En Sıcak Konular

Atatürk ve Türk Birliği

12 Mart 2020 11:27 tsi
           Atatürk ve Türk Birliği Atatürk ve Türk Birliği


           ATATÜRK VE TÜRK BİRLİĞİ 


1.BÖLÜM:  İDEALLER KONUŞULMAZ, YAŞANIR!


29 Ekim 1933 Türkiye Cumhuriyeti on yaşında. Büyük TÜRK, Ankara Hipodromunda Onuncu Yıl Nutkunu büyük bir coşkuyla okuyor, Türk burçlarından yükselecek güneşi ‘Türk İstikbalinin Evlatlarına’ müjdeliyordu:

“Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk'üm diyene!”

29 Ekim 1933 Atatürk’ün hayatında en mutlu olduğu günlerden biridir. Çok içten ve canlı bir törenin ardından gece Atatürk, yabancı diplomatlara yemek verdi. Gece ilerledi ve herkes birer ikişer dağılmaya başladı. Atatürk, yakın arkadaşları Salih Bozok, Kılıç Ali ve Nuri Conker’i kastederek “Bizimkiler nerede?” diye sordu, Tevfik Rüştü Aras (Atatürk’ün Dışişleri Bakanı) Ziraat Bankası salonundaki baloda olduklarını söyledi.

Ziraat Bankası salonundaki baloya gittiklerinde Atatürk, çok sevdiği halkının tezahüratı ile karşılandı. Gazi, kendisine istedikleri soruları sorabilsinler diye bir masa ve sandalye istedi. Sorular, cevaplar, içten gülüşmeler ve tekrar sorular. O kutlu gecede Türk Başbuğu’nun beklediği soruyu arka sıralardan el kaldıran 25 yaşındaki doktor Zeki Bey isimli bir genç sordu:

-“Gazi Paşam! Saltanatı kaldırdık, hilafeti meclisin manevi şahsiyetinin içine aldık; bunlar yapılana kadar bir milletin ideali olabilirler, fakat yapıldıktan sonra yeni bir düzen kurulur ve işler... Onun iyi işlemesi, kötü işlemesi, ideal değildir, iyi işlemesini sağlamaya mecburuz! Yaptığımız öteki devrimler de yapıldığı an ideal olmaktan çıkar. Artık ideallerimiz, yaşadığımız gerçekler haline dönüşmüştür. İyi ya da kötü sonuç vermesi bizim sorumluluğumuzun sonuçlarını belirler.

Ama bir de Milletlerin babadan-oğula sıçrayan uzun vadeli idealleri vardır. Siz bize böyle bir ideal aşılamadınız! Yahut benim bundan haberim yok! Bunu bize açıklar mısınız Gazi Hazretleri?”

Atatürk, bu soruya şöyle cevap verdi:

- "Bunlar vicdanımıza yazılmış gerçeklerdir; konuşulmaz, yaşanır! Elbet bu milletin bir ülküsü olacaktır ama bu ülküler devletler tarafından açıklanmaz; Millet tarafından yaşanır! Nasıl, bakarken gözlerimizi görmüyor, onunla her şeyi görüyorsak, Ülkü de onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız... Ben Devlet Başkanıyım! Sorumluluklarım vardır! Bu sorumluluklarım altında konuşamam! Bu konuda genç arkadaşlarımla ayrıca konuşacağım.”

Dr. Zeki’ye “Siz şöyle bu tarafa geçin.” dedi. Salondakilerin Cumhuriyet bayramını kutlayarak alkışlar arasında kalktı. Dr Zeki’yi yanına alarak Genel Müdür Odasına geçtiler. Oturdular. Atatürk’ün arkasında, duvarda bir Türkiye haritası vardı. Karşısında oturan Dr. Zeki’ye:

-"Benim arkamdaki haritayı görüyor musun?"

-"Evet Paşam."

-"O haritada, Türkiye üzerinde abanmış bir blok var; Onu da görüyor musun?"

- "Evet, görüyorum Paşa Hazretleri."

- "Hah. İşte o ağırlık benim omuzlarım üstündedir. Omuzlarım üstünde olduğu için, ben konuşamam!"

-Düşün bir kere… Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Daha dün bunlar vardılar... Dünyaya hükmediyorlardı! Avrupa’yı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı?... Demek hiçbir şey sür-git değildir! Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içine olmalıdırlar.

Bugün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir… Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün elinde sımsıkı tuttuğu Milletler, avuçlarından sıyrılabilirler… Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir!

İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir!

Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız!

“Hazır olmak” yalnız o günü susup beklemek değildir; hazırlanmak lazımdır. Milletler, buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprüleri sağlam tutarak! Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; Bizim, onlara yaklaşmamız gerekli...

Tarih bağı kurmamız lazım… Folklor bağı kurmamız lazım... Dil bağı kurmamız lazım…

Bunları kim yapacak? Elbette biz. Nasıl yapacağız?

İşte görüyorsunuz , “Dil Encümenleri”, “Tarih Encümenleri” kuruluyor. Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya, tarihimizi ortak payda haline getirmeye çalışıyoruz. Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hale geleceğiz. Bir sevgi parlayacak aramızda, tıpkı bir vücut gibi, kaderde ve mutlulukta birbirimizi duyacağız ve arayacağız. Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimiz olması gerekli… Ortak bir mazimiz var, bu maziyi, bilincimize taşımamız lazım. Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi Orta Asya’dan başlattık! Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi bilmeli…

İşte bunu sağlamak için de “Türkiyat Enstitüsü”nü kurduk. Kültürlerimizi, bütünleştirmeye çalışıyoruz! Ama bunlar, açıktan yapılmaz. Adı konarak yapılacak işlerden değildir. Yanlış anlaşılabildiği gibi, savaşlara da sebep olabilir. Bunlar, devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.

İşitiyorum: Benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız; “Paşanın işi yok! Dil ile Tarih ile uğraşmaya başladı” diyorlarmış. Yağma yok! Benim işim başımdan aşkın. Ben bugün çağdaş bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini de atmaya o kadar dikkat ediyorum.

Bu yaptıklarımız, hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız!

Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız.

Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum. Açıktan söylemiyorum, kulağına söylüyorum... Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran, çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap!

İdealler konuşulmaz, yaşanır!”

Gün ağarmak üzereydi. Ankara Kalesinin burçlarından güneş Büyük Türk’ü selamlıyordu.

Not: Olay İhsan Sabri Çağlayangil’den dinlenmiş, Sebati Ataman, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü Aras, Hikmet Bayur tarafından doğrulanmıştır.

Kaynak: Atatürk’ün Avrasya Devleti /İsmet Bozdağ

 2.BÖLÜM: ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK BİRLİĞİ ÇALIŞMALARI

“Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." Başbuğ ATATÜRK

 

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın en çetin günlerinde dahi Orta Asya Türkleri ile yoğun bir şekilde temas kurmuştu. Mahmut Şevket Esendal, kıymetli bir diplomat, edebiyatçı ve düşünürdü. Bakü’ye büyükelçi olarak tayin edilen Esendal, 1. Dünya Savaşında kalma Türk esirleri kurtardı, Azerbeycan Türklerinin Ruslar tarafından askere alınmasını önledi. Azerbeycan’da Arap alfabesinden Latin alfabesine dönme sürecini yakından takip etti.

Daha sonra Esendal gibi Türk Lehçelerine vakıf ve Doğu Türkistan Meselesini yakından bilen biri , Doğu Türkistan’ın sınır komşusu Afganistan’a büyükelçi olarak gönderildi. Görevi sırasında Esendal, Türkistan ile ilgili bilgi toplamaya başladı, oraya gidip gelenler aracılığı ile istihbarat ağı kurdu. Yine bizzat Atatürk’ün talimatı ile bir grup Doğu Türkistanlı Türk, eğitim için Türkiye’ye getirildi ve harp okullarına yerleştirildi. Türk ordusunun çeşitli kademelerinde generallik rütbesine kadar görev yapan ardından Doğu Türkistan Vakfı’nı kurarak çok sayıda Uygur gencinin yetişmesini sağlayan rahmetli Mehmet Rıza Bekin bunlardan biridir.

Atatürk’ün Doğu Türkistan’a ilgisini, özellikle, 1931’de başlayıp 12 Kasım 1933’te “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (DTİC)” adında bir devlet kurulmasıyla sonuçlanan bağımsızlık mücadelesi sırasında daha somut olarak görüyoruz.

Bu dönemde, bir yandan Anadolu Ajansı ve hükümetin resmi yayın organı olan gazetelerde, Doğu Türkistan’da yaşanan gelişmeler sürekli olarak kamuoyuna duyuruluyor, bir yandan da diplomatik anlamda, bağımsızlık mücadelesine destek veriliyordu. Nitekim dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras), konuyla ilgili kendisine yöneltilen bir soruya, Türkiye’nin, “kendi dilini konuşan bir diyar”da yaşanan gelişmelerden memnuniyet duyacağının doğal olduğu şeklinde cevap veriyordu.

Aynı şekilde, 1933’te, Afganistan’daki Alman Büyükelçisinin ülkesine gönderdiği bir raporda da, “… Türk Hükümeti, Şarki Türkistan Türkleri’nin hareketlerine yakınlık duymakta ve Sovyet Hükümeti’nin hoşuna gitmeyecek bazı şeyleri de el altından yapmaya çalışmaktadır”

deniliyordu. Şüphesiz bu gelişmeler Atatürk’ün bilgisi dışında gerçekleşemezdi. Nitekim 12 Kasım’da bağımsızlık ilan edildikten hemen sonra bu haberin ilk duyurulduğu ülkenin Türkiye olması ve yeni devletin bayrağının, rengi dışında, tüm nitelikleriyle al bayrağa benzemesi tesadüf değildir.

Aynı şekilde, DTİC'nin kurulma sürecinde Türkiye’den giden kimi şahısların önemli işlevler üstlendiği de bilinmektedir. 12 Kasım 1933 Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'ni ilk tanıyan ülke Türkiye’dir. Bunun üzerine DTİC Dişişleri Bakanı Hindistan üzerinden yolladığı mesajında “Gök Bayraktan al bayrağa selam olsun!”demiştir. Buna cevap olarak Atatürk hemen”Al bayraktan gök bayrağa selam olsun!” şeklinde karşılık vermiştir. Etrafında bulunanlara adeta vasiyet edercesine şunları söylemiştir:

“O kardeşlerimize yardımcı olun. O bayrak bizim bayrağımızdır.”

 




Kurtuluş Savaşı’nın ve sonrasının tüm zorluklarına rağmen Atatürk, Orta Asya ve Türk Coğrafyasına el atmaya kararlıydı. Moskova’ya gönderdiği ilim heyetinden İsmail Suphi Beyi bir müddet sonra Türkistan’a gönderdi. İsmail Suphi Beyin vazifesi Türkistan Milli Birliğini kuruluşunu tesis etmek için Türkistan Türkleri arasında arabulucuk yapmaktı. İsmail Suphi Bey, Atatürk’ün direktifleri istikametinde Türkistan Türk Birliğini sağlamak için örgütlenmeye başladı. İsmail Suphi Bey, Zeki Veledi Togan’ın başkanlığını yaptığı Türkistan Milli Birliği adlı örgüt daha da genişletilerek Milli İttihat Fırkasına dönüştürüldü. Türkistan Türklüğü hareketlenmeye, milli birlik hareketleri etkinleşmeye başladı. Rus baskının artması üzerine Milli İttihat Fırkası liderleri (Zeki Veledi Bey, Osman Hoca ve Sadruddin Han) Türkistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Feyzullah Hoca, 6  Ekim 1920’de kurulan Buhara Halk Cumhuriyeti'nin ilk Başbakanı ve Dışişleri Bakanıdır. Bizim milli mücadelemizde Lenin’in gönderdiği iddaa edilen para yardımının kaynağı, Buhara Halk Cumhuriyeti’dir. Feyzullah Hoca ve Osman Hocaoğlu’nun Lenin ile yaptığı görüşmeler sonucu bir kurul kuruldu. Bu kurulun yaptığı değerlendirmeler sonucu yardım miktarı olarak 100.000.000 altın ruble, Buhara Halk Cumhuriyeti tarafından temin edilerek, Türkiye’ye verilmek üzere Lenin’e teslim edildi. Lenin 15.000.000 altın rubleyi Türkiye’ye gönderdi, gerisine el koydu. Buhara Halk Cumhuriyeti aynı zamanda Mustafa Kemal ile de temas kurar. Sakarya Zaferini kutlamak üzere 17 Ocak 1921’de Buhara Halk Cumhuriyet’inden gelen heyet Mustafa Kemal ile görüştü. Bu heyet, Mustafa Kemal’e zaferin hediyesi olarak üç adet kılıç ile Timur’a ait bir Kuran-ı Kerim hediye etti. Gazi, heyetle yaptığı görüşme sonrasında meclis kürsüsünden şu konuşmayı yaptı:

“Türkistanlı kardeşlerimiz Sakarya zaferi münasebetiyle bize üç kılıç ve bir de Kuran-ı Kerim göndermişler. Türk milleti adına kendilerine teşekkür ederim. Bu mukaddes kitabı Türk milletine hediye ediyorum. Bu üç kılıçtan birini ben aldım. İkincisini, Batı Cephesi kumandanı olarak İsmet Paşaya verdim. Üçüncüsünü de İzmir fatihine saklıyorum. Bu kılıç İzmir’e ilk giren kumandanın beline takılacaktır.” Üçüncü kılıç, 9 Eylül sabahı saat 10.30’da İzmir’e girerek, yaralarından kanlar sıza sıza Hükümet Konağına şerefli Türk bayrağını çeken İkinci Süvari Tümeni 4. Alayında Bölük Komutanı olan Yüzbaşı Şerafettin Bey’e verilmiştir. Atatürk, bu kılıçla birlikte Yüzbaşı Şerafettin Bey’e “İzmir” soyadını da vermiştir.

Esendal’ın Türk Dünyasındaki çalışmalarının yalnız Afganistan ile sınırlı kalmaması ve Büyükelçi olarak bulunduğu Azerbaycan ve İran’da da benzeri çalışmaları gerçekleştirmiş olması Atatürk’ün vizyonunun eseriydi. Yine Esendal’ın Türk Dünyası ile ilişkilerinin Hindistan’a kadar uzandığı ve burada da faaliyetlerde bulunduğu bilinmektedir. Atatürk’ün Afganistan’a olan ilgisinin yoğunluğu büyük stratejik dehasının sonucudur. Çünkü nasıl İngilizler 19. yüzyıldan bu yana Afganistan’a ilgi duymuş Amerikalılar, 2001 yılında 11 Eylül’ü bahane ederek bu ülkeyi işgal etmişlerse Atatürk de bu ülkenin Türkistan’a uzanan kilit taşı olduğunu biliyordu. Hatta Kurtuluş Savaşı esnasında Atatürk’ün bazı subayları Afganistan’a göndermesi üzerine karşı çıkan Mareşal Fevzi Çakmak’a; “Biz Anadolu’da verdiğimiz İstiklal Savaşı’nın güvenliğini Afganistan’dan sağlamak zorundayız” şeklinde yanıtlamıştı. Çünkü Atatürk Türklüğün bağımsızlık yolundaki mücadelesinin yolunun evrensellikten, Türklüğün evrenselliğinden geçtiğini tespit etmişti.

Atatürk, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Bolşevikler tarafından sona erdirilmesinden sonra Moskova’ya bağlı olarak kurulan Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti zamanında bu yeni hükümetle ilişki kurmuştur. Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın tavsiyesiyle, bir Türk Büyükelçisi Bakü’ye gönderilmiştir. Bu yakın ilişkiler sonucu, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasında Buhara Halk Cumhuriyeti'nden alınan mali ve askeri yardımın bir kısmının da Azerbaycan’dan, Nerimanov’dan olduğu bilinmektedir. İşte Türklüğün evrenselliği bu noktada ve benzeri şekilde Türkistan ve Azerbaycan’ın Kurtuluş Savaşımızı kendi savaşları olarak kabul etmeleriyle ortaya çıkmaktadır.


Cumhuriyetin kurulmasıyla Atatürk’ün yaptığı işlerden ilkinin Türk Tarih ve Dil Kurumlarını kurup, Türk Tarihi’nin enginliğini, zenginliğini araştıracak kongreler düzenletmek olmuştur. Yine iletişim ve kültürel etkileşim ile Türkistan ve ötesinde yaşayan soydaşlarımıza ulaşmanın en önemli yollarından birinin o zamanki en güçlü iletişim aracı radyo olduğunu bilen Atatürk, 1934 yılında verdiği emirle Adriyatik’ten Japon Denizi’ne yayın yapabilecek bir radyonun, Ankara Radyosu’nun kurulması emrini vermişti.


“Dünyada şimdiye kadar başka başka milletlerin birlik kurdukları ve yüzyılları beraberce yaşadıkları görülmüştür. Bizim, kurmak istediğimiz birliğin tarihte geçmişi olan birliklerin en üstünü olmasını isteriz” diyen Atatürk, bu fikri vicdanında bir sır gibi saklıyor bütün hareketlerini o noktayı hedefleyerek gerçekleştirmeye çalışıyordu. İşte bu husus Atatürk’ün gözünde gerçek "Milli Misak’tı". Bunu sağlamak amacıyla da mali bütün olanaksızlıklara karşın bütçeden 1924 yılında 200.000 altın karşılığı bir ödenek ayrılmış ve Türkiyat Enstitüsü kurulmuştu.


Türk Birliğinin bir gün mutlaka hakikat olacağına inanan Atatürk, Finlandiya’da yayın yapan “TURAN“ isimli bir gazete çıkarttırmış ve bizzat el altından bu gazetenin finansını devlet bütçesinden sağlamıştır. Bu gazete Atatürk’ün ölümüne kadar yayınlanmış, Atatürk’ün ölümünden sonra devlet bütçesinden ayrılan tahsisata son verildiğinden yayın hayatına son vermiştir. Bu gazete Rusça, Fince ve Türkçe dâhil dört dilde yayın yapmakta ve çoğunluğu Rusya’da dağıtılmaktaydı.



Hatay’ın anavatana katılması süreci ile ilgili olarak Tayfur Sökmen’nin Atatürk’e yazdığı mektupta Hatay’ı kastederek “Sancak Misak’ı Milli’ye dahil midir?” sorusu üzerine Atatürk “Türklerin yaşadığı her yer Misak Milli sınırları içindedir.” diye cevap verdi. Hatay'ın ilhakı gerçekleşmiş ama o dönem İngiliz entrikaları sonucu ortaya çıkan Şeyh Sait İsyanı, Musul ve Kerkük meselesini sonuçsuz bıraktı.


Eylül/1932 tarihinde Türkiye’ye gelen o zamanki Amerikan Genel Kurmay Başkanı Mac Arthur da, Mustafa Kemal Paşa’nın, kafasında “Büyük Türk Devletleri Birliği” fikrini yaşattığını söylüyordu. 1933 yılında Atatürk ile General Mac Artur görüşmesi esnasında Atatürk tarafından söylenen söz: ''Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dâhil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım.'' (Türk Silahlı Kuvvetler Dergisi, syf: 26, sayı: 333, Temmuz 1992)

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Türk Kapısı" olarak nitelediği Azerbaycan Cumhuriyeti'ne bağlı Nahçıvan Özerk Bölgesi, Türk Cumhuriyetleri arasında Türkiye ile fiziki bağlantısı bulunan tek devlet olması nedeniyle Azerbaycan için özel bir anlam ve önem taşımaktadır.

Ermenistan ile İran arasında yer alan Nahçıvan, stratejik açıdan önemliydi. Türkiye ile Türk Cumhuriyetler arasında bir bağlantı olmasını isteyen Mustafa Kemal Atatürk, ilk önce İran ile toprak mübadelesi yapma yoluna gitti bu olmayınca da sınır hattındaki bu toprak parçasını, ücretini Atatürk kişisel olarak kendisi karşılayarak, İran'dan satın almıştır.


 3.BÖLÜM:  ATATÜRK’ÜN TÜRK BİRLİĞİ İLE İLGİLİ SÖZLERİ


“Tarih, kurduğun uygarlıkların övgüleriyle doludur. Varlığına kasteden siyasî ve toplumsal etkenler birkaç yüzyıldır yolunu kesmiş, yürüyüşünü ağırlaştırmış olsa da, on bin yıllık fikir ve kültür mirası, ruhunda eskimemiş ve tükenmez bir güç halinde yaşıyor. Belleğinde binlerce ve binlerce yılın anısını taşıyan tarih, uygarlık safında lâyık olduğun yeri, sana parmağıyla gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel! Bu, senin için hem bir hak, hem de bir görevdir."


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

"Bir gün mutlaka tüm Türk devletleri ile Çin Seddinde buluşacağız!" Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

".....Milliyet davası, siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek, müsbet ilme, ilmi usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde propagandalarda müsbet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkân şuurları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler ilkin KÜLTÜR meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük davasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.”

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”                                 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 


Gafil, hangi üç asır, hangi on asır

Tuna ezelden Türk diyarıdır.

Bilinen tarihler söylememiş bunu

Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,

Dinleyin sesini doğan tarihin,

Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak

Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,

Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları

Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz

Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz

Türk sadece bir milletin adı değil,

Türk bütün adamların birliğidir.

Ey birbirine diş bileyen yığınlar,

Ey yığın yığın insan gafletleri

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,

Dünya o zaman görecek hakikat nerede,

Hakikat nerede?


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


 


Ali ERİM




Bu haber 6,964 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,875 µs