En Sıcak Konular

Adguk Öğretisi üzerine Tefekkürüm

26 Şubat 2022 10:58 tsi
Adguk Öğretisi üzerine Tefekkürüm Neşe Açıkgöz Yazdı:Bir Garip Yolcu

Adguk Öğretisi üzerine Tefekkürüm

 

Bir Garip Yolcu

 

Bu Adguk öğretisi bir kapı açtı içimde, girdim içime, kaybettim kendimi kendi içimde. Neler varmış bu âlemin içinde… 

Yazıma Oktan Keleş’e teşekkür ederek başlamak istiyorum. Bu çok değerli bilgileri bizimle paylaştığı için ne kadar teşekkür etsem az diye düşünüyorum. 

 

Kulbak Bilge ile heyecanlandım, Tengri’nin Türk’ü ile beynim ısınmaya başladı, Eski Dünya Tasviri ile yanmaya başladı, Atasagun ile pişmeye başladı, Adguk Öğretisi ile fokurdamaya başladı ve öğreniyoruz ki Adguk öğretisinin yayınlanacak diğer bölümler dehşet vericiymiş. Beyin kül olmasında ne olsun diyerek yazıma başlarken bu yazdıklarım tefekkürümün akışını değiştirdi, tefekkür içinde bir tefekkür oluştu adeta.

 

Fark ettim ki Oktan Keleş sadece zihnimi kül etmemiş, aynı zamanda bir yolculuk yaptırmış.  Yoldaş olmuş. Nasıl bir yolculuğa sürüklemiş, hep beraber yürüyelim mi o yolu?

 

Hayatta bir mana ararken, bir yola girdim ve yolun başında Adem’i gördüm, beni bekliyor gibiydi, bana, “beni takip et sana kimsenin bilmediği, anlatamadığı, ulaşamadığı, bilgileri anlatacağım” dedi. “Yaradan seni başıboş bırakmadı. Seni İlhami abi, Latif baba ile diğer erenlerle tanıştıracağım. Onlar senin öz düşmanınla, Yaratıcı’nın, Âdem Atana, inin aşağı bir birinize düşman olarak dediği, iblis ile savaşıyorlar. Sen görmüyorsun, duymuyorsun ama arka planda ne savaşlar oluyor” dedi. Derin derin düşünmeye başladım, Buralarda neler oluyormuş da haberimiz yokmuş dedim kendime. Etrafımdaki manzaraya baktım ve sonra o manzarayı görmeye başladığımı fark ettim. “Daha uzun yolumuz var devam edelim” dedi. Yolun bir kenarında, değişik, belliki bu çağa ait olmayan, bir insan duruyordu. Beyaz saçlı, yeşil cübbe giyinmiş, elinde bir Asa, bize bakıyordu. “Bu Kulbak Bilge dedi. Ötüken’den geldi. Sana Ötüken’i anlatacak, sana başka çağlardan kapı açacak, dünya tarihine ait sırları açıklayacak” dedi. 

 

“Efsaneler içinde hakikatler gizli” dedi. Şaşkın şaşkın baktım, duyduklarım gerçek mi diye kendime sormadım değil. “Burada durmayacağız, yolumuza devam edelim” diyerek Eski dünya tasvirini anlattı. “Dünya bizim bildiğimiz gibi değil, bildiğimizden daha büyük fakat tümü görünmüyor” ve görünmeyen, karanlık kısmi anlattı. Bu bilgiler karşısında şok olmuştum. Bu dünya da neler varmış da haberimiz yokmuş. Bu esnada kendimdeki değişikleri gördüm. Hayata eskisi gibi bakmıyordum, her görünenin arkasında görünmeyeni arıyordum. 

 

“Şimdiye kadar maddesel dünyada olan bitenlerden bahsettik, şimdi sana mana âleminden bahsedeceğim” dedi. “Sana Tengri'nin Türkü’nü anlatacağım, Türk’ün yaratılışını anlatacağım” dedi. Âdem ve Nefise yaratılmamışken, mana âleminde ismine, OKOZ denilen bir mekânda, Ulu Atalar vardı. Doğmamışlar, oldukları suretleri ile yaratılmışlar. Yaşlanmazlar. Orda kutsal Ulu ağaç var, ona hayat ağacı dediler. Bir gün o kutsal ağaçtan 2 tohum yere düştü, tohumun biri Umay Ana`ya verildi, Umay Ana o tohumu yedi ve hamile kaldı. İlk doğan çocuğa ATA dediler. Yaratıcı ona, TÜRK ismini verdi. İlk buyruğu alan TÜRK ATA oldu ve ondan türeyenlere Türk dendi ve Türklerin hikayesi böylelikle OKOZ’da başlamış oldu. 

 

Tengri`nin Türk’ünden öğrendik. İblisin ilk isminin Görsay olduğunu ve nasıl kovulduğunu. Okyay’ın hikâyesi ile devam etti. Ötüken’de Okyay ve Ecesi’nin aşkını anlattı, Okyay’ın görev uğruna nasıl Ötüken`den ayrıldığını, yolda nasıl GÖKTÜRKLER ile karşılaştığını, yaşadığı maceralarla nasıl çağ atlayıp bizim çağımıza geldiğini öğrendik. İkinci şokumu geçirmiştim. Demek İblise karşı savaşımızda yalnız değilmişiz, Göktürkler varmış bizimle savaşan dedim, çok mutlu oldum, daha iyi anladım TÜRK  olmanın değerini, kıymetini. Bundan sonra tamamen değiştiğimi fark ettim, TÜRK olduğumu tinime kadar hissettim, KORKU diye bir şey kalmadı.

 

Anladım ki TÜRK (burada kimlikten bahsedilmiyor, bilinç’ten bahsediliyor) olmak Yaratıcının bir hediyesiymiş ve ben bu hediyeyi kabul ediyordum. 

 

Ya sen bu hikâyeyi okuyan, hediye’yi aldın mı? 

 

Bunları yaşarken, değişik bir ses duydum, Adem’in sesiydi bu duyduğum, ama kendisi o değildi. Karşımda Okyay duruyordu. Ötüken`den buralara gelmişti. “Bundan sonra yola benimle devam edeceksin” dedi. “Hadi daha yolumuz var devam edelim” dedi. “Bizi ATASAGUN bekliyor, bu evrenin nasıl var olduğunu anlatacak” dedi. Heyecanlandım, her insan hayatında bu soruyu sormuştur, bende sormuştum, neden bu dünyadayız? Nihayet bu soruma bir cevap bulacaktım.  Sevinçliydim. Atasagun anlattı. Evrende birçok soy, ırk, varlık, insanların ataları, cağlar süren bir savaşa tutulmuşlardı.  Zamansızlık âlemindekiler ve zamana esir olmuş âlemdekiler bu insan Atalardan bıkmış, usanmışlardı. Karar aldılar. Başka evren yarattılar. Bu hapis evrende insanlığın bütün Ataları tutuklandı. İsimler, cisimler unutturuldu ve uyutuldular. TENGRİ onları yalnız bırakmadı, Okoz’dan Ötükenlileri, Türkleri gönderdi. Evren hapishanesinde onlar da soy türetti. Gönüllü gelen Türklerin görevi dünya hapishanesini ele geçirmek ve sonra beraber kurtulmak. Atasagun bu sözleri ekledi “Türkler büyük Kağanları, Oğuz Kağanı beklemekteler. Bu Kağanla hapishaneden çıkacaklar” Bu sözler kalbime ateş gibi düştü, sanki Oğuz Kağan gelmiş ve kurtuluş yakın gibi hissettim bir an. 

 

“Bu yolun sonuna geldik” dedi Okyay. “Dışta ne varsa gösterdim. Şimdi içe doğru yolculuk başlayacak” diyerek ADGUK Öğretisinden bahsetti. “Asil yolculuk şimdi başlıyor” diye ekledi. KENDİN ile tanışma yolculuğun dedi.” İnsan programıyla sen örtüldün, senden içeri bir sen var dedi, onu bulacaksın”, aklıma bu ayet geldi “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar! Sadece Rabbinin büyüklüğünü dile getir. Elbiseni tertemiz tut. Her türlü pislikten uzak dur”. (Müddessir Suresi - 1-5).

 

Adguk öğretisi sana rehber olacak. KAPANA’yi bulacaksın, onu takip edeceksin, ona ulaşmaya çalışacaksın. Kapana Arifliğine ulaşmak için, nefsinden arınman gerekiyor. 

 

Adguk öğretisinin bir bölümü bitti ama yolculuğum bitmedi, tekâmülüm devam ediyor. Biliyorum ki karanlık arkamda kaldı, yoluma ne çıkarsa çıksın, KORKMUYORUM. 

 

Oktan Keleş, eserleriyle, bir garip yolcuya bunları yaşattı, bildiğin bütün doğruları yak, yak ki temizlensin, kül olsun, kül olsun ki özün ortaya çıksın dedi.  Onu tanıyanlar, deminden dem alanlar neler yaşadılar kim bilir. Değerini biliyorlar mı acaba? Ya ben hakkını ödeyebilir miyim acaba? Ya siz değerini biliyor musunuz? Ya siz Kalperenler değerini biliyor musunuz? Biliyoruz dediğinizi burdan duyar gibiyim. İstisnalar hariç bilmiyorsunuz... 

 

Oktan Keleş 1000`lerce makale, 100`lerce istihbarat verdi, Korona virüs ile korkulurken, korkmayın dedi, 24 Şubat Rusya Ukrayna girecek dedi, Rusya Ukrayna’ya girdi. Dünya ya meydan okudu, ders verdi. Ne dediyse oldu. Şimdi bizde hakkı yok mu? 

 

Şimdi gelelim asil tefekkürüme, beni yazı yazmaya iten, uzun yazacaktım ama kalemim beni başka yola götürdüğü için kısa anlatacağım. 

 

Mitoloji diyerek gerçeklerin üstünü örttüler. Bunun bir tanesi ‘de AK ANA. Türk mitolojisinde AK ANA böyle anlatılıyor : Henüz hiçbir şey yaratılmamışken ve yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vererek sulara tekrar dalmıştır. Işıktan (cisimsel olmayan) bir bedeni vardır. Başında gücü simgeleyen ve taca benzeyen zarif boynuzları bulunur. Alt kısmında denizkızı gibi çok uzun bir balık kuyruğu bulunur. Kuyruğu hafif maviye çalan bir renktedir. Etrafında deniz yıldızları dolaşır. Hayatın başlangıcına dair ne varsa hepsine ruh vererek yaşam döngüsünü başlatmıştır. 

 

ADGUK öğretisinde KAPANA nasıl tarif ediliyor: boynuzları olan, şişman, iki tane iri memesi bulunan. Aşağıya doğru memelerinin birinden siyah sıvı diğerinden kırmızı sıvı akan bir figür. Bu figürün memelerinden akan iki pınar gibiydi. Ak olanından beslenen, iyi-temiz soya, kara tarafından akandan emen kötü soy. Bir memeden akana Zag, diğerinden akana Zeg denmektedir.  KAPANA ilk bakılan pınarın sahibi oldu. 

 

Birçok benzerlikler var. Benim kanaatim AK ANA ve KA P ANA aynı kişidir. KAPANA`ya ne kadarda, ne erkek - ne dişi değil denilsede, ben dişi olduğunu düşünüyorum. KAPANA ile AK ANA`dan yola çıkarak 3 örnek vereceğim; Isa a.s., Meryem anamızdan doğdu. Babası yoktu. Âdem atamız için yaradan ne söylüyor, Âl-i İmrân Suresi 59. Ayet « Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir” yani anlıyoruz ki Adem’in yaratılışı İsa gibidir. Aynı İsa gibi Ademin annesi varmış, babası yokmuş. Bu durumu Tengri’nin Türkü’nde görebiliyoruz. OKOZ`da ilk doğan çocuk, Türk ATA idi, Annesi Umay Ana, Babası yoktu.  

 

Bu örnekleri göz önünde bulundurarak, acaba diyorum, acaba hiçbir şey yokken, TENGRİ ilk kadınımı yarattı? 

 

Saygılarımla. 

Neşe Açıkgöz



Bu haber 1,764 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,020 µs