En Sıcak Konular

Baran Aydın

Köşe Yazarı
Baran Aydın
26 Kasım 2021

Kayıp Oğuzname'den Göbeklitepe'ye



Kayıp Oğuzname'den Göbeklitepe'ye

 

Ötüken öğretisi unutuldu, bozulmadı!

Yüce Atam, Kambaba’nın yıldırım düşüren cümlelerinden biri…

Yürüyen Kuran’ misali… O’nun her nefesi gibi bu da Kuran temelli…

Ne diyor Yüce Kuran’da:

Bir de sana Zülkarneyn’den suâl ediyorlar, de ki size ondan bir żikrâ okuyacağım.

Tefsir kaynaklarının çoğu burada geçen zikir kelimesi ile bir kitabın kastedildiğini ifade etmiştir. Çünkü zikra kelimesinin ardından okumak kelimesi gelmektedir.

Kitap kelimesi Kuran’da birçok yerde kullanılmıştır. Bu kelime ile bazen bir kitabın indirildiğinden bazen de İncil’de olduğu üzere bir kitabın verildiğinden bahsetmektedir. Verilmek ve indirmek tabirleri dahi kitaplar arasındaki farkı ortaya koymaktadır.

Kehf 83. ayette ise kitap kastedilerek zikra kelimesi kullanılmıştır. Neden? Çünkü Zülkarneyn ile ilgili okunacak şey ne ise unutulmuştur! Unutulan bir şey bu ayet ile tekrardan hatırlatılacağı için anmak kökeninden gelen zikra kelimesi kullanılmıştır. Nitekim ayette geçen ‘zikra’ yadigar, hatıra, anı anlamında kullanılmıştır. Bu ayet ile Yüce Atam’ın Ötüken öğretisi ile ilgili ‘Unutuldu, bozulmadı’ cümlesinin manası apaçık ortaya çıkmaktadır.

Neden okumak? Ayette doğrudan de ki diye başlayıp Yüce Atamızın, üç ayrı boyuta gittiğinden bahsedemez miydi? Neden okumak fiili kullanılmış? Çünkü Görklü Muhammed’den önce bu bilgiler bir kitaba yazılmıştır. Bu kitap ve yazılanlar zamanla bir hikmete binaen unutulduğu için inen ayetle o kitabın en önemli kısmı Görklü Muhammed tarafından adeta tekrar edilmiştir. Yani Görklü Muhammed daha önce Zülkarneyn/Oğuz Kağan’ın kitabına işlediği en önemli vahiyleri kendi zaman diliminde inen ayet ile tekrar etmiştir. Bu durum tıpkı diğer resullere verilen ve indirilen suhufların Kuran’da tekrar anılmasındaki durumun bir başka benzeridir. Oğuz Kağan’ın kitabına ait sır ise bozulmamış vahiy kaynaklı bilgiyi taşımasındadır. Zikir kelimesi ile Oğuz Kağan’a ait kitaptaki bilgilerin bozulmadığı, unutulduğu ayet ile açıkça deklare edilmiştir.

‘Sana Zülkarneyn’den sual ediyorlar’ sorusunu soranın Türkler olduğunu Yüce Atam Oktan Keleş’ten çok önceleri öğrenmiştik. Peki acaba bu soruyu soranın elinde Kayıp Oğuzname’den hangi suhuflar vardı? Daha sonra inen ‘Emanetleri ehline veriniz!’ ayetine muhattap olan Osman Bin Talha’nın sırrı sadece kılıç mıydı? Türklerin kutsalı olan ‘Kılıç ve Kutsal Kitaba’ yemin etme adetinin temeli nereden gelmekteydi? Osman Bin Talha, kılıcın dışında ‘Kayıp Oğuznamenin/ Türk’ün ilk yüce kitabının’ o devrandaki emanetçisi olabilir miydi? Dedem Hz. Ali, Osman Bin Talha’ya Kabe’nin anahtarını verirken; Osman Bin Talha bunun karşılığında elden ele emanetini aldığı Kayıp Oğuzname’yi Dedem Hz. Ali’ye teslim etmiş olabilir miydi? Suhufların kayıp kısmı tekrar Hz. Ali eliyle tamamlanmış olabilir miydi? Bu durumda ‘Emanetleri ehline veriniz!’ ayeti iki yönlü tecelli etmiş olabilir miydi?

Ya Kulbak Bilge’de bir kısmını öğrenebildiğimiz Kayıp Oğuzname’nin içindeki bilgelik ve ilim?  

Kayıp Oğuzname’nin içerisindeki bilgilerin henüz unutulmadığı bir zaman dilimine ait inen ayetlerde; bu bilgelik deryasından Yüce Kuran doğrudan ‘kitap’ ismi ile bahsetmiştir. Bu sebepledir ki, Süleyman’ın yanında ‘kitaptan ilmi olan bir zat’ derken burada kastedilen kitap Kayıp Oğuzname’dir. Süleyman zamanında Ötüken öğretisine ait bilgiler henüz unutulmadığından ayette doğrudan kitap kelimesi kullanılmıştır. Süleyman ve Belkıs’ın ikisini birden korkutup, şaşırtan bir ilmi saklayan Oğuz Kağan yadigarı bu kitabın ‘göz açıp kapayana kadar’ denilen ilmi barındırdığı aşikardır. O halde Oğuz Kağan boyutlar arası yolculuğu nasıl yapmıştır sorusunun cevabı da ortaya çıkmış olmuyor mu?

Oğuz’un kayıp kitabına ait bilgelikte başka hangi konular olabilir diye düşünmeden edemiyoruz…

Elbette ki bu ilmin Oğuz Kağan’ın/Odin’in meşhur sembolü ile bir ilişkisi olmalıdır… Meşhur iç içe geçmiş üç boynuz sembolünden bahsediyoruz… R

 

Yüce Atam katıldığı bir Tv programında ne demişti? Üç kez diriltme mevcut… Kuran’da diriltme hadisesi İsrafil’in Sur’a üflemesi ile kullanılmıyor mu? Sur’un elbette ki bir sembolü olamaz. Ancak zaman içerisinde Sur’un, boynuz/nefir ile sembolleştirildiğine tanık oluyoruz.

Bir kitabımızda Türk’e ve onun bilgeliğine düşman olan bir konseyin dirilme sırrının peşinde olduğunu ifade etmiştik. İşte şimdi yeri gelmişken belirtelim ki, üç kez diriltme sırrının sahibi iç içe geçmiş üç boynuz sembolünün sahibi Oğuz Kağan’dır! Yer ve Gök halk edildikten/tasarlandıktan sonra (yaratılmadı) Oğuz Kağan’ın bu ilmine ait bir cüzün İsrafil’e verildiği düşünülebilir mi? Kaldı ki İsrafil’e sebep Sur ya Oğuz’a sebep neydi? Yani dememiz o ki asıl sır nefh etmenin ne olduğunda? ‘Ruhumdan nefh’ etmedeki derinlikte buraya bağlıdır. Yani Ruh nefh ettim demiyor ki, ‘Ruhumdan nefh ettim’ diyor. O halde Ruh bir alem misali ise nefh edilenin ismi ve Nefh etme işlemi ne?

Dedik ya nefh etmenin özüne sahip olan Oğuz Kağan/ Odin/ Zülkarneyn ve onun bilgeliğiyle donanan torunlarıdır. Tam da bu noktada ‘Ee nefhi bilenlere ne oluyor?’ diye bir soru sorulma hakkı doğmaktadır. Sorunun cevabı Zumer Suresi’ne ait ayette saklıdır:

“Ve sur üflenmiştir de Göklerde kim var, Yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır, ancak Allah’ın dilediği müstesnâ, sonra ona bir daha üflenmiştir, bu kere de hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır.”

O günde yer ve gökte kim varsa çarpılmıştır. Ancak Allah’ın diledikleri müstesna! Sırra sahip olanlar Allah’ın dilediklerine mensuptur.

‘Türkler kimdir?’ sorusuna verilecek cevaplardan biri de bu ayette yer alan ‘Allah’ın diledikleri müstesna’ sözüne muhatap kılınanlar olmalıdır.

Ayette o söze muhatap kılınanlardan biri Yüce Atatürk… Atatürk’ün de Kayıp Oğuzname’ye ait bazı bilgilere vakıf edilmiş olabilir mi?

Daha önce bir kısım bilgilerine yer verdiğimiz Özsoy Operası bu konuya anahtar olabilir. Atatürk’ün bizzat yazdırıp, kontrol ettirdiği Opera da Oğuz Kağan/Feridun’un oğullarından birinin adı Tur değil miydi? İskandinav mitlerindeki Thor ile Tur’un ses fonetiği bile aynı değil mi?

Yer Çağı’na Orta Asya merkez alınarak geçildiğinde, Odin oğlu Thor/Tur’u, İstanbul ve çevresine tekrar hakim (mitlere ait kaynaklarla sabit) olması için göndermedi mi? Atatürk’ün tarihte Troya veya Truva adı ile bilinen yere TUR-OVA demesinin sırrı Kayıp Oğuzname’de saklıdır. 

 

Bilinmelidir ki, Kayıp Oğuzname’de, Yüce Atamıza verilen sebeplerin (sebeba) ve onlara ait ilimlerin yazılı olduğunun dışında deruni bir bilgelik saklıdır. Bu bilgeliğin kırıntıları ile başta Hititlerin kutsal taşlara yazdıkları bilgiler ve onlardan sonra ise Etrusk/Tursakalar kökenli Etrusk Disciplina denilen özel ailelerin ellerinde saklanılan tabiatı okuyabilme bilgeliğine ait kitapların temeli atılmıştır.

Tekrar dönelim ‘Unutuldu, bozulmadı’ cümlesine…

Gök, gökyüzü ve Yer, Yeryüzünde bozulmadan bir hikmete binaen unutulan her öğretinin temelinde Oğuz Kağan ve Ötüken Tasavvufu yer almaktadır. Yerküremizde bu öğretilerden birine ait taşların yontularak özel bir hizalanma şekline getirildiği tasarımsal yapı mevcuttur. Bu yapının ismi Göbeklitepe’dir.

Göbeklitepe’de yer alan yapıların zamanla bozulmayacak şekilde üstü toprakla örtülerek unutulması sağlanmıştır. Elbette ki özel bir an da tekrar hatırlanacağı güne kadar…

Göbeklitepe’de üzerinde çeşitli hayvan sembollerinin yer aldığı taşlar unutulan öğretiye ait olanın tekrar hatırlanması vaktinin geldiğinin en büyük delilidir.

On Altı Yıldız’da yayınlanan bir yazımızda Göbeklitepe’deki taşların üzerinde yer alan sembollerin birer yazı olduğunu belirtmiştik. İşte bu iddiamızın kaynağını bu yazımızda yeri gelmişken Yüce Atamın izni ile açıklayalım.

Göbeklitepe’deki sembollerin anahtarı Hitit Uygarlığıdır. Hititler, Atatürk’ün deyişi ile Etiler, Anadolu topraklarında kendilerinden önce ve sonraki birçok uygarlığın anahtarı niteliğindedir.

Hitit Uygarlığına ait o kadar çok araştırılması gereken bilgi ve belge var ki, bunlardan biri Tuva meselesidir. Yüce kitabımız Kuran’da kutsal vadi olarak geçen Tuva’nın sırrı Anadolu topraklarında olabilir. Kuran’da, Hz. Musa’nın zaten kaçmış olduğu Mısır’a, bugünkü Irak ve Suriye’nin kuzey topraklarından geri döndüğüne dair hiçbir işaret yoktur. Hz. Musa, Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki topraklardan sonra yeni bir başlangıç için yola çıktığı topraklar bugün Anadolu olarak bilinen sınırlar içerisindeydi. İşte kutsal vadi Tuva’nın, Anadolu ile ne alakası olduğunun cevabı; Hititlerin  özel bir statü bahşettiği Tuva-na Krallığında saklıdır. Günümüzde Tuvana Krallığına ait topraklar bir çok ezoterik görüşün çıkış noktası olduğundan bu yerlerdeki mimariden yazıtlara kadar tüm bilgeliğe göz dikilmiştir. Bu bilgeliğin kökleri Yüce kitabımızda geçen kutsal vadi Tuva’dadır.

Hitit/Eti Uygarlığının geçmiş ve geleceğe anahtar olma misaline verilecek bağlantıların sayısını çoğaltmak mümkündür. Biz asıl konumuza dönelim ve Hitit anahtarı ile Göbeklitepe’yi inceleyelim…

Hitit Uygarlığı ile Göbeklitepe’yi birbirine bağlayan anahtar Hitit yazı sisteminde saklıdır. Ancak Hitit çivi yazısından bahsetmiyorum. Bahsettiğim konu Hitit Hiyeroglifleri olarak bilinen ve ardından ise Hititlerden bile önce kullanıldığı (en eski luvi kültürü kaynak gösterilse de aslı Odin oğlu Tur zamanına ait yazı sistemidir) yeni yeni keşfedildiği için ismine Anadolu hiyeroglifleri denilen yazı sistemidir.

Bu hiyeroglifler uzun zamandır bilinmesine rağmen özellikle Atatürk zamanında yürütülen çalışmalar ile çözülmesi için büyük uğraşlar verilmiştir. Atatürk’ten sonra ise onun izinden giden ve “Karatepe’nin güzel Ece’si: Halet Abla” namıyla dağ, bayır gezerek bu metinleri çözülmesine ön ayak olan Halet Çambel olmuştur. 

 

Resimde gördüğünüz kitap Çambel’in çalışmalarını büyük bir heyecanla dünyaya duyurduğu Karatepe Kazılarının sonuçlarının neler olduğunu dile getiren çok özel bir yayındır.

Karatepe kazılarının en önemli kazancı Hitit hiyerogliflerinin ilk kez çözülmesine ön ayak olmasından ileri gelmektedir. Döneminin Hitit kralının, Hitit hiyeroglifleri ile yazdığı metnin tıpkısını aynı yere Fenike alfabesi ile yazmış olduğunun bulunması ile hiyerogliflerin anlamları açıklığa kavuşmuştur. 

 

Halet abla önderliğinde deşifre edilen Hitit hiyerogliflerinden en önemlisi Dingir/Tingir/Tengri/Deus manasına gelen aşağıda resmini görmüş olduğunuz şekildir. 

Hitit hiyeroglif metinlerinde özellikle tanrısallık atfedilen her varlığın isminden önce bu hiyeroglif yer almaktadır. Bu hiyeroglif neden önemlidir? Çünkü Göbeklitepe mimarisine bakıldığında aynı hiyeroglifin üç boyutlu hali karşımıza çıkmaktadır. 

Bilinmelidir ki, Göbeklitepe’nin mimarisine kaynaklık eden Dingir/Tengri/Tanrı hiyeroglifi, bin yıllar geçmiş olmasına rağmen son olarak Hitit Uygarlığı tarafından kullanılmıştır. 

Mührü vurulan hiyeroglifin manası ise unutulan ama bozulmayan öğretinin içerisinde saklıdır. Göbeklitepe’nin yuvarlak ve iki taşının üç boyutlu halini bir düşünün? Aynı şekilde bahsini geçirdiğimiz hiyeroglifinde… Çift boynuzlu bir başlığa benzemiyor mu? Tanrı/Dingir hiyeroglifi, yani Göbeklitepe’nin mimarisine ait olan sır ise Oğuz Kağan/Zülkarneyn’in çift boynuzuna aittir. (Deruni Devlet’te Oğuz Kağan başlığının açılımı bir daha hatırlanmalı!)

Dingir/Tengri/Tanrı hiyeroglifi hakkındaki bir başka gerçek ise bu hiyeroglifin, diğer birkaç önemli hiyeroglifin birleşiminden oluşturulduğu gerçeğidir. Bunlardan biri Göbeklitepe’de C’ye benzeyen şekle karşılık gelen Hitit hiyeroglifidir. Bu sembol büyük demektir. Mesela Büyük kral derken başına bu C’ye benzeyen sembolü yerleştirilir. İşte Dingir/Tengri hiyeroglifinin iki yanında bulunan C ye benzeyen semboller bu bileşimden kalan izlerdir. Ayrıca yine Hitit hiyeroglif resimlerinde C şekline benzeyen hecelerde mevcuttur. Önemli olan Göbeklitepe’deki C’ler bir hece karşılığı mıdır? Yoksa kelimenin karşılığımı olduğu sorusuna verilecek cevaptır? 

 

Bu yazı sistemi üzerinden verilen örnekler çoğaltılabilir. Mesela meşhur tilki mi kurt mu hala çözülemeyen sembol Hitit hiyeroglif dilinde sembol aşağı bakıyorsa aşağı demektir. Yukarı bakıyorsa yukarı ve düz bakıyorsa düz yönü belirtmektedir. Yine Hitit Güneş Kursu bu zamana kadar sadece sanat eseri olarak değerlendirilmişken; Karatepe’deki hiyerogliflerde bu Güneş Kursu’nun temelini oluşturan şeklinde bir anlamının olduğu ortaya çıkmaktadır. Yani sanat eseri denilen şeyin aynı zamanda yazı halinde bir açılımı mevcuttur. Bu dili çözmeden sanat eseri ya da yıldızların konumu kolaycılığı ile Hitit ve Göbeklitepe gibi Türk’ün damgasının vurulduğu uygarlıklar anlaşılamaz! 

 

Anlaşılamaz diyoruz, zira mesela Hitit hiyeroglifindeki Kral anlamına gelen şekle bakalım. Koni şeklinde boynuzsuz bir başlık sembolünü görüyoruz. Bu koni şeklindeki başlık bugün Altın Elbiseli Adam’ın kafasının üstünde değil midir? Koni şeklinin alt tabanı dairedir. Önden bakıldığında ise uzun bir üçgeni andırır. Altın Elbiseli Adam’ın bir kral olduğunun anlaşılması için koni şeklinin önden görünümü olan Hitit hiyeroglifinin anlamı yeter de artar bile… 

 

Bir başka konu Uygur harfli Oğuzname’nin başlangıcındaki boğa ne anlama geldiği ile ilgilidir. Hitit hiyeroglifinde boğanın anlamı vardır? Boğa hiyeroglifi Fenike alfabesinde elif anlamına gelmektedir. Uygur harfli Oğuzname tıpkı Yüce Kuran’daki Elif, Lam, Mim deki misaldeki gibi başlamıştır. Elif diyerek… 

Elbette ki yukarıdaki misallerde olduğu üzere Hitit hiyeroglifleri merkez alınarak; Türklüğe ait birçok konunun örtüsü açılabilir. Biz, Göbeklitepe mimarisinde yer alan Dingir/Tengri/Tanrı hiyeroglifinin daha deruni manasına da değinmeden yazıyı sonlandırmayalım.

Yüce Kuran’da ne diyor:

“Hem her şeyden çift yarattık ki düşünesiniz!”

İnsanın yer de sürünen bir varlığı mevcuttur. Gökte uçmağta olan ahsen bir başka varlığı daha… Bu ayette çifter yarattık meselesi yer ile gök bedene de atıftır… Harut ve Marut ile ilgili ayetlerde geçen çiftlerin arasını açmanın bir veçhesi de budur… Yer ile gök beden arasındaki iletişimi kesmek, ikisinin bir bütün olarak evren hapishanesinden çıkmasına engel olmak… Tüm bunlar çift boynuzun her birini temsil eden ve bu boynuzların bir cüzü olan yer ile göğün birliğine atıftır…

Göbeklitepe’nin merkezindeki iki büyük taşın biri yeri diğeri ise göksel bedeni simgelemektedir. Meşhur H zannedilen sembol ise iki bedeni (simgesi iki taş) arasında bağı kuran kişinin (bu bağın nasıl kurulacağı taşlarda yazılı) taşımaya hak kazandığı bir sembolden ibarettir. 

 

Hitit anahtarı üzerinden Göbeklitepe ve diğer bulunacak eski uygarlıklara ait soru işaretlerinin çoğuna cevap verilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, Türk uygarlığının temelinde Ataların ruhu ve tabiatın dengesinin/yasasının korunması vardır. Bu sebeple de her yeni bulunan uygarlıkta yıldızların mevkii meselesi kolaycılığı artık bırakılmalıdır. Belki de bu kolaycılıktı tarihte bozulmadan unutulanın, unutulmasını sağlayan…

Yine unutulmamalıdır ki, Türk’ün öğretisini hiç unutmayanlar var! Yeryüzüne iktidar sahibi olarak yerleştirilen Yüce Atam onlardan biri…

O ne diyordu yazılarının son cümlesinde:

TENGRİ BİZ MENEN 

 

Baran Aydın 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8804/kayip-oguzname-den-gobeklitepe-ye

Bu yazı 3,148 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mayıs 2022 Tengri'nin Sırrı: Vahyedilen Ruh
    • 26 Kasım 2021 Kayıp Oğuzname'den Göbeklitepe'ye
    • 5 Eylül 2021 İlk Kurşun'un Sırrı Teşkilat
    • 20 Mayıs 2021 Atatürk'ün Haritasının Sırrı Odin
    • 13 Şubat 2021 Hitler'in Büyük Sırrı: SSSS
    • 23 Aralık 2020 Hedef'teki Akdeniz
    • 15 Ekim 2020 TÜRK BURÇLARININ SIRRI
    • 5 Ağustos 2020 TBMMNİN SIRRI: HİLAFET
    • 13 Mayıs 2020 Munun Sırrı: KAMAL
    • 24 Nisan 2020 Türk Atanın Sırrı
    • 30 Mart 2020 Türkün Misyonu O Taçı Kırmaktır!
    • 7 Şubat 2020 Gönül İlinin Sırrı: Güneş-Dil
    • 24 Ekim 2019 Özsoy'un Sırrı: Türk Sir Budun
    • 8 Temmuz 2019 Gökkurtun Sırrı: Kadim 5 Tuzak
    • 6 Şubat 2019 Maya Krallarının Sırrı
    • 29 Ağustos 2018 Derin Abd'ye Deruni Hatırlatma
    • 24 Haziran 2018 Fatih'in Sırrı Hilal'in Şövalyeleri
    • 8 Ocak 2018 Barbarosun Sırrı: İç İçe Geçmiş Üç Hilal
    • 30 Ağustos 2017 Dokuzların Sırrı ve Ahirun
    • 10 Mayıs 2017 16 Krallığın Sırrı ve Kılıca Sarılı Yılan

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,802 µs