En Sıcak Konular

Ayak Basılmamış Topraklar

18 Ekim 2015 08:18 tsi
Ayak Basılmamış Topraklar Ayak Basılmamış Topraklar

AYAK BASILMAMIŞ TOPRAKLAR

 

Selam olsun tüm aileye,

Allah'ın (cc) izni ve erenlerin himmeti ile, Sultanımız tarafından bu fakire tevdi edilen bir görevi daha bitirebilme gayreti ile acizane aşağıdaki satırları yazıya dökmek nasip oldu. Sonsuz hamdü senalar olsun âlemlerin Rabbi'ne...

Her ne kadar, böyle derûnî konuları yazmak bizim haddimize değil ise de; kıt bilgimizle, öğrenmek adına, bildiğimizle amel etmiş olmak adına ve tefekkür deryasında yüzmenin tadına varabilmek adına elimizden ve gönlümüzden gelen gayreti göstermeye çalıştık, biiznillah!

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Ahzab, 27

"(Allah,) sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklaramirasçı yaptı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir."

Oktan hocam 'ayak basılmamış yerleri araştır!' dediğinde, 'dünyada öyle bir yer kaldı mı ki?' diye sormuştum kendi kendime... Ama, sohbetin devamında, bu yerlerin dünyada olmadığını öğrenince açıkçası işimin zor olduğunu anlamıştım. Öyle ya... Mars'ta bile Muhyiddin Arâbî hazretlerinin işareti varken, ayak basılmadık yer kalmış olabilir miydi?

Aynı sohbetin ilerleyen bölümlerinde konu  Peygamber efendimizin (sav) Hendek savaşına geldiğinde, sultanımız Kur'ân-ı Kerim'in tüm kainata geldiğinden ve anlamının her çağa hitab ettiğinden bahisle; "...gelecekte de savaşlarda hendekler kazılacak. Ama bu sefer yerde değil, uzayda hendek kazacağız! Düşünün bakalım, nereye kazacağız bu hendekleri?" dediği andan itibaren, sohbetin geri kalan kısmını duymaz olmuştum! Zira kafamda üç soru dolaşıyordu:

-Bu hendekleri Ay ile Dünya arasına mı, güneş sistemi içinde bir yere mi, yoksa samanyolu gökadasında bir yere mi kazacaktık?

Beynimde bu sorular dönüp dururken öyle dalmışım ki, bir zaman sonra Oktan hocamın, gözümün içine bakarak; ' hala hendekleri nereye kazacağını düşünüyorsun, değil mi?' sorusuyla kendime geldim. 'Evet sultanım.' deyince; ' şimdi bunu düşünmeyi bırak. Göğe çıkmadan önce yerde bitirmemiz gereken çok iş var. Önce onları bir bitirelim!' diye cevap verdi.

" Yere girmeden, göğe çıkılmaz!"

Sultanımızın bu sözü, daha önce değerli Kalperen arkadaşlarımız tarafından tefekkür edildi ve biz de buradan, bu tefekkürler sayesinde bilgilendik; fikir sahibi olduk. Bu konu üzerine en detaylı teffekkürü, geçtiğimiz günlerde değerli ağabeyimiz Orkun AKAR'ın kaleminden okuduk. Allah cc. Kendisinden razı olsun. Müthiş bir çalışma ve fenni bilgiler ışığında, konuyu derinlemesine işlemişti, Orkun ağabeyimiz. Hatırlamak isteyenler için link:

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=4361

Acizane biz de, konunun 'yere girmek' bölümünü; yerde bitirilmesi gereken işler kapsamında, üç ana kavramla izah etmeye çalışalım, inşaAllah.

Kur'an-ı Kerim'de 'yer' kavramı "arz", "arda" kelimeleri ile anlatılıyor ve kimi ayette dünya yerini tanımlarken, kimi ayette de 'yerleri' tabiri ile çoğul kullanımda kainatın farklı yerlerini işaret ediyor, Allahu âlem.

 Bizim öğrendiğimiz kadarı ile, arşın altında kalan tüm evren, yerler ve gökler kapsamında...

Dünya yerine dönecek olursak... İnsan dünyada yere nasıl ve neden girer?

Ölünce, mezara girer. Sonra, basit anlatımla söylecek olursak, ruhu göğe yükselir. Yani, önce yere girer, sonra göğe çıkarız. Acaba anlatılmak istenen bu mu? Sanmıyorum. Çünkü göğe canlı olarak çıkmamız gerek! Ama, tasavvufta akıl sahiplerine şöyle öğütlenmiştir:

' Ölmeden önce, ölünüz!'

O halde, canlı olarak göğe çıkmak için; yerde bitirilmesi gereken işlerden ilki ve en önemlisi yere; yani mezara girmek. Yani ölmeden önce ÖLMEK! Bu da işlerin en zoru olan BÜYÜK CİHADI kazanmakla olur ancak. Nedir o, BÜYÜK CİHAD? Nefsimizle olan mücadele!!! Peygamber efendimiz de (SAV) öyle söylemedi mi? 'Şimdi asıl büyük cihad başlıyor!' diyerek; nefisle olan mücadeleyi kastetmedi mi?

Ya Pîri Türkistânî Hoca Ahmed Yesevî hazretleri?

63 yaşından sonra, hem efemdimize hürmeten, hem de nefsi ile olan mücadelesine devam edip, onu galebe çalmak için, mezar kazdırıp YERE GİRMEDİ Mİ? Ölmeden önce ölmedi mi? Kalan ömrünü yerin altında geçirmedi mi? Orada iken, acaba göğün nerelerine kadar çıktı?

Velhasılı kelâm; göğe çıkmadan önce, nefsimizi her  türlü kötü düşünce ve duygulardan arındırmak gereklidir. Bunun için nefsimizle olan mücadelemizi asla bırakmamalı, bu cihaddan galip çıkmak için, ölmeden önce ölmeliyiz.

 

İkinci olarak; yere girmek tabiri ile bedenimize işaret olduğunu düşünüyorum.

Bilindiği üzere Kur'an-ı Kerim, kendisini herkese farklı açar. Her ayetin, hatta her bir harfin bile, farklı manaları, farklı zamanlarda ve kişilerde açığa çıkabilir. Ehilleri bunları gayet iyi tevil edebilirler.

Bu manalardan biri de arz veya ard kelimesinin insan bedenine işaret etmesidir. Bunun en güzel örneğini, Zilzal suresinin  farklı tevillerini araştırarak görebilirsiniz.

Eğer göğe çıkıp, zorlu işler başarmak istiyorsak; bunun için nefsimizi ve ruhumuzu temizlediğimiz gibi, bedenimizi de temizlemeli; yıllardır biriktire geldiğimiz kirlerden, tortulardan, ağırlıklardan arındırmalıyız. Ki böylece hafifleyebilelim, yükselmemiz kolay olsun!!!

Ne diyor Münir Derman hazretleri? 'Bu yolun yolcusuna kapılar, az yemek ve az uyku ile açılır!'

O halde beden sağlığımıza da dikkat etmeli, aşırı yemek ve uykudan kaçınmalıyız.

 

Son olarak,  dünyada iken canlı olarak girebileceğimiz yerin dibi, madenler ve MAĞARALARDIR!

Mağaralar; kimi keşfedilmiş, kimi halen keşfedilmeyi bekleyen gizemli mekânlar! Yurdumuzdaki yer altı şehirlerinden; Sultanımızın, içine girip de 10 binlerce yıllık Türk tarihini gün yüzüne çıkardığı, Orta Asya'da ki gizemli mağaralara kadar, her biri ayrı özelliği olan esrarengiz yerler...

Mağaralar bir çok sırra ev sahipliği yapıyor. Musa as.'ın Kutsal sandığından, peygamber mezarlarına kadar; dünyanın içindeki uygarlıklardan, dünya içindeki dünyaya kadar bir çok gizem, mağaralarda saklanıyor ve keşfedilmeyi bekliyor.

Acaba, göğe çıkmanın sırrını, yine bu esrarengiz ve henüz keşfedilmemiş mağaraların birinde mi bulacağız? Allahü âlem...

.

Göğe çıkmadan önce bedenimizi ve ruhumuzu temizledik. Peki, yerde yapılması gereken işlerin hepsi bu kadar mı? Keşke bu kadar kolay olsaydı...

Rahman, 33.

"Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, haydi geçin.. Ama geçemezsiniz, ancak bir SULTAN GÜÇ ( açık belge, kesin delil, hesap, kuvvet ve üstünlük) ile geçebilirsiniz."

Bu ayette de görüleceği üzere, göklerin ve yerin sınırlarından geçip gidebilmek için, apaçık ifade ile ÜSTÜN BİR GÜCE VE BİLGİYE ihtiyaç var.

Sultanımızdan öğrendiğimize göre, Türk'e ait olan ve gelecekte tekrar kullanacağımız göklerin ve yerin bilgisi, Kızıl Elma gemisinde muhafaza edilmekte... Üstün bilgi. Peki, Üstün Güç nedir? Nerede bulunur? Göğün sınırlarını aşabilmek için gerekli olan enerji kaynağı olablir mi? Bu enerji, şimdiye kadar keşmedilmemiş yeni bir MADEN olabilir mi? Biraz önce, yere girmekten bahsederken üçüncü olarak MADENLER VE mağaralara dikkat çekmiştik. Şimdi, burada bu madeni bulmaya çalışalım...

Sultanımız yine bir sohbetinde Demir ve sırlarından bahsederken;

' Hadid sırrı sadece demir ve çelikte değildir. Hadid, demir ve benzeri madenlerin genel adıdır. İleride, henüz keşfedilmemiş olan ve Türkler tarafından keşfedilip işlenecek olan, daha latif formda ama, yine Hadid sırrından olan bir maden ortaya çıkacak! Ve bununla Türkler çok büyük bir güç elde edecek!' demişti. Acaba, bu keşfedilecek olan daha latif formdaki maden, göğe çıkmak için gerekli olan enerjiyi barındırıyor mu? Bu madenin nerede olduğu, kaç metre derinde olduğu, hatta sondaj yapılacak yerinin bile belli olduğu, Kalperen abilerimizden birinin yaptığı çalışmalar ve bazı Kur'anî hesaplamalar sonucu tespit edilmiş olup, ilahi kader planınıdaki günü ve saati beklenmektedir. Ayette bahsedilen SULTAN GÜCE; Türkler müyesser kılınmıştır, biiznillah!

Yerdeki işleri bitirdik.. Allah'ın izni ile göğe de çıktık! Bizi gökte de bekleyen işler olduğu çok açık. Sultanımız dedi ya, göğe de hendekler kazacağız diye! Peki göğe hendek nasıl kazılır? Daha önce göğe kazılmış hendek var mı? Var, hem de bir çok!

"KARA DELİKLER, ŞEYTANIN GÖĞE KAZMIŞ OLDUĞU HENDEKLERDİR!"

Evet, böyle diyor Ahir Zaman Paşamız, Sultanımız! İşte ispatı:

STEPHEN HAWKING: ' KARA DELİKLER DİYE BİR ŞEY YOK!'

http://www.kuark.org/2014/01/stephen-hawking-karadelikler-diye-bir-sey-yok/#prettyPhoto

Stephen Hawking de yıllardır bilim dünyasını oyaladığı teorisinin yanlış olduğunu kabul etmiş ve karadeliklerin aslında düşünüldüğü gibi olmadığını söylemiş. Zaten biraz vakit ayırıp okuduğunuzda, bütün dünya bilim adamlarının bu kponudaki iddialarının, sadece tahminler ve varsayımlardan ibaret olduğunu hemen anlıyorsunuz. Yani batı  dünyası bilim diye hayal satıyor.

Oysa Âlim olan Allah, katından ilim verdiği kullar eliyle, her an, talep eden kullarına kainatın sırlarını açmaya devam ediyor.

Şeytan aleyhillane de Allah'ın ilim verdiği kullarından olduğ için, kara delik oluşturma bilgisine sahipti. Fakat bunu nasıl bir güç kullanarak yaptı. Evrenin herhangi bir yerinde muazzam bir boşluk oluşturabilmek için, nasıl bir enerjiye ihtiyaç olabilir? Acaba nükleer mi? Mars ve Ay'ın yüzeylerinin bu hale gelmesine, geçmiş çağlarda uğradıkları nükleer saldırıların sebep olduğunu yine Kulbak'tan öğrenmiştik. Acaba, şeytan bu bölgede de bir kara delik oluşturmak istedi de, göksel atalarımız engel mi oldular? Ancak Ay yeşilden kızıla döndü... Nasıl olduğunu şu an için bilemediğimiz bir şekilde, şeytan evrenin bir çok yerinde kara delikler oluşturmuş. Yani HENDEKLER KAZMIŞ!!!

Savaşlarda hendekler, düşman tarafından girilmesi istenmeyen kaleyi veya bölgeyi korumak için kazılır. Peki şeytan uzaya bu hendekleri ( kara delikleri) kazarken, nereyi korumak istedi acaba düşmanından?  Yani Ademoğullarından... Yine Kulbak'tan öğrendiğimize göre, Adem atamız cennetten yeryüzüne inene kadar uzun bir süre geçmiş. Ve bu iniş doğruca dünyaya iniş şeklinde olmamış. Bir çok gezegene ve ya yıldıza uğramış, oralarda soy salmış; şeytan aleyhillane de Adem atamızı takip ederek, her yere peşinden gelmiş; buralarda kök salmasını engellemek için Adem ve nesli ile sürekli savaşmış; Adem atamız bu gezegenlerden dokuzunda şeytana galip gelerek soyunu korumuş ve buralar tuğ dikmiş.

Acaba, bu savaşlar sonunda şeytan yenilip, Adem dokuz gezegene tuğ dikince; şeytan Ademle gittiği gezegende savaşıp kaybetmek yerine, yeni gezegenlere gitmesini ve dolayısıyla neslinin çoğalmasını önlemek için, bu gezegenlerin yolunun üzerine, bu hendekleri, yani kara delikleri açmış olabilir mi?

Dolayısı ile, bizim henüz ayak basamadığımız ama, ayette Allah cc. tarafından bize miras kılınan bu topraklar, zamanında Adem atamızın gitmek istediği fakat kara delikler yüzünden gidemediği gezegenler olabilir mi?

Güzel Türkçe'mizde bir deyim vardır, zor ve meşakkatli işler için söylenir:

DEVEYE HENDEK ATLATMAKTAN DAHA ZOR!

Derviş Ozan'a selam olsun. Geçen hafta dostlar arasında çok güzel bir tefekkürünü paylaşmıştı. Kızıl renk ve Deve ile ilgili...

Acaba diyorum Derviş, KIZIL DEVE (ELMA), hangi hendeği atlayamadığı için hala buluşamadık atalarımızla? Peki ya  devenin geçemediği iğne deliği ile, atlayamadığı Hendek arasında nasıl bir bağ var?

 

Bugün de, şeytan yeryüzündeki uşaklarına yeni kara delikler açtırmak için CERN teknolojisini kullanıyor olabilir mi? CERN konusunda çok dikkatli olmalıyız. Gözümüz açık olmalı. CERN'ü inşa ederken hangi takımyıldız dizilimi göz önünde bulunduruldu? Piramitlerle olan ilişkisi nedir? İnşa edilen biri büyük, diğeri büyük dairenin içinde küçük iki daıresel yapı, hangi gök cisimlerinin oranlarını taşıyor? NASA'nın Apollo 11 görevi ile nasıl bir bağlantısı var? Ay'ın bombalanması ile ilgisi var mı? Bütün bu soruların cevabı, kalperenlerin ilgisini bekliyor.

Son olarak; üstteki sorulara ilaveten, Sultanımızın sorduğu son soru ile bitirelim:

"Biz gökte hendek kazmadan önce, şeytanın açtığı hendekleri kapatmamız lazım. Peki bu hendekleri nasıl kapatırız? Onu düşün..." demişti sultan.

 Allah'ın izni, erenlerin himmeti ile, şimdilik bizden bu kadar. Geride kalan soruların cevaplarını da, diğer hevesli arkadaşlarıma tevdi ediyorum. Allah cc., hepimize katından hayırlı bir ilim nasip etsin, amin.

Vesselâm.

Bülent ATEŞ



Bu haber 8,973 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,173 µs