En Sıcak Konular

Kara Hayat’ın Aşılayıcıları

3 Ocak 2021 17:22 tsi
Kara Hayat’ın Aşılayıcıları Fatih Yıldız Yazdı...


KARA HAYAT’IN AŞILAYICILARI


Kambabam’ın, Kambala-8 videosuyla beraber vermiş olduğu kodların izini hep beraber sürmeye çalışalım. Kambabam’ın attığı, çağları delen Ok’tan bize yansıyan bilgileri birlikte takip edelim. Kambabam’a selamlar olsun.

Yazıma çağrı kardeşimin son yaptığı tefekkürler olan “Baal’in Çocukları”ndan alıntı yaparak başlamak istiyorum. 

Şimdi buraya dikkat edelim: Marduk’ta birleşenler:


-Sin(Sembolü AY) 

-İştar(Sembolü YILDIZ) 

-Samaş(Sembolü GÜNEŞ)

   

    

Evet, Marduk(Baal)’un tüm sözde ilahları kendinde birleyerek, kendisini nasıl ilah ilan ettiğini ve anlatılan Ay, Güneş ve Yıldız sembollerini Tengri’nin Türk’ünde yer alan Türk’ün İlk Kırmızı kitabında gördük. Ve 10. Sayfa tercümesinde de belirtildiği gibi Baal’in cezasını Oğuz Kağan kesmiştir. Oğuz Kağan’ın torunu da  Baal’e tapan Baal’in çocuklarıyla savaşmaya devam etmektedir!        

Şimdi devam edelim… 


Kuran’da birkaç ayette put isimleri zikrediliyor( lat, uzza, menat, vedd, suva vs.) Fakat bunların arasında ayrıca belirtilen yani müstakil olarak zikredilen tek bir put var o da Ba’al. Mitolojiyi taradığınızda Ba’al ile ilgili birçok veri karşınıza çıkıyor ama tabi sapla saman birbirine karışmış durumda. O yüzden biz Baal’in izlerini ve ne yaptığını, akıbetini Türk’ün Kırmızı kitabında ve Kuran’da arayalım. Burasının konunun kilit noktası olduğunu düşünüyorum. 


Anlatıldığı üzere Tengri Ant dairesi içinde olmak üzere Ak hayatı ve Ant dairesinin dışında olmak üzere Kara Hayatı yaratıyor. Daha sonra ak ve kara hayata 3’er melik, malik görevlendiriyor. Bunlar kendi zamanlarını, döngülerini mekânlarını yapabilme kudretindeler. Fakat bu kudretin getirmiş olduğu aldanmayla Ak hayattakiler Kara hayata geçiyor biri hariç. Fakat bu Tengri’nin yasak kıldığı bir durumdu. Çünkü yerin yüzüne yayılma izni vermişti yerin altına değil. Daha sonra Kara Hayattan Ak hayata sızan birisi buradaki ins’leri adeta kölesi haline getirmişti. Elinde bulundurduğu Güneş, Ay ve Yıldız sembolüyle galaksiler ve mekanlara sahip olarak Tek Tengri olduğunu iddia etmişti. Şimdi dikkat! bu Güneş, Ay ve Yıldız öyle güçlü, kudretli 3 şeyi temsil ediyor ki bunlara sahip olan birisi Tek Tengri olduğunu iddia edebilecek yanılgıya düşebiliyor. Güneş, ay ve yıldız ne olabilir buna yazının devamında değinmeye çalışacağım. Türk’ün kırmızı kitabında anlatılanlarla mitolojideki kavramları birleştirirsek bu gücü ele geçirmek isteyen kişi Kuran’da Ba’al olarak kodlanmış olabilir. Ya da yeryüzünde tekrar bu düzeni getirmek isteyenlerden bahsedebiliriz. Yine kitabın devamında Baal’in cezasının ise Tengri’nin Tek’i Oğuz kağan tarafından kesildiğini görüyoruz. Anlaşılan o ki bu düzen tekrar yeryüzünde diriltilmek isteniyor. 

Evet, şimdi Kambabam’ın videosunda üstünde durduğu noktalardan biriyle devam edelim. İbrahim peygamber odaklı bu anlatım çerçevesinde İbrahim peygamberin tüm bunlarla alakası ne ona bakalım. İbrahim peygamber bilindiği üzere Rabbini aklıyla sorgulayarak bulmuş bir peygamber olarak anlatılır Kuran’ı Kerimde.            

Enam 76-78:


76. Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. "İşte Rabbim!" dedi. Yıldız batınca da, "Ben öyle batanları sevmem" dedi.

77. Ay'ı doğarken görünce de, "İşte Rabbim!" dedi. Ay da batınca, "Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum" dedi.

78. Güneşi doğarken görünce de, "İşte benim Rabbim! Bu daha büyük" dedi. O da batınca (kavmine dönüp), "Ey kavmim! Ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım" dedi.

İbrahim Peygamber yaşadığı dönemde kavminden etkilenmiş olacak ki öncelikle yıldız, ay ve güneşi sırasıyla rabbi olarak tanımlıyor. Daha sonrasında ise bunların battığını gördükten sonra hayır bunlar benim rabbim olamaz deyip Allah’ı buluyor. Burada ay, güneş ve yıldızı basit manada astrolojik cisimler olarak düşünmemeliyiz. Bunlarla kodlanan bir kudret, meliklik, ilahlık söz konusu. Yani İbrahim peygamber gökyüzüne bakıp 24 saat içinde güneşin, ayın ve yıldızın battığını görüp rabbini değiştirmiyor. Nitekim astrolojik olarak güneş zaten bir yıldız olarak tanımlanıyor ama Kuran bunların hepsini ayrı ayrı sayarak zaten bunların farklı şeyler olduğunu belirtiyor. Burada bir süreç söz konusu ve bu 3 isimle kodlanan şeylerin melikliğini, saltanatını görüp daha sonra da bunların yıkılışını, batmasını görmesiyle fikrini değiştiriyor. Daha sonrada "Ey kavmim! Ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım" diyerek kavmine bu durumu anlatmaya çalışıyor. Peki, İbrahim Peygamber ayın, güneşin ve yıldızın hükümranlıktan batmaya kadar olan belki de çağlar sürecek bu süreçlerini nasıl izleyip görebiliyor? Yine onun cevabını Kuran veriyor: “İbrahim'e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.”

Kırmızı Kitap’ta geçen bir başka cümle ile davam edelim. 7. Ve 8. Sayfada anlatılan, Kara Hayattan buraya sızanlardan birisi ins’leri köle haline getirip ay, yıldız, güneş sembolüyle mekânlar, galaksilerden oluşan büyük bir güç elde ediyor. Yani bugün de ins türünün belki de tamamı köle olma tehlikesi ile karşı karşıya. Tam bu noktada Türk’e düşen görev ise daha bir anlam kazanıyor. Yine Tengri’nin Türk’ünde “Türkler, bir kendinden bir de tüm yaratılmışlıktan sorumlu” vurgusu yapılıyor. Türk devleti tüm ins’ler için bir mücadele veriyor. Yerde ve gökte Türk devletine düşman olan kavimler olsa da Türk, tüm yaratılmışlığın onurunu, şerefini korumak için mücadele etmeye devam ediyor. Konu kölelik ve İbrahim peygamberden açılmışken tam da bu noktada daha önce Oktan Hocamın sohbetlerinden aldığım notları maddeler halinde aynen buraya aktarmak istiyorum.

  • İbrahime sığır, dana gelmiyor Koç geliyor.

  • Oğuz Kağan Kod: Boğa.

  • Koç, koyun vs. küçükbaşla temsil edilen bir ırkı kesiyor. Koç, o dönemin başının, krallığının sembolüdür.

  • Samiri onun için buzağı kestiriyor. Bugün de bize kurbanda büyükbaş kestiriyorlar.

  • Oğuz kağan artık boğanın devri diyor.

  • “Balık yol tuttu” ayeti. Balık devri bitti…

  • Bugünde koyun kopyalıyorlar (doli)

  • İbrahim koçu kesiyor. Kurt(Urbarra"Börü) koçu yedi hükmünü bitirdi. Bununla birlikte bir çağda kapanıyor.

  • Türklerde kapılara koçbaşı asılır. Senin (Tengri) adına kestik derler.

  • Koç, koyun güdülen hayvanlardır. Artık Kurt’un devri gelsin insanlar koyun olmasın.

  • “Tekrar mı atalarınızın dinine döneceksiniz?” Tekrar mı koyun olacaksınız?

  • Allah, koyun olan İsrailoğullarına yayılın dedi. Ama onlar toplandı ve devlet kurdu. Allahın sözünü dinlemediler. Hepsi bir araya toplandı ve Kurt’a yem olacaklar.

  • Köleliği Allah reddetmiş ve köle olanları da kurtlara yedirmiştir.

  • “Ey peygamber sen Sarp yokuş nedir bilir misin? İnsanlığı kölelikten kurtarmaktır.” Sarp Yokuş= Ergenekon

  • Türkler hiç köle olmamıştır. Sarp yokuşu aştılar hep. Ya İstiklal Ya Ölüm!            

Bu noktada bir parantez açıp koçu kesme, köleliğe son verme ile ilgili olarak  koç ile sembolize edilenlerin kim olduğunu anlamak için Orkun Abim’in “Tetragrammaton: Ben Benim!” yazısını da buraya eklemek istiyorum.

https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,647/

Devam edecek olursak Kambabam tüm bu meseleyi neden İbrahim peygamber üzerinden anlattı? Yani İbrahim peygamber de bir kod olabilir mi? Aslında bu mesele başlı başına bir derya ama burada bunun üzerine de birkaç kelime etmek istiyorum. Arı kodu da verilmişken Nahl 120’ye bir bakalım. Ayette diyor ki: “İbrahim, tek başına bir ümmetti.” Ümmet ise kavim, halk demek. İbrahim(Urbarra-Börü) peygamber nezdinde kodlanan o kavim Türk milleti olabilir mi? Yani Türk Milletinin yaşadığı hadiseler Kuran’da İbrahim peygamber özelinde anlatılmış olabilir mi? Bu açıdan baktığımızda ateşin yakmadığı ve bugün de tekrar ateşe atılmak isteyen kavim Türkler mi acaba? Tarih boyunca yapamadıklarını şimdi tekrar deneyip Türk’ü köle mi yapmak istiyorlar? Ayaz Ata gibi Türk Ataları da buna müsaade etmiyor tabii ki. Düşmanda şer Oğuzda er tükenmiyor. Onların Ateşine karşı bizimde Türk Ata’mızın yaktığı, ateşi yakan bir ateş var. Ya İstiklal Ya Ölüm!

Şimdi de hem kırmızı kitapta hem de Kuran’da vurgusu yapılan Güneş, Ay ve Yıldız kavramları ne ifade ediyor olabilir onun izini sürmeye çalışalım. Aslında bu kavramlar ile kodlanan sır çağlara göre değişiklik gösteriyor olabilir. Yani belki çağlar öncesinde Güneş, Ay ve Yıldız’ın temsil ettiği şeylerle bugünkü temsil ettiği şeyler farklı olabilir. 

Amacı Kara Hayattan gelip tekrar Tengriliğini ilan etmek isteyen ve Güneş, Ay ve Yıldızı ele geçirmek olan Ba’al ya da bu şerliler neden dünyaya gelmek istiyorlar? Yani o kadar gezegenler, galaksiler, yıldızlar dururken dünya ile dertleri ne? Tengri Masasında savaş alanının Dünya seçildiğini de unutmadan devam edelim.

Tengri’nin Türk’ünde anlatılan iki kavim var Kantur’lar ve Kantun’lar. Hatırlayacağınız üzere birbirleriyle yaptıkları şiddetli savaşlardan sonra Tengri tarafından bu 2 kavime ceza veriliyor ve Kün-Ay destanı doğuyor. 

 

Gördüğünüz gibi birisi Güneş’i seçerken diğeri Ay’ı seçiyor. Acaba Ay ve Güneş ile kodlanan güç,ilim ne derseniz deyin bu 2 cinse yani erkek ve kadına sırlanmış olabilir mi? Bundan dolayı da Kara Hayat’tan gelenlerin amaçlarına ulaşacakları yolda kadın ve erkeği yani ins’leri köleleştirmeli ve bu  gücü ele geçirmeli. Baal’in hükümranlığının veya da onunla kodlanan ve oluşturulmak istenen düzene giden yollar erkek ve kadından geçiyor olabilir mi? Peki ya Yıldız neresi? Yıldız ile kodlanan şey ne olabilir? Bu soruyu kendime sorunca aklımda canlanan ilk cevap Ötüken oldu. Ilduz: Gelinen yer

          

Kadimde Görsay Ötükene savaş açmış ve kaybetmişti. Şimdi tekrar amaç Görsay’ın yönlendirmeleriyle Ötükeni ve Kutsal hayat ağacını ele geçirmek mi?

Yine Kara hayattan gelenlerin bir başka amacı da insana ait olan birçok cevheri ( can, ruh, nefs vs.) sömürmek istiyor olabilirler mi? İnsanı maden olarak seçen kavim bunlar mıydı? Gördüğünüz gibi aslında sorular çeşitlenebiliyor.

Peki, Kara Hayattan Ak Hayata sızmaya çalışıp, buradaki amaçlarını gerçekleştirmek isteyenler bunu nasıl ve hangi yöntemle başarabilirler? İşte bu noktada cevabın arı ve aşı kavramlarında gizlendiğini düşünüyorum. Ama bu aşılamayı sadece Sin-ovac aşıları olarak düşünmemeliyiz. Arı ve aşı kavramlarına daha geniş bir perspektiften bakarak devam edelim.

Aruğ (Arı)Türk ve Altay halk inancında ve mitolojisinde iyi ruhları temsil eder.

Arılarda Oğul vermek tabiri vardır. Arılar, yeni bir nesil, soy oluşturmak için ana arı ile birlikte kovanlarından ayrılırlar bu duruma ise oğul verme denir.

Türkçede ise oğ: soy, nesil, aile, ana rahmi gibi anlamlara geliyor. 

Tengri’nin Türk’ünde ise bu durum şöyle ifade edilmiş

           

Evet, ne diyor? “Temiz bir soy getirmek için devreye aşılayıcılar girdi, yasak soyun türemesini engellemek için” diyor. Tengri’nin töresinde bu durum varken bunun antisinin de şerliler tarafından yapılmaya çalışılması ve yapılması gayet doğal.  

Peki, Kafesteki Cenin projesinde olduğu gibi ya da aşılama faaliyetleriyle burada nasıl soyları çoğalabilir? Nasıl yeni bir nesil oluşturabilirler? Bunun mantığını anlamak için yine Tengri’nin Türk’ünde anlatılan bir noktaya temas etmek istiyorum. Bu kısım ne kadar iyi anlaşılırsa bu meseleyi de o kadar iyi anlayabileceğimizi düşünüyorum.

           

Görüldüğü gibi yiyecek ve içeceklere yapılan müdahaleler(GDO) aslında buna zemin hazırlıyor. Tıpkı “oltanın ucuna yem takmak gibi.” Ekini bozarsanız nesilde kanun gereği bozuluyor. Yiyeceğe ve içeceğe yapılacak müdahaleler yerine doğrudan insana yapılacak aşılama faaliyetleri amaca ulaşmak için daha sağlam ve daha kestirme bir yol gibi gözüküyor. 

Aşılamak kavramı Kuran’da sadece tek yerde geçiyor. Hicr suresi 22. Ayet: “Biz, Rüzgârları aşılayıcı olarak göndeririz.” Rüzgâr kelimesine bakacak olursak. Rüzgâr kelimesi Kuran’da “ruh” ile aynı kökten geliyor. Hatta Ruhul Kudüs kavramı da aynı kelime kökleriyle ifade ediliyor. Yukarıda da belirttiğim gibi Arı’nın Türk ve Altaylarda iyi ruhlar anlamına geldiğini düşünürsek iyi Ruhların soy aşılayıcı olarak gönderilmesi yorumunu yapabiliriz. Tıpkı Oğ getiren Oğ-uz’lar gibi… Sadece bu kadarla da sınırlı değil elbette. Rüzgâr kelimesinin etimolojik anlamına baktığımızda ise Rüzgar: zaman, çağ gibi anlamlara geliyor. Evet, bu manada ayet “zaman aşılayıcılar, çağ aşılayıcılar” olarak bambaşka bir anlam kazanıyor.  Zamana, döngüsüne “şer” niyetlerle müdahale edenler… Zamanı aşılamak, görüldüğü gibi hem şer hem de hayır cephesi tarafından kullanılan bir yöntem. Tabii ki şer cephesi bunu yaptığında bunun antisi mevcut; Zaman Aşılayıcılara karşı Zaman Onarıcıları. Bu tabir yine Kambabam’dan duyduğumuz tabirlerden bir tanesiydi. 

Hep merak ettiğim noktalardan biriside Kuranda geçen bazı tarihsel kavramların günümüzde neyi yansıttığıydı. Örneğin Ebu Leheb ve Kureyş gibi kavramlar geçmiş Arap dönemine ait kavramlarken Kuran bunları ne ile kodlamış bu gibi kavramların günümüze yansımaları neler diye düşünürdüm. Şimdi bu kavramlara bakacak olursak. Arı sokması vücutta doğal penisilin oluşturuyor ve birçok faydasının olduğu sayılıyor. Yani vücuttaki iltihaplara karşı doğal bir tedavi yöntemi. İltihap ve leheb ise aynı kökten gelen 2 kelime ateş, alev manasına geliyor. Ebu Leheb’in(Ateşin Babası) elleri(düzeni, gücü) kurusun. Kurudu da… Ateşin düzeninin kurutulması, söndürülmesi söz konusu. Kurumak-Kuru soğuk-Ayaz-Ayaz Ata...? Yine Tarihsel olarak o dönemde putların anası olarak anılan, lat, menat, uzza’dan daha üst bir konumda yer alan Hubel putu, diğer bir adıyla Ba’al putuna tapan kavimlerden birisi ise Kureyş kabilesi. Acaba “Kureyş” kelimesi bu anlamda bir kod olabilir mi? Hatta Kureyş kabilesi ve Arapların kökeniyle Nebatilerinde bağlantısı var. Yine “Hz. Yusuf'un Kuyusu - Altın Elbiseli Adam” videosunda Kambabam: Başka boyutlardaki teknolojilerde şu anda buraya geliyor. Hangi yolla geliyor? Ve kime geliyor? Nebati krallarının soyu kim? Bir araştırsınlar. Bugün dünyayı yöneten güçlerden hangileri meşhur isimler söylememe gerek yok kendilerini şecerelerinde neden biz nebat krallarına bağlıyorlar neden?” Diye sormuştu. Bu konuyla bir bağlantısı var mı bununda ayrıca araştırılması gerekir diye düşünüyorum.

Göründüğü gibi aşı meselesi sadece bir aşı değil. Kara yerden gelmek isteyenler var… Kadim da verilen mücadele, verilen savaş bugün de devam ediyor. Anlatılanlar eskilerin masallarından ibaret değil. Bugün de insanlık aynı şeylerle muhatap olacak ve olmak zorunda. Bakara 214: Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş olanların karşılaştıklarının benzeri başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara şiddetler, belalar ve zorluklar gelip çattı; sarsıldılar. Öyle ki, resul ve onunla birlikte inananlar, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diye yakarıyordu. Haberiniz olsun ki, Allah'ın yardımı çok yakındır.

 “Soy soylayalım, boy boylayalım” Dede Korkut.

 Şerlilerin soyuna karşı Oğuz’un soyu var. Gazi Paşa’nın bir sözüyle bitirmek istiyorum.

 “Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.”

Saygılarımla…


Fatih YILDIZ




Bu haber 3,386 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,732 µs