En Sıcak Konular

Kafesteki Cenin ve “Türk”

23 Haziran 2020 06:53 tsi
Kafesteki Cenin ve “Türk” Fatih Yıldız Yazdı: Kafesteki Cenin ve “Türk”

Kafesteki Cenin ve “Türk”

Kambala’ya selamlar,

Yayınlana son “Kambala-5 Kafesteki Cenin” videosuyla hepimiz hayretler içerisinde kaldık. Bu yazıda ağırlıklı olarak bu konuyla paralellik arz edebileceğini düşündüğüm, daha önce Oktan Hocamın sohbetlerinden aklımda kalanları ve aldığım bazı notları paylaşmak istedim. Oktan Hocamın anlattıkları dışında kalan noktaların doğruluğu yönünde bir iddiam yoktur. Sadece sesli düşünme metoduyla aklıma gelen soruları burada sizlerle paylaşmak istedim.

Günlerden bir gün ocakta yine az sayıda Kalperenle otururken Oktan hocam bizlere bir soru yönelteceğini ve herkesin cevapları kağıda yazması gerektiğini belirtmişti. Öncelikle kendisi kağıda bir şeyler yazdıktan sonra kağıdı ters çevirip masaya bırakmıştı. Tabi o anda vereceğimiz cevapları birbirimizle kıyaslayacağımız anlaşılıyordu. Daha sonra bize 3 tane isim söyleyeceğini ve bu isimleri duyar duymaz aklımızda ilk canlanan renkleri kağıda yazmamızı belirtmişti. Yani ismi duyar duymaz zihnimizde hangi renk canlanıyorsa yorum katmadan kâğıda yazmamız gerekiyordu. Daha sonra sırasıyla 3 isim saydı. Bunlar: Hz. Muhammed, Hz. İsa ve Hz. Musa idi. Tabi herkes aklında canlanan renkleri yazmıştı. Örneğin benim zihnimde Hz. İsa ismini duyunca kırmızı rengi canlanmıştı. Aslında üstüne düşününce hep filmlerde vs. gördüğüm İsa’nın çarmıha gerilmesi ve başından, ellerinden akan kandan dolayı zihnimde kırmızı rengi canlandı diye kendi kendime yorum yapmıştım. Tabi aynı ismi duyunca mavi yazanlarda olmuştu. Onların gerekçesi ise göğe yükselmesinden dolayı mavi rengiyle bütünleşmesiydi. Yani herkes kendi bilgi, tecrübe, düşüncelerinin bir yansıması olarak zihninde oluşan rengi söylüyordu. Herkesin verdiği sonuçları görünce dikkat çeken nokta aslında benzer yaş gruplarında olanların peygamberlerle ilgili aynı renkleri söylemesi olmuştu. Yani aslında bilinçli veya bilinçsizce zihnimizde bir şeyler biz farkında olmadan şekillendiriliyordu. Peki, bu sohbetin Kafesteki Cenin projesiyle bağlantısı neydi? Tüm bunlardan sonra Oktan hocam şöyle bir senaryoyu hayal etmemizi istemişti. Bir gün insanlara bir “x” ismi söylendiği zaman (Yine videodaki gibi bir ses, koku, şarkı, frekans olarak düşünebilirsiniz bunu). Bir anda insanların o kişiye tapmaya başlayabileceklerini bu konunun çok önemli olduğunu söylemişti. Anladığımı şöyle bir örnekle açıklamam gerekirse mesela “İsrail Devleti” kavramını ele alalım. Burada bir anket yapsak istisnasız birçoğumuz İsrail için olumsuz şeyler söyleriz. Peki, İsrail kelimesini duyduğumuzda aslında zihnimizde ��"Bilinçaltı diye tabir edelim- neler canlanıyor? Acaba gerçekten olumsuz şeyler mi? yoksa olumlu şeyler mi? Yani anlatmak istediğim acaba biz farkında olmadan olumsuz, kötü dediğimiz bazı kavramlar zihnimizde olumlu, iyi gibi şekillendiriliyor olabilir mi? Ve bir gün bunları açığa çıkartacak bir yöntem hepimizi ters köşe yapabilirler mi? Hiç bilip, tanımadığımız birisine itaat etmek gibi…

O günden sonra kafama takılan sorulardan birisi de acaba bu nasıl olabilir sorusuydu. Yani bir insan, bir kişiyi (Tepegöz, Deccal) nasıl Rabbi olarak tanımlayabilirdi, bir insan bu noktaya nasıl gelebilirdi. Televizyonlarda çıkan komplo teorisyenlerinin sıkça anlattığı, hadislere dayanarak söylediği şey Deccal’in tanrılığını ilan etmesiydi. Evet, ama bu mesele o kadar kolay değildi ve anlatıldığı gibi olması neredeyse imkânsızdı. Yani işte Deccal çıkacak, felaketler olacak, depremler yapacak, kendisine inanmayanı cezalandıracak vs. vs. deniyor. Fakat tanrının insan görünümünde olmayacağını, birinin öyle bir şey derse de kimsenin ona itibar etmeyeceği o kadar bariz ki. Yani kimseyi klasik anlatılan yöntemlerle buna ikna edemezsiniz. Hep aklıma takılan nokta da acaba ne yapacakta Deccal insanları peşinden sürükleyecek ve insanları Rabbi olduğuna kesin olarak inandıracak sorusuydu. Kambala-5 Kafesteki Cenin projesinin aslında bu konuyu açıklığa kavuşturan yöntemlerden sadece bir tanesi olduğunu hep beraber öğrenmiş olduk.

Konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm bir ayet,

Ali İmran 6: Rahimlerde sizlere dilediği şekli veren O'dur.  O'ndan başka ilah yoktur, O kudret sahibi, hikmet sahibidir.

Ali İmran 6. Ayet gördüğünüz gibi birçok çeviride bu manaya geliyor. Yani Allah’ın “dilediği” şekilde şekillendirmesinden bahsediyor. Ayette dilediği şeklinde geçen kelime ise “Yeşau” kelimesi. Aslında bu kelimeyi başka ayetlerde de görüyoruz. Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir ayetini hatırlarsınız. Bunun yanlış çeviri olduğunu oradaki “yeşau” kelimesinin Allahın dilediği şeklinde çevrilmemesi gerektiğini, doğru mealinin ise “dileyeni” olduğunu yine Oktan hocamın sohbetlerinden öğrenmiştik. Bu bakış açısıyla Ali İmran 6’ya tekrar baktığımızda aslında şöyle bir anlam çıkıyor.

Rahimlerde size dilediğiniz şekli veren O’dur.”

Buradaki şekil kavramını ise sadece somut bir şekil olarak düşünmek anlamı kısırlaştıracaktır. Kafesteki Cenin projesiyle birlikte düşünürsek kişi henüz rahimlerdeyken acaba neleri diliyor? Neleri seçiyor? Hatta belki öyle yanlış ve kötü seçimler yaptık ki daha sonra bunlar bize unutturuldu. Ve yine Allah bir başka ayetinde unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz diyerek rahmetini devreye sokmuş olabilir mi?

Yine Orkun Abim son yazısında bu ceninlerin durumunu Adem Ata’ya benzetmiş, tövbe ve bedel ikilemini ele almıştı: Ant/Ahiti orada da unutturmuş Şeytan. Ademe tövbesini öğretip affetmişti yaradan,  ama bedeli zahmete uğrayacağı ve düşmanıyla uğraşacağı aşağıların aşağısına indirilmek oldu. Bu ceninlere tövbe öğretilecek mi? Hangi bedele rağmen? Bilemiyoruz Kutlu kağan değinir belki kim bilir…”

Müminun 14: Sonra o nutfeyi alaka yaptık. O alakayı bir çiğnem et parçası yaptık. O et parçasını kemiklere dönüştürdük. Sonra kemikleri etle donattık, Sonra onu bir başka yaratılışta inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah pek yücedir

Yaratılış ayetlerinde safhalar sayılıyor. Evet, biz bunları okuyup geçiyoruz ama Allahın bunları tek tek saymasında ki hikmeti de düşünmek gerekiyor. Yani acaba o safhalar arasında neler oluyor? Neler yaşanıyor? Bunlarında düşünülmesi gerekiyor. Basit bir örnek vermek gerekirse İnşikak 18’de Allah: “Halden hale geçirileceksiniz” diyor. Birçoğumuzun sıkça duyduğu, aşina olduğu, tek nefeste okuduğumuz kısa bir ayet. Ama o halden hale geçirilme de arada yaşanmış birçok yaşamlar ve bir süreç söz konusu. Direk okuyup geçmememiz gerekiyor. Aynı bakış açısıyla anne karnındaki bebeğin safhaları sayılırken bunların hepsi bize göre 9 ay da tamamlanıyor olabilir ama o arada oranın boyutu ve bilinciyle kim bilir neler yaşanıyor. Belki de 1000’lerce yıla tekabül eden bir yaşam söz konusu orada. Bu yüzden burası dar manada zihnimizle kavrayamayacağımız ancak şu anda metafizikle açıklayabileceğimiz bir durum. Yani Biz klasik bilgilerimizle daha dünyaya gelmedi, henüz gözlerini açmadı vs. gibi yorumlarını yapabiliriz ama gerçekten öyle mi? Bir çocuğun anne karnına düştüğü andan sonra ne aşamalardan geçtiğini bilmiyoruz. Yani evet tıp bir şeyleri açıklıyor şu kadar sürede embriyo olur, cenin olur vs. Şu kadar hafta geçince böyle olur gibi. Ama bunlar tamamen fiziki, maddi şeyler. Önemli noktası ise işin metafizik boyutunda neler olduğu…

Mevlana bir sözünde anne karnındaki bir çocuğa sorulsaydı dünyaya gelmek istemeyeceğini, başka bir hayata inanmayacağını hatta gelirken de ağladığını ama daha sonrasında da burayla bağlarını kuvvetlendirdiğini ve daha sonraki bir sonsuz hayatın ona hayal gibi gelmesinden bahseder. Yani aslında o doğmamış çocuk için orası kendine has apayrı bir dünya. Olaya biraz daha metafiziksel açıdan bakmamız gerektiğini bundan dolayı söylüyorum. Yine video da 11 boyuttan bahsedildi. Çocuğun bu dünyaya gelmeden önceki yaşamını da boyutlardan bir veya birkaç tanesi olarak düşünürsek aslında dünyadaki ömrü kadar orada da bir ömrü olduğunu söyleyebilir miyiz?

Oktan hocamın video da bize verdiği bilgiler kendisinin de söylediği üzere bizim anlamamız için yalın bir dille ve basitleştirilerek anlatılmış. Peki, o zaman olayı biraz daha derinleştirelim. Yani bir insan bu dünyaya gelmeden önce hatta anne karnını dahi mekan tutmadan önce neler oluyor? Ya Anne karnında yaşananlar zurnanın son deliğiyse? Kafesteki Cenin projesinin ve Türk Töresindeki, kültüründeki bilgilerin bunlarla alakası ne onu düşünelim.

Söz konusu mesele anne karnı olunca Türk mitolojisinde, söylencelerinde sıkça duyduğumuz bir kavram olan Albastı konusuna değinmeden geçmek olmaz. Albastı’ya değinince Umay Ana’yı anmamak hiç olmaz.

 

Tengri’nin Türk’ün de ilgili kısımda ne diyordu Görsay: “Madem ki dişimi öldürdünüz sizin kadınlarınızdan soyumu türeteceğim. Albastı’nın tini kadınlarınızın ve çocuklarınızın üzerinde oturacak.”

Umay Ana’nın Albastı’yı öldürmesiyle Albastı’nın tini başıboş kalmıştı. Görsay’ın da iddiasında görüldüğü gibi Albastı’nın bundan sonraki hedefi kadınlar ve çocuklar olmuştu. Nitekim Türk mitolojisinde Albastı ve Umay Ana kavramları sık sık yan yana kullanılır. Yine yazılı ve söylencelerle aktarılan tarihte de Albastı’nın hamile, loğusa kadınlar üzerinde etkisi olabileceğini görüyoruz. Buradan sonrasında yine Oktan Hocamın bir sohbetinde bu konuyla ilgili söylediklerini maddeler halinde yazmak istiyorum.

- Kurbanlarda alına parmakla kan basılması ve gelinlere kırmızı kuşak bağlanması gibi adetlerin Albastıyla ilgili olduğunu,

- Herkesin bir rengi olduğunu, renklerin metafizik etkilerinin olduğunu ve Albastı’nın da kırmızıdan hoşlanmadığını,

- Hüküm ülkesi à Metafizik à Fizik

- Hüküm Ülkesi: Yaratılma emrinin (Ol der oluverir) verildiği yer. (fiziğin ve metafiziğinde öncesi)

- Hüküm ülkesinde insan daha yaratılış evresine girmedi. Daha toprak yaratılmadı. Allahın muradında olan noktalar.

- Zürriyetlerinden söz alınma meselesi de yine Hüküm Ülkesinde gerçekleşen bir olay.

- İnsan Hüküm Ülkesi’nden bu dünyaya gelirken yani daha sırken Albastı orada musallat oluyor.

- Buradaki Albastı isim değil yaptığı iş. O işi yapanlara Albastı deniyor. ( Yani benim anladığım Tengri’nin Türk’ünde anlatıldığı gibi Albastıyla başlayan bu süreçten dolayı sonrasında bu eylemi gerçekleştirip insana daha o aşamada musallat olan tüm varlıklar Albastı ismiyle anılıyor.)

-Obur: Soy kesici, soy bitirici. Obur bir nevi Albastı’nın kocası gibi.

-Türkçede de sıkça kullandığımız Obur kelimesi bugün batı da dönüşe dönüşe vampir haline geldi. (Türklerde Obur, Eski Slavlarda “obr”, Romanya da “upyr”, batı’ya ise wupyr, wumpyr olarak geçip nihayetinde vampir haline geliyor.)

-Obur rızkından fazlasına göz dikene denir. Gözünü toprak doyursun deriz rızkından fazlasını yiyen için. Oburun Gözünü Kubur Doyurur.

Yukarıda paylaştığım cümlelerden aslında insanın dünyaya gelene kadar birçok merhaleden geçtiğini, birçok metafizik olaylara maruz kaldığı sonucunu çıkartabiliyoruz. En başta, kadimde başlayan Umay Ana’nın okuyla Albastı’yı vurmasından sonra gelişen süreçlerde Kafesteki Cenin projesini anlamak ve hatta belki antisi için Umay Ana ve Albastı’nın daha derinlemesine araştırılması gerektiğini ve bu noktaların kilit noktalar olabileceğini düşünüyorum. Olayın metafizik yönüne vurgu yapmam aslında bu yüzden. Örneğin anne karnına gönderilen sinyalleri metafizik birer etki, metafizik varlıklar olarak düşünebilir miyiz?

 

Müminun 13: “Summe cealnahu nutfeden fi kararin mekinin.”

“Sonra onu bir nutfe olarak sağlam bir karar yerine koyduk”

Mekinin: mekan, sağlam ve imkan anlamlarına geliyor.
Kararin: karar yeri. Tercih, kesin görüş gibi manaları var.

Yani bu ayeti “Sonra onu bir nutfe olarak tercih imkanı verdiğimiz/karar yeri olan bir mekana koyduk” şeklinde çevirebiliriz.

Bu ayette karar yeri dediği mekân neresi?

Kişi burada neler hakkında karar verebiliyor?

Şayet bazı şeyler hakkında karar verebilme imkânı tanıyor ise Allah bize, Kafesteki Cenin’e müdahale edilen alan burası olabilir mi?

Yine videoda bahsedilen bir ayet aslında anlatmak istediğim birçok noktayı özetliyor.

Lokman 34: “Rahimlerde olanı Allah bilir”

Burada rahim kelimesinin diğer anlamları bir yana dar manada rahim kelimesinden yola çıkarsak, Klasik tefsirlere bakınca rahimlerde olan çocuğun erkek mi dişi mi olduğu, sağlıklı olup olmadığı gibi basit yorumlarla karşılaşıyorsunuz. E bunları bugün bizde biliyoruz teknoloji sayesinde. Allahın ayette yer verdiği bir konu tefsirlerde anlatıldığı kadar basit olamaz.  Zannımca rahimlerde olanı derken orda somut, maddi anlamda bulunandan ziyade orda neler yaşanıyor, ne olup bitiyor onu bilir diyor Allah ayette.

Tekrar Müminun 14. Ayete dönelim. Ayetin sonunda onu bambaşka biri olarak inşa ettik, yarattık diyor. Yani daha önceden var olan bir varlığı, insanı bu dünya sisteminde bambaşka bir formatta yarattık diyor. Devamında da “Yaratanların en güzeli Allah’tır” demesi olaya ayrı bir ilginçlik katıyor. Yani bu ifade başka bir ayette bağımsız olarak geçse farklı değerlendirilebilir belki. Fakat burada insanın safha safha yaratılışı anlatıldıktan sonra bu ifadenin gelmesi sizce de garip değil mi? Bana göre evet biz bu şekilde yarattık ama bu şekilde benzer yaratılanlarda mevcut. Ama bu yaratanların içinde Allah en güzelidir şeklinde yorumluyorum.

Tam bu noktada söz yaratılmaya gelmişken birazda bu konuya değinelim. Yaratılma demişken yaratma, halketme, yoktan var etme gibi kavramları biz her ne kadar bugün aynı anlamda kullansakta Kuran’a göre bunların hepsi farklı şeyleri ifade ediyor. Fakat şimdilik klasik yaratma anlamından yola çıkalım. Neydi Platon’un sözü: “Topraktan olan insan ve insandan olan insan.” Yani 2 farklı insan tanımı yapılıyor. Yine hatırlayalım Sümer yazıtlarında bahsi geçen ve sıkça konuşulan bir konu vardı; Anunnakiler ve onların yarattığı insan ırkları. Tabi konuyu o kadar geriye götürmeye de gerek yok. Biz bunun bir örneğini Kambala-Sorgu’da görmüştük. TMT’nin yakaladığı uzaylı: “Beni sizin tanrınız yaratmadı” demişti.

 

Bizler Türk tanımını önceden sadece ırktan ibaret bir tanım sanırken Tengri’nin Türk’ü ile beraber “Türk” kavramının hakikatte ne manaya geldiğini hep birlikte öğrenmiştik. Söz konusu yaratmak olunca acaba Türk nedir diye kendime sorular sorarken aklımda bir anda Oktan Hocamın bir sohbeti canlanıverdi. Yine bir sohbet sırasında Oktan Hocamın söylemiş olduğu kilit bir cümleyi aynen buraya aktarıyorum. Türkün bambaşka bir tanımı da Oktan Hocamın bu sözleriyle aslında ortaya çıkmış oluyor. Belki de bu çağa damgasını vuracak tanımlardan bir tanesi…

“Türkler, Allah’ın yarattıklarıdır. Diğerleri ise diğerlerinin…”

Dilerseniz bu sohbette konuyla ilgili Oktan Hocam başka neler söylemiş onlara bakalım.

  • Bir Allah’ın yarattıkları var. Bir de diğerlerinin yarattıkları (Anunnakiler vs.)

  • Bu dünyanın yerlileri Allah’ın yarattıkları değil. Türkler, Allah’ın yarattığıdır. Diğerleri ise diğerlerinin yarattığı.

  • Buradaki Türk ırk anlamında değil. Alman da, Arap da Türk olabilir. Türk=Tengrinin Adamı.

  • İnsan görünüşünde, yani bu görünümde yaratılanlar var. Kan gruplarının farklı olmasının sırrı bu.

  • Adem=İnsanın oğlu

  • İnsan à İnsanoğlu(Adem) à Ademoğlu

  • Allah, başka yaratıcıların yarattığı insana da Rahman sıfatıyla tecelli ediyor. Fakat kendi yarattığına Rahim sıfatıyla.

     

Video da Oktan Hocamın üstüne vurgu yaptığı konulardan birisi de Said mi Şaki mi mevzusuydu. Yıllarca bu konunun tartışıldığından ve hala açıklanamadığını söylüyordu. Aslında aşağıdaki tanımlardan yola çıkınca bu kavramlar bana hiçte yabancı gelmedi. Eminim size de gelmeyecek.

Said: Kutlu, Allahın rızasını kazanmış, Allahın sevdiği kimse

Şaki: Bedbaht, Baş kaldıran, İsyan eden, Eşkiya

 Biz bunları daha önce farklı şekilde okumuştuk. Neyi mi kastediyorum?

Türk: Tengri’nin yanında olandır. Tengri’yi bilendir. Tengri’nin de rızasını kazanmış, kutlu kişidir.

Peki, Türk’ün ilk savaşı kiminle olmuştu? Baş kaldıran, isyan eden Başkörmez ve ona uyanlar ile.

Tanımlar Said ve Şaki kavramları ile ne kadar örtüşüyor değil mi?

Yani sonuç olarak Said mi Şaki mi mevzusunu Allah’ın yarattıkları mı, değil mi Diye sınıflandırmanın klasik tartışmaların ötesinde daha doğru buluyorum.

Biz biliyoruz ki şeytan, Allah’ın kanununu, doğal olan fıtratı taklit eder. Tüm bu şeytanilerin yaptığı eylemleri tersinden düşünürsek aslında yaratılıştaki Allahın sünnetlerine de ulaşabiliriz. Bu açıdan “Kafesteki Cenin” projesine bakacak olursak Allah’ın, Meleklerinin veya Erenlerin zaten halihazırda gerek insan anne karnına düşmeden önce olsun gerek anne karnına düştükten sonra olsun dengeyi korumak, doğayı korumak için bir nevi metafizik etkiler, sinyaller gönderdiğini de söyleyebiliriz. Olayı biraz daha somutlaştırırsak Töreyi yeryüzünde koruyan kimler? Bu soruya şüphesiz ben “Türk” derdim. O zaman zaten bu DNA’ya bilgi yükleme işini hâlihazırda Yüce Türk Devleti yapıyor olamaz mı? Yani örnek veriyorum bir gün videoda denildiği gibi bir sesle, şarkıyla, kokuyla vs bu bilgi açığa çıkartılıp Türkler ayağa kalkabilir mi? Bir gece de birçok Türkün töreyi hatırlayıp, savaşçı ruhunu ortaya çıkarması pekte olasılık dışı gözükmüyor (Bilinç Kıyameti Projesinin Antisi). Şunu unutmamalıyız ki Yaratıcının da bir planı var. Ne diyordu Oktan Hocam videoda: “İşte yaratıcının da bir planı var onlar o planı arıyorlar. Bunu biliyorlar çünkü şeytaniler taklit ederken, antisini biliyorlar aynı aşı gibi virüs varsa aşısı falan. Onu arıyorlar. O plan da Türklerin elinde.”

Birde tüm bu meselelerde hep yaratılan ya da doğacak olan çocuğa Tepegöz ve Şeytanilerin bir manipülasyonundan bahsediyoruz. Peki ya manipülasyonun da ötesinde direk bunların yaratacağı kişiler olacak mı? Halk etme sırrına vakıf olabilecekler mi? Olurlarsa bu yaratılan kişiler satranç tahtasında bu ordunun neresinde olacaklar? Bu noktada Tengri’nin Türk’ünde anlatılan Kara hayat ve Ak Hayat mevzularının daha derinlemesine irdelenmesi gerekir diye düşünüyorum (Kara Hayat konusunda Ozan Aydın’ın yazılarına bakılabilir). Türk töresinde bilmemiz gereken tüm sırlar mevcut.  Aslında olayın çok derin olduğunu biraz düşününce hissedebiliyorsunuz. Belki saatlerce anlatılacak bir konu bizler anlayalım diye en basit şekilde anlatıldı. Ama sadece tek bir insanın dünyaya gelişinde bile tüm yaşanan süreçleri, geçilen evreleri, neler yaşandığını düşününce olayın hiçte o kadar basit olmadığını anlayabiliyoruz. Türk Ordusu Varolsun.

Son olarak aklıma gelen bir başka senaryo da Kafesteki Cenin Projesiyle sinyal gönderilen çocukların bir kısmının ilerleyen yıllarda ya da henüz anne karnındayken bir sebepten dolayı ölmüş olduklarını farzedelim. Bu durumla Kehf suresinde anlatılan Hz. Hızır’ın çocuğu öldürmesi olayı paralellik göstermiyor mu? Yine ayette de çocuğun öldürülmesinin sebebi ilerleyen yıllarda o çocuğun ailesine ve toplumuna zararlı olacağı söyleniyordu. Nitekim Tepegöz kendi ordusu için topladığı bu askerleri ileride kendi lehine kullanacak ve dünyada bir kaos ve karmaşa oluşturacaktı.

Aslında son videonun ana fikirlerinden birisi de hatırlamak üzerine. Yani aslında tüm film sinyal gönderilen çocuklar hatırlamaya başlayınca kopacak. Peki, Türk Devletinde de hatırlatanlar yok muydu? Sahi ya hatırlatma demişken Atasagun ne oldu? O da hatırlatmıyor muydu insana geçmişinde yaşadıklarını…

Saygılarımla

Fatih YILDIZ



Bu haber 2,385 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,260 µs