En Sıcak Konular

Tengri'nin Türk'ünde Simülasyon Teorisi

20 Ağustos 2019 09:09 tsi
Tengri'nin Türk'ünde Simülasyon Teorisi Tengri'nin Türk'ünde Simülasyon Teorisi


Tengri'nin Türk'ünde Simülasyon Teorisi 


Simülasyon Teorisi; 

Simülasyon, gerçeğin benzeri ya da taklidi demektir. Simülasyon teorisi ise Evrenin veya yaşamın artırılmış gerçeklik gibi bir simülasyon, hologram olduğu savını ileri süren görüştür. Bu konu çok revaçta bir düşünce olduğu için bu terimlerin doğru kullanılması ve gerçekliğe hizmet etmesi açısından incelenmesi gerekir. Biz bu çalışmada Tengri’nin Türk’ünde Simülasyon Teorisinin izlerini sürdük. Tengri’nin Türk’ünde anlatılan Simülasyon Teorisi ile Elon Musk’ın bizlere anlattığı ve inandırmaya çalıştığı teori arasında Evren kadar fark vardır. Kabaca Elon Musk ileri düzeyde bir uygarlığın geçmişi var ederek geçirdikleri aşamaları gözlemlemek amacıyla bizleri sınadıklarından bahseder. Bu düşüncenin kabul edilebilirliğini sağlamak amacıyla kısa bir zaman içinde Zekeriya Sitchin ve Anunnaki kabullenmeleri halka bolca pompalanmış bunun akabinde Elon Musk bu düşünceyi ileri sürünce kimse yadırgamamıştır. Uzay Dini düşüncesinin alt yapısı diyebileceğimiz bu kabullendirme aslında kurulacak olan dinin ilk nüveleridir. Bizim asıl üzerinde durmamız gereken ana fikir simülasyon gerçeğidir. Bu ister Elon Musk’ın temsil ettiği cenahtan ister Rahmani diyebileceğimiz gruptan olsun bu düşüncenin varlığının kökenine inip gerçekliğini bulmamız gerekmektedir. Çünkü her kesim aynı şeyi söylüyorsa birisi hakikatin aydınlatılması gayesiyle öteki örtülmesi gerekçesiyle bir takım işler yapıyordur. Bizi birebir ilgilendiren noktada;  

İnsan uykudadır ölünce uyanır. Hadisinin neyi anlatmak istediğini düşünmemiz gerekir.  

İnsan 5 duyu ile yaşamını idame ettirir. Münir Derman Hazretleri namazla iki özellik daha kazanır insan demiştir. Bu iki özeliğin mahiyetini bunu yazan kişi olarak bilmiyoruz fakat iki duyu özelliği olsaydı bizlerde acaba tabiat nasıl görünürdü? Bir yarasanın veya bir yılanın görüş mantığının ısı ve sinyallerin salınımı şeklinde bir resim çizerek olduğunu biliyoruz. İnsanın bu canlılardan farkı öteki duyularıyla paralel olarak ısı veya sinyal değil de ışığı sinirler vasıtası ile görüntüye çevirme işleminin gelişmesidir. Yani bizlerin pikseli çok daha gelişmiştir. Onların gördükleriyle insanın gördüklerinin farklı olması gerçeklik hakkında kesin hüküm verme konusunda kararsızlık göstermemizi sağlar. Elon Musk’ın anlatmak istediği Simülasyon Teorisi tamda bunu ifade eden zemindedir. Yani özellikler arttıkça gerçeklik artacağını savunmaktadır. Şu anki donanımla daha yüksek donanım arasında ki fark ne ise, bizden gelişmiş uygarlıkların gerçeklik algılayışıyla, bizim gerçeklik algılayışımız arasında ki fark ta odur. Gerçekte öyle midir peki? Eğer öyle olsaydı bugün yarasanın gördüğünden daha fazla gerçeğe yakın olmamız gerekirdi. Oysa gördüğümüz arttıkça çok uzakta olduğumuzu ve Simülasyonda olabileceğimizi daha çok düşünmeye ve gördüklerimize inanmamaya başladık. Böyle düşünmemiz donanımlarımızın gelişmişliğinden (Akıl hariç) değildir. Aslında gelişme oldukça Peygamberler, erenler, yalvaçlar hariç uzaklaşma daha çok olmuştur. Burada soyunmak gerekir. Bu konu Tengrinin Türk’ünde Sonok bölümünde 104. Sayfada anlatılmıştır. 

Simülasyon Teorisi günümüzde oldukça popüler bir düşünce akımı olmuştur. Fakat o çağın nesilleri biraz daha sonra geleceklerdir. Çünkü bizim bulunduğumuz çağ şu anda o teknolojinin ilkel halini yaşamaktadır. O çağ Kuran’da, Hud AS’ın gönderildiği kavim yani Ad Kavmi’nin yaşadığı dönemi anlatır. Ad Kavmi’nin özelliklerine baktığımızda.

(Not: Ad Kavmi ve Semud Kavminin çağların öncesinde var olduğu gibi son çağlarda da tekrar dünya yüzüne çıkacağını Kuran’ın Fussilet 14. Ayetinden anlayabiliriz.

“Onlara: "Yalnız Allah'a kulluk edin!" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelmişti. "Rabbimiz dileseydi, melekler indirirdi. Biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz." dediler.”

Burada Onların önlerinden gelen Peygamberler Nuh AS, Hud AS ve Salih AS’dır. Arkalarından gelen Peygamberler ise Hz. Muhammed SAV Efendimize kadar gelen bütün peygamberlerdir. Ayeti Kerimeden, O kavimlerin özelliklerinde yine aynı kavmin belireceğini anlıyoruz. Çünkü arkalarından gelen Elçilerle yine onları uyardık buyrulmaktadır. Burada Yecüc ve Mecüc tefekkür edilebilirken Mars’ın DNA’sıyla ilgili bir koku alınabilir. Ahkaf 27’yi buradan okuyabiliriz.)


Ahkaf Suresi 26. Ayet:

Onlara size vermediğimiz servet ve kuvveti vermiştik, onlara kulaklar, gözler ve gönüller yaratmıştık. Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de gönülleri kendilerine bir yarar sağladı. Zira (düşünüp ibret almıyorlar, tersine) bile bile Allâh'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.

Ahkaf Suresi 27. Ayet:

Andolsun, biz çevrenizdeki kentleri de yok ettik ve belki (küfürlerinden) dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.

Bu ayetlerin iyi tefekkür edilmesi gerekir. Kulak, göz, gönül bizde de var. Onlarda olanla bizde olan arasında ki fark nedir? Onlarda servet ve kuvvet bizden farklıymış. Servete örnek verirsek bizler bugün Ay’a, Mars’a gidecek teknolojiyi elde edemiyoruz. Onların öyle bir problemi olmayacak. Bunu geçmişte Ay’a ya da Mars’a gitmek için ille de teknoloji şeklinde düşünülmemeli. Fakat günümüz realitesine baktığımızda teknoloji olarak vücut bulacaktır. Yeri gelmişken konumuzu fazla dağıtmadan Kulbak Bilge 14’ te 159. Sayfadan bir soru?

 


Bu soruya bu yazıyı okuyan herkes içinden cevap verebilir. 9 Gezegenden iki tanesinin isminin söylenmesi istenseydi bizden, kaçımız ikinci olarak Neptün derdik? Neptün’ün kullanılması, gece yürüyenlerden Neptün’ün, gölgesinin Mars’a düşmesi sebebiyledir.  Onun için Elon Musk’ın temsilcisi olan topluluğun Mars’a önem vermesi bundandır. Uzayın derinliklerinden binlerce ışık yılı uzaklardan yaşanabilir gezegen arıyorlar. Aslında Kopuz Ata’da anlatılan Zirkon Çağı’ndan sonra yok etmek istedikleri Atlantis için planın bir parçası bu. Bir gezegen elbet bulunacak ama O gezegen Bu çağda bulunmayacaktır.

Ahkaf Suresi 26’da Kulak, göz ve gönül; Bu kavim eşyayı bizden daha iyi tanıdıkları anlaşılıyor. Ayetin devamında “bile bile Allâh'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı.” deniliyor. Münir Derman Hazretleri 5 duyu ve 2 sonradan kazanılan duyudan bahsetmişti. Başka bir ses kaydında “İnsan kulağıyla görmeli, gözüyle duymalı” diyordu. İnsan kulağıyla görmesi için titreşimi görüntüye çevirmesi gerekiyor. Şu anda bizler titreşimi elektriğe çevirip çevremizi o şekilde yorumluyoruz. Bu her ne kadar aynı gibi gözükse de aynı değildir. Çünkü göz sinirlerimizin çeviriyi yapıp, deneyimlerimizin toplamına göre yorum başkadır, var olan titreşimi göz sinirlerini kullanmadan görüntüye çevirmek başkadır. Buna duru görü diyebiliriz. Örnek olarak ta Kam ayininde neler yaşandı adlı videoyu gösterebiliriz. Rüyalarımız da buna örnek olabilir.

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,6704

Yine görüntü vardı ama göz sinirleri faal değildi. Buradan aslında var olan gerçek bilgiyi ne kadar doğru yorumluyoruz sorusunun cevabını alıyoruz. Buna bilerek tefekkür ya da tasavvuf terimi olarak İlmel yakin denilebilir. Yani hakiki bilginin neresinden tutup nereye kadar götürmüşüz? Bunu ölçme işlemidir. Göz ile duymak ise hakiki görüntüyü titreşim boyutunda görmektir. Rahmani olarak Simülasyon Teorisi artık teori değil kanun olmuştur. Bu noktada maddeyi artık farklı bir boyutta görüyoruzdur. Dalında olan bir tutam kiraz titreşimden başka bir şey olmamıştır. Zaman yoktur mekan kısmen vardır. Mars’ı düşündüğünüz zaman orada oluyorsunuz çünkü titreşimle yolculuk ediyorsunuz. Tabi ki burada da İlmel yakinde olduğu gibi bir ölçme işlemi vardır. Yakinlik hakikatin ne kadar bize bağlı olduğuyla alakalıdır. Kişi kişinin aynasıdır derler. Buna tasavvufi terimle Fenafillah denir. Bunun zirvesi de; Bu ayette gizlidir.

Araf 143; Mealen

"Rabbim, bana görün, sana bakayım!" dedi. (Rabbi) buyurdu ki: "Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin!"

Allah tecelli ettiği zaman öyle büyük bir azamet oluştu ki dağ kendini onun yanında yok gibi, yani un ufak gördü.

Her kim ki olursa bu sırra mazhar

Dünyaya bırakır ölmez bir eser

Gün gelir Veysel'i bağrına basar

Benim sâdık yârim kara topraktır

Aşık VEYSEL


Yeri anlamak için yerçekiminin gerçek mantığını anlamamız gerekir;

Yere girmeden, göğe çıkılmaz. Oktan KELEŞ

Yerçekiminin mantığı bu iki güzel sözde gizlidir. Bu sözleri anlayabilirsek O zaman Veysel Baba’nın söylemiş olduğu sırra mazhar oluruz. O’nun hangi bilgileri bildiğini anlayıp o sır hakkında ki konuşmalarda Veysel Baba’yı bağrımızda hatırlarız. Bu öyle büyük bir noktadır ki Hz. Ali (KV)’ye Peygamber Efendimizin vermiş olduğu künye olan “Toprağın Babası” sözünü de bir nebze anlamış oluruz. Fakat bunları hissedebilmek için şeytani organizasyonların algı bombardımanlarından kurtulmamız gerekir. “Sanal Gerçeklik” veya “Arttırılmış Gerçeklik” denilen kavramları veya yaşamları insanlara adeta dikte eden zihniyetin düşünce mantığını iyi deşifre etmek gerekir. Çünkü onların beslendiği kaynaktan hepimiz beslenmekteyiz. Sonuçta çoğunluğumuz Dünya denen gezegende esir durumdayız. Esaret içinde bulunan mahkümların hepsi aynı yemeği, aynı havayı, aynı suyu paylaşırlar. Hamurlarının farklılığı düşünce sistemlerinde veya törelerinde kendini gösterir. Çakışan yaşam yollarının farklılığı kaçınılmaz olarak varlık mücadelesine döner. Bundan sonra artık düşünceler kılıçlara dönüşür, savaş gücümüz, meşhur tabirle Emperyal denilen alfa olma mücadelesine döner.

Bu sistemin nasıl çalıştığını anlamamız için Kulbak Bilge 13’ü hatırlamakta fayda var.

http://www.onaltiyildiz.com/?haber,3256

 

Bizler bilgi ve çözüm noktasında birçok konuda yetersiz durumdayızdır. Sonuç olarak bize bir kurgu verilir. Bizler bu kurgunun kodlarını bilmediğimiz için kendi çabalarımızla ve kendimiz gibi sistemi çözemeyen kişilerin çabalarıyla aslında sistemin bize dayatmış olduğu düşünceleri bilmeden de olsa yaşatırız. Bu sanal sistemi yaratanların düşünce motorları pagan ve ateist düşünceye dayandığı için kendi kurgularını yaşatmaları birinci varlık nedenidir, buna bağlı olarak ta ikinci, ekonomik üstünlük bağlamında ele alınabilir. Böyle olduğunu İslamiyetin ilk yıllarında Ebu Leheb’in varlık ve ekonomik anlamda karşı duruşuyla anlaşılabilir. Sonuçta ikisini de kaybetti. Bugünkü durum da bundan beri değildir. Hangisinin doğru veya yanlış olduğunu karar vermede mantık denilen aklı el feneri gibi kullanmak gerekir. Çünkü seçimler bireysel olarak yapılır bunun toplumda aynı noktada örtüştüğü durumlar olması, toplumsal karar anlamında gözükmez. Toplumların top yekün kararlarının birbirine benzemesi meselesi kaderi bir oluşun tezahürüdür. Kaderi olması her ne kadar değişmez sabit kararın tezahürü gibi gözükse de seçimlerin ya da iradenin aynı pota içinde erimesinden başka bir şey değildir. Basit bir mantık ile anlatmaya çalışırsak; Ağaçlar ve hayvanlar ihtiyaçlarından fazlasını almazlar, tabiatta vuku bulan her şey kendi kabiliyetince yerli yerinde hareket eder. Yani gezegenler, yıldızlar vs. hiç biri sistemlerinin dışına çıkmazlar. Bir denge söz konusudur. Bu iki sistem içinde mantığımızı kullanarak tabiatla eş değer hangi öğreti birbirini destekliyorsa bu sisteme uygun demektir. Çünkü yağmurlar toprağı yeşertmek için sularını cömertçe bırakırken, diğer bir sistemde teknoloji ve sanayi adına yani ekonomi için ağaçların kıyımı söz konusudur. Şimdi tabiata hangi sistem daha uygundur. Bunu kişi kendi mantık terazisinde tartıp kararını ona göre vermelidir. Ağaçların kesilmesini onaylamıyoruz ama ekonomik olarak yapılana da karşı değiliz der isek o zaman yukardaki labirentte ki sembollerin büyüsü altında olduğumuzu gösterir. İster akademisyen, sanatçı, iş adamı, bilim insanı vs olsun fark etmeyecektir.

 

Savunmasızlığımızı bir şekilde meyilli olduğumuz duygularımızla bizler var ediyoruz. Sistemde doğmuş ve büyümüş toplum olarak bir şekilde bir yöne evrilmişiz. Bize dayatılan görgü kuralları ve kategorileşme itkisinin tesiriyle geleneklerden uzaklaşıp hatta utanır duruma gelmişiz. Bunu biraz açalım. Mesela dünyada tabiatın gözünde varoş kedi ya da köpek yoktur fakat insanların gözünde ev hayvanları daha elit sokak hayvanları daha varoştur. Bu kategorileşme insanlar içinde geçerlidir. Fakat bunu bize dayatan tabiat değil insanların oluşturduğu sistemdir. Düşüncenin tarihsel seyrini Hindistan’da ki kast sistemi ve aynı zamanda modern dünyada görünmeyen kast sistemleri, Ortaçağ ve daha öncesi devirler köle ticareti, Nuh AS zamanın da ki elitlerin Nuh AS’ın yanında ki insanları beğenmemesi gibi görebiliriz. Yani bu sistem yeni değildir. Fakat o da görünümünü zamana uygun olarak değiştirmektedir. Program kimin olduğu bu şekilde anlaşılabilir. Seçim şudur; köle olmak mı yoksa bireysel olarak var olmak mı?



Bu oyunu bize dayatanlar bizim kadim öğretilerimizi değiştirip kendi formatlarına göre uydurup sunarlar. Bizlerin bunu kolayca kabullenmemiz meyilli olduğumuz duygularımızın yanında bize tanıdık gelen kadim sembollerin ve o kadim öğretimize benzeyen aidiyet duygumuzu harekete geçirilmesi sonucu bizde oluşturduğu hoşluklardır.

Burada çıkmaz sokakta olduğumuzun farkına vardığımız zaman düşünce ve hayatta ki duruşumuzda birçok değişiklikleri fark edecek basireti de oluşturmuş oluruz. O zaman sembolleri kendi hak ettikleri noktalara yerleştiririz. Yani rahatımız için ağaçların kıyımı, güzelliğimiz için balinaların kıyımı, şıklığımız için hayvanların ve akarsuların kıyımını sözde değil fiiliyatta desteklemiş oluruz. Sembolleri zaaflarımıza göre değil de hakikatine uygun olarak tabiatta nasıl işler işliyorsa o şekilde olmasına gayret ederiz. O zaman bu sanal sisteme hizmet etmiş olmayız.

Bunu ancak tefekkürle fakat yol göstericilerin önderliğinde ancak başarabiliriz.

Ahkaf Suresinde ki Ad Kavmi’nin özelliklerini bugün şeytani taraf Sümer Tabletlerini sahiplenerek yeni bir yaşam oluşturma gayretindedirler. Planlarını aynen Anunnakiler gibi oluşturmak ve tekerrür ile Simülasyonu yeniden canlandırmak istemektedirler. Simülasyon Teorisi denilen gerçek düşünce vardır fakat bu şeytanilerin bahsetmiş olduğu gibi olmadığını bizleri farklı hayallere sürükleyerek yönetme isteklerini gerçekleştirmek için kullanılan araçları, sembolleri bir bir deşifre edip sağlam bir irade ile karşı koymak gerekir. Bu başarıldığı zaman ancak;

Yerçekimi Biter Gök Çekimi Başlar. Oktan KELEŞ

Nedir O gök çekimi?

 


Yerçekimi illüzyonundan kurtulduğumuz anda bizi karşılayacak olan ve her şeyin bir simülasyon olduğunu anlamamızı sağlayacak olan Tengri’nin Türk’ü Kitabının ilk sayfasında ki gerçek ruh gözümüzün önüne bütün gerçekliğiyle açılacaktır. Tengri Dağını sis sarmıştı. Siste bir algıdır. Dağ’ın tepesinde sadece bulutumsu bir halka vardır. Yerçekiminden kurtulduğumuz için düşünceleri boşaltarak düşürsek belki de resimde var olan bütün objeler sistir! Belki de bizler Sis’i Ulu Bilge, Geyik, Dağ ve Ağaçlar olarak görüyoruz! 

Aslında bu resim bizlerin simülasyonda gördüğümüz bütün varlığın gerçekte nasıl olduğunu göstermektedir. Bizlerin Sis’i bu şekilde neden yorumladığımız ve simülasyonun nasıl oluştuğunu fiziki alemde anlayabilmemiz gerekir. Bu konuya çok derinlemesine girmeden sadece mantık bağlamında bakarsak Sicim Teorisi diye bir olgu vardır. Bunu birçok yerde Atom altı kuarkların içinde ki titreşimlerin oluşturduğu iplikler şeklinde okuruz. Aslında o ipliklerin gerçekte nasıl oluştuğunu anladığımız zaman yaratılış hakkında daha çok bilgimiz olacaktır.

Taha 5. Ayet: Rahmân Arş'a istivâ etmiştir.

Belki de! O ipliklerin en küçük yapı taşları vardır. Onlar titreşim yaparak dalgaları oluşturmuştur. O yapı taşlarını birer halka gibi düşünürsek (Rakamlar temsilidir.) ilk oluşan halkanın dönüş hızını saniyenin trilyonda birinde, Güneşin 3 Milyon yılda aldığı yol gibi döndüğünü düşünürsek O halka;


Bu şekilde gözükecektir. Aynı şekilde 16 asli olmak üzere milyonlarca belki de daha fazla değişik hızlarda halkalardan oluşan dalgalar gibi düşünmek gerekir. Maddeyi değiştiren bir anlamda hızlardır. Maddeyi oluşturan dalgaların ortasında ki boşluk mekanı oluşturur.  Nitekim birinci resimde halka Dağı oluşturmuştur. Her asli halka oluşta maddeye bir şeref katılır. Yeni bir pencereden sanki farklı bir doğa izler. Tengri’nin Türkü kitabında, Sonok Bölümünde 104. Sayfada söylenen;

“Hiçbir çağ yok olmaz kendini yaşar durur. Başka çağa giden bir öncekini yok oldu sanır” sözünün açıklaması budur.

Simülasyonda olduğunu anladığı anda iç güdüsel olarak ya da kaderin bir cilvesi olarak yeni bir halka oluşturur ve en aşağıya düşerek önceki halkaları da içine alarak bir şeref daha kazanır. Bu kazancın maliyeti bir önce ki çağ bilgisini unutmaktır. Fakat olgunlaştığı zaman yeniden hatırlar ve bu şekilde devam eder. Okyay ve Ece’nin farklı çağlarda karşılaşmalarının anlatımı budur.

Durgun protonların kütleleri hareketli protonlara göre daha hafiftir derler. Aslında Sicim Teorisinden baktığımız zaman durgunluk diye bir şey yoktur. Zaman farkları yukarda belirttiğimiz gibi bir halka sanki Güneşin 3 milyon yılda kat ettiği yolu saniyenin trilyonda bir hızında kat ederken öteki halkalar 50 bin yılda kat eder. Ondan dolayı protonun birinde değişim gözlenirken ötekinde değişim olmuyor gibi gözükür. Mantık olarak kütle hızdan dolayı ağırlaşıyorsa ağırlığı belirleyen hızdır. Eğer durgun bir protonun ağırlığı varsa hızı da var demektir.

Fussilet Suresi 53. Ayet;

Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında âyetlerimizi göstereceğiz ki o(Kur'â)n'ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?

İlerleyen yıllarda maddenin bütün özellikleri ve yaratılış sırları anlaşılacağını anlamaktayız. Bu nedenle şeytaniler üzerlerini örtmek ve krallıklarını devam ettirmek için çeşitli senaryolara insanları inandırmaktadırlar. Bugün Mars’a gidiliyor daha önceden nereye gidilmek istenilmişti! Akıbetleri Fussilet 16’dadır.

 


Bütün yazdıklarımızı harmanlayıp yani Veysel Baba’nın toprak sırrı, Okyay’ın Sonok’ta ki formsuz hali Sicim Teorisi ve Bakara Suresi 261. Ayeti;

Mallarını Allah yolunda infak edenlerin meseli bir tâne meseli gibidir ki yedi başak bitirmiş her başakta yüz tâne, Allah dilediğine daha da katlar, Allah vasi'dir alimdir

Bütününde Simülasyon Teorisinin sadece bir teori olmadığını bize anlatır. Bakara Suresinde birçok ayet yağmurlardan, bulutlardan bitkilerden bahseder. Tohuma Gökten gelen yağmur Can verir. Dünyamızda ki toprak ise beden olarak onu giydirir. Onu giydirirken aslında yukarıda bahsettiğimiz Sicim Teorisinde olduğu gibi dönüş hızlarının nitelikleriyle giydirmektedir. Bizler sureti gördüğümüz için yargılarımızı buna göre oluştururuz. Oysaki yörüngelerin ortasında ki boşluklarda madde gözükür. Yani Elektronların dönüşünden dolayı Atomu görmekteyiz. Eski Dünya Tasviri resminde Dünya’nın üstünde karanlıklar vardır denilmiştir. Bunlar ışıktan dolayı gözükmemektedir. Bizim Dünyayı ayrı bir şekilde görmemiz bu yüzdendir. Dünya’nın en ıssız bir yerinde olsak, bir tek ses dahi olmasa manzarayı olduğu gibi görürüz. Fakat aynı şartlarda bir insan Mars’ta olsa birkaç kuşak sonra yani onların çocuklarının gördüğü bizimle aynı olmayacaktır. Fiziki olarak ta zamanla değişeceklerdir. Çünkü Mars’ın DNA’sıyla Dünya’nın ki aynı değildir. Ay’ın ki apayrıdır.

 


Kadir Sevancan 




Bu haber 2,101 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,484 µs