En Sıcak Konular

Atatürk, Geometri ve Subutay

2 Ocak 2021 10:13 tsi
Atatürk, Geometri ve Subutay Y. Murat Yiğit Yazdı...

Atatürk, Geometri ve Subutay

 

Atatürk, geometri ve Subutay    

 


“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır.” - Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 

"...Savaş planlarını ve uygulamalarını geniş ölçekte canlandırma kabiliyeti, bir subayın edinmesi gereken en zor yetenektir. Bazılarının bunu asla edinememesi, yüzyıllardır savaşılmasına karşın, yalnızca birkaç komutanın ön plana çıkmasını açıklar niteliktedir. Subutay, öne çıkan bu komutanlardan biridir...", Yiğit Subutay - Cengiz Han'ın En Büyük Komutanı, Richard A. Gabriel

 

 


Bu yazının tümü, "Atatürk, geometri kitabı yazmıştır." cümlesinin dil düzlemindeki "sözel anlatı"sından geometrik düzlemdeki "geometrik anlatı"sına dönüştürülmesi ve çözümlenmesi üzerine kurgulanmıştır. Çözümleme yöntemimizin esin kaynağı ise, Gazi Paşam'ın "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır." sözü olmuştur.     

Hat, çizgi; satıh ise yüzey, alan anlamındadır. Çizgi, tek boyutlu; yüzey ise iki boyutlu bir geometrik nesnedir. Gazi Paşam, askerlikte genel olarak bilinen tek boyutlu çizgi halindeki  "savunma hattı"nı, boyut ekleyerek iki boyutlu "savunma alanı"na dönüştürmüştür. Bu durum, doğal olarak böyle bir strateji ile ilk defa karşılaşan düşman genelkurmayının düşünme yetisini kitlemiş ve onu ne zaman ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremeyen, dengesi bozulan bir ruh haline sokmuştur.       

      

Biz de çözümleme yöntemimizde, tek boyutlu bir çizgi halinde soldan sağa doğru okunan ve yazılan Türkçe cümleleri, boyut ekleyip sayfanın tümüne " hem yatay, hem de dikey bir biçimde serbestçe hareket edecek şekilde " yayarak geometrik düzlemde okuyup yazacağız.       

 

Yöntemi sağlıklı bir şekilde kurabilmek için bazı farklılıkların ve önemli noktaların üzerinde durmak gerekmektedir. Bunlar, ana maddeler halinde şöyle özetlenebilir:

 

1. Sözel anlatıda cümleler soldan sağa doğru okunup yazılırken en önemli yapısal özellik, sözcüklerin sıra halinde birbirini izlemesiyle geçerli bir anlamın oluşmasıdır. Rastgele bir sıralama ile anlam bozulur.

 

2. Geometrik anlatıda, sözcüklerin sırasının önemi yoktur.

 

3. Geometrik anlatıda, özneler ve nesneler (isimler, yerler, maddeler, vs.) temel yapıtaşlarıdır ve yuvarlak içine alınır.

 

4. Geometrik anlatıda fiiller (eylem bildiren sözcükler), özneler ve nesneler arasındaki bağlar olarak tanımlanır.

 

5. Geometrik anlatıda iki nesne arasındaki bağın yönü de vardır ve bu yönü dikkate almak veya almamak, genel sonucu etkiler.

 

 

Yuvarlak içine aldığımız her kavramı, başka kavramlarla bağlayıp ilişkilendirerek (geometrik cümleler kurarak) büyük bir "düşünce ağacı" oluşturmuş olacağız. Bu işlemi, adım adım anlam derinliklerine inme yolunu izleyecek olduğundan, "kurt bakışı (derin bakış)" olarak adlandıracağız. Düşünce ağacını oluşturup bitirdikten sonra da geriye çekilecek ve bu sefer de derin değil, geniş bakış açısı ile, "kartal bakışı" ile değerlendirme yapacağız. Dolayısıyla iki ana bakış açımız olacaktır:

 

1. Kurt Bakışı: Derin Bakış

 

2. Kartal Bakışı: Geniş Bakış

 

Şimdi, düşünce ağacımızın kökünü oluşturacak olan "Atatürk, geometri kitabı yazmıştır." cümlesini ele alarak işe başlayalım: Atatürk, neden bir geometri kitabı yazmıştır? Neden bir coğrafya, ekonomi, felsefe kitabı değil de geometri kitabı yazmıştır? Geometri kitabı incelendiğinde aslında Atatürk'ün bir matematik çalışması değil, dil çalışması, Türkçe çalışması yaptığı görülecektir.  Türk Dil Kurumu ilk genel sekreteri Agop Dilaçar'ın belirttiği üzere Atatürk, Fransızca bir geometri kitabı aldırmış ve kendisi de burdaki terimlerden Türkçe geometri terimleri üretmiştir. Peki bu dil çalışmasını neden geometri konusunda seçmiştir? Her yazarın eseri, kendi kişiliğinin bir parçasının yansıması olduğundan geometri ile Atatürk'ün kişiliğinin bir parçası yakından ilişkili olmalıdır... Bu noktada, "geometri kitabı" kavramına kurt bakışı ile bakarak çözümlememize başlayabiliriz.

 

Soru: Geometri kitabının özü nedir? Geometri kitabında ne vardır?

Cevap: Geometri bilimi vardır.

 

Soru: Geometri bilimi nedir? Özde ne anlatmak istemektedir?

Cevap: Geometri biliminin özünü anlatan bir geometri felsefesi vardır.

 

Soru: Geometri felsefesi nedir?

Cevap: Geometri felsefesi, matematiksel nesneler arası ilişki kurma sanatı üzerine kuruludur.

 

Hatırlanacağı üzere açılar çizgiler arası; üçgenler, dörtgenler, çokgenler de noktalar arası ilişki kurma biçimlerine birer örnektir. Geometri kavramının derinine indiğimizde elde ettiğimiz öz, "ilişki kurma" kavramı olmuştur.

 



 

Nesneler arası ilişkiyi, yönsüz ve tanımsız olarak (ok yönü ve üzerindeki açıklama, fiil sözcüğü olmadan), yalınlaştırarak betimledik, çünkü kağıt kalem üzerinde bu işlem elle yapıldığında, karmaşık geometrilerde kafa karışıklığına sebep olacaktır.

 

Düşünce ağacımızın ilk dalları ve yaprakları böylece oluşmuştur. Şimdi diğer dalları ve yaprakları türetmek üzere köke geri döneceğiz. Kökte iki ayrı parça vardı: 1) Atatürk, 2) Geometri kitabı. İkinci kök olan geometri kitabında birtakım türetmeler yaptık, onun için birinci kök olan Atatürk sözcüğü üzerine kurt bakışı yapacağız.

 

Atatürk'ü diğer komutanlardan ayrıştıran bir özelliği vardır, o özellik de mareşallik rütbesinde saklıdır. Mareşal sözcüğü, askeri alanda genel olarak iki anlamda kullanılmaktadır: 1) En az iki meydan savaşından zaferle ayrılan, 2) Hava, deniz ve kara kuvvetlerine eşzamanlı komuta edebilen. Burada kurt bakışını ikinci anlam üzerinde yoğunlaştıracağız.

 

Hava, deniz ve kara kuvvetlerinin tümünü, yani bütün kuvvetleri eşzamanlı komuta etmek için komutanın, birbirinden bağımsız ve farklı bu unsurları kendi zihninde tek amaç doğrultusunda eriterek birleştirmesi ve o birleşik çıktıyı da tüm kuvvetlere dağıtması gerekmektedir. Tıpkı birbirinden görece farklı özelliklerdeki (renk, hacim, ağırlık, vs. gibi) demir filizlerinin döküm fırınına girip eriyerek birleşmesi gibi, birbirinden farklı hava, deniz ve kara kuvvetlerinin bilgileri mareşalin zihninde eriyerek birleşir. Dolayısıyla mareşal, "nasıl?" sorusunun değil, "ne?" sorusunun cevabını verendir. Tüm kuvvetlere ne yapmaları gerektiğini bildirir. Her ayrı kuvvet de bunu nasıl yapacaklarını kendi tecrübe ve bilgi birikimleri ile gerçekleştirirler. Farklı unsurları aynı paydada eritmek, soyutlama yeteneğinin göstergesidir.

 


 

 

Atatürk'ün öne çıkan diğer bir özelliği de ileri görüşlülüğüdür. İleri görüşlü olmak demek, gözün görme mesafesinin ötesini zihinde imgeleyip candırarak görebilmek demektir; hem zaman, hem de mekan bakımından.

 

Bu verileri de düşünce ağacına işlediğimizde, imgeleme yeteneği ve farklı veri noktalarını kafasında birleştirebilme özelliği öne çıkan bir başka Türk mareşali aklımıza gelmektedir. Bu kişi, Cengiz'in en büyük komutanı ve yazılı tarihin bildiği en büyük mareşal, Subutay Batur'dur (Bagatur, Batur, Bahadır; yiğit anlamındadır).

 

 


Subutay'la ilgili biraz bilgi vermek, senelerce uygulanan hakkındaki kara propagandayı delmek adına da yerinde olacaktır. Subutay, Uranhay kabilesinden bir Tuva Türkü'dür. Hakkındaki araştırmalar ve bilgiler ne yazık ki oldukça azdır. Bu araştırmaların da büyük bölümü yabancı kaynaklıdır.

 

Konu ile ilgili önümüze çıkan tek kitap, Kanada Kraliyet Askeri Koleji ve Kanada Kuvvetleri Koleji eski profesörü Richard Gabriel'ın "Yiğit Subutay - Cengiz Han'ın En Büyük Komutanı" adlı eseridir (İng: Genghis Khan’s Greatest General: Subotai the Valiant). Bu eser, Türkçe'ye de Merve Tosun tarafından çevrilmiştir.

 

 


 

Diğer yandan, Abd'nin Deniz Kuvvetleri'ne bağlı, Virginia eyaletindeki Deniz Piyadesi Üniversitesi'nde binbaşı Sean Slappy'nin hazırladığı akademik tezde askerlikteki sevk ve idare kavramının ciddi anlamda Subutay'la başladığı savunulmuştur.

 

 



                                                                                          

 

Çin kaynaklarında yer alan aşağıdaki çiziminde de genelde savaşırken resmedilen komutanlardan farklı olarak düşünürken resmedilmesi, savaştığı halkların bile onun stratejik yönünü hakkıyla teslim ettiğini kanıtlar niteliktedir.

 

 



                                                                      

 

 

1982 Abd yapımı, Arnold Schwarzenegger'in başrolünü oynadığı "Barbar Konan (Conan the Barbarian)" adlı filmde Subutay karakteri, Konan'ın dostudur ve aralarında Tanrı inancı üzerine şöyle bir konuşma geçer:

 

https://www.youtube.com/watch?v=eWG-nHuuCRc&t=85s

 

 


 

Konan: Sen hangi Tanrılara dua ediyorsun?

Subutay: Ben, Dört Rüzgar'a dua ediyorum. Ya sen?

Konan: Ben Krom'a dua ediyorum. Ama nadiren dua ediyorum, çünkü beni dinlemiyor.

Subutay: O zaman, böyle bir Tanrı ne kadar iyi olabilir? Her zaman dediğim gibi.

Konan: O, güçlüdür. Öldüğüm zaman karşısına çıkacağım ve bana "çeliğin sırrı nedir?" diye soracak. Eğer bilemezsem, beni fırlatıp bir kenara atacak. İşte bu, Krom'dur ve kendi dağının zirvesinde güçlü bir şekilde durur.

Subutay: Benim Tanrım daha büyüktür.

Konan: Krom, bulunduğu dağdan senin Dört Rüzgar'ına sadece güler.

Subutay: Benim Tanrım daha güçlüdür. O, Sonsuz Gök'tür. Senin Tanrın O'nun altında yaşar...

 

Konan, bu söze bir karşılık veremez. Subutay, bu cevabıyla Konan'ı, filmin başrol oyuncusunu bozmuş ve alt etmiştir.

 

"Tanrı, Sonsuz Gök'tür" kavramı, bize de tanıdık gelecektir. Zeybek Bey'in 21 Mayıs 2018 tarihli Orkun Yazıtları'nı anlattığı yazısının başlığı da bu şekildedir. http://www.turkdevrimi.com/yazarlar/namik-kemal-zeybek/tanri-sonsuz-goktur/1977/

 

 

 

 

 

 

 


                             

 

Şimdi de Subutay'la ilgili birtakım yerli, daha doğrusu "sözde yerli" kaynaklara bakalım bakalım neler anlatmışlar.

 

"Elveda Buhara" adlı romandan:

 

“...Cengiz yeni bir soru ile sükutu bozdu: “Bize yanaşmaya müsait kimlerdir? Onlardan başlayalım.” O zamana kadar hep susan ve tırnaklarına bakan tek gözlü Subutay Bahadır yüksek tonda öksürdü. Cengiz ona baktı. “Bir bildiğin varsa söyle.” Konuşmaktan nefret eden Subutay, eliyle bazı anlaşılmaz işaretler yaptı. Cengiz kızdı: “Ne demek istiyorsun be adam?” Sadece iki kelime dudaklarını sanki yakarak çıktı: “Erzeni Rum, Ahlat.” Sustu. Boş gözlerle Cengiz’e bakmaya devam etti. “Ne demek? Niçin açık söylemiyorsun?” Alpagu Noyan konuşmak için izin istedi: “Bilirsiniz Subutay konuşmayı sevmez. Büyük Kağan, ben galiba ne demek istediğini anladım”...”

 

“...Cengiz Han’ın en güvendiği kumandanlarından Subutay Bahadır, çenesini sıkmaktan dişlerini kanatmıştı. Ağzı kan içindeydi. Bu haliyle bir vampire benziyordu...”

 

“Buhara Yanıyor” adlı romandan:

 

“..Her yana çıkardığı gözcüler, yerdeki kumlar gibi kaynaşan bir sürü koca kavuklunun üzerlerine geldiğini bildirince Cuci Han’ın sarı yüzü daha da sarardı. Kumandanlarından tek gözlü Subutay Bahadır’a baktı: “Kimlerdir dersin, Subutay?” Subutay, elindeki hançerle tırnaklarını parlatmakla meşguldü. Savaşmaktan vakit buldukça tırnaklarıyla uğraşırdı. Başını kaldırmadan sırıttı: “Gelirlerse gelsinler derim. Kimseden korkumuz yok.” Subutay çok konuşmaktan hoşlanmazdı. Onun için harp meclisleri, meşveret filan, hep zaman kaybıydı. Han olan bir anda savaşa ve barışa karar vermeli, hemen tatbike geçmeliydi...

 

“...Haber Cuci Han’ı memnun etmemişti, ama Subutay Bahadır’ın tek gözünü pırıl pırıl parlatmıştı. Cuci bunu görünce şaka etti: “Bakıyorum yine gözün parladı Subutay Bahadır. Galiba kan kokusu aldın. Lakin iştahlanma, muharebe olmayacak.” Subutay sadece homurdandı...”

 


 

"Tuhaf Çocuk" adlı romandan:

Bu çocuk romanı ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’nın 25.2.1985/2183 tarih ve sayılı kararıyla Tebliğler Dergisi’nde yayınlanarak okullara tavsiye edilmiştir...

 

“...Askerler, Subutay Noyan’ın ne kadar zalim olduğunu çok iyi bilirlerdi. Bazen askerlerinden birini çağırır ve sorardı: “Benim için ölebilir misin?” Asker “hayır” dediğinde zaten öldürüleceğini bildiğinden çaresizce “evet” derdi. Subutay Noyan tekrar sorardı: “Hançerini göğsüne saplamanı istesem, saplar mısın?” Asker, çaresiz yine “evet” derdi. Subutay Noyan’ın affettiği çok az görülmüştü. Çoğunlukla bir kahkaha atar ve “Haydi o zaman kendini hançerle bakalım” diye emrederdi. Asker isteneni yaparken o katıla katıla gülerdi...”

 

"Nesil" yayınlarından çıkan bu kitaplarda, görüldüğü üzere, amaç bilgi vermek değil, çocukluktan itibaren "kindar nesil" yetiştirmektir. Zaten ortaya konan tezlerin de hiçbir dayanağı yoktur. Subutay vahşi, kafası çalışmayan, işkence yapmaktan zevk alan biri gibi tanıtılmaya çalışılmıştır. Subutay'ın   askerlere gülerek "haydi kendini hançerle bakalım" dediğinin belgesi yoktur, ancak bunu iddia eden zihniyetin uzantılarının kendisini gördüğüne sevindiğini söyleyen vatandaşa gülerek "haydi bi takla at da göreyim" dediği belgelidir...

 

Bu düzleme benzer hareket eden bir diğer unsur da son zamanlarda furya halinde patlayan sözde Türk tarihi dizileridir. Bu dizilerde mutlaka şamaroğlanına çevrilen veya kellesi uçurulan bir Subutay karakteri vardır. Normalde değil savaşmak, küçük beyliklerin ağızlarını yaya yaya sözde meydan okuyan bu liderlerini dikkate bile almayacak olan bir mareşalin şamaroğlanına çevrilmesi, o diziyi tarih dizisi değil, komedi dizisi yapar...

 

Kurmay subaylıkta hayal gücünün, yani imgeleme yeteneğinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştık. Bu duruma , uluslararası çapta diğer bir vurgu da 11 Eylül 2001 terör saldırılarına yönelik Abd'nin hazırlamış olduğu resmi devlet komisyonu raporunda yapılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


         

 


         

 

    

Rapora göre, 11 Eylül saldırılarını Abd'nin önleyememesinin en önemli nedeni, devlet yönetiminin imgeleme yeteneğinden yoksun olduğudur.

 

Biz tekrar dönelim düşünce ağacımıza. Burada Subutay'ın iki bağlantısını daha ekleyeceğiz. 1) Kale savunma silahlarını, saldırı savaşlarında ilk defa o kullanmıştır. Bu da "ilişki kurma" unsuru ile bağlantılıdır. 2) Kurduğu geniş ve güçlü istihbarat ağında gündüz bayrak, gece de ateş kodları ile iletişim sağlanmıştır. Bu durum da "soyutlama" kavramı ile bağlantılıdır.

 

Son eklemeleri yapılmış parçalı şekildeki "kurt bakış"larının hepsini tek bir parçada birleştirebiliriz.

 

 


Artık bu noktadan sonra "kartal bakışı" ile tüm çalışmanın özünü yakalamak gerekecektir. Görüleceği üzere alanda üç önemli son kavram belirmiştir:

 

1) İmgeleme (Imagination)

2) Soyutlama (Abstraction)

3) İlişki kurma (Association)

 

Bu üç kavram da aynı zamanda bilgisayar biliminin temel kavramlarıdır... Okuyucu derinlemesine incelemek isterse, İngilizce adları ile uluslararası kaynakları tarayıp inceleme yapabilir (ne yazık ki Türkçe kaynak ya yoktur ya da yetersizdir).

 

Peki bu üç kavram arasında da bir ilişki kurulabilir mi? Yani düşünce ağacındaki geometrik konumlarına bakılarak tekrardan bir metageometrik (geometrinin geometrisi) toparlama yapılabilir mi?

 

Düşünce ağacındaki her unsur birbiriyle ya doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır. İmgeleme, soyutlama ile; ilişki kurma kavramına nazaran daha içli dışlıdır; yani buna daha yakındır diyebiliriz. Ayrıca imgeleme, diğer iki kavramın da olmazsa olmaz ön şartıdır. İmgeleme olmadan soyutlama veya ilişki kurma yapılamaz. Ana unsur, imgelemedir.

 

Şu ana kadar Türkçe ve geometriyi kullanarak birtakım sonuçlar ortaya çıkarmaya çalıştık, buna bir de üçüncü etmen olarak matematiği ekleyebilir miyiz?.. "İmgeleme, soyutlama ve ilişki kurma kavramları eğer sayı doğrusu üzerinde üç sayı olsaydı, düşünce ağacındaki geometrik ilişki de korunacak şekilde hangi sayılar olurlardı?" gibi bir soru sorsak cevabı nasıl olurdu? Bunlar birbiriyle bağlı olduğundan ardışık sayılar olmalıdır. 1,2,3 olsa o zaman bir kavram birinin 2, diğerinin de 3 katı büyüklükte olmuş olacak; arada bu kadar bir fark yoktur. 6,7,8 olsa veya 9,10,11, veya 12,13,14, ...bu sefer de neredeyse birbirine eşit olacak şekilde aradaki fark kapanmış olacaktır. En uygun ardışık üçlü: 3,4,5 olmalıdır. 3, 4, ve 5 sayıları aynı zamanda özel bir üçgenin kenarlarını tanımlar.

 


 

İmgeleme, soyutlama ve ilişki kurma kavramlarının, şu ana kadar kullandığımız Türkçe, geometri ve matematik çözümleme yöntemleriyle yoğrulmasıyla da son ürün şu şekilde ortaya çıkmaktadır:

 

 


 

Not: Bu makale, Zeybek Bey'in "Atatürk'ün yazdığı geometri kitabı" konusuna yönelik isteği üzere kaleme alınmıştır.

 

 

Devletime Derin Saygılarımla...

 

 

Y. Murat Yiğit

ymuratyigit@gmail.com

@yigit_ym

 



Bu haber 3,323 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler

    1. Selkinçek-Salıncak

    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,093 µs