En Sıcak Konular

Selkinçek-Salıncak

18 Haziran 2021 00:04 tsi
Selkinçek-Salıncak Fatma Kızık Yazdı...

Selkinçek-Salıncak

Çocuk oyunları ve  oyuncakları bir toplumun yetiştirdiği bireylerin  psiko-sosyal, bedensel ve ruhsal  gelişiminde  olmazsa olmaz bir konudur.Türk kültürü çocuk folkloru açısından zengin bir külliyata sahiptir. Kültürde tesadüfi, boş ve anlamsız bir şey yoktur. Her olgu, bilgi deneyim ve derin tecrübelerle toplum hayatında yerini almıştır. Oyunlar, milletlerin yaşamlarının en yalın ve özgün dışa vurumudur. Salıncak, tahterevalli, dönme dolap, gibi büyük oyuncaklar Orta Asya’da yaygın olarak kullanılmaktaydı. Avrupa’da bu oyunlar ve oyuncaklar 15- 16. Yüzyıllardan sonra yayılmaya başlamıştır. Toylarda ve kutlamalarda bu tür oyuncaklarla çocuklar ve gençler için toylar yapılır, yarışmalar düzenlenirdi. Atlıkarınca benzeri oyuncaklar, selkinçekler küçüklerin eğlenceli toylarıydı. İçinde spor, eğlenme, bedensel esneklik, olgularını bir arada barındıran bu oyuncaklara tırmanmak, sallanmak, dönmek toprak üstünde sürekli hareketli bir yaşamı olan Türklerin, çocukları bu yaşama hazırlarken bedensel çeviklikleri yanında tinselliğini unutturmamak için seçtikleri yöntemlerden sadece biriydi. Atlıkarınca olarak bilinen oyuncaklar, Türk kültürüne ait oyuncaklardandır. Ata binemeyecek yaşta çocukları, atlı yaşama hazırlamak için tahtadan yapılan ve döndürülen bu oyuncaklar bugün tüm dünyada sirklerde ve panayırlarda kullanılan biçimine dönüşmüştür. Orta Asya’da çocuk oyuncakları arasında en yaygın oyuncaklardan biri de, salıncak (selkinçek) olarak belirlenmiştir. Ancak salıncak sadece çocuklar değil, yetişkinler için de büyük bir önem arz etmektedir. Birçok kültürün ortak mirası olan salıncak, Türk kültüründe özellikle ulu ağaçlara kurulurdu. Bozkırda ise daha çok direkler dikilerek kurulur, bu salıncak tipi Altı bakan olarak adlandırılırdı. Divanü Lügat-İt Türk’te Salıncak: yalıngula: iple salıncakla oynamak olarak, bu dev sözlükte yerini almıştır. Konunun fiziki özelliklerini herkesin bildiği varsayımıyla çocukluğumuza bir yolculuğa çıkalım mı? Birlikte.

 


Rüzgârı yüzümüzde hissederek, midemizde oluşan boşluk hissini tekrar hatırlayalım. Hızımızı alana kadar birinin bizi itmesine ihtiyaç duyarken, hızlandıkça artık kendi başımıza daha yükseğe çıkabileceğimize inandığız o An’ı tadalım. Alnımızı gök kubbeye değdirecek gibi oldukça daha da hızlı sallanmaya devam edip, inmek istemediğimiz bir uçan halının üzerinde zamansız bir boşlukta yüzermiş gibi bu hazzı yaşayalım. Oysa maceramız daha da erken başlamıştı hipnotik bir etkisi olan beşikte,  hatta analarımızın minder koydukları ayaklarında sallanmaya başladığımız zamanlarda.

Salıncakta sallanmanın en ön önemli özelliği, kendini toprakla özdeş zanneden insana boşlukta kalma hissini yaşatması ayağını yerden kesme, yer ve gök arasında o boşlukta ruhun kendi hakikatine insanın toprak olmayan yanına bir nebze yaklaşma, hatırlatma işlevini yüklediğinden söz edebiliriz.

Kıymetli sultanımızın başını gökyüzüne kaldırmakla ilgili gök secdesi ifadesini burada hatırlatmak isterim. Oyun ve Bügü kitabında Metin And; Türkler için Tanrıdan kut alma meselesi ile ilgili olarak; insanı göğe yaklaştıran bir araç olan salıncağa dikkat çeker, keçe bir halı üzerinde Türk kağanlarının yedi defa havaya kaldırılması gibi eski ritüellerin daha sonradan ritüellerin kaybolmasıyla hatıralarının gelenek içinde saklandığını söyler. Bu oyun ve oyuncakların kökeninde derin bir inanç olan gök ve Tanrıyla bağlantı kurma hatta belki eski bir ibadet biçimi, daha doğrusu bütünleşme ritleri olduğu anlatılmaktadır. Sevgili Peygamberimizin (S.A.V.)  Hüzünlü olan gökyüzüne baksın sözünün bir manasını, o boşluk duygusuyla tüm madde illüzyonundan An’lık bir çıkış, insanın ruhsal boyutunu hatırlaması olarak anlayabiliriz.  Havaya yükseltme sallanma ritüelleri çocukluktan kazandırılan bir erinç hali olabilir mi? diye araştırdıkça gördük ki birçok uygarlığın bilgi ve öğretilerinde bu konuya oldukça fazla yer verilmiş.

Doğu kültürü içinde yapılan meditasyonlarda hiçlik,  hiçbir yerdelik, hiçbir zamandalık kavramları ile bu boşluk hissine bir atıfta bulunulmaktadır. Analitik zihnin ötesine geçme insanı hayatta tutmaya çalışan amigdalayı devre dışı bırakarak ulaşılabilecek öz bilinç haline, daha az madde, daha çok enerji bilincine erişmeye işaret etmektedir.

Özellikle yoga veya derin düşünme gibi çalışmalarda madde algısından çıkmak bilinci değiştirmek için kullanıldığı çalışmalar bilgi ağlarında mevcut. Birçok çakranın (bedenin enerji merkezlerinin) temizlenmesi açılması dengelenmesi için gereken bir olgu olarak karşılaştığımız bu sallanma durumu ve meydana getirdiği boşlukta olma hissiyatı, hemen hemen tüm kültürlerde bir sağaltma yöntemi olarak tedavi amacıyla da kullanılmıştır.  Bu nedenle, Psikolojik rahatsızlığı olan insanların ayakta veya otururken sallanmaları, bilinçdışı yapılan bu hareketler, bedenin kendi bilgeliğini kullanarak dengeye ulaşma çabası olarak yorumlanabilir. Şoka giren donup kalan insanları sarsmak, sallamak da bu duruma dâhil edilebilir. Bu durumlarda nefes tutulur sarsıntı ile tekrar nefesi kontrol altına almak ve daha derin bir nefes olan diyafram nefesi ile bedenin tıkanıklığı giderilmeye çalışılır.


Arabayla çıkılan yokuştan aşağı inerken birdenbire oluşan yüreğin kalkması, yüreğin ağza gelmesi olarak ifade edilen bir durum yaşanır. Bu boşluk ve sıçrama An’ları veya uykuda düşer gibi olmak, bu ani durumlar karşısında 3 kere sağ elin başparmağıyla damağın yukarı kaldırılması gibi pratiklerin Kam bilgilerinde sağaltma ve tedavi edici özelliklerine kaynaklardan ulaşılabilir. (bkz. Fuzuli Bayat, ruh sıçraması, ruhun tekrar bedene iade edilmesi ile ilgili Türk Mitolojisi eserlerinde bu bilgiler mevcuttur.)

Daha ileri boyutlarda mitolojide savaşçıların kendi ruhlarını saklaması ağır yaralar alsalar bile öldürülememeleri gibi konular ki başka bir çalışma konusu olmakla birlikte ruhun beden dışında kimsenin bulamayacağı şekilde gizlenmesi meselesi bu konuyla dolaylı yoldan ilgilidir.

Salıncak, hava ile yer arasında bir boşlukta tutar insanı ve bir an olsun toprak olan evinden beden kabrinden çıkarır, alışık olmadığı bir tekinsizlik, belirsizlik içine sürükler. İnsan bu duygudan hem ürker hem de sever. Birçok kültürde salıncakta ne kadar uzun süre kalınırsa kötü ruhlara karşı bir zafer kazanıldığına inanılır. Salıncakların tarih boyunca kullanım amaçları içinde hastaları iyileştirmek, kötü ruhları kovmak, üründe bolluk sağlamak gibi işlevleri de olmuştur. Çocukluk ülkesinde ise salıncak, en saf varoluşun, tinselliğin, mutluluğun, özgürlüğün tahtıdır. Çocukluğu elinden alınmışlara büyükler denir ve bu yazı onlara ithaf olunur.


Selam ve Dua ile…


Fatma KIZIK.

 

 



Bu haber 2,761 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,711 µs