En Sıcak Konular

İlk Söz ve Son Söz -Tengri Tamgası Sırrı - Vahdet ve Kesret

13 Haziran 2021 21:22 tsi
İlk Söz ve Son Söz -Tengri Tamgası Sırrı - Vahdet ve Kesret İlk Söz ve Son Söz -Tengri Tamgası Sırrı - Vahdet ve Kesret

İlk Söz ve Son Söz -Tengri Tamgası Sırrı - Vahdet ve Kesret

 https://www.youtube.com/watch?v=FybNHWjNCo0

 

  Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birebir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

 

Yener DURSUN: Geçtiğimiz gün Sultanım bir muhabbette meleklerin Âdem’e secde etme durumunda iblis müstesna etme diye ve daha sonra da şeytan olarak söz ediliyor. İblis, şeytan ve o durumdaki şeyi meal etmiştiniz komple bir seyir halinde muhabbet olmuştu. Onu tekrar bir gündeme getirebilirmiyiz?

Oktan KELEŞ: Şimdi o gün burada kim vardı. Ozan vardı, Hatice sen vardın, Doruk vardı. Tabi o gün öyle spontane gelişen birşeydi Melami bilgilerinden bahsettik. Birkaç saatte de sürdü. Aynı akışta olması tabi ki imkanı yok. Öyle bir ortam, atmosfer oldu mu ehilleri bilir anlatılır. Şimdi bilgi olarak anlatmak diye bir şey olur. Şimdi ben o gün baya anlattım hatta kalktım ayağa öyle mi Ozan konuştum. Ben arada sırada size yön veriyim dedim. O gün anlattıklarımdan ne anladılar, ne anladınız sizler anlatın ben geleyim. Çünkü benim anlattığım gibi mesele farklı bir seyir yaptık şimdi bilgi olarak anlatın. Bakalım o gün benim anlattıklarım boşa gitmiş mi? En azından burada olmayanlara da bir bilgi olarak verelim. Çünkü anı değerlendirmek başka bir şey anın feyzi diyelim ona feyzinden faydalanmak o havuzdan tatmak başka bir şey tattıktan sonra onun nasıl bir şey olduğunu anlatmak başka bir şey. Şimdi onun nasıl bir şey olduğunu anlatalım bakalım. Hayrettin Baba’da burada, Orkun gardaş da burada dostlar burada olmayanlara da selam olsun. Şimdi ben de o zaman soruyum bakalım. Konu nasıl başladı Ozan sen bir girizgah yap bakalım.

Ozan AYDIN: Şöyle Deruni Babamın dediği gibi an’da olan o ilham ya da feyz farklı oluyor. Biz şu anda farklı bir zamanda o anın tadını ancak aktarabileceğiz aktarabileceğimiz kadar daha doğrusu. İlk önce konu ‘kesret’ kavramından açıldı. Kesret nedir? Vahdet nedir? Vs. bu soruları yöneltmiştik Deruni Babama. Bu noktada kesret kavramı ile tasavvuf literatüründe bize anlatılandan oldukça farklı olduğunu öğrendik. Ben kendi adıma konuşayım. Bizde kesret kavramı hep şöyle idi. Burada ki eşyalar, ağaç işte masalar vs. bunların hepsi bir kesreti, çokluğu oluşturuyor gibi anlamıştım normalde kesret kavramını okuduğumuz kitaplardan vs. ama.

Oktan KELEŞ: Yani varlık alemininkesret olduğunu, çokluğunu diye düşünülüyordu öyle değil mi?

Ozan AYDIN: Evet. Varlık âleminin bize bir kesret olduğunu düşünüyorduk. Hâlbuki bu tamamen ters bir kavrammış aslında kesret. Şöyle biz aslında varlık âlemini kesret diye baktığımız aslında biz varlık alemini tam şey yapmamışız. Bize olan bazı işaretleri okuyamamamız gibi bir durumu oluşturuyordu aslında. Kesret âlemini oluşturan aslında kendimizmişiz. Şimdi Deruni Babamın yeni yazdığı kitaptada ‘İçimdeki Tanrı’ da da biz aslında o içimizdeki kesret âlemini biz oluşturup biz evrene o bakış açısı ile bakıyormuşuz. Kesreti aslında oluşturan bizim kendi içimizdeki nefsimiz diyebiliriz ya da şu anda ne deniyorsa. Tasavvuf literatüründenefs diyebiliriz.

Oktan KELEŞ: Öyle zan edilen şeyler. Ama asıl mesele neydi. Anlatıldığı gibi kesret değil hani çokluk sizi kesret sizi oyaladıyı biz yanlış anlıyoruz diye konu açtırmıştım değil mi?

Ozan AYDIN: Evet.

Oktan KELEŞ: Yani onu ifade etmek lazım. Buraya kadar olan noktada Başkanım siz bir şey ifade eder misiniz? Ne anlattık o gün kısaca sizde herkese şöyle anlatalım.

Yener DURSUN: Estağfurullah. Genelde hep Ozan’ında söylediği gibi oyalamak ile biz varlık âlemindeki bütün varlıkların hepsinin tek yaratılıştan dolayı vahdete götürüyor gibi. Bu kesretten vahdete gitme olarak anlamıştık. Oysa varlık âlemindeki yaratılmışlar zaten yaratılmış yani. Tek yaratıcı tarafından yaratılmış. Ama biz bununla oyalanıyoruz diye biliyordum. Hâlbuki esas oyalama kendi zan bilgilerimizin ürettiği oyalanma. Kesret oluşan zanlarımızla yani bizim düşünce de yarattığımız yaratılış ile oluşanlar kesret bizi oyalıyor yoksa varlık âlemindekilere zaten ağaca baktığımızda Allah’ı hatırlıyoruz yani bizi neden oyalasın. Ama zanlarımız bizi oyalıyor. O zanlarımızın çokluğu kesret esas oyalayan o.

Oktan KELEŞ: Yani dedik ki varlık âleminin çokluğu yaratıcı tarafından yaratılmış aslında kendisine bir davettir. Dolayısı ile kendisine davet ettirdiği varlık âlemi onu oyalayamaz. Bir an önce kendisine gelinmesini ister, o varlık âlemi de bunun için vardır. Yani bunun çokluğu oyalama değildir. O zaman çokluk bizi oyaladı, kesret bizi oyaladı, vahdete dönmek meselesini demek ki yanlış algılıyormuşuz. Bu manada makamdan düşüpte caiz olan bir söz fakat makamında konuşulduğu zaman yaratıcıya bir iftira. Yani yaratıcı varlık âlemini yaratmış ama bizi oyalamak için mi yaratmış, bizimle oyun mu oynuyor anlatabildim mi? Tam tersi Bir Meczubun Rüyası kitabımda bir kartvizit meselesi yazmıştım yıllar önce her biri birer yaratıcıyı tanımlayan kartvizit gibi varlık âleminin bütün o çokluğu içerisindeki varlıklar bunların hiçbiri bizi oyalayamaz. Ağaç dedik mesela bizim incir ağacımız. Şimdi varlık âleminden bir nüve doğru mu? bizi niye oyalasın ki. Buna bakarak, tefekkür ederek biz hakikatine ve onunda bize göstermiş olduğu asıl hakikate gitmemiz gerekir. Varlık, kesret bunun için vardır. Bu bizi oyalamaz. Bizim ona bakış açımız bizi oyalar. Ne dedik kaç tane incir alırız bu sene. Bundan daha 10 tane dikersek kilosu ne kadardan yapıyor? falan vs. girersek kısaca örnek veriyorum. Mahlûkatın nefesleri sayısınca verir değil mi yaratıcıya giden yollar. Peki, o yolların hepsi kesret olduğuna göre oyalayıcı mı? Hayır. Aslında tarif edici. Vahdete götürücü. O zaman ne olmuş oluyor. Bu söylem makamından düşüklere tasavvuf erbabı belki o zaman öyle söylemiştir ama ben Melami bilgilerinden biraz veriyim. Bir Kam olarak da aynı zamanda değil mi. Tabi hepsini açıklamak doğru değil. O gün işte onun için dedim farklı bir atmosferde açıkladık bugün farklı bir seyir âlemi burada da bilgi olarak sunacağız. Mesele şudur; Bütün o kesret dediğimiz şey bizi aslında vahdete ulaştıracak olan tekilliğinde kendisidir, tektir. Oyalamaz. Peki, oyalar dersek ne olur? Yaratıcıya iftira ederiz. Şimdi buraya kadar olan bölüm anlaşıldı mı? Buna ekleme yapmak istiyor musun Hatice?

Hatice DOĞRU: Şeytan oyalamaz demiştim. Bir de iblisin insanlara değil de sisteme aslında karşı olduğunu, insanlarla ilgili değil de sistemle ilgili olduğunu o gün söylemiştiniz.

Dudu: Yani şöyle aslında klasik tasavvufta vahdeti vücud anlayışı çok farklı bir şekilde bize anlatıldı. Ve biz gerçekten o gün ki şeyde bir seyir yaşadık, hepimiz bir film izledik sayenizde ama hepimizde tabi etkileri farklıydı. Bende ki etkileri orada tek ve bir vurgusu yapmıştınız. Aynı şekilde Hatice nin söylediği gibi şeytanında aslında o varlık âlemi içerisinde bir oyalama etkeni olmadığı, onun pozisyonunu ve görevini daha detaylı bir şekilde izah etmiştiniz. Vahdeti vücud anlayışı içerisinde kişinin vahdete gidişinde etraftaki varlığı kendisinden öteleyerek bir kesretmiş gibi yansıtmaktan ziyade kendi içinde ki o bütünselliği ile zaten onlara dediğiniz gibi kartvizit şeklinde onlara bakmayı bilerek kendi içinde onları okumayı bilerek faydalı olarak aslında yine de o teke ve bire gidilebileceğini anlatmıştınız.

Oktan KELEŞ: Şimdi orada ki mesele, kesret içerisinde ki bütün o varlık alemi demek ki neymiş bizi oyalamıyormuş. Bunu anladık mı? O zaman kesretten vahdete dediğimiz sözü biz bir kere daha düşüneceğiz. Yalan yanlış öğrendiğimiz tasavvuf adı altında ki mevzuları irdelerken dikkat edeceğiz. Yani açık ve net soralım. Vahdet ve kesret meselesi. Yani teklik ve çokluk. Çokluk bizi oyaladıysa kendi kendimizi oyalıyoruz. Eğer bu kesret bilgisi bizim anladığımız gibi, yanlış  anlamda anladığımız gibiyse yaratıcıya bir iftira mı değil mi? Burası anlaşıldı mı? Dolayısı ile ne anlıyoruz burada. Bütün varlık alemi tekilliğe yüzü dönüktür. Başka bir yere seni sağa, sola, arkaya, geri döndürmez. Hakikate,  yaratıcısına dönderir yönlendirir. Şimdi bunu anladık. Şimdi o gün iblisdi, şeytandı bunların ayrı ayrı kavramlar olduğunu da anlatmıştık ama biz konu ile ilgili bölümlerini söyleyelim. Yaratıcıya iftira atılıyor. Yaratıcının iki ayeti vardır  Kuran’ da ’Dünya oyalanma yeridir.’ ve ‘Oyalanma yeri değildir.’ diye iki ayrı yerde geçer mealde. Dolayısı ile de niye oyalanma yeri değildir. Oyalanamazsın istesen de. Niye oyalanma yeridir, sen kendin oyalanırsan oyalanırsın. Kesreti de oyalanma haline kendin sokarsan ayet tahakkuk etmiş olur. Sokmazsan yine ayet tahakkuk etmiş olur. Dolayısı ile de iki ayet arasında çelişki ortadan kalkmış olur. Burada başka bir mana çıkıyor. Ayetlerin durumları dahi bizim halimize göre cevap veriyor. Çelişki arıyoruz ya aklımızla. Hayır, çelişki aranacaksa akılla değil halimizle arayalım. Bakalım bulabiliyor muyuz? Hani ateistlerin en fazla güvendiği nokta hep akılla bir şeyleri, çelişkileri çıkarmaya çalışırlar. Oysa hale yöneliktir ayetler. Senin haline göre reçete yazar değil mi? Zenginsen şunu yap, fakirsen şunu yap, hasta isen şunu, değilsen şunu yap haldir bu. Demek ki akıla göre düşündüğün zaman matematik kavramları işin içine girer. Matematikte sonsuz gideceği için sonsuz gittiğin noktada ki onların iddiasına göre sonsuz matematik meselesinden gideceğin yeri bulamayacağın için hiçbir zaman matematiğin sonucu da doğru söylemeyecektir, kesinlik arz edemeyeceksin zan etmiş olacaksın. Şimdi biz konumuza dönelim. Peki şeytan yani ikisi ayrı mesele. Dedik ki biz onlara Ademe secde edin bir tek secde etmeyen iblis idi Kehf 20. Ayette cin olduğu için dedi değil mi? Yani iblise demiş bu şeytana değil şeytan başka bir şey. İblis ile şeytan arasındaki farkı anlayacağız. Şimdi konumuzla ne alakası var girip çıkalım. Peki iblis oyalar mı? Diye bir şey sordum o gün ve Hatice hemen önden söyledi meseleyi iblis dahi oyalamaz. Yani tabiri caizse varlık alemi kesret zaten oyalamadığını anlattık. Dile gelse varlık âleminin herhangi bir üyesi şu ağacın yaprakları dahi bize der ki; ‘Oyalanmayın, çabuk çabuk doğru hakikate, tekliğe gidin.’ Yani sesini duysak hani onların zikirleri vardır dedik ya tesbihatı vardır mahlukatın nefestedir sayısınca haliyle siz duyamaya bilirsiniz ama canlı cansız hepsi tesbih eder Rabbini vs. meselesi ile alakalı duysak bir an onların tesbihatı ile ilgili şeyi, söylediklerişeyleri söyleyelim. ‘Oyalanma! hadi hadi dönme dönme çabuk bir an önce rabbine yaratıcına git dön veya rücu et.’ der. O zaman iblis bu işin neresinde yani iblis dahi oyalamaz çünkü onun vakti de yoktur. Mühlet verilmiştir. Oyalanmanı ister mi? Oyalanmanı birçok meselede ister kendi mühleti ile alakalı. Ancak kendisi oyalamaz bir an önce gerçekleştirmek ister. Gerçekleştirmek istediği şey nedir?

Orkun AKAR: Şuurlu şükreden bulamayacaksınız.

Oktan KELEŞ: Meselesine döner dolaşır iş tahakkuk eder. Şükür meselesi konusu. Ancak şimdi biz işin başka noktalarına da gelelim. İblis ne yapmıştı. Malikler, melekler konseyinde dedik ya hani ben secde etmem. Şimdi melekler secde etti. Bu konular şimdi deruni, Melami meseleleri bunlar hepsini açmak mümkün değil ehline açılır. Ehli derken yanlış anlaşılmasın. Bunlar Her zaman söylediğim bir şey vardır. Bizim anlattıklarımızı Diyanet İşleri Başkanı her Cuma namazında hutbede anlattırması lazım sır olmaması gereken konular. Ama kalite ve altyapı meselesi olduğu için insanların dini açısından, derinlik açısından, entelektüel seviyeleri düşük olduğu için istisnaları tenzih ederek söylüyorum bilerek de programı o hale getirdikleri için bunlar ehline anlatılır derken sanki sen layık değilsin derken anlayamazsın altyapı lazım şimdi onu anlatacak vakitte yok anlamındadır. Niye anlamasın gönül anlar akıl anlamasa kalp hisseder ayrı konu. Bizim ehline dediğimiz meseleyi lütfen bir hiyerarşi, kast sistemi gibi algılamasınlar. Tengri de böyle bir ayrım yoktur. Bu da cahil tarikatçıların uydurduğu saçmalıklardır. Sen ne anlarsın onu falan derken aşağılama, kibir, hased ses tonundan hissediliyor. Bunun altını çizelim neden biz anlamazsın demiyoruz anlaşılsın diye zaten bunlar gelmiş yaratıcı bizzat mühür vurmuş. Anlatırsak şimdi anlaşılamayabilir bazı bilgilerin noksanlığından diyoruz anlatabildim mi. Kaldı ki bizimde anlayamadığımız anlamadığımız kırk fırın diyorlar ama belki kırk milyar fırın yiyeceğimiz şeyler var ki anlayacağımız konular var. Bunu ifade ettikten sonra meleklere secde edin dendi bir tek dedi ki o etmedi. Bak işte sırlar buradan başlıyor. İş, anlatılmayanı anlatalım. O gün anlattık ama farklı bir dille. Şimdi topu yine ben size atacağım kaçamaklık yapma. Melekler dedi ki şimdi yeryüzünde bozgunculuk yapacak, fesat çıkaracak, kan dökecek birilerini mi yaratacaksın. Ayak direttiler. Çünkü bir bezginlik vardı bir bizarelik vardı. Bazı çalıştaylardan hatırlayın meleklerin bu söylemesi muhalefet değil ama muhalif kelimesi, halife kelimesinde de kökeninde var. Hani hikmeti öğrenmek için sordu. Hayır, bir alt derinineşimdi iniyoruz. O zaman ne demiştim hep söylediğim bir şey var daha alt derini var ama bugün bu kadar. Şimdi oraya gelelim. Onu bir köşeye koyun. Çünkü çalıştayların ciddi takipçileri var yani hala bana sağ olsunlar mailler atıyorlar, neden devam etmiyorsun falan diye edilecek, ediliyor işte sohbetlerle. Teşekkür ediyorum ayrıca o yorumlara hanımlar, hanımefendiler, beyefendiler beğendiklerini söylüyorlar. Beğenilmek meselesi değil mesele. Bildiklerimizi paylaşma, yanlışlarımızı lütfen herkes düzeltsin. Birbirimizden bir şeyler öğrenelim ciheti ile bunu yapıyoruz. En fazla bahane edenler niye nargile içiyorsunuz. İçiyoruz kardeşim dinleme bizi yani. Biz nargile tarikatıyız. Şimdi derler böyle bir tarikat mi var. Melekler ayak direttiler. Dikkat! Şimdi halife yaratacağım nerede? Yeryüzünde deyince bıktık ya Melami meşrep anlatıyorum melamet meşrepi de içinde kabul edin lütfen. Bazıları bu adam nasıl konuşuyor falan böyle konuşuyorum. Sen beni dinleme benim hitabım sana değil anlayacaklara. Melekler dedi ki bazen alta inelim bazen yukarı çıkalım. Kah inerim yeryüzüne, kah çıkarım gökyüzüne meselesi ile bizi indirene, çıkartana şükürler olsun diyelim hep beraber. Şahsım adına söylemiyorum hep beraber söyleyelim. Yeryüzünde yine birileri uğraştık bundan öncekilerle. Hep diyorlar ya bunlar niye böyle söyledi. Daha önce de böyle bir yaratım oldu. Yeryüzü veya böyle formatlarda yani yaratılanlar kan döktü, fesad çıkardı, üç kağıt yaptı anlaşılacak tabirde halk dilinde konuşuyorum. Yine mi ya Rabbi dedi. Bak şimdi melekler ile iblisin farkına bakın. Burada biraz iblis meselesine giriyoruz. İblis otomatikman ben buna secde etmem dedi. Ayak diretmedi. Nereden biliyor o da biliyor o da bunların yeryüzünde bozgunculuk çıkartacağını meleklerin bilgisine vakıf. Kan dökeceğini, fesad çıkaracağını otomatikman kendinin onlara telkin edeceğini. Unutma bu telkin meselesini hatırlat bana Ozan. Biliyordu yani işi kolaydı şeytan daha şeytan olmadı bak iblis daha tayin edilmedi. Yani bunlarla bunu teklif etmeye bile gerek yok bunların kesin yaratılışı böyle bilgi var. Nereden belli? Bakara da var. Fesad var yapacak bunlar, bozgunculuk yapacak şunu yapacak tamam. Şeytan daha ne yapacak burada ne diyecek ki dese ki yapma diye yine tersini yapacak. Bakın telkin. Yani şeytanlık yapma demiyor ya şeytana da iftira. Ayarları düzeltelim diye söylüyorum. Şeytanı burada sevimli göstermeyeceğiz. Hristiyan teolojisinde şeytan Tanrının sevimli maymunu diye geçer. Tanrı indinde takdis. İslam lügatında bahsediyoruz tabiî ki biraz derinlere ineceğiz, ayarları düzeltirsek acaba bizde mi var şeytanlık yoksa şeytanın kendisinde mi var şeytanlık diye sorgulamamız gerekiyor. Melekler diretti Ya rabbi Ya Allah’ım yine mi? Belli ki daha önce uğraşmışlar. Oraya girmiyorum uğraşmışlar. Tekrar film başlayacak. Yine yeryüzünde biri halife diye biri çıkacak. Aynı film tekrarlanacak ihale bize kalacak. Türkçesi bu, meleklerin derdi bu. İhale bize kalacak. Demekki o ihale de iblisinde yeri varmış. Daha tarh edilmemiş ama şeytan hiç oyalamıyor. Ben buna diyor secde etmem. Secdeden kasıt alın koymak değil üstünlüğünü kabul etmiyor meselesi biliyorsunuz buralara girmenin anlamı yok artık. Yani bizi dinleyenler böyle kısa söylüyoruz diye ayet, şu, bu kelime manalarını bilmiyoruz değil. Hızlı hızlı anlatıyoruz burada ki atmosfere göre konuşuyoruz. Daha önceki konuşmalarımıza baksınlar. Bazı konuları bilip bilmeme meselesindesiniz de hani biliyoruz yani ne konuştuğumuzu biliyoruz yani. Akıl veriyor bana o öyle değil de böyleydi. Kısa anlatıyorum yani kısaca söylemesini beceriyoruz şeklinde. Uzun anlatımından kısa anlatımına geçmişsek bunu bildiğimiz için geçmişizdir. İblis dedi ki Yok ben görüyorum aynı hikâyeyi, ben buna secde etmem. Otomatikman hiç oyalama yok. Diğerlerinde biraz naz, bezginlik emaresi var. Müberrar varlıklar ama melekler neye emredilirse yaparlar ama vs. İslam teolojisi içerisinde bellidir yerleri meleklerin. İşte mukarrebin melekler, görevli melekler falan açıklamaya gerek yok uzatmayayım. Onlar ayak direttiler farkında mısınız? Peki, iblis hiç ayak diretmedi, fikir beyan etmedi. Ben dedi bu filmi bir daha görmek istemiyorum buna da secde etmiyorum. Bu olayın kahramanına bu halife diyeceğin kahramana halifeye Halifeyi yaz köşeye Ozan. Bu filmi görmek istemiyoruz. Bu bir isyan gibi geliyor değil mi? Ne diyorsun sen densiz değil yaratıcı seni ondan alıkoyan şey nedir diye adeta nezaketlice ayete dikkat edin bak ben ayetleri mealen anlatıyorum ama üsluba dikkat edin. İslam dünyasına Kuran anlatırken biliyorsun onlarca Kuran metodunu sizlere anlatmaya göstermeye gözü kapalı, kulaklada duyma, ayet okunurken hangi his falan yapmışızdır kameralara pek yapmadık bunu ama sanki şu anda sana iniyormuş gibi anlamak meselesi. Yaratıcı bre densiz falan. “Seni ondan benim bu emrimi yerine getirmemenden alıkoyan şey nedir?” Diye sordu. Perdeli perdesiz onunda ıvır zıvır palavraları var ya kıvırıyorlar böyle şöyle sonuçta sormuş. Dedi ki ben ateşten yaratıldım o dedi topraktan yaratıldı. Şimdi şeytan işi bu aslında ırkçılıktı, soyculuktu, üstünlük, hasetlik kibir meselesi değil daha iblis burada cin tayfasından yaratıcı söylüyor secde etmedi çünkü cinlerdendi. Ne olmuş baba secde etmemesine sebepmiş demek ki. Cinlerdendi çünkü diyor yaratıcı. Neden cinlerin bir vasfı var demek ki kültürü, bilgi seviyesi meleklerden biraz daha farklı yaratılışı, olaylara bakış açısı, filme bakış açısı, projeleri yaratıcısı o, yaratıcısı Allah tek. Dolayısı ile şimdi kesret vahdet bunlar birbiri ile alakalı konular. Cin olduğu için diyor melekler başka bir şey melekler nurdan falan öbürleri nardan, ateşten bir farklılık var ondan diyor yani bu yaratıcı içinde çok kızdırıcı bir şey olmadığını söylüyor değil mi tek Tengri. Hissettin mi. Etmedim diyor çünkü iblis cinlerdendi. Şu ana kadar daha yaratıcının ona karşı bir şeyi yok yani. Ayetlerin tabi nüzul sebepleri ve nüzul sıralarına göre Kuran düzenlenmediği için o ayet orada, öbür ayeti öbür surede yakaladığımızdan kafa karışıklığı oluyor değil mi? Bunları burada defaatle senelerden beri izah ediyoruz. Şimdi söylediğimiz noktaya geldiler çok şükür çokları önceden itiraz edenler meal konusunda tefsir konusunda vs. Biz artık onları aştık hikmet konusundayız, gönüle tesir konusundayız neyse. Cinlerden yani bugün buna hayattan bir örnek verelim. Mesela hangi meslek grubundan ne bekleriz çok doğal buyurun bir şey söyleyin.

Orkun AKAR: Terziden ceket dikmesi beklenir.

Oktan KELEŞ: Elinde de iğne var ya sana batırması da beklenir. Kaza ile prova yaparken değil mi? O işin doğasında var doğru mu? Şimdi gelelim kasaptan kıyma makinasına elini kaptırması beklenir, elini kesmesi beklenir işi ile alakalı. Şimdi başka bir ikisine de beklenmeyecek tezat bir şey olsun. 

Ogün Emir YAYLA: Benim gibi tornacıdan elini kıyma makinasına kaptırması beklenilmez.

Oktan KELEŞ: Ama torna makinasına kaptırırsın yine var o işte. Hiç alakasız iğne ile ilgili alakası olmayan bir şey mesela. Öğretmenler değil mi meslek olarak çok örnek verilebilir de bana bırakmayın örnek verebilirsiniz. Onlar iğne alıpta okulda ders verirken birilerine dikiş falan iğnesi ile el becerisi öğretmeni falan değilse beklenmez. Onun mesleği içerisinde yoktur. Cinlerde olasıdır yani o iş beklenir. Etmedi demek ki yaratıcı için çok büyük bir şey de değilmiş o aslında o andaki o saniye neyse o an daha zaman falan yaratılmışta yok yani biz konuşuyoruz ama anlaşılsın diye. Şimdi buraya kadar anladık mı? Buraya kadar olan ilk defa olan bir şey anlatıyoruz. Mesela yaratıcı ona Allah kendisi Allah zaten ‘Allah belanı versin. Lanet olsun sana’ falan o anda diyor mu? Sanki biri sormuş ona niye secde etmedi O da o kadar nezaketli üslupla cevap veriyor ki sordum diyor ona ne seni alıkoydu iblis diyor bir tek diyoro da dedi ki diyor cin olduğum için diyor. Bu çok olası bir şey söylüyor doğasında tabiatında yaratılışında kültüründe bilgisinde olan bir şey. Buraya kadar anlaşıldı mı Başkanım? Şimdi o zaman peki şeytan oyalar mı meselesi ile iblis ile arasındaki farkı anlatarak yürüyelim. Şimdi buraya kadar geldik. Sonuçta başına bir iş geliyor. Meleklere dikkat edelim. Halife konusunda bezginler, lakayıklar, ihale bize mi kalacak korkusu ile yorgunlar. Yani yine böyle birilerini mi yaratacaksın. Sonra tabi ki yarattığın Adem’e eşyanın isimlerini söyle dediği zaman Adem meleklere söyleyince melekler donup kalır ve şaşırırlar ve şöyle derler; “Biz senin bildirdiklerini biliriz bildirmediklerini bilmeyiz, suphanallah seni noksanlıktan tenzih ve tesbih ederiz.”  Bundan önce niye etmediniz. Yani yaratıcı bir halife yaratacağım dediği zaman “emredersiniz komutanım”, sen bilirsin Orkun, aramızda askerler de var değil mi. Sıkar mı emri sorgulamak. Bir de emir tekrarı vardır değil mi?

Şimdi melekler orada ve senin tenzih ve teşbih ederiz, hemen secde edelim dememişler. Bir lakaytlık var mı orada. Buradaki kelimelerimin Türkçe manası ile melekleri aşağılıyor falan değilim. Türkçenin veya bütün dillerin lisanların yetersizliği bilgiyi aktarmamdaki engelinden dolayı bunları mecaz ve anlaşılacak dile soktuğum kalıp olarak kabul edin lütfen.

Bir lakayitlik hissettiniz mi? Ben diyorum ki Ogün şunu yap. Ayak yapıyor bana. Sonra iş taahhuk edince, biz ancak sana… Sonra demezler mi? Tenzih ederim Ogün’ü ki Ogün bir şey demeden hemen gidip yapıyor sağ olsun. Gönlü var olsun Alplerin. Buradaki bütün Alpler gibi.

Şimdi orada bir oyalamacılık var mı? Sanki sözde bile bir oyalamacılık var. Neyse hikmetini öğrenince… Ama iblis diyor ki; ben buna secde etmem. Gerekçen ne idi? Şimdi gerekçe bulması lazım. Ben ateştenim… Cin olduğu için diyor ki: benim fıtratıma göre bunun bilgisi bana ters. Yani orada bir isyan yok aslında. Bizim hocalar, şeyhler vs. “isyan etti” falan gibi istisnaları tenzih ederim. Hâlbuki kendilerinin yaptığı ne? Şeytanı anlatırken yaptıkları ne? Bak şeytanı aklamıyoruz ha, apaçık düşmanımız şüphe yok. Ama orada ne diyor; ben ateştenim

ORKUN AKAR: Sen yarattın beni böyle.

OKTAN KELEŞ: Aynen. Cinlerden olduğu için diyor ya zaten Kehf-50’yi niçin söylüyorum ikide bir. Ama bu topraktan, bunun formatı farklı. Şimdi ben buna secde zaten edemem. Bu uymaz. Sistemine ve sistemime uymaz.

Sen şimdi elektriğe parmağını sokabiliyor musun? Hayrettin baba elektrik teknisyeni, asıl eğitimi o. Burada bize elektrik dersi verdi. Hiç görmediğimiz Tesla’nın bütün şeylerini sağ olsun. Bir gün sunum yaptıracağım ona. Dangalağın biri gider sokar, hatta ıslak elle gidip sokanlar gördüm. Kova ile trafoya su döken rahmetli oldu, Allah rahmet eylesin bir amcamız vardı. Onlar vefat etti bu hastanelik oldu.

Yani sistemi biliyor. Diyor ki: ben ateşim o toprak, birbirimizle hemhal olmayız. Sistemlerimiz uymaz. Benim secde etmem, onun üstünlüğünü kabul etmem absürt. Ama senin sözün var ya diyor, şimdi mihenk noktası o Allah’ın emriyle secde etmek başka bir şey, dikkat! Âdem’e secde etmek başka bir şey.

ORKUN AKAR: emre orada karşı gelmiyor. Eyvallah

OKTAN KELEŞ: Şimdi buraya kadar olan bölümde tekrar edelim. Âdem’e secde edin demek başka bir şey ve etmemek başka bir şey. Yaratıcının buyurduğu mevzuya, emre, söze itaat etmemek başka bir şey. Şimdi ben burada bir tüyo vereyim. Size biraz pas atayım. Ama melekler de daha “halife yaratacağım” derken çamura yattılar. İblis hiç, otomatikman oyalanmadan, oyalamaya dikkat edin, olmaz dedi. Şimdi, acaba melekler nurdan yaratıldı. Toprakla yaratılışları, sistemi uyar mı? Onlar onu düşünmedi. Bıkmışlar. Şeytan ne sundu öne; ben ateştenim o topraktan. Melek ne sundu, hiçbirini sunmadı. Kendi maddesini, bilmem nesini, sistemini… Gaybi taşladı. Kendi eski bilgisine göre. Daha büyük bir suç aslında, bakarsak şimdi bizim fiziki âlemde. Biraz felsefi düşünürsek. Ya onlar kan dökecek, bozgunculuk yapacak. Nerden biliyorsun. E öncekilerde böyleydi. Birbirleri arasında konuşuyorlar.

Şeytan onu yapmadı. Allah’ın ilmine karşı gelmedi. Dikkat! Yani demedi ki bunlar kan döker… Dedi ki, o da sorduğu için cevap verdi. Ne koydu seni alıkoyan. Ben dedi ateştenim o topraktan, sistemimiz uymaz dedi. Kafam basmıyor dedi. Zaten o kafasızlığından gitti. Çok akıllı olduğundan gitti. Kafa basmıyor dedim ama ironi yapıyorum. Ama Allah’ın ilmini melekler gibi sorgulamadı.  Ya bunlar bozgunculuk çıkartacaklar, kan dökecekler demedi mesela. Ne biliyorsun. Belki dökmeyecekler. Değil. Meleklerin dediği doğru çıktı. Kan da döküldü fesatta yapıldı. Ama eşyanın hakikati ona söylemesindeki ayrı bir sır. İşin sonu nasıl gelecek. Tokat gibi meleklere bir Âdem yapıştırdı. Şimdi sona doğru geleceğiz. Ben sizleri konuşturacağım.

İblis dedi ki, tekrar ediyoruz. Ha öylemi dedi. Yaratıcı tekrar. Bak başka ayetlerden dikkat edin. Sen dedi neyin peşindesin? Şimdi meleklerde o arada konseyde birbirlerine bakıyorlar. Şimdi bu bunu dedi bakalım ne olacak. Hani birilerini cezalandırırsın da topluluk içerisinde, öbürleri, hakikaten suçsuzdur ama o suçsuzluğun verdiği rahatlıkla, masumiyetle değil mi? Bugünlerde bizim ülkemizde hep suçsuz, masumlar ülkesi. Her türlü film var değil mi? Rezillik diz boyu olan yerler var. Ama masumlar ülkesi. Mağdur, mağdur onlar değil mi? Şimdi şeytana da hep böyle suç atılıyor ya güncelleştirelim de. Kuran böyle anlatılır. Yaşıyoruz ya, niçin o hikâye dediğimiz şeyleri yazmışlar. İşte bak yaşıyoruz. Mağrurlar, mağdurlar ve masumlar. Arasındaki farkı iyi anlayalım diye yaratıcı bizi bu bilgilerle donatmış. Öğrenin demiş, anlayın demiş. Yoksa kimin mağrur, kimin mağdur, kimin masum olduğunu nasıl ayıracak. Beyanatlara göre mi? Yüzüne tükürsem elhamdülillah diyecek adamlar var ya, ülkede. Söz meclisten dışarı. TBMM’den de içeri maalesef. Yüce meclisimizden de içeri maalesef. Üzerine alınan da alınsın. Yüce Türkiye Büyük Millet Meclisinin içindeki olaylara seyirci kalanlarda düşünsünler bakalım. Neyse. Ama bakın bu da güncel. Bir halkın, milletin kaderiyle alakalı. Yaratıcı bunu bile hesaba katmış değil mi, tabiri caizse.

Şimdi melekler bakıyor ne diyecek o. Diyormuş: E ne olacak. Bunlar var ya diyor, elinde bilgi var. Görüyor. Nereden biliyor musun? Meleklerde görmüş ki onun için diyor bozgunculuk yapar bunlar, kan döker… Aynısını ibliste biliyor orada. Aralarındaki fark birisi ayak diretiyor. Yani hemen mi secde ettiler? Yok. Melekler. Onlarda ayak direttiler. Eşyanın isimlerini bilince “biz senin bildirdiklerini biliriz …” dediler değil mi? Şey biraz daha mert oldu yani orada. O alandan bahsediyorum. Daha düşmedi aşağı. Düşmüş meleklerden falan bahsetmiyorum ha.

ORKUN AKAR: İniniz emri gelmeden önce

OKTAN KELEŞ: Peki ne diyor. Formatı bilmiyor mu, Allah. Yarattığını. Bilmiyor mu iblisle hiçbir zaman uyuşmayacağını. Bak size hisler dünyasından tüyolar vermeye çalışıyorum. Oyun ne güzel kurulmuş değil mi? Yaratıcı bilmiyor mu onun sistemiyle, insan sisteminin uyuşmayacağını. Yani zıt kutuplar olacağını. Melekler de biliyor. Meleklerkendi şeyini katmıyor ortalığa. Fesat yapar, bilmem ne yapar, şunlar şöyledir.. Şimdi ne oldu döndük başa. Bunlar var ya diyor, şöyle yaparlar böyle yaparlar. Allah’a nispet eder gibi. E Allah biliyor. Yaparsa senin zümrenden olur diyor. Senin tarafından olur. Hatta seninle beraber onları cezalandırırım, ayeti kerimesi var. İşte o da diyor ki ben bunlara sağından gelirim, solundan gelirim. Yapmayanlar olursa otururum önüne, arkasına, başına, yanına, sağına soluna ayetle de sabittir. Yapanlar zaten otomatikman onunla. Ve onlardan diyor: çok az şükredici bulacaksın. Yaratıcı “tüh senin”, demiyor. Mühlet verilmişlerdensin git diyor.

Burada rahmani bir cezalandırmanın mühletle alakasının da önemi var değil mi. İslam toplumu içerisinde, insanlık toplumunun içerisinde ahlaki değerler açısından. Yani bir yöneticilik vasfı varsa, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak denilen şeylerde; mühlet verme, kredi verme diyoruz ya.  Tolerans yapalım vs. meselesi. Sinir öfke şeytandandır diyorsun aynısını yapıyorsun. Yani her şey var bak. Sosyolojik psikolojik her şey.

Git diyor, mühlet verilmişlerdensin, dediği andan itibaren mühlet başlıyor. Oyalanmaması lazım şeytanın. Onun için şeytan oylanmaz. Mühlet aleyhine işleyecek. Ne yapması lazım. Bir an önce insanlar kendileri oylanıp şeytanın kendi, zaten o anda şeytan oluyor. İblis,  indikten sonra işte… Ondan sonra şeytan rütbesi, şeytan da iblisin aslında süvarileri. Şeytanların süvarileri de geçer. Cinler tayfasından. Bir iblis duruyor orada ama kendi tayfasından olanlar sahaya sürüldü artık diyelim. Konu bu kadar basit değil ama. Şimdi oyalanmaması gerekiyor. Bir an önce insanı ateşe atması lazım tabiri caizse, mecazen. E şimdi kesret içerisinde şeytan da oyalamıyor. E nasıl kesret bizi oyalıyor kardeşim. Şeytanı bile bu kesret oylamıyorsa, yani kesret içerisindekini nüve şeytan bile oyalamıyorsa şimdi bu yaratıcıya iftira değil midir? Ve varlık âlemi “hadi git dön rabbine, dön rabbine” derken İrcii ayeti düşünün: dönünüz. İrcii, Allahtan. Hatta kafasını öbür tarafa çevirene diyor: bu tarafa dön. Rücu, ister dön ister kaç.  İnnalillahi ve innaileyhiraciun. Rücu edeceksin, ona döndürüleceksin, ona gönderileceksin doğru mu? Yani zaten o da, yani döndürüleceksin. İblisin derdi, bu kronometre çalışıyor ya oyalanamaz o. Sen oyalan istediğin kadar. Numaralarını şeytanın üzerine at. İşte kesret beni oyladı, bilmem ne oyladı. Allah diyecek: bu ağacı ben sen oylan diye mi yarattım. Hani kalpte dünya sevgisi olmasın demenin sırrı bu. Yoksa dünyayı sevmeyelim, o güzel baharın kokusunu almayalım, çiçeklerini okşamayalım, musikiyi dinlemeyelim, değil. Eşlerimizi sevmeyelim sevgililerimizle olmayalım, yani dünya hastalarındaki neşvelerden faydalanmayalım değil. Neşe başka bir şey neşve başka bir şey. Ama kalbe indirirsen, o amacın olursa…  Oyalanma şimdi başla. Bu oyalandığın şeyin suçu değil. Senin kendi suçun, kendini oyalıyorsun. Buna nefis de, buna başka şeyler söyle. Kendinden kaynaklı şeyler söylersin ancak. Allahtan değil. Yani Allah’ın kesretin yarattığı, kesret dediğimiz şey bizi oyalamaz. Şimdi konu bu ama devam edeceğiz. Bitmiyor.

 Şeytan hızlı hızlı çalışıyor. Oyalamaması lazım, oyalanmaması lazım. Seni de oyalamıyor hiç umurunda değilsin. Onun derdi başka. Yani şeytan bizlerden hiçbirine secde falan.. zaten baştan etmedi.Âdem’i ortaya koyduğu zaman yaratıcı tabiri caizse. Onu da söylerler ya, küp gibi ses çıkmışta falan.Hepsi palavra, saçma sapan şeyler. Yani yedik yıllarca bunları da. Çok şükür ben yıllar önce o işleri erenlerin, Allah razı olsun onların nazarıyla kurtardım.

Aynı hikâyeleri bizde dön dolaş anlat. Yok vurmuşta, bakmış ‘lan bu toprak mı bu ne’. Şeytan o kadar salak! Allah ile konuşuyor bu şeytan, sistemim uymaz diyor. Ama orda ki şeye bakıyor: La bundan sen çıkıyor, diye de anlatırlar. Şeytan o kadar salak mı? Daha olayı duyar duymaz dedi: Olmaz. Olayı biliyor. Ha yaratıcı yarattığına şahit tutmadığı için şeytanı bir ayetiyle, o başka bir unsur. Ama yarattıklarının hallerini şahit tuttu. Nerden biliyoruz? Sizden öncekiler diyor. Melekler ne diyor, bunlar gibi mi? Şahit tutulmuş. Ama yaratımına şahit tutmak başka yaratılmışlığa şahit tutmak başka. Şimdi bunları karıştırmayacağız. Bunları böyle anlatacağız.

Şimdi neyse şeytan tabi uğraşıyor, oyalanmıyor falan gibi sonradan emir veriyor vs. gibi dünya sistemi. Yani gelecek şeytan benimle uğraşacak. Efendim neymiş namazda dururken, işte şeytan sen, oyalar alnın yere bakacak gözler aşağı bakacak namazda. Kımıldanma şeytan orana burana parmak atıyormuş, gıdıklıyormuş. Kaşında namazın bozulsun.

Şeytanın işi gücü yok seni, beni gelip parmaklayacak. Ona gidecek bilmem ne. Yok kulağına üfleyecek. Öyle filimler yapıyorlar, komedi ya. Çoluğun çocuğun böyle psikolojisini bozacak. Hakikati anlatmayacak. Yani öyle bir şeytan yok. Şeytan daha akıllı. Şeytan gelecek beni namazımda gıdıklayacak, ben kaşınacağım… O zaman Vehhabilerin hiçbirinin namazı yok o zaman. Ki ben Vehhabileri ben çok eleştiririm. Zaten İslam dünyasının hepsini eleştiriyorum da istisnalar hariç. Yani ekollerin hepsini eleştiririm.  Sünnilik diye de bir din de yoktur ayrıca. İslam diye bir şeyi kabul ediyorsanız edin, etmiyorsanız etmeyin. Sünnilik neymiş. Sünni ekol falan. Ne olduğunu biliyoruz. Şia ekolü ne olduğunu biliyoruz. Mevzu bu değil. Ekollerden bahsetmiyorum. Onların içerisindeki doğruluk payları falan onları kastetmiyorum. Din dediğin zaman İslam’dır. Bu parçayı alıp da bu İslam’dır dediğin zaman yanılırsın. Öyle değil mi? Yani bu insandır, insanın kalbini sök, insan aslında budur demek gibi bir şeydir. Olmaz. İşin burasını reddediyoruz.

Şimdi olay şu şeytan gelip seni beni falan… Bu mana da değil. İblis sistemle. Ne yapıyor. Yaratıcının sana projekte ettiği sistemin karşısına bir sistem koyarak bizi ikna etmeye, toplumsal, kavimsel, insansal boyutta, sistemsel boyutta; etkiler yapıyor. Kaldı ki benim yaptırım gücüm yok teklif ederim diyor değil mi?

Sonuçta kesret bizi, şeytan dahi oyalamıyor.  Şeytan baştan neyi biliyordu? Benim ona şeytanlık yapmama gerek yok. Nereden biliyorsun? Melekler bile söylüyor: bu zaten kan da döker, bu fesatta çıkartır, bu hasette yapar, bozgunculukta yapar; bunun yemeyeceği nane yok. Şimdi orada bilindiğine göre şeytan bize ne veriyor olabiliyor ki üstüne şeytanlık yapmış olsun? Hadi bir soru soruyorum.Bakın tekrar söylüyorum sistemi biliyor. Ben bunlara, hani diyorlar ya beni gıdıklıyormuş namazda, haset yapayım diye benimle uğraşıyormuş. Benim zaten fıtratımda varmış bu. Melekler de bunu biliyor, bak daha öncekilerde olduğu gibi. Şeytan da bunu biliyor. Bana artı bir şey yaptırması lazım. Bu benim fıtratımın tersinde olan başka bir şey yaptırırsa şeytanlık yapmış olur, bizim anlayacağımız anlamda şeytanlık. Yoksa öyle gıdıklıyor, bilmem ne yapıyor, kulağına üflüyor…

Şimdi sorumu tekrar etmeden biriniz cevaplayın lütfen. Var mı cevaplamak isteyen. Ne yapabilir ki şeytan, yani diyor ya bunlara bunları yapmama gerek yok. Hani bize klasik derler ya, şeytan yaptırıyor şeytan. Yo bizim yapıyormuşuz, yaparmışız. Kaderimizde de varmış. Şeytan başka bir şey yapması lazım. Tarık buyur.

TARIK: Şeytan Allah’ın düzenini unutturmaya çalışıyor olabilir mi, Kendi düzenini alternatif seçenek olarak kurduğu zaman?

OKTAN KELEŞ: Sisteme müdahale Allah’ın sistemine demeyelim. Evet, doğru.

TARIK: Bir de şeytanın anti olarak, bize alternatif olarak bize kendi düzenini koyuyor ki bunu, Allah’ın düzenini seçmeyelim. Unutturmak vasfından ya da tercih etme vasfından.

OKTAN KELEŞ: Kendi düzenini koymuyor. Orada bir altını çizelim. Çünkü sistemler uymuyor. Biz ateş ehli değiliz.

TARIK: Belki insana kurdurtuyor onu.

OKTAN KELEŞ: Belki vehmettiriyor diyelim. Evet, güzeldi doğru.

OGÜN: Baba bir ayeti kerimede Allah-ü Teâlâ şöyle diyordu: Başına gelen iyilikler Rabbindendir. Kötülükler ise senin nefsindendir. Bir başka ayette, şeytan size süslü gösterir diye bir kavram var.

OKTAN KELEŞ: Dur orada, güzel. ‘Şeytan size süslü gösterir.’ Neyi gösteriyor, yine bizim yaptıklarımızı. Yani kendinden bir şeyi süslü göstermiyor bak. Az önce söylediğimle destek olsun. Bu güzel bir yere geldi.

Yani şeytan kendinden bir şeyler oluşturup da onu süslü göstermiyor. Benim nefsimi, benim fikriyatımı, benim zihniyatını süslü gösteriyor. Hatta yaptıklarınızı der orada. Yani onu yapıyor gösteriyor. Sen de dalıyorsun. Yani yine tam mahiyetiyle bu karşılamıyor ama amelini göstermiş oluyor. Devam et.

OGÜN: Nefis dediğimiz şey zaten bizim zannımızın sonucu ortaya çıkan bir şey. Yani nefsime uyduk diyoruz. Öyle olduğunu düşündüğüm şeye uydum diyoruz, zannımıza. İşte şeytan bizi orada zannımızla oyalıyor. Hani kesvetten başladık ya varlık alemi diye, varlık alemi Tanrı’nın varlık alemi hakka çağırıyor, hakkın varlık alemi. Şeytanın kendisinin mühleti vardı, şeytan oyalanamıyor. Çünkü acele etmesi gerekiyor. Fakat insanın oyalanması işine geliyor. İnsanın oyalandığı şeyi de insana süslü gösteriyor.

OKTAN KELEŞ: Oyalanmak nedir biliyor musun? Oyalanmayı çevirelim, anlaşılsın diye söyleyelim. Kalbi bir açıklama olsun. Oyalanmak, şuursuzluktur. İnsan kendinin oyalandığının farkında olmadığı için şuursuz demektir. Farkında değil. Farkında olmakta şuurlu olmaktır, oyalanmamaktır. Dolayısıyla ne yapmış oluyor. Kendi kendimize insanlığımızı, şuurumuzu kendimiz yok etmiş oluyoruz.

YENER DURSUN: Sultanım, varlık âleminin tamamı yaratıcıyı hatırlatıyor ve onu bir an önce dönmemizi. Ama şeytan da bunu unutturuyor.

OKTAN KELEŞ: Evet iki ayette geçer. Aynı zamanda da diyor ya baştan, size ebedilik ağacını göstereyim mi? Ebedilik meselesini. Unutturmaktan maada orayı süslüyor. Yani şu ağacı ağaçlıktan çıkarıyor. Ulan bu ağaç, zaten bu ağacın kendisi mucize. Göstersene biz ağacımızı kesmedik. Hatta bununla ilgili hikâyeyi de daha önce anlatmıştık.

 Ağaç bu. O kadar hoş ki bu ağaç, burada olmasa ruh kalmayacak değil mi? Defaatle işledik. Şimdi bu ağacın özelliği incir ağacı, şu ağaç, bu ağaç falan. Hani kuranda da Tin suresi… Kutsal ağaç gibi kabul ettiğimiz ağaçlardan. Bizim için bütün ağaçlar kutsal. Şimdi derler ki gargat ağacı da mı? Evet, o da kutsal ağaç. Yani sonuçta o da bir iş görüyor. Ağacın bir kabahati yok. Bunların anlattığı gibi değil hiçbir şey. Hayvanlarda uğursuz değil. Ama iki ayaklı hayvanlar. Hayvan gibi ve aşağılar var. Onlarda uğursuzluk mevcut.

Ağacı ağaçlıktan çıkarıp öyle bir süslüyor ki sende zan oluşturuyor, sen oyalanmaya başlıyorsun. Hâlbuki sen incir, şu, bu vs. gölgesinden faydalan. Ne güzel ruhuna bir şey veriyor değil mi. Orada bir hayat oluşuyor. Hayvanlar böcekler, kurtlar, kuşlar konuyor falan. Zaten kendisi mucize zaten güzel ama farklı bir şey ile süsleyerek, olan bir şeyi süsleyerek farklı bir şeye sokuyor. Sen hakikati bırakıyorsun, gördüğünü. O zanna, vehme kapılıyorsun. Ebedilik ağacını görmeye çalıştı ya Âdem, gördü. Yani şeytan bunu yapıyor.

OGÜN: Sultanım bir de şunu acaba nereye koyacağız. Şeytan size vahyeder meselesi. Şeytanında bizim hayatımıza dahili söz konusu.

OKTAN KELEŞ:         Bu kısmı alalım. Şeytan ile ilgili bir konu yaparız bir gün. Bu saatlerce sürer. E tabi ki bunu yaparken, nasıl kronometre başladığı için oyalanmaması lazım. Onun yaptığı işlerden biri. Bu kronometreyi mümkün mertebe iyi kullanacak, sana vahiy de eder, sana fısıldar da. Var ayetlerde, kulağına üfler vs.

OGÜN: Ama yine kendi nefsinden olacak.

OKTAN KELEŞ: Aynen. Yani sen de olanı sana aslında farklı gösterir. Ağaç misali gibi. Yani bana neyi vahyedebilir? Vahiy bana gelmiş, yasa gelmiş. Allah’ın yasaları gelmiş. Bunu dışında bana bir şey geliyorsa, bir dur bakayım derim ben. Bu duruyor, e bu nereden geldi. Şimdi hadi oradan, anladık, git deriz değil mi? Bu yani sistematik, sistemsel bir üfleme var. Sistemsel bir vahiy var. Bak Deccal sistemi de öyledir. Bunlar Deccalı da tanımıyorlar. Deccal sisteminin meselesini de bilmiyorlar. Öyle romantik, mistik hikâyeler anlatıyor. İşte Mehdi gelecek de Deccal çıkacak da, bilmem ne olacak da. Yahu Mehdi, sanki böyle her zaman söyledik gelecek elinde sihirli değnek var…  Yani gelecek herkes de geldi hadi gidelim mi diyecek? Öyle bir şey yok ki. Olay öyle olmayacak. Ya da Deccal, yahu Deccalin sisteminin alıştığı… şeytanla bağlantısı var bu işin vs. falan. Şimdi o teolojilere girmeyeceğim. Şimdi biraz daha gönül işlerine girelim. Bak bu işler işin somut şeyleri, farklı. Şeytan bile adı anıldığı zaman farklı yansımalar yapar sende. Onu ben pozitif anlamda kesmeye çalışıyorum anlatırken, Melamilikte dikkat et.

Neyse ne yaptı şimdi süslü gösterdi, vahyetti, kulağına fısıldadı vs. bunların hepsi var. Daha başka şeyler de var. Önüne, sağına, soluna nasıl oturuyor. Ama oyalamıyor.

Şimdi döndük dolaştık, melekler böyle demişti ya. Mühlet bitti. Ne zaman bitti? Bilmiyoruz onun saatini. O saati kuran bilir değil mi? Şimdi herkes her şeyi falan biliyor. Benim şeyhim dedi falan. He he dedi. Ben öyle çok şeyh dinledim öldüler. Ama o dedikleri hala olmadı. Hatta kendi hayatlarında olacaktı.

İşte mühlet bitti. O anlatılan meseleler öyle değil ama ben bu kesret ile alakalı olan meseleyi dillendirmek için bütün hepsini bir kenara koyup konu ile ilgili bölümü alıyorum. Artık ilahi huzurdasın. İşte mahşer toplanıldı, şu oldu, bu oldu falan.

Şimdi Türklerdeki Tengritamgası sırrı… Kuran 1400 senelik. Ondan önce bu meseleler anlatılır Ön Türklerde. Bak, İslama uyuyor mu uymuyor mu? Değer dinlere. Habirular olmasaydı Tevrat olmayacaktı. Habirular, İbrahim peygamberin dönemindeki hakikati anlatan; ibra kelimesi, ibra etme. İbrani kelimesinin tek şeyidir. Sonra onu saptırdılar. Yeni ahit dediğin İncil, mektuplar. İşte Pavlus’un mektupları, işte Matta, Markos, Yuhanna, Luka, bu İznik Konsili. 200 yakın hikâye falan. İşte Barnabas’ın mektupları vs. geçtik bunları.

Şimdi mühlet bitti toparlanıldı. Biz demin neyi başlattık, başlangıç. Niye böyle olduğu. Ama nereden? Vahdet ve kesret konusu. Unutmayın o günkü meseleleri. Yaratanın divanında duruyoruz. Biz değil tabi. Şimdi bir zümre var, melekler toplanmış arkada. Şimdi en önde, Melami sıralarından söyleyelim; Yaratıcının, Tengrinin dostları. Refik-i a’la’nın da üzerinde olan. Şimdi hani katımızdan ilim verdiğimiz diyor. Şimdi, katımızdan ilim verdiğimiz meselesi bir de katımızdan kitap bilgisi alan başka. Mesela başbakan katındasındır sana sözde bir şey söyle ama onu gerekçeye döktüğü zaman kararname olur, aşağıya kitap olarak gider. O başka bir şey. Yani bunlarında hiyerarşisi var. Yani yakınlık. Mukarrebun, yani Allah’a yakın olan demek. Dizilmişler, artık son hüküm Tengri damgası vurulacak yani. Hükmü Allah verir değil mi? İslam’da da. Bir bakıyorsun sağ tarafta en başta bir başkan duruyor orada, Hz. Muhammed(s.a.v.). İşte tasavvufçuların anlattığı konu yanlış. Anlattığı konuyu ben Melami meşrep anlatayım da Müslümanlar bundan faydalansınlar. Bu anlattıklarımın da ayetlerin hepsinde var da bir türlü bulamıyorlar onları. Okuyup okuyup geçiyorlar, yanlış tefsir yanlış mealden dolayı. Öyle defaatle yaptık değil mi? İmamlara da yaptık, din adamlarına da yaptık. Allah Allah deyip şaşırdılar. Hatta dedim sen Cuma da ne anlatıyorsun bu millete hutbe falan, gülüştük burada. Bunları rencide etmek için söylemiyorum. Bilmeyen kardeşlerimiz bunları roman hikâye zannetmesin, Kuran da hepsi var bunların.

Dizildiler mi? Burada ulular var. Tabiri caizse yüzün yaratıcıya dönük. Yaratıcıya cenah biçtin, mekân biçtin, yaratıcıya yön tayin ettin! Allah diyor ki yüzünüzü nereye döndürürseniz döndürün onun yüzüne karşısınız, ayeti gereğince orada. Tabi onun sırrı da orada. O sözün taahhuk ettiği sır da orada. Bu ahmaklar onu bilmez. Bilmeyenlerden bahsetmiyorum. Bildiğini zannedipte böyle ukalalık yapanlara o kelime.

Bak şimdi yaprak düştü değil mi? Ne ayet var orada, Allah’tan izinsiz yaprak dahi düşmez. Bak bir ayet tak diye indi aşağı değil mi? Bakın her şey yaşanıyor ayetlerde. İniyor iniyor devam ediyor. İnenlerin manaları hakikatleri falan mushafın iki arasına böyle tost gibi yapıp bir köşeye koymakla olmuyor işler. Buraya indireceksin buraya koyacaksın.

Bir bakıyorsun sağda onlar, solda melekler, karşıda yaratıcı yüzün ona dönük. Birinci saf. Birinci safta kimler var: en büyük ulular, mukarrebinler, peygamberler, peygamber diye bildiklerimiz, bilmediklerimiz. Ama en başlarında İslam’a göre söylüyorum, Melamilik bilgisine Hz. Muhammed(s.a.v.). Nuru Muhammediye sırrına göre orada sağda, sağ cenahta. Diğer taraftakilerin ucu bucağı görünmüyor ama herkesin yüzü yaratıcıya dönük. Arkada bir saf daha var. Arkada bir saf daha var. Arkada saflar, saflar, saflar var. Bir sürü saflar var. İşte o gün anlattım bazı şeyleri.

Şimdi mesela diğer taraftaki herkesin yüzü yaratıcıya dönük ya ve şeytan da orada. Dikkat edin! Yani iblis! Başlangıcın hikâyesini anlattık değil mi, var zaten. İşte secden etmedin, niye etmedin falan. Meleklerde orada saf saf dizilmişler. Hani ayette diyor ya saf saf dizildi. Bunlar böyle ilahide okurlar saf saf melekler dizildi.  E ne diyor orada. Öyle değil o işler. Güzel ben ilahileri de severim, icra da ediyoruz biliyorsun. Mevzu o değil de biraz anlayarak icra etmekte fayda var anlamında söyledik. Dizilmiş saf saf melekler. En azından Süleyman Çelebi’nin mevlüt meselesindeki gibi, yani benzer biraz ama tam öyle değil tabi. O mesele başka bir şeydir. Resulallaha dizilen kasidelerdir, naatlardır, naat-ı şeriflerdir falan.

Şimdi yaratıcıya dönüm yüzümüz var, yani oradakilerin. Ne oldu bir, boy çizdik mi direk. Çizgi çiz. Sağ taraf cenah var, ikinci çizgiyi çizdik mi? Ön tarafta sağında Hz. Peygamber var, başkanı var. Bulunduğu yerden sol tarafa çizdin mi, oldu mu üç? Bir de arkaya baktın, bakmıyorlar bile arkadakiler çizgiyi biliyor. Etti mi dört? Tengri Tamgası mührü basılı içine. Şimdi, peki orada ne arıyoruz. İşte Huzuru Divan dedikleri bu. Mahşer bu değil, mahşer başka bir şey. Toplanılan yer başka bir şey, son hükmü verecek olan, hani diyoruz ya Kuran okurken işin içinden çıkmayınca; Allahuâlem en iyisini Allah bilir, işte orada en iyisini dank diye basacak yer orası. Kimilerinin lamekân dediği, kimilerinin başka şeyler dediği palavra sıktığı yer. Ama gerçek bir yer.

Geçildi oraya ve şeytan da orada şimdi. Ulu Divan kurulmuş. Erenler orada, işte dediğim gibi din büyükleri, ulular vs. ama saf saf bunlar. Şimdi orada ne diyecek yaratıcı Ozan. Anlattık o gün.

OZAN: Evet, önce iblise hükmü şey yapacaktı. Daha sonrasında iblisin hükmünü…

OKTAN KELEŞ: Bir dakika girme oraya. Hatırlayan var mı?

DORUK: İblis orada İnsanı Kamilleri görünce önce bir şaşırıyor olması gerekiyor.

OKTAN KELEŞ: Evet, Şok olacak. Niye? Şimdi iblis oraya gitti, ibliste orada. O ilk günün ve son günü hikâyesi bu anlattığımız. Şimdi benim sistemim buna uymuyor dedik. Ben ateştenim o topraktan. Uyduranlar gelmiş. Buraya kadar gelmiş. Yani tasavvuf anlamında kendini fena etmiş; işte fenâfi’r-resul, fenâ-fillah, bekâbillâh bir sürü merhaleler var ya. Neyse onları kast etmiyoruz. Onların bazıları da böyle arada üçkâğıtlar var. Ben bizim Melami meşrepten söylüyorum, biraz da Kamlıktan söylüyorum. Aslında birbirinden kopuk değil. Tek bir şey var, barış. Değil mi yazdık onu.

Bakıyor iblis şok oluyor. Bunlar niye geldi buraya geldiler. Demek ki benim sistemimi alt edenler, melekler de arkada onları da alt etmişler; aşmışlar ve Rableri huzuruna gelmiş. Hz Muhammed(s.a.v) de orada, bir şok geçiriyor. Şimdi peki ne olacak? Allah hüküm verecek şimdi. İlk günün hükmü belli. Bu anlattığım sahne cennet ve cehennem yargılaması değil arkadaşlar. Mahşer falan değil. Bu Ulu Divan, hep atladıkları. Cennet cehennem bahisleri geçmiş artık orada bir ulu divan kurulmuş. Makamına göre, Allah’ın indindeki yerine göre diyelim anlaşılacak şekilde. Dizilim var orda bir, iki, üç, dört Tengri Tamgası, Oz Tamgası dediğimiz. Meşhur Tengri Tamgasıdır ya Türklerde.

Peki, şimdi dedi ki Allah, Yaratıcı: Mühletin doldu, bir halife yaratacağım dediğim zaman sen uymamıştın. Seninle beraber olanlar da arkalarda.

Onları şimdi diğerlerini hatırlayanlara sorduracağım bakalım kim arkalarda idi. bir de araf meselesini söylemiştim. Kalpleri vardır duymazlar, gözleri var görmezler sıralamayla alakalı rahman suresindeki ayet. Tüyo veriyim de Ozan özellikle seni çok kötü yaparım ha unutma. Bizden genç ya onların şey olması lazım. Ön sırada İblis’in hakkında hüküm verilecek. Allahu Teala hükmü ona kendi vermiyor. Diyor ki, kime veriyor? Hz. Muhammed’e. Dönüyor ve ne dersin bu durum için diyor tabi mealen anlatıyorum. Hz. Muhammed’in şahsında İblis’in hükmünü son gün. İşte İblis orada azaba giriyor niye biliyor musun? O hakir gördüğü, sistemin tutmaz deyip o hale düşüp bu rüsvalığı yaşıyor ya, hakir gördüğü bir cins tarafından hükmü veriliyor. İşte azabı orada oluyor. O meşhur ayet var ya şimdi girmiyorum oraya o ayetleri açarsak şeytanın azabı denilen, ateş ateşi yakar mı falan muhabbetleri yapıyorlar ya. Azap başka bir kavram. İşte bu rüsvalığı yaşıyor tabi ona uyan arkadakilerde o rüsvalığı yaşıyor çünkü insan olsun, cin olsun bilmem ne olsun falan. Şimdi dikkat sahneye bak! Şimdi en böyle alay ettiğin, hakir gördüğün insan tarafından senin hükmün verdiriliyor. Allah tenezzül edip hükmünü bile vermiyor çünkü başta söyledi o sözü. Şeytanı tenezzül ediyor mu diye soran dangalaklar var ya? Bak asıl sırlar bunlar. Allah, resulüne hükmünü ver diyor. Şimdi, ne yapıyor peki Allah resulü? Herkes bu sefer peygambere dönüp bakıyor. İşte o namazdaki “esselamü aleyküm ve rahmetullah.” Ne verecek? Herkes merak içerisinde. Salatu selam olsun. Ettehiyyatü’de selam okunur mu okunmaz mı mevzusunun da arkasındaki sırrı da bilmedikleri için. Buymuş yani böyle bir selam ona salatu selam, kafayı çevirdim mi görüyorsun yani. Herkes birbirine selam veriyor, selam Allah’ın ismi, duası falan. Tabi ben çok derinliklerden bahsettim ama arada sırada yüzeye çıkınca biraz yine içimiz bozuluyor yani bunlar bizi bozuyor. Ne bozuyor bizi? Din adamlarının safsataları, anlatamamaları, yanlış anlatmaları, bilmeden ahkâm kesmeleri, insanlığı bu hale getirmeleri, gönlün kapılarını açamamaları sinirlendiriyor değil mi? Ondan sonra sana kafir, ona zındık. Yok ben nargile içiyormuşum, Mahmut orada nargile içiyormuş. Ben din anlatırken nasıl nargile içermişim sanki eroin kaçırıyoruz bilmem ne yapıyoruz… Neyse geçtik. Bakıyorlar Resulallah’da hayâ çünkü öyle bir şey ki… Eee hüküm ona verilmiş ama ondan önce meleklerin hükmü?

Hayrettin AKAY: O da peygamber efendimize veriliyor zaten.

Oktan KELEŞ: Yok.

Ogün Emir YAYLA: Zümer 75’te var sultanım.

Oktan KELEŞ: Ne oku bakalım ayeti?

Ogün Emir YAYLA: Hatırladığım, meleklerde arşı tutarlar ve aralarında adaletle hüküm verilir ve Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’ındır.

Oktan KELEŞ: Aynen aynen dedim ya Kuran’da var bravo, aferin sana iyi yakalamışsın sen yoktun o günkü sohbette tebrik ediyorum. Bu anlattıklarım Kuran Kuran zaten. Böyle anlatılmadığı için yanlış anlaşılıyor zaten mevzular. Hz. Muhammed, şeytan hakkında ne hüküm verecek şimdi soru bu. Biliyoruz mu? Bilmiyoruz. Şimdi, diyecekler ki ne diyon ya sen. E bilmiyorum kardeşim bilen var mı? Gavsınız, cavsınız zartunuz zurtunuz gelsin anlatsın ben bilmiyorum. Öyle bir hadde sahip değilim. O bize örtü, peygamberin kendi tasavvuru. Hak etmiş o hükmü almaya yani onun hakkında hüküm vermeye ki ona verilmiş. Ne biliyim ben hadsizlik mi yaparım ya. Birbirimizin arasındaki muamelatta bile ya sen ne karışıyon kardeşim kafam bunu eser veririm bunu eser vermem derken ufacık bir meselede dahi hüküm istenmezken, Hz. Peygambere kim oluyoruz da nereden biliyoruz bilemeyiz. Bu örtü bize örtülü. Zaten meselelerin güzelliği bu örtülmelerde. Bak şimdi Kuran’ın kendisi örtülmüş değil hikmetler örtü. Haa bilen var mıdır? Vardır bilemem, ben bilmiyorum. Peki, şimdi melekler mahcup, melekler daha arka safta.

Şimdi safları söyleyelim ayetlere göre, Kuran anlatıyoruz dedik ya burada. Ön sıra direk Allah’ı görüyor Cemalullah dediğimiz kavram açmamakla beraber. Tarikarçılar kendilerini düzeltsin, birtakım tarikatçılar anlattıkları gibi değil. Tommiks teksas anlatır gibi ANLATILMAZ O. Allaha haşa sıradan bir şeye indirip, ete kemiğe bürünmüş bilmem ne diye görünmüş diye yok. o görünen insanlara da iftira atıyorlar ayrı konu. O şahıslarda bunlardan beri, bıkmışlar, kendi müritlerinden bıkmışlar. Ben biliyorum bazılarını, bazıları saygın onların müritleri iyice zıvanadan çıkmış. Onun yerini almaya çalışayım derken iyice şeytan ameli yapıyorlar. Olmayan şeyi süslü gösterme böyle atıyor palavra at gitsin. Benim şeyhim bilmem ne yapar, bilmem ne oldu falan… Bilgi yok anlatamıyor, Hak’tan anlatsana kardeşim neyse geçtik. 1. Saf Cemalullah’ı görüyor, Rahman suresinde var. Gözleri var görmezler, kulakları var… 1. Safta olmayanlar. Birinci saf ne yapıyormuş? Gözleriyle görüyor. Tabii ki dünya gözü değil. Bunları perdeli perdeli anlatmanın anlamı yok kısa anlatıyorum ben oradaki sahneyi size söylüyorum siz doldurun oraları. Arkadaki sıra göremiyor niye? Gözleri var görmezler ama olayı duyuyorlar, kulakları var duyuyorlar. Bir sonraki onlarda çünkü önünde başka bir saf olduğu için onlar olayı da duymuyor. Tabi bunlar arasında mesafeler de var. Namazdaki bu uyduruk şimdi böyle 5 arşın orada 5 arşın orada… Onları öyle bir arşınlayacaklar ki öyle değil o olay. Üstelikte ibadetlerinde cemal cemale yapılmasında fayda vardır işin başka bir yönü o oraya girmiyorum bazı ibadetlerden bahsediyorum. En arka, üçüncü saf diyelim onlarında kalpleri vardır anlamazlar ayetinin tersi nedir? Bilgiyi bilirler. İlk saf görüyor, arkadaki duyuyor, öbür taraftaki kalbiyle anlıyor. Birbirlerine fısıldama geliyor şöyle oldu, yaratıcı böyle dedi, peygambere böyle dedi… Kalbiyle tasdik ediyor.  Onlarında arkasında sıra sıra merhaleler artık kaç milyar insan bilmem ne varsa şuurlu bunun içinde cini, şeytanı, uzaylısı, perisi cartu curtu mahlukatı her şeyi orada, siz o safları düşünün, Tengri Tamgası 1,2,3,4 ( 4 yönü gösteriyor) boyut, haç değildir o biliyorsun ve feveran etme dönme. Hani svastika dedikleri gibi değildir. Bizdeki en eski tamgadır ve nedir ÖnTürkler’de? Tengri tamgası. Demek çoook 10.000 senelik, 20.000 senelik kayalarda var. En arkalara giderken artık kalp, ses şimdi ayet işlemeye başlıyor. Gözleri var görmüyorlar bak orada değiller, kulakları var duymuyorlar, kalpleri var konudan bihaberler anlamıyorlar çok gerilerde bir de en arkada bir zümre var arasında neydi o hatırlayan var mı? Araf’ın sırrı neydi?

Yener DURSUN: Yani, şeye sahip çıkmayanlar sistemde, dünyada iken hiç bunlarla uğraşmayanlar, oyalananlar.

Oktan KELEŞ: Hah Kesrete geldik Allah razı olsun başkanım işte burası. Bütün mesele kesret ve vahdet üzerine bu konuşma ha düşünün bak nereleri kapsıyor başkanın dediği gibi. Oyalanmış ama kendi kendini oyalamış, konudan bihaber. Onlarda en arkadaki saf neyse ondan bile arası açık arada olanlar, hiç konuyu bilmiyorlar. İşte Araf denilen yer, ne duyuyor ne görüyor yandın işte orada ne kadar duracaksın falan meselesi bir bölge. Yoksa bu Arafat’taki yani oranın şeyiymişte öyle bir şeyler diyorlar bırakın o hikâyeleri onlar öyle değil anlattıkları gibi değil. Doğruluk payları var ama öyle değil. Arafat’da burada, hakikatte burada, Tengri tamgası da burada. Senin elinde oyalamıyor beni, ben kendimi Arafat’a sokarım arafa sokarım. Ne şeytan beni sokma gücüne sahip, yaradan da hâşâ bana zulmetmiyor ki birçok ayette değil mi? Ne yaparsan -Fussilet suresi- kendi ellerinizle işlediklerinizden doğru mu?

Şimdi girdik bu sefer melekler mahcup. Ne diyecekler? Niye? E insanlar onlardan önde geldi aynı şeytan gibi. Şimdi onlar peygambere bakıyorlar İblis için ne diyecek, hüküm ne? Sahneyi anlatıyorum size ama onlar da mahcup. Ne demişti yarabbi ya şimdi kan dökecek, arıza çıkaracak Türkçesi birilerini mi yaratacaksın, halife yaratacaksın dediği ama onlar lak diye bizim de önümüze geçmiş ve hükmü de bunlara şey olmuş yani verilmiş eline. Şimdi dikkat et İblis’in hükmü kime verilmişti?

�"Efendimize

Şimdi meleklerin hükmü ne olacak bu konuda? E Allah demeyecek mi boynuzsuz koçtan boynuzlu koç, boynuzludan tersinden hakkını alacak karınca bilmem neden zerre miskal dedikleri şeyden burada bunun hesabını sormayacak mı? Ayrım yapmam peygamberleri hesaba çekerim ayeti gereğince peygamberleri, melekleri hepsinin zümrelerine kadar Kuran ayeti ışığında. Şimdi ne oldu mahcup ve utangaç, şeytan azapta ama. Hüküm, hakir gördüğü sistemi uymaz dediği şekilde teslim edildi ne kadar kötü bir şey değil mi? O, onun azabı uyanıyor artık. Melekler ne olacak şimdi ayak diretmişlerdi. Bakacaklar şimdi meleğin hükmünü kim verecek? Hz. Peygambere tamam verildi İblis’in.  İşte orada sır giriyor, Allahu Teala diyor ki: “Halifem gelsin.” Bir halife yaratacağım demişti ya. O Kuran’da 2 yerde geçer bir Davut meselesinde geçer bir de O Bakara’da meşhur işte Halife yaratacağım meselesinde. O da sır bize örtülüdür. Halife gelir, halife de melekler hakkındaki hükmü verir. Bir halife yaratacağım demişti. Ne demişti zan da bulunmuştu. Şimdi bu da şeytani bir mesele değil mi? Gayb’ı taşlamak değil mi? Bakın şimdi Kurana böyle bakalım. Melekler tabiî ki melekler yani bunları haşa haşa, şeytan tabii ki şeytan Allahın anlattığı şekilde Kuranda. Ama bizdeki algıları farklı arkadaşlar onun için insan melekten de üstün olur. Onun içinde hayvandan aşağı olur insana verilmiş. İşte o halife geldiği zaman, kimdir o halife? Bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey var Hz. Muhammed’e bu denmemiş çünkü oradaki ulu divanında başkanı o ama Nur’u Muhammediye o belki bütün şeylerin sebebi İslam teolojisinden söylüyorum daha derini de var da oraya girmiyorum yanlış anlaşılmasın bu kadarı bile yayınlamasak bile iyi aslında da çok istiyorlar yanlış anlaşılacak çünkü. Geçen anlattığım biliyorsun daha fazlasını anlattık burada onu anlatmayacağız. Halife gelecek, niçin gelecek? Melekler hakkında hüküm vermek için. İşte orada da meleklerin mahcubiyeti başlayacak Hani kan dökecek demek halife sırrı. Peki, kim? Bilmiyoruz. Tabii ki o günde burada bir bejin jimnastiği oldu. Hz. Muhammed: ilmin şehri ben isem, İmam Ali kapısıdır denildi burada öyle bir geçildi. O mu acaba Oğuz Kağan mı? Zülkarneyn’e denildi ki sen istediğini yap, sana bıraktık denen mi? Memur edilenlerden biri mi? Ya da hiçbir bilim, ilim dünyamızda olmayan, Allah’ın bir sürprizi mi? Onu da bilmiyorum. Kalbim bir şeyler hissedebilir o ayrı konu anladın mı? Halife de geldiği zaman melekler de kafa düşecek laank diye. Tanımadan hüküm verdin. Hangi ayete tekabül eder?

Ogün Emir YAYLA: Zümer 75’e

Oktan KELEŞ: Adaletle ne olmuş olur?

Ogün Emir YAYLA: Aralarında adaletle hüküm verilir.

Oktan KELEŞ: langır langır langır hesap verilir. Başka bir mesela tanımadan zannettin hucurat suresinde tanımadığınız biri size bir haber getirirse fasık diye geçer orada. Tabi diyecekler ki meleklere fasık mı diyorsun? Hayır, Yaptıkları şey tehlikeli dikkat edin. Başka yerde ne geçer? İç yüzünü bilmediğiniz konular üzerine birbirinizle cebelleşmeyin, zanlaşmayın çünkü başka bir ayete de tekabül eder şeytanın yapmış olduğu işlerden bir tanesi gibidir. E bunu yapmış bunlar baba. O zaman halife de onların hükmünü verecek. Ha melekler rahat ama büyük bir mahcubiyet var anlatabildim mi? İblis, azap içinde; Melekler mahcubiyet içinde. Şimdi ne oldu? Mağrur kim? İnsanı Kamil. Mağrur Hz. Muhammed tayfası ve ulular, bütün insanlar, ona uyanlar, bütün insanlık veya işte ondan önce gelen ulular, yani Tengri adamları diyelim, Refiki Ala dostları diyelim bugünkü tercümeyle. Mağrur zaferi kazanmışlar. Mağdur kim? İblis azapta, mağdur olmuş. Peki, mağdur kim? Melekler. Şimdi neden bugüne de tekamül ettiğini mağdur kim mağrur kim anlamamız gerektiğini bugünün her anını nasıl Kuran’ın bize konuştuğunu, tekamül ettiğini anlatabildim mi dahasını da anlatırım. Şimdi burada duruyorum. Tengri tamgasını anladık, saf saf o kulakları vardır görmezler işte gözleri kalpleri anlattık vs. zümreleri anlattık. Her birinin Kuran’da yeri vardır ha bunların. Nereye bakarsanız yüzü onun yüzüdür yani oraya gidince göremiyor musun? Hani derler ya Allaha zıt mı hepsi Kuranidir tabi bunlar Kuranı bilmezler. Devam edelim o günden aklında kaldığı kadar.

Ozan AYDIN: Bir de şey olmuştu sultanım o gün. Yani genellikle tasavvuf literatüründe şey geçiyor iblis, meleklerin hocalarıdır diye. Burada da sizin ilk başta bahsettiğiniz iblisin kendi fıtratını bilerek ben ateşten orada yaratıldım diyerek aslında kendi kendini birebir oradaki meleklerden daha iyi tanıyor gibi geliyor. Burada da yine orada iblis meleklerin bu anlamda onların öğretmenleridir gibi bir şey demiştik bir o kaldı aklımda.

Oktan Keleş: Öğretmeni anlamı tam böyle değil yani onu yanlış anlıyorlar demiştik.

Ozan Aydın: Evet, yanlış anlaşılıyor asıl mahiyeti bu demiştiniz.

Oktan KELEŞ: Şimdi biz demiyoruz ki yani iblis onların öğretmeni değil sistemi biliyor. Yani oradaki mesele melekler biliyor ki söylüyor insanlar hakkındaki yani halife hakkındaki zannı ama sonucunu bilmiyor. İblis otomatikman melekler gibi biliyor, susuyor. Başka söylemek isteyen?

Hatice DOĞRU: Yeryüzünün o divan olduğunu söylemiştiniz galiba. Yeryüzünden kastedilenin o divan o sahne olduğunu söylemiştiniz.

Oktan KELEŞ: Yeryüzü, arzı küre değil dedim. Yeryüzü kavramını yerin yüzü kavramı yerin yüzü vardır, yerin kulağı vardır demekle yani arz dediğimiz küre-i arz değil asıl yeryüzü diye tabir edilen bir de arş vardır hani gökyüzü taht denir ya hükümranlığını da Allah oraya istiva eder vs. yani bu yeryüzü olarak düşünmeyin yer kavramı yeryüzü kavramı çok farklıdır.

Hayrettin AKAY: Sultanım zaten o şeytanla Allahu Teala arasında geçen konuşma arasında diyor ya “Ben onların yollarına oturacağım, onların işte neslini, yiyeceğini değiştireceğim.” Allah’ta diyor ki: “Benim dostlarım hariç.” Zaten hüküm orada veriliyor dostları koruduğu dostları demin söylemiştiniz ya işte dostlarını çağıracak hükmünü kime verdirecek demiştiniz zaten orada belirtmiş hükmünü ayette kesin cevabını da vermiş ayette.

Oktan KELEŞ: Aynen aynen. Sen doruk bir şey eklemek istiyor musun o günden?

Doruk TOYGAR: Aklıma takılan bir şey var burada şöyle ki iblis fıtratı gereği zaten secde edemezdi dedik ateşten yaratıldığı için. Bu biliniyordu insan da hem fesat hem bozguncu hem aceleci yapısı itibariyle yani şeytanın bu tavrında insanın insanı kamil olmasına bir katkı var mı acaba?

Oktan KELEŞ: Şimdi, güzel bir soru sordun. Şimdi, Allah’ın ne ismi vardı El-Alim. Şimdi, orada şeytan ne dedik Adem’e secde etme meselesinde sistemi uymuyor, kendi fıtratı uymuyor. Bunu biliyormuymuş biliyormuş, kendince alim miymiş alimmiş. Melekler de bunu biliyor muymuş daha önce bunlardan buna benzerlerden yaratılmış âlim miymiş âlimmiş kendince. İnsanoğlu ise halife ise kendi ile alakalı hiçbir şey bilmediği konuda birilerinin hikâyesinin figüranı olmuş melek ve şeytanın. Yaratıcı onlar hakkında soruyor böyle şunu yapacak bunu yapacak. Daha insan yok ortada bak dikkat edin hikâyenin başlangıcına kadere. O hele ne âlimmiş ne zalimmiş hiçbir şey yokmuş.

Orkun AKAR: Adı bile yok sultanım halife

Oktan KELEŞ: Aynen. Fakat kader işleyince kronometre çalışınca tabiri caizse diyelim insan ana konu ana figüranken asıl aktör, jön olunca olayda bu sefer en son ki meselede ne olmuş? Tengri hükmünü verirken güm diye El-Alim benim, sen kendince alimdin sonunu görmedin, sistemin uymadı �"senin soruna cevap- şeytana ya da iblise sen bunun sonunu görmeden doğru sistem uymadı ama senin suçun benim emrime tahakkuk etmemen, taalluk etmemen yani o fiiliyatı evirmemen yani emredersin dememen. En azından ben sana çünkü onun başka onun derin şeyleri var ne dedim nezaketlice Allah soruyor: “Seni alıkoyan neydi?” Hadi oradan bir nükte söyleyeyim. Ben sana çok nazik davrandım bak her şeye rağmen sana sordum niye benim bu emrimi yerine getirmedin, seni alıkoyan şey neydi anladınız mı? Ama sen otomatikman ben bile sana bu nezaketi gösterirken sen otomatikman beni sildin attın anladın mı? Yani Âdem’e secde etme iş değil sistemi biliyorsun meleklere de aynı şekilde gerçek Âlim benim sizler bile her ne kadar sonradan anlasanız da durumun vahametini gerçek âlim. İnsana döndü siz konuyu bile bilmiyordunuz bu tartışma üzerine geldiniz. O zaman El-Âlim kim? Allah. İşte Tengri tamgası sırrı hikmeti en son hükmü vuran El-Alim, bilen benim daaan. O 4 tane işte Oz tamgasınında yani Oz değildir aslında biz öyle diyoruz Tnegri tamgasının sırrı da Ulu divanda budur. Ha o ulu divanda birçok şey konuşulur onun arkaları da var onları anlatmayım şimdi diyecekler. Ben sadece kesretle vahdetle ilgili bölümden bazı enstantaneler söyledim. Bu olay günlerce konuşulabilecek, Kuran ışığında meselelerdir. Burada bir başlasak şimdi Allahın izniyle bunu ben size 1 ay anlatırım. İmam Ali’den girerim Hüseyin davasından çıkarım. Hızır diye bilinenden girerim, Yunus’tan çıkarım. Oğuz Kağan’dan girerim, Mete Han’dan çıkarım. Tonyukuktan girerim yani öyle şeyler vardır ki Kuran’da hepsi var. Çünkü sözlerinden belli iz bırakırlar hepsinin izi var orada. Yani bu, bu kadar kısa bir anlatım değil. Konumuzu tekrar söylüyorum kesret vahdet. Başka bir şey hatırlatmak isteyen var mı o günden?

Dudu: Oradaki o topluluğun artık tamga vurulduktan sonraki sürece geçişinden bahsetmiştik.  Araftakiler tek kalıyor diğerleri bir dağılma gibi.

Oktan KELEŞ: Aynen araftakiler işte orada kalanlar ne o yana ne bu yana orada duruyorlar konudan habersiz. Tabii ki o damga vurulduktan sonra herkes kaderini yaşamaya dağılacak. Belki insan daha da yükselmek isteyecek. Belki Allah bir gün şöyle diyecek daha önce yıllar önce yapmıştım yayınladık hatırlarsanız şöyle diyecek Allah Bakara suresindeki meleklerle iblis toplanmıştı ya bir halife yaratacağım demişti ya. Şimdi o toplantı da bir bakmışsın ki melekler, insanlar, Hz Muhammed uluları var ve Allah bir gün gelecek yaratıcı bir halife yaratacağım diyecek hani insanoğlu lan hani üstün bizdik, ahseni takvim bizdik acaba orada şeytanlık yapıp biz secde edecek miyiz? Burası da Melamilik sırrı olarak burada kalsın. Yani bu devirdaim devam ediyor dostlar. Ölmek hayvana bile yok hayvan ölür denir ama onlar edeben bize bir şey anlatmışlardır ve aynı zamanda ebeden yani ebedi olarak edeben olarakta edebiyat olarak anlaşılsın diye söylüyorum. Hadi bakalım şimdi orayı geçmişiz, bu kadar merhaleden çıkmışız yaratıcı şimdi birini yaratacağım diyor.

Hayrettin AKAY: Sultanım bir şey sorabilir miyim? O işte şeytanla meleklerin adem’e zanları ademin kaderi olmasın. Biri kan dökecek diyor bieri zalim diyor. O zanlar onun kaderi olmasın kaderi o şekilde takdir edilmesin.

Oktan KELEŞ: Onlarda var ama insanın fıtratı derken Allah bunu kan döksün diye yaratmamış o iradeyi verdiği için hiç birine vermediği bir şeyi vermiş. Bak şimdi onu da söyleyeyim. Şeytana irade vermiş Allah daha biz yaratılmadan önce. Meleklere vermiş hani müberrardır neye memursa onla emredileni yaparlar ama bir irade soruyor Allah. Dağa taşa bile Kuranı teklif ettikte kabul etmediler onlara bile teklif var. İnsana verdiği bir irade şu diğerlerine vermiş dedik ya ama insana bir tek fark vermiş: İsterseniz beni bile reddedebilirsiniz…

Şimdi Şeytana verse reddedemez; biliyor. Meleğe verse böyle bir lüksü yok. İşte insanın üstünlüğü burada kardeşim onun için kan da döker Allah’ın yanında birinci sevgili de olabilir. Şimdi biz ulu divanda toplansak geldik yine alıyorum herkes sorsun madem öyle finalleyelim çünkü bitmez bu mesele. Yaratıcı dese ki: bir halife daha yaratacağım ya da bir mahluk yaratacağım. Melekleri biliyorum ki otomatikman lak diye yapışır mahcup oldular. Eğer şeytan affedilipte o meclise gelirse ki onunda başka sırları var oraya girmeyeceğim o kadar salak olamaz oluyorsa zaten onun şeyindendir ki oraya gelecekte demiyorum yanlış anlaşılmasın ben bir fikir yürütüyorum. Onun ceza çekeceği yerlerde Kuran’da belli nereler oraya girmiyorum o bahisi yaparsak bir gün Kuran’dan ben size okuyacağım bak yanlış anlıyorsunuz bazı şeyleri diye. Ama biz ordayız ya biz derken kendimden bahsetmiyorum inşallah siz orada olursunuz bizim cinsimiz. Acaba bize bile sorsa şimdi biz soralım ya Allah’ın indinde şimdi Allah diyor ki hep beraber bu üstünlüğünü kabul edin. Demek ki bizden de üstünki bize üstünlüğünü kabul ettiriyor. Ne kadar zor bir imtihan. Şimdi biz ne yaparız? Ben şahsen olsam bu bilgiyle bak melek durumuna düştüm hemen bak dikkat edin. Dedim ki ulan melekler böyle yapmışlardı kan ve bozgunculuk dökecek birini mi yaratacaksın diye sordular böyle oldular. Şeytan otomatikman reddetti ben ikisinden de avantajlı bir şekilde şimdi onu mu yapayım bunu mu yapayım. İnsanlığım neydi? bu ikisini de alt ederek geçmek miydi? Lan kabul edersem olmaaaz, kabul etmesem olmaaaz. Hadi çık bakalım işin içinden. Buradan ne çıkar? İnsan olma sırrını hala bilemiyoruz bu da bize ikinci soruda gelecektir. Vereceğimiz kader dedin ya onun cevabını veriyorum kaderimiz aslında o zaman başlar şimdi değil. Şimdi olayın ne olacağı belli kim cennetlik kim cehennemlik kim ulu divanda… Zaten Allah söylemiş Allahsız imansızlar yani sizleri tenzih ediyorum bize böyle ahkâm kesenler bilmem neler millete bize değil de. Yani anlatmak istediğim hikâye belirli. Belirli olmayan hikâyede yapacağımız tavır bizim kaderimiz olacak Hayrettin baba oralara girmiyorum bak derin konular işte onun için ehline söylenir derken bazı konuları sen tabi bazı şeyleri biliyon şimdi gençler var aramızda. Ona o olayı senin bildiğini anlatabilmek için bizim saatlerimizin gitmesi gerekir.

Hayrettin AKAY: Biz de bir şey bilmiyoruz Sultanım

Oktan KELEŞ: Bizler de bilmiyoruz canım bizlerde bildiğimizi zannettiğimiz şeyleri ve öğrenmeye çalıştığımız şeyleri sesli düşünüyoruz diyelim. İşte kaderimiz o zaman başlayacak. O zaman biz insan mıyız değil miyiz. O zaman belki bir Kuran geldiğini düşün ya da formata göre bilgisayar yani bugünkü formatta yaratılmayabilir kâinat başka yaratılabilir Allah külli şeyin kadir. Ve bir şey indi bizim hikâyemizi anlatın. Bir zaman insanı yaratmıştım. Bak bunlar şimdi asıl Kuran’da var bunlarda ben size dillendiriyim. İnsanoğlu şöyle şöyle yapmıştı, şeytan böyle yapmıştı, melek böyle yapmıştı ama sonunda şöyle şöyle oldu ve söyledim sizi yaratmak istediğimde melek böyle dedi işte insanlar tayfasından da şöyle dedi laaaak cin sırrı hemen devreye girebilir. Nedir o? Cinler kim kardeşim? Cin kelimesi etimolojik olarak bilinmeyen kavim, örtülü kavim bilmem nesi var uzaylısı var… Değil işte cinler ne biliyor musunuz? Dedi ya Kehf 50’de hadi onu da söyleyeyim bitirelim yeter durdurun beni. O coşkunluk götürür adamı. Kehf 50’de ne demişti: Cinlerden olduğu için İblis secde etmedi. Daha önceki o meleklerin söylediği şeyleri görüp bilip de onlara da ayetler inince hani sizler ne yaptınız acaba insanlara da işte geldik ya tekrar bize de soruldu. Onlara indirildi bizim hikayemiz anlatıldı. Bizler de acaba kaderimiz başlayacağı dediğimiz lafı doğru cevap veremeyip biz de artık cinler tayfasına mı itileceğiz? Cinler aslında o zümrenin bunun içinde meleği var, şeytanı var, insanı var, ruhaniyeti. O cinler zümresini yaparsak çok ayrı bir şey. Cinler sadece bir ırk değil bir kavim gibi. İçine atılmış, örtülmüş artık onun hikâyesi ona, onun hikayesi ona, onun kaderi ona ama tabi yaratılış farklılıkları var ateşten, dumansız ateşten falan. Kaderinde cevabı veremeyip ama önceden kurtuluşa ermişte fakat o kaderi başladığı zaman yükselmek varken orada kalanlara cinler deniyor. Örtülmüş, örttü Allah da onları tamam siz geçin çünkü artık onlara azap yok.  bunu düzeltelim diyerek bizi tekrar gönder diyenler imtihana başlayıp cin suresindeki meseleler ve zariyat-56: “Cinleri ve insanları bana ancak kulluk etsin…” kulluk derken dediklerime boyun eğsin. Kölelik filan değil tapının bana değil Tengri’nin böyle şeylere ihtiyacı yok. Tengri tektir, yaratıcı tektir adına ne dersen de. Mesele itibariyle cinlerden olmak tekrar bizi gönder de kaderimizde doğru söz vermemiştik cinlerden olmuştuk ya yarabbi diyenler şu anda yaşıyorlar. Onlar tekrar işte cehenneme. Kaçıncıdır veriliyor tabaka tabaka düşenler ve tekrar yükselenler olur. Haa tabi ben o kısmı bilmiyorum ben Tengri tamgasından sorumluyum o kadar ne anlattıysam kesret ve vahdet. Şimdi gelelim bütün kesret aslında tektir işte bu manada bir yaratıcı vardır bir yarattıkları vardır. Vahdeti vücut, yarattıklarıdır. Yani kendisi değildir onu panteistler veya vahdeti vücutçular yanlış algılamışlardır. Bilenler vardır yanlış anlayanlar yüzünden olmuştur bu. Dolayısıyla da şimdi ne oldu kesrette rücu etti “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” döndürüldü ve Tengri tamgayı da vurdu El-Alim benim dedi. Hakkınızı helal edin. Bu akdar basit değil anlatım kısa değil ama bu kadarını.

Orkun AKAR: Kısa bir şey söyleyeyim müsaadenizle. İlim bir nokta idi… işte oradan o çıktı kesret ve çoğunluk o idi işte.

Oktan KELEŞ:  tabi o gün onu da anlattık eyvallah. İmam Ali’nin meşhur lafı onunla bitirelim. İlim diyor bir nokta idi cahiller diyor onu çoğalttı. Aslında tekillik vardı, vahdet vardı kesret yaptı onu oyalandı. Halbuki bütün her şey tekildir. Senin kesret dediğinde tektir çünkü O’N işaret, O’na yönlendirir, Tek’e yönlendirir. Tek’den başka kaderin yok, rücu edeceksin eninde sonunda. O zaman niye iftira atarsın Allah’a, niye iftira atarsın meleğe, niye iftira atarsın şeytana. Hepsinin zaten kaderi belirli, hükmü belirli. Veren de O. Biz ne diyebiliriz? Biz kendimizin bakalım melekliğimize, şeytanlığımıza, insanlığımıza…

Yener DURSUN: O gün söylediğiniz bir şey vardı sultanım. Kesretten vahdet derken yani tekliği hatırlamadık o gün siz söylemiştiniz de. Kesretten vahdete gidildikten sonra bir teklik olduğunu...

Oktan KELEŞ: Asıl vahdet odur dedim. Onun için vahdeti vücutçuların yanlış algıladıkları nokta burası. Kesretten vahdete o tengri tamgası toparlanıyor ya hemhal olunuyor işte onun adı vahdettir ama içinde ne barındırıyormuş? Kesreti de herkes orada. Aslında tek biz ayırıyoruz onu. Allah razı olsun güzel oldu. Hep beraber Ötüken’de var olalım. Tengri biz menen diyelim, erenlere de hüüüü diyelim.

Ben nargile içiyorum şimdi biraz nefsimize çalışalım..

 

 Not: Videoyu yayına hazırlayan  Fatih Erdoğan'a, konuşmayı deşifre eden Fatih Yıldız, Kazım Kubilay ve Yunus Emre Yıldırım'a  teşekkür ederiz.

 



Bu haber 5,586 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    12,436 µs