaşının böylece başlamış oldu. İyi ile kötü soyun başladığı, birbirine karıştığı ve soylarını korumak için ayrışma kavgasına başladığı döneme gidelim. Zaman yolcuları kalmasın!

Zag ile Zeg... Bunlar bilinçlendi. Uyandı. İki pınardan içenler, beslendikleri memenin sahibinin yüzüne baktı. Yüzüne baktıklarına “Kapana” dendi. Kapana iki pınarın sahibi, ana kaynak... Bir melek gibi cinsiyeti yok. Bir melek gibi evrenimizden değil sanki. İkilik yok... Kapana ikiliği kendinde birlemiştir. Kapana’nın farklı kaynaklarından beslenen Zag ve Zeg birbirlerine baktılar. Birbirlerinden ayrışmaya çalıştılar. Zag teriyle kiriyle teni, Zeg tini temsil ediyordu. Tinler aynıydı ama tenler hep değişti. Karıştılar. İç içe yapıştılar. Her iyinin içinde kötü, her kötünün içinde iyi vardı. Yig Yeng gibi... İki pınar karıştı Hoy havuzunu oluşturdu. Hoy havuzundan içenler çürüyecek tenleriyle düalite evrenine giriş yaptılar. Geçici de olsa tin tene hapis kaldı.

Adguk Kitabı’ndan notlar düşerken aniden yüzyıllar sonrasına gidelim. 14. yüzyılın önemli şairlerinden olan Âşık Paşa’nın tasavvufun ilkelerinden bahsettiği Garib-nâme’sine bir anlık kulak verelim. Sanki aşağıdaki beyitlerde Adguk öğretisinden bir tını duyar gibiyiz.

------------------------------------------

pâdişâh sensin bize, biz kul senin / yoktuk biz, sen bizi var eyledin

cânı sen verdin tene ve câna ten / cân tene cândır, cânın cânı sen

------------------------------------------

Zag ve Zeg gözlerini Kapana’dan, yani ana kaynaktan çevirdiler. Bilgelikten çevirdiler. Sonra birbirlerinden ayrışmaya çalıştılar. Zag ve Zeg’den Sak ve Sek meydana geldi. Bu iki soyun karışımından Toru ve Turular meydana geldi. sonra birbirlerinden ayrışmaya çalıştılar; kimisi kara pınar Zag’a kimisi de temiz pınar Zeg’e ulaşmaya çalıştı. Kimisi erdemli olup arınamadı Zag’a, kimisi arındı Zeg’e ulaştı. Yani ana kaynağa yeniden ulaşma serüveninde ne kimse Zag ne de kimse Zeg’di. Pınardan inerken hepsi masum ve eşitti; ama çıkarken vebal altına girdiler. Arınabilenler Zeg soyuna, arınamayıp doğru yolun üzerinde oturanların hilesine kapılanlar ise Zag soyuna dahil olacaktı. Böylece soylar oluştu.

Yolculuğumuza devam edelim. Şimdi de Sirius’tan hareket ediyoruz. Zaman tünelinde ilerlemeye devam ediyoruz.

Nuh’tan önce başladı öykü. Mu’dan önce... Dünya dışı çok büyük bir gemi indi suyla kaplı yeryüzüne. Yılan gibi sinsi değil, bir kuğu gibi süzülerek, iyilik ışıkları saçarak indi. İnsan türünü onurlandırmak ve yaşamını güçlü ve refah kılmak için. İnsanın temiz özüyle indiler. Güneş varlık evreni üzerinde parıl parıl parıldarken indiler. Gün oldu onlar için yılansıların vahşi hayvanları, yumurtaları yok edilmişti. Gün oldu onlar için tepelerden akın akın inecek yok edicileri engelleyici setler çekilmişti. Dünya insana yurt hâline getirildi. Adguk kitabında gemiden inen iki bilgenin taşa hangi mesajı kazıdıklarını hatırlayalım: “Dünya insanlar için var edilmedi.”. Gerçek şuydu: insanlar başka varlıkların da hak sahibi olduğu Dünya’da var edildi. Onlar en nihayetinde Mu’da kaim kılınmıştı. Sirius’tan öncesi de vardı ama boyut kapısı kapanmıştı.

Tıkılan tanrılarını, atalarını kurtarmak, seddi açmak için yemin etti karanlık hizmetçileri. Zag pınarının heveslisiydiler. Evrende büyük tanrılarını getirecek bir delik açmak ve evreni bir hapishane gibi kuşatarak ısırılmış, kurtçuk delikleriyle çürütülmüş bir elmaya dönüştürmek istiyorlardı. Işıltılı ve berrak Zeg pınarının yolunu unutturmak istiyorlardı. Hem madden hem de mecazen su kaynaklarını, akarsuları kirlettiler. Ekini ve nesli bozdular.

 

 

Türk ise kadimden beri töresinde nehirlerin temizliği hususunda aşırı duyarlı oldu. Su kaynaklarını kirletenlere karşı şedit cezalar verdi (bk. Türk’ün İnancı, Namık Kemal Zeybek 2017). Manen ise Kulbak Bilge’ler, Ahmet Yesevi’ler, Yunus Emre’ler, Hacı Bektaş-ı Veli’ler suyu temiz tuttular. Dini, dili ve ırkı olmayan erdemi öğrettiler. Tenlere değil, canlara seslendiler.

Emellerini yaldızlı yalanlar ve yıldızlı pelerinlerle örttüler. Kollarına taktıkları çantayla örttüler (Adguk kitabından öğreniyoruz ki o çanta bilgi sandığının çakması). Çantayla “Göklerin kadim bilgileri bizde” algısı oluşturdular. Bu yüzden onlara “örtücü” dendi. Tek dertleri yalanlarlarla soylarını sürdürmekti.

 

 

Yalanların ve karanlığın ışığını gerçek bilginin ışığıymış gibi sundular. Emellerini yaldızlı yalanlar ve yıldızlı pelerinlerle örttüler. Mitra tapınağının dehlizlerinde insanlığın kurtarıcısı gibi sunulan “süper kahramanlar” ürettiler ama hepsi sanal, sahte ve kartondandı. Ancak karanlığın sahte ışık örtüsü, bir boğa gibi güçlü olan sevginin ışığını örtmeye güç yetiremezdi. Boğaya ve zamanına kin tuttular. Hesapladılar, biçtiler, balığı, yılanı, Venüs’ü takip ettiler... Ancak ve sanki içten içe şunu da biliyorlardı belki: Zülkarneyn ölmedi ki boğanın zamanı sona ersin...

 

 

Sihir gibi büyük bir gemi indi yeryüzüne. İnsanın yüce ve pak özü vardı. Kendini bilenler vardı. Bir teknoloji getirdiler kutuda. Sihir gibi. İki farklı gücü taşıyordu. Büyük bir piramit yaptılar. Bilmeyenler onu tepe veyahut dağ olarak adlandırdılar veya yapanlar tarafından öyle kodlandı. Bir kapıydı... Ötüken kapısı dediler. Ötüken piramidine yerleştirdiler sihir gibi cihazı. Adına Ant Cihazı dediler. Adguk kitabında sözü edilen bilgi sandığıydı belki de... Başlarındaki Ötüken Beyi Oğuz Kağan mıydı? Görkemli bir kral... Adguk kitabında sözü edilen Gök Demirci’ydi belki de... Bilinmez ama onun miğferinden taşıyordu. O asla tanrıyım demedi ama binlerce yıl sonra ona Çekiçli Tanrı dediler, asla tanrılık iddia etmedi ama yanılan ve yanıltılan insanlar ona Şimşekli Tanrı dediler. Yanındaki yeşil elbiseli adam kimdi? Bilgi sandığının ve törenin koruyucusu muydu? Kutudaki teknolojiyle kentler aydınlandı. Her yeri sihir gibi bir enerji kapladı. İnsanlar bu enerjiyi kendilerine verilen özel büyük taşlar, küre taşlar, taşlaşmış saydam küreler, kristaller, saydam madenler aracılığıyla her yerde kullandılar. Kablosuz... Bedelsiz... Limitsiz... Adil bir biçimde... (Böyle bir düzen yine olmasın olmasın diye binlerce yıl sonra Tesla’yı yalnızlığa ve ölüme terk ettiler, çalışmalarına el koydular.) Kentler aydınlandı. İnsanlar aydınlandı. İnsanlar kendilerini kadim düşmanlarından korudular. Bilimde kendilerini geliştirdiler. Bir sırrı daha vardı som altın kutusunda bu cihazın. Zamanı gelince gerçek Ötüken’e boyutsal sıçrama kapısı açacaktı bu teknoloji.

Kağan havada asılı duran Ant Cihazını insanlığa hediye bırakarak gitmişti. Aynı zamanda geleceğe dair bir sözleşmeydi. Kimi zaman piramidin merkezindeki Ant Cihazından yükselen beyaz dijital tozlar arasından silueti beliriyor insanlığa sesleniyordu: “Mücadele edin. Kanınızdaki demir gücüne güvenin. Babanız sert çelik (“Gök Demirci”), ananız çakmak taşı, atanız karaağaç! Şimşeksiniz, yıldırımsınız, güneşsiniz! Güneş Öğretisini unutmayın. Neslinizi koruyun. Onurunuz kaybedip yer efendisinin sahte, çürük ve sanal diyarlarında sürünmeyin. Kutsal Merkezi koruyun, tepesinde Tek Tanrı’ya yakarın, kozmik harmoniyi koruyun ve bekleyin. Tekrar döneceğim!”

 

 

Kağan gökte kaybolup 16’ncı katmana ulaştığında arkasında göğe hüzünle bakan insan yüzleri bıraktı miras olarak. Bu yetim hüznü, göğe her bakan insan türünde genetik bir miras olarak kaldı. Kayalara, heykellere işlendi.

Karanlığın hizmetçileri ise kötülük seddini açmak için tapınaklarda hâlâ yeminler ediyordu. Istakozu el üstünde tutuyorlardı. Herkesin beklediği farklıydı...

Nuh’un gemisiyle Eski Dünya, ihtişamı sönerken terk edildi. Görkemli yaratıklar, isyancılar ve teknolojileri balçığa döndü. Balçığa gömüldü. Kutudaki teknoloji onurlu insanların gözetiminde taşındı. Kısa yaşamlarında eski anılar unutulmadan yeni medeniyetler kurulmaya çalışıldı.

Mu’dan, tufandan Mayalara yıllar birbirini kovaladı. Atalarının piramitlerinden yaptılar. Asya’da, Avrupa’da... Kutsal bilgileri taşıdılar. Göğe bakan taşlara kurt figürleri nakşedildi.

Binerce yıl geçti. Kutudaki teknoloji taşındı. Gün geldi adil bir biçimde kullanılmadı. Firavun global güç için kullandı. Günümüzde Amerika’yı kuranlar gibi Yeni Atlantis’in özlemindeydi. Tanrılık iddiasıyla... Tur dağında kadim bilgileri öğrenen MU-sa Kızıldeniz’e ve çöllere taşıdı cihazı. Arkasında Firavun’un öfkesini bırakarak... Gün gelecek MU’nun kurucu kralı Ötüken Piramidinde boyut kapısını açınca yine Firavun ve soyu peşlerinden mi gelecekti? Boyut kapısı kapanınca boyutlar arasında boğulup kalacak mıydı? Kim bilir...

Ant Cihazı kayboldu. Etkinliğini yitirdi. İçine sakladığı enerjisiyle derin bir uykuya daldı. Yalnızca inançlı insanlar değil Yılanoğulları da her yerde onu arıyordu...

Binlerce yıl geçti...

Mu sembollerde, açık-saklı tabletlerde kaldı...

Akyıldız (Sirius) görünmez oldu... Göbeklitepe şaşkın... Hüzne gömüldü.

Uygurların, İskitlerin Bilge Kağanları ve Köktürklerin Kağanları, kutsal işaretçi ağacın yüzlerce metre altındaki ata piramidine ve saklı Ötüken şehrine dayandırdılar kutlarını. Kızılderililer, Mayalar gibi unutmadılar geldikleri gökleri ve atalarını. Kutsal bilgileri taşıdılar ve yine taşıdılar dünya dışı kaçırıcıların aradıkları asil kanı. Ötüken Yış altında ağıt yaktılar, methiyeler düzdüler. İnsanları bu kutsal bilgiye çağırdılar. Geçmiş güçlü günleri, Oğuz Kağan’ın sözleriyle andılar. Ötüken’i andılar. Oğuz Kağan’ı özlediler. Belki de şöyle inandılar: Oğuz Kağan yine bir gün elinde Ant Cihazı ve içindeki atalar bilgisiyle gelecek, bu sihir teknolojiyi Ötüken piramidinin bağrına yerleştirecek ve açılacak evrenler geçidiyle onları bu evren hapishanesinden kurtaracaktı. Ant Cihazıyla Ant Dairesinde hareket edeceklerdi.

Karanlığın hizmetçileri ise kötülük seddini açmak için yıkık taş tapınaklarda, nükleer destekli bilim tapınaklarında hâlâ yeminler ediyorlardı. Herkesin amacı ve bekledikleri farklıydı...”

Giriş niteliğindeki tarihsel öykümüz sona erdi. Bu öyküde sözü edilen birkaç nokta üzerinde yorum yapmak istiyorum. Özellikle Zag ve Zeg’in öyküsüne bir parantez açmak istiyorum. Sümer metinlerinden yola çıkarsak Zag’ın beslendiği kaynak için Anu’nun Dragon takımyıldızından olan eşi Dramin Nimul (veya Nammu), Zeg’in beslendiği kaynak ise Anu’nun diğer eşi olan Antu olabilir yorumunda bulunabiliriz. Adguk Kitabı’nda geçen iki süt kaynağı iki farklı anneyi temsil ediyor olabilir. Söz gelimi, bütün dillerde “ma-ma”, “me-me” hecelerinden oluşan sözcükler “anne, meme, mama” anlamlarından birini karşılamaktadır. Dolayısıyla, “anne” kavramının süt-mama-meme biçiminde mecazlaştırılması oldukça akla yatkın durmaktadır. Yaşam açısından bebek için bir anne zaten “süt” demek değil midir! Eğer bu yorum doğruysa Zag’ın Enki, Zeg’in ise Enlil olduğu söylenebilir. Enki’nin reptilian anneden geldiği için melez, Enlil’in ise saf Anunnaki olduğu düşünülmektedir.

Yukarıdaki tarihsel öyküye baktığımızda olayların sıralanışı ve zamanı noktasında elbette tartışmalı birçok bilgi yer almaktadır. Bir de bu anlatıda dikkat çeken sözcüklerden biri “ıstakoz” olmalı. Neden örtücüler ıstakozu el üstünde tutuyorlardı? Neden bu hayvan onlara bu kadar şirin veya kutsal gelmişti. Açıkçası biraz komik de dursa elbette burada bir mecaz söz konusudur. Istakoz Ka-Ba-Ra inancına sahip 10’lar Konseyinin kutsadığı Karkinoi adlı varlıkla ilişkilidir (bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için bk. Baran Aydın 2019c: s. 74-84). Istakoz üzerine düşünürken serbest çağrışımla aklıma Arrival (Geliş) filmi geldi. Filmde dünyaya ahtapota benzeyen uzaylılar geliyordu. Filmi izlerken “Bu filmlere bu kadar para harcanıyor, bir grafik uzmanına şöyle orijinal bir uzaylı tasarımı yaptırılamıyor mu?” diye düşünmüştüm. Filmde ahtapot biçimindeki uzaylılar insan türünün tüm nankörlüğü ve düşmanlığına rağmen bize bilgiyi taşıyorlardı (Sözüm ona, insan denen  tür zaten kendisine “ateşi getiren” varlığa nankörlük edip onun karanlık zindanlarda mahkum olmasına neden olmamış mıydı! İnsan türünün aynı “doymazlığı ve nankörlüğünü” 2019 yapımı Iron Sky ile 2020 yapımı Skylines filmlerinde de izlemek mümkün. Ve diğer süper kahraman filmlerini gözümüzün önüne getirelim. Birçoğunda süper kahramanlar insanlar tarafından mahkemelerde veya büyük toplantılarda yargılandıkları veya yargılanmaları için uğraşıldığı sahnelerle doludur. Böylece bilinçaltına bir “mağduriyet edebiyatı” üflenir; yani insan ışığın ve bilginin taşıyıcılarına karşı her zaman nankördür. Oysa sözüm ona onlar her zaman insanlığı ve onun tekâmülünü düşünmüştür.).

 

 

Geliş (Arrival) filmine yeniden dönelim. Uzaylılar zamansız bir dil ile zamansızlığı armağan ediyordu. Çıkarımsal olarak söylersek: ölümsüzlüğü, yani sonsuz yaşamı. Görüldüğü gibi anlatı aynı, vaatler aynı, gönderimler mecaz kılıfına sokulsa da aynı. Türklük bilgesi Oktan Keleş’in Adguk Öğretisi başlıklı yazısında söylediği gibi, bu “sanalı satmak”tan başka bir şey değildir. Sanalı satma düzenbazlığının en güncel örneği de Metaverse ile olacak gibi görünüyor. Yalan dünyanın sanal bir “oyun” olduğu doğruysa Metaverse için “sanalın sanalı” tanımını yapmak çok da yanlış olmasa gerek.

Bu arada Arrival filminin perde tarihiyle ahtapotların DNA’sının dünya dışı olduğuna ilişkin bilim adamlarının çıkarımı 2016 yılına denk geliyor. Ha bir de 2021 tarihli Kalamar Oyunu (Squid Game) var. Kalamarın oyunu mu olur demeyin sakın! Tek boynuzlu atın (“Unicorn”) en KRALından, en renklisinden, en janjanlısından, çizgi filmleri, animasyonları, oyuncakları oluyor da kalamarın oyunu olmaz mı?

 

 

Yukarıdaki parantezden sonra tekrar konumuza dönelim. “Ötüken Yış nerede?” sorusuna odaklı olarak adım adım ilerliyoruz.

Birçok araştırmacı ve akademisyen Ötüken Yış kentinin nerede olabileceği üzerine sunumlar yapıp makaleler yayınlamaktalar. Hepsinde meridyenler, dağlar, ırmaklar havada uçuşmakta. Yanlış anlaşılmasın elbette içlerinden birçoğu Türk dili ve tarihi için değerli çalışmalar. Bu çalışmalarda bazen birbirine yakın yerler söylense de birbirinden uzak noktalar da Ötüken’in merkezi olarak iddia edilir. Bana göre yerin üstünde Ötüken Yış diye bir kent boşuna aranmakta! Yerküre üstündeki Ötüken Yış kadim ve kutsal bir mekan olmalı. Hunların veya Köktürklerin başkenti olarak hiç var olmadı. Yani Ötüken Yış yeryüzünde bilindik bir kent değil, yerleşim yeri değil, altında Büyük Ötüken Piramidini saklayan ulu bir ağaç olmalı. Ötüken Yış, bırakın 1000 yıl öncesini, 2000 yıl öncesine kadar bilinen bir başkent olsaydı yeri hakkında bu kadar farklı görüş olur muydu? Elbette Ötüken adıyla anılan çeşitli yerler olmuş ancak bizim burada kastettiğimiz Göktürklerin başkenti kutsal Ötüken.

Bu noktada tekrar durup şaşırmamız gerekiyor. Hunların, Göktürklerin merkezi ve hatta Dünya’nın merkezi sayılan Ötüken kentinin yeri kesin değil mi gerçekten? Bu nasıl olabilir? Bu kadar önemli bir merkezin bir iki bin yıllık bir süreçte izlerinin silinmesi pek mümkün görünmüyor. Sonuçta Orhun Yazıtlarında bile geçen bir yer adı. Göbeklitepe’nin bile 12.000 yıl önceye uzanan bir geçmişi olduğu düşünüldüğünde birkaç bin yıllık geçmiş, bir kentin izlerini tamamen kaybetmesi için çok da uzun bir zaman sayılmaz.

Bu yazıda ortaya konan görüşler sadece bir yorumdur. Bir teoridir. Ama elbette bu teori, başka yorum ve bilimsel çalışmaları göz ardı etmemekte, onların ortaya koyduğu birçok gözlem ve çıkarımı farklı bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Senteze dayalı bu yorum, belki 400.000 yıl önce yaşananları da ele aldığı için doğal olarak kanıtlanıp doğrulanana kadar elbette bir yorum olarak kalacaktır.

Şimdi bu çalışmayı güdüleyen araştırma sorularına geçelim.

Araştırma Soruları

Girişte bu çalışmanın soruları ve savını özetleyen maddeler eklemiştik. Ancak Araştırma Soruları başlığı altında araştırmayı yönlendiren soruları biraz daha ayrıntılandırarak madde madde bir araya getirdik.

1- Yaklaşık 1459 yıl önce Köktürk Kağanlığının merkezi olduğu düşünülen Ötüken’in yerinin tam olarak bilinemiyor olması Ötüken’in bir kent olmadığının kanıtı olmaz mı?

2- Ötüken Yış, Türklerin en büyük veya en önemli piramidinin işaretçisi olan kutsal bir ağaç mı? Bir dağın tepesinde mi? Büyük piramit onun yüzlerce metre altında mı?

3-Yerküredeki asıl Ötüken kenti yerkürenin altında mıydı? Gizli bir kent miydi? Yoksa yalnızca Türklerin en büyük piramidini barındıran kutlu bir alan mıydı?

4- Ötüken piramidi gerçekten de Ortalık Asya’da mı? Ötüken Dağının altında olabilir mi? Tanrı dağlarında? Çin’de Beyaz Piramitlerin altında mı? Yalnızca ilim değil, ant cihazı da mı Çin’de? Ya da zaten “ilim”in içerisinde ant cihazı da mı vardı?

5- Büyük Ötüken Piramidi Bosna’da mı?

6- Büyük Ötüken Piramidi Anadolu’da olabilir mi? İstanbul olabilir mi (Ayasofya/Sarnıç < Oyuk Dünya Teorisi; ayrıca Mı Uygarlığı ile ilgili olarak bk. Aydın 2019a)? Ankara olabilir mi (Devlet Mahallesi; bu konu ile ilgili bk. Aydın 2019b)?

7- Büyük Ötüken Piramidi Kailaş Dağında mı?

8- Büyük Ötüken Piramidi Sina Dağında mı?

9- Büyük Ötüken Piramidi Moğolistan topraklarında ise ley hatlarından (ley lines) yeri tespit edilebilir mi? (Not: Irmaklar antik enerji kaynakları olması açısından yine yol gösterici olacaktır.)

10- Piramidi kim yaptı? Zülkarneyn (Oğuz Kağan)? İdris Peygamber? Yeşil Elbiseli Adam? Her ikisi mi? Üçü mü?

11- Ant Cihazını kim yaptı? Zülkarneyn (Oğuz Kağan)? Yeşil Elbiseli Adam? Her ikisi mi?

12- Ant Cihazı iki büyük enerji (“iki melek”) gücünü mü barındırıyor? Meleklerin kaç kanadı var ve her kanat hangi kanat tayfını yansıtıyor? Not: (güç/manyetik enerji/ = melek kanadı; bu konu ile ilgili bk. Oktan Keleş 2014).

 

 

13- Ant Cihazı Büyük Ötüken Piramidinin bağrına yeniden döndüğünde hangi işlevi yerine getirecek? Gerçek Ötüken’e bu evrenden bir boyut ya da boyutlar kapısı mı açacak?

Ötüken Yış Nerede?

Anlaşıldığı üzere bütün bu çalışma Ötüken’in herkesin bildiği sıradan bir yerleşim yeri olmadığı savı üzerine kuruludur. Bu bölümde Ötüken’in nerede olduğu ile ilgili bazı akademik yazılara yer vereceğiz. Bu literatür (alanyazın) bilgilerini aşağıya maddeler hâlinde sıralıyorum.

1- Ötüken 47° kuzey paraleli ile 101° doğu meridyenlerinin kesiştiği yerde.

2-  Türkolog A. von Gabain’in iddiasına göre, güneyinde Hangay (Hsün-chi) Dağı, kuzeyde ise Tamır ırmağı ile çevrelenmiş doğal savunma kalesi durumunda olan bir yayladır.

3-  F. Hirth’e göre Ötüken, Karakurum dağları veya Çincesiyle Ho-lin-shan’dır.

4- V. Thomsen Ötüken’in Hangay dağları ya da güney Altayların doğu taraflarında olabileceğini düşünmektedir.

5- Fuzuli Bayat’a (2007b) göre ise Ötüken, güneyde Hangay (Hsün-Chi) Dağı, kuzeyde Tangnu-Ola ile çevrelenmiş bir yaylanın adıdır.

6- Saadettin Gömeç’in görüşüne göre, “il idare edilecek yer” olarak gösterilen bu yerin tek bir nokta olmaması, bunun geniş bir coğrafî mekânı ifade etmiş olması gerekir. Gerçekten de kaynaklarda Ötüken’in dağ, ağaç, orman gibi kutsallarla birlikte anılması Ötüken’in geniş bir coğrafyayı mı kapsıyor çıkarımını güçlendirmektedir.

7- Talat Tekin’e (1994) göre Ötüken, Hangay dağlarının doğu etekleri olabilir.

8- Erhan Aydın (2007), yer tespiti yapan araştırmacıların özellikle Orhon ırmağı yakınlarında bulunan Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının dikili olduğu Koşo-Çaydam bölgesini Ötüken olarak düşündüklerini söylemektedir. Divanü Lûgati’t-Türk’te Kaşgarlı Mahmud’un “Ötüken, Tatar çöllerinde, Uygur ülkesine yakın bir yerin adıdır” tarifi Aydın’a göre geniş bir alanı kapsadığından yer tespiti için çok fazla işe yaramamaktadır. Aydın’ın (2007) kendisine göre ise, Ötüken, bugünkü Moğolistan’ın Zavhan-Aymak sınırları içerisinde bulunan ve 4021 m. yükseklikteki Otgon Tenger adlı volkanik dağın civarındadır.

9- Ahmet Taşağıl’a göre Ötüken Arhangay Eyaleti’ndedir. Arhangay Hangay’ın arkası anlamına gelmektedir. Taşağıl, gerek Türk kaynaklarında, yazıtlarında gerekse Çin kaynaklarında anlatılan belge ve bilgilerle bugünkü bizim bildiğimiz Ötüken’in yerinin aynı olduğunu belirtmektedir. Ona göre, bugün haritaya baktığımız zaman Ötüken’in yerini aşağı yukarı belirleyebiliyoruz. Zaten bölgedeki diğer Türk şehirleri; Ordubalık, Baybalık, Karabalasagun, Kutluk Kağan’ın kurganının bulunduğu yer, geyikli taş, Bayan Çor’un Yazıtı yine aynı bölgede yer alıyor. Yine Taşağıl’a göre, bölgenin en meşhur ırmağı olan ve çağlayanından başlayarak Selangayla birleşen ardından Baykal Gölü’ne dökülen Orhun Irmağı, Ötüken bölgesinin doğusunda yer almaktadır.

10- Bahaeddin Ögel’e (2010a) göre Ötüken (“Ötügen”) bütün Orta Asya’nın en kutsal yeriydi. Doğu’nun kenti... Tanrı’nın dünyaya, dünyanın da Tanrı’ya en yakın olduğu yer Ötüken olmalıydı. Göğün kapısı... İnanca göre bütün imparatorlukların başkenti burası olmalıydı. Bahaeddin Ögel’e göre, asılında Gök Türklerin başkenti olan Ötüken bölgesi ıssız, tabiat koşulları bakımından çok verimsiz dolayısıyla çok sayıda insanın barınamayacağı bir yerdeydi. Buna karşın, “Dünya Devleti” kurabilmek için bura önemli bir yerdi, Ötüken’in başkent yapılamadığı devletin diğer devletler ve halklar tarafından destek alması güçtü. Ögel’in bu savı Göbeklitepe’nin bulunduğu yer düşünüldüğünde bir benzerlik içeriyor. Tarih ve arkeoloji gösteriyor ki bir yerin kutsallığı, her zaman için ne kadar hasat kaldırıldığıyla veya havasının yumuşaklığıyla ilişkili olmuyor. Görünürde verimsiz veya insan yaşantısına pek de uygun olmayan topraklar ve o toprakların altı nice sırlar saklayabiliyor. Nasıl ki toprağında altından T biçimindeki sütunlar fışkırdı, kutsal Ötüken ağacının altında da neden en büyük Türk piramidi bulunmasın! Ötüken ağacının altında neden merkezinde bir piramidin yer aldığı saklı bir kent bulunmasın! O hâlde, yalnızca ve yalnızca Ötüken diye büyük bir kent aramak, verimli topraklar aramak, nüfusun oldukça fazla olduğu yerleri temel almak oldukça sığ bir bakış açısı olacaktır. Ve yine dönüp dolaşıp aynı soruya geliyoruz: Tarih öncesi de dâhil binlerce yıllık önemli kentlerin kalıntıları bile bugün ihtişamla dururken henüz bin yıllık bir “başkent”in yerini şu an arıyor olmamız biraz tuhaf değil mi? Bu çıkarım, Ötüken’in bir kent değil kutsal bir yer olduğunu ve bu kadar kutsal bölgenin altında çok önemli sırları sakladığını en azından güçlü bir olasılık olarak ortaya koymaktadır

Ötüken’in yeri ile ilgili yukarıda söylenenler bir araya geldiğinde aşağıdaki Moğolistan haritasındaki çember içerisindeki bölgenin kabaca öne çıktığı görülür. Bütün yer tahminlere göre ise Orta Asya’nın neredeyse tamamını çember içerisine almak gerekir.

 

 

Ancak bu noktada unutulmaması gereken bir nokta bulunmaktadır. Bu bölgede Türklerle ilgili birçok tarihsel kalıntı olması ve birçok kutsal sayılan yer olması Büyük Ötüken Primadinin mutlak surette burada olması gerektiği sonucunu doğurmaz. Mu Uygarlığı da dâhil binlerce yıllık Türk tarihini de göz önünde bulundurmak gerekir. Bütün insanlık ve Türklük tarihi düşünüldüğünde Orta Asya’nın vatanlığı oldukça yeni bile sayılabilir. Dolayısıyla, Ötüken’in bir kent olarak ele alınıp öyle değerlendirilmesi bile üzerinde düşünülmesi gereken bir çıkarımken onu Orta Asya’da bir yer olarak ele alıp bir de “Türklerin ilk başkenti” demek katmerli bir yanlışa yol açacaktır. Daha da kötüsü bu çıkarım gerçeklerin örtülmesine ya da daha geç bulunmasına neden olabilir.

Ötüken’in yeri ile ilgili tartışmaların bir nedeni de birçok Ötüken olmasıdır. Daha doğru bir ifadeyle bazı Türk topluluklarının kendi kutsal bölgelerini ve özellikle kutsal dağlarını “Ötüken” olarak adlandırmasıdır.

Ötüken’in nerede olduğu ile ilgili araştırmalarda Türk mitolojisinin en önemli simgelerinden biri olan kurt ve onunla ilgili anlatımlar oldukça önemli (bk. Aydemir 2010). Köktürk Devletinin bayrağındaki böriyi hatırlayalım. Kurt efsanelerinin, kurt başlı tanrıların (“yönetici efendilerin”) Kurt Takımyıldızı ve dolayısıyla Siriusla da ilgili olduğu açık. Türklerin, Oğuz Kağan’ın, Büyük Ötüken Piramidinde Gerçek Ötüken’e açılacak kapının da Siriusla bir bağıntısı olduğunu düşünmek çok abartılı bir çıkarım olmayacaktır. Bütün bunlardan dolayı, Büyük Ötüken Piramidini ararken bölgelere verilen kurt adlarına, kurt efsanelerine dikkat etmek gerekir diye düşünüyorum. Kurt başlı “tanrı”ların gezindiği dağlar, topraklar neresi? Bunların yanıtları önemli ipuçları verecektir.

 

 

Tur’un Kapısı ya da kapılarından biri Sirius mu? Ötüken’e yolculuğun ilk durağı Sirius boyutu olabilir mi?

Saklı Ötüken Piramidi Üzerine Genel Değerlendirmeler

Ötüken’in ve dolayısıyla Büyük Ötüken Primadinin yalnızca Orta Asya’da olduğunu düşünmenin doğru olmayacağını belirtmiştik. Bundan dolayı, Büyük Ötüken Piramidinin olabileceği yerlerle ilgili bu başlık altında kısa bazı notlar düştük.

Kutsal Ötüken bölgesi ve o bölgede bulunan Büyük Ötüken Piramidinin olabileceği yerler:

Beyaz Piramitler, Çinin Xian bölgesinde, 300 metre olduğu söylenen dev bir piramit ve etrafında çeşitli boyutlarda pek çok piramitler olduğu ifade edilmektedir. Bu piramitler Orta Amerika'daki piramitler gibi düz bir tepeye sahiptir. Bu piramitlerin 5000-6000 yıllık oldukları tahmin edilmektedir. Beyaz piramitleri, 2. Dünya savaşı sırasında Amerikalı pilot James Gaussan, Hindistan'dan Chungking'e erzak taşırken gördüğünü rapor etmiştir. Kireçtaşından yapılmış olabilecekleri olasılığı üzerinde durmuştur. Böylece James Gaussan bu bölgedeki dev piramitleri tartışmaya açmış oldu. Alman araştırmacı yazar, Hartwig Hausdorf bölgeyi bizzat ziyaret etmiştir. Birçok materyal ve bilgi toplamış, hatta birkaç fotoğraf elde etmiştir. Ancak bu fotoğraflar birkaç tane ve uzaktan çekilmiş idi. Dünya tarihinde ilk kez Oktan Keleş bu piramitlere girmiş ve içerisinden resimler çekmiştir (bk. Keleş 2010).

Bütün kanıtlar çok açıkça göstermektedir ki bu piramitler Ön Türklere ve belki de Mu’nun hatıra ve bilgisini taşıyan kadim Türklere aittir. Bundan dolayı, bu piramitlerin içerisinde Mu Uygarlığına ait belgeler bulunabilir. Kayıp Oğuzname, saklı Ötüken Bilgisi belki de... Bu bağlamda, saklı Büyük Ötüken Piramidi bu bölgede olmasa bile, beyaz Türk piramitlerinden çıkacak herhangi bir belgede Büyük Ötüken Piramidinin nerede olduğuna ilişkin bilgi bulunabilir. Bu arada, Ögel’in (2010b), değindiği gibi, Ötüken’in aynı zamanda kutlu dağlar içerisinde yer alan “Ötüken Dağı” olarak anılması, belki de piramitlerin koca bir dağa benzemesiyle, bölgeye tarih öncesi ilk defa gelenlerin onu bir dağ zannetmesiyle ilişkili olabilir.

 

 

Bosna Piramitleri, Boşnak arkeolog Semir Osmanagiç tarafından bulunmuştur. Visoko kentinde yer alan bu piramitlerden en büyüğü Güneş Piramidi olarak adlandırılmıştır (Vikipedi 2021a; Yedican 2021). Yedican (2021), yapılan araştırmalar sonucu bu piramidin en az 300 metre civarında olduğunu belirtmektedir. Yedican (2021), bulunan yazıların Runik Harflerine benzemesinden yola çıkarak Bosna’daki piramitlerin Ön Türklere ait olabileceğini söylemektedir.

 

 

Kailaş Dağı, Tibet'in güneybatısında Transhimalaya'nın bir kısmını oluşturan dağdır. Kailaş Dağı, Manasarovar ve Rakshastal göllerinin kuzeyinde İndus, Sutlej, Brahmaputra ve Karnali olmak üzere Asya'daki en uzun dört nehrin kaynağına yakın bir konumda yer almaktadır. Kailaş Dağı; Bön, Budizm, Hinduizm ve Jainizm inanç sistemleri için kutsal bir mekân olarak kabul edilmektedir (Vikipedi 2021b). Büyük Ötüken Piramidi birçok din tarafından kutsal sayılan Kailaş dağının altında olabilir mi? Kimsenin zirvesine çıkamadığı iddia edilen bu dağa çıkabilecek tek kişi Zülkarneyn olabilir mi? Zülkarneyn yalnızca dağın zirvesine çıkmayacak, aynı zamanda Ant Cihazını çalıştırarak boyut kapısını açacak. Kim bilir... Ancak, bütün bu olasılıklara karşın elimizde şöylesi evrensel bir bilgi var: Dağ kültü bütün toplumlarda, onların kültürlerinde, mitolojilerinde oldukça önemli bir yer tutar. Dağlar kutsal merkezlerdir. Tanrı’ya ulaşmanın, dua etmenin, iç huzuru bulmanın ve yaşam enerjisin yükseltmenin mekânlarıdır.

 

 

Sina Dağı (Tur Dağı), Mısır'da Sina Yarımadası'nda yer alan 2,285 metre yükseklikte bir dağdır. Dinler tarihinde de önemli yeri vardır. Sina Dağı, Tevrat'a göre, Musa Peygamber öncülüğündeki İsrailoğullarının (İbraniler) Mısır'dan çıkarken durdukları, Musa'nın YHVH ile konuştuğu ve On Emir'i aldığı yer olarak bilinmektedir. Kur'an'da bu konu Ta-Ha suresinde de geçmektedir. Sina Dağı Allah'ın yazdığı iki taş levhanın Musa'ya verildiği yer olarak bilinmektedir. Ayrıca Musa Sina dağında elde ettiği öğeleri Ahit Sandığına koymuştur (Vikipedi 2021c). Sina Dağının bazı yapay özellikler gösterdiği ve bu nedenle içerisinde bir piramit veya tapınak bulunabileceğine ilişkin güçlü bir sav olmaması, Büyük Ötüken Piramidinin burada olabileceği olasılığını düşürmektedir. Ancak, ahit sandığı ile ilgili olması, “TUR” koduyla Türkleri çağrıştırması buranın Büyük Ötüken Piramidi ile bir biçimde ilişkili olabileceği düşüncesini akla getirmektedir.

 

 

Ley hatları veya enerji merkezleri düşünüldüğünde Ötüken Piramidi Mezopotamya bölgesinde bulunuyor olabilir mi? Bu bağlamda Kudüs ve Mekke şehirlerinin yakınlarında bile bulunabilir. Söz gelimi Burak’ın göklere Kudüs’ten tırmanması, buranın boyutlar arası yolculuğa uygun enerjileri taşıdığını gösteriyor olmalı.

Büyük Ötüken Piramidi Ankara’da olabilir mi? Ankara’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yarım bırakılan Devlet Mahallesi projesi araştırıldığında “Neden olmasın?” sorusu akla geliyor. Atatürk, Ankara’yı başkent seçmesinin altında Türklere ait büyük bir piramit bilgisi olabilir mi? Devlet Mahallesi Projesine yeniden dönelim. Aydın (2019), bu proje ile ilgili şu bilgileri vermektedir: “Atatürk’ten sonra çeşitli bahaneler ile yarım bırakılan bir eser vardı. Bu eserin ismi Devlet Mahallesi idi. Devlet Mahallesi, günümüz TBMM binası da olmak üzere, Güven Park’taki anıtı da içine alacak şekilde binaların mimari yapılarının bütününü içeren büyük bir bölgeden oluşuyordu. Devlet Mahallesi için seçilen alanın mimari özelliği çok ama çok ilginçtir. Bugün bu alanın mimarisine ait bir taş sütun TBMM Genel Kurul girişindeki bahçede yer almaktadır. Devlet Mahallesine ayrılan alan kesik uçlu bir Türk Piramidi şeklindedir! Piramidin en altında TBMM’nin mimari çizimi bulunmaktadır. Piramidin en tepesinde ise Güven Park’ta ‘’TÜRK, ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN’’ yazısı ile biten ve Atatürk’ün de aralarında bulunduğu 5 kişilik dev bir anıt yer almaktadır. Devlet Mahallesinde yer alan tüm mimari yapıların şekilleri maya glifleri ile kodlanmıştır! Yani mimari yapılar, maya diliyle bir şeyler anlatmaktadır.

 

 

Son Sözler

Bu çalışmada ortaya konan yorum ve düşünceleri aşağıda maddeler halinde özetleyebiliriz.

● Yerküre üstünde Ötüken diye bir kent, bir yerleşim yeri asla olmadı. Boşuna aranmakta...

● “Ötüken Yış” bir orman değil, altında büyük bir sır taşıyan kutsal bir ağaçtır. Neden olmasın? Ozan Aydın’dan (2021) alıntılayalım: “İnsan çağlar geçtikçe kimi zaman yerde takılı kalmış kimi zamanda gökte. Kutsal yazıtlarda zikredilen bazı özel çağlarda ise yer ve gök öğretisi bir edilmişti. Gök odaklı doğa anlayışı baskın olduğunda ise, Güneş-Ay-Yıldızların özel dizilimler yaptığı zaman dilimleri ve bu dizilimlerin oluşturduğu ışınların yere değdiği noktalar kutsal sayılmıştı. Bu noktalara gök cisimlerinin adlarına özel tapınaklar yapılmıştı. Bu tapınakların ortasına da gökcisimlerinin ışınları ile beslenen kutsal ağaçlar dikilmişti.

● Gökcisimleri ışınları ile beslenen kutsal ağacın (yani Ötüken Yış) altında, yani yerkürenin içinde en büyük Türk piramidi, yani Büyük Ötüken Piramidi bulunmaktadır. Kutsal Ötüken ağacı, büyük olasılıkla Büyük Ötüken Piramidini saklayan bir dağın üstünde bulunmaktadır. Türk mitolojisi, tarihi birlikte ele alındığında Ötüken Piramidinin bulunduğu bölgede kutsal sayılan ırmaklardan birinin olması oldukça güçlü bir ihtimal olarak durmaktadır.

● Büyük Ötüken Piramidi yerküre içinde (üstünde değil) bulunan gizli Ötüken kentinin merkezinde olabilir. Bu saklı kent, gökler ötesindeki Ötüken’e benzetilerek kurulmuş olabilir.

● Ant Cihazı üzerinde iki büyük gücü taşımaktadır. Bu güç sihir derecesinde ileri bir teknolojiyi içeriyor olmalı. Hem enerji kaynağı hem de boyut açıcı bir “yazılım” içermekte.

● Ant Cihazınının “kayıp” değil “saklı” olarak olduğu güçlü bir ihtimal olarak görünmektedir. Eğer bu doğruysa arayanlar var, saklayanlar var. Belki de saklayanlardan almak için zamanını bekleyenler var.

● Büyük Ötüken Piramidi Oğuz Kağan önderliğinde Ant Cihazıyla buluştuğunda boyut kapıları açılıp evren hapishanesinden çıkılacak.

● Ötüken’e yolculuğun ilk durağı Sirius olabilir.

Evrenler Geçidinde Yükseliş Günü

Bu çalışmayı yine bir öyküyle bitirelim. Anlatılan konuyu tamamlayacak bir öykü olsun. Büyük yolculuğun özlemini taşıyan bir öykü... Öykümüz Kızılderili Şef Seattle’in şu sözleriyle başlıyor:

------------------------------------------------

Yeryüzü hastalandığında, hayvanlar yok olmaya başlayacak. İşte bu olduğu zaman, Gökkuşağının savaşçıları onları kurtarmak için gelecekler.” Şef Seatlle

------------------------------------------------

Beklenen büyük istila gerçekleşti. Seddi açtılar. Akın akın geldiler. Yenildiler. Göklerden gelen kağan söz verdiği gibi yardım etti.

Savaş devam etti... Büyük yolculuk müjdelendi. Ama firavun ve soyu peşlerindeydi. İkiye yarılan boyutlar arasında sıkışıp yok olacak ya da bir ibret vesikası olarak öylece donup kalacaktı. Tarih tekerrürden ibaretti.

Yolculuk, yani yükseliş günü (kıyamet) geldi çattı. Sabah rüzgârının ve derinden akan kutsal ırmağın tatlı soğuğu adeta ruhlarının derinliklerine işliyordu. Ruhlarının derinliklerinde özlerini bulmanın, özlerine dönmenin şiddetli isteği bulunmaktaydı. Firavun ve soyu peşlerindeydi. Hepsi farklı çağlardan, farklı gezegenlerden toplanmış ama bütün çağlarda birbirlerini tanıyor gibiydiler. Ve sanki göremedikleri milyarlarca titreşim atalar da buradaydı. Burası adeta ileri teknolojiyle oluşturulmuş büyük bir gen havuzu deposunu çağrıştırıyordu. Biraz da Nuh’un gemisini... Tengri’ye binlerce yıl en güçlü yakarışların yapıldığı bu kutsal yerde Ana Kapı (“Portal”) artık açılmıştı... Ruhları bu büyük yolculuk öncesi TESKİN olmuştu. Ruhları, “o ağacın altında”, sözlerini tutmuş olmanın huzuru ile dolmuştu. Işıldayan Çiftboynuzlu miğferiyle Oğuz Kağan Büyük Ötüken Piramidinin geçit kapısında durdu, döndü ve Ant Cihazına dokunmadan havaya kaldırarak arkasındaki kalabalığa seslendi: “Ötüken yolcusu kalmasın!”

 

Yararlanılan Kaynaklar

Aydemir, A. (2010). Ötüken ve Ötüken Adı Üzerine. Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı 187, s. 197-222.

Aydın, B. (2019a). Gökkurt’un Sırrı: Kadim 5 Tuzak. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7394/gokkurt-un-sirri-kadim-5-tuzak (erişim tarihi: 17.01.2022).

Aydın, B. (2019b). Maya Krallarının Sırrı. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7148 (erişim tarihi: 16.11.2021).

Aydın, B. (2019c). 10’lar Konseyi. İstanbul: Destek Yayınları.

Aydın, B. (2020). Gönül İlinin Sırrı: Güneş Dil. https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,560/ (erişim tarihi: 31.01.2022).

Aydın, B. (2021). Kayıp Oğuzname’den Göbeklitepe’ye. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8804/kayip-oguzname-den-gobeklitepe-ye (erişim tarihi: 26.11.2021).

Aydın, E. (2007). Ötüken Adı ve Yeri Üzerine Düşünceler. Turkish Studies, c. 2-4, s. 1267.

Aydın, O. (2021). Bozok’un Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız -1. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8518/bozok-un-sir-ogretisi-kun-ay-yildiz--1 (erişim tarihi: 26.12.2021).

Bayat, F. (2007a). Türk Mitoloji Sistemi 1 (Ontolojik ve Epistemolojik Bağlamda Türk Mitolojisi). İstanbul: Ötüken Yayınları.

Bayat, F. (2007b). Türk Mitoloji Sistemi 2 (Kutsal Dişi - Mitolojik Ana, Umay Paradigmasında İlkel Mitolojik Kategoriler - İyeler ve Demonoloji). İstanbul: Ötüken Yayınları.

Ercan, T. (2008). Yasak Türk Piramitleri. https://indigodergisi.com/2008/05/yasak-turk-piramitleri/ (erişim tarihi: 25.11.2021).

Kanal B (2016). "Ahtapotlar Uzaylı DNA'sı Taşıyor". http://www.kanalb.com.tr/haber.php?HaberNo=80404 (erişim tarihi: 26.12.2021).

Keleş, O. (2010). Beyaz Piramitlerde Saklanan Gerçekler. https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,34/ (erişim tarihi: 25.11.2021).

Keleş, O. (2014). Kulbak Bilge-10. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,3090/kulbak-bilge-10 (erişim tarihi: 23.02.2022).

Keleş, O. (2019). Eski Dünya Tasviri. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7221 (erişim tarihi: 16.11.2021).

Keleş, O. (2022). Adguk Öğretisi. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8890 (erişi tarihi: 28.02.2022).

Ögel, B. (2010a). Türk Mitolojisi (I. Cilt). Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Ögel, B. (2010b). Türk Mitolojisi (II. Cilt). Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Roux, J. P. (2011). Türklerin ve Moğolların Eski Dini. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Tekin, T. (1994): Tunyukuk Yazıtı. İstanbul: Simurg.

TRT Avaz (2021). Türklerin Tarihî Başkenti Ötüken. https://www.trtavaz.com.tr/haber/tur/avrasyadan/turklerin-tarih-baskenti-otuken/617b88b501a30a10a4e18f84 (erişim tarihi: 02.02.2022).

Türk Dil Kurumu (1969). Gökbilim Terimleri Sözlüğü. https://sozluk.gov.tr/(erişim tarihi: 19.11.2021).

Vikipedi (2021a). Bosna Piramidleri. https://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna_Piramitleri (erişim tarihi: 13.12.2021).

Vikipedi (2021b). Kailaş Dağı. https://tr.wikipedia.org/wiki/Kailaş_Dağı (erişim tarihi: 26.11.2021).

Vikipedi (2021c). Sina Dağı. https://tr.wikipedia.org/wiki/Sina_Dağı (erişim tarihi: 26.11.2021).

Yedican, H. ve Yardımcıoğlu, H. (2020). 30 Bin Yıllık Saklı Piramitlerin Gizemi. https://www.youtube.com/watch?v=pkG-4h1Dcv4 (erişim tarihi: 19.11.2021).

Yedican, H. (2021). Dünyanın Kara Kutusu (Kailaş Dağı). https://www.youtube.com/watch?v=zkavACGHNKI (erişim tarihi: 26.11.2021).

Zeybek, N. K. (2017). Türk’ün İnancı. İstanbul: Doğan Kitap.

-------------------------------

Turgay Sebzecioğlu



Bu haber 15,304 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,872 µs