En Sıcak Konular

Ozan Aydın

Köşe Yazarı
Ozan Aydın
24 Temmuz 2021

Bozokun Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız-2




Mayıs 2021

Bu yazı göklere adlarını yazdıranlara ithaf edilmiştir…

‘’Sırrımız Ay’da, Özümüz Güneş’te, Kökümüz Demir Kazık’tadır…’’    

Deruni Baba

Yeni bir sayfaya geçerek Deruni Baba’nın anlattıklarını not almaya devam ediyordum.

Üç’leme sırrı…

‘’Evlat Güneş-Ay-Yıldız bilgileri çağlar boyunca ehilden ehile aktarılmıştı. Fakat öğretiye ehil olmayan kişiler bu bilgileri çağlar boyunca put edinmişlerdi. Put edinilen bilgiler kendilerini, medeniyetlerde üç’leme öğretisi olarak zuhur ettiriyordu. Medeniyetlerde filizlenen şer öğretinin özü aynı kalarak sadece ismi farklılaşıyordu.

Sümer medeniyetinde Enlil-Enki-Anu, Sami medeniyetlerinde Şamaş-Sin-Adad (İştar), Mısır medeniyetinde Horus-İsis-Osiris, Roma medeniyetinde Jupiter-Mars-Quirinus ya da Jupiter-Juno-Mars, Yeni platonculukta Akıl-Nefs-Bir, Arap paganizmde Lat-Menat-Uzza, Hindistan medeniyetinde Mitra-İndra-Varuna, Kabalada Keter-Hokmah-Binah, Hristiyan medeniyetinde İsa-Kutsal Ruh-Tanrı şeklinde bir çok medeniyette bu üç öğreti var olmuştu.

Konuyu mezopotamya medeniyetlerini temel alarak biraz detaylandırayım.

Sümerler (Kenger) ortalık asyanın saf öğretisi ile mezopotamya topraklarına geldiklerinde, burada ortalık asyanın bilgileri ile bir medeniyet oluşturmuşlardı. Zamanla gelişen bu medeniyette sümerler çoğunluğu kaybederek azınlık haline gelmişlerdi. Onların oluşturdukları medeniyet bilgileri zamanla ehil olmayan rahipler sınıfı tarafından çarpıtılmıştı.

Sümer rahipleri gökyüzünü üçe ayırarak gökyüzünün aşağı kısmını Enki’ye, orta kısmını Enlil’e, üst kısmını ise Anu’ya atfetmişlerdi. Bu tanrılar insanlar ve doğa üzerinde hüküm sürüyordu. Her biri iktidarın maddi veya manevi yüzünü temsil ediyordu.

Fiili komutayı Enlil sağlıyordu. Onun akıllı veziri konumunda olan, iktidarın tüm teknik ve doğa yönlerini üstlenen en bilge isim ise Enki idi. Bütün tanrılara hükmeden ve tanrısal hanedanın kurucusuysa Anu’ydu. Herhangi bir olağanüstü durumda Enlil, başta Anu ve Enki olmak üzere gökteki ve yerdeki bütün Annunakileri tanrılar meclisine çağırmak ile görevliydi. Tabletlerde ki bu mitolojik anlatımlar tabiki de sembolik anlatımlardı.

Sır şu ki bu isimler rahiplerce inisiye edilen kişilere verilen makamların ismiydi. Enlil dönemin Güneş öğretisine sahip olanın yani hükümdar-kralın makamının ismiydi. Bu makama gelen inisiye edilmiş hükümdara Enlil adı veriliyordu. Bu makama gelen kişiler bazı eşyalar ile kodlanan sırlı bilgilere sahip oluyorlardı. Bu eşyalardan bazıları kutsal asa, kutsal pelerin ve kaderler tabletiydi. Enlil sahip olduğu kaderler tableti sayesinde tanrılar meclisini toplama yetkisine sahipti. Enlil’in makamı yeryüzünde zahiri olarak görünürken. Enki’nin makamı ancak batıni alemde görülebilirdi.

Enki dönemin Ay öğretisine sahip olan inisiyenin makamının ismiydi. Yeryüzünde daha çok hükümdarların-kralların vezirleri-danışmanları pozisyonunda olan kişilerdi. Enkiye ait tapınaklarda bu öğreti ile yetişen kişiler inisiye olduktan sonra krallara danışman olabilir ya da kutsal rahip sınıfına katılabilirlerdi. Bu kişiler toplumda kehanette bulananlar ya da rüya yorumculuğunu yapabilenlerdi. Özellikle Enki makamına gelen kişi ‘’me’’ adı verilen kutsal güce sahip oluyordu. Sözde tanrıların yasalarını okuyabildikleri için, rüya yorumunu en iyi yapan kişilerdi Enki rahipleri.

Anu’nun kendisi ve makamı ise tamamen metafizik bir alem ya da dünya dışındaydı. Bu öğretiyi ancak soylu kimseler öğrenebiliyordu. Enlil ve Enki rahipleri Anu’nun tapınaklarına giderek aslı gökte/yıldızlarda/metafizik alemde olan göksel tapınak ile iletişim kurabiliyorlardı. Anu kendisini bazen Enlil ile bazende Enki ile görünür kılıyordu.

Çağlar geçtikçe üç öğretiden bazısı bazısına baskın çıkacaktı. Bazı medeniyetlerde örneğin, Harran bölgesinde Ay tanrısı adına tapınaklar yapılacakken, Ege’de Güneş tanrısı adına yapılan tapınaklar ön plana çıkacaktı.

Bu üç öğreti ancak Tanrı’nın doğumunda ya da Tanrı’nın ölümünde yani yeni bir çağın başlaması ya da sonlandırılması zamanlarında bir araya getiriliyordu. Gün yüzüne çıkan şer öğreti yeni medeniyette köklendirilene kadar devam ettiriliyor daha sonrasında uykuya dalmak üzere yer altına çekiliyordu. Ek olarak, rahipler bu üç öğretiyi bir araya getiren Tanrı’nın işlendiği tabletlerde, üç öğretinin sembolü olan Güneş-Ay-Yıldız sembolünü özellikle kazıyorlardı.

Tablet deyip geçmemek lazım. Bu tabletlere, o devirlerde ancak rahipler ve özel yetişmiş tablet yazıcıları dokunabiliyordu. Çünkü tabletler kutsal su ve kutsal topraktan yani Fırat’ın kenarlarında ki malzemelerden yapılıyordu. Yani bu tabletler onlar için kutsaldı.

Bak bu kutsal tabletlerden birkaçının resmini göstereyim evlat.’’ diyerek Deruni Baba elinde bulunan dosyadan orjinal tablet resimleri göstermiş ve tabletlerde bulunan güneş-ay-yıldız sembollerini işaret etmişti. Deruni Baba’nın gösterdiği tabletlerin alt kısımlarında dünyaca ünlü arkeologların yorumlarıda bulunuyordu.

 

Tabletlerin resimlerini incelemeyi bitirdikten sonra Deruni Baba’ya uzatmıştım. Deruni Baba konuşmasına kaldığı yerden devam ediyordu.

Güneş-Ay-Yıldız Tapınakları…

‘’Öğretiye göre yeryüzünde ki tapınakların aslı gökteydi. Henüz yer yani uzay-zaman, yaratılmamışken bu tapınaklar gökte mevcuttu. Göktekiler baz alınarak oluşturulan yerdeki tapınaklar göktekilere açılan sadece birer kapıydı. Tapınakların asılları gökte olduğu için bu tapınaklar yıkılsada başka yerlerde başka coğrafyalarda (Yeni Babil-Yeni Kudüs) tekrar vücut bulabiliyordu.

Kutsal tapınaklar üç alemi birbirine bağlayan ve bu üç alemi bir eden Tanrının meclisiydi. Yeryüzünde hükümdarın vücudunda hayat bulan Tanrı öldüğü zaman, onun rahipleri ve soyluları bu kutsal tapınaklarda bir araya gelerek özel zamanlarda ritüeller gerçekleştiriyorlardı. Burada gökteki sözde Tanrı’nın ruhu yeryüzüne tekrar davet ediliyordu. Seçilen yeni hükümdarda Tanrı tekrar bedenleniyordu. Bu tekrar bedenlenme taç giyme ritüeli ile sembolleştirilmişti.

Taç giyme törenlerinde asıl amaçlanan, gökte ki şerli varlığı yeryüzüne indirerek, taç giyecek hükümdarda tekrar bedenlenmesini sağlamaktı. Taç ritüeli başarılı olduğu takdirde bu alanlar işaretleniyordu.

Bu işaretlenen yerlerden en bilineni Babil kulesidir. Bu bölgede Güneş-Ay-Yıldız öğretisi bir edilerek yeni bir çağ başlatılmıştı. Bu bölgede Tanrı yeniden bedenlenmiş ve tanrının yeni ismi Marduk olmuştu. Marduk gökten yere çağrılan varlığın, yerdeki vücut bulmuş ismiydi. Marduk üç öğretinin birliği ile yeni bir din anlayışını Babil’e getirsede aslında değişen sadece yeryüzünde Tanrı’nın o zamana göre şekillenen öğretisi olmuştu. Tıpkı sümer tabletlerinde olduğu gibi babil tabletlerinde de yeni Tanrı Marduk Güneş-Ay-Yıldız sembolleri ile bir damgalanmıştı.

Bunun bir başka versiyonu Mısır medeniyetinde de vardı. Mısırda da yıldızlar ile kodlanan piramitler Tanrı’nın eviydi. Firavun hükümdar-güneş öğretisinin, Firavun’ları doğuran anneleri-ay öğretisinin, rahipler ise yıldız öğretisinin temsilcileriydi.

Güneş Ra ile temsil edilen eril enerjiydi. Ay Ba ile temsil edilen dişil enerjiydi. Ka ise ne eril ne de dişil yani nötr olan Tanrı’nın cevheriydi. Bu cevher yıldız ile sembolize edilmişti. Ka ancak Ba ve Ra ile görünür olabilirdi. (Baran Aydın-On’lar Konseyi kitabına bakılablir. Aslında KBR öğretisi Türk’ün sırlarının bozularak çarpıtılmış halinden ibarettir.)

Piramitlerde ölen Tanrı’nın bedeni tapınaklara ritüeller ile defnediliyordu. Bir süreliğine Tanrı’nın ruhu piramitlerden kutsal yıldıza göçüyordu. Daha sonra yeryüzünde farklı bir bedende var olmak için rahiplerce özel zamanlarda tekrar çağrılıyordu.

Sana Mısır ve Babil’den daha eski kültürlerden de örnekler vereyim evlat.

Mesela Almanya’da bulunan en az 7000 yıllık Goseck çemberi, Romanya’da bulunan 5000 yıllık yapılar, İngiltere’de 5000 yıllık Stonehenge, Trakya’da bulunan 5000 yıllık kutsal kaya alanları bunların hepsi Güneş-Ay-Yıldız tapınaklarıydı.

Bu yapılar Güneş-Ay-Yıldız öğretilerinin bir araya gelişini sembolize etmek için gökyüzünde ki Güneş’in, Ay’ın ve Yıldızların hareketlerine göre konumlandırılıyordu. Bu yapılar yıllın önemli günlerinde Güneş’in, Ay’ın ve Yıldızların ışıklarını yakalayacak şekilde bilinçli olarak inşa edilmişlerdi.

Onların inancına göre özel zamanlarda bu tapınaklarda yer ve gök birleşiyordu. Bu dönemlerde ritüeller yapılarak yeni bir zamanın başlangıcı kutlanıyordu’’demişti. Deruni Baba susarak nargilesi ile nefeslenmeye başlamıştı. Bende fırsattan istifade edip bilgi ağları üzerinden arkeoastronomi hakkında daha sonrasında okumam için birkaç tez araştırmaya başlamıştım.

Yaklaşık on-on beş dakika sonra Deruni Baba ‘’Haydi evlat kaldığımız yerden devam edelim.’’ diyerek anlatmaya devam ediyordu.

Aslanlı Horoskop ve Mitra kültü…

‘’Mezopotamya da Sümer, Akkad, Asur, Babil ve Mısır da etkili olan bu şer öğreti için bir çok yalvaç ve Tengri adamı bu coğrafyaya uyarıcı olarak gönderilmişti.

Roma’nın imparatorluk çağında M.Ö dönemlere ait şer öğretinin işlendiği ünlü tasvirlerden en önemlisi Komegene krallığına ait aslanlı horoskoptu. Nemrut’un öğretisi ve taç giyinme törenlerini onun torunları olan Kommegeneliler devam ettiriyorlardı.

Evlat aslanlı horoskobun tabiki o dönemin yıldız haritasını yansıttığı büyük bir keşiftir. Fakat bu o gün ki hükümdarın taç giyinme töreninde üç öğretinin birleşmesinin sembolü olarak bu kayaya kazınmıştı. Yani bu taş bir horoskoptan çok daha derinlerde ki bir öğretiyi ifade ediyordu.

Horoskopta aslan Güneş’in aslan burcunda doğduğunu temsil ediyordu. Aslanın boynunda ise bir hilal vardı. Bunların dışında taşta 19 adet sekiz köşeli küçük yıldıza ek olarak üstte yer alan 3 adet 16 ışınlı büyük yıldız vardı. Toplamda horoskobun üzerinde toplamda 22 adet yıldız bulunuyordu. 22 sayısı burada hem bir bitişi hem de yeni bir başlangıcı ifade ediyordu.

Bu şer öğretinin M.S. birinci yüzyılda Roma medeniyetinde ki en belirgin izi ise Mitra dininde görülecekti. Romalı askerler arasında özellikle Mitra dini yaygınlaşmaya başlamıştı. ‘’Sol invictus’’ yani yenilmez güneş Mitra’nın sıfatı idi.

Mitra’nın bazen başında bir güneş tacı ile bazen de Frig başlığı ile boğayı öldürürken ki tasvirleri Roma’da oldukça ünlenmişti.

Tarihçiler Hristiyanlık olmasa bu dinin Roma’nın resmi dini olarak, Dünya’da etkisini yakın çağlara kadar sürdürebileceğini söylemişlerdi. Kimi tarihçiler ise Mitra kültünün Harranda mevcut olan Venüs-Ay-Güneş tanrıları olan Astar-Almakah-Zathimyan’dan etkilendiğini yazmaktaydı.

Şimdi Mitra’nın işlendiği ünlü rölyefleri inceleyelim.

Mitras’ın boğayı öldürmesi o gün ki güneşin boğa burcunda yükselmesi ile alakalıydı. Solunda Ay ve sağında bir Yıldız ile tasvir ediliyordu. Mezopotamya da tabletlere damgasınını vuran bu şer öğreti bu sefer kendini heykellerde-rölyeflerde sırlıyordu. Hatta öyle ki sümer tabletlerinde bahsedilen kutsal pelerin Mitras’da tekrar can buluyordu.

Biraz yapılan bu rölyef ve heykelleri bilgi ağlarında bulup incele bakalım.’’ demişti. Bende önümdeki bilgisayardan Mitra tasvirlerini bulup incelemeye koyulmuştum. İnceleme mi bitirdikten sonra Deruni Baba kaldığı yerden anlatmaya devam ediyordu.

Tanrı İsa’nın doğumu ve ölümü…

‘’Evlat ne demiştik şer öğreti Tanrı’nın doğumunda ve ölümünde zuhur ediyor ve şer öğreti tarafından yeni bir çağ başlatılıyordu. Mitras dini M.S. üçüncü yüzyılarda etkisini yitirmeye başlayınca yeni Tanrı’nın doğum haberleri verilecekti.

Bu sefer büyük bir ritüel yapılacak ve bu Tanrı sadece bir bölgenin, bir coğrafyanın değil tüm kürenin tanrısı olacaktı. Bütün küreye çağa göre yeniden şekillendirilen şer öğreti hakim olmalıydı. Yeni bir öğreti yeni bir insan demekti.

Şer öğreti Hristiyanlıkta Tanrı’nın doğumunda ki izlerini Matta inciline kodlamıştı. Matta incilinde yer alan üç magi (Gelenekleri insanlık çağından öncesine dayandırılan majisyenler) ve betlehem yıldızı hikayesi ile yeni Tanrı’nın doğumunda var olduklarını birkez daha ilan ediyorlardı.

Burada ki üç magi iki gün boyunca yolculuk yaparak betlehem yıldızını takip etmişlerdi. Üç magi gece ve gündüz gökyüzünü izleyerek yollarını bulmuşlardı. Betlehem yıldızıda üç magiye gidecekleri yer için yol gösteriyordu. Bu yıldızdan aldıkları işaret ile buldukları kasabaya vardıklarında büyük bir mutluluk duymuşlardı. Çünkü şer öğretinin yeni Tanrı’sı İsa bu kasabada doğmuştu.

Evlat bu anlatımların aslında birçoğu sembolikti. Sır şu ki aslında anlatılmak istenen gece ve gündüz yolculuğuydu. Gündüz yolculuğunda Güneş, gecede ise Ay ve Yıldız’lar hakimdi. Üç magiden birisi Güneş ilmini, birisi Ay ilmini, bir diğeride Yıldız ilmini temsil ediyordu. Bu üç öğreti buluşarak yeni doğacak Tanrı’yı ilan edeceklerdi.

Peki şer öğreti Tanrı İsa’nın ölümünde nasıl bir iz bırakmıştı?

Bu iz Ufo tablolarında orta çağ ressamlarının yaptıkları sembolik tablolara işlenmişti. Tanrı İsa beden değiştirmek için ölmek zorundaydı. Bu ölüm anını ortaçağ ressamları ilginç bir şekilde resmetmişti. Tıpkı Mitra’da olduğu gibi İsa çarmıha gerilirken sağında bir Ay ve solunda bir Güneş ile resmedilmişti. Mitra’nın pelerininde olan yıldızlar bu sefer Ay’ın sanki bir uzay aracına benzeyen kısmındaydı.

Güneş-Ay-Yıldız üçleme sembolünü, tabletlere-heykellere-rölyeflere kodlamak m.s. 1000’li yıllarla sınırlandırılamayacak belkide m.ö. 5000’li yıllara tarihlendirilecek çok eski bir gelenekti. Bunun yanında bu şer gelenek ritüeller ile gökteki şer varlıkları Tanrı’dan akan kutsal kan için yeryüzüne davet ediyorlardı.

Ortaçağ’da her sanatçıya bu sır verilmemişti. Özellikle şer öğretinin ilham verdiği ressamlara bu sır verilmişti. Bu ressamlar resimlerine hem güneş-ay-yıldız sembolünü kodlamış hemde gerçekleştirdikleri ritüel ile dış uzaydan gelen varlıkları resmetmişlerdi. Sır verilmeyenler ise tablolarında dış uzay varlıklarına atıf yapmamıştı evlat.’’ demişti. (Oktan Keleş: Kulbak Bilge Tanrı İsa’nın ölümünde Uzza cinnisi, Oktan Keleş: Türk nakkaşları ve Ufo tabloları- https://www.youtube.com/watch?v=wJ37Ps6yA-U)

Deruni Baba’nın bu anlattıklarından sonra Rönesans çağında bazı sırların şer gelenek tarafından ehillerine verildiğini anlamıştım. Peki ama bu açılan sırlara karşı Türk devleti de bu noktada nasıl bir mücadele vermişti? Zihnimi kurcalayan sorumu Deruni Baba’ya sormuştum.

Deruni Baba bakışlarını ve duruşunu değiştirerek, başka bir renge boyandığını belli edercesine konuşmaya başlamıştı.

Piri Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa’nın sancakları…

‘’Evlat İbrahim yalvaç, atalar makamına eriştiğinde bu makamın sırları kendisine açılmıştı. Bu makam, kendi hakikatinden yine kendine yürüyen yörüklerin makamıydı. Bu makamda herkesin ismi Kul idi. Kul’un makamı onlara ölü demeyiniz ayetinin sırrı ile her daim var olandı.

Gündüz Halife’nin sırrından, Gece ise İmam’ın sırrındandı. Birde ne geceye ait ne de gündüze ait bir vakit vardı ki o sadece Kul’um hitabının duyulduğu An’dı. (An kelimesi bile yetersiz) Bu An için Dünya’da bir seher yeli eserdi.

İşte o seher yelinin sırlarından bazı sırlar o dönemde ‘’Denizlere hakim olan cihana hakim olur! ‘’diyen Hızır Paşa’ya ve onun öğretisi ile yetişen namı diğer Piri Reis’e emanet edilmişti. Nefeslenen An’ın hatırına, bu sırlar iki Kaptan-ı Derya’nın sancaklarına işlenmişti.

Piri Reis’in haritasını kilitbahirde ona nefesleyenlerle, Barbaros’un gemilerini rüzgarları ile şahlandıranlar Kul’dur evlat Kul.

O dönemde şer öğretinin Rönesans çağında açtığı bayrağa karşı Türk devletince bu sancaklar ile Bozok bayrağı (Bozok sırları) açılmıştı.

Bu sancaklarda Yıldızlar yıldız öğretisini, Hilal’ler ise Ay öğretisini temsil ediyordu. Hilal ‘in sayıları, Yıldız’ın köşe adetlerinin farklı olması Paşa’lara verilen emanetlerinde ayrı olduğunun göstergesiydi.

Ya çift başlı kılıç?

Çift başlı kılıç ejderin boynunu kesen yeryüzü Halife’sini yani Güneş’i temsil ediyordu.

Şimdi artık geçmişe değil geleceğe bakalım evlat…

O çağda paşalara bu sırları nefesleyen kullar, çağımızda da zuhur edecek sırların bir kısmını Barış Manço’ya nefeslemişlerdir.

2023 sabahı kayalardan doğacak olan Güneş öğretisi ile beslenecektir ve hayatı boyunca Ay-Yıldızı kendine rehber edinecektir.

Bu güneş yeniden Türklük ateşini yakacak ve tüm cihana ‘’Ne mutlu Türk’üm diyene!’’ diyerek haykıracaktır evlat!’’

Devam edecek…

 

Ozan Aydın

ozann.aydin@gmail.com

 

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8557/bozok-un-sir-ogretisi-kun-ay-yildiz-2



Bu yazı 855 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Ağustos 2021 Bozokun Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız-3
    • 24 Temmuz 2021 Bozokun Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız-2
    • 24 Haziran 2021 Bozokun Sır Öğretisi: Kün Ay Yıldız -1
    • 9 Aralık 2020 Simya Hanedanları ve Üç Diş Projesi
    • 4 Temmuz 2020 KARA YERİN SIRRI: NEKRONOMİKON-3
    • 27 Nisan 2020 Kara Yerin Sırrı: Nekronomikon-2
    • 17 Nisan 2020 Kara Yerin Sırrı: Nekronomikon-1
    • 2 Ocak 2020 Ejderin Sırrı: Greenwich-3
    • 2 Aralık 2019 Ejderin Sırrı: Greenwich-2
    • 18 Ekim 2019 EJDERİN SIRRI: GREENWICH-1
    • 12 Eylül 2017 ZİHİN İMPARATORLUĞU ve GOOGLE

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,912 µs