En Sıcak Konular

Adguk ve Işık İnsanları

17 Mart 2022 09:32 tsi
Adguk ve Işık İnsanları Fatma Kızık Yazdı:Adguk ve Işık İnsanları

 

                                            Adguk ve Işık İnsanları

 

 

Adguk Öğretisi ile bizi tanıştıran Oktan hocamıza, ayrıca eser hakkında son derece başarılı tefekkür yapan koldaşlarıma teşekkür ediyorum. Öncelikle bu eseri bir bağlam içerisinde anlamak, konuya Alevi-Bektaşi geleneği çerçevesinde yaklaşıp tefekkür etmek istiyordum. Sonra bir duraklama oldu. Önümdeki her bilgiye sadece bakıyormuşum gibi hissettim ve ara verdim. O sırada Adıyaman’da ağuiçenler (zehir içenler) ocağından biriyle bir görüşme nasip olmuştu. Ocağın dedebabasına ulaşmaya çalışıyorduk, hem özel bir durum için hem araştırma yapmak maksadıyla ve ardından kısa bir süre sonra Alevi canlardan biri Cem evinde Dardan indirme ritüeli olacağını ve katılmak isteyip istemediğimi sordu. Dardan indirme bir yas ayiniydi ve benim için şimdi ve çağlar öncesine dair bir çağrışım yapmıştı. Dardan çıkma zamanı gelmiştir umarım tüm insanlık için. Bana göre bunlar işaretlerdi, yazmak, yazmamaktan yeğdir diyerek çalışmaya başladım.

 Adguk Öğretisi yüzlerce yıl gizli kaldıktan sonra günümüze ne söylemek istemektedir? Bu öğretinin kültürel hafıza veya kolektif bilinçte karşılığı yankısı var mıydı? Doğrudan bir karşılığı olmasa bile bir çağrışımı izdüşümü mutlaka olmalıydı. Bu öğretileri yaşamlarına geçiren veya bu öğretilerle yaşamlarını inşa eden insan unsuru olmadan öğreti olmazdı. Bir zamanlar yaşayan bu insanlar, arkalarında iz bırakmış olmalıydı. Öyle ki diller ve kültürler zamanla yok olsalar bile ezoterik bilgiler, çeşitli ritüeller içinde bir damardan sızarlar, gerek sembollerle gerek ritlerle. (bireysel ayin)

Semantik (anlam) bilim aynı toplumda yaşayan insanlar tarafından anlaşılabilecek kavramların, bağlamla mümkün olabileceğini söyler. Bağlamsız anlam anlaşılmaz. Bu nedenle sayın Oktan Keleş, Adguk öğretisini, Türkçede ki en yakın karşılıkları ile transkript ediyor, anlaşılsın diye bağlamları veriyor.

Bektaşi dergâhlarında bu eser üzerinde neden çalışılmıştı? İlk sorum bu oldu. Bu eserin izdüşümleri Kadim Anadolu geleneği ve halkları arasında bir şekilde karşılık bulmalıdır diye düşünürken elime geçen bazı kitaplar, makaleler bu konuya ilginç bir yaklaşım getirdi aynı zamanda yeni bir tartışma konusu da gündeme gelmekteydi. Adgukta Luvilerden bahsedilmişti. Luvilerin Hitit medeniyeti içinde kendilerini gizleyerek öğretilerini sürdürdükleri anlatılmaktadır. Truva savaşının sadece Trakya bölgesi değil Luvileri yok etmek için çok daha büyük bir alanı kapsadığı ile ilgili kaynaklar mevcut.  Bazı kaynaklarda Aleviliğin kökeninin Luvilere dayandığı iddiaları söz konusu edilmekteydi. Luvi kelimesinin anlamı ışık insanı olarak geçmektedir.

 Bu bağlamda Anadolu’da 16. yüzyıla kadar Aleviliğin ışık taifesi olarak görüldüğü ve adlandırıldığı iddiaları son derece ilginç bir benzeşmedir. Luvi sözcüğünün başına A harfi getirilerek aluvi-alevi şeklinde ışığa ait olan anlamına gelebileceği,  işaret edilmektedir. Alev sözcüğüne de atıfta bulunulmaktadır. (bkz. Erdoğan Çınar Aleviliğin kökenleri) Ancak tartışma tam olarak bu noktada başlamaktadır. Bu iddiaların içinde etnik vurgular belki zorlama bir köken arayışı olabilirdi veya olabilir. Bazı Alevi çevrelerince şiddetle eleştirilen bu konu, Aleviliği Müslümanlıktan ayırma çabası içindeki, misyoner çalışmaları olarak değerlendirilmektedir. Âli’siz Aleviliğin olamayacağı Aleviliğin İslam’dan ayrı düşünülemeyeceği konusu hem akademik, hem sosyal çevrelerde tartışmalara neden olmaktadır. Bu tartışmalar bir yana şurası gerçektir ki Alevilik, Türk’ün kendi kültürü ve kendi öz değerleriyle İslam’ı yorumlaması ve yaşamasıdır.  Ancak Anadolu, kadim kültürlerin beşiği olarak zengin bir bilgi sahası ve ayrıca büyük bir maneviyat iklimidir. Bu coğrafyada yaşayan halkların teması ve kaynaşması yadsınamaz. Bu nedenle Aleviliğin kökenleri ırksal veya gizli öğretiler bakımından Luvilere dayansın veya dayanmasın kaçınılmaz olarak kültürel (dini-sosyal-psikolojik) temaslar söz konusu olacaktır. Ancak sırlı bilgilerin, kapalı cemiyet ve topluluklarda sıkı bir koruma ve ait olduğu toplumun inisinasyon (erginleme-olgunlaştırma, geçiş yaptırma) yöntemleriyle aktarılması ritüellere kapı açmaktadır. Birçoğu yok olmuşta olabilir. Bir halkın tarih sahnesinden silinmesiyle onlara ait tüm bilgiler yeryüzünden silinir mi? (Kıyamet, tufan mitleri haricinde düşünelim ) Yoksa bir başka özle özleşir mi? Veya kritik soruyu soralım Işık İnsanları oldukları varsayılan Luvilerin Türk atalarla bağlantıları olabilir miydi? Aleviliği farklı bir kökene bağlama çalışmalarına bizde o kökenin Türklükle ilgisi olabileceğini ısrarla vurgulayalım. Bir örnek verelim, tekâmülün dairesel bir döngüyü takip etmesi sırrını Anadolu’da sema ve semahların vecd halindeki dönüş ritüelleri içinde buluruz. Bilgisi bilinmiyor saklanmış veya unutulmuş olsun, ama kendi etrafında sürekli dönen ve vecde gelen insan faaliyeti gizli bir öğretiyi sırlıyor. Bu nedenle avamdan gizlense de her gizli bilgi bir izdüşümü bırakır diyoruz. Sanatın içinde de bu vardır. Söz ve saz sanatının ustaları Aşıkların icraları da bu minvalde düşünülebilir.

 Bu nedenle adguk öğretisinin Luvilere ait olabileceği noktasından hareketle Hitit taş kabartmalarında kadın erkek döngüsel figüratif dans sahnelerini semahlarla uç uca ekleyebiliriz. Dünyanın her yerinde insanlar dini veya sosyal danslarında dönerler, fakat zamanda derinlik, mekânda yaygınlık ilkesi göz önüne alındığında Asya, Anadolu ve Türkler açık ara farkla bu kadim bilgilerden yoğrulan damıtılan bilgilerin daima gerçek sahipleri olmuştur. Günümüzde dünyada canlı icralar bakımından Semah ve Sema ritüellerine örnek teşkil edebilecek saz, söz, dans icralarının bir başka örneğini kim gösterebilir?  Bu dönüşler göksel veya atomik döngülerin sembolleridir ve göksel unsurlar kültürel hafızada daima ışıkla ilgilidir.

Genel çerçeveyi anlattıktan sonra Oktan Hocamın Güneşin Çocukları veya Güneş insanları vurgusunu dikkate alarak ilerlemeye gayret edelim. Bu konuyu ışık taifesi çerçevesinde değerlendirecek olursak;

Hatai’den;

Bir kandilden bir kandile atıldım

Turab olup yeryüzüne saçıldım

Bir zaman Hak idim, Hak ile kaldım

Gönlüme od düştü yandım da geldim. 

Kandil yıldız-güneş demektir. Parlak ışık saçan, aydınlatan bir alev kütlesi. Alevi deyişlerinde sıkça işlenmiş olan bu kandil kelimesi çoğunlukla ışık ve nur kelimeleriyle anılıyor. Gezegen anlamına da gelen kandil metaforu ile anlatılmak istenen bir gezegenden bir başka gezegene geçmek olarak okunabilir.  Güneş sistemi olarak düşünürsek, bir güneş sisteminden başka bir güneş sistemine geçtim şeklinde açıklanabilir. Mikro boyutta bir bedenden bir bedene geçtim de denilmek istenmiş olabilir.

 Sıdkı Baba’dan;

Kudret kandilinde bir ışık iken

Ta ol zaman âşık oldum nura ben

Sevgili peygamberimize atfen Ahzap 46: Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik).

Nesimi’den;

Eğer sual eder isen sırrımdan

Cümlemizi var eyledi varından

Hak yarattı Muhammedi nurundan

Kandilde balkıyan nurdan gelirim

 

Seyit Feyzullah’tan;

Kandilde balkıyan (ışıyan)dostun nurudur

Akıl ermez ona Hakkın sırrıdır

Adgukta geçen öğretide anlaşıldığı kadarıyla içinde dualitenin (iyi-kötü, temiz-pis) olduğu bir insan programı var birde kendin olarak yorumlanan öz hakikat şahit ben var. Bu şahit ben ışıkla (Tin)  ilgili. Bu nefeslerde ki ışık nur tin kavramlarını Adgukta anlatılan Kendin olarak düşünelim.. Kandil kavramını makro planda seyir içindeki duraklar güneş, ay, gezegen alem vb. dinlenme yerleri, mikro boyutta ise kandili, ışığın çerağın uyandırıldığı insan bedeni gibi algılamak söz konusu.

Adguk Öğretisinden

Gökten inen yağmurla uyanan, yeniden hayat bulan Adam, Uluların huzuruna geldi.

Uluların Ulusu, Bu gelen adam benim dostumdur, dedi.

Sizler gibi, sizler de dost edinin onu.

Ulular; Aya, Güneşe baktılar, bir de kişiye.

Ulular sustular, İçlerinde sadece bir bilge, Kapananın Zag memesi muhafızı, tereddütsüz, Ben bu kişiye dost olurum dedi.

Uluların ulusu geleni tanıyordu kandildeki nuru görmüştü belki.  Ancak diğer ulular önce Aya Güneşe baktılar sonra gelen kişiye ve sustular. Susmalarının sebebi gelen kişinin ışık(nur) olan özünün görülememesi sadece insan programını gördükleri için olabilir mi? Burada baş uluya itimat ederek susuyorlar.

Büyük ozan Yunus Emre iki cümleye ne sığdırıyor;

Yedi gök yaratıldı Işık ile bünyad oldu

Toprağa nazar Kıldı aksırıp duru geldim. (Yedi gök yaratıldı ışık ile yapıldı, toprak olarak onun dilemesiyle bir anda hızla süratle geldim)

Fusillet 12:Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, aziz, alim Allah'ın takdiridir.

Yeryüzüne indirilme turap olarak serpilmek, burada ki programın, koşulların gereği olan (toprak)  bedene bağlı olarak dünya sisteminde yaşamaya uygun hale getirilmek şeklinde yorumlayabiliriz.

4 kapı 4 çağ 4 boyut ve çarkı felek tamgası için şu yorumu yapabilir miyiz? Ozan koldaşımızın çalışmasını ve çizimlerini baz alarak.(https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,790/5-atanin-sirri-tengri-tamgasi/ozan-aydin

Yunus Emre’nin yukarıda ki dizelerinde toprak olarak görünürlük kavramı, İbrahim çağını mı işaret ediyor. Enerjinin daha katı (madde-toprak)  formuna bürünmüş olarak varlıkta zuhur ettiği çağda mıyız? Ant dairesi içinde Mikro kosmos olan mevcudiyetinde birlediği bu 4 unsuru, müstakil olarak yaşamış veya yaşayacak olan varlık, bu unsurların özelliklerine göre oluşturulan sistemlerde ve ant dairesinin içinde dönen bu çarkı felekteki seyrini ancak 5.ata sırrıyla kendisindeki Muhammedi Nur ile tamamlayarak göğü aşabilecek diyebilir miyiz? Bütün çağların iç içe ve ya üst üste gelmesiyle (süratle dönmesiyle?) tek bir An’ a ulaşılması Bir’lenmesi gibi mi düşünmeliyiz. Veya toprak çağının sistemini aşmak bu sistemin yer aldığı gök kapısından geçmek gibi de düşünebiliriz. Ozan koldaşımın çiziminde 5. Ata sırrının ocak ve ateşle ilgili olması manidar. Allah nurunu tamamlayacaktır ayetini düşürüyor gönüllere…

Musa çağı olarak anladığımız çağ su çağı enerjinin(tin) hangi seyrini ifade ediyor olabilir? Bizim dünyamızın evreni veya bu evren dışındaki evrenler olarak niye düşünmeyelim.  Akışkan sıvı bir enerji formunda oranın donanımı programı ile geçirdiği evreler veya geçireceği evreler (baş sonda son başta) Kuranda sizin bilmeyeceğiniz yaratışlarla yaratırım buyuruyor Allah.

Ateş çağı Nuh ile kodlanmış (Okan hocamız ateşte görünür olmaya dikkat çekmişti) Bu kısmı Yunus dilinden; Ateşe nazar kıldı aksırıp duru geldim şeklinde yorarsak bir başka sistemden bahsetmiş oluruz. Aynı şekilde suya nazar kıldı veya havaya nazar kıldı şeklinde okuyabilir miyiz? Nuh çağında bahsedilen uzun ömür konusu ışık hızını aşan enerji boyutundaki yaşam programının bir parçası olabilir mi? Bu konuda Alevi gelenek içinde devir nazariyeleri çok şeyler anlatır. Ancak bu devriyelerin derin manaları nedeniyle sayısı azdır. Dikkatle incelenirse yağmurdan, nebata, hayvandan suya, havaya buluta oda (ateşe) kaç alemde kaç defa bina edildim, yapıldım, yıkıldım şeklindeki ifadelerle tüm bu unsurlardan gelinip gidildiği kaç kez semadan indirilip çekilip halden hale geçmenin evreleri anlatılıyor. Dikkatimi çeken bir diğer konu ise çarkıfelekle (svastika)  olan çatışma Gufrani der; tarikatım boş değil. Güzel dinle bağrım demir taş değil. Felek ile hiç aramız hoş değil. Kaç barıştım kaç darıldım kim bilir? Buradaki hoşnutsuzluk Ant dairesi içinde dönen bu çark-ı felekten çıkma isteği olabilir mi? Nefeslerin nasıl sırlandığı daha iyi anlaşılıyordur sanırım. Yüksel Türk Senin için yüksekliğin hududu yoktur. (Atatürk) Rahman 33.İşaret olabilir mi? Feleğin çemberinden geçmek halk sözünü hatırlatmak isterim. Bu konuda aşağıya yazdığım devir örneğine bakılabilir.

 Ve hava çağı İsa ile kodlanan bu çağı yine öz enerjinin son derece latif belki görünmezlik özellikleriyle bu özelliklere uygun âlemlerin seyrini haber veriyordur, neden olmasın? Bu konuda Aşık Veysel’in nefeslediği şiire bakılabilir. İnişte yedi renge boyandım, bulandım diye anlatırken göğe çıkarken Buhar olup sırlı renge ulaştım der büyük ozan…

Adguk öğretisini okumaya başladığımda dikkatimi çeken; beni ve bu yazıyı da halden hale koyan devir konusu oldu. Alevilikte devir nazariyesi Tur anlamına gelen dönüşü ifade etmektedir. Sembolü çemberdir. Çemberin ilk yarısı İnişi temsil eder. Buna Devr­i Arşiye denir. İkinci yarımay çıkışı temsil eder ki buna Devri Ferşiyye denilmektedir. Adguk öğretisinin iniş ve çıkış üzerine yazılmış ilk bölümünde görüleceği üzere bir nüzul(iniş) ve birde uruc (çıkış)  var. Bu seyirler içinde de varlığın serüveni.

Gufrani’den;

            Katre (damla) idim ummanlara karıştım, Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir? Âlemleri kaç devredip dolaştım. Bir sanata kaç sarıldım kim bilir? Bulut olup -ağdığımı bilirim. Boran ile yağdığımı bilirim. Altı anadan doğduğumu bilirim. Kaç ebeden kaç soruldum kim bilir? Kaç kez gani oldum kaç kere fakir. Kaç kez altın oldum kaç kere bakır. Bilmem ki kaç kâtip ismimi okur. Kaç defterde kaç görüldüm kim bilir? Kaç alet oldum ellerde bakıldım. Semadan kaç kere indim çekildim. Balçık olup binalarda yapıldım. Kaç yıkıldım kaç kuruldum kim bilir? Bazı nebat oldum toprakta sürdüm. Dokundum tezgâhta halka satıldım. Kaç açıldım kaç dürüldüm kim bilir? Kaç kere süt oldum kaç kere ayran. Kaç kez davar oldum kaç kere kurban. Kaç kez memluk olup misali hayvan. Elden ele kaç verildim kim bilir? Kaç kez gezdim ehli dükkân elinde. Kul ne bilir her şey sultan elinde. İlaç idim hekim lokman elinde. Kaç kurudum kaç karıldım kim bilir? Kaçıncı Âdem’in evladındanız. Kaçıncı âlemin bünyadındanız. Kaçıncı fırkanın efradındanız. Kaç gelindim kaç varıldım kim bilir? (Daha uzun olmasına karşı bu nazariyenin belli kısımları alındı)

Kapana’yı (dişil unsur); Rahimiyet ve memelerden akan sıvı benzetmeleriyle bir kaynağı ya da sistemi temsil eden dualite, yani ikilik metaforlarıyla görüyoruz. Kapana, sadece insan formunu değil tüm varlığı kapsıyor. İki memeden akan sıvı ak veya kızıl  (kara) temiz ve pis olan bu sıvılardan emenlerin karıştığı ilk havuzdan bahsediliyor. Madde ve mana algılarının ya da programlarının kaynaşması gibi anlıyoruz. (Henüz maddeleşme yok)

Biri Zagtan diğeri Zegten (pandı) içti.

Zag ile Zeg birbirine karıştı. Bunlar aydı.

Aşık Husni’den;

Ak süt iken Kızıl kana karışıp

Emri Hak’la coşup cevlana geldim

Ma_i cari ile akıp yarışıp

Katre_i naçizden ummana geldim

(cevlan: dolanma gezinme yolculuk, ma_i cari: akarsu  katre_i naçiz: bir damla)

Adguk öğretisinde aşağı inerken bir sorumluluk olmadığını yukarı çıkarken arınma filtre etmekle ilgili sorumlu olunduğu anlatılıyor. Su metaforu deyişlerde de aynen kullanılıyor. Bu konuda  Aşık Veysel ne diyor;

Göklerden süzüldüm tertemiz indim
Yere indim yedi renge boyandım
Boz bulanık bir sel oldum yürüdüm
Çeşit çeşit türlü renge boyandım

Adguktan

Özünüz bir, sözünüz değil.

Özden akanlar ses oldu.

Bu sesler birbirine karıştı.

Havuzlarda söz oldu.

Zag ve Zeg aktı da aktı.

Soylardan soya ulaştı da ulaştı.

Söze kılıf gerekti.

Tine ten.

Tinler hep aynıydı

Ama tenler hep değişti

Nesimi’den

Ruha değer veren, inanç kalayı,

Fikirler kılıçlaşır bileyi, bileyi,

Murat imar ise Kalu belayla dünyayı,

Tenler ayrı ayrı, ruhlar birdir bir.

Varlık âleminde zuhur ettikten sonra mücadele başlıyor. Her iki programı tanıyıp dualiteyi anlayıp her ikisini dengede tutarak (aslan-geyik metaforu) insan programını, Adguk’ta kendin denilen şahit (öz)  bilinçle yönetmek maddeye hükmetmek, Ab-ı hayat suyundan içmek vb. metaforlarla hakikatini bulmak anlamlarına ulaşabiliriz.

Bulmak bulmaca, bilmek bilmece oyun çağrışımı yapıyor. Her oyunun doğasında eğlence, içte ve dışta rekabet, belli bir süre mücadele ve ödül vardır. Ayetlerde dünya hayatının oyun ve eğlenceye benzetilmesi, oyalanma yeri olması, tamah edilecek bir yer olmadığının anlatılması, kendi hakikatine ulaşmada oyalayıcı bir yer olduğunun anlatılması benim anladığım; oyunun ve süreli yapısının fark edilmesi isteniyor. Kuran’da kıyamet ve saate yemin ediliyor.  Matriks sanal alem vb. tüm kavramları içine alan bir bilgisayar oyunu. Günlük hayatta oyun bittiğinde bazen arkadaşlarımızı uyarırız oyunu fazla ciddiye alanlara: Arkadaşım! bu sadece bir oyun ve bitti deriz. Bazıları oyundan çıkmak istemez hırs yapar tekrar yarışmak yenmek kazanmak denemek ister. İçine döşenen kaygan taşlar bunlar olabilir mi? hırs kibir vb. Dıştaki taşlarda eylemlerimiz, Oyunun farkında olmak doğru oynamak ama içinde kaybolmamak ve gayretine göre, iyisiyle kötüsüyle oyun bittiğinde oyundan çıkmak. Adgukta geçen birçok ölenin öldüğünün farkında olmaması konusunu, böyle anlıyorum. Oyunun farkında olmamak ve rollerine kaptırıp avatarına sıkı sıkıya yapışıp öz hakikat olan kendin olan ışığını unutmak. Hz. Mevlana’nın ne yaşarsan yaşa bu bir düş bir rüya de şeklindeki sözleri rehber oluyor. Peki tekrar dünyaya gelmek için şans isteyenler?

Kuran 54:46 -Bilakis kıyamet onlara vaat edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.

Geçenlerde kampüsten bir dost; gençlerin bu işleri bizden daha kolay çözebildiğine örnek vermişti. Üzerlerine giydikleri tshirtlerde insanın serüvenini anlatan; bir bebek, bir yetişkin ve bir mezar resmi bulunuyor ve altında ki yazıda Panik yok, sadece geçiyoruz yazıyor. Kendi çağlarının gerekleriyle daha kolay çözümlüyorlar. Gençler umudumuz.

Şimdilik son söz olarak bu çalışmada, Adguk’un kimler tarafından yazıldığı hangi toplumlarla ilgili olabileceği konusunda sunulan verilerle ilerleyebilir miyiz? Bakmak istedim. Oktan hocamız bu öğreti üzerinde bu kadar yoğun ve yorucu bir çalışma yaptıysa, mutlaka Türklükle bir ilgisinin olabileceğini düşündüm.  Anadolu’da öz Türk kültüründe sırlı nefeslerde yansımaları, konunun Türkoloji ile olan ilgisi çalışma alanı ve çalışma motivasyonu açısından önceliğimdi. Konu gerçekten çetrefilli devasa büyük bir derya ve maksat, bir damla su en azından bir çaba.

Bu yazının devamı, ol yeşil kandilde verdik selamı nefeslerinin sırladığı bilgiler üzerinden tefekkür etmeye çalışmak. Al dairesi mavi gök birleşmesinin, ay yıldız tamgasının sırlarına bakmak, avazımızın ve nasibimizin yettiğince ses vermek. Tengri Biz Menen

Kalbi Cem Olanlarla Cem Olmak duasıyla.

Fatma KIZIK

 

 

 



Bu haber 7,921 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,057 µs