En Sıcak Konular

Hz. Süleyman ve At Kıssasının Tengri’nin Türk’ü Kapsamında İncelenmesi

9 Aralık 2019 08:53 tsi
Hz. Süleyman ve At Kıssasının Tengri’nin Türk’ü Kapsamında İncelenmesi Hz. Süleyman ve At Kıssasının Tengri’nin Türk’ü Kapsamında İncelenmesi

HZ. SÜLEYMAN VE AT KISSASININ TENGRİ’NİN TÜRK’Ü KAPSAMINDA İNCELENMESİ

Bilindiği üzere, sıklıkla Kuran-ı Kerim’de Türklerden bahsedilmediği aksine birçok hadis gösterilerek peygamberimiz Hz. Muhammed’in Türkleri kötülediği iddia edilmektedir. İddia edilenlerin aksine Kuran’da Türklerden hatta Gök Soylulardan, Göktürklerden nasıl bahsedildiği hususu izah edilmeye çalışılacaktır.         

Konumuz ile ilgili ayet Sad Suresi 30,31,32 ve 33. Ayetleridir. Diyanet İşleri Başkanlığının yeni mealine göre ayetlerin meali şöyledir:

Sad Suresi 30. ayet: Dâvûd’a Süleyman’ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.

 Sad Suresi 31. ayet: Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.

Sad Suresi 32 ve 33. ayetler: Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, “Onları bana geri getirin” dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Bizim burada üzerinde yoğunlukla duracağımız konu “bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar” olacaktır. Öncelikle belirtelim ki; ayetlerde Süleyman peygamberin ismi yalnızca 30. Ayette Davut Peygambere verilen ne güzel bir kul olduğu hususunda geçmektedir. 31,32 ve 33.ayette ise Süleyman Peygamberin ismi geçmemektedir. Bu sebeple bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulan kişi lütuf olarak"nitekim önceki ayette Davut Peygambere güzel bir kul olarak Süleyman peygamberin verildiğinden bahsedilmişti- Davut Peygamber  olması muhtemeldir. 34.ayette ise “Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık.[464] Sonra tövbe edip bize yöneldi.” Denilerek Süleyman Peygamberin  tahtının üzerine ceset konularak imtihan edildiği anlatılmıştır. İmtihana sebep olan şeyin ise  Süleyman Peygamberin  “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” sözleri olmalıdır. Nitekim 35.ayet ile Süleyman peygamber gördüğü şey karşısında neredeyse dehşete düşmüş ve “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” Diyerek Süleyman Peygamberin yaptığından bağışlanma dilediği görülmektedir. Süleyman Peygamberin tahtına koyulan ceset konusu  ise bu yazının konusu  olmamakla birlikte olayın muhataplarının irdelenmesi açısından kısaca değinilmiştir. Yani atın getirilmesini isteyen Süleyman peygamberdir. Akabinde bu isteği ile ilgli olarak yaşadığı imtihan sebebi ile Rabbinden bağışlanma dilemiştir.

Anılan hadislerin tefsiri  hususunda ise bir mutabakat olmayıp ayetin lafzi ile bağdaşmayan tefsirler yapılmıştır. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı tefsiri de aynı şekilde yağılan tefsirlerin kabul edilemez olduğu izah edilmiş, ancak ayetleri açıklamaya yönelik herhangi bir tefsir yapılmamıştır. Diyanet İşlerinin tefsirini olduğu gibi dikkatelerinize sunuyorum:

 “Tefsirlerde bu âyetlere, bizim tercih ettiğimizden oldukça farklı bir anlam daha verilmektedir. Buna göre söz konusu âyetlerin meâli şöyledir: Bir gün akşama doğru alımlı, soylu koşu atları Süleyman’ın önüne getirilmişti. Süleyman, “Ben mal sevgisini rabbimi anmaya tercih ettim (Mal sevgisi bana rabbimi anmayı, ikindi namazını kılmayı unutturdu)!” dedi. Artık güneş perdesinin arkasına çekilip gözden kaybolmuştu. Süleyman “Atları bana geri getirin” dedi; getirilince de (günah işlemesine sebep oldukları için) bacaklarını ve boyunlarını bir bir kestirmeye başladı.

 

 Tefsirlerde her iki meâl istikametinde de yorumlar yer almaktadır. Ancak biz, bu ikinci meâli isabetli görmüyoruz. Çünkü öncelikle bir peygamberin, Allah’ı unutacak kadar kendisini mal sevgisine kaptırması, ayrıca çok sayıda (bazı rivayetlerde yirmi bin) atı katliamdan geçirecek kadar insafsız, kendi hatasının bedelini mâsum hayvanlara ödetecek kadar adaletten uzak olması mümkün değildir. Bu anlayışa bakılırsa Hz. Süleyman kendisini atların sevgisine kaptırmışken güneş batmış, ikindi namazının vakti geçmişti. Öncelikle âyette güneş kelimesi geçmiyor; atlardan söz edilirken mecazi bir ifadeyle onun / onların gözden kaybolduğu bildiriliyor (Burada “gözden kaybolma” anlamındaki “tevâret” fiili nin gizli öznesi tekil de çoğul da olabilir). Gözden kaybolanın atlar olması sözün akışına daha uygun düşmektedir.

 

 Öyle anlaşılıyor ki Süleyman’ın peygamber kişiliğiyle bağdaşmayan, bu sebeple de bizim tercih etmediğimiz yorumun aslı İsrâiliyat kaynaklıdır. Ayrıca hikayeye ikindi namazı gibi bazı İslâmî unsurlar da katılmıştır. Yahudi geleneğinde babası Dâvûd gibi Süleyman da bir kral olarak telak ki edildiği için ona peygamberlikle bağdaştırılması imkânsız bu tür kötü isnatlarda bulunulmuş olabilir (bazı örnekler için bk. Kitâb-ı Mukaddes, I. Krallar, 11/1-10). İslâm inancında Dâvûd gibi Süleyman da peygamber olduğundan, peygamberler hakkında son derece yüceltici ifadeler kullanan Kur’an’da Süleyman’ın Allah’ı unutacak kadar mal tutkunu, zalim ve insafsız biri olarak tanıtılması mümkün değildir. Nitekim Kitâb-ı Mukaddes’in anılan bölümünde Hz. Süleyman’ın âhir ömründe ecnebi asıllı eşlerinin telkiniyle tek tanrı inancından saptığı, putlara taptığı bildirilirken Kur’ân-ı Kerîm’de bu iddialar, “şeytanların uydurmaları” olarak nitelenmekte ve Süleyman hakkında böyle bir inancı benimseyen yahudiler eleştirilmektedir (Bakara 2/102).”

 

Netice itibariyle, ne yazıkki bu ayetler ile anlatılmaya çalışılan olay bazı tefsirlerce ya saptırılmış ve üzeri örtülmüş ya da hiç açıklanmamıştır.  Bazı tefsirlerde ise bahsedilen atların “kanatlı” oldukları bazı tefsirlerde ise “denizden çıkan kanatlı at” oldukları geçmektedir.  İbni Kesir tefsirinin “kanatlı at” hususundaki izahı şöyledir:

“Allah Teâlâ buyurur ki: «Hani ona bir akşam, çalımlı ve cins koşu atları sunulmuştu.» Hz. Süleyman, saltanat ve ihtişamı içinde dururken kendisine cins koşu atları takdim edilmişti. Mücâhid, buradaki cins koşu atlarının üç ayağı ile dördüncü ayağının tırnak ucunda duran atlar olduğunu söyler. Âyetteki kelimesi de; sür'atli koşan, anlamınadır. Seleften birçokları kelimeyi böyle açıklamışlardır. İbn Cerîr der ki: Bize Muhammed İbn Beşşâr'ın... İbrâhîm et-Teymî'den «Hani ona bir akşam, çalımlı ve cins koşu atlan sunulmuştu.» âyeti hakkındaki rivayetine göre o, şöyle demiştir: Onlar kanatlı yirmi kısrak idi. îbn Cerîr haberi bu şekilde rivayet ediyor. İbn Ebu Hatim ise der ki: Bize Ebu Zür'a'nın... İbrâhîm et-Teymî'den rivayetine göre o: Hz. Süleyman (a.s.)ı meşgul eden atlar yirmi bin kısrak idi demiş, sonra da bu âyeti okumuştur. Bu rivayet doğruya daha yakın görünüyor. En doğrusunu Allah bilir. Ebu Davud'un Muhammed İbn Avf kanalıyla... Hz. Âişe (r.a.)den rivayetine göre; o, şöyle demiştir: Allah Rasûlü (s.a.) Tebük "veya Hayber" gazvesinden dönmüştü. Âişe'nin bulunduğu yerin kapısında bir örtü vardı. Rüzgâr esip de Hz. Âişe'nin oynamakta olan kızlarının bulunduğu yerdeki perdenin bir köşesini açınca Allah Rasûlü: Ey Âişe bu nedir? diye sordu. Hz. Âişe: Kızlarım, diye cevab verdi. Allah Rasûlü (s.a.) kızların arasında geriden iki kanadı olan bir kısrak görmüştü. Kızların arasında görmekte olduğum şey de nedir? diye sordu. Hz. Âişe: Bir kısrak, diye cevab verdi. Allah Rasûlü (s.a.)nün: Peki kısrağın üzerindeki şey nedir? sorusuna da iki kanat, diye cevab verdi. Allah Rasûlü: İki kanadı olan bir kısrak, diye şaşkınlığım belirtince Hz. Âişe: Hz. Süleyman'ın kanatlan olan atlannı işitmedin mi? diye sordu. Daha sonra Hz. Âişe der ki: Allah Rasûlü (s.a.) o kadar güldüler ki azı dişlerini gördüm.” Diyerek görülen şeyin kanatlı at olduğuna ilişkin tefsirlere yer vermiş ve bir de konuya ilişkin olarak bir hadis eklemiştir.

 

Yine ayrıca bu yazıyı okuyanlarca yapılacak araştırma neticesinde de anılan ayetlerin tefsiri hususunda mutabakat olmadığı anlaşılacaktır. Tefsircilerin anılan ayetlere bakış açısını ortaya koymak adına birkaç tefsire yer verdikten sonra, anılan ayetlerin lafzı ile de anlaşıldığı üzere tüm tefsirlerin belki de  tek ortak noktası Süleyman Peygamberin gördüğü “Ata” ya da gördüğü her neyse ona hayranlık duyduğu, onu birkez daha görmek istediği, gördüğü şeyin kendisini Rabbine yaklaştıracağını düşündüğü, gördüğüne şaşırdığı ve hatta bu hususta imtihan edildiği, imtihan sonrasında ise kendisinden başka hiç kimseye layık olmayacak bir hükümranlık istemiş, duası kabul edilerek Süleyman eygamberin emrine rüzgar ve birçok şeytan ve yaratık verildiğidir. Öyle ki; Süleyman Peygamber onların bacak ve boyunlarını meshetmiş" ayette geçen kelime-, silmiş yada meallere göre okşamıştır. Her iki durumda da övülen ve anılan bir saltanata ve güce sahip Süleyman Peygamberin sıradan bir atı gördüğü için şaşırmayacağı hususu açıktır.

Şimdi anılan ayetlerde, bu yazımızın konusuna uygun olarak, dikkatimizi çeken iki hususu  belirtelim:

  1. Davut peygamberin gördüğü nedir? Neden “at” olarak tüm ayetlerde ve tefsirlerde geçmektedir?

  2. Sad suresi 32.ayette geçen "Hatta tevârat bil-hicab" (perdenin arkasına gizlendiler) ile anlatılmak istenen nedir? Tefsirlerde ve mealde tercüme edildiği gibi gerçek bir atın perdenin arkasına gizlenmesi mümkün müdür?

     

  1. Anılan ayetlerde at kelimesi geçmemektedir. 31.ayette geçen ve at olarak tercüme edilen الص�'َافِنَاتُ ال�'جِيَادُۙ (safinatul ciyad) kelimelerinden “safinat” kelimesi Arapça “saafine”kelimesinin çoğulu olup bir şeyi parçaları birbirine eklenmiş olarak bir araya getirmek anlamına gelir. “Sefene” kelimesi atların üç ayakları üzerinde durması ve bir ayağının tırnağının ucuna basması için kullanılan bir kelimedir.  “Ciyad” kelimesi ise “cevad” kelimesinin çoğulu olup sağanak halinde hızlıca yağan yağmur manasındadır. Yani ayette “at” kelimesi geçmemekte ancak  “safinatul ciyad” kelimeleri dolayısıyla “bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar” olarak bir çok meal ve tefsirde tercüme yapılmaktadır.

  2. Sad suresi 32.ayette geçen "tevârat bil-hicab" tabiri ise “perdelenip kayboldu” manasına gelmektedir. Bir çok mealde ve tefsirde yazıldığının aksine -ki bazı tefsirlerde bu atların sayısı binlerle ifade olunmaktadır- görülen atların bir anda perdelenip gözden kaybolmasının mümkün olmadığı açıktır. Kaldı ki; atların kaybolması anlatılmak istenseydi "tevârat"  kelimesi yeterli olurdu. Şöyle ki; “tevârat"  kaybolmak ya da süpürmek anlamına gelmekte olup meallerde yazan ya da tefsirlerde anlatılan atların gözden kaybolması durumunu anlatmaya elverişlidir. Oysaki "tevârat bil-hicab" tabiri ile kaybolmanın aniden gerçekleştiği, sanki bir anda örtü ile kapanmış gibi kayboldukları anlaşılmaktadır.

Peki anılan ayetler ile anlatılan nedir, görülen nedir? Burada Sayın Oktan KELEŞ tarafından yayınlanan 14.yy ait “eski dünya tasvirini” anlatan Tibet’te bulunan Türk boyları, bilgelerince kaleme alınmış ve Tepet-Tüpüt-Tibet yazmasına bakmamız gerekmektedir. (https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7221) Bu tasvir ile Dünya’nın görünmeyen bir kısmının olduğu, Dünya gezegenin bugünkü göründüğünden ve bilindiğinden çok daha büyük olduğu, görülmeyen kısımda da 4 tasvir bulunduğu, bunların At, Şahin, Ejderha ve tuhaf yaratık olduğu, dört tasvirin dört kavim imparatorluğunun gücünü temsil ettiği açıklanmıştı.

Şimdi ise kısaca Tengri’nin Türk’ü kitabından Gök Soylu Göktürklere ilişkin bölümden kısaca bahsedip kısa bir analiz yaparak ayetin manasının ne olabileceğini sizlere bırakacağım.

Tengri’nin Türk’ü kitabındaki bir bölümde Baş Yalvaç Okyay’ın Hikayesini anlatmaya başlar. Okyay Kulbak Bilge’nin talimatı ile yola çıkar ve bu bölümde yol boyunca Okyay’ın yaşadığı olaylar detaylı bir şekilde anlatılır. Bu bölümde Kulbak Bilge öncelikle Okyay’dan yeryüzünü bitki ile imar eden OMG’ların diyarı Tan Ormanlarına gitmesini söyler. Tan Ormanlarında ise OMG’ların başı olan Akay, Okyay’a Gök Soyluların Kayalıklarına gitmesi gerektiğini söyler. Okyay tüm gece yürüyerek iki vadiyi merdiven ile ayıran uçuruma gelir. Orada ortaya çıkan iki atlının Okyay’a “Yere inmeden göğe çıkamazsın.”  Demesi üzerine Okyay yüzlerce basamak inip yüzlerce basamak çıkarak karşıya geçer. Bu bölümde bahsi geçen Gök Soyluların Gök Ada’dan gelen Göktürkler olduğu açıklanmıştır. Adı ODATA olan bu kayalıkların ardında ise yılkı atlarının dolaştığı has bahçe bulunmaktaymış.  Okyay burada devasa bir at görür ve atın Tengri’nin Atı olduğunu sanır. Bunun üzerine bir Gök Soylu Okyay’a Tengri’nin ata ihtiyacı olmadığını onun bir binengeç olduğunu söyler. Burada Göktürk Okyay’a bilgiler verir ve yerdekilerin başı ne zaman sıkışsa yardıma geldiklerini söyler.Okyay’a su taşını bulma görevi verilir ve Okyay su taşını bulmak için kuyadaki zaman çarkına girer ve Adem olarak 1960’larda Fatih’te yeniden doğar.

Tengri’nin Türk’ü kitabından Gök Soylulara ilişkin olarak analatılan bölümü özet olarak aktarmaya çalıştım. Burada önemli olan husus Okyay’ın devasa bir at görmesi ve gördüğü atı Tengri’nin atı sanması ancak onun bir uzay binengeci olmasıdır.

Yukarıda belirttiğimiz üzere, her ne kadar anılan ayetlerde “at” kelimesi geçmesede tefsirler ve meallerde ayetlerin “atı” anlattığı genel kabul görmüştür. Yine ayetlerde bahsedilen şeyin “at” olarak kabulü ile ortaya çıkan çelişkiler açıklanmıştır.

 

 

Bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar

 

 

Bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu at görünümde uzay binengeci.

Yukarıda detaylıca Sad 31,32 ve 33. ayetleri detaylıca irdeledik. Belirttiğimiz üzere, anılan ayetlerin tefsirine ve mealine ilişkin bir mutabakat İslam Alimleri arasında yoktur. Ancak, 14. Yy ait Türk bilginlerince yazılan “eski dünya tasviri”, Süleyman peygamberi şaşırtıp hayrete düşüren, akabinde imtihana tutulup “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet!” diye dua ettirecek, duasının kabul edilmesini ve kendisine emriyle dilediği yöne doğru tatlı tatlı esen rüzgârın, bina kuran ve dalgıçlık yapan bütün şeytanları ve zincirlerle bağlanmış diğer yaratıkları onun buyruğuna verilmesini sağlayacak şeyin at olamayacağı açıktır. Bahsi geçen at dünyalar güzeli de olsa at görüp hükümranlık istenmeyeceği aşikardır. Onlar (Süleyman ve Davut peygamber) nasıl bir güç ve saltanat ile karşılaştılar da bağışlanmanın ardından Süleyman peygambere tatlı tatlı esen rüzgârın, bina kuran ve dalgıçlık yapan bütün şeytanların ve zincirlerle bağlanmış diğer yaratıkların hükümdarlığı buyruğuna verildi? “Eski dünya tasviri” ile de izah edildiği üzere,  4 kavmin At, Şahin, Ejderha ve Güneş’e bakan hem metafizik hem de fizik varlıklarını, cinler, başka dünyadan varlıklar vs. Temsil eden tuhaf yaratık arasında savaşlar  ve zaman zaman da müttefiklik olduğunu yine Oktan KELEŞ’in açıklamalarından anlıyoruz. Yani Süleyman ve Davut peygamberin gördüğü at değil, At semboli ile temsil edilen görünmeyen Dünya’da yaşayan kavimden birisi yada birileri  olması muhtemeldir. Bu açıklama Süleyman Peygambere rüzgarların ve bina kuran ve dalgıçlık yapan bütün şeytanları ve zincirlerle bağlanmış diğer yaratıkların nasıl emrine verildiğini de ortaya koymaktadır.  Kaldı ki, eski dünya tasvirinde resmedilen olaylar yıllardır mitlerde ve bir çok öğretide anlatılagelen olaylardır. Söz konusu 14. Yy ait Tibet yazması belge ile anlatılan mitlerin gerçek bir vaka olduğu anlaşılmıştır. Yine Oktan KELEŞ tarafından Tengri’nin Türk’ü kitabında çizilen ve Gök Soylulara ait, dikkat edilirse bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu at gibi duran, uzay binengeci de Sad suresi 31.ayetin tarifine neredeyse birebir uymaktadır. Takdir sizlerindir...

08/12/2019

Dudu BOZKURT



Bu haber 3,719 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,289 µs