En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
13 Haziran 2021

İlk Söz ve Son Söz -Tengri Tamgası Sırrı - Vahdet ve Kesret




 https://www.youtube.com/watch?v=FybNHWjNCo0

 

  Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birebir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

 

Yener DURSUN: Geçtiğimiz gün Sultanım bir muhabbette meleklerin Âdem’e secde etme durumunda iblis müstesna etme diye ve daha sonra da şeytan olarak söz ediliyor. İblis, şeytan ve o durumdaki şeyi meal etmiştiniz komple bir seyir halinde muhabbet olmuştu. Onu tekrar bir gündeme getirebilirmiyiz?

Oktan KELEŞ: Şimdi o gün burada kim vardı. Ozan vardı, Hatice sen vardın, Doruk vardı. Tabi o gün öyle spontane gelişen birşeydi Melami bilgilerinden bahsettik. Birkaç saatte de sürdü. Aynı akışta olması tabi ki imkanı yok. Öyle bir ortam, atmosfer oldu mu ehilleri bilir anlatılır. Şimdi bilgi olarak anlatmak diye bir şey olur. Şimdi ben o gün baya anlattım hatta kalktım ayağa öyle mi Ozan konuştum. Ben arada sırada size yön veriyim dedim. O gün anlattıklarımdan ne anladılar, ne anladınız sizler anlatın ben geleyim. Çünkü benim anlattığım gibi mesele farklı bir seyir yaptık şimdi bilgi olarak anlatın. Bakalım o gün benim anlattıklarım boşa gitmiş mi? En azından burada olmayanlara da bir bilgi olarak verelim. Çünkü anı değerlendirmek başka bir şey anın feyzi diyelim ona feyzinden faydalanmak o havuzdan tatmak başka bir şey tattıktan sonra onun nasıl bir şey olduğunu anlatmak başka bir şey. Şimdi onun nasıl bir şey olduğunu anlatalım bakalım. Hayrettin Baba’da burada, Orkun gardaş da burada dostlar burada olmayanlara da selam olsun. Şimdi ben de o zaman soruyum bakalım. Konu nasıl başladı Ozan sen bir girizgah yap bakalım.

Ozan AYDIN: Şöyle Deruni Babamın dediği gibi an’da olan o ilham ya da feyz farklı oluyor. Biz şu anda farklı bir zamanda o anın tadını ancak aktarabileceğiz aktarabileceğimiz kadar daha doğrusu. İlk önce konu ‘kesret’ kavramından açıldı. Kesret nedir? Vahdet nedir? Vs. bu soruları yöneltmiştik Deruni Babama. Bu noktada kesret kavramı ile tasavvuf literatüründe bize anlatılandan oldukça farklı olduğunu öğrendik. Ben kendi adıma konuşayım. Bizde kesret kavramı hep şöyle idi. Burada ki eşyalar, ağaç işte masalar vs. bunların hepsi bir kesreti, çokluğu oluşturuyor gibi anlamıştım normalde kesret kavramını okuduğumuz kitaplardan vs. ama.

Oktan KELEŞ: Yani varlık alemininkesret olduğunu, çokluğunu diye düşünülüyordu öyle değil mi?

Ozan AYDIN: Evet. Varlık âleminin bize bir kesret olduğunu düşünüyorduk. Hâlbuki bu tamamen ters bir kavrammış aslında kesret. Şöyle biz aslında varlık âlemini kesret diye baktığımız aslında biz varlık alemini tam şey yapmamışız. Bize olan bazı işaretleri okuyamamamız gibi bir durumu oluşturuyordu aslında. Kesret âlemini oluşturan aslında kendimizmişiz. Şimdi Deruni Babamın yeni yazdığı kitaptada ‘İçimdeki Tanrı’ da da biz aslında o içimizdeki kesret âlemini biz oluşturup biz evrene o bakış açısı ile bakıyormuşuz. Kesreti aslında oluşturan bizim kendi içimizdeki nefsimiz diyebiliriz ya da şu anda ne deniyorsa. Tasavvuf literatüründenefs diyebiliriz.

Oktan KELEŞ: Öyle zan edilen şeyler. Ama asıl mesele neydi. Anlatıldığı gibi kesret değil hani çokluk sizi kesret sizi oyaladıyı biz yanlış anlıyoruz diye konu açtırmıştım değil mi?

Ozan AYDIN: Evet.

Oktan KELEŞ: Yani onu ifade etmek lazım. Buraya kadar olan noktada Başkanım siz bir şey ifade eder misiniz? Ne anlattık o gün kısaca sizde herkese şöyle anlatalım.

Yener DURSUN: Estağfurullah. Genelde hep Ozan’ında söylediği gibi oyalamak ile biz varlık âlemindeki bütün varlıkların hepsinin tek yaratılıştan dolayı vahdete götürüyor gibi. Bu kesretten vahdete gitme olarak anlamıştık. Oysa varlık âlemindeki yaratılmışlar zaten yaratılmış yani. Tek yaratıcı tarafından yaratılmış. Ama biz bununla oyalanıyoruz diye biliyordum. Hâlbuki esas oyalama kendi zan bilgilerimizin ürettiği oyalanma. Kesret oluşan zanlarımızla yani bizim düşünce de yarattığımız yaratılış ile oluşanlar kesret bizi oyalıyor yoksa varlık âlemindekilere zaten ağaca baktığımızda Allah’ı hatırlıyoruz yani bizi neden oyalasın. Ama zanlarımız bizi oyalıyor. O zanlarımızın çokluğu kesret esas oyalayan o.

Oktan KELEŞ: Yani dedik ki varlık âleminin çokluğu yaratıcı tarafından yaratılmış aslında kendisine bir davettir. Dolayısı ile kendisine davet ettirdiği varlık âlemi onu oyalayamaz. Bir an önce kendisine gelinmesini ister, o varlık âlemi de bunun için vardır. Yani bunun çokluğu oyalama değildir. O zaman çokluk bizi oyaladı, kesret bizi oyaladı, vahdete dönmek meselesini demek ki yanlış algılıyormuşuz. Bu manada makamdan düşüpte caiz olan bir söz fakat makamında konuşulduğu zaman yaratıcıya bir iftira. Yani yaratıcı varlık âlemini yaratmış ama bizi oyalamak için mi yaratmış, bizimle oyun mu oynuyor anlatabildim mi? Tam tersi Bir Meczubun Rüyası kitabımda bir kartvizit meselesi yazmıştım yıllar önce her biri birer yaratıcıyı tanımlayan kartvizit gibi varlık âleminin bütün o çokluğu içerisindeki varlıklar bunların hiçbiri bizi oyalayamaz. Ağaç dedik mesela bizim incir ağacımız. Şimdi varlık âleminden bir nüve doğru mu? bizi niye oyalasın ki. Buna bakarak, tefekkür ederek biz hakikatine ve onunda bize göstermiş olduğu asıl hakikate gitmemiz gerekir. Varlık, kesret bunun için vardır. Bu bizi oyalamaz. Bizim ona bakış açımız bizi oyalar. Ne dedik kaç tane incir alırız bu sene. Bundan daha 10 tane dikersek kilosu ne kadardan yapıyor? falan vs. girersek kısaca örnek veriyorum. Mahlûkatın nefesleri sayısınca verir değil mi yaratıcıya giden yollar. Peki, o yolların hepsi kesret olduğuna göre oyalayıcı mı? Hayır. Aslında tarif edici. Vahdete götürücü. O zaman ne olmuş oluyor. Bu söylem makamından düşüklere tasavvuf erbabı belki o zaman öyle söylemiştir ama ben Melami bilgilerinden biraz veriyim. Bir Kam olarak da aynı zamanda değil mi. Tabi hepsini açıklamak doğru değil. O gün işte onun için dedim farklı bir atmosferde açıkladık bugün farklı bir seyir âlemi burada da bilgi olarak sunacağız. Mesele şudur; Bütün o kesret dediğimiz şey bizi aslında vahdete ulaştıracak olan tekilliğinde kendisidir, tektir. Oyalamaz. Peki, oyalar dersek ne olur? Yaratıcıya iftira ederiz. Şimdi buraya kadar olan bölüm anlaşıldı mı? Buna ekleme yapmak istiyor musun Hatice?

Hatice DOĞRU: Şeytan oyalamaz demiştim. Bir de iblisin insanlara değil de sisteme aslında karşı olduğunu, insanlarla ilgili değil de sistemle ilgili olduğunu o gün söylemiştiniz.

Dudu: Yani şöyle aslında klasik tasavvufta vahdeti vücud anlayışı çok farklı bir şekilde bize anlatıldı. Ve biz gerçekten o gün ki şeyde bir seyir yaşadık, hepimiz bir film izledik sayenizde ama hepimizde tabi etkileri farklıydı. Bende ki etkileri orada tek ve bir vurgusu yapmıştınız. Aynı şekilde Hatice nin söylediği gibi şeytanında aslında o varlık âlemi içerisinde bir oyalama etkeni olmadığı, onun pozisyonunu ve görevini daha detaylı bir şekilde izah etmiştiniz. Vahdeti vücud anlayışı içerisinde kişinin vahdete gidişinde etraftaki varlığı kendisinden öteleyerek bir kesretmiş gibi yansıtmaktan ziyade kendi içinde ki o bütünselliği ile zaten onlara dediğiniz gibi kartvizit şeklinde onlara bakmayı bilerek kendi içinde onları okumayı bilerek faydalı olarak aslında yine de o teke ve bire gidilebileceğini anlatmıştınız.

Oktan KELEŞ: Şimdi orada ki mesele, kesret içerisinde ki bütün o varlık alemi demek ki neymiş bizi oyalamıyormuş. Bunu anladık mı? O zaman kesretten vahdete dediğimiz sözü biz bir kere daha düşüneceğiz. Yalan yanlış öğrendiğimiz tasavvuf adı altında ki mevzuları irdelerken dikkat edeceğiz. Yani açık ve net soralım. Vahdet ve kesret meselesi. Yani teklik ve çokluk. Çokluk bizi oyaladıysa kendi kendimizi oyalıyoruz. Eğer bu kesret bilgisi bizim anladığımız gibi, yanlış  anlamda anladığımız gibiyse yaratıcıya bir iftira mı değil mi? Burası anlaşıldı mı? Dolayısı ile ne anlıyoruz burada. Bütün varlık alemi tekilliğe yüzü dönüktür. Başka bir yere seni sağa, sola, arkaya, geri döndürmez. Hakikate,  yaratıcısına dönderir yönlendirir. Şimdi bunu anladık. Şimdi o gün iblisdi, şeytandı bunların ayrı ayrı kavramlar olduğunu da anlatmıştık ama biz konu ile ilgili bölümlerini söyleyelim. Yaratıcıya iftira atılıyor. Yaratıcının iki ayeti vardır  Kuran’ da ’Dünya oyalanma yeridir.’ ve ‘Oyalanma yeri değildir.’ diye iki ayrı yerde geçer mealde. Dolayısı ile de niye oyalanma yeri değildir. Oyalanamazsın istesen de. Niye oyalanma yeridir, sen kendin oyalanırsan oyalanırsın. Kesreti de oyalanma haline kendin sokarsan ayet tahakkuk etmiş olur. Sokmazsan yine ayet tahakkuk etmiş olur. Dolayısı ile de iki ayet arasında çelişki ortadan kalkmış olur. Burada başka bir mana çıkıyor. Ayetlerin durumları dahi bizim halimize göre cevap veriyor. Çelişki arıyoruz ya aklımızla. Hayır, çelişki aranacaksa akılla değil halimizle arayalım. Bakalım bulabiliyor muyuz? Hani ateistlerin en fazla güvendiği nokta hep akılla bir şeyleri, çelişkileri çıkarmaya çalışırlar. Oysa hale yöneliktir ayetler. Senin haline göre reçete yazar değil mi? Zenginsen şunu yap, fakirsen şunu yap, hasta isen şunu, değilsen şunu yap haldir bu. Demek ki akıla göre düşündüğün zaman matematik kavramları işin içine girer. Matematikte sonsuz gideceği için sonsuz gittiğin noktada ki onların iddiasına göre sonsuz matematik meselesinden gideceğin yeri bulamayacağın için hiçbir zaman matematiğin sonucu da doğru söylemeyecektir, kesinlik arz edemeyeceksin zan etmiş olacaksın. Şimdi biz konumuza dönelim. Peki şeytan yani ikisi ayrı mesele. Dedik ki biz onlara Ademe secde edin bir tek secde etmeyen iblis idi Kehf 20. Ayette cin olduğu için dedi değil mi? Yani iblise demiş bu şeytana değil şeytan başka bir şey. İblis ile şeytan arasındaki farkı anlayacağız. Şimdi konumuzla ne alakası var girip çıkalım. Peki iblis oyalar mı? Diye bir şey sordum o gün ve Hatice hemen önden söyledi meseleyi iblis dahi oyalamaz. Yani tabiri caizse varlık alemi kesret zaten oyalamadığını anlattık. Dile gelse varlık âleminin herhangi bir üyesi şu ağacın yaprakları dahi bize der ki; ‘Oyalanmayın, çabuk çabuk doğru hakikate, tekliğe gidin.’ Yani sesini duysak hani onların zikirleri vardır dedik ya tesbihatı vardır mahlukatın nefestedir sayısınca haliyle siz duyamaya bilirsiniz ama canlı cansız hepsi tesbih eder Rabbini vs. meselesi ile alakalı duysak bir an onların tesbihatı ile ilgili şeyi, söylediklerişeyleri söyleyelim. ‘Oyalanma! hadi hadi dönme dönme çabuk bir an önce rabbine yaratıcına git dön veya rücu et.’ der. O zaman iblis bu işin neresinde yani iblis dahi oyalamaz çünkü onun vakti de yoktur. Mühlet verilmiştir. Oyalanmanı ister mi? Oyalanmanı birçok meselede ister kendi mühleti ile alakalı. Ancak kendisi oyalamaz bir an önce gerçekleştirmek ister. Gerçekleştirmek istediği şey nedir?

Orkun AKAR: Şuurlu şükreden bulamayacaksınız.

Oktan KELEŞ: Meselesine döner dolaşır iş tahakkuk eder. Şükür meselesi konusu. Ancak şimdi biz işin başka noktalarına da gelelim. İblis ne yapmıştı. Malikler, melekler konseyinde dedik ya hani ben secde etmem. Şimdi melekler secde etti. Bu konular şimdi deruni, Melami meseleleri bunlar hepsini açmak mümkün değil ehline açılır. Ehli derken yanlış anlaşılmasın. Bunlar Her zaman söylediğim bir şey vardır. Bizim anlattıklarımızı Diyanet İşleri Başkanı her Cuma namazında hutbede anlattırması lazım sır olmaması gereken konular. Ama kalite ve altyapı meselesi olduğu için insanların dini açısından, derinlik açısından, entelektüel seviyeleri düşük olduğu için istisnaları tenzih ederek söylüyorum bilerek de programı o hale getirdikleri için bunlar ehline anlatılır derken sanki sen layık değilsin derken anlayamazsın altyapı lazım şimdi onu anlatacak vakitte yok anlamındadır. Niye anlamasın gönül anlar akıl anlamasa kalp hisseder ayrı konu. Bizim ehline dediğimiz meseleyi lütfen bir hiyerarşi, kast sistemi gibi algılamasınlar. Tengri de böyle bir ayrım yoktur. Bu da cahil tarikatçıların uydurduğu saçmalıklardır. Sen ne anlarsın onu falan derken aşağılama, kibir, hased ses tonundan hissediliyor. Bunun altını çizelim neden biz anlamazsın demiyoruz anlaşılsın diye zaten bunlar gelmiş yaratıcı bizzat mühür vurmuş. Anlatırsak şimdi anlaşılamayabilir bazı bilgilerin noksanlığından diyoruz anlatabildim mi. Kaldı ki bizimde anlayamadığımız anlamadığımız kırk fırın diyorlar ama belki kırk milyar fırın yiyeceğimiz şeyler var ki anlayacağımız konular var. Bunu ifade ettikten sonra meleklere secde edin dendi bir tek dedi ki o etmedi. Bak işte sırlar buradan başlıyor. İş, anlatılmayanı anlatalım. O gün anlattık ama farklı bir dille. Şimdi topu yine ben size atacağım kaçamaklık yapma. Melekler dedi ki şimdi yeryüzünde bozgunculuk yapacak, fesat çıkaracak, kan dökecek birilerini mi yaratacaksın. Ayak direttiler. Çünkü bir bezginlik vardı bir bizarelik vardı. Bazı çalıştaylardan hatırlayın meleklerin bu söylemesi muhalefet değil ama muhalif kelimesi, halife kelimesinde de kökeninde var. Hani hikmeti öğrenmek için sordu. Hayır, bir alt derinineşimdi iniyoruz. O zaman ne demiştim hep söylediğim bir şey var daha alt derini var ama bugün bu kadar. Şimdi oraya gelelim. Onu bir köşeye koyun. Çünkü çalıştayların ciddi takipçileri var yani hala bana sağ olsunlar mailler atıyorlar, neden devam etmiyorsun falan diye edilecek, ediliyor işte sohbetlerle. Teşekkür ediyorum ayrıca o yorumlara hanımlar, hanımefendiler, beyefendiler beğendiklerini söylüyorlar. Beğenilmek meselesi değil mesele. Bildiklerimizi paylaşma, yanlışlarımızı lütfen herkes düzeltsin. Birbirimizden bir şeyler öğrenelim ciheti ile bunu yapıyoruz. En fazla bahane edenler niye nargile içiyorsunuz. İçiyoruz kardeşim dinleme bizi yani. Biz nargile tarikatıyız. Şimdi derler böyle bir tarikat mi var. Melekler ayak direttiler. Dikkat! Şimdi halife yaratacağım nerede? Yeryüzünde deyince bıktık ya Melami meşrep anlatıyorum melamet meşrepi de içinde kabul edin lütfen. Bazıları bu adam nasıl konuşuyor falan böyle konuşuyorum. Sen beni dinleme benim hitabım sana değil anlayacaklara. Melekler dedi ki bazen alta inelim bazen yukarı çıkalım. Kah inerim yeryüzüne, kah çıkarım gökyüzüne meselesi ile bizi indirene, çıkartana şükürler olsun diyelim hep beraber. Şahsım adına söylemiyorum hep beraber söyleyelim. Yeryüzünde yine birileri uğraştık bundan öncekilerle. Hep diyorlar ya bunlar niye böyle söyledi. Daha önce de böyle bir yaratım oldu. Yeryüzü veya böyle formatlarda yani yaratılanlar kan döktü, fesad çıkardı, üç kağıt yaptı anlaşılacak tabirde halk dilinde konuşuyorum. Yine mi ya Rabbi dedi. Bak şimdi melekler ile iblisin farkına bakın. Burada biraz iblis meselesine giriyoruz. İblis otomatikman ben buna secde etmem dedi. Ayak diretmedi. Nereden biliyor o da biliyor o da bunların yeryüzünde bozgunculuk çıkartacağını meleklerin bilgisine vakıf. Kan dökeceğini, fesad çıkaracağını otomatikman kendinin onlara telkin edeceğini. Unutma bu telkin meselesini hatırlat bana Ozan. Biliyordu yani işi kolaydı şeytan daha şeytan olmadı bak iblis daha tayin edilmedi. Yani bunlarla bunu teklif etmeye bile gerek yok bunların kesin yaratılışı böyle bilgi var. Nereden belli? Bakara da var. Fesad var yapacak bunlar, bozgunculuk yapacak şunu yapacak tamam. Şeytan daha ne yapacak burada ne diyecek ki dese ki yapma diye yine tersini yapacak. Bakın telkin. Yani şeytanlık yapma demiyor ya şeytana da iftira. Ayarları düzeltelim diye söylüyorum. Şeytanı burada sevimli göstermeyeceğiz. Hristiyan teolojisinde şeytan Tanrının sevimli maymunu diye geçer. Tanrı indinde takdis. İslam lügatında bahsediyoruz tabiî ki biraz derinlere ineceğiz, ayarları düzeltirsek acaba bizde mi var şeytanlık yoksa şeytanın kendisinde mi var şeytanlık diye sorgulamamız gerekiyor. Melekler diretti Ya rabbi Ya Allah’ım yine mi? Belli ki daha önce uğraşmışlar. Oraya girmiyorum uğraşmışlar. Tekrar film başlayacak. Yine yeryüzünde biri halife diye biri çıkacak. Aynı film tekrarlanacak ihale bize kalacak. Türkçesi bu, meleklerin derdi bu. İhale bize kalacak. Demekki o ihale de iblisinde yeri varmış. Daha tarh edilmemiş ama şeytan hiç oyalamıyor. Ben buna diyor secde etmem. Secdeden kasıt alın koymak değil üstünlüğünü kabul etmiyor meselesi biliyorsunuz buralara girmenin anlamı yok artık. Yani bizi dinleyenler böyle kısa söylüyoruz diye ayet, şu, bu kelime manalarını bilmiyoruz değil. Hızlı hızlı anlatıyoruz burada ki atmosfere göre konuşuyoruz. Daha önceki konuşmalarımıza baksınlar. Bazı konuları bilip bilmeme meselesindesiniz de hani biliyoruz yani ne konuştuğumuzu biliyoruz yani. Akıl veriyor bana o öyle değil de böyleydi. Kısa anlatıyorum yani kısaca söylemesini beceriyoruz şeklinde. Uzun anlatımından kısa anlatımına geçmişsek bunu bildiğimiz için geçmişizdir. İblis dedi ki Yok ben görüyorum aynı hikâyeyi, ben buna secde etmem. Otomatikman hiç oyalama yok. Diğerlerinde biraz naz, bezginlik emaresi var. Müberrar varlıklar ama melekler neye emredilirse yaparlar ama vs. İslam teolojisi içerisinde bellidir yerleri meleklerin. İşte mukarrebin melekler, görevli melekler falan açıklamaya gerek yok uzatmayayım. Onlar ayak direttiler farkında mısınız? Peki, iblis hiç ayak diretmedi, fikir beyan etmedi. Ben dedi bu filmi bir daha görmek istemiyorum buna da secde etmiyorum. Bu olayın kahramanına bu halife diyeceğin kahramana halifeye Halifeyi yaz köşeye Ozan. Bu filmi görmek istemiyoruz. Bu bir isyan gibi geliyor değil mi? Ne diyorsun sen densiz değil yaratıcı seni ondan alıkoyan şey nedir diye adeta nezaketlice ayete dikkat edin bak ben ayetleri mealen anlatıyorum ama üsluba dikkat edin. İslam dünyasına Kuran anlatırken biliyorsun onlarca Kuran metodunu sizlere anlatmaya göstermeye gözü kapalı, kulaklada duyma, ayet okunurken hangi his falan yapmışızdır kameralara pek yapmadık bunu ama sanki şu anda sana iniyormuş gibi anlamak meselesi. Yaratıcı bre densiz falan. “Seni ondan benim bu emrimi yerine getirmemenden alıkoyan şey nedir?” Diye sordu. Perdeli perdesiz onunda ıvır zıvır palavraları var ya kıvırıyorlar böyle şöyle sonuçta sormuş. Dedi ki ben ateşten yaratıldım o dedi topraktan yaratıldı. Şimdi şeytan işi bu aslında ırkçılıktı, soyculuktu, üstünlük, hasetlik kibir meselesi değil daha iblis burada cin tayfasından yaratıcı söylüyor secde etmedi çünkü cinlerdendi. Ne olmuş baba secde etmemesine sebepmiş demek ki. Cinlerdendi çünkü diyor yaratıcı. Neden cinlerin bir vasfı var demek ki kültürü, bilgi seviyesi meleklerden biraz daha farklı yaratılışı, olaylara bakış açısı, filme bakış açısı, projeleri yaratıcısı o, yaratıcısı Allah tek. Dolayısı ile şimdi kesret vahdet bunlar birbiri ile alakalı konular. Cin olduğu için diyor melekler başka bir şey melekler nurdan falan öbürleri nardan, ateşten bir farklılık var ondan diyor yani bu yaratıcı içinde çok kızdırıcı bir şey olmadığını söylüyor değil mi tek Tengri. Hissettin mi. Etmedim diyor çünkü iblis cinlerdendi. Şu ana kadar daha yaratıcının ona karşı bir şeyi yok yani. Ayetlerin tabi nüzul sebepleri ve nüzul sıralarına göre Kuran düzenlenmediği için o ayet orada, öbür ayeti öbür surede yakaladığımızdan kafa karışıklığı oluyor değil mi? Bunları burada defaatle senelerden beri izah ediyoruz. Şimdi söylediğimiz noktaya geldiler çok şükür çokları önceden itiraz edenler meal konusunda tefsir konusunda vs. Biz artık onları aştık hikmet konusundayız, gönüle tesir konusundayız neyse. Cinlerden yani bugün buna hayattan bir örnek verelim. Mesela hangi meslek grubundan ne bekleriz çok doğal buyurun bir şey söyleyin.

Orkun AKAR: Terziden ceket dikmesi beklenir.

Oktan KELEŞ: Elinde de iğne var ya sana batırması da beklenir. Kaza ile prova yaparken değil mi? O işin doğasında var doğru mu? Şimdi gelelim kasaptan kıyma makinasına elini kaptırması beklenir, elini kesmesi beklenir işi ile alakalı. Şimdi başka bir ikisine de beklenmeyecek tezat bir şey olsun. 

Ogün Emir YAYLA: Benim gibi tornacıdan elini kıyma makinasına kaptırması beklenilmez.

Oktan KELEŞ: Ama torna makinasına kaptırırsın yine var o işte. Hiç alakasız iğne ile ilgili alakası olmayan bir şey mesela. Öğretmenler değil mi meslek olarak çok örnek verilebilir de bana bırakmayın örnek verebilirsiniz. Onlar iğne alıpta okulda ders verirken birilerine dikiş falan iğnesi ile el becerisi öğretmeni falan değilse beklenmez. Onun mesleği içerisinde yoktur. Cinlerde olasıdır yani o iş beklenir. Etmedi demek ki yaratıcı için çok büyük bir şey de değilmiş o aslında o andaki o saniye neyse o an daha zaman falan yaratılmışta yok yani biz konuşuyoruz ama anlaşılsın diye. Şimdi buraya kadar anladık mı? Buraya kadar olan ilk defa olan bir şey anlatıyoruz. Mesela yaratıcı ona Allah kendisi Allah zaten ‘Allah belanı versin. Lanet olsun sana’ falan o anda diyor mu? Sanki biri sormuş ona niye secde etmedi O da o kadar nezaketli üslupla cevap veriyor ki sordum diyor ona ne seni alıkoydu iblis diyor bir tek diyoro da dedi ki diyor cin olduğum için diyor. Bu çok olası bir şey söylüyor doğasında tabiatında yaratılışında kültüründe bilgisinde olan bir şey. Buraya kadar anlaşıldı mı Başkanım? Şimdi o zaman peki şeytan oyalar mı meselesi ile iblis ile arasındaki farkı anlatarak yürüyelim. Şimdi buraya kadar geldik. Sonuçta başına bir iş geliyor. Meleklere dikkat edelim. Halife konusunda bezginler, lakayıklar, ihale bize mi kalacak korkusu ile yorgunlar. Yani yine böyle birilerini mi yaratacaksın. Sonra tabi ki yarattığın Adem’e eşyanın isimlerini söyle dediği zaman Adem meleklere söyleyince melekler donup kalır ve şaşırırlar ve şöyle derler; “Biz senin bildirdiklerini biliriz bildirmediklerini bilmeyiz, suphanallah seni noksanlıktan tenzih ve tesbih ederiz.”  Bundan önce niye etmediniz. Yani yaratıcı bir halife yaratacağım dediği zaman “emredersiniz komutanım”, sen bilirsin Orkun, aramızda askerler de var değil mi. Sıkar mı emri sorgulamak. Bir de emir tekrarı vardır değil mi?

Şimdi melekler orada ve senin tenzih ve teşbih ederiz, hemen secde edelim dememişler. Bir lakaytlık var mı orada. Buradaki kelimelerimin Türkçe manası ile melekleri aşağılıyor falan değilim. Türkçenin veya bütün dillerin lisanların yetersizliği bilgiyi aktarmamdaki engelinden dolayı bunları mecaz ve anlaşılacak dile soktuğum kalıp olarak kabul edin lütfen.

Bir lakayitlik hissettiniz mi? Ben diyorum ki Ogün şunu yap. Ayak yapıyor bana. Sonra iş taahhuk edince, biz ancak sana… Sonra demezler mi? Tenzih ederim Ogün’ü ki Ogün bir şey demeden hemen gidip yapıyor sağ olsun. Gönlü var olsun Alplerin. Buradaki bütün Alpler gibi.

Şimdi orada bir oyalamacılık var mı? Sanki sözde bile bir oyalamacılık var. Neyse hikmetini öğrenince… Ama iblis diyor ki; ben buna secde etmem. Gerekçen ne idi? Şimdi gerekçe bulması lazım. Ben ateştenim… Cin olduğu için diyor ki: benim fıtratıma göre bunun bilgisi bana ters. Yani orada bir isyan yok aslında. Bizim hocalar, şeyhler vs. “isyan etti” falan gibi istisnaları tenzih ederim. Hâlbuki kendilerinin yaptığı ne? Şeytanı anlatırken yaptıkları ne? Bak şeytanı aklamıyoruz ha, apaçık düşmanımız şüphe yok. Ama orada ne diyor; ben ateştenim

ORKUN AKAR: Sen yarattın beni böyle.

OKTAN KELEŞ: Aynen. Cinlerden olduğu için diyor ya zaten Kehf-50’yi niçin söylüyorum ikide bir. Ama bu topraktan, bunun formatı farklı. Şimdi ben buna secde zaten edemem. Bu uymaz. Sistemine ve sistemime uymaz.

Sen şimdi elektriğe parmağını sokabiliyor musun? Hayrettin baba elektrik teknisyeni, asıl eğitimi o. Burada bize elektrik dersi verdi. Hiç görmediğimiz Tesla’nın bütün şeylerini sağ olsun. Bir gün sunum yaptıracağım ona. Dangalağın biri gider sokar, hatta ıslak elle gidip sokanlar gördüm. Kova ile trafoya su döken rahmetli oldu, Allah rahmet eylesin bir amcamız vardı. Onlar vefat etti bu hastanelik oldu.

Yani sistemi biliyor. Diyor ki: ben ateşim o toprak, birbirimizle hemhal olmayız. Sistemlerimiz uymaz. Benim secde etmem, onun üstünlüğünü kabul etmem absürt. Ama senin sözün var ya diyor, şimdi mihenk noktası o Allah’ın emriyle secde etmek başka bir şey, dikkat! Âdem’e secde etmek başka bir şey.

ORKUN AKAR: emre orada karşı gelmiyor. Eyvallah

OKTAN KELEŞ: Şimdi buraya kadar olan bölümde tekrar edelim. Âdem’e secde edin demek başka bir şey ve etmemek başka bir şey. Yaratıcının buyurduğu mevzuya, emre, söze itaat etmemek başka bir şey. Şimdi ben burada bir tüyo vereyim. Size biraz pas atayım. Ama melekler de daha “halife yaratacağım” derken çamura yattılar. İblis hiç, otomatikman oyalanmadan, oyalamaya dikkat edin, olmaz dedi. Şimdi, acaba melekler nurdan yaratıldı. Toprakla yaratılışları, sistemi uyar mı? Onlar onu düşünmedi. Bıkmışlar. Şeytan ne sundu öne; ben ateştenim o topraktan. Melek ne sundu, hiçbirini sunmadı. Kendi maddesini, bilmem nesini, sistemini… Gaybi taşladı. Kendi eski bilgisine göre. Daha büyük bir suç aslında, bakarsak şimdi bizim fiziki âlemde. Biraz felsefi düşünürsek. Ya onlar kan dökecek, bozgunculuk yapacak. Nerden biliyorsun. E öncekilerde böyleydi. Birbirleri arasında konuşuyorlar.

Şeytan onu yapmadı. Allah’ın ilmine karşı gelmedi. Dikkat! Yani demedi ki bunlar kan döker… Dedi ki, o da sorduğu için cevap verdi. Ne koydu seni alıkoyan. Ben dedi ateştenim o topraktan, sistemimiz uymaz dedi. Kafam basmıyor dedi. Zaten o kafasızlığından gitti. Çok akıllı olduğundan gitti. Kafa basmıyor dedim ama ironi yapıyorum. Ama Allah’ın ilmini melekler gibi sorgulamadı.  Ya bunlar bozgunculuk çıkartacaklar, kan dökecekler demedi mesela. Ne biliyorsun. Belki dökmeyecekler. Değil. Meleklerin dediği doğru çıktı. Kan da döküldü fesatta yapıldı. Ama eşyanın hakikati ona söylemesindeki ayrı bir sır. İşin sonu nasıl gelecek. Tokat gibi meleklere bir Âdem yapıştırdı. Şimdi sona doğru geleceğiz. Ben sizleri konuşturacağım.

İblis dedi ki, tekrar ediyoruz. Ha öylemi dedi. Yaratıcı tekrar. Bak başka ayetlerden dikkat edin. Sen dedi neyin peşindesin? Şimdi meleklerde o arada konseyde birbirlerine bakıyorlar. Şimdi bu bunu dedi bakalım ne olacak. Hani birilerini cezalandırırsın da topluluk içerisinde, öbürleri, hakikaten suçsuzdur ama o suçsuzluğun verdiği rahatlıkla, masumiyetle değil mi? Bugünlerde bizim ülkemizde hep suçsuz, masumlar ülkesi. Her türlü film var değil mi? Rezillik diz boyu olan yerler var. Ama masumlar ülkesi. Mağdur, mağdur onlar değil mi? Şimdi şeytana da hep böyle suç atılıyor ya güncelleştirelim de. Kuran böyle anlatılır. Yaşıyoruz ya, niçin o hikâye dediğimiz şeyleri yazmışlar. İşte bak yaşıyoruz. Mağrurlar, mağdurlar ve masumlar. Arasındaki farkı iyi anlayalım diye yaratıcı bizi bu bilgilerle donatmış. Öğrenin demiş, anlayın demiş. Yoksa kimin mağrur, kimin mağdur, kimin masum olduğunu nasıl ayıracak. Beyanatlara göre mi? Yüzüne tükürsem elhamdülillah diyecek adamlar var ya, ülkede. Söz meclisten dışarı. TBMM’den de içeri maalesef. Yüce meclisimizden de içeri maalesef. Üzerine alınan da alınsın. Yüce Türkiye Büyük Millet Meclisinin içindeki olaylara seyirci kalanlarda düşünsünler bakalım. Neyse. Ama bakın bu da güncel. Bir halkın, milletin kaderiyle alakalı. Yaratıcı bunu bile hesaba katmış değil mi, tabiri caizse.

Şimdi melekler bakıyor ne diyecek o. Diyormuş: E ne olacak. Bunlar var ya diyor, elinde bilgi var. Görüyor. Nereden biliyor musun? Meleklerde görmüş ki onun için diyor bozgunculuk yapar bunlar, kan döker… Aynısını ibliste biliyor orada. Aralarındaki fark birisi ayak diretiyor. Yani hemen mi secde ettiler? Yok. Melekler. Onlarda ayak direttiler. Eşyanın isimlerini bilince “biz senin bildirdiklerini biliriz …” dediler değil mi? Şey biraz daha mert oldu yani orada. O alandan bahsediyorum. Daha düşmedi aşağı. Düşmüş meleklerden falan bahsetmiyorum ha.

ORKUN AKAR: İniniz emri gelmeden önce

OKTAN KELEŞ: Peki ne diyor. Formatı bilmiyor mu, Allah. Yarattığını. Bilmiyor mu iblisle hiçbir zaman uyuşmayacağını. Bak size hisler dünyasından tüyolar vermeye çalışıyorum. Oyun ne güzel kurulmuş değil mi? Yaratıcı bilmiyor mu onun sistemiyle, insan sisteminin uyuşmayacağını. Yani zıt kutuplar olacağını. Melekler de biliyor. Meleklerkendi şeyini katmıyor ortalığa. Fesat yapar, bilmem ne yapar, şunlar şöyledir.. Şimdi ne oldu döndük başa. Bunlar var ya diyor, şöyle yaparlar böyle yaparlar. Allah’a nispet eder gibi. E Allah biliyor. Yaparsa senin zümrenden olur diyor. Senin tarafından olur. Hatta seninle beraber onları cezalandırırım, ayeti kerimesi var. İşte o da diyor ki ben bunlara sağından gelirim, solundan gelirim. Yapmayanlar olursa otururum önüne, arkasına, başına, yanına, sağına soluna ayetle de sabittir. Yapanlar zaten otomatikman onunla. Ve onlardan diyor: çok az şükredici bulacaksın. Yaratıcı “tüh senin”, demiyor. Mühlet verilmişlerdensin git diyor.

Burada rahmani bir cezalandırmanın mühletle alakasının da önemi var değil mi. İslam toplumu içerisinde, insanlık toplumunun içerisinde ahlaki değerler açısından. Yani bir yöneticilik vasfı varsa, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak denilen şeylerde; mühlet verme, kredi verme diyoruz ya.  Tolerans yapalım vs. meselesi. Sinir öfke şeytandandır diyorsun aynısını yapıyorsun. Yani her şey var bak. Sosyolojik psikolojik her şey.

Git diyor, mühlet verilmişlerdensin, dediği andan itibaren mühlet başlıyor. Oyalanmaması lazım şeytanın. Onun için şeytan oylanmaz. Mühlet aleyhine işleyecek. Ne yapması lazım. Bir an önce insanlar kendileri oylanıp şeytanın kendi, zaten o anda şeytan oluyor. İblis,  indikten sonra işte… Ondan sonra şeytan rütbesi, şeytan da iblisin aslında süvarileri. Şeytanların süvarileri de geçer. Cinler tayfasından. Bir iblis duruyor orada ama kendi tayfasından olanlar sahaya sürüldü artık diyelim. Konu bu kadar basit değil ama. Şimdi oyalanmaması gerekiyor. Bir an önce insanı ateşe atması lazım tabiri caizse, mecazen. E şimdi kesret içerisinde şeytan da oyalamıyor. E nasıl kesret bizi oyalıyor kardeşim. Şeytanı bile bu kesret oylamıyorsa, yani kesret içerisindekini nüve şeytan bile oyalamıyorsa şimdi bu yaratıcıya iftira değil midir? Ve varlık âlemi “hadi git dön rabbine, dön rabbine” derken İrcii ayeti düşünün: dönünüz. İrcii, Allahtan. Hatta kafasını öbür tarafa çevirene diyor: bu tarafa dön. Rücu, ister dön ister kaç.  İnnalillahi ve innaileyhiraciun. Rücu edeceksin, ona döndürüleceksin, ona gönderileceksin doğru mu? Yani zaten o da, yani döndürüleceksin. İblisin derdi, bu kronometre çalışıyor ya oyalanamaz o. Sen oyalan istediğin kadar. Numaralarını şeytanın üzerine at. İşte kesret beni oyladı, bilmem ne oyladı. Allah diyecek: bu ağacı ben sen oylan diye mi yarattım. Hani kalpte dünya sevgisi olmasın demenin sırrı bu. Yoksa dünyayı sevmeyelim, o güzel baharın kokusunu almayalım, çiçeklerini okşamayalım, musikiyi dinlemeyelim, değil. Eşlerimizi sevmeyelim sevgililerimizle olmayalım, yani dünya hastalarındaki neşvelerden faydalanmayalım değil. Neşe başka bir şey neşve başka bir şey. Ama kalbe indirirsen, o amacın olursa…  Oyalanma şimdi başla. Bu oyalandığın şeyin suçu değil. Senin kendi suçun, kendini oyalıyorsun. Buna nefis de, buna başka şeyler söyle. Kendinden kaynaklı şeyler söylersin ancak. Allahtan değil. Yani Allah’ın kesretin yarattığı, kesret dediğimiz şey bizi oyalamaz. Şimdi konu bu ama devam edeceğiz. Bitmiyor.

 Şeytan hızlı hızlı çalışıyor. Oyalamaması lazım, oyalanmaması lazım. Seni de oyalamıyor hiç umurunda değilsin. Onun derdi başka. Yani şeytan bizlerden hiçbirine secde falan.. zaten baştan etmedi.Âdem’i ortaya koyduğu zaman yaratıcı tabiri caizse. Onu da söylerler ya, küp gibi ses çıkmışta falan.Hepsi palavra, saçma sapan şeyler. Yani yedik yıllarca bunları da. Çok şükür ben yıllar önce o işleri erenlerin, Allah razı olsun onların nazarıyla kurtardım.

Aynı hikâyeleri bizde dön dolaş anlat. Yok vurmuşta, bakmış ‘lan bu toprak mı bu ne’. Şeytan o kadar salak! Allah ile konuşuyor bu şeytan, sistemim uymaz diyor. Ama orda ki şeye bakıyor: La bundan sen çıkıyor, diye de anlatırlar. Şeytan o kadar salak mı? Daha olayı duyar duymaz dedi: Olmaz. Olayı biliyor. Ha yaratıcı yarattığına şahit tutmadığı için şeytanı bir ayetiyle, o başka bir unsur. Ama yarattıklarının hallerini şahit tuttu. Nerden biliyoruz? Sizden öncekiler diyor. Melekler ne diyor, bunlar gibi mi? Şahit tutulmuş. Ama yaratımına şahit tutmak başka yaratılmışlığa şahit tutmak başka. Şimdi bunları karıştırmayacağız. Bunları böyle anlatacağız.

Şimdi neyse şeytan tabi uğraşıyor, oyalanmıyor falan gibi sonradan emir veriyor vs. gibi dünya sistemi. Yani gelecek şeytan benimle uğraşacak. Efendim neymiş namazda dururken, işte şeytan sen, oyalar alnın yere bakacak gözler aşağı bakacak namazda. Kımıldanma şeytan orana burana parmak atıyormuş, gıdıklıyormuş. Kaşında namazın bozulsun.

Şeytanın işi gücü yok seni, beni gelip parmaklayacak. Ona gidecek bilmem ne. Yok kulağına üfleyecek. Öyle filimler yapıyorlar, komedi ya. Çoluğun çocuğun böyle psikolojisini bozacak. Hakikati anlatmayacak. Yani öyle bir şeytan yok. Şeytan daha akıllı. Şeytan gelecek beni namazımda gıdıklayacak, ben kaşınacağım… O zaman Vehhabilerin hiçbirinin namazı yok o zaman. Ki ben Vehhabileri ben çok eleştiririm. Zaten İslam dünyasının hepsini eleştiriyorum da istisnalar hariç. Yani ekollerin hepsini eleştiririm.  Sünnilik diye de bir din de yoktur ayrıca. İslam diye bir şeyi kabul ediyorsanız edin, etmiyorsanız etmeyin. Sünnilik neymiş. Sünni ekol falan. Ne olduğunu biliyoruz. Şia ekolü ne olduğunu biliyoruz. Mevzu bu değil. Ekollerden bahsetmiyorum. Onların içerisindeki doğruluk payları falan onları kastetmiyorum. Din dediğin zaman İslam’dır. Bu parçayı alıp da bu İslam’dır dediğin zaman yanılırsın. Öyle değil mi? Yani bu insandır, insanın kalbini sök, insan aslında budur demek gibi bir şeydir. Olmaz. İşin burasını reddediyoruz.

Şimdi olay şu şeytan gelip seni beni falan… Bu mana da değil. İblis sistemle. Ne yapıyor. Yaratıcının sana projekte ettiği sistemin karşısına bir sistem koyarak bizi ikna etmeye, toplumsal, kavimsel, insansal boyutta, sistemsel boyutta; etkiler yapıyor. Kaldı ki benim yaptırım gücüm yok teklif ederim diyor değil mi?

Sonuçta kesret bizi, şeytan dahi oyalamıyor.  Şeytan baştan neyi biliyordu? Benim ona şeytanlık yapmama gerek yok. Nereden biliyorsun? Melekler bile söylüyor: bu zaten kan da döker, bu fesatta çıkartır, bu hasette yapar, bozgunculukta yapar; bunun yemeyeceği nane yok. Şimdi orada bilindiğine göre şeytan bize ne veriyor olabiliyor ki üstüne şeytanlık yapmış olsun? Hadi bir soru soruyorum.Bakın tekrar söylüyorum sistemi biliyor. Ben bunlara, hani diyorlar ya beni gıdıklıyormuş namazda, haset yapayım diye benimle uğraşıyormuş. Benim zaten fıtratımda varmış bu. Melekler de bunu biliyor, bak daha öncekilerde olduğu gibi. Şeytan da bunu biliyor. Bana artı bir şey yaptırması lazım. Bu benim fıtratımın tersinde olan başka bir şey yaptırırsa şeytanlık yapmış olur, bizim anlayacağımız anlamda şeytanlık. Yoksa öyle gıdıklıyor, bilmem ne yapıyor, kulağına üflüyor…

Şimdi sorumu tekrar etmeden biriniz cevaplayın lütfen. Var mı cevaplamak isteyen. Ne yapabilir ki şeytan, yani diyor ya bunlara bunları yapmama gerek yok. Hani bize klasik derler ya, şeytan yaptırıyor şeytan. Yo bizim yapıyormuşuz, yaparmışız. Kaderimizde de varmış. Şeytan başka bir şey yapması lazım. Tarık buyur.

TARIK: Şeytan Allah’ın düzenini unutturmaya çalışıyor olabilir mi, Kendi düzenini alternatif seçenek olarak kurduğu zaman?

OKTAN KELEŞ: Sisteme müdahale Allah’ın sistemine demeyelim. Evet, doğru.

TARIK: Bir de şeytanın anti olarak, bize alternatif olarak bize kendi düzenini koyuyor ki bunu, Allah’ın düzenini seçmeyelim. Unutturmak vasfından ya da tercih etme vasfından.

OKTAN KELEŞ: Kendi düzenini koymuyor. Orada bir altını çizelim. Çünkü sistemler uymuyor. Biz ateş ehli değiliz.

TARIK: Belki insana kurdurtuyor onu.

OKTAN KELEŞ: Belki vehmettiriyor diyelim. Evet, güzeldi doğru.

OGÜN: Baba bir ayeti kerimede Allah-ü Teâlâ şöyle diyordu: Başına gelen iyilikler Rabbindendir. Kötülükler ise senin nefsindendir. Bir başka ayette, şeytan size süslü gösterir diye bir kavram var.

OKTAN KELEŞ: Dur orada, güzel. ‘Şeytan size süslü gösterir.’ Neyi gösteriyor, yine bizim yaptıklarımızı. Yani kendinden bir şeyi süslü göstermiyor bak. Az önce söylediğimle destek olsun. Bu güzel bir yere geldi.

Yani şeytan kendinden bir şeyler oluşturup da onu süslü göstermiyor. Benim nefsimi, benim fikriyatımı, benim zihniyatını süslü gösteriyor. Hatta yaptıklarınızı der orada. Yani onu yapıyor gösteriyor. Sen de dalıyorsun. Yani yine tam mahiyetiyle bu karşılamıyor ama amelini göstermiş oluyor. Devam et.

OGÜN: Nefis dediğimiz şey zaten bizim zannımızın sonucu ortaya çıkan bir şey. Yani nefsime uyduk diyoruz. Öyle olduğunu düşündüğüm şeye uydum diyoruz, zannımıza. İşte şeytan bizi orada zannımızla oyalıyor. Hani kesvetten başladık ya varlık alemi diye, varlık alemi Tanrı’nın varlık alemi hakka çağırıyor, hakkın varlık alemi. Şeytanın kendisinin mühleti vardı, şeytan oyalanamıyor. Çünkü acele etmesi gerekiyor. Fakat insanın oyalanması işine geliyor. İnsanın oyalandığı şeyi de insana süslü gösteriyor.

OKTAN KELEŞ: Oyalanmak nedir biliyor musun? Oyalanmayı çevirelim, anlaşılsın diye söyleyelim. Kalbi bir açıklama olsun. Oyalanmak, şuursuzluktur. İnsan kendinin oyalandığının farkında olmadığı için şuursuz demektir. Farkında değil. Farkında olmakta şuurlu olmaktır, oyalanmamaktır. Dolayısıyla ne yapmış oluyor. Kendi kendimize insanlığımızı, şuurumuzu kendimiz yok etmiş oluyoruz.

YENER DURSUN: Sultanım, varlık âleminin tamamı yaratıcıyı hatırlatıyor ve onu bir an önce dönmemizi. Ama şeytan da bunu unutturuyor.

OKTAN KELEŞ: Evet iki ayette geçer. Aynı zamanda da diyor ya baştan, size ebedilik ağacını göstereyim mi? Ebedilik meselesini. Unutturmaktan maada orayı süslüyor. Yani şu ağacı ağaçlıktan çıkarıyor. Ulan bu ağaç, zaten bu ağacın kendisi mucize. Göstersene biz ağacımızı kesmedik. Hatta bununla ilgili hikâyeyi de daha önce anlatmıştık.

 Ağaç bu. O kadar hoş ki bu ağaç, burada olmasa ruh kalmayacak değil mi? Defaatle işledik. Şimdi bu ağacın özelliği incir ağacı, şu ağaç, bu ağaç falan. Hani kuranda da Tin suresi… Kutsal ağaç gibi kabul ettiğimiz ağaçlardan. Bizim için bütün ağaçlar kutsal. Şimdi derler ki gargat ağacı da mı? Evet, o da kutsal ağaç. Yani sonuçta o da bir iş görüyor. Ağacın bir kabahati yok. Bunların anlattığı gibi değil hiçbir şey. Hayvanlarda uğursuz değil. Ama iki ayaklı hayvanlar. Hayvan gibi ve aşağılar var. Onlarda uğursuzluk mevcut.

Devamı:

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8512/ilk-soz-ve-son-soz--tengri-tamgasi-sirri---vahdet-ve-kesret



Bu yazı 977 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Haziran 2021 İlk Söz ve Son Söz -Tengri Tamgası Sırrı - Vahdet ve Kesret
    • 7 Haziran 2021 Neml 24. Ayet - Ay Melikesi
    • 10 Mart 2021 Tebbet Sırrı - Allah (CC) Beddua Eder mi?
    • 8 Şubat 2021 Hititler, Siyonizm'in Korkulu Rüyası
    • 21 Ocak 2021 Joe BİDEN ve 30330
    • 18 Ocak 2021 JOE BİDEN Hokus Pokus
    • 31 Aralık 2020 Kambala-8
    • 4 Aralık 2020 Vizyonsuzluk, Voltran, Koca Yusuf
    • 3 Aralık 2020 Deist Kim? Ateist Kim? Müslüman Kim?
    • 27 Kasım 2020 Kur'an Büyük, Sizin Beyniniz Küçük
    • 26 Kasım 2020 Konjonktür - Mesajlar - Kanal İstanbul - Türkiye
    • 15 Kasım 2020 Allah Tuzak Kurar mı?
    • 11 Kasım 2020 Kambaba-13
    • 10 Kasım 2020 10 Kasım Özel Programı
    • 8 Kasım 2020 Türk Töresi
    • 6 Kasım 2020 Kambaba-12 Harut-Marut ve Büyü
    • 5 Kasım 2020 ABD Seçimi, Büyücü Savaşları
    • 26 Ekim 2020 Zan, Yaratılış ve Atom
    • 25 Ekim 2020 Şirin Çocukculuk İmamoğlu
    • 24 Ekim 2020 Sembollerle Mesaj mı?

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,823 µs