En Sıcak Konular

Tengri’nin Türk’ü; Türk, Hakikatine Eriyor

28 Ağustos 2019 08:30 tsi
Tengri’nin Türk’ü; Türk, Hakikatine Eriyor Tengri’nin Türk’ü; Türk, Hakikatine Eriyor

          TENGRİ’NİN TÜRK’Ü;  TÜRK, HAKİKATİNE ERİYOR

 


 “Kıymetli okuyucular yazının ana teması hayat. Ve bu bağlamda Ok-oz’dan Ötüken’e, Ötüken’den günümüze TÜRKLER tarafından  mücadelesi verilen bu kavramın manasını, önemini ve süreç içerisinde olup bitenlerin daha iyi anlaşılması adına, Oktan KELEŞ Bey’in eserini hiç okumamış birinin dahi bu yazıyı okuduğu zaman aklında bir portre çizebilmek için konular Deruni Devlet, Kulbak Ata, Kopuz Ata, Kambala, Tengri’nin Türk’ü eserleri uzun bir süre çalışıldıktan sonra Yüce Kur’an ile ilişkileri kurularak yazıya alınmıştır. Saygılar. “
  
 Her zaman olduğu gibi yine Deruni bir sohbetteyiz Kutlu Demirci Ocağında. Din ve mezhepler tarihi üzerine pür dikkat dinliyoruz Deruni Babayı. Konular geniş ve bir o kadar da sıkıntılı. Bin dört yüz yıllık buhranlı bir İslam alemi. Hakikat bilgisine haiz olanların dışındakiler yoldan saptı. Yalanlar gerçek, gerçekler yalan sayıldı. Peki hakikatin bilgisi kimlerin elindeydi? Düstur odur ki, ‘aramakla bulunmaz lakin bulanlar arayanlardır’. Bulanlara selam olsun. Deruni Baba münezzeh olan yüce İslam’ın insanlara bir sorun haline getirilişine kızmış olsa ki muhabbetin akışı sırasında sorularıma cevap ile birlikte şöyle bir söz sarf ediyor: “Sen önce Türk kimdir onu öğren! Diğerleri de Müslümanlığı öğrensin.” Bu ifade çok manidardı, bir ara bu cümlelerin içerisinde derin düşüncelere kapılıyorum. Kendimi bildim bileli kıvanç kaynağımdı Türklük. Ama Baba Erenler “öğrenin” diyordu, demek ki Türklük milliyet meselesinden öte erilmesi gereken bir hakikatti. Peki neydi bu hakikat? Öyle ki o hakikate erenlere yüce Kur’an: "Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık, kendisine her konuda bir yol verdik.”(Kehf-84) diyordu. Bu ayeti kerime Zülkarneyn (Oğuz Kağan) (a.s) hakkında inmişti. Türklük hakikati ve bu ayet arasında bağlantı kuramayan kardeşim, ne sanırsın? Zülkarneyn kimdir bir bak!

https://www.youtube.com/watch?v=dMEmD3df9lQ

Tamda burada başlıyoruz meseleye. Geçmişini bilmeyenlerin gelecek için hiçbir tasarrufları yoktu. İzmir Tire’deyiz, yıl 2017. Demirci Babanın çağrısı üzerine birlenmişti gönüller. And içmeye, demir dövmeye varılmıştı huzura. Bilenler bilir bu manayı, okyanusları damla kılacak o gönül seksen kalpereni bağrına basmıştı. Oktan Baba’nın köy evindeyiz. Daha önce Kalperen Ocağında resimlerini çizmeye başladığı kitabı açıyor. Orada olanlar nefeslerini tutarak resimleri inceliyor, kendince mana vermeye çalışıyor. “kim bunlar sultanım” diyorum, “Adem’den önceki peygamber” diyor. Burak kardeşimle birbirimize bakıyoruz hayretle. “ nasıl ya?” diyoruz, “Adem’den önceki insanlar” diyor. ”Hz. İnsan!”. Deruni Baba’nın bu ‘Deruni Tasavvufu’ karşısında sadece hayret ediyoruz. Sırlar sırları bağrına basıyor Demirci Ocağında, faş olması gerektiği güne kadar. Hakikat bilgileri masalların önüne geçiyordu bu çağda, şahitler yazıldı tarihe. Bu hayret verici bilgiler ile ertesi gün ‘Kutlu Dağ’a tırmanıyoruz, Tengri Dağına. Gece davetli ve davetsiz misafirlerimizin olacağından habersiz. O gece olan oluyor olmuşun içinde, çağlar öteden Ata Kulbak geliyor, Göktürkler zuhur ediyor şerrin bağrına saplanan bir pusatçasına. Kutlu Kurgan bağrındaki sırrı açıyor neferlerine. Türkün kadim yoldaşları Gökbörü ve Tulpar’da  orada. Türk her çağda hakikati ile yaşıyor.  Konu hakkında bilgi edinmek isteyene Erol Abimizin gezi notlarını tavsiye ediyorum.

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,6187
 Nihayet üç yıl sabırla beklemek meyvelerini veriyor ve Tengri’nin Türk’ü kitabının basım haberini alıyoruz, heyecan hat safhada. Gece gündüz bu çalışmaya kendini adayan kıymetli Gönül Sultanımız, Oktan KELEŞ Beye şahsım ve Türk milleti adına şükranlarımı arz ediyorum. Nihayet kitap elime ulaşıyor. Demek bir Türk varmış birde Tengri’nin Türk’ü diyorum ve kitabın kapağını açıyorum, önüme bir resim geliyor. 


                       

“Türk Tengri’nin yanında olanmış” diyorum kendime ama bu kadarda değil. Türk Tengri’ye inanmaz da, o zaten Tengri’yi bilir. Neden inansın ki, insan gördüğünü bilmez mi? Bu hakikat karşısında aklıma Şahım Ali (a.s)’ye sahabenin sorduğu o soru gelir. “Ya Ali, sen Allah’ı gördün mü?” sorusuna, “görmediğim Allah’a secde etmem” demişti Allah’ın arslanı. İlim şehrinin kapısı olan Hz. Ali bu ve nice hakikatlerin zaten maliki idi. Buradaki görmeyi birçokları baştaki gözler ile görmek zannetse de, “Gerçek şu ki, kör olan gözler değil! Kör olan göğüslerde olan kalplerdir.”(Hac-46). Kadim Türklüğe bak diyorum, çağlar ve yaratışlar ötesi. Türklük bilinci ile Hz. Ali’nin bilincini karşılaştırıyorum, aynı bilinç. Manada Ali soylu Türk, zahirde Türk soylu Ali’m diyorum, bilenlere aşk olsun. 

Ok-oz ile ad bulan mana alemin de zaman ve mekan kaydı yoktur. Kül Tigin Yazıtı kuzey yönü bu hakikate şöyle işaret etmekte; "Zamanı tengri yaşar, kişi oğlu ölmek için doğmuştur." İşte bu mana alemi Ok-oz’da başlar Türk’ün hakikati. Tengri, buyruklarına töresine uyanlara ‘Türk’ adını vermişti. Yani, töreli bilge savaşçı manasında. İşte ilk düşmanı burada türedi Türk’ün, adı Görsay iken görmez-körmez oldu hasetinden. Daha ortada Adem yok iken tasavvuftaki karşılığı ‘Hz. İnsan’ olan ‘soy başlatıcı’ atalar idi onlar, Türkler.

İlk buyruk-töre sahibi ATA, Kutsal Hayat Ağacının tohumundan gebe kalan Umay Ananın oğlu. Yani ATA TÜRK! O rahmani bir yaratılışa sahipti. İlk töre-buyruk alan ve ona uyanlara Tengri Türk demişti. Bu hadisenin aynıları sonraları yüce Kur’an da geçecekti. “Meryem; ‘ bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir? Dedi. (Meryem-20) , “Cebrail, ‘ evet, öyle. Rabbin diyor ki; O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle taktir ettik. Bu zaten ezelde hükme bağlanmış bir iştir’ dedi. (Meryem-21)  “ Böylece Meryem çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. (Meryem-22)

Tin’ini hayat ağacından alan ATA TÜRK hayat var oldukça soyu ile var olacaktı. Hayat hiç yok olur mu? Son bulan mühlet yani yaşam değil miydi? Bu hakikatler bana canım pirim Oktan Baba’nın “Tengri’den Tengri’ye, Hayy Hu” nefesini daha anlamlı kılmıştı. “Tengri ölmez ki Türk ölsün” sözü boşuna aktarılmamıştı kuşaktan kuşağa Türk milletine. Mekanı, benliği, maddeyi ve zamanı aşan bir bilincin, hafızanın ürünüydü bu söz.

Tengri, buyruğuna itaat eden Türk Atalara yurt verdi adına ‘Ötüken’ dedi. İlbey kılınmıştı Türk bundan sonra. “Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, O’da onu içinde daimi kalacağı altından ırmaklar akan cennetine sokar, bu da en büyük kurtuluştur. (Nisa-13). Düşmanı körmez (görsay) takipte idi, savaş açtı Türk’e. Türk ordu kurdu Tengri adına. Zararlı çıktı körmez (görsay), dişisi albastıyı öldürdü Türk. Başıboş kalan albastının tini daha sonraları arz da Kavm-i Türk’e musallat oldu. Bilgeler alkarısı dedi uyardı budunu. Ok-oz’da mana aleminde yalnız değildi Türk. Yol açan ‘ParsBörü’ yanındaydı Türk’ün. Tire’de zahire de yansımıştı görenlere ve körmezlere mesaj açıktı, Türk sahipsiz değildi. Mana alemi Ok-oz da savaşı kaybeden körmez (görsay) karanlık yere hapsoldu. Türk ise anladı, uğraşı tengri için değil Tengri’yi bilerek vermek gerekti. Daha sonraları Tengri körmez (görsay)’i affetmişti. Bir adam yaratmıştı Tengri. Yasak kılmıştı, ‘yasak ağaca’ adamı(Ademi) ve körmezi-şeytanı (görsayı). Körmez-şeytan (görsay) adamı (Ademi) azmettirmişti, yasağı çiğnetmişti. Mana alemi Ok-oz’un nimet yurdu Ötüken’den kovulmuştu her ikiside. “ Derken, şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de : “Haydi dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.” (Bakara-36). Daha Ademin ve oğullarının yaşamları, öyküleri yeni başlar arzda. Öncesinde hakikatler alemi vardır, Ok-oz ve niceleri.  “Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık. (Duhan-32)” Yazının giriş kısmının bu şekilde ilerlemesi belki de hakikatinden uzak, bir ideoloji haline getirilmeye çalışılan Türklüğün-Türkçülüğün artık hakikatine bürünüp zuhur edişinden olsa gerek. Çağ hakikat çağıdır,

 Ey Türk! Titre ve kendine dön!

Tengri’nin Türkü, Kulbak Bilge, Kopuz Ata ve diğer eserlerde olduğu gibi göze çarpan bir durum söz konusu. Resmin bütününü görebilmek daha doğru bir idrake varabilmek için tüm bu eserleri Kur’anı Kerim başta olmak üzere günlerdir incelemeye gayret ettim ve gördüm ki hakikaten kolay iş değilmiş. İşte tam burada sultanımız Oktan Babanın ne kadar büyük emekler verdiğini, bizimkinin onun uğraşının yanında devede kulak bile olmadığını anlamış ve kendisine olan saygım çok daha derinleşmişti. Ellerinizden öperim kıymetli pirimiz sağolun her daim Ötükenimizde varolun. Resmin tamamında ise göze çarpan merkez unsur ‘hayat!’ Öyle ki konuya ilk giriş ilk yaratılıştan başlıyor. Yaratılan ve yaratılacak olanların hayat kaynağı ‘Kutsal Hayat Ağacı’. Sonraları bu ağacın tohumundan doğan ve ilk buyruk-töre alan ATA, Körmez(şeytan-görsay)’in düşmanlığına karşı koyacaktı. Zira körmez(şeytan) ebedilik peşindeydi. Zannınca kutsal hayat ağacını ele geçirirse hayatın sahibi olup hayat verecekti. Neye? Aklında Tengri’yi oynamak mı vardı yoksa? Zaten Tengri’yi suçlamıştı. Neyse ki zafer Türk’ündü. Fakat körmez(şeytan) vazgeçmemiş kendine maşa olarak bu sefer yeni yaratılan Adem’i seçmişti. Ve ne yazık ki Adem bu tuzağa düşmüştü. “ Ey Adem ve eşi o ağaca yaklaşmayın”(Araf 19). Had çizgisi sınırını aştılar. Kopardığı meyve (Kader) dünyaydı. Kopardığını yere düşürdü. Eğildi düşeni avucuna aldı sonra eşine uzattı, verdi dünyayı. “Dünyaya eğilme, cennetinle değişme.”, “Verme dünyaları alsan da bu cennet vatan(Ötüken)’ı.) "(Kulbak Bilge Kitabından)

Derken, şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de : “Haydi dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.” (Bakara-36).  Bu noktadan sonrasını İlhami Abi, Latif Baba, Adem Bey, Kulbak Bilge ve yarenlerinin büyük meşakkat ile bulup çözümlemesini yaptıkları ‘Türkün Yasak Kitabı-Kızılelma Sırrı’ndan devam edelim.   
                        
                           


                                  

 

 

                  
                

        


                    

 

 


 Böylelikle yerde türeyiş sürüp gitmişti. Lakin körmez Ok-ozdaki hedefi olan Kutsal Hayat Ağacını elde etmekten vazgeçmemişti. Arzda yani yeryüzünde de peşine düştüğü bir şey vardı. Peşine düştüğü şey hayatın sırrını barındıran ‘su taşı’ idi. Su taşı olarak adlandırılan bu şeyin nevisini Tengri bilir, belki de Ok-oz’daki Kutsal Hayat Ağacının tohumuydu? Lakin bilinen şuydu ki onda hayatın sırrı vardı. Peşinde olan sadece körmez(şeytan) değildi. Çünkü töre gereği Türkler, bir kendinden sorumluydu bir de tüm yaratılıştan. İşte burda başlıyordu Oğuz Kağan torunu Okyay’ın hikayesi.
 Ötüken’de Ecesi ılduz ile beraberdi gündüz gece. Ta ki Kulbak Atası onu göreve çağırana kadar. Körmezin süvarisinden önce varması gereken yerler vardı. Bu yerler kendi çağında mı başka çağlarda mı bilinmez. Tan ormanlarını aşacaktı Okyay, Omglar ve Onglar diyarından yoldaşlar edinecekti. Sonra varacağı yere vardı Okyay, göksoyluların otağı Od Ata kayalıklarıydı burası. Toy toplandı, göktürkler ile okyay tanış oldu. Başka galaksilerin şerlileri insanlağı imha edip Türk soyunu bitirme peşindeydi. Gizlice körmez-şeytan tarafından yönetiliyordu bu şerliler. Bu amaçlarına belki  çok yakınlardı, belki de gelecekte bu fırsatı bulacaklardı. İşte bu yüzden su taşı-hayat sırları gerekliydi Türke. Yıldızlara taşınacak olan ileri öz yaşam Tan Ormanları bu sayede kurulacaktı.

 Yıldızlara taşınacak olan ileri öz yaşam olan Tan ormanları acaba neyi ifade ediyordu? Demirci kitabının kayıp sayfalarında bununla ilgili bir iz vardı.  “ Dünya bir tohum, ekilir toprağa fidan olur. Yine tohum verir, dikilir başka bahçeye. Bu döngü Tengri dur diyene kadar devam eder.” Yine bu kitapda paralel yaratılışdan, bir sonraki hayata ulaşmaktan bahsediyordu. Yine Demirci kitabında şunlar yer alıyordu: ” Asıl ismi Ülgen, göğün 16. Katından tasarruf eder. Eski ve yeni dünya bilgisine sahiptir, ikisinde gezinir. Eski dünya çürürken yeni dünyanın hazırlanmasına katkıda bulunur, insanlağa öğretir. “  Buna parlel gelecek çağlar içerisinde nice çağlar vardı ki “Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi. (İnsan-1)” Bu çağ singularity adıyla anılacak körmezin sinsi bir planı olarak insanlık üzerine tatbik edilecekti. İnsanlık bilinci ve hafızası silinmiş, dün ve gelecek algı ve bilinci olmayacaktı. Yarına bir planı olmayanlar yarını şekillendiren körmezin kontrolüne geçecekti. Böylce maymunlaştırılmış bir nesil olacaktı. “Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik. Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret kıldık..”(Bakara, 2/65-66).  Singularity çağında  önce zihinden başlayarak yarı makine (organları plastik) insanların meydana getirilmesi yeni bir hamlede sayılmazdı aslında. Geçmiş çağlarda ki yarı hayvan yarı insan ve ilahlaştırılmış birçok figür aslında aynı planın kadimde de tatbikindendi. Buradan şu sonuç çıkıyordu Allahu alem. Şeytan eski dünyayı çürütürken Gök Atalar çürüyen yaşam daha çürümeden yeni yaşamı hazırlıyorlardı. Burada körmez-şeytan Su Taşını elde ederek bu hazırlanışı kesintiye mi uğratmak istiyordu? Şükür ki Kur’an bilgileri vardı ve ehillerince kullanılmaktaydı.              

  “YA-SİN!”(Yasin-1)

 Okyay görevi kabul etti düştü su taşının peşine, birçok yerde durakladı cenk etti. Hangi çağların kaderi ona bağlıydı Tengri bilir. Ama o ardında obasını,yarini ve nice dostlarını bırakıp düşünmeden göreve atıldı, çünkü Tengri’nin Türk’ü olmak bunu gerektirirdi. Tengri’nin muradı gereği aştı çağları hayat sırrının peşinde. Gideceği yerlerde yalnız olmayacaktı bulacaktı Ötüken’den koldaşlarını. Kimi sorsanız orda Orkhan, Komanbay, Budun, Beypars,Temir, Kopuz, börükan,parsgöktay,temirtan  ve niceleri. Siper edecekler idi kendilerini Okyay Atabeğlerine kendilerini. Tırnağı taşa değse Okyay’ın, yürekleri sızlayacaktı. Latif babaları onlar için ‘kalbi birleşenler’ diyecekti. Okyay zaman çarkından Sonok’a düştü, ordaydı Ata Kulbak. Herkesin yazgısı birbirine bağlıydı, dönebilmek için Ötüken’e varması gereken başka çağlar başka yerler vardı. Yalnız ‘öyle bir ok atmalıydı ki bu sefer, çağları delmeliydi.’

 Okyay çağ çağ Su Taşı-hayat sırrının peşine düşmüşken körmez ve şerlileri de boş durmuyordu. Bir taraftan hayat sırrını elde etmeye çalışırken bir taraftan hayat sahiplerinin hayatlarını sömürmeye çalışıyordu. Bu seferki silahı hiçte yabana atılır değildi üstelik. Tüm Türk dünyasının baş kamanı Bayçu Ata uyarmıştı, erenlerde şahitti buna. 

Sistem! Körmezin sinsi planı: insanlar nasıl bir sistem içinde doğup yaşıyor ve kendisine ait planlar olduğunu sanıyor. Savaşlar ideolojiler uğruna ölüyorlar. Buna da ölümlü dünya diyerek sistemin devamlılığını sağlıyor. Sistemin bekası ‘akıl ettirmemeye’ programlı. Bu sistem tıkır tıkır işlerken ‘asıl hayatı’ örtüyor, asıl sırrı örtüyor. Hayatı elde etme peşinde olan körmez, insanı sistem ile hayattan koparıyor. “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Fatır-5).

 İnsanın fıtratı başka, sistemin fıtratı başka. Sisteme zorlanan insanlık ayak uydurmaya çalışınca gerçek fıtratını yaşamıyor, gerçek hayat yerine sistemi yaşıyor. Yaratanın sunduğu hayat yaşanmıyor. Sistemin başında kim var? Sisteme kim can veriyor? Systema (sistem) kelimesi uzayda şeytan için kullanılan frekansın adıdır. Yani onun uzaydaki bir vasfı. Peki sistem hayatı-hakikati örtüyor iken, nasıl mücadele edececeğiz bu sistem ile. Cevap: sistem ‘nizamı’ bozmaya devre dışı bırakmaya programlı. Öyleyse köklerimizi hatırlamak, köklerimizden koparmaya çalışanları bilmek, metotlarını bilerek kendi köklerimizin bilgileriyle  gerçek fıtratı yaşama ulaşmakla sistemi alt ederiz. Peki sistem ne zaman alt olacak? “Yoksa Allah’ın  izin vermediği bir dini meşru kılıp ortaya koyan ortakları mı var? Eğer önceden taktir olunan bir söz erteleme olmasaydı hükümleri hemen verilirdi.”(Şura-21).

 Bilge kam Bayçu Ata anlatmaya devam ediyor, kulak verin Türkün torunları. “ Tengri, kişiyi yarattığı güzelliklerle bütün yarattı. Tabiat- doğa fıtratıyla bir bütün. Bu bütünü insan kendi bölmektedir. Böldüğü parçanın bir tarafı kötülük, çirkinlik olur. Anlayacağınız , bölmese; kötülük ve çirkinlik güzellik içinde yok olur.

 Buradan da “Tengri her şeyi güzel yaratmıştır” görülür. İnsan güzelliği böldüğü zaman, böldüğü parça kötülük, çirkinlik oluyor. Bu çirkinlik kötülük parçasına meylediyor. İşte bu bölünmüş parçada, şeytanda şerre iş görüyor. Kişi bu güzelliklerle bütün yaratılan fıtratı bölmese, şeytan ,şer güzellikteki alanda kayboluyor. İnsan iradesini hep bölmeden yana koyuyor. Şeytana , şerre, kötülüğe, çirkinliğe iradesiyle kim can veriyor? Her canlı sudan yaratılmış. Ama heryeş sudan yaratılmamış. Sudan yaratılmış olan sudan yaratılmamışlara da can veriyor.  Ne oluyor; canlı olan, cansız olup da canlı görülen her şeyin temelinde su ayan oluyor. Bu sırdandır ki ateşten olan şeytan, sudan olanı, suyu ele geçirerek hep canlı kalma sırrını elde etmeye çalışıyor. Bu yüzden topraktan olan Adam(adem) Ataya düşman oldu. Topraktan olana suyun, can vereceğini biliyordu. Kendi ateşinin kaderi sudan olanın elindeydi. O zaman sudan olanı ele geçirecekti ki en üstünü olsun. “şayet doğru yolda cinler ve insanlar gitselerdi bol su verirdik.(Cin-16)” Cinlerde yaşam sahibi canlılardır. Can sırrındandır. Dolayısı ile su eşittir hayat ilişkisi. Yani doğru yolda gitselerdi bol hayatlar verirdik deniliyor.

 Okyay varmıştı varacağı çağa ve yere, Tengri buyruğu ile. “Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.” (Vakia-60/61). Artık bu çağda erenler gözetiminde yetişecek nice uğraşlar verecekti. Su Taşı-hayatın sırrı peşinde koşarken nice sırlarla sırlanacaktı Okyay. O artık Adem’di, kazandığı gibi kaybettiyi şeylerde olacaktı bu hayatta, bazen bir misketini bazen bir silah arkadaşını. Çok şeyler yaşadı yaşamaya devam etti. Ezeli düşmanları ile bu çağda karşılaşakcak surlarını başlarına yıkacaktı. İropiyon adlı gök şerlisi muhtemelen çağ delici diye tabir edilen gelecekten gelen yüksek teknolojiye sahip bir ırka mensuptu. Ayın sır anahtarını, su taşını ve pusat taşları istemişti Töreci’den. Amacı neydi? Su taşını neden aradıkları biliniyordu? Peki diğer iki talep nedendi? Bektaş Babanın elinde ki iki bin yıllık Türkün kadim kırmızı kitabına bakınca ‘güneşe bakan yaratık’ dikkat çekici. Güneşe bakan yaratığın gözleri kamaşıyor ve öz dünyayı, yani bu dünyayı görmüyordu. Bu bir sembolizma. Bu yaratık hem fizik hem metafizik varlıkları temsil ediyor.  İropiyon ayın sır anahtarını elde edince, aydaki sır bilgiler ile güneşi mi zaptedecekti? Böylelikle yaratığın gözü öz dünyaya mı dönecekti? Sonuçta dünya işgal, istila mı edilecekti?  Pusat taşlara gelince? Bu pusat taşlar İzmir Tire’de ele geçirilmeye çalışan pusatlar ile aynı pusatlar mı? Yoksa farklılar mı? Bir ihtimal OK-OZ’daki Türk Ataların kullandıkları ve şeytanı alt ettikleri pusatlar olabilir mi? Tüm bu sorular cevabını arayadursun manyetik kuşatma ve istila İstanbul’da devam ediyordu. TMT (Türk Metafizik Timi) bir yandan, Kambala Teşkilatı bir yandan gelen gök şerliler ile mücadeleye devam ediyordu. Yüce Türk Ordusu her yeri tutmuştu. Ergenekondan çıkışın heybeti vardı üzerlerinde, vurdu mu tuz buz ederdi düşmanı balyoz gibi. Ha bir milyon olmuş nüfusu ha bilmem kaç bine düşürülmüş ne fark eder! Damarda hala o asil kan mevcuttu. Tengri dağı eteğinde yakılan kam ateşi ulaştırmıştı göklere mesajı. Tire’de de yetişivermişlerdi aniden Göktürkler. Türk sahipsiz değildi.
 Ve Adem, o ise Okyay gibi denenmemişleri denerdi. Damarında akan pars ve kurt kanı onda zerre korkuya yer vermezdi. Yüce Türk Ordusunun üstün teknolojik gücü ile pusat taşlar ve bineklerle dağıtmıştı manyetik suru. Bununla da kalmayıp ulaştırması gereken  manyetik çözücü taşı yerine koymuştu. Belki kaybettiği silah arkadaşları geri gelmezdi ama, o gün buldu kaybettiği misketini oracıkta. Kara yerden  kara sancak açmıştı Türkün Amcaoğulları. Göktürkler varmıştı yine yer Türklerin yardımına. Kaçan kaçtı kalan yok edildi şerlilerden. Göktürkleri karşılayan Adem Bey henüz yeni bulduğu misketini verecekti hediye olarak. Misketini alan Göktürklü Ece geri istersen beni bul diyecekti. Belki bir misketten çok daha fazlasıydı. Kim bilir belki de çağlar boyu aranılan su taşıydı. Okyay görevini tamamlamıştı belki ama bitirmemişti, çünkü yerde yapacak çok iş vardı.

 Avanesince ‘evrenin ulu mimarı’ deniyordu körmez-şeytana. Yeryüzündeki en yaşlı varlıktı o. Onunla mücadelenin yolu bilgiydi. Tengri kendi ile imtihan etmezdi. İmtihan; yeryüzünü imar ve düzene sokmaktı. Bilmeden nasıl inşaa edersin?

Ağaç bu aleme ait değil demişti Sultan Baba. Acaba Ok-oz’daki Kutsal Hayat Ağacının bir nevi uzantıları mıydı? Tengri buyrukları hayat ağacının yapraklarına yazılırken,  yeryüzündeki ağaçlar acaba bunu hissediyor muydu? Kim bilir belki ehilleri okuyordu. Körmez bu yüzden mi ağaçları yaktırıyordu? Ne kadar çaba sarf etmiş olursa olsun bilmesi gereken bir şey vardı!

 “YARATTIKLARIMIZ İÇİNDE DAİMA HAKK’A GİDEN YOLU GÖSTEREN VE ONUNLA ADALETİ GERÇEKLEŞTİREN BİR MİLLET VARDIR.” (ARAF-181)

 “Bu yazıyı yurdumuzun dört bir yanında yakılan ağaçlarımıza ve vahşice katledilen bir anne Emine Bulut hanımefendiye ithaf ediyorum. “

 Muhammed TAŞDEMİR        27.08.2019





Bu haber 3,307 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,592 µs