En Sıcak Konular

Orkun Akar

Yazar
Orkun Akar
27 Nisan 2016

İnciler Mercanlar



Kıymetli hocamız, Bilge Kağanımız muhterem Oktan Keleş Bey’e TASAM (Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi) tarafından  yılın vizyon sahibi gazeteci-yazar ödülü verilmişti. Bu kıvanç dolu 20 Nisan 2016 tarihinin coşkusunu, ödülün kendilerine takdim edildiği otelde, orada bulunan Kalp erenler ile birlikte yaşamıştım. O gün yaşadığımız heyecanı layığı ile ifade edebilmek inanın çok güç bizler için. Atalarının vakarı ve heybeti ile kürsüye çıkmış, hazirun’u Asker usulü baş ile selamlayarak konuşmalarına başlamıştılar. O nasıl bir ses tonuydu ki tüm salonu tesiri altına almış, her bir kelimeyi adeta taşkın bir selin gürlemesi gibi konferans salonunun duvarlarına çarpa çarpa dimağlarımıza nakşetmiştiler. Atası Bilge Kağan’ın uyarılarından ve emirlerinden orada ödül alanlardan sadece kendileri bahsetmiştiler. Oktan Keleş farkıydı bu; Hiçbir kınayanın kınamasından çekinmeyerek, hakkı, hakikati her durum ve şartta yılmadan ifade edebilmek .Bu koca Türk’ü anlatmaya kelimeler yetmez. Bu girişten sonra Ocağımızın örsünde tavladığımız muhabbete girelim yavaş yavaş.Ne derdi koca demirci usta çekici vururken? Biz de öyle başlayalım; Hayy’dır Allah! , Hakk’tır Allah!…

Ödülün alındığı günün akabinde, ocağımızda on beş günde bir yapılan muhabbetullah programı icra edilecekti. Ne güzel tevafuktu ki o tarih 23 Nisan’a denk gelmişti. O gün orada bulunan evlatlarımız gibi, biz de çocuklar gibi şendik. Çocuklarımızın şiirleri, şarkıları ve yapmış oldukları gösterileri ile ,onların heyecanlarında istikbalin çok parlak olduğunu müşahede etmiş ve kıvançla Rabbimize hamt etmiştik. Evlatlarımızın programının bitiminde muhabbetimizin dumanı tütmeye başlamıştı. Konu başlıkları şunlardı; İlim ve ilim ile iştigal, bu faaliyetler sonucu Rabbin ikramı olan ilim damlalarına ve açtığı idrak kapılarına şükrün nasıl yapılacağı ;Bu ilimlerin anahtarı olan mürşitlik kavramı ve olması gereken gerçek mürşit ile cübbeli mürşitlerin farkları nelerdir? Bu muhabbetimiz kayda alındı ve yakında sitemizde yayınlanacaktır, o yüzden çok ayrıntıya girmeyeceğim lakin akabindeki yirmi üçünü yirmi dördüne bağlayan gecenin sabaha karşı 03.30 ile 04.30 arası o bir saatlik sürede hocamızın bizlere yapmış olduğu muhabbet, bir önceki konu olan ilim ve şükrü hakkında söylemiş olduğu tespitten devam almıştı. Demişlerdi ki ‘’İlmin şükrü, zaten ilim ile iştigal etmekle ve o faaliyetlerin her bir safhasında sarf edilen emekle yapılmış oluyor zaten ’’.Ve TaHa-114.ayetinin sırrını bizlere açmıştı.’’ O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma. Şöyle de: "Rabbim, ilmimi artır!" Bütün mana ortadaydı tabi ki görene. İkram eden Rabbime şükürler olsun, bu ikramın sebebi olan Sultanıma aşk olsun. Atamız Adem’e ‘’Eşyanın isimlerini öğretti’’ ayeti mucibince bu ilim kodlarının bizde mevcut olduğunu söylemiş; İnsana düşenin bu kodlara ulaşmak için çaba sarf etmesi ve bu eylemini Rabbim ilmimi arttır diyerek taçlandırması gerektiğini anlatmıştılar. Şimdi anlamıştık niçin ilim ver değil de, ilmimi arttır dememiz gerektiğini. Bu tespiti daha önce duymuş muyduk acaba? Ben şahsen duymadım. Şimdi bu minvalden hareketle ikinci muhabbetullaha geçelim.

İlk sohbetten sonra sırrını ve hakikatini açmış olduğu Rabbim ilmimi arttır yakarışı sanki can bulmuş, ele gelmiş dile gelmiş ve sultanımın o gül goncası dudaklarından yudum yudum dökülerek öyle bir ilim artışına sebep olmuştu ki o andaki enerjiyi ve şevki anlatamıyorum. Muhabbete ‘’Tasavvuf nedir?’’ diye sorarak başlamış ve teker teker bizlerden cevaplar almıştı. Naçizane ben bu suale gönül ile seyretmektir demiştim. Melih kardeşim ise, kitaplarınızda belirttiğiniz gibi her bir insanın kendi anlayışı ve yöntemiyle seyri diye cevap vermişti. Diğer koldaşlarımızda bu minvalde cevaplar vermiş; Cevaplarda belirgin bir Aşk vurgusu da yapılmıştı. Bu aşk vurgusu üzerine ‘’İnsanın Allah’a cc aşık olması, insanın haddine midir?, hakkı mıdır?’’ diyerek ikinci bir soruyla konuyu genişletmişti. Bizlerden aldığı muhtelif cevaplardan sonra şöyle demiştiler ’’Biz Allah’ı ne kadar biliyoruz? ’’Cevabını da arkasından kendileri söylemiştiler ’’Bize kendini tanıttığı kadarını. Ya tanıtmadığı bildirmediği kısımları?’’ demiş ve hemen sözünü ‘’Tam manasıyla tüm yönleriyle bilemediğimiz mutlak varlığa nasıl gereği gibi aşık olabiliriz ki’’ diyerek bağlamıştı. Orada bulunanlar bu muhteşem sözlerden sonra derin bir tefekküre dalmıştı. Bu sükûneti mütebessim bir ifade ile söyledikleri ’’Aşk’ı şimdi bu sözlerden sonra hafife almayın, Aşk çok latif, çok güzel bir şeydir’’ diyerek dağıtmıştı. Aşk sadece bir binektir. Ona binilir, seyredilir, onun getirmekle yükümlü olduğu menzilde de inilir demiştiler. Aşık Yunusun nasıl derviş Yunus olduğunu da anlamıştım artık. Muhabbetullah’ın bu kısmı ile ilgili Melih kardeşimle yaptığımız bir değerlendirmede; Efendimizin Sav ‘’Ya Rabbi seni layığı ile bilemedim.’’ sözlerini bu konuya bağlamıştık. Efendimiz Sav bu kelamı etmişse biz nasıl olurda layığı gibi aşık olabilirdik ki. Hocamız bir soru daha sormuştu konu ile ilgili ’’Efendimiz Allah’a aşık olmuş mudur?’’ diye. Cevabını da kendileri vermişti Aşk’ın bineklik vasfına bağlı olarak; ’’Efendimiz direkt vahye mahzardı, bu bineğe ihtiyacı yoktu’’. Bu bahisten sonra muhabbetullah varlık/yokluk kavramları üzerinden devam etti. Bizler, tüm görünen mevcudat var mıydı? Buradaki varlık iddiasını mutlaklık üzerinden değerlendirmek üzere sormuştu hocamız. Ocağımızın sohbet salonundaki İncir ağacını göstererek bu ağaç ne? Hakikati ne? Akibeti ne? diyerek konuyu mecrasında akıtmaya başlamıştı. Cevapları aldıktan sonra’’ Evet tohumdu, ağaç oldu, odun oldu, yandı bitti kül oldu’’ dediler. Yani fani oldu, fani bir mahluka mutlak varlığa göre var demek ne kadar doğrudur?’’ dediler. Bunun üzerine tefekkür etmiştim. Ayna’da belirmeyi var olmakla karıştırıyorduk. Bu beliren her mahluk, sahnede belli bir süre arz-ı endam edecek, sonrada beliren vücudu çözülerek yeni bir belirmenin malzemesi olacaktı. Evet Rabbimizin ayeti ’’O her an bir şandadır’’ benim dimağımda tüm hakikati ile parlamıştı. İlmimi arttıran Rabbim bizim ‘’Entropi’’ dediğimiz kanunun bilgisini zaten bize vermişti. Her vücut, her sistem, her durum, devr-i şadi, gussa-i matem vs. vs. her şey Entropiye tabi idi. Yani kararlı olduğu hali, her zaman için çözülmeye, dağılmaya programlıydı. Öylede olmalıydı, çünkü Baki olan oydu. Diğer tüm belirmeler faniydi. Mutlak varlık ‘’O’’, ’’Hu’’…O cc her şeyi kuşatmıştı. Vahdeti vücut meselesini de anlamıştım. Her şey Ondan ama Onun gibi değil. Rabbimiz bu yüzden bize ‘’La’’ dedirtiyordu. Yoktur ilah, mutlak varlık…. Vs. ’’İlla’’ Allah…Sadece O vardır. Bu mutlak varlık karşısında kim varlık iddiası sürebilirdi ki? İşte Lain buradan vurdu atamızı ’’Ebedilerden’’ olursun. Yaratılmışlık nev’inden, sınırlılıktan çıkmak, sonsuz olmak. Anlık bir belirmeden öteye gidemeyen varlık iddiasındaki durumumuzu ebedilik içinde mutlak kılmak. Bu mümkün müdür? Tabi ki asla. Yine bir muhabbetullah ta sormuştular ’’Ebedi olarak cennet/cehennemde kalmak. Buradaki ebedilik kendi zati ebediliği gibi midir? diye. Cevap olarak ta Kendi nurundan, ruhundan ikram ettiği gibi, kendi sonsuz/mutlak ebediliğinden bir ikramdır bizim ebediliğimiz diye, yani bize açtığı/daha açacak olduğu yollarda yaptığımız seyirdir bizim ebediliğimiz. Hadis-i Resulde geçen ‘’Ben kulumun zannı üzereyim’’ tespitini de daha iyi anlamaya başlamıştım. Hakkı ile bilemeyecek olan kulun zanlarını bile rahmeti ile sarıp sarmalıyordu Rabbim.

Şeytan alim bir varlıktı. Kamil kardeşimin Ruh bahsiyle ilgili yaptığı tefekküründe de belirttiği gibi alimdi lakin İnsan ilmi onda yoktu. Tabiri caizse Rabbe en yakın yer olan Has odaya yaratılmak üzere getirilen bu cıvık balçığı o mekana, has odaya kendince yakıştıramadığı için ve kendi mevcudiyetine göre aşağı gördüğü için secde etmem dedi. Asi oldu. Evet insan kendi ilmini bilmez, öğrenmeye gayret ve talep etmezse Şeytan gibi olmaz mıydı? Koca Türkmen Dervişi Yunus Emre’nin dizeleri dökülmüştü dudaklarımdan; 


İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Bu nice okumaktır.

Evet bu nasıl bir okumadır? İkra/oku emrini alan insan bu okumayı nasıl yapmalıydı? Formül gayet netti; Önce kendi kitabını, kendi yaratılış ilmini okuyacak ve geçtiği her merhaleden sonra Rabbim ilmimi arttır diyecekti.

Muhabbetullah bitince hocamız sormuştu ‘’Bu konudan sonra bu hususu ilk defa duyuyorum dediğiniz kısım hangisi? Ve sizde ne gibi bir açılıma sebep oldu’’ diye. Ben, ‘’Allahımız’ın cc bize sadece bildirdiği kadarını bilme, ya bildirmediği kısımları’’ bölümü diye cevap vermiştim. Bu cevabımı sonra tefekkür ettiğimde, ’’Her şey yok olacak, bir tek Rabbin veçhi kalacaktır’’ ayetinin derinliklerini idrak etmiştim. Veçhi yüz diyerek zatına işaret alarak tefsir etmiştiler. Ama ‘’Allahın bildirmediği kısımları’’ bahsi bana bunun böyle olamayacağını, ’’Veçh’in yüz değil bizim alemimize bakan yönelişi/tecellisi olduğunu düşündürttü. Rabbin başka başka alemlere de bakan veçheleri vardı. Külli şeyin kadirdi O cc. Yaratmasına kim sınır koyabilirdi ki? Haşa. Hadit suresi üçüncü ayeti de dile gelmişti, bak bur da bütün hakikat diye,’’ Evvel'dir O, başlangıcı yoktur; Âhir'dir O, sonu yoktur; Zâhir'dir O, her şeyde belirir; Bâtın'dır O, gözlerden gizlenmiştir. Her şeyi en güzel biçimde bilendir o.’’ Münir DERMAN hazretlerinin ‘’Herşeyi günah, sevap değerlendirmesiyle yapmayın, İnsaniyetinizi zedelemeyin’’ sözünü de anlamıştım. İnsaniyetin ilmine işaret ediyordu mübarek. Sultanımızı her sohbetlerinde yoruyor, aceleciliğimizle sorup duruyorduk. Kendileri de cevaplarından sonra bizim meraklı gözlerimize bakarak ‘’Yahu seyredin bakalım’’ diyerek konuları kapatıyordu. Bu seyredin kelimesini de yanlış değerlendirmiştik. Bu muhabbetten sonra anlamıştım. Seyretmeyi bakın diye anlamıştık. Oysa bu seyir yol almak demekti. Yani akan Hikmet ve ilim nehrine ayaklarınızı sokmayın, atlayın içine, kendinizi o akışa bırakın demekti. Bir kez daha anlamıştım ki önünde durduğum kapı hakikatin kapısıydı. Onun anahtarı da gönlümüzün Sultanı Oktanımızdaydı. Dem bu demdir, Dem bu dem….O zaman hep birlikte söyleyelim; Rabbimiz ilmimizi arttır.

 

Orkun AKAR

 

https://www.onaltiyildiz.com/?haber,4361 



Bu yazı 130 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 19 Aralık 2021 Babil İfsadı
    • 18 Kasım 2021 Dünya Değişiyor... Bunu Suda Hissediyorum... Bunu karada Hissediyorum... Havada Koklayabiliyorum
    • 31 Ekim 2021 Çatı Kavram Olarak İnsan;
    • 1 Temmuz 2021 Hız Körlüğü
    • 22 Mayıs 2021 Evren Hapishanesinin Kodu: Kuantum Dolanıklığı mı?
    • 3 Mayıs 2021 Evren Hapishanesi ve Zaman
    • 28 Ekim 2020 KÜN EMRİ İLE VARA ÇIKANA ZAN PERDESİYLE DOKUNMA ÇABASI
    • 15 Ekim 2020 Artemis Antlaşması
    • 16 Eylül 2020 TİNİN SANA NE DER? KODU ÇÖZ! GİYSİNİ GİY GEL!
    • 5 Eylül 2020 KUYUDAN SU / SIR ÇEKENLER
    • 1 Temmuz 2020 Dabbet Ül Arzdan Dabbetül Arşa
    • 18 Haziran 2020 Bekke Protokolüne Karşı Protokol mü? Cekke Steli Ne İçin Dikilmiş?
    • 29 Mayıs 2020 Öyle Bir Ok At Ki!
    • 14 Mayıs 2020 Mu Han Met : Yüksel Ey Türk! Senin İçin Yükselmenin Hududu Yoktur!
    • 5 Mayıs 2020 Tetragrammaton: Ben Benim!
    • 15 Nisan 2020 New York: Ben Bununla Yepyeni Bir Başlangıç Yapacağım Eski New Yorkta Eğer Orda Yapabilirsem, Her Yerde De Yapac
    • 11 Mart 2020 Şeytan Sizi Fakirlikle Korkutur
    • 31 Mayıs 2019 Da Vinci Ve Vitrivius Adamı Üzerine Analizler
    • 29 Mayıs 2019 Kabeyi Yıkacağı Hadisle Zikredilen Habeşli Köle Vurgusuna Dair Kısa Analiz
    • 4 Ocak 2019 Yapay Zekanın Üç Yüzü-3

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,955 µs