En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
7 Haziran 2021

Neml 24. Ayet - Ay Melikesi




 https://www.youtube.com/watch?v=K1QOFFj7D_Q

     

 

  Konuşmanın Deşifresi: (Konuşma birebir deşifre edilmeye çalışılmıştır, ancak referans noktası konuşmanın kendidir.)  

 

Yener DURSUN: Sultanım, Baran kardeşimiz bir soru sormuştu bize tapma ile ve diğerleri ile alakalı müsaade ederseniz onu bir sorarsa öğrenmiş olacağız.

OZAN AYDIN: Kambabam şöyle; Neml Suresi 24. ayette bir ifade var. Bu ifadeyi bir çelişki olarak gördüm ve ifade de şuydu; Ay Melikesinin güneşe taptığı ile alakalı bir ifade geçiyor, cümle geçiyor. Burada bir çelişki yani hem Ay Melikesi, Ay’ın sahibi deniliyor ama bu Ay’ın sahibinin güneşe taptığı söyleniyor. Burada bir çelişki var mı yok mu diye merak ediyoruz.

Oktan KELEŞ: Kavmi orada taparken bulduk. Hem toplumunu, kavmini hem kendisini Allah’ı da yanı sıra diye ama tapıyor diye soruyorsun doğru mu çelişki böyle.

OZAN AYDIN: Evet.

Oktan KELEŞ: Şimdi şöyle bir durum var. Bu her zamanki gibi ayetlerin meallerin çevirilerin maalesef ki yanlış yorumlamalara yol açıyor. Şimdi o ayetin orijinalini bir aç önce bir oku.

OZAN AYDIN: ‘Kendisini de toplumunu da Allah’ın yanı sıra güneşe secde ederken bulduk. Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstererek onları doğru yoldan alıkoyuyormuş bundan dolayı doğru yolu bulamıyorlar.

Oktan KELEŞ: Şimdi orada tapma yok bir kere düzeltelim bir. Daha önce de söyledik Kuranı Kerimdeki beyanların yani vahiylerin her bir kelimesini Allah beyan etmemiştir. Ne demek istiyoruz defaatle yaptık firavunun sözlerini vahiy olarak söylemiştik firavun şöyle dedi, şeytanın sözlerini şeytan böyle dedi, peygamberin sözünü peygamber şöyle dedi ya da kavminden bir adam böyle dedi bunlar vahiydir ama Allah’ın sözleri değildir yani Allah‘ın bizatihi kelam buyurduğu. Yani şeytanın öyle dediği şeyi Allah dedi anlamında alamayız ama vahiy midir vahiydir vahiye geçirmiştir bu bir.Burada da bunu söyleyen Allah değil. Şimdi burada nasıl bir yanlış algı çıkıyor ve Ay Melikesi değil mi orada güneşe tapıyorlar aynı zamanda ve şeytan bunları yoldan çıkardı meallerde hemen hemen öyle halbuki orijinalinde böyle bir şey yok. Bunu Allah söylemiyor bunu kim söylüyor Hüdhüd söylüyor. Şimdi HüdHüd bunu doğru mu söylüyor sorunlardan bir tanesi bu. Hüdhüd bir gözlem de bulunuyor ve gelip Süleyman’a onları şöyle şöyle gördüm, böyle böyle buldum diye yorum yapıyor. İşte bu yorumda da sanki bu ayeti cımbızla çekip aldığın zaman Ay Melikesi güneşe tapıyor ve kavmi tapıyor gibi bir anlam çıkıyor. Halbuki birincisi tapma kelimesi yok, İkincisi bunu Allah beyan etmiyor. Hüdhüd’ ün beyanını ayet olarak Kurana koymuş. Şimdi anlaşıldı değil mi buraya kadar. Şimdi orijinalinde tapma yok secde üstünlüğünü kabul etti. Allah’ın yanı sıra gördüm ki diyor kavmi ve onlar Allah’ın yanı sıra güneşe de secde yani onların da üstünlüğünü kabul ediyor. Yani biz bir adam gönderiyoruz dışarıda ne var ne yok git bize anlat diyoruz. Geliyor bir gözlemini bize anlatıyor diyor ki; Orada birilerini gördüm araba yıkıyorlardı ya da işte manavdan bir şey alıyorlardı,  bakkaldan şunu alıyorlardı ya da koşuyorlar da falan falan bir gözlem. Bunu gelip bize söylüyor biz bunun içeriğini bilmediğimiz için diyoruz ki; Dur bakalım sen gözlemini anlattın. Şimdi buradaki bir gözlem bir kere kesin mümkün değil anladın mı şimdi ayeti okuduktan sonra bir bütünün oku.

OZAN AYDIN: Kendisi de toplumu da Allah’ın yanı sıra güneşe secde ederken buldum. Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstererek onları doğru yoldan alıkoymuş bundan dolayı da doğru yolu bulamıyorlar.

Oktan KELEŞ: Şimdi orada doğru kelimesi de geçmez. Sebil kelimesi geçer bakarsanız. Sebile ‘akıtmak’ yol alma anlamına gelir ayetin orijinalinde. Doğru kelimesi de Sebil geçer. Parantez içerisine almışlar zaten sıkıntılar burada. Doğru yolu bulamıyorlar mı? Görmüyorlar mı? Gelmiyorlar mı? Şimdi mevzu şu; Şeytan onlara süslü göstermiş. Burada da algı nasıl oluşuyor sanki o kavim şeytanla haşır neşir. Hayır, şeytan o kavimle de uğraşmış, Ay Melikesinin kavmi ile ve onunla. Yani şeytan herkes ile uğraşabilir sıkıntı yok. Burada birinci anlamamız gereken demek şeytanın eli oraya kadar uzanıyor yani oraya kadar yetki alanı var o kavme kadar bir tesir alanı var. Süslü göstermeye çalışıyor. Bu şeytanın uğraşısı Bu uğraşısının karşılığında bu kavim ona uyduğunu biz buradan bunu çıkaramayız. Uyanlar olur, uymayanlar olur. Ancak bu HüdHüd’ün gözlemi şimdi ondan sonraki ayete gelelim

OZAN AYDIN: ‘Göklerde ve yerlerde saklı olanı çıkaran sizin sakladığınızı da, açıkladığınızı da bilen Allah’a secde etmeleri gerekmez mi?’

Oktan KELEŞ: Şimdi soruyor HüdHüd geliyor tabiri caizse Süleyman yalvaç‘a diyor ki; Ya göklerde ve yerlerde her şeyi bilen bunlar Allah’a secde etmeleri gerekmiyor mu? Yani onun üstünlüğünü kabul etmeleri gerekmiyor mu? İşgüzarlık yapıyorlar. Süleyman’ın da buradan bir şeyi çıkıyor değil mi bilmediği çıkıyor. Bilseydi HüdHüd’ü oraya göndermezdi değil mi. Adeta bir casus gibi, bilgi edinmek anlamında. Buradan ne çıkıyor Süleyman peygamberinde ilminin o kadar abartıldığı gibi hani abartıldığı gibi derken altını çizelim, bizim algıladığımız gibi, yani algılatıldığı gibi olmadığı çünkü Süleyman her şeyi biliyor falan filan değilmiş bak HüdHüdü gönderiyor, HüdHüd diye bir varlığı ve ondan bilgiler edinmeye çalışıyor. Bu ne anlama geliyor. Demek ki konunun iç yüzünü, orayla ilgili bilgiyi bilmediği öyle değil mi başkanım. Bu çıkmıyor mu bunu düşünelim. İşgüzarlık yapıyor. HüdHüd diyor ki böyle olmaları gerekmiyor mu çünkü bir gözlem yapmış öyle bir kanıya varmış sonraki ayet.

OZAN AYDIN:‘Allah ki büyük arşın sahibidir ondan başka ilah yoktur.’

Oktan KELEŞ: Ve devam ediyor. Allah ki büyük arşın sahibidir ondan başka büyük ilah yoktur. Yani HüdHüd devam ediyor. Kendi beyanının, gözleminin üzerinde yorumlamalar yapıyor. Şimdi bu yorumlamalar bize vahiy olarak gelmiş yani ayet. Ama bunu Allah söylemiyor bu ayeti kerime ama bu Hüdhüd‘ün beyanı ve gözleminden çıkan. Anlaşılmayan bir nokta var mı? Ama biz bunu Neml 24’te Baran’ın sorduğu gibi tapıyorlardı falan anlayınca sanki Allah onlara öyle bir şey söylemiş algısı maalesef yanlış meal ve tefsirlerde algılatılıyor. Hâlbuki bak ayetler devam ediyor sonraki ayet.

OZANAYDIN: ‘Süleyman HüdHüd’e bakacağız yoksa doğru mu söyledin yoksa yalan mı?’

Oktan KELEŞ: Bak ne oldu şimdi. Bir adam gönderdik dedik ya manava gitti, şunu gördü gözlemledi. Biz de dedik ki dur bakalım ya sen bir gözlemde bulundun ama bir bakalım teyid ettirelim, bir araştıralım doğru mu söyledin bir daha oku orayı.

OZAN AYDIN: Doğru mu söyledin yoksa yalan mı

Oktan KELEŞ: Yoksa yalan mı? Şimdi burada başka meselelerde çıkıyor.  Süleyman dediğimiz gibi konuyu bilmiyor ama gönderdiği varlığın beyanına da güvenmiyor. Ve yalanda söylemesi yani gerçek olmayacağı en nazik şekliyle HüdHüdün yanılabileceğini, gözleminde aldanabileceği yani her şeyin göründüğü gibi olmayabileceğini söylüyor anladık mı? Hemen buradan ne mana çıkar. Melamilikte bu ilkeler var onları şimdi ve açmayayım ama göründüğü gibi olmayan birçok hadiseler vardır. İç yüzünü bilmiyorsun bununla ilgili birçok ayeti kerimeler destekler bu konu dağıtılmasın. Hatta Hucurat Suresinde bir fasık size haber getirdiğinde arkasını araştırın doğru mu değil mi diye vs. Orada fasık geçiyor buradaki meselede de peygamber diyor ki dur bakalım. Gözlemin doğru mu değil mi yalan mı? Süleyman’ın burada bir şerh düştüğünü, gönderdiği elçiyi casusluk yapma ya da bilgi toplamak amaçlı gönderdi varlığa da tam mahiyeti ile sözüne güvenmediği meydana çıkıyor. Ne güzel usul erkân var değil mi Kur’an-ı Kerim içerisindeki kıssalarda. Bunu da hayatımıza geçirebiliriz değil mi? İç yüzünü bilmediğimiz olaylar hakkında tartışmak, yorumda bulunmak veya gördüğümüzü, duyduğumuzu zan ettiğimiz değil mi? Mesela Ali kardeşimiz bugün bir şey yaşamış onu anlatmıştı. Sabah uyuyormuş telefon çalmış, uykuda müdürü ile konuşmuş ama o rüya zan ediyormuş adamcağız da onu uyanık zannettiği için, Fatih’te orada aynı ranzanın yanında yatarken Fatih’te kendinden şüphelenmiş acaba ben mi rüya görüyorum Ali niye böyle telefonda konuşuyor. Adama da demiş ki müdürüne ben oradayım ya demiş halbuki yatakta. Adamda şüpheye düşmüş. Neredesin ya ben de ordayım göremiyorum seni demiş falan falan gülüştük burada. Şimdi bu güzel bir örnek oldu yani gerçek mi yaşanan şey gördüğümüz şey. Fatih görüyor, Ali yaşıyor, müdürü de öbür taraftan şüpheye düşüyor. Fatih acaba ben mi rüya görüyorum diyor hâlbuki rüyayı gören konuşan ama rüyada kendini zannedip de konuşan Ali. Yani bir hadise yaşanıyor. Savaşta oradaymış, savaşta dehşetli gözlerle bunlara bakıyormuş ne oluyor diye. Şimdi Savaş’ında burada Hüdhüd gibi bir gözlem yaptığını düşünelim olayı gelip bize anlatıyor. Şimdi biz bunu çözemeyiz ki. Savaş’a inanıyoruz ama nezaketen Savaş sen böyle bir olay yaşadın ama acaba bu işin iç yüzü nedir? Ali’ye soruyoruz. Ali ben hatırlamıyorum diyor. Fatih diyor ki yanımda yaptın bunu, Savaş’ta diyor ki ben de şahidim bir de işin içinde müdür var. Beş altı kişi ne döndüğünü bilmiyor ama gözlemleyen Savaş gelip bize anlatıyor. Biz de diyoruz ki Savaşı tanıyoruz yalan söylemez ama acaba söylediği veya gördüğü şeyin iç yüzü nedir? Doğru mu değil mi diye analiz yapmamız lazım. Olayın kahramanlarından anlamak adına sorgulamamız lazım. Süleyman’ın yaptığı da dur bakalım diyor doğru mu söyledin yalan mı? Çünkü burada başka bir şey çıkartıyor bu varlığın yalancı olma gibi bir bahsi de çıkar. Bunu onun için örnek verdim. Sonra devam et.

OZAN AYDIN: ‘Bu mektubu götür onlara ilet. Sonra bir kenara çekil ve ne tepki vereceklerini gözle.’

Oktan KELEŞ: Bunun üzerine biz de diyoruz ki şimdi olayları güncelleştirdik işte Savaş, Fatih, Ali hadisesi tanımadığımız bir müdür var falan bir şey veriyoruz analiz yapmak için bunları götür. Çevirelim soralım bakalım ve tepkilerini ölçelim herkesi dinleyelim. Nitekim de dinledik gülüştük değil mi? Herkes ayrı bir şey anlattı. Bir olay yaşanmış ama herkes olayın ne olduğunu bilmiyor şüphede. Kimi kendini rüyada zannediyor, kimisi gerçekten rüyada, biri uyanık oda ne olduğunu bilmiyor ama biri gözlemliyor bütün bunlara anlam veremiyor ne oluyor ya falan diyor. Şimdi mektupta ne varmış devam et ayete.

OZAN AYDIN: ‘Sebe Melikesi; Ey ileri gelenler bana çok şerefli bir mektup bırakıldı dedi. O Süleyman’ın mektubudur. Rahmeti bol ve kesintisiz olan Allah’ın adıyla başlıyor.’

Oktan KELEŞ: Şimdi burada besmele geçer Bismillahirrahmanirrahim. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Mektup gönderiliyor Ay Melikesi’ne. Ay Melikesi bakıyor başında Rahman ve Rahim olan Allah‘ın adı şerefli bir mektup. Halbuki orijinalinde bikitabihi geçer. Mektup diye geçmez Arapçasında. Kitap yani Süleyman’ın kitabı varmış yani ayetin orijinali bikitabihi bildiğimiz kitap ama mektup diye çeviriyorlar. Farz edelim ki mektup yani kitabı mektup olarak göndermiş olsun. Hadi böyle bir mecaz yapalım eyvallah mektup ama kitabı mektup olarak gönderdi ama baktı başına kitabın ya da mektubun Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şimdi peki buradan ne çıkarıyoruz. Bunu uzun devam ettirelim biz sonraki meseleyi biliyoruz ayetler devam ediyor tahtın getirilmesi, götürülmesi falan çok başka konular gireceğiz ama oraya girmeden bu meseleye anlatalım. Neml 24’te güneş diyor ya Hüdhüd güneşin üstünlüğü Allah’ın yanı sıra tapma yok. Ay Melikesi güneş bilgilerine de sahip yani onun üstünlüğünü, ayın enerjisini veya sureti anlamda düşünmeyin Batıni anlamda düşünün. Birçok sırrın güneş bilgisinin de kendinde olduğunu, Süleyman’ın bunu bilmediğini çok açık anlattım ve Hüdhüd‘ün bunu gözlemlerken farklı yorduğunu, tapıyorlar gibi bir algı oluşturduğunu ama Süleyman’ın buna rağmen dur bakalım doğru mu değil mi diyerek ona bir mektup veya kitap gönderdiğini ve Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şimdi Ay Melikesi de diyor ki;Sen benden bir şeyler istiyorsun.Ne istemiş oluyor güneşin de bilgilerini. Melike’nin emanetleri vardı. Ne o mesele taht vs. taht geliyor. Birçok bilgi geliyor. Taht deyince hükümdarlık, hükümranlık anlamına geliyor. Bildiğimiz koltuk, oturduğumuz taht falan değil hükümranlık anlamına geliyor. Şimdi ama bu ayeti yorarken işin aslı Batıni sırrı Ali okur musun arşa istiva etti Rahman meselesini.

Ali HOCA: ‘Rahman olan Allah arşa istiva etmiştir.’

Oktan KELEŞ: Şimdi arş, taht Arapça karşılığı. Hükümranlığını arşa kurdu anlamında. Bir koltuğa oturmadığına göre, tahta oturmadığını anlıyoruz. Taht, hükümdarlık hükümranlık alanı. Rahman ismi ile Rahman vasfı ile Yaratıcı arşa arş bilgilerinin hükümranlığını bir kere alıyor istiva ederek hükümranlık alanını çiziyor.Peki Süleyman’ın gönderdiği mektupta ne vardı Rahman ismi geçiyordu. Zaten Ay Melikesi ne dedi; Sen şimdi benden bu bilgileri istiyorsun ama daha sonraki ayetlere referans vererek söylüyorum tahtlar, emanetler… İyi de bunu ne diye kullanacaksın Ey Süleyman. Şimdi burada sanki Süleyman daha üstün gibi anlatılıyor değil mi? Hayır burada bir bilgiler var. Süleyman’ın bilmediği çok açık. Onun için HüdHüd’ü gönderiyor. Dedik ya bilseydi göndermezdi. Hüdhüd de gözleminde güneş meselelerinden taparken bulduk mevzusu ile alakalı bakıyor Ay Melikesi evet Rahman bilgisi nerede arşa istiva etti. Şimdi Ay Melikesinin nesi vardı hükümranlık tahtını getirin meselesi daha sonra değil mi? Konuyu açmayacağım. Hükümran, tahtadan bahsetmiyoruz. Hükümranlık alanının bütün bilgileri kodu ile yani bir tahta getirilse ama o taht alandır, hükümranlık alanıdır. O bilgileri getiriyorlar Süleyman’ın önüne fakat Ay Melikesi diyor ki; Sen benimle böyle bir mektup göndermeden önce ne diye istiyorsun. Okuyunca şerefli bir mektup. Süleyman şunu söylemiş oluyor. Ben bunu Allah için, Allah’ın bilgilerini edinmek için senden istiyorum yani tahtının bilgilerini ve güneşin bilgilerini veya ayın bilgilerini, hükümranlığını. Rahman ne yapmıştı Rahman ismi ile arşa istiva yani tahta istiva etmişti. Hükümranlık alanı bakıyor ki Rahman adına benden istiyorsun bunları, bu bilgileri. O zaman güneş bilgilerini veririm. Ama HüdHüd ne yapmıştı güneşe tapıyor zan etmişti veya öyle bir algı oluşturdu. Şimdi bak ne kadar manalar değişti değil mi. Oysa meallerdeki, tefsirlerdeki çevirilerde ne vardır.Oradaki kavim güneşe tapıyor,işte falan Süleyman ona getirdi, mektup gönderiyor tekrar geliyor ve Belkıs işte efendim suda ayağını kaldırıyor su zannediyor da falan falan bir ton şey var onunla ilgili ama sanki bir tapınma, bir başka sapkınlık içerisindeyken hayır taht bilgileri ile Belkıs’ın hükümranlık bilgilerini istiyor Süleyman.Bilmediği de açık HüdHüdü gönderdiğinde.Ama Belkıs buna rağmen O Besmele işte Rahman deyince bakıyor ki Belkıs’ta o bilgi var Rahman Arşa istiva etti.Hükümranlık bilgileri. Allah adına, Yaratıcı adına Süleyman benden bu güneş bilgisini, ay bilgisini, hükümranlık alanı bilgisini, tahtımı istiyor.Zaten getiriyorlar ondan önce kullanacak benden bilgi soruyor. Delil olarak da  tahtı görünce Belkıs şaşırıyor. Tamam diyor şimdi oldu şimdi rahatlıkla bu bilgileri sana verebilirim diyor. Şimdi olayın bir başka iç yüzü Rahim. Süleyman, Rahman istiva ediyor şimdi arş bilgisi. Rahim ile de ne olmuş olabilir? Arz bilgisi olmuş olabilir. Arz derken, Rahman işte bütün kullarını kapsayan falan Rahim’de sadece müminleri müslümanları öldüğü zaman aynı konumda rahim, ana rahmi gibi kuşatıcı sarıcı, muhafaza edici gibi anlamlarına geldiği. Kısaca söyleyeyim arz ve arş bilgisi tümümü hayır. 

--

Belkıs’da olan arş ve arz bilgisini Süleyman talep etmiş oluyor mektupla yani bi kitapla. Kitabını gönderiyor bak bende diyor böyle bir bilgi var ben bunun adına bu kitabı tamamlamak ve anlamak adına yani kendine verilmiş kitabı anlamak adına senden bu bilgileri de istiyorum. Tamamlayım benim eksiklerimi ya da kitapta olanları anlamaya çalışayım. Burada şimdi ne oldu? Dengeler değişti. Belkıs, Ay melikesi güneşe tapmadığı gibi, kavmininde o mahiyette olmadığı gibi. eee şeytan süslü gösteriyor, e şeytan uğraştı. Bugün de uğraşmıyor mu? Başka nesnelere taptırmaya paraya, makama, mevkiye bir sürü hikâye sayabiliriz değil mi? Sistemlere, tağuta falan birçok kelime kullanılabilir teolojik anlamda da Kurani anlamda da değil mi Ali?

Burada denge değişti. Şimdi, Ay melikesi Süleyman’a arş ve kendinde olan arş ama tüm değil ve arz bilgisini işte güneş bilgilerini ki eski Mısır’da ona Ra dediler güneşin de tanrısı ya da ilahı diye değil mi? Hatta sırlardan biri neydi? Elif-Lam-Ra manasının Hurufu Mukatta’dan şimdi oralara girmeyeceğim oralar çok farklı noktalara gider. Bu bilgiyi aldı Süleyman, kendi kitabını da ona mutmain olsun diye gönderdi ve Belkıs dedi ki: “Şerefli bir mektup tamam dedi anladım neden istediğini. Tahtı da orada görünce getirilince hatta bir varlık hani gözünü açıp kapatana kadar kırpana kadar ben getiririm… Oralara girmiyorum şimdi biliniyor bunlar biliyorsunuz. Görünce de mutmain oldu ama olay şu sanki Süleyman üstünmüş gibi algılanıyor. Hayır, tahtı getiren Süleyman değil Süleyman’ın yanındaki bir şahıs getiriyor Kuran’ın beyanına göre öyle mi başkanım? Bize ne algılatıyorlar İsrailiyat sanki Süleyman getirdi. Onlar büyücü filan der Kuran’da der ki hayır o peygamberdi doğru mu? Biz Kuran kaynaklı bakacağız öyle mi hocam. Şimdi, yanındaki şahıs bunu getiriyor. Kim getirebilir diye soruyor biliyorsunuz. Biri diyor ben şu kadar zaman biri zaten göz aöıp kapatmadan getiriyor. O yanındaki kişi Hızır vs. denir oralara girmiyorum ayrı sırlar onlar. Fakat Süleyman’ın bunu yapamadığı ve o bilgileri bilmediği çok açık ama bir şey var elinde bir kitap var “Kitabi” diye Kuran’da açık o mektup diye çevirdikleri.  Ya bu kitap var bende de anlayamadım da bu sırlar da Belkıs’da, Sebe Melikesinde. Hüdhüd’ü gönderiyor Hüdhüd’de diyor ki: bunlar diyor Güneşe tapıyor. Hayır, secde yani oranın bilgilerini de üstünlüğünü de biliyorlar anlamında Kuran’ı Kerim’e geçiyor secede. Süleyman bu bilgileri öğrenmeye çalışıyor. Şimdi gelelim bu Süleyman tılsımları bilmem ne enok kitapları falan bunların hepsi israiliyat, kabala menşeilidir. Bizi bağlamaz bunlar. İşte 70 küsür tane melek güya hiyerarşisi kardeşim sen kabalist misin? Siz Kuran’a bakacaksınız, İslam kaynağına bakacaksınız doğru mu hocam? Müslümanların kafasını öyle karıştırdılar ki bu konularda. Yani Süleyman’ı da neredeyse İsrailiyatın tanıttığı gibi algıladılar, kabul ettiler. E bu imanda bir gedik açmaktır ya. Allah başka bir şey söylüyor Kuranda sen başka bir şey algılıyorsun ama bu ayeti de tapıyorlar diye 24 neml, işte senin sorduğun çelişki mi var? Buradan ne çıkıyor bir kere daha şu çıkıyor ki mealler ve tefsirlerde çok büyük sıkıntılar var ve çok farklı algılatmalar var. Şimdi gelelim güneş bilgisine o işte güneş, beş köşeli yılıdz, sekiz köşeli yıldız, Süleyman yüzüğü, Davut yüzüğü yani Davut yıldızı meselelerinin kökeni de aslında Sebe melikesinin verdiği bilgiler sonrasında Süleyman diyor ki: hah şimdi geldi öğreniyorum, evet diyor bendeki kitapta bunlar vardı sendeki bilgilerle bunu öğrenmiş oldum diyor. Şimdi ne oldu Ogün, Süleyman mı daha "bu konuda- bilgili yoksa Saba yani ay?

Ogün Emir Yayla: Süleyman’ın Belkıs da ki bilgiye ihtiyacı vardı.

Oktan Keleş: ayet açıkça tekrar irdelenip okunursa orijinalinde de anlaşılacağı şey bu. Yani Hüdhüd’ün söylediğini Allah’ın söylediği gibi algılarsan öyle mi Ali yanılırsın. Hatta ayet devam ediyor dur bakalım doğru mu değil mi ya Süleyman bile diyor ki dur ama başka şeyler çıkıyor. Şimdi İsrailiyatta Süleyman’ın İşte şu kadar gücü vardı bu kadar bilmem nesi vardı, yüzlerce hanımı vardı carttı curttu bir ton hikaye var. Bu beni bağlamaz kardeşim ben Kuran’a bakarım. Burada Kuran ne diyor bu konuda ve Süleyman’ı bize nasıl algılatıyorlar ki Süleyman ve Davut baba oğuldur bunlar değil mi? Ve annesi kimdir? Hititlidir. Yani Davut’un eşi Hititlidir, eski ahitte Tevrat’ta geçer. Bunları ben yayınlamıştım bir zamanlar bakmak isteyenler Onaltıyıldız, “Siyonizm’in korkulu rüyası: Hititler” konusuna bakarlarsa orada olduğu gibi açıkça yazar ama bize İslam toplumuna Süleyman’ı öyle bir lanse ediyorlar ki İsrailiyatın anlattığı gibi. o zaman bizim Süleyman algısı da Yüzüklerin efendisi gibi oluyor yanlışlık burada. Saba melikesi ne oluyor şimdi? Ay’dır bizim sırrımız Türklerdeki. Bilgi nereden nereye geldi çok açık daha fazla derinlemesine dalmıyorum bilmem anlatabildim mi? Bu konu hakkında bir şey söylemek isteyen varsa söylesin. Başkanım buyur

Yener Dursun: Şimdi, Allah razı olsun hiç böyle düşünmemiştik tabi dediğiniz gibi meallerde ki çeviriler. Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik diyor peygamber efendimiz için Allah

Oktan Keleş: Kuran içinde söylenir.

Yener Dursun: Evet, fakat şimdi burada peygamber efendimiz için söylendiğini düşünürsek Süleyman a.s elindeki kitap ile kendisi âlemlere şey yapıyor yani tebliğ etmek istiyor eksik bilgisiyle ve sebe melikesinin de üstünlüğü de burada çok açık çünkü Süleyman a.s Sebe melikesine mektup yazdığında Melikenin anlayacağı bir kod, rahman ve rahim yazmış. Sebe melikesi kendi danışmanlarına deyim mele’ler diye geçiyor. Onlara sorarken diyor ki: rahman ve rahim yani çok şerefli bir yaratıcının adıyla başlıyor diyor.

Oktan Keleş: Mektubu veya kitabı da şerefli bir kişiden aldığını Süleyman’ın teyit etmiş oluyor o Rahman ve Rahim’i görünce ve niçin bu bilgileri istediğini… ha rahman ve rahim bilgilerini istediğini güneşe güneş bilgileri de bunu kapsıyor. Hurufu mukatta da tekrar hatırlatmak lazım Ra meselesiyle. Eski Mısırda’da Ra tanrıdır biliyorsunuz bir çok şeyde geçer o vs. Hâlbuki, Tabiî ki öyle bir tanrı söz konusu değil ama inanışta böyledir ama bu inanışta böyledir dediğimiz şeyi bugün İslam toplumuna israiliyat tefsirleriyle kabul ettirmişler. Kardeşimin sorduğu soru baştan kadük tapma yok çelişki gibi algılanması. Tabii o bilinçli şekilde bir mahiyette daha önce de bana sorduğu için tekrar gündeme geldi ama işi biliyor yani biliyorsunuz hepiniz buradakiler. Algılamadaki tehlikeye dikkat etmek gerekiyor. Peygamber Hz Muhammed’i sollayan peygamberler var algıda yanlış algılanmasın. Süleyman oysaki asasını kurt yemişti batınilikte, melamilikte bunların çok kavramları vardır da girmiyoruz oraya ama öyle bir algı var ki tabii Kuran’da peygamberler arasında ayrım yapmadığını, hangi konuda ayrım yapmadığı tartışılmalı ama algıda Musa namazı öğretiyor, Süleyman her şeyi çekip çeviriyor bilmem ne Hz. Peygamber? Zaten yetim, kalmış orada köşede gibi. Müslümanın özellikle bizim jenerasyondan bahsetmiyorum gençler bunu böyle algılamasın diye tekrar okusunlar ayeti istiyorum. Buyurun.

Yener Dursun: Est. Yani Sebe melikesi Rahman ve Rahim’in manalarını bildiği için Süleyman a.s bunu yazıyor, Hüdhüd’ün burada onlar için söylediği de boşa çıkıyor.

Oktan Keleş: Tabii ki

Yener Dursun: yani hem şerefli bir yaratıcının kendisinde bir kitabıyla geldi deyince güneşe tapmadıkları da ortaya çıkmış oluyor. Dediğiniz gibi o güneş bilgisini kullandığı da çok net oldu şimdi.

Oktan Keleş: Ay melikesi, Ay maliki diyelim biz ona o kavramlarında çok farklı manaları da varda biz bunları biliyoruz da teolojiye göre, bunların anlattıkları tefsire göre hepsini biliyoruz maalesef ki biliyoruz boşmuş onlar hep israiliyat kaynaklı. Buradaki kavram çok açık Süleyman peygamber de öğrenmek istiyor. İşte yanındaki adama kim getirebilir diyor yanındaki adam getiriyor. Süleyman’ın demek ki öyle bir gücü yok kendi getiremiyor ama getirene hükümdarlık yapıyor o ayrı konu anlatabildim mi organize ediyor. Şimdi getirmek daha vasıflı bir iş, ilim gerektiriyor, güç gerektiriyor öyle mi dede? Ama Süleyman getiremiyor fakat öyle güçlü, ilimli bir adamı da o yönetiyor orada da bir anekdot olsun yani. Bizim peygamberimizi ötelemeye çalışıyorlar. Bakın bu Türk dünyası için söylüyorum artık İslam dünyasının hepsi için söylemiyorum. Bu algıları, bu israiliyat kavramlarını yıkmak gerekiyor orada da yazdım Tevrat’ta Nil’den Fırat’a kadar yazmıyor, Ni’den Hitit topraklarına kadar yazıyor. Hitit toprakları nerede? Çorum başkent Hattuşaş’a kadar giriyor ve Akdeniz’e kadar yazıyor aynen öyle. aşkenaz ve sefarad’ların çekişmesinde de var Nil’den Fırat’a kadar değil! Bizim bütün topraklarımızı ve Akdenizi istiyor. Kıbrıs’ta bu vaat edilmiş topraklar içerisindedir. Yani sen ama israiliyat gözünden bu topluma bunu anlatırsan Ogün, Olcay, Yasin biz duyarsız oluruz. Ya zaten Allah böyle demiş, biz Allah’tan iyi mi bileceğiz gibi bir itikadi sanki kavrammış gibi algılayıp bazı şeylere duyarsız kalmamız isteniyor. Bu bir dezenformasyondur yani illüzyondur, beyinlerini uyutmaktır toplumun din adına. Oysaki Kuran başka bir şey söylüyor. Uyanık olmak gerekiyor. Evet, sen bir şey mi söyleyecektin?

Ogün Emir Yayla: Ben bittikten sonra söylemek istiyorum

Oktan Keleş: Başkanım siz bir şey ekleyecek misiniz?

Yener Dursun: Allah razı olsun sultanım. Buna şöyle de bakabilir miyiz? Konu değişmesin inşallah. Şimdi buradaki olay tahtı getirme olayı yani hani hem arş’a istiva etmiştir, arş’ı, tahtı

Oktan Keleş: Özür dilerim sözünü kestim ama. Belkıs’ın tahtı meselesi de sanki bir tahta ya da taht, koltuk oturulan anlamında değil hükümdarlık alanının sınırlarının bilgilerini getirmiştir koduyla bunu kodlamak gerekir. Yani bir koltuk geldi oraya bir taht geldi, padişah tahtı geldi anlamında değil. Onun için rahman suresindeki Arş’a istiva etti. Arş, Arapça da taht demektir, oturulan yer. Oysaki Allah "haşa- bir yere mi oturuyor? Değil mi bunu hala Müslümanların bir kısmı arş diye çevirir istiva diye çevirir. Ya desene bunu arş tahttır da hükümranlık alanına bunu Allahu Teala o vasfıyla, rahman ismiyle oraya arşa; rahim ismiyle başka bir yerlere. Bak dikkat et bunlarda ayrı sırlardır. Demek ki rahman isminin vasfının da istiva ettiği alan dışında başka esmasıyla da istiva ettiği yerler var anlamı çıkar. Taht, Belkıs’ın hükümranlık alanı geldi oraya bilgileri getirildi Belkıs’da gördü aaa şaşırdı evet falan. Ama Belkıs daha sonra şuna da şaşırır: su zanneder, balıklar eteğini kaldırır vs. meselesi ki ben bir kitabımda işledim onu. Süleyman’da da başka bilgiler varmış, teknolojiler varmış o da ondan bir şeyler öğreniyor. Yani baştaki gibi Belkıs’da bütün arş’ın ve arz’ın bilgileri yok. olduğu kadarını Süleyman’a getiriyor. Süleyman’da da o bilgiler yok başka bilgiler var. İkisi birbirinden faydalanmış oluyor.

Yener Dursun: Orada taht dediği müteşabih, benzetme olmuş oluyor

Oktan Keleş: Tabii ki mesele odur. Buyrun

Yener Dursun: Bunu söyleyecektim taht ile kodlanan.

Oktan Keleş: Tabii tabii yoksa koltuk geldi ne oldu yani şu çekyatı getir, aha bu koltuğu getirdin bana ha şaşırı mıyım? Ben şaşırmam. Niye şaşırmam bugünkü teknoloji de yani aa baktım ocaktaki koltuk eve gelmiş derim Mahmut getirmiş bunu kesin.

Ali Akın: tabiri caizse dünyadaki taht algısını Kuran’a yansıttım mı aynı mana çıkmadığından çelişki gibi gözüküyor işte.

Oktan Keleş: ve tapma meselesi şimdi tefsir doğru olmazsa soru da doğru gelmiyor. Soru doğru gelmeyince sorulduğu zaman verilen cevapta doğru olmayacak. Ya biz şu Kuran’a bakalım arkadaş bırakın şu israiliyatı ya! Türk dünyası da uyanık olmalı. Tabii ki herkesin inancı kendinedir vs. ama Müslümanım diyen insanın kaynağı Kuran’dır ya olay bu. Dede buyur bir şey söyleyeceksin galiba.

Bülent Batur: Sultanım burada ay, güneş ve dünya bilgilerinin bir arada toplanması ve bir kişide toplanması da söz konusu ve bu bilgilerle sanki başka işler görüleceği ya da ondan sonra olacak olaylara karşı da bir hazırlık aşaması da var gibi.

Oktan Keleş: var, o öyle yerlere gidiyor ki dede Allah razı olsun. Yani peygamberin bu şakk-ı kamer’in meselelerinin anlatıldığı gibi olmaması bilgileri zuhur edecek hali hazırda bizim de görebileceğimiz veya bizden sonrakilerin görebileceği meselelerin iç yüzleri, ilimleri, bilgileri. Toplum formatlanıp, Kuranda yaratıcı bunu açıkça beyan etmiş Belkıs üzerinden, Süleyman üzerinden, Hüdhüd üzerinden ve bunlarla karşılaşınca sürpriz olarak algılamayın aslında demiş ama Müslümanlar her şeyi sürpriz karşılıyor niye? Ya bilgisizlikten kusura bakmasınlar ya da devamını siz doldurun. Kusura bakmasınlar ondan sonra her şey Allah’tan geldi. Yav her şey Allah’tan geldi de Allah sana söylemiş ne göndereceğini. Marmara pislendi aklınızı çalıştırmazsanız başınıza pislik yağdırırım diyor mesela değil mi Kuranda. Şimdi çevre felaketleri şimdi kamlık yapıyım yine biraz. Bir sürü doğamız talan ediliyor doğru mu yaşıyoruz bunu. E bunun karşısında ekolojik dengeyi bozduğun zaman ne olacağını ne pisliklerle karşılaşacağını da bilimde sana söylüyor seçeneklerini de söylüyor ama Allah bunu 1400 sene önce ve hatta kendini Tengri veya Dengir diye Allah lafzı celalinden önce ki isimleriyle nasıl andırdıysa baştan beri söylemiş insana kodlamış. Niye şimdi gelen şeyler sürpriz kabul ediliyor öyle değil mi? Kusura bakmayın gelen şeyler sürpriz değil pislik. Ama neden yağdığını ve nasıl yağacağını da Allah aklını çalıştırmayanlar için beyan etmiş öyle mi hocam sen bir şey söylemek ister misin Bu ayetlerle ilgili katkıda bulunmak istersen söyle eksiğimiz gediğimiz varsa tamamla. Sen bir şey mi söyleyecektin?

Ogün Emir Yayla: ben ama bitince söyleyeceğim çünkü videonun şeyini bozmak istemiyorum.

Oktan Keleş: Tabii bu konu çok detaylıdır aslında bunun başka Batıni şeyleri de vardır ama kapatıp devam edelim.

Oktan Keleş: Kameraları kapatalım dedik ama sen şimdi soracağını yorumunu bir anlat bakalım

Ogün Emir Yayla: ben şöyle bir yorum yapmak istedim konu dağılmasın diye daha sonra ekleyim diye. Neml suresinde bu Belkıs’ın meselesine devam eden ayetlerde Belkıs, Süleyman’dan gelen mektup üzerine kendi ulularını topluyor ayetlerde sabit. Onlara soruyor ne yapacağını yani bir toy kuruyor. Ululara da ona diyor ki biz diyor zorlu savaşçılarız diyor, askeri bir terminoloji kullanıyor. Daha önceki programlarda, kayıtlarda da Süleyman’ın o cinlere yaptırdığı yarım kalan, asasının yıkılmasıyla yarım kalan karargah mı, mescit mi, saray mı olduğunu konuştuğumuz bir şeyden bahsettik. Ben onu şöyle yorumladım Neml suresinin başlangıcında Güneşe secde etme meselesi yani ay melikesi güneşteki yaşam formunun üstünlüğünü kabul etmiş, oradan gelen bir baskıyı kabul etmiş. Sanki Süleyman peygamber o yarım kalan askeri üs olarak yorumluyorum. O karargah ile o tamamlansaydı Belkıs’dan gelen bilgileri alıp sanki Güneşe yani güneş hakkında bir istihbarat topluyordu.

Oktan Keleş: çünkü güneş başının üzerinde insanoğlunun ay da. Burada bir film var diye düşünebilirler değil mi? Yunan filozofları da bunu böyle düşünmüşler. Devam et evet kesmeyelim.

Ogün Emir Yayla: Süleyman peygamber sanki orada bir askeri istihbarat faaliyeti gösteriyor güneşe yapılacak çünkü Belkıs’ın güneşteki yaşam formuyla bir ilişkisi olduğunu düşündüğünden dolayı oradan gelecek bilgilerle güneşe bir askeri operasyon düzenleyecekmiş gibi algıladım. Güneşteki yaşam formuna delil olabilecek de şöyle bir şey var Mısır’daki güneş tanrısı kavramı. Onu da şöyle yorumluyorum. Demek ki daha önceki güneşteki yaşam formunda ya da güneş diye sembolize edilen yerlerden Mısır’a gelenler olmuş. Onların getirdiği bilgi ve kendilerine yeryüzünde kabul ettiği hanedanlık, Mısır hanedanlığı firavun hanedanlığı diyelim. Onlar aldıkları bilgilerle kendi halkına tanrılık iddiasında bulunmuş diyelim. Kendileri de güneş tanrısı Ra olarak kabul ettirmişler. Çünkü güneşteki bir yaşam formunun delili olarak gördüm bunu. Toparlarsak Süleyman peygamberin güneşe bir askeri harekât düzenlemek ya da başka bir keşif amacıyla ay melikesinde birtakım sahip olduğu bilgileri istedi. O getirdiği tahtı meselesinde de güneşteki askeri bilgileri Belkıs’tan alıp gelin diye yanındaki arkadaşlarına yardımcılarına.

Oktan Keleş: Aynen öyle kesmeyim. Türklerin bu güneş ve ay ile ilgili şeyini de söyle.

Ogün Emir Yayla: Kambabam video da Ay’dır bizim sırrımız dedi. Yine bir deyim var o da şiirlere, şarkılara konu olmuş kadim bir bilgi gibi. gök çadır güneş tuğumuz kavramı vardır Türklerde. Yani bu hikayeleri bu anlatıları nereden alırsan al nereye gidersen git orada Türk’ün izini görebiliyoruz. Bunu eklemek istemiştim konu dağılmasın diye videonun sonuna diye ama kambaba ekleyelim dedi tekrardan.

Devamı:

 https://www.onaltiyildiz.com/?haber,8502/neml-24-ayet---ay-melikesi



Bu yazı 918 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Haziran 2021 İlk Söz ve Son Söz -Tengri Tamgası Sırrı - Vahdet ve Kesret
    • 7 Haziran 2021 Neml 24. Ayet - Ay Melikesi
    • 10 Mart 2021 Tebbet Sırrı - Allah (CC) Beddua Eder mi?
    • 8 Şubat 2021 Hititler, Siyonizm'in Korkulu Rüyası
    • 21 Ocak 2021 Joe BİDEN ve 30330
    • 18 Ocak 2021 JOE BİDEN Hokus Pokus
    • 31 Aralık 2020 Kambala-8
    • 4 Aralık 2020 Vizyonsuzluk, Voltran, Koca Yusuf
    • 3 Aralık 2020 Deist Kim? Ateist Kim? Müslüman Kim?
    • 27 Kasım 2020 Kur'an Büyük, Sizin Beyniniz Küçük
    • 26 Kasım 2020 Konjonktür - Mesajlar - Kanal İstanbul - Türkiye
    • 15 Kasım 2020 Allah Tuzak Kurar mı?
    • 11 Kasım 2020 Kambaba-13
    • 10 Kasım 2020 10 Kasım Özel Programı
    • 8 Kasım 2020 Türk Töresi
    • 6 Kasım 2020 Kambaba-12 Harut-Marut ve Büyü
    • 5 Kasım 2020 ABD Seçimi, Büyücü Savaşları
    • 26 Ekim 2020 Zan, Yaratılış ve Atom
    • 25 Ekim 2020 Şirin Çocukculuk İmamoğlu
    • 24 Ekim 2020 Sembollerle Mesaj mı?

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,522 µs