En Sıcak Konular

Tengri'nin Türk'ü Üzerine Fikirlerim

20 Ağustos 2019 09:00 tsi
Tengri'nin Türk'ü Üzerine Fikirlerim Tengri'nin Türk'ü Üzerine Fikirlerim

O’NUN ADIYLA…

Daha insanın adının bile anılmadığı zamansızlık, mekânsızlık boyutlarınlarından, çağlar, bin yıllar ötesinden sesleniyor Bilge Okyay, kadim zamanlardan.

Bu kutlu ses dalga dalga yayılıyor, yayılıyor ve kalperenlerin, deruni düşünenlerin, temiz akıl sahiplerinin gönüllerinde yankılanıyor, geçmişle geleceği birleştirerek yeni bir bilinç, uyanış oluşturuyor. Türklük bilinci! Öyle bir bilinç ki; başkörmez ve taraftarı insan ve cin körmezlerinin oyunlarını bilinen ve bilinmeyen her çağda, yerde de - gökte de boşa çıkarıyor.

Onu dinlerken; Tanrı Dağları’ndan gelen kurt seslerini, parsların kükremelerini, derin denizlerin çağıltısını, ağaçların zikri andıran seslerinin coşkusunu duyar; soluk soluğa koşan atları, kutlu ormanları, derin uçurumları, kam ateşlerini… hâsılı Ötüken’i görürsünüz. 

Sultan Baba’mın eserleri “Bu bir romandır” sözüyle başlar. Gerçek ile gerçeküstünün karıştığı, sınırların belirsizleştiği, kelimelerin anlamını yitirdiği bir evreni anlatır ve bu sözüyle, anlatılanı anlama sorumluluğunu okuyucuya atıverir. Öyle ya, akıl  -doğası gereği- her zaman doğru sonucu veremez ve bazen yüzüstü bırakır insanı. Gönüllerinin sesine kulak veren kristal akıl sahipleri ise anlatılanlarda ki yaşanmışlık ve gerçeklik hissini hemen algılar ve anlatıya, adeta oradaymışsın, şahitlik ederler. Belki de bu nedenle, Hz. Muhammed Efendimiz: “Sen bir de gönlüne sor, kalbine danış” buyurur. Yine, büyük veli Münir Derman Hazretleri “Kendi kendine aklınla tekme atma, ruhunla aklına tekme vur, bu mücadele çok güzel bir mücadeledir, ilk önce aklını iyice doyur da itiraz ve şüphe kapılarını kapa, ruhunla baş başa kal.“ der. 
Diğer eserleri gibi “Tengri ’nin Türk’ü” de şaşırtıcı, sarsıcı ve yer yer şok etkisi yapan bir eser ve anlatılanların büyük kısmı, anlama - kavrayış yeteneğimin çok ötesinde. Hayatı gördüklerimizle sınırlarken, görüp duyduklarımızı dahi yeterince idrak edemezken; Hz. Âdem öncesini, Ok-Oz’u, Ulu Türk Ataları, Umay Ana’yı, Görsay’ın körmez oluşunu vb. düşününce tuhaf duygulara kapılıyor insan ve  “kitap yüklü eşek” ten farkı olmadığını anlıyor. Günlük hayatın hayhuyu içinde, kişisel sorunlara dalmışken; eren babaların, hakikat erlerinin, vatan sevdalılarının fedakârlıkları insanı derinden etkiliyor, Türklük bilincini pekiştiriyor. 
*

Sayfa 141’ de, Dede Korkut Hikâyelerinden biri olan “Basat'ın Tepegözü Öldürmesi Hikâyesi” nin aslını öğrendik. Hikâye özetle şöyleydi: Basat, Uruz Bey'in Oğuzların göçü sırasında kaybolarak bir aslan tarafından büyütülen oğludur. Uruz'un çobanı Oğuzların yaylaya göç ettikleri sırada bir peri kızıyla çiftleşir. Peri kızı, bunun acısını çobandan olan çocuğu Tepegöz’ü Oğuzların içine salarak çıkarır. Tepegöz, eşkıyalığa başlar; insanları, koyun sürülerini yer ve Oğuzun başına bela olur. Üstüne nice savaşçılar varır, baş edemez. Basat gider, Tepegöz ’ün sadece gözüne silah işlediğini öğrenir ve onunla savaşır. Önce gözünü kör eder; sonra da Tepegözü öldürür. Bu hikâyede Türk, kadim misyonu gereği, insanların başına bela olan uzaylı/ tepegöz/ deccalı alt etmiştir. 

Demek ki şerli uzaylılar, arkaik dönemlerde de yüksek teknolojiyle saldırmışlar ve atalarımızdan gerekli cevabı almışlardı. O dönem için, hatta bu dönem için dahi, olağandışı kabul edilebilecek varlıklar, gök şerliler halkın hayalinde, kültüründe yeniden şekillenerek nesilden nesle aktarılmış ve bu aktarım yer yer deforme de olsa, özünü koruyarak mitolojiye, efsanelere, halk hikâyelerine dönüşmüştü. Yani kadim atalarımız; Türk’ün tarihini, töresini ve misyonunu sonraki nesiller için masalsı ve mistik bir anlatımla sırlamışlar, gerekli uyarıları yapmışlardı. 


*

Sayfa 110’da Atatürk’ün de mezar odasına girdiğini ve ehillerden bilgi veya görev aldığını öğrendik. Aşağıdaki paragraf, onun kadim Türk tarihini bildiğini, hatta belki de “Tengri’nin Türk’’ü” olduğunu gösterir.

Atatürk, Afet İnan’ın “Türk’ün Tarifi” adlı tezini okuduktan sonra bir sayfanın kenarına kendi el yazısıyla şu notu düşmüştü:

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”
*
Sayfa 35’te Kulbak Ata Bilge Okyay’ı pırıl pırıl parlayan ağaçlardan oluşan Tan Ormanları’na gönderir. Bu orman, enerjisini yıldızlardan alır. Ötüken Ormanları’nın, Tanrı Dağı’nın ardında, sisin içindedir. Eserdeki Tan Ormanları, Su Şehri Adacıkları ve sonrasında olayların gerçekleştiği yerler, dünyanın karanlık kısmında mı? (bkz: Eski Dünya Tasviri, https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7221) 
*

Bakara Suresi 74. ayet, Araf Suresi 160. ayet genel anlamlarının dışında su taşını da işaret eder mi?

Bakara Suresi 74:

Sonra bunun ardından kalpleriniz yine kaskatı kesildi. Taş gibidir o. Belki daha da katıdır. Taşların bazıları var ki, ondan ırmaklar fışkırır. Bazıları var ki, çatır çatır yarılır da içinden su çıkar. Öylesi var ki, Allah korkusundan aşağılara düşer. Allah, yapıp durduklarınızdan gafil değildir.

Araf Suresi 160:

Biz onları, on iki kabileye ayırdık. Toplumu kendisinden su istediğinde de Musa’ya, "Asanı taşa vur!" diye vahyettik. Taştan, on iki göze fışkırdı. Her oymak, su içeceği yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. "Yiyiniz size verdiğimiz rızıkların temizlerinden." Onlar bize zulmetmediler, ama öz benliklerine zulmediyorlardı.


*
Tefekkürden ziyade naçizane düşüncelerimi paylaştığım sözlerime, özellikle Erman koldaşımın dikkatini çeken, Bilge Okyay’ın sayfa 129’daki sözleriyle son veriyorum. Sultan Baba’ma minnet ve şükranlarımı sunuyorum, hakkını ödeyemem. Eren babalara, gönül erlerine, koldaşlarıma, hakikat yolunda yürüyenlere selam olsun. 

“AN dediğin sendedir.
 Görmene BİLİNÇ,
 Duymana HİS,
 Bilmene AKIL,
 Tartmana (ölçmene) ZEKÂ,
 Bunların farkında olmana YAŞAM,
 Düşünmene ZAMAN,
 Anlamamana ZİYAN,
 Sonsuzluğa HAYAT,
 Hayatın Sahibine TENGRİ denir.
 Düşünebildiğin zamandan düşünebildiğin kadar sorumlusun.”

TEMİR BİLGE
18.08.2019
 














Bu haber 1,093 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,423 µs