En Sıcak Konular

3000 Yıldır Çözülemedi! Bilim İnsanları Onlarca Araştırmaya Rağmen Açıklama Yapamıyor

5 Aralık 2021 10:51 tsi
3000 Yıldır Çözülemedi! Bilim İnsanları Onlarca Araştırmaya Rağmen Açıklama Yapamıyor Dünya tarihinin en gizemli ve çözülemeyen olaylarından biri deniz kavimleridir.

3000 Yıldır Çözülemedi! Bilim İnsanları Onlarca Araştırmaya Rağmen Açıklama Yapamıyor

 

Dünya tarihinin en gizemli ve çözülemeyen olaylarından biri deniz kavimleridir.Bir anda ortaya çıkan deniz kavimleri önlerine gelen medeniyetleri yakıp yıkmış ve sonra ortadan kaybolmuştur. Bilim insanları bu konu hakkında birçok çalışma yaptı, ancak gerçekleşen istila yüzüne kayıtlı ne varsa yok olduğu için haklarında bilgi yok. İddia edilenlere göre deniz kavimleri uzaylı bir ırktı ve dünyayı terk ettiler. Bazı komplo uzmanları deniz kavimlerinin Atlantisliler olduğunu ileri sürüyor ve Atlantis'in suya batmasıyla birlikte yok olduklarını düşünüyorlar. İşte tartışmalara neden olan esrarengiz deniz kavimleri ve dünya tarihine geçmiş diğer esrarengiz olaylar...

Dünya birçok sırrı barındırıyor. Gelişen teknolojinin yardımı ve yapılan uzun araştırmalar sonucunda bazı olayların arkasındaki sebepler bulundu, ama halen gizemini koruyan ilginç vakalar var. Bunların bazıları geçtiğimiz yüzyıl içinde, bazıları ise binlerce yıl önce yaşandı. Kimileri içinse tamamen uydurma olduğu söyleniyor, ancak halen konuşuluyorlar.

Dünyada bilimin açıklayamadığı iddia edilen, hala sırrını saklayan birçok olay var. Hangisi doğru hangisi yalan bilinmiyor ama ortak özellikleri çok ilginç olmaları.

Hala açıklanamamış dünya üzerindeki sayısız olaydan derlediğimiz görece kısa listeye şöyle bir göz atmak isteyebilirsiniz.


DENİZ KAVİMLERİ

Kim oldukları ya da nereden geldikleri hala büyük bir muamma. MÖ. 1200 dolaylarında Yunan yarımadası, Ege ve Akdeniz kıyıları, Anadolu, Suriye, Fenike, Filistin'deki tüm şehirleri yakıp yıkarak üzerinden geçmişler, Antik Mısır'ın içlerine kadar ilerlemişler.

Doğu Akdeniz'deki medeniyetler, Hititler, Yunanlar ve Minos Uygarlığı gibi pek çok uygarlığın ya çökmesine ya da gerilemesine yol açmışlar, Troya kenti tümüyle yok olmuş, Ugarit şehri düşmüş örneğin...

Tunç Çağı'nı kapatan bu istilanın önünde hiçbir güç duramamış ve uygarlık yaklaşık bin yıl geriye sarmış.

Antik Yakın Doğu'nun tarihine dair kayıtlı ne varsa bu istilayla yok olmuş o yüzden haklarında detaylı hiçbir şey bilinemiyor.

İstila ettikleri yerlere mi yerleştiler yoksa geldikleri yere geri mi döndüler?

Filistin'e adını veren bu kavimlerden biri Antik Filistinliler dışında bugüne kalan hiçbir iz yok.


Ege Göçleri'nin ve konuyla ilgili çalışmaların bir başka özelliği ise, 13. yy sonlarındaki tüm Yakındoğu'nun Tunç Çağ kültürleri ve göçler sırasında adı geçen halk, devlet ve ülke isimleriyle, olayların gerçekleştiği dönemden sonraki gelişmeleri "Karanlık Çağlar" ve hatta 400 500 yıl sonrasındaki Frig, Muşki, Lydia vb. uygarlıkların tarihini ve onlarla ilgili bazı sırları da ilgilendiriyor olmasıdır.


BÜYÜK İLERİ SIÇRAMA

Tarihin bir evresinde hem de hiçbir geçiş döneminin izine rastlanmadan; bundan yaklaşık 40 ila 70 bin yıl önce insanlık aniden mağara resimleri çizmeye, şarkılar söylemeye, mücevherler tasarlamaya, taştan aletler yapmaya başlıyor… İletişimle ortaya çıkan dillerin buna sebep olduğu düşünülse de insanlığın evriminde bu sıçrayışın nasıl mümkün olduğu hala çözülebilmiş değil! Birdenbire nasıl olmuştu bu, hala merak konusu...


ANTİKYTHERA DÜZENEĞİ

Bir nevi analog bir bilgisayar düşünün ama iki bin yıllık olsun! Keşfedildiği 1901'den beri nasıl çalıştığını anlamak amacıyla pek çok kopyası yapılsa da işleyişi hala çözülebilmiş değil.

Düzenek, bir ayakkabı kutusu büyüklüğünde ahşap bir kasa içinde yer alan bir grup pirinç dişliden meydana geliyor.

İki bin yıl önce batmış bir gemide bulunan Antikythera düzeneğinin, gezegenlerin konumu ve Güneş tutulması vaktinin tahmin edilmesi hatta olimpiyat oyunlarının zamanlarını da dört yıla kadar gösterebilen mekanik bir hesap makinesi olduğu keşfedilse de nasıl çalıştığıyla ilgili araştırmalar sürüyor.

MÖ. 1 yy teknolojisiyle yapılmış bu iç içe geçmiş çarklı sistem keşfedilene kadar, bu derece kompleks bir makinenin ancak 16. yy'da yapılabildiği sanılıyordu.

Bu antik bilgisayar da gizemini hala koruyor!


VOYNICH ELYAZMASI

Bundan 600 yıl kadar önce, bilinmeyen bir yazıyla, anlamı hala çözülememiş gizemli bir kitap yazıldı ve 1912'de Amerikalı sahaf Wilfrid M. Voynich onu Roma'da satın aldı.

Voynich elyazması yıllardır dil bilimciler, fonetik uzmanları, kriptologlar, tarihçiler vb. pek çok farklı alandan bilim insanı tarafından incelenmiş ama tüm çabalar sonuçsuz.

Metnin gayet sistematik biçimde doğal bir dilin yazıya geçirilmiş hali olduğu onaylanıyor ama bunun hangi dil olduğu bilinmiyor.

Bu elyazması 20. yy'ın en iyi şifre çözücülerini hayatından bezdirdi, kimilerine kafayı kırdırıp hastanelik etti. 2001'de şifre çözmekte uzman bilgisayarlarla yapılan çalışmalar da başarılı olamadı.

İngiliz dil bilim profesörü Stephen Bax, 14 resmin ve Arapça ögeler kullanılarak yazılan kitapta "kantoron" bitkisinin isminden yola çıkarak 10 sözcüğün ne anlama geldiğini ortaya çıkarmış olsa da kitap bir muamma olmayı sürdürüyor.

Hatta buradan yola çıkarak kitabın aslında 11. yüzyılda Türkiye de yazıldığı bile iddia ediliyor. Çok sayıda resim içeren el yazması kitapta; yıldızlar, bitkiler ve tuhaf bir tesisatla birbirine bağlı küvetlerde yıkanan çıplak kadınlar var.

Kitabın şifalı otlar, astronomi, anatomi, farmakoloji ve reçetelerden oluşan beş ana bölümden oluştuğu düşünülüyor.


GÖBEKLİTEPE

Söz konusu, Şanlıurfa'daki Göbekli Tepe olunca açıklanamayan keşiflerin hangi birinden bahsetsek? İnsanlık tarihini alt üst eden bu tapınakların tam 12 bin yıl önce tavanı açık ama tabanı sıvı sızdırmaz şekilde inşa edilmiş mühendislik teknolojisinden mi?

Yoksa, Taş Devri avcı-toplayıcılarının taş ustalığından, mimari ve sanatsal üsluplarının üç boyutlu figürler yapacak kadar gelişmiş olmasından mı?

Tapınaklara yansıyan bütün bu ilim ve bilgi tam olarak nasıl ve ne zaman oluşmuştu? İnsanların açlık ve korunma içgüdüsüyle değil, dinsel inanışların etkisiyle yerleşik hayata geçtiklerini ve ancak bundan sonra tarıma başladıklarını Göbekli Tepe sayesinde öğrendik.

Dinsel törenler için inşa ettikleri bu yapıların etrafında neden hiç yerleşim yeri yok? Böylesi faaliyetler için kalabalık gruplar nasıl bir araya geldiler, işgücünü nereden buldular, farklı uzmanlık gerektiren fakat eşzamanlı yürütülen bu işlerin organizasyonunu nasıl yaptılar?

Daha da ilginci; çapı 30 metreyi bulan şimdilik benzerine hiç rastlanmamış oval planlı 20'ye yakın sayıdaki bu yapılar bilerek moloz yığınları ve toprakla örtülüp, terk edilmiş. Yaklaşık bin yıl sonra geri gelerek yeni bir mabet yapmışlar ve aynı işlemi tekrarlamışlar. Bunu neden yaptıkları bilinmiyor.

1977'de SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) projesi kapsamında, Jerry R. Ehman tarafından "Big Ear" radyoteleskopuyla keşfedilmiş 72 saniyelik, dar bantlı bir radyo sinyali. Dünya dışı akıllı varlıkların gönderebileceği türden sinyallerin tüm özelliklerine uyuyordu.

Buna çok şaşıran Ehman sinyal izinin bilgisayar çıktısının sayfa kenarına "Wow!" yazdığı için bu şekilde adlandırıldı. Sagittarius (Yay burcu) yönünden gelen sinyal, tüm arama çabalarına rağmen bir daha bulunamadı. Nereden gelmişti ve orada ne vardı? Onu bu kadar sıra dışı kılan neydi? Bunun cevabı sinyalin frekansında yatıyor. Akıllı bir uzaylıysanız ve başka bir akıllı uzaylının ilgisini çekmek istiyorsanız, yapay olduğu kolayca anlaşılabilecek, duyulabilmesi mümkün bir frekans tercih edersiniz.

Dahası, evrende bolca bulunan ortak bir elementin frekansını; örneğin hidrojen elementini seçmeniz çok olağan sayılır. Yıldızlararası hidrojen 1,42 Ghz'de hareket eder. "Wow!" sinyali de 1,42 GHz'deydi ve bu menzilden şaşmıyordu! Dünya'daki hiçbir aygıt da o frekansta ileti yapamıyordu. Hava ya da uzay aracından da gelmiyordu çünkü uzayda hareket etmeyen bir noktaya sabitlenmişti.

Bilinen hiçbir gezegen ya da asteroit, sinyali Dünya'ya yansıtacak pozisyonda bulunmuyordu. Çekimsel mercek ve yıldızlararası parıldama gibi karmaşık astronomik etkiler bile "Wow!" sinyalini açıklamak için gerekli teknik özellikleri karşılamıyor. Sonuç ta, "akıllı uzaylı" açıklaması hala en iyi aday. Ama bunu destekleyecek bir kanıt bulunmadığı için çözülmemiş en heyecan verici gizemlerden biri.


OAK ADASI VE PARA KUYUSU

Efseneye göre adada büyük bir hazine gizli. Kimi defineci dini hazineler olduğunu, kimileri de İspanyol korsanların ganimetlerini buraya gömdüğünü düşünüyor.

Çeşitli tuzaklarla örülmüş mühendislik harikası bu çukuru inşa etmenin korsanları aştığını düşünenler de var.

Şirket batıran, pek çok kişinin hayatına mal olan çukurdan elde edilebilen kısıtlı verilerle varlığı bilinen hazine gelişen teknolojiye rağmen çıkarılamıyor.

Hatta kuyunun bir çok bölümüne hala girilememiş.

Definecilerin burayı lanetli saymasının sebebi, yapılan çalışmalarda belli bir seviyeye gelindiğinde çukurun bir anda suyla dolması.

Araştırmacılar buldukları su çıkış noktalarını, planlayıcının geri döndüğü zaman suyu kapayabilmesi için yerleştirdiğini düşünüyorlar.

Yani para çukuru, hazinenin yerini tam olarak bilen kişinin bulabileceği şekilde tasarlanan bunun dışında herkesin çukurun bataklığına gömüleceği kör bir geçit.


MOHENJO-DARO

On bin yıl önceki nükleer savaş ve bunun destanı Mahabharata… Destanda anlatılanlara kanıt olarak Mohenjo-Daro kenti gösteriliyor.

Pakistan'daki bu gelişmiş antik kent 1922'de ortaya çıkarıldı. Mohenjo-Daro, ızgara biçiminde planlanmış ve su sistemi bugünkü modern sistemlere benziyor. Düzenli yollar ve kanalizasyon sistemleri geniş bir nüfusu barındırdığının işareti. Çamurla sıvanmış tuğla evler iki katlı ve büyük kısmında banyo var. Antik kentin caddelerinde bulunan siyah cam kalıntılarının ve kil çömleklerin çok yüksek ısıya maruz kalarak eridikleri keşfedilmiş.

Arkeologlar, caddelerde yatan iskeletler bulmuşlar; bir anda ölmüş bu insanların yumrukları sıkılı haldeymiş. İskeletlerde tespit edilen radyoaktivite, Hiroshima ve Nagasaki düzeyinde. Bu olay Mahabharata Destanı'nda "Cesetler tanınmayacak kadar yanarlar, ölmeyenlerin saçları ve tırnakları dökülür, çanaklar, çömlekler kendi kendilerine kırılırlar, yiyecekler zehirlenir.

Kaçmaya çalışan savaşçılar ve eşyaları küllerle yıkanmaktadırlar. Derken vahşi bir rüzgar başlar, bulutlar kükrer, toz ve çakıl taşları yağmaktadır. Doğa dengesini yitirir, güneş gökte sallanmakta, dünya titremekte, korkunç silahtan yayılan kavurucu sıcaklık, her şeyi yakmaktadır" diye anlatılır.

Bir bakışa göre, Mahabharata en eski bilim kurgu örneği. Zeki canlılar arasında çıkan bir anlaşmazlığın, savaşa dönüşmesi ve günümüz teknolojisinin çok ötesinde silahların kullanılması anlatılıyor. İtalyan bilim insanı Roberto Pinotti, destanda geçen Vimanalar´ın UFO´larla benzerliğine dikkat çeker.


İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ

MÖ 3. yy başlarında kurulmuş antik dünyanın en büyük kütüphanesi. 150 bin cilt el yazmasıyla o dönemlerin en büyük derlemesine sahipti.

Aynı zamanda yayınevi işlevi görür, Mısır'a giren her kitap önce buraya getirilir, bir kopyası çıkarılır, sahibine verilir; asıl nüsha kütüphanede tutulurmuş.

Yurt dışına gönderilen memurlar, buldukları kitapları satın alıp, getirirlermiş. Böylece, o zamana kadar birçok bilime ait dağınık halde ve kaybolmaya yüz tutmuş eser emin bir yerde toplanmış.

Varlığını 4. yy'a kadar sürdürdüğü bilinen kütüphanenin Hristiyan fanatikler tarafından yakıldığı yönünde genel bir kanı var.

Müslümanlarca yok edildiği hikayesini Alfred J. Butler, Victor Chauvin, Paul Casanova ve Eugenio Griffin gibi pek çok bilim insanı kabul etmiyor.

Sezar'ın İskenderiye'yi kuşattığı sırada yok edildiği görüşü de çeşitli tarihi eserlerde yer alıyor. Bu kuşatmada sadece bir bölümünün zarar görmüş olabileceği de düşünülüyor.

Yakılan kütüphanenin bulunduğu alanda 2002'de yenisi yapılmış. Fakat eskisinin taşıdığı kültürel miras ve bunun insanlığa olan hizmeti hiçbir şeyle mukayese edilemez. Ne gibi bilgiler taşıyordu, ne tür gizemler saklıydı içinde; hiçbir zaman bilemeyeceğiz.


TUNGUSKA OLAYI

Sibirya, 30 Haziran 1908 günü sabah yaklaşık 7:45'te Tunguska Irmağı yakınlarında oluşan 10-15 bin tonluk dinamit patlamasına eşdeğer büyük bir gök patlamasıyla sarsıldı.

Kesin olmayan verilere göre patlamanın nedeninin, bir kuyruklu yıldız parçasının ya da meteorun yere çarpması olduğu sanılıyor.

Cismin atmosfere yaklaşık 100 bin km/sa hızla girdiği ve ağırlığının 100 bin ile 1 milyon ton arasında olduğu varsayılıyor. Ama emin olunamıyor. Olayı uzaktan gözleyenler önce bir ateş topu gördüklerini ve ardından yer sarsıntısıyla birlikte, güçlü sıcak rüzgarların oluştuğunu söylemişler.

Patlamanın alevleri yaklaşık 800 km uzaktan görülmüş. Cisim atmosferde buharlaştığından çevreye çeşitli gazlar yayılmış ve geceleri gökyüzünün parlak bir renk almasına neden olmuş.


RASPUTİN

"Öldürülemeyen ölümlü" benzetmesini sonuna kadar hak ediyor, sanırsınız 9 canlı!

Üç insanı öldürebilecek kuvvetteki siyanürün öldüremediği Rasputin'e daha sonra iki el ateş edilmiş, halen ölmediğinin anlaşılması üzerine bu kez sopalarla dövülmüş, sonra alnının ortasından üçüncü kez vurulmuş ve donmuş Neva nehrine atılmış. 14 saat sonra, atıldığı yerden 140 metre uzakta bulunduğunda otopsi yapılmış. Yine hemen ölmediği, boğulmadan önce bir süre daha çırpındığı anlaşılmış.

Öldüğünden hala yeterince emin olunamamış ki; Şubat devrimi sırasında mezarından çıkarılmış ve cesedi yakılmış. Grigori Jefimoviç Rasputin, Rus Çarı 2. Nikola döneminde sarayda oldukça etkili olmuş doğaüstü güçlere sahip bir mistik olarak bilinir. İstediği kişiyi bakışlarıyla hipnotize ederek kolayca etkisi altına aldığı söylenirdi. Çar'ın hemofili hastası oğlunu dua ederek ve dokunarak iyileştirmişti.

Ahlaken savaşa karşı olmasına rağmen, Rusya'nın I. Dünya Savaşı'na girmesinden sorumlu tutulmaya başlandı. Rasputin, insanın ne kadar günah işlerse o derece günahtan arınacağını savunuyor, içkiye düşkünlüğü ve abartılı cinsel hayatıyla tanınıyordu. Yaşamı ve ölümü üzerindeki gizem perdesi pek çok araştırmacının hala ilgisini çekiyor.


ROSWELL UFO VAKASI

Roswell UFO vakası, 1947 Temmuz ayında ABD'nin New Mexico eyaletinin Roswell şehrinde meydana geldiği iddia edilen ve Roswell efsanesi'ni başlatan olay.

8 Temmuz 1947 yılında New Mexico eyaletinin Roswell kasabası yakınlarında, ABD'nin İdaho Eyaleti'nde orman servisi için kurtarış pilotluğu yapan Kenneth Arnold'un, 25 Haziran'da kayıp bir uçağı Washington Eyaleti'ndeki Cascade Dağları üzerinde aramaya çıkışının ve tahminlere göre dört metre yükseklikte, saatte 222.000 km (120.000 mil) hızla giden dokuz tane disk şeklinde uçan daireler gördüğünü iddia edişinin iki hafta sonrasında bir "uzay gemisi" ele geçirildiği duyuldu.

Ancak ertesi gün ABD Ordusu bu haberi yalanlayarak bunun bir meteoroloji balonu olduğunu iddia etti.

Yıllar sonra olay zamanından kalma olduğu iddia edilen uzaylı otopsi görüntüleri yayınlandı.


TORİNO KEFENİ

Torino Kefeni, İsa'nın çarmıhtan indirildikten sonra sarıldığı iddia edilen sakallı bir adama ait önden ve arkadan silüetin olduğu keten kumaş.

İlk kez 1350'lerde Fransa'da sergilendi. 1578'de İtalya'ya getirilerek Torino'da San Giovanni Battista Katedrali'nde muhafaza edilmeye başlanmıştır.

Pek çok kişi bunun mucizevi bir şekilde olduğuna inanırken, kuşkucular sahtekarlık olduğunu düşünüyordu.

1988 yılında kefenin bir kısmı karbon-14 yaş belirleme testine tabi tutuldu ve kefenin 700 yaşındaki keten bitkilerinden yapıldığı belirlendi.

1260-1390 arası bir tarihe ait olduğunun belirlenmesiyle gözden düşmesine rağmen, kumaş dini çevrelerde değerini hala korumaktadır.


ESRARENGİZ PALENQUE TAŞI

5 Haziran 1952 günü Yucatan'da Palenque Kalıntıları'nda araştırmalar yapan Arkeolog 'Albert Ruz Lhuillier ve arkadaşları gizli bir mezar buldular.

1.70 boyunda bir iskeleti saklayan bu mezar 3.802n. uzunluğunda, 2.20 m. genişliğinde ve 25 cm. kalınlığında oymalı taşla örtülmüştü. Palenque Taşı'nın yüzeyi birbirinden ilginç esrarlı resimlerle dolu.

Esrarengiz bir aracın içinde bir insan görülüyor. Bu aracın alt kısmından ateş fışkırıyor ve aracın içi birçok aletlerle dolu. Palenque taşı konusunda ayrıntılı* bir araştırma yapan "Bilinmeyen Uygarlık Unsurların Araştırma ve İnceleme Merkezi"'nden Guy Tarade ve Andr Millou mezar taşındaki oymayı şöyle açıkladılar:

"Taşın ortasında görünen pilot adını verdiğimiz kişi bir miğfer giymiş ve aracın ön kısmına doğru bakmaktadır. İki eli kaldıraçların üstünde. Şağ eliyle Citroen arabalarınkine benzeyen bir vites kolunu tutuyor. Başı bir desteğe dayanmakta ve burun deliklerine bir soluk alma aygıtı yerleştirilmiş durumda. Füzeleri andıran araç güneş enerjisini kullanan bir uzay gemisi duygusunu veriyor. Füzenin arka kısmında 10 akümülatör yerleştirilmiş. Bunlardan başka, enerji çekmeye yarayan düzenlemeler de görülüyor. Önde dört bölümlü bir motor, arka kısmında da ateş 'fışkıran, bir boruya bağlanmış hücreler, karmaşık uzuvlar var."


GİZEMLİ MUMYA

1932 yılında Pedro Dağlarında bulunmuş bir mumya. (ABD ,Wyoming eyaleti , Casper şehrinin 60 mil güney batısı). Mumya koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 cm. ' yi geçmiyordu !!! Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlığının 5,5 kg. olduğu ortaya çıkarıldı. Cinsiyeti erkek ve bütün dişleri yerinde. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr. ağırığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.


KRİSTAL KURU KAFA

Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.


RONGORONGO YAZISI (PASKALYA ADASI)

Paskalya Adası benzeri olmayan büyük taş heykellerinin (moai} dışında esrarengiz bir yanı da rongorongo ("şarkılar" ya da "ezberler") adı verilen kendi yazısına sahip olmasıdır. Bu o kadar egzotik ve esrarengizdir ki, 1860′da Avrupalılar tarafından keşfedildiğinden beri rongorongo yazısıyla yazılı tahtadan tabletler çözüm meraklıları için âdeta bir mıknatıs olmuştur.

Honolulu'dan Santiago'ya ve Avrupa başkentlerine kadar, muhtemelen bir köpekbalığı dişi, kuş kemiği ya da bir obsidyen parçasıyla tahtaya kazınmış olan 25 rongorongo kitabesi vardır. Paskalya Adası'nda bir tane bile kalmış değildir. Çoğu Büyük St. Petersburg tableti gibi şu anda bulundukları yerlerin adlarıyla anılırlarsa da, bazıları yumurta biçimi nedeniyle Rapa Nui dilindeki adıyla Mamari ("yumurta") olarak bilinir. Bu yazıların çoğu çok kısadır, ancak en büyüğü ve uzunu olan Santiago bastonunda 126 x 6,5 santimlik bir tahta üzerinde 2300 karakter vardır. Bir Avrupa ya da Amerikan küreğinden yapılma ahşap bir tablet olan Tahua'da da 1825 karakter vardır ve bu da en uzun tablet yazısıdır.


PHOENIX IŞIKLARI

UFO'cu olanlar ve olmayanların birbirine karşıt kanıtlar sunarak didiştikleri 13 Mart 1997'de üç saat boyunca Las Vegas'tan Phoenix'e kadar gözlemlenmiş olay.

Yerel hava kuvvetleri üsleri ve haber merkezleri, gökyüzünde ilerleyen dairesel turuncu ışıklar rapor eden binlerce kişi tarafından telefon yağmuruna tutuldukları için santraller kilitlenmiş. Gözlemi yapan tanıkların söyledikleri arasında pek çok ortak nokta var.

Cisim son derece büyük; "V" şekilli, üzerinde pek çok parlak ışık var ve karanlığın içinde sessizce ilerlemiş. Paulden'den Prescott Valley'e doğru ilerleyen cisim burada bulunan halkın tam üzerinden geçmiş, dolayısıyla çok net bir biçimde gözlemlenebilmişti.

UFO'nun bir sonraki durağı Dewey olmuş; aynı zamanda Chino Valley, Tempe ve Glendale'den de gözlemlenmiş. İşin can alıcı kısmı CNN bu olayı canlı bağlantıyla ekranlara yansıtmış. Görüntülenen cisim radarlara da yansımamış. Kısa süre içerisinde Arizona valisi Fife Symington bir basın toplantısı yaparak bunun UFO ile ilgisi olmayan bir doğa olayı olduğunu belirtmiş hatta uzaylı kıyafeti giymiş bir kişiyi yanına alarak dalga geçmiş.

Bir süre sonra işinden ayrılan aynı vali; cismin dünya dışı bir yerden gelme ihtimalinin yüksek olduğunu fakat valilik görevi sırasında böyle bir açıklamada bulunamadığını, konuyla ilgili bir belgeselde dile getirmiş. 

 

Haber: www.sabah.com.tr 



Bu haber 5,741 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,312 µs