En Sıcak Konular

Selam Olsun “Biz” lere

23 Ağustos 2019 08:17 tsi
Selam Olsun “Biz” lere Selam Olsun “Biz” lere

Selam Olsun “Biz” lere


Sanırım “Neden böyle başlık yazdın?” diyorsunuz;  yanıtını yazının içinde hep birlikte bulacağız inşallah. Sevgili Kur’an okunurken “Biz” ifadesi hep dikkat çekici olmuştu benim için. Neden birçok ayette bu ifade kullanılıyordu ki? Yıllar ve yollar geçtikten sonra anladım ve demirci ocağında öyle bir anlattılar ki; Allah’ın izni ile yaratılmışlığa, düzene müdahale edenler, düzeni yeniden kuranlar, ana kalıba yeniden harç dökenler vardı bu âlemde. O’nun yarattığı prototipleri örnek alıp yeni âlemler düzenliyorlardı. “Biz” Allah’ın memurlarıydı tabiri caizse. Bu sözcük çoğuldu, doğru. Tek İlah vardı ve O’nun işçi ve memurları, O’nun yasaları ile işleri tanzim ediyorlardı. Kimlerdi “Biz” ler? “Biz” kelimesini içeren (meali ile birlikte 40 küsur sayfa) ve tam bir yıldır masamın üstünde öylece duran ayetler ile karşılıklı bakıştık durduk. Tam bir yıl önce Oktan pirimle bu konuyu konuşmuştuk. Ama artık sayfalar açıldı, kısmet bugüneymiş.

Öncelikle “Biz” kelimesinin kullanımı için “Allah’tan, Tanrı’dan, Rabbimizden nasıl ayırt edersin, bu kelime sadece Allah’ı temsil eder” diyenler olacak. Ben zamane tabiri ile: Ötekileştirmiyorum ki. Tek’in emrettiğini yapanlar, Tek’in verdiği irade-yetenek-olağanüstü güçler ile Hak yolunda iş görenler var diyorum sadece. Şirk koşmak neyime, kimse Allah’ a şirk koşamaz zaten. “Biz” ile ilgili örnekler yine Kur’an dan:

“Musa kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal on iki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik (Bakara / 60).” Demek ki neymiş: Rızık Allah’tan. Düzenlemek ve dağıtmak “Biz” den. “Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve «İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin» diye de emretmiştik (Bakara/83).” Yani: Kulluk sadece Allah’a yapılır, ama bunun sözleşmesini “Biz” size imzalatırız. “İşte bunlar Allah'ın ayetleri. Onları sana hak olarak okuyoruz. Yemin olsun ki sen, gönderilen elçilerdensin (Bakara/253)” Ayetler Allah’ın kanunları ve “Biz” bu kanunları bildirmekle yükümlüyüz. Bir tane daha: “Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı (Nisâ/64).” Allah’ın izni var ve düzen “Biz” tarafından tanzim ediliyor. Daha birçok ayet var ve buraya yazsam destan olur. Ama şunu da ekleyeyim:

“And olsun ki biz, «Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan sakının» diye her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!  (Nahl / 36).” Yani Allah’ a kulluk edin diye yapıyoruz bunları. Son biri: “Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik (Tâ-Hâ/2 ). “Biz” im işimiz gücümüz Tek’in ayetlerini, yasalarını bildirmek. Daha yeni başlıyor, durun.

Tengri’nin Türk’ü kitabını ilk okuyanlardan ve “Olacak olan olmuştur, olacak olan olmuşun içinde” cümlesini ilk duyan şanslı kişilerden biriyim. Gönlün sağ olsun Okyay pirim, Ötüken’de Ecen’le birlikte var olasın. Kitabı ve beraberinde çözümlenen iki bin yıllık kadim kitabı okuduğumda aklıma ilk gelen “Biz” oldu. Tengrinin Türk’ündeki “Biz” kimlerdi peki? Ok-Oz’daki Ulu Atalar, Umay Ana, Kulbak Ata, Ötüken’liler, İlhami Abi (Töreci), Latif Baba, Okyay ve kadim kitaptaki Tengrinin Biri-Tengrinin Teki-Oğuz Kağan ve daha niceleri. Hepsinin misyonu (özel görevi) Tek’ti. Tek’e hizmet etmek, O’nun kurduğu ve belki de bizim için önerdiği, ancak bazılarının iradesini kullanarak rezil etmeye çalıştığı düzenin devamını sağlamak. Hepsinin farklı mertebeleri, farklı görevleri vardı. Kimi savaşçı, kimi lider, kimi düzeni ve âlemleri yeniden tanzim edendi. Buyrukları; “Tek” in lütfettiği maharetleri ile bir anlık bakış gibiydi, bir tek sözün söylendiği an gibiydi (Kamer/50). “Biz bir şeyi dilediğimizde, onun hakkında söyleyeceğimiz söz, "Ol!" demekten ibarettir; o hemen olmuştur (Nahl/40).” Maharetleri çok büyüktü.

Ok-Oz’daki Ulu Atalar ilk yaratılan hayat kaynağı hayat ağacını korurlar, Tengri buyruklarını alıp yalvaçlara iletirlerdi. Hayat ağacına izinsiz yaklaşmak ve yapraklarını, tohumlarını koparmak yasaktı ve zamansız ham meyveyi, tohumu toplamak düzeni bozacaktı. “Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik  (Bakara/35).” Ağacın yaprağını kopararak hayat kaynağına sahip olmak isteyen Görsay’ın halini gördük Tengri’nin Türk’ünde. Ulu Atalar direkt buyruk alır Tengri’den ve yalvaçlara iletirdi. Aslında kanun, din, töre Tek’ti: Tek’in yasalarına uy! “Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki kanun da budur. Bizim kanunumuzda hiçbir değişiklik bulamazsın (İsrâ/77). Töreye inananlar ise şu şekilde tasvir edilmişti: “Bizim ayetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler (Secde/15).”

Umay Ana Ata, ilk Türk Ata’nın annesi. Tengri’nin emaneti tohumu içinde büyüten kadın. “O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. Ondan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir (Al-i İmran/6).” Buraya dikkat: Sadece “O” dilediği şekli verir rahimlerin içinde. Yani doğacak olanın şekline müdahale kimse tarafından yapılamaz, esas yasa budur. “Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey onun katında bir ölçü iledir (Rad/8).” Yapay, ruhsuz, yarı makine ırklar için kim ve kimler uğraşıyor acaba? Oktan Pirim hep söyler: “Şeytan yan gelip yatıyor, bu kadar şeytani yardakçısı varken çalışmasına bile gerek yok diye”.  Zürriyetlerinden söz alınmayan ırkların varlığını hep birlikte öğrendik Tengri’nin Türk’ünde.

İlk Türk Ata, Tengri için, Tengri’nin düzenini korumak için ilk orduyu kurdu ve Görsayı ordusuyla birlikte yenilgiye uğrattı, cezasını verdi. “Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkârlara, layık oldukları cezayı veririz (Secde/ 22).

Eski dünyadaki Ak hayat ve Kara hayatın meliklerinin inanılmaz güçleri vardı. Kendi döngülerini yaratırlardı, ancak güçleri onları aldatınca işler karıştı. Burada Tengri’nin Biri- Tek’in Biri devreye girdi ve düzeni yeniden, yeniden kurdu. Defalarca düzeni yıkmak isteyen Körmez ve işbirlikçileri ile savaşıp kazandı, hep kazanacak. Döngüler verdi yaratılmışlığa, galaksiler, güneş sistemleri kurdu, Tek’in isteği ile canlılar yarattı et ve kemikten. Yaptığı hiçbir şey kendinden değildi, Tek’in buyruğuydu, eğlence hiç değildi. “Biz, gökleri de yeri de bunlar arasındakileri de eğlence için diye yaratmadık (Enbiya/16, Duhan/38). Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Ama böyle yapanlar değildik (Enbiya -17).” Gök ve yer, ikisi arasındakiler boşuna yaratılmadı ki (Sad/27), öyle sananlar şimdi vazgeçsinler Gökte burçlar ve onu süsleyen yıldızlar (Hicr/16, Saffat/6) yaratan, gökyüzünü bize tavan yapan (Enbiya/32), gök ve yer bitişik iken onları ayırıp sudan canlıların yaratılmasına katkıda bulunan (Enbiya/30) “Biz”in tanımına kimin uyduğunu anlamak zor olmasa gerek. Göğü kandillerle donatan Okuz Ata, gerektiğinde o kandilleri şeytanlara ateş etmek için de kullanmıştı (Mülk/5). Gece ve gündüz bir ayet olarak yaratıldı bizim için (İsrâ/12, Yâsîn/37).

“Biz” ler gerektiğinde ceza uygulayıcı, gerektiğinde bir kurtarıcı olmuştu alemler için. Tengri’nin Türk’ünde kimi zaman Okuz-Ata, kimi zaman Göktürkler bu iradeye sahip oluyordu. Alemlerin, galaksilerin, insanlığın ve en sonunda şerliler tarafından işgal edilen İstanbul’un kurtarılmasında başrol onlarındı. Kur’an yaklaşık 40 ayette “Biz” in verdiği cezalardan ve helak edilen nice nesillerden bahsetmekte. Listeyi vermem, sürprizi kaçar. “Onlara biz zulmetmedik. Ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah'ı bırakıp da yakardıkları ilahları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. İlahları onların sadece hasar ve hüsranlarını artırdı (Hud/101).” Ceza yine “Tek” in bilgisi dahilinde. Şöyle ki: “Rabbiniz size belki rahmet eder. Ve eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de döneriz. Ve biz, cehennemi, küfre batanlar için çepeçevre kuşatan bir zindan yapmışızdır (İsra/8).”  “Biz” yasayı koruruz. Burada Okuz-Ata’nın ejderhayı yerin dibine gömmesini hatırlatmak gerekli bence. Yine; Firavundan Musa ve kavminin kurtarılması, Nuh’un gemiyi yapması, Lut’un tufandan kurtarılması ve Yunus’un duasının kabulü hepsinde “Biz” görevli.

19 (on söyleyen ve on yazan) hakikatini de öğrendik Türk’lerin kadim kitabından. Yazanlar ve söyleyenler var. Tıpkı Müddesir/30-31’de anlatıldığı gibi: “Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler”. Desinler dursunlar, biz öğrendik ya.

Bir de “Biz”e döndürüleceksiniz ayetleri ile karşılaşıyoruz Kur’anda. Birkaç tanesi: Enam/99- Ankebut/57, Yunus/46-70, Meryem/40, Mü’min/77, Enbiya/35, Lokman/23, Kaf/43 ve Gaşiye/21. Pardon hemen hepsini saymışım yanlışlıkla. Hazır liste varken bence okuyalım. Ben okuyunca şunu anladım: O’na kavuşmadan birkaç mülakattan, birkaç kapıdan geçeceğiz anlaşılan. Sorgulayıcılar ve yazıcılar, şahitler var etrafta ona göre: “Bir iş ve oluşta bulunsan, Kur'an'dan bir şey okusan; herhangi bir iş yapsanız, siz ona dalıp gitmişken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey, ondan daha küçüğü de daha büyüğü de Rabbinden uzakta/gizli kalmaz; tümü apaçık bir kitaptadır (Yunus/61).”

Peygamberlere vahiy ve kitapların gönderilmesi ve sevgili Peygamberimize Kur’anın açıklamasının yapılması hakkında “Biz” tarafından yerine getirilen o kadar çok görev var ki, bu sayfalarca sürecek bir yazı olur. Buraya şimdilik dokunmayalım.

İnsanın çamurdan (Hicr/26, Saffat/11, Hac/5), nutfeden (Yasin/77, İnsan/2, Hac/5, Mürselat/20) en güzel şekilde yaratılışında (Tin/1-5) ve ona iki göz-iki dudak ve dil verilişinde (Beled/8), nice nesillerin var edilişinde (Kasa/45), cinlerin yaratılmasında (Hicr/27), insanlar arasında ölümün takdir edilmesinde (Vakıa/60, Hicr/23), parmak izini bile eksiltmeden (Kıyame/4,) yeniden yaratılışta (Vakıa/61, Hicr/23, Yasin/12), yerine dilenirse yenisinin getirilmesinde (İnsan/28) hep “Biz” in görevi açık ve net. Bunu ben söylemiyorum, ilgili ayetler ortada. Ya meleklere “Adem’e secde edin” emri verenler: “O vakit biz meleklere, "Âdem'e secde edin" demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu (Bakara/34).” “Hani meleklere "Âdem'e secde edin!" demiştik de İblis müstesna hepsi secde etmişti. İblis dayatmıştı (Taha/116).” Tengri’nin Türk’ünde de nice yaratılış safhaları, cansız nesillerin var olduğu dönemler, et ve kemik giydirme seremonileri görmedik mi? Ancak şu ayet benim için hep bir giz olmuştu, belki de hâla da olacak: “Kaf/16: Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.” Şimdi bir anlam kazanmaya başladı aklımda: Tek’in izniyle yaratılan insanın nefsine “Biz” tarafından ilahi bir çip mi takıldı?  Eyvah BBG (biri bizi gözetliyor).

Eski Dünya zamanı sona erdiğinde Tanrı masası dünyamızda idi artık. “Yemin olsun, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için orada, geçiminize yarayacak nimet ve imkânlara vücut verdik. Ne de az şükrediyorsunuz! (Araf/10).” Yeryüzü beşik, dağlar birer kazık yapıldı bizim için (Nebe/6-7). Hala beşikte sallanmakta insanlık, büyüyemedi. Okuz Ata yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi idi (Kehf/54). Hakkedene hakkettiğini güzelce verdi. Tengri’ye çıkıp, temir dövüp, binengeci ile yere inmişti (Tengri’nin Türk’ü sayfa 118) ve yerdekilerden kendine, dolayısı ile Tengri’ye uyanları Temir dağına götürdü (sayfa 124) ve onlara temir dövmeyi öğretti. Artık Ok-Oz Türkleri vardı. “Yemin olsun, biz, resullerimizi açık-seçik delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitap'ı ve ölçüyü de indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsunlar/adaletle doğrulsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için birçok yarar vardır. Allah bu sayede, kendisine ve resullerine, gayba inanarak kimin yardım edeceğini bilecektir. Allah Kavî'dir, Azîz'dir (Hadîd /25). Bu ayetteki peygamber Okuz-Ata ve indirilen demir, Türk’lere armağan edilen demir değil mi sizce? İnsan kanındaki eritrositlerde demir elementi içeren Hemoglobin mevcuttur ve oksijenle solunum için gereklidir. Diyeceksiniz ki: Bu demir her insanda var. Ben de şunu tezi sunuyorum hep birlikte tartışmak için: “Ya Okuz-Ata’nın getirdiği ve dövdüğü, yani işlediği demir bir çeşit işaretli demir ise. Ya Türkler bu işaretli demiri kanlarında taşıyorlarsa, hı? O zaman bu konuyu Ata-Türk’ün bir sözüyle kapatalım: “MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA, MEVCUTTUR!”

Dünyamızda tabiattan olaylarından sorumlu Omg ve hayvanlardan sorumlu Ong’lar karşımıza çıkmıştı artık.  “O” rüzgarları gönderdi ve ardından Omg’lar tertemiz bir su indirdiler (Furkan/48, Lokman/110, Fussilet/39, Fatır/9). Bazen “O” gökten belli bir ölçü de su indirdi (Zuhruf/11), Omg’lar bu suyla çeşitli bitkiler, meyve, üzüm, zeytin vs. bitirdi (Enam/99, Taha/53). Ölü topraklara hayat verdiler, hurma-üzüm bağları bitirdiler (Yasin /33-34). Ve Ong’lar  “Görmediler mi, ellerimizin yapıp ettiklerinden, kendileri için nice hayvanlar yarattık da onlar, bu hayvanlara sahip oluyorlar. O hayvanları bunlara boyun eğdirdik. Onlardan binekleri vardır ve onlardan bir kısmını da yiyorlar (Yasin/71-72).” Fazla söze gerek yok.

Bizim için kurulan düzen; bizim hem beden hem ruh sağlığımız için en iyisi öyle değil miydi? Rabbim abes iş yapmaz, dosdoğru bir yol üzerinedir (Hud 56). Her şey ölçüye göre yaratıldı (Kamer/49) ve ölçüyle indirilir (Hicr/21). Ne mutlu ki bize bu ölçüyü koruyanlar, töreyi iletenler var (TÖRECİ). Yağmur bile ölçüyle yağdırılır (Müminün/18). Kitaptan da anlıyoruz ki, düzene ve yola müdahale edilmesi; garip ırklara (it baraklar, yapay ırklar vb.), garip hastalıklara (yamyamlık vb), etçil hayvanların ortaya çıkmasına ve dinazorlar gibi dünyamıza ait olmayan hayvanlara davetiye çıkarıyordu. Bizim masamız bu dünya ve bu masada Körmez ve yardımcıları ile savaşımız hep sürecek. “Eğer siz bir acıya uğradınızsa, o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz. Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez (Âl-i İmrân/140).” Evet, ta ki iman edenler ve töreye uyanlar belli olana kadar savaşa devam.

Kristal Masamızın üstünde su var, toprak var, gök var ve yaratılanlar var. Birinden birinin azalması, kirlenmesi, genleriyle oynanması bize hep felaket getirecek. GDO’lu besinler, suyun kirletilmesi, altın madenini çıkarmak için toprağın zehirlenmesi, insan bedeninin Sin-insana dönüştürülmesi ve deneylerle garip hayvan/insan melezlerinin yaratılması, masanın tablasının çürümesine, dengesinin bozulmasına yol açmıştır ve açacaktır. “Gök, yer ve bunların arasındakiler ancak Hak ile yaratıldı ve onlara güzel muamele et” der Sevgili Kur’an (Hicr/85). Rabbimin izniyle güzel memleketin bitkisi güzel çıkar, kötü olandan ise faydasız bitkiden başka bir şey çıkmaz (Araf/58). Her şey gören ve duyan için gayet açık. Körmeze elimizle davetiye çıkarıyoruz öyle değil mi? Körmez ve avanelerinin isteği ve tüm çabası; Tanrı’ya karşı gelmek, düzeni bozmak ve insanları yoldan çıkarmak değil miydi yoksa? Unutursak, töreden ayrılırsak, Kur’anı anlamadan rastgele okursak, hatırlatan çıkar elbet. Şimdiki hatırlatanımız: TENGRİ’NİN TÜRK’Ü.

Geldik yazımızın sonuna. Okyay Bilge’nin söylediği gibi: SON DİYE BİR ŞEY YOK. “O” hep diri (Hayy), ölüm neden olsun ki. Şimdi yazı sona ererken bu yazıda “Neden hep geçmiş zaman kipi kullandın” diyenler olacaktır. Neden mi: Tengri’nin Türk’ünde şöyle yazıyor: “OLACAK OLAN OLMUŞTUR.” Zaten olan oldu, bize de seyretmesi ve gerektiğinde katılması düşer. Teşekkürler seyrettirenlere ve anlatanlara…

Saygı ve Sevgilerimle

Özlem Genç




Bu haber 2,731 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,025 µs