En Sıcak Konular

Farklı Bir Okuma ile Gılgamış Destanı

25 Eylül 2018 08:15 tsi
Farklı Bir Okuma ile Gılgamış Destanı Farklı Bir Okuma ile Gılgamış Destanı


Farklı Bir Okuma ile Gılgamış Destanı


Gılgamış Destanı sembolik anlatımı ile her zaman insanların ilgisini çekmiş ve üzerine çok fazla kafa yorulan Destanlardan biri olmuştur. Biz çalışmamızda bizi besleyen kaynakları referans noktası alarak farklı bir okuma ile neyin anlatılmak istenmiş olabileceği hususunda, bazı ipuçlarını koklayarak iz sürmeye çalıştık. Araştırmayı yaparken Muzaffer Ramazanoğlu’nun çevirisinden faydalandık. Amacımız bütün tabletleri açıklamaya çalışmak değildir. Sadece nasıl anlaşılması gerektiği metodunu göstermektir. Onun için Birinci Tabletten Beş Pdf sayfasında ki altı paragrafı seçip analizini yapmaya çalıştık. 


Sümer Tabletlerinin değişik bir versiyonu olarak literatürümüze destan olarak geçen yazıtlar, M.Ö. 1800’lü yıllarda yazılmış olduğu söylenmektedir. Sümer Tabletlerinin ise M.Ö. 4000 civarında yazılmış olduğu kaydı tutulduğunu göz önüne alırsak, aradan geçen zaman Kuran ile günümüze kadar geçen zamandan fazladır. Sümer Tabletlerinin ve Gılgamış Tabletlerinin ortak yanı aslında aynı şeyi anlatıyor olmalarıdır. Farklı olarak olayların sunuluş tarzlarını gösterebiliriz. Bir örnekle anlatmak istersek; Aslında Kulbak Bilge de anlatılanlar da bu tabletlerde anlatılanlardan farklı değil ama sunuş olarak zamanımıza ve Türk İnsanının idrakine uygundur. Sümer Tabletleriyle, Gılgamış Tabletlerinin arasında ki zaman farkını bu şekilde karşılaştırılması gerekir. İki yazıtı birbiriyle kıyasladığımız zaman, çok irdelemeden Sümer’den sonra o coğrafya da kültürel anlamda bir değişim olduğunu düşünebiliriz. 


Gılgamış Tabletlerinin başlangıcına baktığımız zaman bu olayları anlatanın bir bilge olduğunu görüyoruz.

Birinci Tabletten;


1] “Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır. Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı.”


Sümer Tabletlerinin başlangıcı da şu şekildedir;


Birinci Tabletten;

“Nibiru’da hüküm süren Anu’nun ilk oğlu, Efendi Enki’nin sözleri.”

İki başlangıcı analiz etmeye çalıştığımız da Gılgamış’ta isim verilmediğini sadece Bilge olduğu, Sümer’de ise olayları anlatanın isminin Enki olduğu söylenmektedir. Gılgamış’a baktığımızda aslında tableti yazan kendisine atıf yapmaktadır. Yani tableti yazan bütün o söylenenleri kendisine söylemektedir. Cümleleri tek tek incelediğimiz de;

“Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum!”

Meryem Suresi 24. Ayet: "Üzülme Rabbin alt tarafında bir su arkı var etti."

Tabletin ilerleyen bölümlerinde O sudan birçok hayvanın su içtiği görülüyor. Özellikle Engidu ile su içen ceylanlar anlatılmıştır. Ayette anlatılan su kanalının Kevser suyu olması muhtemel olabilir. Çünkü bir önce ki Ayette Meryem Anamız: "Keşke dedi, bundan önce ölseydim, unutulup gitseydim!" diyor. 24 ayette ise ölümden, pişmanlıktan ziyade, su kanalı olduğu yani bu sıkıntılardan sonra yaşamın, hayatın olduğu vurgulanmaktadır.


 “Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: onun görmediği hiçbir şey yoktur.”

Bu cümleye baktığımızda başkası için, Dünya’da her şeyi bildiğini iddia etmek imkansızdır. Örnek olarak, falanca kişi dünyada her şeyi biliyor diyebilmemiz için o kişinin bilgi seviyesini bilmemiz gerekir. Eğer biliyorsak o durumda bahsedilen kişi, kişinin kendisi olması beklenir. Yani burada kendisini Üçüncü tekil şahıs gibi göstererek, aslında kendisinden bahsettiğini anlayabiliriz. Fakat bunu şöyle de düşünebiliriz. Bir peygamberin vahiy alması şeklinde de yorumlanabilir. O Peygamber bir zamanlar bir yerde yazıt yazmıştır ve o dilden dile aktarılarak, sürekli yeniden taşlara yazılarak yaşatılıyordur. Orhun Kitabeleri gibi. Gılgamış ta ki olay bu şekildedir. Fakat “adını ünlendireyim” yazılmasına rağmen herhangi bir isim yoktur. Aslında vardır da iki şekilde bunu düşünmek gerekir. Birincisi, Sümerce’de ya da Akadca’da “AD”’ın ne şekilde telaffuz edildiğini bilmemiz gerekir. İkincisi bir sonra ki cümlede saklıdır;

 “Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır.”

Torunlarına bırakması, gelenek, töre usulü yazılı kaynaklarla olabileceği gibi, Hermes ve Metinler kitabının başlangıcında ki Hermes’in Thot’la konuşması gibi; “Ey Oğlum, bu birinci kitabı hem İnsanlık için hem de Tanrı'ya hürmet için yaz.” Şeklinde diyalog kurularak ta olabilir. Burada Hermes söylemiştir, Thot yazmıştır. Bu Tabletlerde de aynısı olmuştur. Gılgamış Tabletlerinin sonuna baktığımızda Gılgamış’ın, Nuh AS la karşılaşmasını görüyoruz. “Gizleri görüp bunların perdesini yırtan adam” Burada gizleri yani saklı olan bilgileri açığa çıkaran Bilge kişinin O olduğu söyleniyor. Son cümlede asıl vurguyu yapıyor gibi.

 “Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı.”

Bilge kişinin Tufandan öncesini bildiği anlaşılıyor. Nuh AS’ın tufandan öncesini bildiğini biliyoruz. Görülen şekliyle gemiyi tufandan önce yapmıştır. Uzun yoldan gelmesini, geminin rotasının uzun olması, yaşam tarihinin uzunluğu, Dünya’nın gelişim tarihinin uzunluğu şeklinde görebiliriz. Nihayetinde bütün yaşamış olduğu deneyimleri bir Anıt’a yazmış. Sümer ve Gılgamış Tabletleri Nuh AS’ın yazmış olduğu yazıtlar olamayabilir fakat O’nun devamında ki kişilerce asırlar boyunca bilginin taşlara, yapraklara, kağıtlara yazılarak günümüze gelmiş olduğunu anlayabiliriz. Aynı Hermes ile Thot’un ilişkisi gibi. Ayrıca Gılgamış ismine baktığımızda “Gılga” aslında Bilge demekmiş. “Mış” ise Muşa dan yani “sudan gelen sandık”tan geldiğini düşünüyoruz. Toplarsak, Sudan gemi ile gelen Bilge anlamına gelebilir. Bu bizim destandan aldığımız koku ile oluşturduğumuz yorumdur. Gılgamış’ın Bilgamış olduğu Jean Bottero’nun Gılgamış Destanı isimli kitabında vardır.

Nuh Suresi 9. Ayet:

"Sonra onlara açıktan söyledim, gizli gizli söyledim.”

Sümer ve Gılgamış tabletlerinde ki kurguya bakarsak, Sümer’de olay yaşanır sonra baştaki hikayeye dönülür. Gılgamış ta ise olayların başlangıcından sona doğru hareket ettiği görülür. Nitekim Sümer Tabletleri bir yıkımla, bir tufanla başlar, Gılgamış ta ise ancak hikayenin sonunda tufan yaşanır.

Bu noktadan sonra cümle cümle yazarak devam edemeyeceğimiz için bazı paragrafları inceleyip açıklamaya çalışacağız.

2] Uruk'un dört bir yanına duvar çektirdi. Kutsal Eanna'nın ve temiz hazinenin duvarına bak! O duvar, didilmiş yünden örülen bir urgan gibidir. Onun köşe burçlarını da gözden geçir! Onun eşini hiç kimse yapamaz. Ta öteden beri orada duran taş merdivenden yol alıp İştar'ın oturduğu E-anna (İnanna)  tapınağına yaklaş! Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı incele. Acaba bunun tuğlaları pişmiş değil midir? Temeli yedi bilge kurmamış mıdır?

İkinci paragrafta hala Bilge kişinin yapmış olduğu eylemlere devam etmektedir. Bir bölgeye dört tane burç yaptırıyor. Sonradan o dört burç arasında ki bölgeye Uruk deniliyor. Bilge kişi anladığımız kadarıyla şehirde ilk tapınağı kuran kişidir.

( Şahsi olarak düşüncemiz Uruk kelimesi zamanla evrilmiş bir kelime gibidir. Normalde Buer Ok ya da Bir Ok’un zamanla değişmiş hali olabilir. Kazım Mirşan Hocamızda İlk Türk Devletinin isminin Bir Oy Bil olduğunu söyler. Bu isim Mezopotamya bölgesinde Uruk kelimesine dönüşmüş olabilir.)

İlk tapınağın kurulması Uruk’ta değildir. Başında da belirttiğimiz gibi gerçek bir yazıt vardır ve bu yazıt Sümer de Gılgamış ta gün yüzüne çıkmıştır. Yani bir kayıt tutma işlemi gibi görülmelidir. Gerçekte İlk yazıtın bir Anıtta olduğu söylenmektedir.)

Mearic Suresi 9. Ayet: Dağlar, renkli yün gibi olur.

 Uruk, aynı zamanda İnanna Duvarı ya da Temiz Hazine olarak sıfatlandırıldığını anlıyoruz. Normalde sadece Uruk vardır. Şehrin bir benzetme ile duvarlarının sanki ip haline getirilmiş yünden olduğu anlatılır. Son cümlede ise “Tuğlaları pişmiş değil midir?” diye soru sorarken aslında pişmiş tuğladan olmadığı ve temelinin Yedi Bilge tarafından kurulduğu anlatılmaktadır. Bir önceki cümle de “Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli gözden geçir!” denilmektedir. Normalde alışılagelmiş bilgilerimizle bir binanın temeli yapının altında olur. Burada üstünde olduğu yazılmaktadır. Sembolik okumaya çalışırsak bu binanın başı ayaklardadır. Her canlı yemeğini ağzıyla yer. Bir ağaca baktığımızda başının, en üst tarafı olduğunu düşünürüz fakat ağacın ağzı kökleridir. İnsanlar da fotosentez yapar. Güneş ışığında D vitamini olduğu söylenir ve insana iyi geldiği söylenir. Gün ışığıyla yediğimiz, içtiğimiz gıdaların tepkimesi bir nevi fotosentezdir. Fakat bu insanda duygulara, eylemlere sirayet ederken, bitkilerde ise meyve ile kendini gösterir. Ağaçlarında duyguları vardır onları çok az kişi sezebilir, bazıları ise anlar, kimisi de konuşur.

Türkçe bir atasözü vardır. “Ayaklar baş, başlar ayak oldu” İşte düz anlamı budur. Fakat biz bunu işin erbabı olmayanların yönetime geçmesi gibi kullanırız. Doğrudur da fakat o kadar çok bu yönlü düşünüyoruz ki artık algının esiri oluyoruz. Burada atasözü her ne kadar güzel bir şeyi anlatmak için kullanılıyor gibi gözükse de, aslından uzaklaştırılıp, yozlaştırılmış ve hakikat bilgisi zamanla unutulmuş ya da unutturulmuştur.

Temelin Yedi Bilge tarafından kurulması, Göbeklitepe’de bulunan Yedi yapının neye istinaden yapıldığı hakkında açıklayıcı bilgiler içerir. Yani 8.000 sene sonra bu bilgiler bir yorum olarak Asur Bölgesinde yeniden doğmuştur. Daha doğrusu Gılgamış birçok doğumdan sadece bir tanesidir. Sonuncusu günümüzde Kulbak Bilge’dir. Aynı zihniyetin bugünkü adıdır. Roma ve Yunan Mitolojisinde ki İkarus Kültü’nün temelini de buradan görebiliriz.

Bundan sonra Gılgamış’ın Uruk halkını tedirgin eden davranışları sonucu Baş Tanrı Anu’ya başvurmaları ve sonrasında Tanrıça Aruru’ya;

3] "Ey Aruru, sen büyük Anu'yu yarattın. Şimdi onun rakibini yarat! O istediği denli Gılgamış'a karşı dursun. Bu iki yiğidin birbirlerine karşı güçlerini ölçmelerinden Uruk şehri soluk alsın!"

Tanrıça Aruru bunu duyar duymaz Gök Tanrısının rakibini kalbinde yarattı. Aruru ellerini yıkadı; bir parça çamur koparıp yazıya attı. Ve yazıda yiğit Engidu'yu yarattı. Çamurdan yaratılan Engidu, demir gibi sertti. Bütün gövdesi kıllarla kapkara olmuştu. Kadın gibi uzun saçları vardı. Saçının lüleleri tıpkı buğday başağı gibi filizlenmişti.

Bu kesit Gılgamış Destanın en önemli bölümlerinden biridir. Hayatın hangi noktasının ele alındığı ve bundan sonra ne şekilde okumaya devam etmemiz gerektiği konusunda bize oldukça önemli bir ipucu verir. Paragrafı anlayabilmek için;

Hu Sırrı: http://www.onaltiyildiz.com/?haber,6653 59.27 saniyeyi dikkatlice dinlemek gerekir. Aruru’ya hitap eden topluluk “Sen Büyük Anu’yu yarattın. Şimdi O’nun rakibini yarat!” diyor. Birinin rakibi ya da denginin yaratılması demek, aynı yolların tekrar arşınlanması demektir. Yani Engidu’nun yaratılması anlatılırken aslında bu paragraf, bir anlamda Büyük Anu’nun yaratılması tasvirini de içinde barındırıyor. Paragraftan anlayabileceğimiz, gözüken en üst form bir su birikintisinde ki bir demet yosunu geçemeyecektir. Fakat bir çamur metaforu ve Aruru’nun kalbinde yaratılma fenomeninin ne olduğunu ortadadır. Bunu biraz açmaya çalışalım;


 http://sutubogda.com/beraber-geldik-beraber-gidiyoruz-oysa/

��".Çünkü ziya, ışık demek; nur da ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılan ışık demeti. Yaradan insanlara güneşi ziya, ayı da nur kılmış. Çünkü ziya, kaynak olan güneşten geliyor. Bütün güzel duygular, manevî değerler de bedenin güneşi olan kalbimizden. Kalpten gelen ışık, beynin hücrelerinde hazmediliyor ve birer nur; manevî ışın olarak aklı aydınlatıyor.

Elif Kaya

Nahl Suresi 40. Ayet:

Biz bir şeyi(n olmasını) istediğimiz zaman, söyleyeceğimiz söz, sadece ona "ol" dememizdir, derhal oluverir.

Aruru Gök Tanrısını yaratmayı önce kalbinde murat etti yani istedi. Engidu Gök tanrısı değil diye biliyoruz! Demek ki burada anlatılan Engidu değil Anu’dur. Sonra “Ellerini yıkadı bir parça çamur koparıp yazıya attı” Burada “Yazı” denen şey aslında bizim Levh yani Kader’in belirlenmesi anlamındadır. Çamurun kaderini belirledi demek istiyor. Korunmuş Kitapta Engidu yaratıldı. İlk yaratıldığında Demir gibi idi sonra zamanla vücudu karardı yani çamura döndü. Kadın gibi uzun saçları olması Su ile açıklanır ve saçının buğday gibi lüleli olması ise yosun demektir.

Oktan Abi’nin anlatmış olduğu Hu Sırrı ile şimdi anlamaya çalışırsak. Videoda bir daire çizmişti bu daire boş iken Mukaddes Ruh ile isimlendiriliyordu. Varlıklar gözüktükçe Cebrail AS makamı beliriyordu. Aruru kalbinde Gılgamış’ın rakibi olarak Engidu’yu yaratmak için Önce Anu’yu yarattı. Sonra O’na çamuru verdi O’da Engidu’yu biçime soktu. Cebrail AS, Adem AS’ın çamurunu yoğurdu derler ya onun gibi.

Son olarak sembolik olarak bakarsak;

Kulbak Bilge 15’te şeytanın şekilden şekilde girdiği resimlerden 4. Resim:

http://www.onaltiyildiz.com/?haber,3583

Rad Suresinden örnek verilerek “Su bir cüruf yüklendi” deniliyor. Aruru’da kalbinde yarattıktan (niyetin önemi!) sonra ellerini su ile yıkıyor ve elleriyle çamuru alıyor. Burada Su niyetin temsili olurken tezahürü çamur yani topraktır denilmek isteniyor.

Münir Derman Hazretlerinin son yazısından;

http://www.onaltiyildiz.com/?haber,3016

“Bir testinin kullanmaya yarayan kısmı onun içinin boşluğudur. Her şeyi halk etmek için suyu katalizör aracı yaptık... Hay sudan geçtikten sonra tahammül hududuna iniyor. Her şeyi ölçülü. Hacimli. Sikletli bir plân dahilinde (yarattık).” Münir Derman Hazretleri bu noktayı anlatıyor.”

Elif Kaya Hanım’ın yazmış olduğu paragrafa bakarsak, canlılık kalbimizden gelen duygularla niyetimizi belirlerken yapmış olduğumuz eylemler, niyetimizi gösteren haller olarak beliriyor. Bu da mealen “ellerinizle yarattığınız şeyleri de O yaratmıştır ayetinin karşılığı olabilir. Çünkü Ellerin su ile yıkanıp çamuru almasıyla aslında her şey belirlenmiştir. Niyet edildiği anda sonucu bellidir demektir buda. Niyetler ya da düşünceler hava gibidir. Ne elle tutulur ne gözle görülür fakat yapılan işlerimizle onları görülür hale getiririz. Onun için bir insanı tanımak için söylediklerine değil yaptığı işlere bakın derler. Yapılan işler kişinin aynasıdır. Aruru yaratma niyetini kalbinde oluşturuyor ve çamuru alıyor. Burada anlamamız gereken çamurun kaderi belli oluyor ve o kaderi çamur, niyetleriyle kendi yazıyor. Neden kendi yazıyor? Cevabı niyette. İnsan hangi emaneti yüklenmiştir?

Gılgamış’ta olsun, Sümer’de olsun Tanrı ya da Tanrıça diye bir kelime geçiyor mu bilemiyoruz. Bu sonradan insanların yakıştırması şeklinde de düşünülebilir. Çünkü Aruru en Büyük Tanrıdır. Burada Tanrıça olarak geçiyor yani dişil bir özellik kazanmış olduğunu görüyoruz. Mesela Menat, Lat ve Uzza’yı da dişi olarak sınıflandırmışlardır. Oysaki onlar melektir yani cinsiyetsizdir. Mitolojide çok tanrılı dinler gibi anlatılan Sümerler veya Akad’lar da, Gılgamış’ta görüldüğü üzere Tek Tanrı olarak Aruru’nun, Anu’yu yaratmasıyla olaylar başlar. Onlar ne anlama geliyor diye düşündüğümüzde; Mesela insanlar Allah’ın esmalarını söylerler aynen onun gibi düşünebiliriz. Tabi bu Alim sınıfı için söylenebilir. Genel anlamda halk ne durumda inanır bu şekilde bilemeyiz.

4] O, insan ve kent yüzü görmemişti. Üzerinde, yazının hayvanları gibi bir giysi vardı. Bu durumda ceylanlarla ot yiyor,

Günün birinde suvatın karşı yakasında bir avcıya, bir tuzak kurana rasgeldi. Birinci, gün, ikinci gün ve üçüncü gün suvatın karşısında ona rastladı. Onu gören avcının yüzü dondu; hayvanlarıyla olduğu yerde saklandı; korkudan titremeye tutuldu; sesi soluğu kesildi, içini sıkıntı bastı; çehresini bulut kapladı; gönlünü gam, üzünç sardı; yüzü uzun yolculuk yapan bir yolcunun yüzüne döndü.

Paragraftan anladığımız kadarıyla kentlerin inşası olmamış, İnsan nesli daha gözükmemiştir. “Üzerinde yazının hayvanları gibi bir giysi” demek; bu hala korunmuş kitapta ki durumun devam ettiğini gösterir. Yani hala Aruru’nun Çamurundan bahsedilmektedir. Gılgamış Uruk’ta oturmakta ve Boğaya benzetilmektedir. Sağa sola sataştığından Aruru dengini yaratmak için Engidu’yu yaratmıştır. Yani hala Boğa görüntüsü vardır. Fakat bu Boğa, bildiğimiz Boğa değildir. Bir soru aklımıza gelebilir. Üç gün neyi belirliyor? Bunun cevabı; Birinci gün Aruru ellerini yıkadığı zaman su göründü (Münir Derman Hazretleri der ki; Gözyaşının yalanı olmaz!) ikinci gün Engidu’nun çamuru oluştu. Üçüncü gün ise korunmuş kitapta her şey yazıldı demektir. Bu Üç günü bir gölge gibi görmek gerekir. Yani Aruru’nun niyeti oradaki kalabalıklara Gılgamış’ın dengini yarat dedirtti. Ve Kalbinde yarattı.

Aruru’nun niyetinin kalabalıklara, Gılgamış’ın dengini yarat demesi zorlama gibi gözükebilir.


Fakat burada yazılan yazıların anlamı anlaşılırsa hiç de zorlama olmadığı da anlaşılacaktır. Tevafuk Gılgamış Analizimizin tam bu bölümüne gelmiştik ki nasıl anlatabileceğimizi düşünürken ve artık işin içinden çıkmanın imkansız olduğunu düşündüğümüz sırada Kambala’dan bu şekilde bir bölüm geldi. Devam edersek, Avcının Engidu’yu gördüğünde yüzünün donmuş olduğunu anlıyoruz. Burada donmak korkudan mıdır yoksa gerçekten suyun donması gibi midir? Cümlelerde vurguya bakarsak Suyun donması gibi korkudan hissiz kalmıştır. Farkında olmadan titremeye başlamış hala bilinç açılmamıştır. Bazen bir şey karşısında şaşırırız ya da şok oldum denir. İşte aslında burada ki duygu hali budur. Bir şok olma durumu söz konusu gibi. Bu şekildeyken hissiz oluruz ya da ölü gibi. Sonra bu durumun etkisi azalmaya başladığı zaman içimizde bir hasret duygusu belirir. Ardından pişmanlık vs. İçimiz sıkılır. Konuşmak yerini düşünceye bırakır ve uzun yoldan gelmiş biri gibi gelişim insanı olgunlaştırır.

Hoca Ahmet Yesevi ��" 159. Hikmet.


Has dervişler Hakk’ı arayıp candan geçti,

Riyazeti katı çekip, göğsünü deşti,

Ondan sonra vahdet meyinden doyasıya içti,

Yalancılar vahdet meyinden tattığı yok.

Neml Suresi 44. Ayet: Ona: "Köşke gir!" dendi. Köşkü görünce zemini su sandı ve bacaklarını sıvadı. (Süleymân) "O, cilâlı, şeffaf sırçadandır" dedi. (Kraliçe): "Rabbim, ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleymân'la beraber âlemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum," dedi.

5] "Baba, dağdan bir adam geldi. Bu yörenin en güçlüsüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür, hep dağda dolaşıyor. Her zaman yabanıl hayvanlarla ot yiyor. Ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları doldurdu. Gerdiğim ağları yerden koparıp çıkardı. Kırın kalabalığını, avı elimden kaçırıyor, kırdaki işime engel oluyor."

Babası konuşmak için ağzını açıp avcıya dedi: "Biliyor musun oğlum, Gılgamış Uruk'ta oturuyor. Onu yenecek kimse yoktur. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Ona, krala yüzünü dön! Güçlü adam hakkında ona bilgi ver. O sana bir fahişe versin. Onu kıra götür. O kadın, bu adamı orada, güçlü bir adam gibi yensin. Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, o kadın giysisini atsın ve o da zevke dalsın.

Bu paragrafta ki kilit soru;  Gılgamış’ta bahsedilen bu avcı kadın mıdır? Yoksa erkek mi? Çeviriye bakarsak erkektir. Babası, “biliyor musun oğlum?” diye konuşmaya başlıyor. Muazzez İlmiye Çığ’ın yazmış olduğu kitapta da erkek olduğu söyleniyor. Gerçi o kitap romanlaştırılmış sırf yorum denebilir. Yani kadim bir metinle alakası kalmamış.

Jean Bottero’nun yazmış olduğu “Gılgamış Destanı” nda ilgili bölümler aşağıda ki gibidir.

Yosma gördü onu,

(Bu) yabani insan-yaratığı

Bozkırın

(Bu) korkunç er kişisini.

"İşte o (dedi ona Avcı)

Soyun Yosma

Avlanmak için kurduğum tuzakları,

[Kopardı] ger[ miş] olduğum ağları;

[Ve kaçırdı benden]

Büyük ve küçükbaş hayvanları!

Bozkırda [dol]aşmamın

Mümkünü [yok artık]".

[Babası açtı ağzını]

Başladı sözel

Ve dedi Avcı'ya:

"[Ey oğul]

Uruk'ta [yaşıyor] Gılgamış

[Hiç kimse]

Onu [alt] edemedi hala.

Bu metinlere dikkat edersek; "İşte o (dedi ona Avcı)” diye yazmaktadır. Yani orijinal metinde sadece “İşte O” yazmaktadır. “dedi ona avcı” parantez içinde gösterilerek çevirenin o noktada avcının konuştuğunu anlatmak için kendi yorumu olduğunu anlıyoruz. İkinci metinde avcının babası Gılgamış’a başvurması gerektiğini anlatırken “Ey Oğul” diyor. Yine bir üstteki metinde olduğu gibi parantez içine alındığı gözükmektedir. Yani orijinal metinde oğul diye yazmamaktadır. Eğer orijinal metinde “Oğul” yazsaydı bir şey değişir miydi? Bizce değişmezdi. Çünkü, yine aynı kapıya çıkardı. Latif Baba’dan;

http://www.onaltiyildiz.com/?artikel,397

“Yani Allah bizi tek bir nefisten yaratmıştır. Havva’da (Nefise annemiz) Adem’den (as) yaratılmıştır. Yani Havva da Adem oğludur.”

Bu paragraf Birinci Tablettendir. Aslında Altıncı Tablete baktığımızda tuzakları kimin kurduğu açıklanmıştır. Altıncı Tablete bakarak, Birinci Tablet anlaşılabilirdi. İştar, Gılgamışla evlenmek istiyor ve Gılgamış ona cevaben yapmış olduğu şeyler için evlenmeyeceğini söylüyor.

6. Tabletten;

"Gel Gılgamış! Benim güveyim ol! Bana meyveni armağan et, armağan etsene! Sen benim kocam ol, ben senin karın olayım!

Gılgamış, konuşmak için ağzını açıp görkemli İştar'a dedi:

Sen, gücü üstün olan aslanın aşkına düştün; ama sonra ona yedi ve yedi tuzak çukurları kazdın.

Anlıyoruz ki çukurları kazan, ağları yapan İştar’mış. Kaldı ki evini çukur gibi eşeleyen dişi karıncalardır. Gergin ağları yapan da dişi örümcektir. Erkek örümcek ağ yapmaz.

Neml Suresi 18. Ayet:

Karınca vâdisine geldikleri zaman bir karınca: "Ey karıncalar" dedi, "yuvalarınıza girin ki Süleymân ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler."

O konuşan bir karınca da dişidir.

Devam edersek; Avcı, babasına Engidu’yu anlatarak yoğun bir cevhere benzediğini söylüyor. Yoğun cevher demirdir. Yani Engidu’yu demire benzetiyorlar. Babası, avcıya akıl vererek Gılgamışa gitmesini söylüyor ve Gılgamış’ın avcıya vereceği öğüdü babası önden söylüyor. Burada Heretik Felsefe ile anlaşılabilecek bir durum vardır. Avcı Gılgamış’a gittiğinde Gılgamış kendisine aynı öğüdü vermektedir. Aslında bu nokta ilginçtir. Böyle ilginçlikler tabletlerde çok fazladır. Bu tezat gibi gözüken şeyler aslında tabletlerin anlamlarının anahtarıdır. En basit şekliyle anlam olarak, Belkıs’ın, Süleyman AS’ın köşküne gidip ondan bilgiler edinmesi gibidir. Ondan Sonra Belkıs teslim olmuştur. Gılgamış’ta ise, Bilge’nin bize anlatmak istediği mesaj, Kopuz Ata’da ki Okyay’ın serüveninde ki Yedi Gün Yedi Gece sırrının, Birinci gecesinin artık sonlandığıdır. O Gün ve gecelerin her biri kendi içinde ayrıca yedi gün ve geceye ayrılır. Sümer’de Annunakiler vardır Elliler diye de geçer. O’da bununla alakalıdır. Ayrıca; Avcının babasının konuşması, Aruru’nun niyetinin nasıl belirdiğini açıklanması gibidir, Gılgamış’a gitmesi Suya dönüşme fenomenini ve yerli kadın objesi ise çamurun simgesidir. En deruni anlamı ise;

Araf Suresi 7. Ayet:

Rabbi dağa görününce onu darmadağın etti ve Mûsâ da baygın düştü.

6] Engidu, altı gün, yedi gece uyanık kalarak yerli kadınla Allah'ın emri oldu.

Tabletin bu bölümünde Birinci gecenin yedi kısımlık bölümü bitmiştir. Gılgamış’la kadından sonra bu sefer Engidu karşılaşır. Hikaye derinlemesine devam eder.

Ali İmran Suresi 93. Ayet:

Tevrat indirilmeden evvel İsrailin nefsine haram kıldığından başka yiyeceğin hepsi Beni İsraile halâl idi, de ki: haydi Tevratı getirin de onu güzelce okuyun eğer sadıksanız.

Kadir Sevencan 




Bu haber 5,298 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,421 µs