En Sıcak Konular

Şeytan Sizi Fakirlikle Korkutur

11 Mart 2020 12:15 tsi
Şeytan Sizi Fakirlikle Korkutur Orkun Akar: Şeytan Sizi Fakirlikle Korkutur


Şeytan Sizi Fakirlikle Korkutur

 

Adem Ata ve eşi yaratılıp Tengri tarafından kendilerine ihsan edilen Adem cennetinde her türlü zorluklardan korunmuş olarak hayat sürerlerken iblis’in telkinleriyle kendilerine yapmamaları söylenen eylemi gerçekleştirince “ İniniz birbirinize düşman olarak “ ayeti gereği arza indirilmişler ve kendilerine tavsiye ayetinde de söylendiği gibi ( Yoksa size zahmet dokunur ) zahmet ve zorluk çekilen bir serüveni yaşamaya koyulmuşlardır. Başlıkta geçen “Fakir” kelimesinin etimolojik anlamına bakarak konumuza girelim. Bu konudaki hareket noktamız Bakara suresi 268. Ayeti olacaktır.( Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vadediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.)

Fakir:  Fakir kelimesi Arapça’da “delmek, kazmak, kırmak” manalarına gelen fakr kökünden sıfat olup asıl anlamı “omurgası (fekar) kırılmış kimse ”dir. Bu durumdaki insan gibi bir işe güç yetirememesi, başkasına muhtaç olması sebebiyle maddi bakımdan sıkıntı içinde bulunan kimseye de fakir denildiği ifade edilir. Fakire yardım edilmesi, onun yedirilip korunması hususunun işlendiği diğer ayetlerde ise bu kelimeyle halk dilindeki yaygın kullanımına da uygun olarak zengin olmayan, maddi sıkıntı ve ihtiyaç içinde bulunan kimselerin kastedildiği söylenebilir. Nitekim yurdunu terk edip günlerce aç susuz dolaşan Hz. Musa’nın kendini fakir olarak nitelendirmesi de bu duruma örnektir. ( Kasas " 24: Bunun üzerine Musa, onların davarlarını suvardı. Sonra gölgeye çekilip şöyle dedi: “- Ey Rabbim, doğrusu ben, bana hayırdan (yemek, içecek, yardım vb.) ne indirirsen ona muhtacım (Karnım aç bulunuyor/Fakirim).

Fakirlik kavramı üzerinden yapılan bu korkutma bahsini insanlık tarihi ve yaşanmışlığın tüm süreçlerinde ele alırsak ana , temel vurgunun açlık, gıda malzemelerinden yoksunluk üzerine kurgulandığını görebiliriz. Yani rızık ihsanının kesilmesi korkusu. Ama kendine Rahman ve Rahim olan diyenin şanına yaraşırmıydı bu durum? Bakara-268. Ayetinde ne buyuruyordu Tengri? Kendi katından bağışlanma ve bol “NİMET”. Bu nimet olarak adlandırılan kavramda İnsanın süreceği yaşamda ihtiyaç duyacağı her şey kodlanmıştır. Yazımızda işleyeceğimiz , işaret etmeye çalışacağımız ana konu bu kodun hakikati olacaktır en doğrusunu O bilir diyerek. Bu korkuyla neler yapmadı ki insanoğlu. Örneğin yazımızda irdeleyeceğimiz GDO bahsi. İnsan nüfusu çok fazla ve gıda malzemeleri yetmiyor, o yüzden Tengrinin yaratmış olduğu nimetlerin kodunu daha verimli hale gelecek şekilde değiştirelim ve her mevsimde yetiştirelim. Bakıldığında ne kadar da masum bir amaç gibi görünüyor değil mi? Açlık korkusu ile verilen vehim. Tengri uyarmadı mı kitabında? Bir ölçüye göre yarattım ve bu fıtratı diledim. Ne yaptırdı peki lain? Kahrolası nasıl ölçtü biçti…Ekini ve nesli bozacaklar işaretine rağmen. Yediklerimizin ne kadarı ilk fıtratındaki haliyle kaldı? Bu kadar genetik, metabolik hastalık ve arazlar niye bu kadar fazla? Bu girişten sonra verilen nimet kodunun hakikatine yönelik olarak yapacağımız tefekküre, temellendiği ayet ve konudan girelim hep birlikte.

İsrail oğulları ve Musa as Mısırdan ayrılınca 40 yıl boyunca dolaştılar ( Maide-26) ve kendilerine “Kudret helvası ve bıldırcın eti” olarak kodlanan bir ihsan/nimet eşlik etti bu serüvende. İlgili ayeti yazalım.

Bakara-57 : “ Ve üstünüze o bulutu gölgelik yaptık ve size verdiğimiz güzel rızıklardan yiyin diye üzerinize hem kudret helvası, hem de bıldırcın indirdik. Bize zulmetmediler, belki kendilerine ediyorlardı.” ( Araf-160 ayetinde de aynı konu zikredilir)

Man/Men/Manna : Kudret helvası. TDV İslam ans.de ;  “ihsan etmek, nimet vermek; başa kakmak” anlamlarına gelen menn kökünden türetilen men İsrail oğulları’na çölde verilen ve kudret helvası olarak bilinen yiyeceğin adıdır (Lisanü’l-ʿArab, “mnn” md.). Yunanca, Latince ve Batı dillerinde man veya manna (manne) olarak geçen kelimenin İbranice ve Aramice’deki karşılığı mandır (Kohler - Baumgartner, II, 596-597). O yiyen kişinin istediği yemeğin tadını almakta, çocuk için süt, genç için et, yaşlı için bal tadına dönüşmektedir (The Mishnah, Aboth, 5/6). İsa mandan “gökten gelen ekmek”, Pavlus “ruhani yiyecek” diye bahsetmektedir (Yuhanna, 6/31-65; Korintoslular’a I. Mektup, 10/3).

Selva/Şelav : Allah tarafından İsrail oğulları’na yetecek kadar yemeleri için gönderilen bıldırcın, bıldırcın kuşuna benzer bir kuş veya bıldırcından daha büyük güvercin gibi besili bir kuş olduğu şeklinde farklı rivayetler nakletmişlerdir (Taberi, I, 295-296; Fahreddin er-Razi, III, 87). Literatür bilgi olarak bunlar var. Konuya Kağanım, Atabeyim, Muhterem Hocam Oktan KELEŞ’ten öğrendiğimiz bilgilerin ışığı altında bir bakalım.

Konuyla ilgili diğer ayrıntıları veren ayetleri de yazalım önce;

Bakara-58 : Hani, “Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!”  deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik.   

Bakara-59 : Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.

Bakara-60 : Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.

Bakara-61 : Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın ayetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.

Şimdi bu ayetler ışığında konuyu tefekkür etmeye çalışalım. Firavunun zulmünden Musa as önderliğinde Mısırdan çıkarılan İsrail oğulları kendilerini takip eden Firavundan Musa as denizi yarması olarak anlatılan bir fevkalade olay sayesinde ( Portal/Yıldız geçidi/ boyut kapısı ? ) Bakara-57. Ayette geçen “ Bulutu üstünüze gölgelik yaptık “ ifadesinden anladığımız başka bir yere/gezegene alındılar. Niye böyle düşündük? Bulut ve gölgelik ifadesi  bence atmosferi daha oluşmamış ve zararlı ışınlardan etkilenen bir yeri sizin için elverişli bir yer haline getirdik anlamına gelmektedir.( Bulut/Ğamame: Gama ışınlarını bloke eden yapı) Takip eden ayetlerde de bu savımızı destekleyen ifadeleri göreceğiz. Bakara-58. Ayetinde şu memlekete/ karye gidin, kapısından/ el bab secde ederek yani o portal girişinden girerken yapmanız gereken faaliyetleri yaparak girin deniyor. Secde sadece ibadet maksadıyla söylenmez, anahtarın kilide secdesi kapıyı açar örneği konuyu anlaşılır kılmaktadır umarım. Ve asıl dikkat çeken husus girerken “HITTA” deyin deniliyor. Bu konuya girmeden bu alındıkları yer/gezegen ile ilgili işaret olduğunu düşündüğüm çıkarımımı arz edeyim. Girin şu “KARYE” ye.

KARYE: AK YER… Enerjisi tükenmekte olup içine doğru çöken yıldız; Beyaz Cüce….AK YER…

Beyaz Cüceler soğuk yıldızlar oldukları için az ısı ve ışık yayarlar. Bu yüzden beyaz cüce sistemindeki yaşama uygun bir gezegenin bulunması daha kolay olur. Çünkü beyaz cücelerde gezegenin yaşama uygun olması için ona çok yakın olması gerekir. Bence alındıkları gezegen Mısırdan çıkarıldıkları zaman diliminde Dünyaya en yakın konumdaki bir Beyaz Cücenin yakınındaki bir gezegendi Allahualem.

 

Bakara-59. Ayette onlar “SÖZÜ” kendilerine söylenenden farklı bir şekle soktular deniliyor. Ne demeleri istenmişti bir önceki ayette? Hıtta deyiniz. Demek ki Hıtta değil de başka bir şey dediler. Bunun sonucunda azap indiği söyleniyor. Devam edelim. Bakara-60. Ayette de asanı kayaya vur dendiği ve 12 pınarın fışkırdığı söyleniyor. Nasıl atmosferi önceden düzenlendiyse buraya geldiklerinde su da Musa as yaptığı bir faaliyet sonucu çıkıyor. Bakara-61. Ayette kavmin, geldikleri yere özgü gıdalardan istemeleri sonucu buradan tekrar geldikleri yer olan Mısıra indirildiklerini söylüyor. “ İhbutu MISRAN” ifadesiyle. Mısran ifadesini inin şehre diye tefsir etmişler. Önceki ayette şehir, kent, bölge olarak “ KARYE” diye çevirmişler. Karar versinler şehir, kent olarak Karyeyi mi Mısran’ı mı alacağız. Burada ben naçizane alındıkları gezegenden tekrar başlangıç noktasına yani Mısıra indirildiklerini düşünmekteyim hak etmedikleri için. Şimdi söylemeleri gereken sözü söylemeyip ayette de söylendiği gibi değiştirdikleri bu söze ait duruma bakalım. Kentin kapısından girerken HITTA deyin denmişti;

 

EL BAB (Tanrı Kapısı) / HITTA " SÖYLEYİN DENİLEN KELİME

Sözü değiştirdiler ! HITTA diye söyleyin diyen Tengri ! Onlar Tengriyi bırakıp, başka seslenene kulak verdiler.



EL BAB/ HITTA : De kode edelim. BABEL TAHTI… Babil Tahtına oturanın söyleyin dediğini söylediler. Malek/Molok…Çocuk kurban edilen sözde Tanrı.

BABİL KULESİ&BURJ KHALİFA… HAMAN KULE

Beraberlerinde taşıdıkları ve içinde Musa ve Harun as.dan kalan şeylerin olduğu söylenen Ahit Sandığındaki güç bunlara ‘’ Taht Sahibi’’ gücü veriyordu. Bu Ahit sandığında  Men ve Selva ile adlandırılan temiz rızkın kodları da vardı Allahualem. Mısıra tekrar indirilirlerken  ahit sandığı alındı bunlardan ve film işte o zaman koptu. Kudret helvası ve Bıldırcın eti yani Manna ve Selva/ Şelav ile kodlanan bu temiz rızık koduna bakmaya çalışalım şimdi.

Mısırdan çıkarılarak ortam ve koşullarını bilmedikleri bir yere alınan bu kavmin yaşamlarını idame ettirebilmek için en önce temel ihtiyaçları olan yeme ve içme işlerinin karşılanması gerekmekteydi. Üstelik atmosferi ve su durumu yeni düzenlenmiş bir yerdi burası. Çoluk çocuk ihtiyarı genci yığınla insan. Hiç düşünüldü mü acaba bu kadar kalabalık bir insan topluluğunun yeme içme ihtiyacı nasıl karşılandı? Üstelik  bu sürenin 40 yıl olduğu bilgisini düşünürsek.(Maide-26)  İşte savımıza geliyoruz yavaş yavaş. Men ve Selva ile kodlanan temiz rızıkla bu ihtiyaçları gideriliyordu. Adem cennetindeki durum gibi neredeyse. Yiyene zahmet çektirmeyen ( Dışkılama) kokusuz, renksiz vb rızık. Ayette bundan şikayetçi olduklarını anlıyoruz. Söyle Rabbine biz TEK çeşit yiyeceğe katlanamayız. Bize yerin çıkardıklarından yani çıkarıldıkları yerde yedikleri soğan, mercimek vb den de indirsin.

Manna : MA  NNA :  MA/SU  NNA/NAN EKMEK YANİ BUĞDAY… Adem atanın inerken beraberinde indirdiği Buğday. En temel rızık kodlamamız nasıldır ? Ekmek ve Su. İşte Manna ile Suyun ve Buğdayın kodu yani bilgisi yani bu ihtiyacı karşılayacak ŞEY in bilgisi verilmiş Allahualem.

Selva/Şelav: Yer bilgisi ile anlatırsak, Manna ile su ve karbon hidrat ihtiyacı karşılanırken Selva ile de protein/ Amino asitlerin ihtiyacı kodlanmalıydı değil mi? Bakalım öyleyse.

SELVA/ŞELAV: AV LEŞ !!! ET !!! Size tertemiz olarak bu ihtiyacın Rızık kodunu verdik siz ise yerin mahlukatını avlayıp yemeye tamah ettiniz size fısıldayanın telkiniyle. Oysaki üzerine Rabbinizin adı anılmadan elde edilen her av etinin leş hükmünde olduğunu bildiğiniz halde.

Bu durumun daha önceleri de farklı tezahürlerle yaşandığını anladığım şu bahse de değinelim.

STU BOĞDA… Yaşanmış, geçmiş, kayıtlardan silinmiş sadece yaşayanların bildiği çağların bilgisi. Bu konu ve ifade hep zihnimin bir köşesinde parlar durur. Bu yeni yazıyı yazarken ışıması daha da arttı adeta Hey ! Bana bir daha bak dercesine.

STU: SU/SUDA

BOĞDA: BUĞDAY (Rize Çayelinde buğdaya Bogda; Ege de ise Buğdey/Buğde derler)

SU VE BUĞDAY!

Her nesil rızkıyla ilişkilidir yerde. Ve adeta bu ifade de olduğu gibi rızıkları sürdükleri Çağ olur. Stu Boğda çağları… Aşırı gidip azgınlığa sapınca rızıkları onların sonu da oldu aynı zamanda.

STU BOĞDA: SUDA BOĞTU… Siz buna Tufan deyin, Mu deyin, Atlantis deyin isterse…

Çeşitli konularla devam edelim. Adem atanın Cennetinden indirilme bahsi de rızıkla kodlanır yani yememesi gereken Elma ile. Dünyaya eren babalar bu yüzden Ayak Yolu derler. İner inmez Atamız hacetini giderme sıkıntısına düştüğü için.

Yunus Babaya Hünkar Hacı Bektaş Veli Buğday mı yani rızık mı istersin yoksa Nefes mi derken bu konuya işaret etmiştir. Rızık peşinde koşma o nefeste hepsinin kodu var.

Firavun Musa as.a İsrail oğullarıyla gitmelerine müsaade etmeyince sırasıyla sel, çekirge, suların kan rengine boyanması vb gibi rızıklarına gelen felaketlere uğradı. Bu yüzden onların peşine düştü hem ucuz iş gücü kölelerden olmamak için hem de beraberlerinde götürdükleri rızık kodunun da olduğu ahit sandığını ele geçirmek için.

GDO yüzünden insan neslinin yüz yüze kaldığı felaketler ortadadır. Ekini ve nesli mahvedince insanın fizyolojisi, genetiği bozuldu. Çünkü verilen rızkımızın koduyla oynadık. Bunu neden yaptık ? Çünkü şeytan bizi fakirlik ve açlıkla korkuttu.

Rızkın bir gün kesileceğini düşünenler Norveç te inşa ettikleri gibi Kıyamet ambarları kuruyorlar ve içinde GDO suz, ilk fıtratında olan tohumları stokluyorlar.

İsrail oğullarının iddia ettiği Vaat edilmiş topraklar bahsi de öyle onların dediği gibi değildir. İşte kendilerine verilen rızıktan yüz çevirince tekrar Mısıra indirildikleri söyleniyor ( en doğrusunu O bilir) İHBİTU MISRAN denilerek. Bakalım neresiymiş oralar…

IHBİTU MISRAN:  İN! BU HAT MISIR’la sınırlı; Öyle Nilden Fırata, Kıbrıstan Hicaza kadar değil yani. Ayrıca biraz daha kelimeleri de kode edersek anlamlı ifadelere ulaşabiliriz.

MISIR HABİTUN/HABİTUES. Mısırın devamlı müdavimleri.

MISIR HABİTUS: Yaşam çevresi Mısırla sınırlı.

TANIMI HABİS UR: Habislik damgasını yediler.

BİTİMİ HUSRAN: Sürecekleri demin sonunda onları bekleyen durum.

HUN BİTİR SAMİ: Hun nesli bu habis düzeni bitirecektir Allahualem.

Bu hattı, sınırı kabul etmediler, bu yüzden dünyanın dört bir tarafına sürüldüler.

Türk rızkın peşinde koşmaz; rızkın tükeneceğinden endişe etmez. Bilir Tengrisini. Çünkü YAŞAYANLAR bilir STU BOĞDA yı… Ne deniyor dinle bak;

Tarihlere sorun ki bize ÖLMEZ TÜRK derler.

Kutlu atalarının fahri, Kağanım, Atabeyim, Kıymetli Hocam. Nefesiniz nefes oldu bizlere. Öğrettiğiniz hakikat damlaları için sonsuz şükranlarımı arz ederim. Kıymetli okuyucularımız, sahi Su taşını bulabildik mi? Muhabbetle…

                                                                                                           Orkun AKAR




Bu haber 4,074 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,625 µs