En Sıcak Konular

İkil Merhametin Derin Ve Kalıtsal İmgesi: Çiftboynuz

28 Ekim 2021 08:29 tsi
İkil Merhametin Derin Ve Kalıtsal İmgesi: Çiftboynuz Tomris acı bir tebessümle sordu: “Ne zaman bitecek bu döngü?” (Kambala Atasagun-3’ten alıntı)

İkil Merhametin Derin Ve Kalıtsal İmgesi: Çiftboynuz

 

Tomris acı bir tebessümle sordu: “Ne zaman bitecek bu döngü?” (Kambala Atasagun-3’ten alıntı)


1. Ön Söz

Evrenin doğal ana yazılım ikil bir denge (“düalite”) üzerine kuruludur. Bu yazılımın donanımını canlı ve cansızlarda gözlemlemek mümkündür. İki kulağımız, iki gözümüz, iki ayağımız, beynimizin temel iki lobu var. Kuşların ikil kanadı, zorun kolayı, gecenin gündüzü var. Erkek var, kadın var. Canlı var, cansız var. Evet, evrenin bedenimizde bile gördüğümüz soyut sisteminin izlerini insan zihninde görmemek şaşırtıcı olurdu. İnsan zihni ve bilişsel yetilerimizin ikil algıya yönelik odağı, bu odağın doğuştan genetik olarak geldiğini de göstermektedir. Evrenin ikil denge sisteminin zihnimize yansıyışı o kadar güçlüdür ki bunun izleri bilimsel çalışmaların bulgularında, felsefede, masallarda, mitolojik olaylarda, dini metinlerde bolca görülmektedir. Bu çalışmada, insan zihnine genetik ve dolayısıyla işlemsel olarak da yansıyan ikil sistemin peşine düşeceğiz. Gerçek olaylardan, tarihe, tarihten mitolojiye, mitolojiden dini metinlere bir serüven yaşayacağız. Bu çalışmada, insan zihnindeki kalıtsal ikil sistemle “merhamet” duygusunun ortak bir noktada buluşup buluşmadığı sorusu, en temel soru olacaktır. Kesin yanıt vermekten çok olası yanıtlar üzerinden düşünce tetiklemeleri yapmaya çalışacağız.

2. Giriş

Evrenin doğal ana yazılımı ikil bir denge (“düalite”) üzerine kuruluysa, ikilliği bozacak tekillik, “merhamet” sarmalını bozacak ve evreni hiçbir çıkışı olmayan ruhsuz bir hapishaneye dönüştürecektir. Tekillik vahdete gönderimde bulunmaz, bütünden koparılmış parçacıkların kötücül duygularla yalnızlaştırılmasını anlatır. Kesrettir...

Zülkarneyn, belki de bizi çağlar ötesinden uyarmaktadır: “Evrenin ikil dengesini sekteye uğratmayın, yoksa bozguncu tekilliğin kilitli kapısı çatlamaya başlayacak!”

Ve belki de bu bağlamda Zülkarneyn’den almamız gereken bir başka mesaj şuydu: “Üç boyutlu bu evrenin ikil dengesi, üçül dengeyle ayakta duran başka bir evrene ulaşmanızı sağlayacak.” Ve yolculuğumuzun bir sonrası çok boyutlu dördül dengeli bir evren... Sonrası beşil... Altıl... Yedil... O hâlde şöyle bir soru sorabiliriz: “İkil boynuzlu Zülkarneyn, üç boynuzlu tamgasıyla hem üç boyutlu evrenimize bir gönderimde bulunuyor hem de bir sonraki hedefi mi gösteriyordu? Yani üçül dengeli bir evren...”  Burada mesajları yakalamak için sadece sorular soruyoruz.

 

Tam bu noktada şu notu da düşmek gerekir: Teolojik ya da paganist üçlemeler bu gerçeğin ancak örtücü bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Hatta üçgen gibi kimi sembollerle üç boyutlu evrenimizin çıkışı olmayan bir hapishane gibi tasvir edildiğini, oradan çıkışın olamayacağı algısının oluşturulmaya çalışıldığını, çıkmaya çalışanların da gözetlendiği korkusunun yansıtılmaya çalışıldığını söyleyebiliriz. Hapishane kavramından yola çıkarsak, gerçekten de böyle algılanabileceğini tarihsel bir olaydan anlıyoruz. İngiltere’de 1794’te Jeremy Bentham, mimar Willey Reveley’den, her hücrenin sürekli gözetimine imkan veren devrim niteliğindeki yeni hapishane “Panopticon” için bir logo tasarlamasını istemişti. Ortaya çıkan tasarımda üçgen sembolünün kenarları “Merhamet”, “Adalet” ve “Teyakkuz” sözcükleriyle çevrelenmiş, üçgenin ortasına da “her şeyi gören göz” konulmuştu. Amaç mahkûmlara daima izlendiklerini ve dolayısıyla kaçışlarının olmadığı mesajını vermekti (Panopticon logosu hakkında bk. Çeliktaş 2020). Bu örnek, “hapishane” çağrışımının doğru olabileceğine ilişkin bir kanıt olarak sunulabilir. İkil sistem temelli üç boyutlu evrenimiz kaçış ipuçlarının da olduğu bir hapishane olabilir mi? (bununla ilgili bk. Keleş 2021a).

 

“Merhamet” ve onunla beraber yol yürüyen “şefkat”, “denge”, “adalet” kavramları yalnızca insanlarda bulunması gereken bireysel duygular değildir elbette. Kurumların da merhameti olmalıdır. Devletin de, devlet kurumlarının da, dolayısıyla Tanrının kutunu taşıyorsa kağanın da merhameti bulunmalıdır. Bireyin veya devletin öfkesi bile merhameti korumak ve adaleti ayakta tutan merhametin devamını sağlamak için olmalıdır. Bu kadar önemli bir duygu veya olgunun elbette insan zihninde kadim imgeleri ve bu imgelerin taşa, kâğıda dökülmüş sembolleri olmalıdır. Bizce merhametin en büyük kadim sembollerinden biri ÇİFTBOYNUZdur. Özellikle Türkün kadim geçmişinde ve bugününde ikilboynuzun, yani çiftboynuzun merhamet aktarımı daha güçlü bir biçimde okunabilmektedir. Türkün tarihine ve coğrafyasına baktığımızda ise çiftboynuzu ruh sağaltıcısı kamların başında, koç başlı mezar taşlarında, Oğuz Kağan’ın miğferinde olduğunu görürüz. Hacı Bektaş-ı Veli’nin kucağında, Geyikli Baba’nın, Ayaz Ata’nın bineğinde görürüz. Orhon Yazıtlarında, Tanrı Dağlarının tamgalarında görürüz.

 

Öte yandan, çiftboynuzun, yani “denge” ve “adalet”in buluştuğu nokta olan “merhamet”in çift bir organ olan kanat ile de temsil edilebildiğini not düşmek gerekir. Antik uygarlıklardaki çift kanatlı tanrılar; Tanrının “merhamet” temsilcileri olan meleklerin düalite temelli evrenimize uygun olarak çift kanatlı olarak tasvir edilmesi, ikilliğin yalnızca çiftboynuzla yansıtılmadığını gösteren örneklerden yalnızca birkaçıdır. Söz gelimi, çift başlı kartal sembolü yine bu bağlamda örnek olarak verilebilir.

Bu bölümü, zihin dünyamızı sonraki bölümlere hazırlamak üzere birbiriyle ilintili birkaç soruyla tamamlayalım. Düşünce tetikleme amacıyla yazıldığından soruların doğruluğundan ziyade kendi içinde aktarılmak istenen bakış açısına odaklanmak metni anlamak adına daha doğru olacaktır.

“İkil denge (“düalite”) temelli olmayan farklı boyutlarda organik uzuvlar varsa bizde çift olanlar orada bulundukları evrenin dengesine göre mi biçimlenmiştir? Söz gelimi, üçül dengeli bir evrende birden fazla olan koşut organlar üçül olarak mı mekana uyum sağlamıştır? Veya Tekillik üzerine biçimlenmiş bir evrende gözler tek bir göz olarak mı uyumlanmıştır?”

“Yukarıdaki soruyla bağıntılı olarak, söz gelimi üçül dengeli dört boyutlu bir evrende, eğer varsa melek tasvirleri üçül kanatlı olarak mı tasvirlenmiştir? O evrende Zülkarneyn’in miğferindeki boynuzlar üçül, tamgasındaki boynuzlar dördül müdür?”

“Tekboynuzlu at figürünün masalsı veya fantastik gelmesi ikil dengeye uyumlu bilişsel yetilerimizin karşıtsal bir duyumsaması mı? Tekboynuzlu atlar gerçekten var olduysa neden tamamen yeryüzünden silindiler? İkil evrenin doğasına uyum sağlayamadılar mı, yoksa zaten bu evrenden değiller miydi?”

3. Boynuz Sözcüğü Üzerine

Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlük’ünde (2021) boynuz “Bazı hayvanların başında bulunan, tırnaksı bir maddeden, uzun, kıvrık veya çatallı korunma organı.” biçiminde tanımlanmıştır. Boynuz sözcüğünün etimolojisine bakıldığında çift yani ikil sayıları (Ar. tesniye, İng. binary) gösteren {(I)z} ekini alması, Türklerin algısında boynuzun tarihten beri çift algılandığını gösterir. Kısacası, boynuz aslında “çiftboynuz” demekti, ama sonradan {(I)z} eki unutulmaya yüz tutunca boynuz genel bir anlam kazanmıştır. Boynuzun ikilliğini anlatmak için artık “çiftboynuz” diyoruz. Çift gösteren {(I)z} ekinin izlerini organ adlarında takip etmek mümkündür: göZ (“çift göz”), omuZ (“çift omuz”), ağıZ (“çift dudak”), göğüS (“çift göğüs”), diZ (“çift diz”), boğaZ (“çift boğaz; yani boyundan geçen yemek ve soluk borusu”). Nitekim aynı {(I)z} ekinin bulunduğu “Oğuz” sözcüğü de Ok-(u)z, yani “çift ok” ve dolayısıyla mecazen “çiftboynuz” veya “çiftboynuzlu” anlamına gelmektedir.

Öte yandan çiftboynuzun aynı zamanda evrenin ikili sisteminin bir temsili olması, yine “merhamet” kavramına çıkan bir gerçeklik içermektedir. Erkek-dişi, soğuk-sıcak, ölüm-yaşam birlikte var olması hayatın devamlılığı için gerekliyse, buradan çıkan bir başka sonuç söz konusu ikil dengenin (“düalitenin”) ve onun çiftboynuz gibi temsillerinin Tanrısal bir merhameti yansıttığıdır.

4. Aristoteles’e Göre Boynuz ve Kalıtsal Psikoloji

Atinalı filozoflardan Makedonyalı Aristoteles’in (M. Ö. 384-322), astronomiden fiziğe kadar birçok alanda gözlemleri ve görüşleri bulunmaktadır. Aristoteles’in canlılar üzerinde de araştırma yapmış, bugün için çok basit görülse bile, canlıları sınıflandırmıştır. 540 kadar hayvanı sınıflandırdığı bilinmektedir. Sınıflandırmasında hayvanların anatomik özelliklerinden yola çıkmıştır. Bunlardan en ilginç olanlarından biri bir memelinin ya boynuzlu ya da yırtıcı dişli olduğuna ilişkin tasnifidir. Her iki özelliği bir arada bulmak olanaksızdır. Bunun nedeni doğanın israfa gitmemesidir. Memeli bir hayvan ya boynuzuyla ya da yırtıcı dişleriyle kendini savunacaktır. Dolayısıyla, Aristoteles’in boynuzu memeli hayvanlar arasında ayrım yapmak üzere bir ölçüt olarak kullandığını görüyoruz. Boynuzsuz olmak yırtıcı olmak demektir. Bu sınıflandırma, somut biyolojik gerekçeye dayansa da boynuzun neden insan zihninde merhameti temsil ettiğine ilişkin gözlemlerden biri olması açısından kayda değerdir. Gerçekten de yaşamımızda önemli bir yer tutan inek, öküz, koç, keçi, ceylan ve geyik gibi hayvanların zihnimizde uyandırdığı imge, söz gelimi bir timsah gibi ürkütücü değildir. Etleri, sütleri ve iş güçleriyle hayatımıza kattıkları değer bütün bu olumlu ve “sevimli” imgenin bir başka gerekçesidir. Elbette hayvanlara duyulan sevgi hususunda bir hiyerarşi yapmak yanlış sonuçlara ulaştıracaktır. Ancak, bir timsah ya da sırtlanla karşılaştırıldığında bir kuzunun insanlara sevimli gelme oranının yaygınlık açısından daha yüksek olduğunu önvarsayabiliriz. İnsan zihninin işleyiş biçimine özgü algıdan söz ediyoruz.

Burada anlık bir deney yapalım. Bir kaplanla bir geyiğin resimlerini yan yana koyalım. Sizce hangi hayvan “merhameti” daha güçlü bir biçimde temsil eder diye soralım. Evrenin ikili denge düzenini geçici olarak bir kenara bırakırsak bize sevimli gelen hayvanların “merhamet”i daha iyi yansıttığını söyleyeceğiz.

Bütün bunlardan yola çıkarak binlerce yıllık insan tarihinin kalıtsal zihninde boynuzun “merhamet”, “vahşi olmayan”, “tekin” imgesiyle kodlandığını söyleyebiliriz. O halde bu bölümü bir soruyla kapatalım. Zülkarneyn’in “çiftboynuzlu” olması, eğer öyleyse üzerinde çiftboynuz olan bir miğfer veya bir krallık tacı takması insanlara karşı uyguladığı psikolojik bir strateji miydi? Elinde öyle bir güç vardı ki insanları korkutmamak ve “Ben dostum, adilim ve merhametliyim” imajını yansıtmak için kullandığı bir yöntem miydi? İyi ve zeki bir yöneticinin bu tür sembolik mesajlar vermesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu, çiftboynuzlu miğferin kullanım amacı yalnızca budur demek değil elbette. En azından nedenlerinden biri bu olabilir. Eğer azap etmeyi seçseydi, başına takacağı krallık nişanesi daha farklı olacaktı belki de. Dolayısıyla, çiftboynuz Zülkarneyn’nin azap ve adalet arasındaki seçimine de ışık tutmaktadır yorumunda bulunabiliriz.

5. Maat (Ma’at)

Mısır’ın “adalet” ve “doğruluk” tanrıçası Maat, çift kanadıyla dengeyi; simgesi olan devekuşu tüyü ile de saf iyiliği temsil eder (Çalım 2021). Tüyün zihnimizdeki çağrışımlarının “yumuşaklık”, “rahatlık” ve dolayısıyla da iyilikle karışınca “merhamet”i aktarabileceğini söylemek sanırım zorlama bir çıkarım olmayacaktır. İnsan zihninin işleyiş biçimine özgü bir algıdan söz ediyoruz.

 

Öte yandan “Kadın” ve “anne” olmanın “merhamet” kavramıyla ilgili olması “adalet”, “iyilik”, “mutluluk” ve “doğruluk” kavramının eski uygarlıklarda neden kadın tanrıçalarla temsil edildiğini kanıtlayan bir gözlem olarak sunulabilir. Elinde terazi tutan antik Yunan tanrısı Themis’in bir kadın olması da bu bağlamda ele alınabilir.

 

“Kadın” ve “merhamet” ilişkisi bağlamında zihinsel dünyamızı yansıtacak bir başka gözlem ise “Maral”, “Ceylan”, “Ceren”, “Ahu” gibi narin (ve tabii boynuzlu) hayvanların kız çocuklarına ad olarak verilmesidir. Erkek adları “Aslan”, “Kartal” gibi daha çok yırtıcı hayvanlardan seçilmektedir. “Geyik etine girmek” deyiminin “kadın endamı almaya başlamak” anlamına gelmesi, zihinsel dünyamızı yansıtan bir başka bulgu olarak sunulabilir (“geyik”le ilgili olarak daha ayrıntılı olarak bk. Uçar 2014).

6. Türk Töresinde Bir İmge Olarak Boynuz

6.1. Hacı Bektaş-ı Veli

“Merhamet” salt bir “acıma duygusu” değildir. “Merhamet” ile “adalet”in birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini söylemiştik. Hacı Bektaş-ı Veli’nin koynunda duran boynuzlu hayvan hiç şüphesiz “merhamet”i temsil etmektedir. Denge ve iyilik için yırtıcı bir hayvanla temsil edilen “güç”, “kudret” ne kadar gerekli ise “merhamet” de “gücün” veya “iyilik iradesi”nin yoldan çıkmaması için o kadar gereklidir. Yani, “merhamet” ve “denge” yok ise doğru olarak kullanılan bir “güç” de yok demektir.

 

Güncel bir sözle ifade edersek “Denetimsiz güç, güç değildir!”. Bunlar madalyonun iki yüzü gibi birbirlerinden ayrılamaz olgulardır. Adaletin KILICI ve MERHAMET ile olan ilişkisi... Böylelikle birbirlerini dengelerler.

 

6.2. Geyikli Baba

Geyikli Baba, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu yansıtan dönemin menkıbevî tarihinin önde gelen simalarından ve bu tarihin kahramanlarından gazi-derviş tipinin en iyi temsilcilerinden biridir (Ocak 1996).

 

“Geyikli Baba” adı değil lakabıdır. Yunus Emre’nin bir manzumesinden yola çıkılarak adının Hasan olduğu düşünülmektedir. Bu lakap kendisine geyiklere binip gezmesi veya onlarla birlikte yaşamış olmasından çok, Kalenderiyyeye mensup diğer meczup dervişler gibi muhtemelen geyik postuyla dolaştığı için verilmiş olmalıdır (Ocak 1996). Kalenderiyye dergâhlarında koç, geyik boynuzlarının asılı olduğu da bilinmektedir. O hâlde geyik ve geyiğin en belirgin özelliği olan boynuzların Geyikli Baba için aynı zamanda bir sembol olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yine, Kaygusuz Abdal’ın intisap ettiği Abdal Mûsâ’nın geyik bedenine bürünebilmesi (bk. Azamat 2002) de geyik sembolünün önemini gösterir. Fetihlerde bulunup yeni toprakları devlete ısındırmaya çalışan bu dervişlerin “merhamet” temsili geyik postlarını giyinip boynuzlarını kullanmaları sözünü ettiğimiz bağlamda şaşırtıcı olmayacaktır. Yırtıcı hayvanlara ilişkin postlar, kemikler dervişleri korkutucu gösterecekti. Kısacası, boynuzlarla “Biz dostuz, bize sizden zarar gelmez.” mesajını yeni topraklarda yaymak istiyorlardı yorumunu yapabiliriz. Nitekim, Uçar’ın (2014), Türklerde “geyik” motifi ve simgesinden söz ederken “Geyik, saldırgan ve yırtıcı değil, daha çok yumuşak huylu bir hayvan olduğu için iyiliğin, barışın ve huzur yaşamının simgesi olmuştur.” gözlemi savımızı destekleyen bir yorum olarak durmaktadır.

6.3. Çiftboynuzlu Ayaz Ata

Ayaz Ata’ya “kış atası” da denir. Ayaz Ata Tanrı değildir. Kışın darda kalanları unutmamak, doğayı, tabiatı, hayvanları da unutmamak adına yola çıkan bir uludur. Bugün ki tabirle evliya diyelim. Ayaz Ata kendi kavmini, budununu karda kışta dahi unutmayan ulu bir büyüktür. Nemrut’un ateşini serinleten Ayaz Ata’ydı, Türklerin Ata’sıydı... (Keleş 2020). Darda kalmış insanlara, kışın hayvanlara yardım eden bir figür olan Ayaz Ata için “merhamet”in bedenlenmiş ruhu demek yanlış olmaz sanırım.

 

6.4. Umay Ana

Koruyucu Umay... “Merhamet” ona taç olsa az mıdır? Umay Ana...

Umay çocuk koruyucusudur ve başında boynuzları olarak tasvir edilmiştir (Bayat 2007, Bilgili 2021).  Umay Ana’nın üç boynuzlu tacı, bizim boyutumuzdan farklı ve ileri üçül bir sistemden geldiğini gösteriyor olabilir mi? Neden daha ileri bir sistem peki? İkil evren aşamasında hapis gelmiş bizlere o yardım eder çünkü. Üstün bir varlıktır. Eğer doğru sorulardan ilerliyorsak Türk mitolojik sistemini daha iyi anlamak amacıyla bir başka soru soralım: “Umay Ana, ikil dizgeli evrenimizden başarıyla kurtulmuş, ruhsal ilerlemede sınavı hakkıyla vermiş bir varlık (belki “insan”) olabilir mi? Yani, ikil dizgeli üç boyutlu evrendeki oyununu başarıyla bitirip meleklik seviyesine mi yükseldi? Boynuzlu tacıyla kendi boyutundan evrenimize bir “merhamet” elçisi olarak mı bedenlenmektedir? Eğer öyleyse, bizi unutmayıp yardıma geldiği için kendisine ve onu gönderen yüce varlık Ülgen’e (Ülgen-Cebrail ilişkisi için bk. Düzgit 2020) çok teşekkür ediyoruz. Tanrı her ikisinin kutlarını sonsuz kılsın!

 

Sorular sormaya devam edelim. Zülkarneyn neden çiftboynuzlu da Umay Ana üç boynuzlu? Bunun yanıtı Zülkarneyn’in ikil dizgeli evrene olan mevcudiyetinin ve tasarrufunun daha güçlü ve kalıcı olması olabilir. Ya da ikil evrendeki sonsuz yolculuğumuzda bize yol gösteren, bir sonraki durağı işaret eden ve dolayısıyla varlığı bizim evrenimizde vücut bulmuş bir lider...

7. Kutsal Kitapta Tanrısal Yakınlık (“Kurban”), ÇiftBoynuz Algısı ve Merhamet

Aşağıda Kuran’dan aktaracağımız olaylar diğer semavi dinlerde de geçmektedir. Aralarında elbette kimi zaman yüzeysel kimi zaman da önemli farklar bulunabilmektedir. Ancak, bizim bu yazıda odaklandığımız “merhamet”in temsili çiftboynuz ile çiftboynuzlu kurban arasındaki ilişkidir. Gerçekte kutsal kitapta bu ilişkiye ait, en azından bu yazıda aktardığımız ayetler kapsamında, kurbanın bir hayvan olduğuna ilişkin açık bir kanıt bulunmamaktadır. Kuran’da boynuzun merhamet imgesi ile ilişkisi insanların zihninde o kadar güçlüdür ki anlatılan olayların gerçekte yaşanıp yaşanmadığının ve hatta ortada hayvan formunda bir kurbanın varlığının bile bir önemi kalmamaktadır. Anlatılanlar boynuz imgesiyle birlikte insan zihninin kalıtsal tortularını yansıtmaktadır. O tortular merhamet duygusunun kadim tezahürüdür bizce.

7.1. Adalet Terazisinin İki Kefesi ve İkil Karşıtlık: Alim ile Zalim (“Habil ile Kabil”)

Alim ile Zalim’in hakkında anlatılanlara bakalım, yani Habil ile Kabil (Ali ile Zalim adlandırması için bk. Keleş 2015) anlatısına. Tasarlayarak ve kinle cana kıyan bir katilin merhameti var mıdır? Zalimin merhameti var mıdır? Merhameti olmadığı için mi kurbanı kabul edilmedi? Merhametsizce öldürülen Habil’in merhameti ve merhametinin sembolü boynuzlu bir kurbanla temsil edilmiş olabilir mi? Neden olmasın kuzuyu, koçu kim sevmez! Kim sevimli bulmaz! Hangimizin bir keçi koyun sürüsü gördüğünde yüreği yumuşamaz. Bir sırtlan sürüsü mü yoksa bir ceylan sürüsü mü içimizi rahatlatır. Elbette hayvanlar arasında ayrım yapmıyoruz. Merhamet odağında duyuşsal olarak bakıyoruz. Diyelim ki cesaret bağlamında bir kurdu ya da panteri örnek verebilirdik ama konumuz “merhamet”.

Koç ve dolayısıyla çiftboynuz “merhameti” temsil ediyor, evet öyle ama Alim’in kurbanı kurbanının türü için mi kabul edilmişti? Yoksa kurbandan ziyade Alim’in kalbi mi Tanrısal yakınlık açısında değerli bulunmuştu? Kurbanın tam olarak ne olduğu açıkça söylenmese de anlatılarda boynuzlu bir hayvan olarak insanların zihninde algılanmış olması, en azından boynuzun “merhamet” temsili olması açısından anlamlı görünmektedir. Alim’in öldürülmesi, merhametin öldürülmesidir. Merhameti temsil eden kurbanın şahitliğini yok saymaktır. Kuzunun, koçun masumiyetini yok saymaktır. Ters yüz etmektir.

-Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, “Ant olsun seni öldüreceğim!” dedi. O da dedi ki: “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder (Mâide Suresi - 27).

7.2. İbrahim Peygambere Gökten Verilen Merhamet

Çiftboynuzun insan zihninde merhametin ve dahi Tanrısal merhametin en güçlü imgesi olduğuna ilişkin en büyük kanıtlardan biri Kuran’da geçen İbrahim Peygamber ve İsmail’in kıssasında indirilen hayvanın bir “koç” olarak tasvir edilip anlatıla gelmesidir. Sâffât Suresi Suresi 100-113 arası ayetlerde anlatılanlarda “koç”a ilişkin bir açıklama bulunmasa da Tanrısal merhametin ve onun bir yansıması gibi sayılabilecek anne-baba merhametinin bir anlatımını görüyoruz.

-Çocuk, babasıyla beraber iş güç tutacak yaşa gelince babası ona, “Yavrucuğum” dedi, “Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm; düşün bakalım sen bu işe ne diyeceksin?” Dedi ki: “Babacığım! Sana buyurulanı yap; inşaallah beni sabredenlerden biri olarak bulacaksın.” (Sâffât - 102)

-Her ikisi de (ilâhî buyruğa) teslim olunca ve babası onu yüzüstü yatırınca, (Sâffât - 103)

-“Ey İbrâhim!” diye ona seslendik; (Sâffât - 104)

-Biz, (oğlunun canına) bedel olarak ona iri bir kurbanlık verdik. (Sâffât - 107)

Burada verilen eğer hayvansa kurbanlık olması, çiftboynuzlu olduğuna ilişkin bir kanıttır. Zaten birçok anlatıda indirilen hayvanın “koç” diye tasvir edilmesi, insanların zihnindeki çiftboynuz algısının gücünü göstermektedir. Ve çiftboynuz imgesi tam da anne-baba merhametini aktaran bir metnin göbeğindedir. Ve bu geleneğin günümüze bir “bayram” olarak miras kalması, boynuzun “merhamet” temsilini doğrulayan bir başka kanıt olarak düşünülebilir. Bir adım ileri gidelim: Verilen kurban bir hayvandan çok gerçekte “merhamet” öğretisidir.

7.3. “Hayvanları ve diğer türleri neden kurtarıyoruz ki?”

Hep şunu tartıştık: “Gemiye o kadar hayvan nasıl sığdı?”. Kimisi sordu, kimisi yanıt verdi. Oysa bize metin düzeyinde aktarıla gelmiş bu anlatıda, Nuh Peygamberin hayvanları kurtarması, onları da “merhamet” sarmalına sokması önemlidir. Ancak burada önemli başka bir nokta Hûd Suresi 40’ıncı ayette “hayvan” veya “canlı türler” ibaresininin tefsirciler tarafından parantez içerisinde yorumsal olarak eklenmiş olmasıdır. O hâlde parantez içerisinde yazılanları bir kenara bırakırsak “her türden çift al” emri yalnızca hayvanları değil, canlı-cansız başkaca varlıkları da içine alır yorumunda bulunabiliriz. Söz gelimi, teknik hafızayı gelecek kuşaklara aktaracak bir çift ayakkabı da numune olarak alınmış olabilir. O zamanın tekniğini, ustalık becerisini yansıtan bir çekiç alınmış olabilir. “Ama çekiç bir tane, çift değil!” diyebilirsiniz. E bir tane de yedeğini al denmiş olabilir. “Yedekleyin, arşivleyin ne olur ne olmaz...” tavsiyesi buradan çıkabilir. Günümüzde bilgisayar teknolojisinde, bilim dallarında ve hatta kurumlarda yedeklemenin, arşiv tutmanın ne kadar önemli olduğu açıktır. Arşiv bilimi var... “Her türden çift al” emrine genel bir perspektiften bakıldığında sözünü ettiğimiz “merhamet” olgusunun sandığımızdan çok daha geniş olduğunu anlarız. Yani “merhamet” salt duygusal bir “acıma” kavramıyla ilişkilendirilmemiş demektir.

-Nihayet emrimiz geldi ve sular coşup yükseldi. Nûh’a dedik ki: “Her türden (hayvan) birer çift ile -daha önce haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye bindir!” Zaten onunla birlikte pek azı iman etmişti. (Hûd - 40)

Ayette geçen “önceden haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında” ibaresinden yalnızca canlıları değil, cansızları da alabiliriz. Diyelim ki, işe yarar aletleri al ama hayvanları yakalamaya yarayan tuzakları alma. Onlar yok olsunlar. Çünkü canlılara zarar veriyor. Veya insanlara maddi ve manevi zarar veren gereçleri arşivlemeye ve onlardan örnek almaya gerek yok. Öte yandan, “önceden haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında” ibaresinden yeryüzünün başka yerlerinde zaten fazlasıyla örneği bulunan canlı ve cansızları almana gerek yok tavsiyesi de çıkabilir. Veya suda zaten yaşayabilecek canlıları, sudan deforme olmayıp sağlam kalacak nesneleri almana gerek yok tavsiyesi verilmiş olabilir.

Sonuç olarak, “Merhamet hayvanlara ve bütün varlığa erişmiyorsa o merhamet merhamet değildir.” mesajını alıyoruz. İkişer ikişer alınması ile de “Hayvanlar ve diğer varlıklar olmadan evrenin ikil dengesi sürdürülemez” mesajı ayrıca verilmiş oluyor.

Tanrıya karşı çıkanların nasıl azaba uğradığı, gemiye kaç hayvan sığar üzerine matematiksel hesaplamalar, geminin nerede olduğu, gemi mühendisliği, böyle bir olayın olup olmadığı gibi konu ve tartışmalardan kimi zaman sıyrılıp metnin iletmeye çalıştığı bu tür güzel mesajlar üzerinde de durmak nefes almamızı sağlamaz mı? İster Tanrının metni olsun isterse de olmasın...

7.4. Zülkarneyn, Evrensel İkillik (“Düalite”) ve Adalet

Bu bölüme birbiriyle ilintili sorularla başlayalım:

“Zülkarneyn’in çiftboynuz tacı (veya miğferi) onun üç boyutlu bir ikil denge (“düalite”) evreninde tasarruf sahibi olduğuna ilişkin bir nişane midir? Yani çiftboynuz Zülkarneyn’in hüküm sürdüğü evreni mi temsil etmektedir?”

“Eğer Zülkarneyn, farklı boyutlara yolculuk yapabiliyorsa tacındaki boynuz sayıları bulunduğu evrenin sistemine uygun olarak mı değişiyordur?”

Yukarıdaki sorular üzerinde düşünürken “merhamet” ve “ikil denge” ilişkisine yeniden dönelim. Zülkarneyn’in, yani Oğuz Kağan’ın (Oğuz Kağan Zülkarneyn ilişkisi için bk. Keleş 2009) çiftboynuzu; üç boyutlu evrenimizin sıvı-katı, eril-dişil gibi evrensel ikil dengeyi (“düalite”) yansıtması açısından dolaylı, çiftboynuzun merhamet imgesi olması dolayısıyla da doğrudan “merhamet”i yansıtmaktadır.

Evrensel ikil denge neden merhameti yansıtır. İkil denge olmasa hayat olmaz, dünya yok olur. Dolayısıyla, bir merhamettir. Kitapta Zülkarneyn ile bu mesaj vücut bulur. Bunun böyle ilintilendirilebileceğine ilişkin metin içi kanıtı Zâriyât Suresinin 49’uncu ayetinde görüyoruz. Yeri göğü en güzel biçimde düzenleyen Tanrı, her şeyden çift çift yaratmıştır. Bunun Tanrı’nın merhametiyle ilgili olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.

-Her şeyden çift çift yarattık, inceden inceye düşünesiniz diye. (Zâriyât Suresi - 49)

Zülkarneyn azap yerine merhameti, yani adaleti seçtiği için mi çiftboynuzlu krallık nişanesini başına taktı, yoksa merhamet ve adalet duygusunu insanlara sembolik olarak aktarabilmek için mi? Her ikisi de aynı noktaya çıktığından yanıtın pek bir önemi bulunmamaktadır.

-Zülkarneyn şöyle cevap verdi: “Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret sizinkinden üstündür. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım. (Kehf Suresi - 95)

-Bana, demir kütleleri getirin.” Nihayet (vadiyi demirle doldurup) iki dağın arasını aynı seviyeye getirince, “Ateşi körükleyin!” dedi. Artık onu kor haline getirdiği vakit, “Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim” dedi. (Kehf Suresi - 96)

-Artık onu ne aşabildiler ne de delebildiler. (Kehf Suresi - 97)

-Zülkarneyn, “Bu, rabbimden bir RAHMETtir. Fakat rabbimin vaadi gelince O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır” dedi. (Kehf Suresi - 98)

Kehf Suresi 98’inci ayette “merhamet” ile aynı kökten olan “rahmet” sözcüğünün geçmesi Zülkarneyn’in, yani Çiftboynuzlu’nun “merhamet” misyonunu da kanıtlayan tutarlı bir bağıntıdır.

8. Pop-CORN “Patlamış mısır” mı, Yoksa “Hadi taçtaki boynuzları patlatalım” mı?

Bitirmeye yaklaşırken yazımızın ağır akışını küçük sözcük oyunlarıyla yumuşatmaya başlayalım. Ama elbette konumuz yine “boynuz”... Corn-boynuz ilişkisi üzerinden sözcük oyunları marifetiyle bir mesaj verelim. Kimseye değil elbette, kendimize... Neden sözcük oyunu? Akılda kalıcılığı yüksek olsun diye...

“Corn” her ne kadar “mısır” anlamına gelse de Batı dillerinde “boynuz” anlamına da gelir. Köken olarak aynı sözcükler midir orası şu an bizim için önemli değil. Ne de olsa sözcük oyunu yapıyoruz. O halde “pop-corn” sözcüğünü “patlamış mısır” anlamı dışında “patlamış boynuz” olarak da anlamlandırabiliriz. Hatta daha açık olsun diye “popcorn” için “boynuzları patlat” anlamına geldiğini varsayalım. Neden varsaymayalım ki! Sözcük oyunu yapıyoruz burada. Hatta C, R, N ünsüzlerinden yalnızca CORN (“boynuz”) değil, CORONA (“taç şeklinde yapı”), Zül-KARN-eyn, KERNel (“çekirdek”), CEREN (“boynuzlu bir hayvan olan ceylan”), KURAN (“Boynuzla temsil edilen düalite evreninin rehber kitabı anlamına da geldiğini çağrışımsal olarak düşünemez miyiz?”) ve CERN sözcüklerini de çağrışımsal olarak aklımıza getirebiliriz. Hepsini bir araya getirdiğimizde “pop-corn” sözcüğünde “Başta taç olan boynuzları patlat!” gibi bir önermenin saklı olduğunu düşünebiliriz. Serbest çağrışımda bulunup sözcük oyunu yapıyoruz burada ama biz yine de CERN’de çalışan bilim adamlarına kamu spotu tadında seslenelim: Dikkatli olun, “çekirdek”te herhangi bir patlama vakası istemiyoruz. Sonuçta mısır patlatma cihazı değil o nükleer cihazlar!

 

Şimdi sinemaya gidelim ve bir film seçelim. Holywood filmleri var: Örümcek Adam, Ninja Kaplumbağalar, Hulk, Zombiler vs. Hepsi genetiğiyle oynanmış canlılar... Yarı insan, yarı robotlar... Yanımıza ille de bir kova patlamış mısır alalım. Leblebi, fındık ya da onlarca başka çerez asla olmaz. İlle de patlamış mısır! İlle de pop-corn! GDO, yani genetiğiyle oynanmış gıda deyince ilk akla gelenlerden biri mısırdır. Birçok tahıl ve yiyecek var ama genetiğiyle oynanma noktasında sanki mısıra biraz fazla abanılmış gibi. Efendim, öyle değil 1930’larda ekonomik kriz, ardından İkinci Dünya Savaşı, çok ucuz felan filan... Neyse ney... Sinema salonuna gidiyoruz ve işte o GDO’lu mısırdan yapılmış bir kova patlamış mısır aldık ya da “patlamış boynuz”. GDO gerçekte neydi; lafı uzatmadan söyleyelim: İkil evrene uyumlu bedenimizin bozulmaya yüz tutması, “neslin bozulması”, genlerimizin bozulması demekti. İkil evreni temsil eden boynuzları GDO ile patlatalım “pop-corn” yiyelim. Ve sinema çıkışı mısır şurubundan yapılmış tatlılar yiyerek “boynuz patlatma” seansını bitirelim. Ya da en iyisi ve sağlıklısı bu seansa biz mümkünse hiç katılmayalım.

Güncel Not: Ben bu yazıyı bitirmek üzereyken KARNAK (K-R-N seslerine odaklanın) tapınağına yakın üç dev “koç başı” heykelinin bulunduğu haberine rastlamam evrenin benimle oynadığı bir sözcük oyunu olmalı (!) Bu güncel habere aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8723/misir-daki-sfenks-caddesinde--dev-koc-basi-heykelleri-bulundu

9. Son Sözler

Bu çalışmada her ne kadar “merhamet”ten söz edilse de “merhamet” ile “adalet”in birbirinden ayrılmaz iki kavram olduğu anlaşılmıştır. Burada sözü edilen “merhamet” salt bir “acıma duygusu” olarak düşünülmemelidir. Dolayısıyla, çiftboynuzun aynı zamanda “merhamet” yanında “adalet” kavramı ile ilişkili bir imge olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Terazideki çift kefenin çiftboynuzun bir yansıması olduğunu düşünmek tamamen göz ardı edilecek bir ilişki olarak değerlendirilemez sanırım. Ödül ve ceza doğru verildiğinde adalet de yerini bulacaktır.

 

“Adalet mülkün temelidir” ve o mülk gerçekte bütün evrendir. Ve üç boyutlu evrenimizin ikil dengesi, hassas bir terazi gibi, virüs bulaşmamış doğal kodlarını ayakta tutmakta, ikil dengeyi bozacak tekil boyutlu bakışın titreşimlerini engellemeye çalışmaktadır. Doğal kaynağa dayalı sistemin düşmanı olan bozguncu tekillik, bir tepegöz gibi homurdansa da Zülkarneyn’in misyonu ok atmaya devam edecek, üç boyutlu evrenimiz ikil dengesinde “huzur”, “adalet” ve “merhamet” sarmalında yaşamaya devam edecektir. “Merhamet” sarmalı sevgi tohumlarıyla bütün evreni çepeçevre sararken ruhlarımız “korku”, “acı”, “azap” gibi manipüle duyguların esiri olmayacaktır.

Zülkarneyn, belki de bizi çağlar ötesinden uyarmaktadır: “Evrenin ikil dengesini yıkıma uğratmayın, yoksa bozguncu tekilliğin kilitli kapısı çatlamaya başlayacak!”

Her ne kadar çiftboynuz; kötülük ve karanlığın bir imgesiymiş gibi çeşitli filmler, klipler, resimler ve sanatsal ürünlerle kimi zaman bilinçli kimi zaman da bilinçsiz olarak karalanmaya çalışılsa da hiç şüphesiz “merhamet” olgusuna ilişkin insan zihnine işlenmiş önemli bir kalıtsal izdir. Ve o iz Hacı Bektaş-ı Veli’nin kucağında, Zülkarneyn’in adaletli miğferinde, İbrahim’in koçunda, Ali’nin zülfikarında, Geyikli Baba ve Ayaz Ata’nın görkemli bineklerinin boynuzlarında ışıldayarak yaşamaya devam edecektir.

------------------------------

Atasagun yanıt verdi: “Türkler büyük Kağanları Oğuz Kağanı beklemekteler. Bu Kağanla bu hapishaneden çıkacaklar.

------------------------------

Turgay Sebzecioğlu 

Kaynaklar

Azamat, N. (2002). Kaygusuz Abdal. İslâm Ansiklopedisi, 25. Cilt, s. 74-76.

Baş, K. Ş. (2021). Zamanda Yolculuk - Süleyman Mabedi. https://www.onaltiyildiz.com (erişim tarihi: 20.10.2021).

Bayat, F. (2007). Türk Mitolojik Sistemi 2. İstanbul: Ötüken Yayınları.

Bilgili, N. (2021). Tanrıça Umay. https://nuraybilgili.com/index.php/2021/03/02/tanrica-umay/ (erişim tarihi: 25.07.2021).

Çalım, U. Ç. (2021). Tarih Boyunca Adaleti Temsil Eden Tanrılar. https://medium.com/t%C3%BCrkiye/tarih-boyunca-adaleti-temsil-eden-tanr%C4%B1lar-4bd63ac95314 (erişim tarihi: 10.10.2021).

Çeliktaş, Ç. (2020). Her Şeyi Gören Göz: Gizli Anlamları Olan Bir Sembol mü?. https://arkeofili.com/her-seyi-goren-goz-gizli-anlamlari-olan-bir-sembol-mu/ (erişim tarihi: 16.10.2021).

Diyanet İşleri Başkanlığı (20021). Tefsir. https://kuran.diyanet.gov.tr (erişim tarihi: 16.07.2021).

Düzgit, C. H. (2020). Türk Yazıtlarında Cibril-Ülgen Adı Ve Psychike(Psişik) Kelimeleri İle Çiy Enerjisi Bağlantısı. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8186 (erişim tarihi: 22.10.2021).

Keleş, O. (2009). Türk Tarihine Ait Yeni Sırlar. https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,32 (erişim tarihi: 10.10.2021).

Keleş, O. (2015). Kurban ve Sırları. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,4373 (erişim tarihi: 24.07.2021).

Keleş, O. (2020). Kambala-8. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8274 (erişim tarihi: 19.10.2021).

Keleş, O. (2021a). Kambala Atasagun-2. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8416 (erişim tarihi: 18.10.2021).

Keleş, O. (2021b). Kambala Atasagun-3. https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8447 (erişim tarihi: 22.10.2021).

Türkiye Kültür Portalı (2021). Koç-Koyun Biçimli Mezar Taşları - Tunceli. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/tunceli/gezilecekyer/koc-koyun-bcml-mezar-taslari (erişim tarihi: 18.10.2021).

Ocak, A. Y. (1996). Geyikli Baba. İslâm Ansiklopedisi, 14. Cilt, s. 45-47.

Türk Dil Kurumu (2021). Güncel Türkçe Sözlük. https://sozluk.gov.tr/(erişim tarihi: 17.07.2021).

Uçar, Z. (2014). Türk Kültüründe Geyik ve Geyikli Baba Üzerine Gözlemler. Kültür Evreni, Sayı 6, s. 129-145.

Yıldırım, C. (2013). Bilim Tarihi. İstanbul: Remzi Kitabevi. 



Bu haber 4,984 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,824 µs