En Sıcak Konular

İstihbarat Araştırmaları

26 Mart 2022 10:41 tsi
İstihbarat Araştırmaları Y. Murat Yiğit Yazdı: İstihbarat Araştırmaları

İstihbarat Araştırmaları

  

“Ülkenize en iyi hizmeti, burada yapabilirsiniz. Bilimsel çalışacaksınız. Bu iş, zannettiğiniz gibi kovboyluk değildir.” - Korgeneral Mehmet Fuat Doğu

 

Temel Dayanak Noktaları 

1) Doğu Bey’in teşkilata aldığı gençleri makamına çağırıp söylediği bu söz, istihbarat araştırmaları yazı serimizin tümünün analitik iskeletini oluşturacaktır. 

2) Bu makaleden sonra başlayacak olan, serinin ilk yazı dizisi Antik Çağda İstihbarat, antik çağdaki tarihi olaylarla beraber ulusların istihbarat sistemlerini kısaca ele alacak, diğer yazı dizilerinde ise aynı yöntem Çin’den başlamak üzere Asya, Avrupa ve Amerika’nın dahil olduğu diğer uluslara uygulanacaktır. 

3) Kişiler ele alınırken doğal olarak Nazi subaylarından Çinli danışmanlara kadar geniş bir karakter yelpazesi olacağından, hiç bir kişiye herhangi bir yakınlık-hayranlık veya uzaklık-nefret duymadığımızı altını çizerek belirtmek, yerinde olacaktır. Olayları, kişileri, yerleri, sahneleri, vs. değerlendirirken sıfır duygu noktasında, buz gibi bir soğukkanlılığa gereksinim olacaktır. 

4) Çıktıların, karar merciine teslim edilmesi ve eylem alınacak süreçlere dönüşmesi gibi bir hedef olmadığından yazım formu analitik rapor veya akademik makale şeklinde olmayacak, Demirci Ocağı’nda Kemal Bey’in, Fatih Dost’un, Serdar Amirim’in gönüllerinde demleyip ikram ettikleri çay eşliğinde diğer DemirBey’lerle ve DemirBacı’larla sohbet ediyormuşuz gibi, sunum yapıyormuşuz gibi bir yarı-sohbet formatı benimsenecektir. 

5) İstihbarat kaynakları olarak sadece açık kaynak istihbaratı (OSINT) kullanılacaktır. İnsan istihbaratı (HUMINT), ölçüm istihbaratı (MASINT), sinyal istihbaratı (SIGINT), teknik istihbarat (TECHINT), finansal istihbarat (FININT), coğrafik istihbarat (GEOINT) ve siber istihbarat (CYBINT) gibi diğer istihbarat toplama kaynakları ile bunlardan apayrı bir dal olan metafizik istihbarat, çalışmalarımızda kapsam dışı olarak tutulacaktır. İlerde yeri geldiğinde açık kaynak istihbaratına sadece coğrafik istihbarat ile siber istihbarat dahil edilebilir. 

6) Çalışmalar, sadece okuyucuya anlatı şeklinde tek taraflı gerçekleşmeyecek, okuyucunun da yer yer analizlere katılımı ve yorumları rica edilecek ve böylece çift taraflı bir katılım döngüsü ile eldeki işin daha ileri seviyelere taşınması hedeflenecektir. Biz Ocak’ta demiri eritip kılıç şeklinde yarı mamül olarak OnAltıYıldız örsünün üzerine bırakacağız. Keskin kılıç olabilmesi için, koldaşların çekiçlemelerine ihtiyaç duyacaktır. 

İstihbarat Kavramının Özü 

İstihbarat kavramı, kelimenin özü itibarıyla  “haber, ihbar” gibi anlamları taşımaktadır. Bir kavramın nasıl algılandığı, hakim olduğu tüm sürece etki ettiğinden farklı uluslar, kendi dillerinde kavrama farklı anlamlar yüklemiştir. Bizde yoğunlukla haber almak, bilgi almak olarak değerlendirilirken Batı toplumlarında “intelligence” kelimesi ile tanımlanarak kavrama “zeka”  anlamı yüklenmiştir. Buradaki zeka, analiz sürecine vurgu yapmaktadır. Birinci ana süreç istihbarat toplama, ikinci ana süreç istihbarat analizi ve üçüncü ana süreç de karar merciine rapor oluşturma sürecidir. Doğu toplumlarında bilginin toplanması ön planda iken, Batı toplumlarında bilginin analizi ön plana çıkarılmıştır. Doğru olan, iki yönde de güçlü olacak şekilde yöntemler geliştirilmesidir. 

İstihbarat konusu ile ilgili Türkçe kaynaklar, oldukça azdır. Bunlardan bir tanesi, Ümit Özdağ Bey’in yazdığı İstihbarat Teorisi adlı kitaptır.  Zengin kaynakçası ile uzun süreli bir emeğin ürünü olduğu ilk sayfalarından belli olan bu kitabı, konuyla ilgilenenler alıp okuyabilir. Kitaptan kısa bir alıntıyı, birtakım hususlara dikkat çekmek için inceleyelim: 

42. sayfada, tarihte önemli bir stratejist olarak bilinen Sun Tzu’nun tanımı yer almaktadır. Geleceği görmek, nihai hedeftir. Ancak Sun Tzu’nun diğer yorumu, bize göre hem doğru, hem de yanlıştır. Tarih ile az çok ilgilenen herkes bilir ki ulusların geçmişi iyi tetkik edildiğinde karakteristik özellikleri saptanır. Bu özellikler de tıpkı belli bir yaşına gelmiş insanda olduğu gibi, ulusların nerede ne zaman ne yapacağını yüksek olasılıkla doğru tahmin etmeye, geleceği görmeye yardımcı olur.  Diğer yandan kısa süreli olaylara anlık doğru tepkiler verilebilmesi için de Sun Tzu’nun belirttiği gibi yöntemlere ihtiyaç vardır.  Kamlar ve diğer bilgi kaynaklarına güvenmeme görüşüne ise katılmıyoruz. İster kam, ister derviş veya başka bir metafizik şahsiyet olsun, eğer benzer şartlarda, benzer girdilerle benzer sonuçlar alabiliyorlarsa, o zaman orada keşfedilmeyi bekleyen bir bilim var demektir ve bu yöntemler de değerlidir. 

Ancak Sun Tzu’nun ruhani kişilere güvenmeme durumunun da bir altyapısı olmalıdır. Bu noktada ufak bir psikanaliz yapmaya çalışalım. Bu adam, bilindiği kadarıyla bir danışmandır. Ordu komutanı veya asker değildir. Savaş Sanatı eseri, ahşap plakalara işlenmiştir. Bir insan, ahşap plakalara işlenecek kadar kalıcı bir söz bırakmak istemişse, o zaman o sözün altında ya başına tekrar tekrar gelmiş benzer olaylar silsilesi vardır, ya da travmatik sonuçlara sebebiyet vermiş tekil bir vaka meydana gelmiştir. Belki de bu adam askerlere, komutanlara, devlet adamlarına danışmanlık yapıyordu ve ruhani kişilelerle de istihbarat paylaşımı vardı. Bunların kendisine getirdiği bilgilerle belki de iş yaptı ve istihbarat elinde patladı adamcağızın, karar merciilerine karşı zor durumlarda kaldı veya başkalarının başına bunların geldiğine bizzat şahit oldu. Her kam olanın, aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini de Zeybek Bey’in konuyla ilgili konuşmalarını dinlemiş olanlar hatırlayacaktır. Sun Tzu’nun bu sözü söylemesinde, başına benzer olaylar gelebilmiş olma ihtimalini yerinde buluyoruz. 

Bir başka nokta ise Sun Tzu istihbaratçı değil, danışman ve stratejisttir. En değerli bilgi, gördüğünü veya öğrendiğini aktarandan değil, yaptığını aktarandan gelir. Dolayısıyla, bu işi meslek olarak profesyonel bir şekilde yapmış olan birisinden de kavramın tanımını dinlemek, yerinde olacaktır. Bunlardan bir tanesi, Amerikan CIA ve Alman BND teşkilatlarının kurucusu, Nazi Almanyası istihbarat şefi General Reinhard Gehlen’dir. 

 

Gehlen’in anılarını anlattığı, 1972 basımı “The Service” (Teşkilat) adlı da bir kitabı mevcuttur. 

Oldukça önemli saptamalar barındırması bakımından, kitabın önsöz kısmının hemen hemen tümünü, tercüme ederek alıntılayalım: 

*** (Önsöz Başlangıç)

“Herkesin çalışma hayatında inişler ve çıkışlar, düz yollar ve sapa yollar vardır. Her kilometre taşı, kişiden kişiye benzerlik gösterse de bu tuvalin üzerinde her karaktere özel tekil ve belirgin hatlar, çizgiler, desenler mevcuttur ve kişinin karakterinin özünü şekillendiren de bu kendine özgü olan özel desenlerdir. 

Alman Genelkurmayı’ndaki diğer silah arkadaşlarım gibi ben de, aktif rol alacağım bir görevin özlemini çektim ve şükür ki sonunda istihbarat teşkilati ile beraber çalışacağım, düşman pozisyonunun analiz edilmesi görevini aldım. 

İnsan yaşamının önemli olayları içinde, onun yaşadığı devrin genel yönelimleri gözlemlenebilir: savaş, kendi toprağından çıkartılma, ulusal çöküş ve yenilgi gibi. Diğer yandan, kişinin kendi iç dünyasındaki yönelimleri de görebilen için su yüzüne çıkabilir: onu asker olmaya, dahası bir genelkurmay personeli olmaya götüren özellikleri gibi. Benim kendi görüşüm şudur ki, hayatımda gerçekleşmiş olan sıradan olaylar, bu kitabın sayfalarını doldurmaya değer değildir. Eğitimim, mezuniyetim, Reichswehr’e girişim, 1923’ün sonunda teğmen olarak görevlendirilişim ve sonraları farklı pozisyounlardaki hizmetlerim, genelkurmay personeli olan diğer binlerce arkadaşımınkinden fazla bir fark içermemekteydi. Okuyucunun, 1 Nisan 1942 tarihinde FHO’nun (Fremde Heere Ost " genelkurmaya bağlı askeri istihbarat birimi) başına atanmama kadar olan hayat hikayemle ilgileneceğini zannetmiyorum. Hatıralarımı yazmamda, hayatımın bu sonraki bölümü beni harekete geçirmiştir. 1 Nisan 1942 tarihinden itibaren, ülkemin ulusal güvenliği için kritik öneme sahip istihbarat çalışmalarında yoğun efor harcayacağım, büyük sorumluluk gerektiren bir görev sürecine başlamış oldum. 

Bir istihbarat teşkilatının özü, elde ettiği tüm bilgiden ayrı bir şekilde, tarihi davranış desenlerini bularak bunlardan gelecek projeksiyonu yapabilme kabiliyetinde yatmaktadır. Bu özün etkileyici bir somut örneği, İsviçreli diplomat ve tarihçi Profesör Carl J. Burckhardt’ın 1925 yılında arkadaşı Hugo von Hoffmansthal’ a yazdığı mektupta görülebilir: 

- - - (Mektup Başlangıç)

‘Saygıdeğer Dostum, 

Zamanımızda devlet adamı olarak bilinenlerin, uluslararası arenada gerçek anlamda olup bitenlerin yalnızca çok az bir kısmına hakim olması, sende de bazen şaşkınlığa sebep oluyor mu? Sanki tüm dünyanın olaylarına burada karar veriliyormuş gibi, tüm tehlikelerin merkezi burasıymış gibi herkes gözünü Almanya’ya dikmiş durumda. Halbuki Almanya’nın sınırları üzerinde, perde arkasında ne olup bittiği kimsenin dikkatini çekmiyor. 

Rusya ile imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması (3 Mart 1918, Osmanlı Devleti’nin de toprak kazandığı son antlaşma) daha dün gibi. Rusya, 16. yüzyılın ortalarındaki sınırlarına geri çekilmeye zorlanmıştı. Batıda ve güneyde son çarların hükmettiği topraklarla beraber Ukrayna’nın tümünü kaybetmiş ve Transkafkasya’da (Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan devletlerini içine alan, Türkiye, Rusya ve İran arasında kalan bölge) bağımsız devletler kurulmuştu: Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan devletleri ortaya çıkmış, Sibirya’nın (Ural Dağları’ndan Pasifik Okyanusu’na kadar uzanan bölge) tümü Rusya’dan ayrılmıştı. Ama şimdi Rusya, bu toprakların hepsini geri aldı. Sadece asi ve isyankar tabiatlı olan katolik Polonya bağımsız bir devlet olarak kalabildi ki o da bir sonraki siyasi deprem gelene kadar. 

Sibirya’da Kızıl Ordu, önüne bir engel çıkmadan ilerlerken Ukrayna ve Transkafkasya bölgeleri de Bolşevik kilisesine ilhak edilerek yeniden ele geçirildi. Japonlar, 1920’de kurulan Uzak Doğu Cumhuriyeti’nden (Rus İç Savaşı döneminde merkezi Bolşevik yönetiminden bağımsız olarak kurulan tampon devlet) üç yıl önce geri çekildi ve bu zorunlu ayrılma, Uzak Doğu Cumhuriyeti’nin Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (7 Kasım 1917’de Ekim Devrimi ile kurulan devlet) ile bağlanmasına sebep oldu. Şimdi Rusya, tekrardan Pasifik kıyılarına oturmuş durumda. İlginçtir; tüm Anglosakson dünyasında, Britanya’da ve sömürgelerinde ve Birleşik Devletler’de bu sarsıcı tarihi gerçek, Ren Nehri’nin kıyılarında olanlar, izole edilmiş Avusturya’nın suni olarak oluşturulmuş sınırları içinde olanlar veya Çekoslovakya’yla ilgili gelişmeler kadar bile dikkat çekmemektedir. 

Bir an için inanabiliyor musun, herkes kozlarını oynadığında Çekoslovakya, Slav ve Marksist mıknatıslarının çekim gücüne nasıl direnebilecek?  Yeni bir din olarak Pan-Slavizm! Yoksul ve bitkin bu insanların veya önceki inanç bağları rasyonalist misyoner okulları tarafından çökertilmiş olan Asya’nın ordularının 20. yüzyılın yeni bir dini akım gibi türeyen bu rüzgarının etkisi altına girmeyeceğine ciddi olarak inanan birisi var mıdır?  Orta Avrupa denen bu ufak bölgeye hipnotize olmuş gibi göz dikenler, ulusal hayal kırıklığı yaşamış, savaş kaybetmiş, küresel güç olmaktan çoktan vazgeçmiş olan Almanları çıldırtmaya uğraşıyor. Onlara kötü davranarak en sonunda ulusal bir tepkiye dönüşecek şekilde kışkırtma hamlelerinin temelini oluşturuyorlar. Bu sürecin sonunda da gözleri karartan bir öfke ve klasik Alman siyasi acemiliği, eşzamanlı bir şekilde belirerek yönetimde öne çıkacak olan ilk provokatörün emrine girmiş olacak. Batı bu oluşumu, tüm dünyayı tehdit eden küresel bir düşman olarak tanımlayacak ki görünmeyen gerçek tehdit aslında bu Alman tehdidinin ötesinde, Baltıklar ve Pasifik Okynusu arasındaki uçsuz bucaksız büyüklükteki coğrafyada yatıyor olacak. Nasyonalist emperyalizm fikriyle hareket eden ve yayılmacı bir politika köküyle kurulmuş olan Rusya Federasyonu, geçtiği yerleri bu ideoloji doğrultusunda katılaştırarak kristalize eden, karşı konulmaz bir sürece dönüşmüştür. Böylesine bir tehlike ile karşılaştırıldığında, Almanya’nın yayılmacı fikirleri dünyanın gözünde ne ölçüde önemli olabilir? 

Bana göre Almanya probleminin çözümü, Reich (Alman İmparatorluğu) içindeki ılımlılara devlet yönetimini sağlam bir şekilde ele alabilmeleri için kendi pozisyonlarını konsolide edebilmeleri yönünde somut destekler verilmesidir. Reform hareketlerinden ve 19.yüzyıl felsefik devriminden de bildiğimiz üzere, aşırı uç çözümlere kaymak, bir Alman karakteristiğidir. Bu durum bize ve genel olarak Batı’ya, beraber yaşadığımız akrabalarımız kadar tanıdıktır. Ancak Rusya büyük bir Asya gücüdür ve tahmin edilemez, ölçülemez bir çok parametreyi içinde barındırmakla beraber tarihte şu ana kadar görmüş olduğumuz en büyük güç odağına dönüşebilir. Belirttiğim hususlar, Bolşevizm üzerine duygusal veya akademik söylemler olarak algılanmamalı. Boşevizm, sosyalizmin uyum sağlayabileceği birçok formdan yalnızca birisidir. Şu an tüm dünyada bir sosyalizm çağı yaşanıyor, sadece uygulamalar birbirlerinden belli bir derecede farklı o kadar. Bundan dolayı Rus fenomeni, teorik bir taslak olarak değerlendirilemez, bilakis çağımızın en büyük gerçeğidir ki bu gerçek, çözülme aşamasına gelmiş bir millete, tahmin edilemeyecek kadar zengin güç kaynaklarını döşeme taşı yaparak ilerliyor. 

Almanya ve Japonya, Rus yayılımcılığına karşı doğal muhaliflerdir; ama bu yayılımcılıktan uzun vadede en fazla zararlı çıkacak olan, Britanya İmparatorluğu ve Birleşik Devletler olmak üzere Batı, gücünü Almanya’yı ve Japonya’yı zayıflatmak için kullanıyor. Anglo-Japon Antlaşması’ndan (üç sene öncesine kadar yürürlükteydi değil mi?) feragat edilmesi, bana göre Amerikan çıkarları açısından kısa vadeli ve önemsiz bir kapitülasyon olmaktan öte gidemeyecek uğursuz bir gelişmedir. Almanya’ya nazaran Japonya, Rusya karşısında daha sağlam bir faktördür ki Fransa’ya karşı yönelmiş olan eski ittifakların -Büyük Frederick ve Tauroggen’in savaş hatıralarındaki gibi- hatıraları, içlerinde dert olarak kalmaya devam edecektir. 

Bir çok ülke için, açık bir şekilde belli olan tarihi kıyaslamaları yapmak oldukça kolaydır; ancak zor olan, olayların gerçekleşmiş olduğu tüm şartların değiştiği gerçeğini kavrayabilmektir. Devletlerin kendi yerel aşklarını ve tutkularını, en fazla zararı verebilme potansiyelleri olan dış ilişkiler politikası alanında yansıtmaları da demokrasilerin kendine  has bir özelliği gibi görünüyor. 

Bugünlük bu kadar yeter. Bu samimi arkadaşının, en içten iyi dileklerini kabul etmen arzusuyla...

Carl J. Burckhardt

- - - (Mektup Bitiş) 

 Aşağı yukarı elli yıl önce yazılmış olan bu mektup, yetenekli bir politikacının tarihin gelişen yönelimlerini önceden kavrayarak doğru tahminlemeler yapabildiğini göstermektedir. Böylesine zahmetli bir sonucu elde edebilmek için keskin bir amaç doğrultusunda teşkilatlanmış ve eğitilmiş üst düzey uzmanlara ihtiyaç vardır. Bu uzmanlar, birbirleriyle öyle bir uyum içinde olmalıdırlar ki herhangi bir vakaya şekil veren bağımsız faktörleri doğru bir şekilde yakalayabilsinler ve uygun bir bakış açısına yönlendirebilsinler. Ayrıca bu iş, uzmanların sağlam bir genel bilgiye ve kendilerinin, çalışma arkadaşlarının ve gerçek ve potansiyel düşmanlarının konumlarının mutlak idrakine sahip olmalarını gerektirmektedir. Bir dış istihbarat servisinin görevi budur. Tıpkı İngilizlerin bakış açısında olduğu gibi bu teşkilat, dış politikanın temel unsurlarının kurulmasındaki en önemli enstrüman olarak kabul edilmelidir. 

Anglosakson dünyasında ve Sovyetler Birliği’nde böyle bir teşkilata olan ihtiyaç hususunda en ufak bir tartışma veya şüphe yoktur. Özellikle Britanya’da teşkilat için çalışmak, adı kötüye çıkmış ve itibarsızlaştırılmış bir nam değildir; tam tersine, bu onurlu ve soylu bir iştir. Orada istihbaratçılar, tüm toplumun güvenini almaktan ayrı bir zevk duymaktadır. İstihbarat, el altından yapılan korsan ticaret veya James Bond macerası gibi bir şey de değildir. Ne yazık ki Almanya’da, böyle üst düzey bir işin önemi, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kavranamamıştır.  1971 yılında Der Spiegel dergisinde kaleme aldığım “Federal İstihbarat Teşkilatı” adlı yazı serisi, bu duruma önemli bir örnektir. Yapılan bazı büyük ve küçük yanlışlar, yazıların ciddiyeti üzerinde şüphe uyandırmış, daha da ötesi dünyanın hiç bir ülkesinde bir devlet kurumu hakkında basın-yayının böylesine tatsız ve yanlış bir algı oluşturabilmesi -sayısız yalanlar ve patavatsızlıklarla- mümkün olmamıştır. Her şeyden önce, bir istihbarat teşkilatının işini doğru düzgün yapabilmesi için, üzerindeki kamu denetimi ölçüsünün iyi ayarlanmış olması gerekir. Yalnızca denetleme yetkisi verilmiş parlamento alt komiteleri, teşkilatı denetleyebilmelidir. 

Elbette bu tutum, çağımızdaki  “mutlak” basın özgürlüğünde bazı yanlış anlaşılmalara sebep olabilir. Ancak diğer türlü olduğunda da teşkilatın üzerine bir alacakaranlık havası çökmeye başlar ve bu da sadece, zaten üzerine nankörlük yapılan istihbarat işine zarar verir. İşte bu anlayış kıtlığı, yapılan işin sorgulanmasına götürecek ve hedefini gerçekleştirmesini engelleyecek kadar bazı geri tepmeleri doğurabilir. Hem uzun yılların getirdiği kendi tecrübemden, hem de diğer istihbarat teşkilatlarının üyeleri ile yaptığım fikir alışverişlerinden edindiğim izlenimle söyleyebilirim ki, bu gerçekleri tüm çıplaklığıyla açıkladığımda ne bir abartma yapıyorum, ne de bu konuda yalnızım. Tüm bunlar, Alman istihbarat teşkilatının 1945’ten beri gelişimiyle de ilgili olmakla beraber beni, anılarımı kağıda dökmeye ikna etmiştir. 

Aynı zamanda, tümü özde “genelkurmay subaylarının adı yoktur”  Schlieffen özdeyişi (Alfred Graf von Schlieffen - Alman mareşali ve stratejist. 1891-1905 yılları arasında Alman İmparatorluğu Genelkurmay başkanı) ile yoğrulmuş olan teşkilattaki tüm sivil ve asker arkadaşlarıma, en yüksek minnetlerimi de bu sayfalarda belirtmek istiyorum. Onların sürekli destekleri ve anlayışları olmasaydı tüm çabalarımız boşa çıkacak ve özellikle benim yaptığım işler de başarıya ulaşamayacaktı.

*** (Önsöz Bitiş) 

Kitabın geri kalanını okumaya bile gerek kalmadan, sadece bu önsöze bakarak, Alman genelkurmayının, o zamanlardaki subay kalitesi hakkında genel bir fikir edinilebilir. Gehlen, literatürde modern istihbaratın kurucusu olarak anılmaktadır.

Gehlen’in elli sene önce anlattıklarının benzerlerinin günümüzde hem uluslararası arenada, hem de Türkiye’de yaşanıyor olması ne kadar da “tesadüf” değil mi?..

  Modern Türk İstihbaratı

 “Modern devletlerin istihbarat konusunda geliştirdikleri metotları ve teknik alandaki ilerlemeleri göz önüne alan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, bir taraftan genç Cumhuriyet'e yönelik yabancı devletlerin espiyonaj çalışmalarını, hanedan mensupları ve taraftarları ile yıkıcı ve bölücü (Ermenilik, Rumluk, Kürtçülük, Komünizm, rejim aleyhtarlığı vb.) odakların faaliyetlerini önlemek, diğer taraftan yapılan ve yapılacak olan inkılap hareketleri ile rejimi kollamak ve korumak amacıyla, ‘Bu böyle olmaz, muasır devletlerde olduğu gibi biz de modern bir istihbarat teşekkülü kurmak mecburiyetindeyiz.’ ifadeleri ile teşkilâtın lüzumuna işaret ediyordu.” - https://www.mit.gov.tr/text_site/ikinci_bolum.html

 Modern bir istihbarat teşkilatı kurulması görevi, Atatürk tarafından Mareşal Fevzi Çakmak’a verilmiştir. 6 Ocak 1926’da, sadece yurt içine hizmet verecek olan Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti (MEH / MAH) kurulmuştur. Dış istihbarat bölümünün kuruluşu için ise yetiştirilmek üzere içlerinde Kurmay Yarbay Şükrü Ali Ögel’in (İlk Hizmet Reisi olacaktır) de bulunduğu bir Türk heyeti, 20 günlük bir kurs görmek üzere 16 Haziran 1926 tarihinde Almanya’ya gönderilmiştir. Müşterek çalışmalar sonunda MEH’in yapılandırılması, Ekim 1926’da başlatılmıştır. 1926 Kasım sonunda da Hacı Bayram Camii civarındaki Şehit Keskin Sokak’ta bulunan MEH’in personel sayısı 10 civarındadır. MEH, Başbakanlık’a bağlanmış ve ilk başkanlığına Kurmay Yarbay Şükrü Ali Ögel atanmıştır. 

2.Dünya Savaşı sonrası, tüm dünyada seyreden her alandaki hızlı gelişmeler, MEH’in modernize edilmesi ihtiyacını doğurmuş ve 22 Temmuz 1965 yılında yürürlüğe giren kanunla Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) kurulmuştur. 1 Mart 1966’da MİT’in ilk başkanlığına ise, daha önce 14 Eylül 1954’te Kurmay Albay rütbesi ile MEH’in de başkanlığına atanmış olan Mehmet Fuat Doğu getirilmiştir. 

Tarihçe ile ilgili daha detaylı bilgi, MİT web sitesinden edinilebilir: (https://www.mit.gov.tr/text_site/icindekiler.html) 

MEH’in ilk başkanı Albay Ögel, Eric Ambler’in 1940 basımı “Korkuya Yolculuk” adlı polisiye-casusluk romanındaki Albay Haki karakterine de ilham vermiştir. 

Roman, James Bond serisi başta olmak üzere tüm casusluk yapımlarını da etkilemiş ve 1943 yılında da sinema filmine çevrilmiştir. 

Orson Welles’in canlandırdığı Albay Haki: 

Kurmay Albay Ali Şükrü Ögel (Gazi Paşam’ın sağında, ince bıyıklı):

 

Makaleyi sonlandırmadan önce, Türk İstihbaratı’na iç mihraklarca yapılan can sıkıcı saldırılara da değinmeden geçmeyeceğiz. Saldırılar, sıklet merkezi olarak iki odak seçmiştir: 1) Korgeneral Mehmet Fuat Doğu, 2) Kurmay Albay Şükrü Ali Ögel. Hiç analize,vs gerek kalmadan MİT’in müsteşarlar sayfasına şöyle bir göz gezdirildiğinde, iki temel dayanak noktası göze çarpacaktır. 

Birincisi, MEH’in ilk başkanı Ögel Bey, ikincisi ise MİT’in ilk başkanı Doğu Bey.

İki kurucu başkan.

İkisi de asker. 

Binayı kuvvet ekonomisi uygulayarak çökertmek isteyen, nereye saldırır? Temellere. Yani iki temel direğe…

Peki hem asker, hem kurucu, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin temel direği kimdir? Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk… 

Türk İstihbaratı’na saldıranların içinde kimi milletvekili, kimi kitap yazarı, kimi gazeteci.  Kimi pişkin, kimi düşkün… 

Bu cenah, genel olarak tetkik edildiğinde görülecektir ki tümü iki ana yoldan biri üzerinde yürümektedir:

1) AB " ABD ekseninde sözde dindarlık

2) Rus " Çin ekseninde sözde ulusalcılık 

Bir tanesi gazetesinde yazmış, “Fuat Doğu, Nazi Suçlusu Gehlen’in öğrencisi miydi?” diye. Nazi suçlusu tanıma kime ait? 2. Dünya Savaşı’nın kazananlarından biri olan Amerika’ya. Madem Amerika bu adamı Nazi suçlusu olarak tanımlıyor, niye o zaman kendi teşkilatı CIA’i bu adama kurdurttu?.. Olaylara o mantıkla bakılıyorsa, o zaman şu tip haberler de bekliyoruz bu mantık sahiplerinden: “Çeçenistan katliamının faili Putin’le görüşen Cumhurbaşkanı, yoksa onun yakın arkadaşı mıydı?” ya da “Türk heyeti, Doğu Türkistan’daki zulümlerin planlayıcısı Çin başbakanı ile ne diye görüştü?” Aynı mantık. Hadi yapın böyle haberler de görelim bakalım. 

“CIA" MİT” iddiasını ortaya atanları araştırın, geçmişte cemaatlere ve tarikatlara çuvalla para akıttıklarını, kendi ağzından verdiği demeçlerde göreceksiniz. 

Be cenahın profesörü bile, üniversitede uluslararası hukuk dersinde, hukuk anlatacağına, MİT’e CIA iftirası atma rahatlığını ve cüretini kendinde buluyor. 

Sıcak savaşlarda, ülkeler birbiri ile gırtlak gırtlağayken bile karşılıklı temaslar olur. Bunları manipule ederek birtakım odaklara hizmet edecek şekilde kara propagandaya dönüştürmek de ayrı bir art niyet göstergesidir. 

İki küpe turşu kuramaycak adamlar, iki devlete istihbarat teşkilatı kurmuş adamı saldırı silahı olarak kullanıp, Türk İstihbaratı’nın iki kurucu asker başkanına, onların nezdinde de Türkiye Cumhuriyeti’nin  kurucu asker başkanına, Atatürk’e saldırmaya çalışıyor. 

Kurumun kendisi ve görevlileri, görevleri ve konumları gereği bu tip çirkin saldırılara karşı savunma yapmazlar. Peki devletimizin en temel sacayaklarından biri olan bu kurumumuzu kim koruyacak? Biz koruyacağız… Biz kimiz? Türk Milleti olarak, Deruni Devlet’in ta kendisiyiz… Kurumsal Devlet’i de Deruni Devlet koruyacak...

 Bu ilke, Oktan Keleş Bey’in Deruni Devlet adlı kitabında, yüzlerce sayfaya yayılarak anlatılmıştır. Bölümlerin her birine, bu doktrinel DNA ayrı ayrı işlenmiştir.

 

OnAltıYıldız’da istihbarat konusu ile ilgili yapacağım tüm çalışmaları, bir zamanlar Atatürk’ün de içinde bulunduğu, Türk İstihbaratı’nın İsimsiz Kahramanları’na ithaf ediyorum… 

Deruni Devletime Derin Saygılarımla 

Y. Murat Yiğit

ymuratyigit@gmail.com

@yigit_ym



Bu haber 5,382 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,943 µs