En Sıcak Konular

Aşkın Şerbeti (Âşıkların Aşkı-4)

17 Ocak 2021 14:00 tsi
Aşkın Şerbeti (Âşıkların Aşkı-4) Aşık Avşari Yazdı...

Aşkın Şerbeti (Âşıkların Aşkı-4)

Âşıklık geleneğinde yeri olan bir unsur da hikâye anlatıcılığıdır. Düz yazı ve şiirin birlikte yer aldığı hikâye anlatma geleneği, günümüzde azalsa da hâlen devam etmektedir. Bir topluluğa hikâye anlatılırken, hikâyedeki şiirler türkü şeklinde de söylenebilir. Bu gelenek hepimizin bildiği Dede Korkut Hikâyeleri’nde karşımıza çıkmaktadır. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi birçok örneği vardır. Öğretici unsurlar, olaylar içerdiği ve bunların yarınlara aktarımını sağladığı için önemli bir gelenektir. Ben de lafı fazla uzatmadan hikâyemi anlatmaya geçeyim…

AŞKIN ŞERBETİ

Bir yolda yürüyorum….Tıpkı Veysel Baba'nın dediği gibi. Bu yol öyle garip ki etrafta bir nesne, cisim yok. Hatta aslında yol bile yok, yürüyorum sadece...
O anda farkına varıyorum, yalnız değilim. Aslında etrafta çok kişi var. İlk Yûnus Baba gözüme çarpıyor, gözleri öylesine derince bakıyor, hafifçe gülümsüyor. Sonra Nesimi, Maşuki, Veysel, Güvenç Abdal, Kaygusuz Abdal, Noksani, Pir Sultan'ı seçiyor gözlerim. Nereye gidiyoruz? Bir öğrenebilsem...
Sormaya da çekiniyorum. Neyse ki Nesimi yanıma yaklaşıyor, farkediyorum ki tüm vücudu  kan, derisi yüzülmüş. Ben sorumu sormadan cevap veriyor:
"Sona gidiyoruz, ya da başa. Hiçliğe gidiyoruz. Senin anlayacağın dilde, ölmeye gidiyoruz. Çünkü ölürsek oluruz."

Bu cevapla sarsılıyorum. Korkum ve kaygım artıyor. Nesimi kanlı elini yüzüme sürüyor, onu yüzenlere iyice sinirleniyorum, üzülüyorum ve ister istemez gözyaşlarım akıyor. Akan gözyaşlarım Nesimi'nin yanağıma sürdüğü kanıyla karışıp kırmızılaşıyor, çoğalıyor. Her adımımızda Nesimi'nin damla damla kanı yere düşüyor. Fakat bu kan öyle temiz ki, düştüğü yeri temizliyor. Ben yine de üzgünüm. Hıçkırarak Nesimi'ye diyorum ki:
"O hainler, seni yüzdüler, öldürdüler!"
Hafifçe gülümsüyor Nesimi. O anda Yûnus sanki bana "toy çocuk" dercesine gülümsüyor, söze giriyor:
"Onun öleceğini sandılar, âşıklar ölmez, ölen hayvandır. Bize ölüm yok." diyor.
Ben yine de kaygılıyım. Yok olacağız, ne acı...Sonumuz ne olacak peki?
Yûnus içimden geçenleri okurcasına yavaşça sırtımı sıvazlıyor "Korkma!" diyor.

Veysel biraz sinirli bir şekilde: "Çocuk, düşünme artık, bırak kendini." diyor.Oysa ben sesli düşünmüyorum. Anlaşılan koca âşık görünmeyeni gördüğü gibi duyulmayanı da duyuyor. İşin garip tarafı tüm âşıklar çok rahat, sanki herkes olacakları biliyor da bir ben bilmiyorum. Pir Sultan sırtında sazıyla yürürken, bir elinde de asıldığı ipini tutuyor. Karacaoğlan bağrı açık şekilde o kadar umursamaz yürüyor ki, bu umursamazlık beni rahatlatacağı yerde geriyor.
Bu beyazlığın içinde yol alırken Maşuki ile yan yana geliyoruz. Temiz yüzü beyaz kıyafetinden daha nurlu. Başı vurulan, ölüme gülerek giden, "Ölüm bizim için kuşun kafesten kurtulması gibidir. Öldürün beni." diyerek genç yaşta ölüme meydan okuyan âşık.
"Ben senin kabrine gelmiştim" diyorum Maşuki'ye. Gülümseyerek: "Biliyorum kardeşim." diyor. Ve sonra elini kalbime götürerek: "Ama asıl yerim burası. Korkma, rahat ol" diyor. "Sanki dünyanda çok mu rahat yaşadık, yaşadın?" Diye devam ediyor. Bu son cümle beni derin düşüncelere sevk ederken, yol aldığımız beyazlığın içinde ışık parçaları uçuşuyor; kelebekler gibi...
Galiba yaklaşıyoruz diye düşünürken bir kapının önüne geliyoruz. Bu kapı da bildiğimiz kapılar gibi değil de sanki ışıktan bir kapı. Belki saçma ve yanlış olacak ama kapının ruhu gibi... Tam buradayken kapıdan geçecek âşıkları Pîrleri uğurlamaya geliyor ve uğurlanan âşık da kapıdan eğilerek karşı tarafa geçiyor. Önce inmelisin ki, yükselebilesin...
Güvenç Abdal'ı Hünkâr Hacı Bektaş, Kaygusuz'u Abdal Musa, Yûnus'u Tapduk Emre, Sıdkı Baba'yı Cemaleddin Efendi... uğurluyor

Derken arkadan bir el omuzuma dokunuyor:
"Geldim oğlum, korkma!" diyor Sultanım.Dönerek "Hoş geldiniz Pîrim." deyip eli omuzumdayken elini öpmeyi başarıyorum. Beni en mutlu edecek şey Pîrimin burada olması. Çünkü o korkma deyince korkum artık son buluyor. Alnımdan öpüyor, sarılıyoruz. Pîrimi görmenin tarif edemeyeceğim duyguları içinde olduğumdan ağlamak istiyorum ama kendimi tutup ağlamıyorum.


"Ben üzülmedim desem bile üzüldüğümü düşünerek o da üzülür" diye düşünüp de ağlamıyorum.Gözleri her zamankinden farklı bakıyor; öyle ki bakışı içimi sarsıyor. Fena bir şekilde sarsılıyor ve titriyorum. Bunu neden yapıyor bilemiyorum. İlk defa tattığım bu hissi kelimelere sığdıramayacak olsam da: "içim dışıma çıkacak gibi" şeklinde kısaca tanımlayabilirim. Pîrim sonra çenemin altına hafifçe dokunuyor. Dilim alt damağıma yapışırken sanki susacağım ve konuşacağım zaman bilgisini bana aktarıyor gibi hissediyorum. En son elini kalbime götürüyor. Burada aklım gidip gelirken aynı zamanda dişlerim birbirine vuruyor çenem tıkırdıyor, görüşüm çok fazla gidip geliyor ve zaten hayali bir durumdayken hayal içinde hayal yaşıyor gibi oluyorum.Burada Pîrimin sureti değişiyor, farklılaşıyor. Bu gidip gelen görüntüleri ve suretleri deneyimlerken yazdığım bir şiiri hatırlıyorum:

ERENLERİN GÜLÜ PÎRİM

 

Sen Hu desen ben göklerde

Süzülürüm güzel Pîrim

Himmet etmezsen yerlerde

Ezilirim güzel Pîrim

 

Güzel Pîrim, veli Pîrim

Sanki yüzün Ali Pîrim

Aklı kalbe kurban verdim

Bana derler deli Pîrim

 

Ben aşkından oldum sersem

Sevinirim biraz görsem

Saçlarında beyaz görsem

Üzülürüm güzel Pîrim

 

Hüdey hüdey hü Avşari

Erenlere kurban seri

Ben yolunda bir Nesimi

Yüzülürüm güzel Pîrim

 

Âşık Avşarî

 


Elini kalbimden çektiğinde bir anda kendime geliyorum. Artık daha durgun ve olacak her şeye razıyım. Anlıyorum ki belki de insanın en büyük düşmanı kendisi, en büyük kavgası kendisiyle. “Ben, ben” derken bile kendimizden habersiziz... Bu arada yine bir şiir söylüyorum:

GEYDİM HIRKAMI

Ne var ise el tersiyle ittim ben
Hay deyu, Hû deyu geydim hırkamı
Kaç zamandır yanlış yola gittim ben
Hay deyu, Hû deyu geydim hırkamı

Keder, acı, elem, gamım, tasam yok
Doğruluktan haktan başka yasam yok
Gayrı bana benden başka hasım yok
Hay deyu, Hû deyu geydim hırkamı

Kıvranırdım, kazanmanın hırsından
Bu huyum ki mutlak iblis ırsından
Vazgeçtim ben "millet beni görsün"den
Hay deyu, Hû deyu geydim hırkamı

Bu hırkam ki "hiç" ipiyle örülmüş
Düğmeleri Hak yolundan derilmiş
Yesevî'den miras kalmış verilmiş
Hay deyu, Hû deyu geydim hırkamı

Tüm dertlerim “eyvallah”la son buldu
Özüm sanki tekrar tekrar can buldu
Güzel Pîr'i  Avşarî'ye yön buldu
Hay deyu, Hû deyu geydim hırkamı

Âşık Avşarî



Bunlar olurken, Hünkâr Hacı Bektaş da âşığı Güvenç Abdal'a tavsiyeler veriyor. Bir anlığına başımı çevirip onlara bakıyorum. Güvenç Abdal, beyaz tenli hafif bir sakalı var, pos bıyıkları sarkık şekilde. Hünkâr Hacı Bektaş Veli Hazretleri, âşığına göre uzun boylu ve irice. Bu arada Pîrim de o tarafa bakınca Hünkâr Hacı Bektaş Veli de bize doğru bakıyor.Gülümseyerek Pîrimle uzaktan karşılıklı derviş selâmı veriyorlar. Bunun üzerine ben şu şiirimi okuyorum:

ZAMANI BÜKENLER

Âlem-i mânayı seyire çıkmış
Has bahçeden güller deren Sultanım
Yüzüme değil de özüme bakmış
Vahdetin sırrına eren Sultanım

Elinin tersiyle ittirmiş şanı
Pîr-i Türkistan'dan almış nişanı
Avucunda tutmuş, bükmüş zamanı
Bir gözle üç çağı gören Sultanım

Gözlerin "Hû" derken , "Hay" diyor kaşın
Bedene gönüle şifadır aşın
Yoldaşı olmuştur, Hünkâr Bektaş'ın
Mânâ defterine giren Sultanım

Avşarî'yim yandım, aşkına düştüm
Bu aşkla ateşi, yakan ateştim
Getirdiğin meyle, kavruldum piştim
Ağzından bâdeyi veren Sultanım

Âşık Avşarî

Artık vakit geliyor. Kapıya doğru ilerlemem lazım. Belirli bir çağırılma sırası yok. Hazır olan kapıya gidiyor. Artık kapının arkasına gitmekten korkmuyorum. Hatta aksine biliyorum ki orası çok güzel, esenlik, şenlik dolu. Ama gitmek istemiyorum. Bunun sebebi korku değil. Hem bu iş nihayete varsın istemiyorum, hem de Pîrimden ayrılmak istemiyorum. Bir bakıyorum ki Yûnus ve yanında Taptuk Emre, bir de ben ve Pîrim kalmışız. Yûnus Taptuk'undan, ben Sultanımdan ayrılamıyorum. Artık edep sınırlarını aşmaya başlayacağım korkusuyla kapıya doğru yönelmek için Sultanımdan izin istiyorum. Eğilip elinin içini öperken yüzümü eliyle hafifçe sıvazlıyor.Elinde kristalimsi parlaklıkta bir şey var. Bunu yüzüme sürmek için yüzümü sıvazladığını düşünüyorum. Alnımdan öpüyor ve bana hatırlayamadığım birkaç kelime söylüyor. Yanından ayrılıp kapıya doğru yönelirken Yûnus Baba'nın da kapıya yönelmiş olduğunu görüyorum. Hemen hemen aynı anda kapının önüne geliyoruz. Ben saygımdan önce onun geçmesi için yavaşlıyorum. Bana hafifçe gülümseyerek:" Burada sen-ben yok kardeşim. Âşıklar var, biz var. Kapı ikimizi de alır, gel beraber geçelim." diyor. Uzattığı elini tutarken omuzumun üstünden son kez Pîrime bakıyorum. Aynısını Yûnus Baba da Taptuk'a bakarak yapıyor. Ve onlar da bize bakıp gülümsüyor. Kapının eşiğine geldiğimizde tam eğilecekken karşıma iki muhafız çıkıyor. Bu iki muhafızdan birisi hiç konuşmadan yüzümü sertçe sağa sola çevirip, hızlıca bakıyor. Diğeri de Yûnus Baba'ya bunu yapıyor ama ona daha nazik davranıyor. Yûnus bana yapılan bu sert hareketleri görünce: "Nazik davranın âşığa." diyor. Benim çenemi sıkan muhafız yarı mahcup, yarı haklı olduğunu ifade eder şekilde: "Bunun şart olduğunu biliyorsunuz efendim. Zamanında size de aynısı yapıldı." diyerek cevap verince Yûnus Baba onaylarcasına başını sallıyor. Kapıdan eğilerek geçiyoruz. Diğer tarafa geçip bir iki adım atınca karşımıza çıkan bir diğer kişi ellerimizi uzatmamızı istiyor ve beyaz bağlarla ellerimizi bağlıyor. Eliyle geçebileceğimizi belirtince ilerliyoruz. Hemen Yûnus Baba'ya bunu neden yaptıklarını soruyorum. Gülümseyerek: "Teslimiyetimizin göstergesi kardeşim." diyor. Tam anlamıyla Pîrim sayesinde tanımaya başladığım ve hayran olduğum bu ulu âşığın bana kardeşim demesi o kadar hoşuma gidiyor ki... Ona bir şiirimi okumak istediğimi söylüyorum ve müsade aldıktan sonra onun için şu şiiri okuyorum:


YÛNUS VAR

Diyar diyar gezmiş Türkmeneli'ni
Türkmenlerin balasında Yûnus var
Âşık olan bilir aşkın ehlini
Aşk atının yelesinde Yûnus var

Anlatamam onu sözle sizlere
Anadolu onu söyler bizlere
Baktım vatan toprağında izlere
Bu toprağın cilasında Yûnus var

Aşk bilmeyen asla içten gülmez der
Gönül kıran gerçek namaz kılmaz der
Ölen hayvan âşıklara ölmez der
Âşıkların selâsında Yûnus var

Bu dervişlik ne kutlu bir akımdır
Gönül yapmak boynumdaki takımdır
Bana sorsan aşk büyük bir makamdır
Makamların alâsında Yûnus var

Avşarî der derdim aşkın gülünü
Ölmez imiş çözen gönül dilini
Ora vardım tuttum onun elini
Manisa'nın Kula'sında Yûnus var

Âşık Avşarî

Şiirimi bitirince duygulanmış bir şekilde bağlı ellerini göğsüne götürerek karşılık veriyor. Tam bir şeyler söyleyecekken içinde bulunduğumuz garip ışıkımsı yol ve gök sarsılıyor. Deprem oluyor diye korkuyorken az önce ellerimizi bağlayan görevli arkamızdan koşarak geliyor ve hızlı olmamızı, töreni bir an önce tamamlamamız gerektiğini, saldırı benzeri bir şey olduğunu ve vaktin azaldığını telaşlı bir şekilde söylüyor.
"Allah'ım, ne saldırısı, ne töreni, neler oluyor?" diye düşünürken Yûnus Baba "Koş! En geride biz varız!" diye bağırarak bana bağırıyor. Koşmaya başlıyoruz fakat kapının gerisinde çok oyalanmamızdan olsa gerek gerçekten çok gerideyiz. Koşmakla yol bitmiyor, bitecek gibi de değil. Durmak istiyorum fakat Yûnus Baba: "Sakın durma!" diyerek beni uyarıyor. Durmamaya çalışıyorum ama koşarken koşmama engel olan bir şey daha var: Tüm üzüntülerim, acılarım, kötü günlerim aklımdan geçmeye başlıyor.Bunlar yerden bir ip gibi çıkıp ayaklarıma dolanıyor. Buna rağmen nefes nefese koşuyorum ve sonunda çıkış kapısına yaklaşıyoruz.
Kapıdan geçiyoruz,
Vakit geldi!..
Yüksekçe şeffaf ve yuvarlak, kocaman dairesel bir taş... Tüm âşıklar gibi ben de taşın üzerine çıkıyorum. Taşın üzerinde daire şeklinde dizilmiş kütükler var. Fakat bu kütükler neden kırmızı?
Yaklaşınca farkediyorum ki kütükler hep kan!
Her âşık bir kütüğün başına geçip başını kütüğe yaslayacak.
"Bari yanımda tanıdık biri olsun." diye düşünerek Yûnus Baba'nın yanındaki kütüğün önünde diz çöküyorum. Diğer yanımda Seyrani, karşı hizamda Maşûkî var. Başımıza cellatlar geçiyor, evet boynumuz vurulacak!
"Her âşık son şiirini okusun!" deniliyor. Yaşça en küçük ben olduğum için de, herkesten sonra ben son şiirimi okuyorum. Şiirimi başımı kütükten kaldırıp dizlerimin üstünde durarak okuyorum. Okumuyorum, haykırıyorum! Korkusuzluğumu ve aşkımı haykırıyorum; duymayan duysun, bilmeyen öğrensin diye…

Sultan Baba’nın  Âşığı, Âşık Avşarî diye bilindim. Ben değil, gönlüm konuşsun. Gönülsüz söylediğim söz yok olsun; gönülle söylediğim söz kalplere dokunsun.

Destuur, hüüü erenler…

SENİN AŞKIN

Gözyaşım gölleri ıslatır yine
Karları donduran senin aşkındır
Sevdandan aydınlık saçarım güne
Ateşi yandıran senin aşkındır

Kocaman ormanı bir dane eyler
Sarhoşu daha da divane eyler
Dünya'yı Güneş'e pervane eyler
Âlemi döndüren senin aşkındır

Ferhat'ı Şirin'siz bıraktı yasta
Kerem'i del'etti, Mecnun'u hasta
Âşığa bâdeyi gümüşten tasta
Sakiyle sunduran senin aşkındır

Bülbülü müptela eyledi güle
Sevdanın sırrını söyledi yele
Sevgiden kurumuş, taşlaşmış çöle
Yağmuru indiren senin aşkındır

Yemiş yemek için tohum ekilmez
Sefa sürmek için cefa çekilmez
İğne iplik ile yara dikilmez
Acımı dindiren senin aşkındır

Işıktan hızlıdır âşığın atı
Genişçe yol eyler, ince sıratı
Senle tanışmadan bedbaht hayatı
Yaşamış sandıran senin aşkındır

Ay'dan da parlaktır cemâlin bence
Sevenin yüreği ipekten ince
Ağzımı, adını anmadan önce
Milyon kez yunduran senin aşkındır

Aşkının cihanda bulunmaz eşi
Avşarî'm âşıklar anlar bu işi
Cehennemde yanan kızıl ateşi
Nur olup söndüren senin aşkındır

Senin aşkın=O'nun aşkı

Âşık Avşarî


Başımı kütüğe tekrardan yaslıyorum. Yüzünü görmediğimiz cellatlar başımızı vurmak için emir bekliyorlar. Galiba kılıçların sesini bastırmak ve korkmadığımızı göstermek istiyoruz. Hep birlikte durmadan hızlı hızlı "Allah Allah" diyoruz. Bu ses etrafta yankılanırken hiç beklenmedik bir anda keskin kılıçlar aynı anda boynumuza iniyor. Her şey bitmeliydi, oysa belki de her şey yeni başlıyor. Başsız şekilde ayağa kalkıyoruz ve başlarımızı yerden alıp tekrar boynumuza takıyoruz. Ancak burada artık bedenimiz yok. Herbirimiz el ele tutuşup kuvvetlice "Hû" diyoruz. bunu yapınca biz ve oluşturduğumuz halka küçülüyor, aynı anda da yükseliyoruz. Bir kez daha "Hû"… küçül ve yüksel. Bir daha, bir daha... Bunu son bir kez daha yapmamız lazım, ancak gücüm tükendi, O'nun adını bile söyleyemeyecek haldeyim. Ha gayret ve son bir kez daha, binbir güçlükle "Hû"...
İşte bir anlık da olsa her şey son buldu. Keder, acı, gam, dert yok. Ben yokum, sen yoksun, görüntü yok, ses yok...
Bu andan sonra tekrar bedenimize dönüyoruz, artık tüm âşıklar farklı yerde farklı zamanda. Uyandığımda tüm vücudum titriyor. Gözlerimi yarım yarım açıyorum. Hemen yanımda bir insan karaltısı, çok net şekilde kafası, elleri, ayakları belli. Yatağımın başucunda, dibimde duruyor. İki üç saniye sonra silikleşip yok oluyor.

Güle Güle git Sultan Baba’m…

SON…

Saygılarımla...

Âşık Avşarî

 

DİĞER BÖLÜMLER:

Aşıkların Aşkı-1: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7897

Aşıkların Aşkı-2: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8020

Aşıkların Aşkı-3: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8060/asiklarin-aski-3

 



Bu haber 2,846 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,000 µs