En Sıcak Konular

Töreli Yıllar: Bir Türk Dünyaya Bedeldir

12 Nisan 2021 09:36 tsi
Töreli Yıllar: Bir Türk Dünyaya Bedeldir Ali Erim yazdı...

Töreli Yıllar: Bir Türk Dünyaya Bedeldir

 

Dedem Korkut boy boylamış / Hanlar Hanı soy soylamış / Tibet’te yayla yaylamış…

Değmez; tipi-boran O’na / Kucak açmış ‘Turan’ O’na!

 

“Ankara’da ilk Basın Kongresi toplanmıştı. İstanbul gazetelerinin sahip ve başyazarları ile tanınmış gazeteci ve yazarlar bu toplantıya çağrılmıştı. Kongre bittikten sonra, bütün gazetecilere Ankara’da yeni yapılan kuruluşlar gösterildi. Bu arada Çankaya Köşkü gezildi. Bütün gazeteciler tek sıra halinde eski köşk ile yeni yapılan köşkü geziyorlardı. Üst kata çıktığımız zaman Atatürk’ün çalışma odasını ve yanında bulunan kütüphanesini dolaştık. Daha sonra yatak odasına girdik. Oda küçük ve sade bir şekilde döşenmişti. Karyolanın başında ufak bir komedin ve üzerinde de kara kaplı bir kitap duruyordu. Yanımda bulunan Ahmet Halit Bey’e

-Ben bu kitabı açıp ne olduğunu öğreneceğim dedim. Ahmet Halit Bey:

-Sakın dokunma.

Diye ürkeklik gösterdi. Ben ise kararlı idim. Atatürk’ün yatağının başında duran kitap nedir? O, yatağının içinde ne okuyordu? Bu eser roman mı, Edebiyat mı? Yoksa bir tarih kitabı mı idi. Atatürk tarihi çok sevdiğinden bu eserin bir tarih kitabı olacağına kanaat getirmiştim. Cesaret ettim. Siyah kaplı kitabın kapağını çevirdim. Bir de ne göreyim. ‘Dede Korkut’ kitabı idi. Bu eser Oğuz Türk’lerinin yaşayışlarını anlatan, Türk Ulusunun sönmez bir destanıdır. Dede Korkut kitabı, Türk Milliyetçiliğinin sönmez bir ateşidir, işte Atatürk yatağının başucunda bir meşale gibi milli bilinç ışığı veren bu kitabı bulundurmuştur. Atatürk’ün ülkücülük ruhunu besleyen atalarımızdan kalan bu ve benzeri eserler olmuştur.”

Tengri’nin kut vermiş olduğu Türk balaları, bu anıyı, daha önce hiç okudunuz mu? Töresiz Atatürk’ü anlatan binlerce kitap yazıldı, çıkarlar için hakikatler gizlendi, Atatürk’e  kökü dışarıda olan  ideolojileri yakıştırma çabaları Türk’ün yurduna, senin budununa  ne kadar zarar verdi, hiç düşündün mü? Evet, kökü dışarı kendileri aramızda olan soysuzlar O’nu anlattıklarında senin de kalbin daraldı, ruhun sıkıldı, bir şeyler hep eksik kaldı; Atatürk’ün uçmağa varışının hemen ardından Türk budunu başka başka yollara savruldu, felaketler birbirini kovaladı, ‘neden bu haldeyiz?’ sorusu beynini, ruhunu kemirdi durdu.

‘Ey Türk İstikbalinin Evladı!’ kalbini daraltan, ruhunu sıkan, hep eksik kalan, ‘neden bu haldeyiz?’ sorusuna bulamadığın cevap: Ötüken Töresi’dir.

Başbuğ Atatürk Han’ın yazdığı ‘Oğuz Oğulları’ şiirinin son satırları derki;

Ey birbirine diş bileyen yığınlar

Ey yığın yığın insan gafletleri!

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde

Dünya o zaman görecek hakikat nerde, hakikat nerde?

 

Tanrı dağlarından Kambabamızın sesini Tengri bize duyurmasaydı, biz nereden bilecektik hakikat nerede?

1.BÖLÜM: BENİ HATIRLAYINIZ!

29 Ekim 1933 Türkiye Cumhuriyeti on yaşında. Büyük TÜRK, Ankara Hipodromunda Onuncu Yıl Nutkunu büyük bir coşkuyla okuyor, Türk burçlarından yükselecek güneşi ‘Türk İstikbalinin Evlatlarına’ müjdeliyordu:

“Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafi ile atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”

O kutlu günde söyledikleri bu müjde ile sınırlı değildi. Konuşma metnini hazırlarken, sonradan metinden çıkardığı, sözlerine dikkat kesilelim:

“Bu söylediklerim hakikat olduğu gün senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız!”

Türk Çağında (bundan sonraki inkişafta) Türk balalarına Atatürk diyor ki; Ötüken töresinini hakikatleri ortaya çıkıp Türk’ün medeniyet alemindeki büyük yeri (büyük medeni vasfı), o köhne medeniyetlerden daha yüce medeniyet yaratma kudreti (büyük medeni kabiliyeti) ortaya çıktığında Töreli Kağanını hatırla!

Hatırla! Ankara Palas Oteli salonları sık sık büyük balolara sahne olur bunların pek çoğunda onur konuğu olarak Atatürk’te çağırılırdı. Bir gece yine böyle büyük balolardan biri veriliyordu. Kızılay kurumunca düzenlenen baloda Atatürk dans ederken uzun boylu biri yaklaştı. Duruşundan bir yabancı olduğu anlaşılıyordu.

Atatürk yanında bulunan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a:

-Bu bey kimdir? diye sordu. Tevfik Rüştü Aras’ta

-Paşam, Amerikan gazetecisidir, deyince tanıştırılmasını istedi. Tanıştırdılar. Atatürk’le yabancı gazeteci arasında Fransızca şu konuşma geçti:

-Hangi ırktansınız?

-Amerikalıyım.

-Hayır, siz Amerikalı değil, ‘Türk’sünüz’ diye yanıtladı. Amerikalı gazeteci önce şaşırmıştı. Aralarında bir anlaşmazlık olduğunu sanarak yine ilk sözünde diretince Atatürk:

-Kristof Kolomb’tan elli yıl önce Türkler Amerika’yı keşfetmişler diye başladı anlatmaya. Amerikalı can kulağı ile dinliyordu.

Atatürk, buna örnek olarak müzelerimizde ceylan derisi üzerine yapılmış haritalar bulunduğunu, Amerika’ya giderken rastlanan Karaib Denizindeki ‘Kayık Adaları’ nın Türkçe olduğunu, bunlardan en büyük adanın ‘Büyük Türk’ adını taşıdığını, buradaki ahaliye Türk denildiğini Kanarya adalarının adının ‘Kanari’ olarak yazıldığını, Kanarinin Türkçe de ‘Kanarya Kuşu’ olduğunu anlattıktan sonra Amerikalıya:

-Siz Amerikalılar Orta Asya’dan göç ettiniz. Olsanız olsanız Türk olabilirsiniz.

Diye sözlerini bitirdi. Amerikalı gazetecinin hayranlığını, şaşkınlığını, övgülerini uzun uzun anlatacak değiliz.  Şunu belirtmeliyiz ki Amerikalı gazeteci Türkiye’de bir müddet daha kaldı çalıştı, notlar aldı. Amerika’ya dönünce “Biz Amerikalılar Türk’ten başka bir şey değiliz.” diye yazılar yazdı.

 

Emir Yıldızdan 6. Bölüm: Turks ve Caicos Adaları https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7601

“Eren Evladım, Turks ve Caicos Adaları’nı hiç duydun mu? Bu adalar, Kuzey Atlas Okyanusu’nda, Bahamalar’ın güneydoğusunda yer alırlar. 38 adadan oluşan ülkenin en büyük adası Grand Turk (Büyük Türk)’tür. Başkent de bu adadadır. Turks ve Caicos Adaları şu an İngiltere’ye bağlı.

… Öyle veya böyle Turks ve Caicos Adaları’na Kolomb’dan evvel Türkler’in geldiği açıktır. İsmini bile koymuşlardır. Yani Eren’im Kolomb, Türkler tarafından keşfedilen bir yeniden keşfediyor(!)

 

Atatürk acaba bu gravürü görmüş, zamanın Eren Babalarından bu konuda nefeslenmiş midir?

Şimdi, Töre ile nefeslenen Kalperenlerin yüzündeki gülümsemeyi görüyor gibiyim.

 

Bizde yazının sonunda Elmas gönüllü abimizin sözünü tekrar edelim:

Selam olsun yüreği Türklük ateşi ile yananlara! Selam olsun, belgeleri; gönülden gönüle ve elden ele aktaranlara!

 

2.BÖLÜM: BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR.

 

29 Ekim 1930’da Ankara Türk Ocağı’nda Cumhuriyetin İlanı Yıldönümünde Balosu’nda Amerikalı gazeteci Miss Ring’e, ilerici, akılcı atılımlar ve çağdaş medeniyeti benimsetici davranışlar, ilim ve tekniği geliştirme çabaları yanında, kendine, öz varlığına, milli kültürüne dönüş ve milli benliğini tanıma hakkında söylediği sözler çok dikkat çekicidir: “TÜRKİYE BİR MAYMUN DEĞİLDİR. HİÇBİR MİLLETİ TAKLİT ETMEYECEKTİR. TÜRKİYE NE AMERİKANLAŞACAK NE BATILILAŞACAKTIR. O SADECE ÖZLEŞECEKTİR.Böylece, milli benlik, milli şuur, milli tarih ve kısaca milli kültürü benimseyişi ne kadar içtenlikle hatırlarmış oluyor. Bu sözler O’nun 1921 yılındaki sözleri ile aynı yakınlıktadır: “Biz Türk’üz. Tam manasıyla Türk’üz. İşte o kadar. Bize iyi müslüman olmak kafidir. Asya için ve Avrupa için bizim kanunumuz aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, istiklalimizi tam muhafaza etmek, HERŞEYİ TÜRK CEPHESİNDE MÜTALAA ETMEK.

Atatürk; Ankara Türk Ocağı’nda verdiği bu demeç ile Amerika ve Batı kamuoyuna ve içimizdeki Amerika ve Batı yanlılarına; Türk’ün toprağında yalnızca Töre’nin kanunlarının geçerli olduğunu dikte etmektedir. Atatürk’ün uçmağa varışının hemen ardından birbiri ardına gelen Töresiz Kağanlar döneminde Türkiye, yersiz korkularla ve ihanet derecesinde çıkarlarla Amerika ve Batı ittifakına milli kültürünü teslim etti. Yersiz korkular ile neyi kastettiğimiz açıktır: Sovyet Rusya tehdidi ve çok kutuplu dünyada yalnız kalma korkusu. Başbuğ Atatürk döneminde aynı Rusya tehditlerine karşı mavi gözlü Türk Bilge Kağan Töre’nin yumruğunu masaya vurmuş, eski Kağanların töresini Stalin’e hatırlatmıştır:

1935 yılında, Rus ihtilalinin yıl dönümünden birkaç gün önce uzun bir konuşma yapan Stalin, gizli niyetini açığa vuracak bir taşkınlık göstermiş, Türkiye, İran yakın ve Uzak Doğu memleketlerini ‘Rus Bölgesi’ diye adlandırmıştı. Moskova’da ki Türk Büyükelçisi durumu derhal Atatürk’e bildirmesi üzerine Ankara’da Sovyet Rusya Büyükelçisi Karahan’a: “MOSKOVA’DA Kİ O HERİFE, KALİNİN MİDİR, STALİN MİDİR, NE ALLAH’IN BELASI İSE, O HERİFE SÖYLEYİN, BİZ TÜRK’LER ASIRLARCA RUSYA’NIN GÖBEĞİNDE RAKI İÇMİŞ MİLLETİZ, GEREKİRSE GENE DE İÇMESİNİ BİLİRİZ.”

Halbuki Türkiye ister tek kutuplu ister çok kutuplu dünyada yalnız değildi. Töresi vardı. Kağanı vardı. Törenin emri açıktı: Başbuğ Atatürk  “Türk’ün varlığına göz koyan, Türk’ün sömürmek isteyen her devlet Türk’ün düşmanıdır.”  Türk Bilge Kağan Türk Töresi’nin sözünü uyguladı ve milletine güvendi. Çünkü Kağan, Töre ile yönetildiğinde milletini iyi tanıyordu: “Türk Milleti zamanı gelince harbi sulhten daha çok sever.”

Şimdi size Töreli mavi gözlü Türk Bilge Kağanı ile Türk Devleti nasıl yönetilir, O’ndan sonra gelen Kara Kağanlar döneminde, bu ülkeye, nasıl ihanet edildi bir örnek verelim:

İbrahim Arvasi’nin hatıratlarından…

…Hatıratım sona yaklaşırken memleketimizde locaları bulunan Masonlardan biraz bahsetmek isterim. Masonların İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da birçok locaları vardır. Mustafa Kemal Paşa’nın sevmediği iki zümre vardı. Birincisi; DÖNMELER, ikincisi; MASONLAR’DI. Bir gün eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt’u çağırdı, kendisine Masonların taksimat, teşkilat ve durumunu bildirir bir kitap verdi. “Bunu güzelce mütalaa et, bir önerge ile Halk Partisi Grup Başkanlığına ver, grupta bunlara şiddetli hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır” dedi. Grup günü Mahmut Esat Bozkurt başkanlık makamına bir önerge verdi ve önergenin okunmasını reisten rica etti. Katip önergeyi okudu. Grup dinledi. Özeti şöyle idi:

Bizim Eba ancet gelen Atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık. Masonlukta kökü dışarıda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır?

Bunu da grup kararıyla kapatalım.

Ve söz istedi, kürsüye gelerek önergeyi gayet veciz olarak izah etti.

Meclisteki Masonları bir telaş aldı.

Hele sözcüleri Şükrü Kaya’yı görseydiniz, başından süt dökülmüş kediye benziyordu. Meşhur Hatip Mahmut Esat Bey’e söz yetiştirebilir mi idi? Şükrü Kaya Masonluğun bir hayır (!) kurumu olduğunu kürsüden söylediği zaman grubun hemen bütün azaları yüzüne haykırdılar.

Hayır eserleri dediğiniz nedir? Birisini gösterebilir misiniz? Yalan söylüyorsun in aşağı, dediler.

Mahmut Esat ise, Masonluğun kökü dışarıda, gizli, memleket ve millet için muzur bir tarikat olduğunu ve her yerde umumi reisleri yani meşrık-i azamlarınlarının YAHUDİ olduklarını birçok vesikalarla ispat etti.

Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Mazhar Germen son çareyi Genel Sekreter Recep Peker’e gitmekte buldular.

Ve salonda oturan Recep Peker’in etrafını sararak yalvarmaya başladılar.

Gruptaki hava çok elektrikli idi.

Heyecan son haddini bulmuş, her taraftan KAPATALIM! sesleri yükseliyordu.

O esnada, Recep Peker söz istedi ve kürsüye gelerek:

Arkadaşlar, çok mühim bir işin üstündeyiz, müsaade buyurun, bu işi bir defa da devlet reisine götürelim, onun da oyunu alalım, gelecek hafta bugün tekrar huzurunuza getireceğim, dedi.

Bu söz, grubun tasvibine mazhar oldu ve mesele gelecek haftaya kaldı. Bir hafta sonra olsun, bir herhalde bütün locaları kapatırız, dediler. Ertesi gün Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi.

Arkadaşlar; bugünden itibaren Türkiye’de Masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır.

Salonda bir kıyamet koptu, alkışlar, bağırmalar ve KAHROLSUN YAHUDİ UŞAKLARI! sesleri tavanları çınlatıyordu.

Şükrü Kaya ve arkadaşları sırra kadem basmışlardı.

Grup dağıldıktan sonra doktor Mim Kemal’i öne katarak meclisteki Masonlar toplu olarak Reisi Cumhur’a gitmişlerdi. Mim Kemal, Reisi Cumhur’a hitaben:

Efendim, biz zaten maiyet-i devletinizdeyiz, fakat siz meşrik-i azamımız olursanız, biz pervane  gibi etrafınızda dönüp dolaşırız, demiş. Reisicumhur:

-Peki, bir şey soracağım, bana cevap verinizde, sonra …Siz Avrupa’da hangi locaya bağlısınız ve medbuunuzun ismi nedir?

-Biz Cenova’ya tabiiz ve reisimizde de BARCA MİŞON cenaplarıdır, demişler.

Bunun üzerine küplere binen Mustafa Kemal Paşa, onlara hitaben;

-HAYDİ DEFOLUN BURADAN! CEHENNEM OLUN GİDİN, YAHUDİ UŞAKLARI! BENİM MİLLETİM BANA KAHRAMAN SIFATINI VERDİ, BEN SİZİN GİBİ BİR ÇİFT YAHUDİYE UŞAK MI OLACAĞIM? BU GECE SABAHA KADAR TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN LOCALARINIZI KAPATMADIĞINIZ TAKDİRDE, YARIN TEŞKİL EDECEĞİM DİVAN-I HARBİ ÖRFİ’YE HEPİNİZİ VERİR VE ASTIRIRIM. HAYDİ DEFOLUN KARŞIMDAN!

Diyerek, onları kovmuş, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İstanbul, İzmir ve Adana’ya bildirdiler ve sabah olmadan hepsinin kapanma kararlarını getirip henüz sofrasından kalkmayan Reisicumhur’a verdiler ve derin bir nefes aldılar.

Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa bu suretle bütün MASON LOCALARINI kapattı.

İsmet Paşa’nın Reisicumhurluğu sırasında ‘Kanunla localar kapanmadı’ diye Masonların müraacatı üzerine tekrar localar açılıp faaliyete başladılar. Ve 1952’de ise, Atatürkçü geçinen ve onunla iftihar eden CELAL BAYAR’da,  Ahmet Gürkan’ın teklif ettiği ve Masonların Localarını kapatmak isteğindeki kanun teklifini red ederek, bu suretle localarını kanunla pekiştirdi.

Tabii bu durumu Meclis yaptı, fakat bu müzakerelerin devam ettiği üç celse zarfında CELAL BAYAR reisicumhur locasına gelerek kanun müzakerelerini (*) sonuna kadar takip etmiştir.

(*)- Bu tarihi müzakereleri bende basın locasından takip ediyordum. Yanımda Burla’nın Ankara Müdürü Alaeddin Mizanoğlu vardı. Milyonluk müessesini kapatıp gelmiş, heyecan içinde müzakereleri takip ediyordu. Celal Bayar’da olanca heyecanıyla hatipleri dinliyor fakat gözlerini benden ayırmıyordu. Haklıydı, onu bir hiçlikten o mevkiye dünya masonluğu getirmişti.

13 EKİM 1935’DE TÜM MASON LOCALARI, ATATÜRK’ÜN EMRİ İLE İÇİŞLERİ BAKANLIĞI TARAFINDAN RESMEN KAPATILMIŞTIR.

Başbuğ Atatürk döneminde Türk vatanı üzerinde yalnız ve yalnız Türk Töresinin bayrağı, Türk bayrağı dalgalanabilirdi. Aksi bir duruma teşebbüs prangalarla Kağan’ın huzuruna getirilmek, Töre’nin uygun gördüğü cezaya çaptırılmaktı. Batı, çok geçmeden yeni Türk Devleti’nin Töre ile yönetilen Türkiye olduğunu, Başbuğ Atatürk Han’ı tanımıştı:

Lozan barışından sonra idi. Bir akşam Atatürk’ün sofrasında özel Kalem müdürü telaşla yaklaştı ve şifreyi okudu. Çanakkale Valiliğinden geliyordu. İki büyük Devlet Çanakkale’nin bazı yerlerine (mezarlıklarına olabilir.) kendi bayraklarını asacaklarını bildirmişlerdi. Vali de bunu haber veriyor ve ne yapması emredileceğini soruyordu,

Mesele mühimdi. Türk topraklarına yabancı milletlerin bayrakları asılacaktı.

Atatürk telgrafın mahiyetini öğrendikten sonra:

-Acelesi yok, cevabını verdi ve Özel Kalem Müdürünü savdı. Bundan daha acele ne olabilirdi? Vali, şifreyi çok acele kaydı ile çekmişti. Öbür gün öğle olmadan yabancı devlet mümessilleri bayraklarını çekeceklerdi. Valinin alacağı tedbir, ancak alacağı emre bağlı idi. Özel Kalem Müdürü yarım saat sonra tekrar Atatürk’ün huzurunda idi. Atatürk kaşlarını çattı:

-Veririz dedik ya, ne acele ediyorsun?

Tekrar sofradan ayrılan Müdür, diğer taraftan sıkıştırılıyor, çok acele olan telgrafa cevap verilmeyişi Çanakkale Valisini de güç duruma düşüyordu.

Saat ondu. Atatürk’ün fikri alınmadan cevap verilemeyeceğine göre bu cevabı mutlaka bir an evvel almak gerekiyordu.

Saat 23 de Çanakkale Valisi ikinci bir telgrafla şifreye cevap istiyordu. Özel Kalem Müdürü yine Atatürk’ün sofrasına yaklaştı. Atatürk inanılmaz bir soğukkanlılıkla:

-Nedir bu aceleniz ve telaşınız, dedi. Elbette bir cevap veririz. Bırakın da biraz rahat edelim.

Özel Kalem Müdürü tekrar uzaklaştı. Arka odalarda ilgili memurların telaşı devam ediyor. Atatürk’ün bu haline bir türlü akıl erdirilemiyordu. En çok hassas olduğu bir konuda bu kadar kayıtsız kalması olur şey değildi. Hadisenin mahiyeti çok mühimdi. Öbür gün Çanakkale’de mühim hadiseler çıkabilirdi. Türk kanları yıkanmış topraklara yabancı milletlerin bayrağının çekilmesine hiçbir Türk tahammül edemezdi. Bu bayrağı dikecekler halk tarafından parçalanabilirdi. Çanakkale Valisinin telaşı da bu yüzdendi. Yabancı devletin temsilcileri resmen vilayeti haberdar etmişlerdi. Belki de cevap beklemeden arzularını veyahut hükümetlerinin talimatını yerine getireceklerdir.

Saat 24-de tekrar, saat birde tekrar ve saat ikide yine münasip bir şekilde Atatürk’e müracaat edildi. Atatürk her defasında, fakat asla hiddet eseri göstermeden, kayıtsız bir eda ile cevabı geciktiriyordu.

Atatürk, sofradan kalkma zamanını da geciktiriyordu. Çanakkale Valisinin telgrafına mutlaka cevap vermek lüzumunu şiddetle duyanlar da neticeyi merak ve endişe ile beklemekte idiler, Atatürk’ün mutlaka bir cevap vereceğini biliyorlardı. Yalnız bu, nasıl bir cevap olacaktı ki, bu nazik durumu halledebilsin?

Gün ağarmak üzere idi. Atatürk Özel Kalem Müdürünü çağırdı:

-Şifreye cevap verdiniz mi?

Özel Kalem Müdürü görevini savsaklamış insanlara mahsus bir korku ile:

-Hayır, dedi, Zatialileri. Atatürk sözünü kesti:

-Yazınız öyleyse.. Çanakkale Valiliğine.

ÇANAKKALE TOPRAKLARINA YABANCI BAYRAĞI ÇEKMEĞE YELTENENLER KİM OLURSA OLSUNLAR, DERHAL ELLERİNE KELEPÇE TAKARAK ANKARA’YA SEVKEDİNİZ.

VE SORDU!

NE YAPACAKSINIZ ŞİMDİ?

ŞİFREYE ŞİFRE İLE CEVAP VERECEĞİZ EFENDİM.

HAYIR, DEDİ, ŞİFRE İLE DEĞİL, BU TELGRAFI AÇIK ÇEKECEKSİNİZ.

TELGRAF DERHAL ÇEKİLDİ. BAHSETTİKLERİ SAATTE ÇANAKKALE’DE YABANCI DEVLETLERİN BAYRAKLARI ŞÖYLE DURSUN, TEMSİLCİLERİ DE ORTALARDA GÖRÜNMÜYORLARDI.

 

Türk Bilge Kağan’ı Ankara’da oturuyor, Töre ile yönetilen Türk dizlilere diz çöktürüyor, başlılara baş eğdiriyordu. Adriyatik’te Türk’ten izinsiz hiçbir ittifak kurulamazdı. Kafkaslarda Türk’e rağmen hiçbir devlet yaşayamazdı. Ortadoğu’nun barışı ve kurtuluşu Türkiye’nin lütfuna bağlı idi. Balkan Antantı ve Sadabat Paktı ile Türkiye cihanın ‘üçüncü başat bölgesi’ konumuna yükseldi. Paktlara katılan ülkeler var olabilmek için yüksek Türk hakimiyetini kabul ettiler. (Atatürk’ün Dış Politikası: Yurtta Töre Cihanda Türk https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7881)

Öyle ki! Türk Dehası, Türk’ün yükselişini engellemek isteyen küstah İngiltere’yi dünyaya rezil etti:

“…İtalyanlar Habeşistan’ı yuttuktan sonra; aleyhine kurulan Balkan Antantının bozulması için müracaat ve hatta ricalarda bulunup, elçilerini kapı kapı gezdirmişti. İngiltere’nin verdiği cevap şuydu:

“Diğer üç devlete �"yani Türkiye, Yugoslayva ve Yunanistan- herhangi bir tecavüzde bulunmayacağını; İtalya taahhüt ettiği takdirde, İngiltere Balkan Antantının feshine razı olur.”

Fakat bu ittifakın Reisi Türkiye ve Türkiye’nin başı da Atatürk olduğu için, O’nun cevap esas tutuluyordu.

Dış İşleri Bakanlığı; bütün dünyada olduğu gibi, politik tabirler, uzun mütaalarla bir cevap hazırladı!... Fakaaat… Atatürk bunu beğenmedi!... Her meselede yaptığı gibi, arkadaşları arasında münakaşa ile halletmek istedi… Birçok zevat Çankaya’da toplandı, meşhur fikir sofrasında; sabaha kadar her kafadan bir ses… Her dilden bir terane. Netice: Sıfır… Atatürk, hiç kimsenin mütalaasını tasvip etmemişti. Bize:

-Çıkar yol bulamadık, arkadaşlar!.. dedi; bilmem ben mi ışık veremedim? Sizin gözleriniz mi seçmiyor?...

Mecliste bir an derin bir sukut oldu. Büyük, siyasi, dahi asker, sigarasından bir nefes çekerek, tekrar izah etti:

-İngiltere bermutat satvetine (öteden beri devam eden gücüne) mağruren, Akdeniz kıyılarındaki üç devleti küçümsemiş… Düşünmüş: Haşmetim karşında, İtalya kim oluyor ki, bana tecavüze yeltenebilsin?... Olsa olsa küçüklere hücum eder!... Onun için cevabı: Onlara (Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan) saldırmadığı takdirde; ben razıyım!” olmuş. Değil mi?

Artık hepimizin gözleri açılmıştı. Hep birden:

-Evet…

Diye cevap verdik. Atatürk, sözüne devam etti:

-Haşmetli İngiltere düşünmemiş ki, bu üç devletin içinde; Faşistlerle, en az kendisi kadar başa çıkabilecek bir Türkiye vardır… Şimdi, düşünün bakalım, nasıl bir cevap verelim?...

Mecliste bulunan zevatın, birbirinin yüzüne bakarak bocalaması üzerine, bana döndü:

-Yaz, Necmi

Kalem, kağıda yapışıp:

-Emret Paşam…

Deyince, O vakur beyanı, billur sesiyle dikte etti:

-İTALYA’NIN DİLEĞİNE CEVABIMIZ: İTALYA, EĞER İNGİLTERE’YE ASLA TECAVÜZ ETMEMEYİ TAAHHÜT EYLERSE, ANTANTI FESHE RAZIYIZ…”

 

“Garplılara, garplıların metodları tatbik edilirse o zaman akılları başlarına gelir.”

 

Ertesi sabah da geceden hazırlanması emrettiği trenine binmiş ve yola çıkmıştı. Bu apansız ve trenle Konya üzerinden Hatay hudutları istikametinde başlayan seyahat haberinin Avrupa basınında bir bomba tesiri yaptığını belirtmeye hiç lüzum yoktur.

Tren Konya’ya yaklaşırken Atatürk, yanında bulunan Vekillerinden birine:

-Konya Valisi nasıl bir adamdır? diye sormuş.

“Güvenilir bir adamdır” cevabını alınca Konya istasyonunda ve trende kendisine hoş geldiniz demeye gelmiş olan Valiye aynen şu suali sormuştur:

-Vali Bey sizden kanunlarımıza aykırı bir şey istesem, bunu sırf ben istedim diye yapar mısınız?

Vali biraz tereddütten sonra, vallahi Paşa Hazretleri, mağlumualiniz mevzuat fakat elbette ki bendeniz?... gibi sözleri ağzında gevelemeye başlayınca Atatürk yanındaki vekile “Hani güvenilir adamdı?” der gibilerinden bakmış sonra Valiyi savarak Konya’da ki ordu kumandanını kabul etmiş. Aynı suali bu sefer kumandana tekrarlar tekrarlamaz, o, tam bir asker mertliğiyle:

-Sen yalnız emret Paşam, demiş, istediğin devletin aleyhine bile olsa tereddütsüz yaparım…

O zaman Atatürk’ün yüz hatları gevşemiş ve kumandana üç gün içinde üç bin sivil yani milis, üç binde tam teçhizatlı bir taarruz birliği hazırlamasını emretmiş ve uzun uzun bu birliğin askeri bakımdan nasıl olması gerektiğini anlatmış…

Kumandan huzurdan çıkar çıkmaz, Atatürk’ün pek yakın arkadaşı olan devrin Vekili hayretler içinde:

-Peki Paşam, diye sormuş, böyle bir askeri taarruz, sizin şahsen devlete karşı ayaklanmanız demek olmaz mı?

-Evet olur.

-Peki o zaman ne yapacağız?

-Evvela Hatay’ı istila ederiz sonra da Ankara’da yeniden devlet kurarız.

 

Şüphesiz Atatürk, Hatay meselesinde attığı her adımın, söylediği her sözün Avrupa tarafından dikkatle takip edildiğini biliyordu. Türk Bilge Kağanı’nın bilgeliğine sahip, Atilla Han’ın ruhunu temsilcisi, Türk Atalarının Töreye bağlılığının en mükemmel örneği Başbuğ Atatürk karşısında Batı dünyası bir kere daha boyun eğdi.

 

Son nefesine kadar bırakmadı Hatay’ı. Hastalığını hiçe saydı Töre yaşasın diye. Biliyordu mavi gözlü Türk Bilge Kağan, Töre’yi yaşatırsa Türk’te yaşardı.

 

“Türkler yüzyıllardan beri özgür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı bir yaşam gereği saymış, bir kavmin yiğit çocuklarıdır.”

Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Tengri Biz Menen!

Ali Erim

e-mail: ali_erim@hotmail.com

Twitter: AliErimGoktug



Bu haber 4,248 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,207 µs