En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
28 Ağustos 2015

Kulisler-3



Hafta sonu Tire’deki köy evimde İstanbul’dan, yurt dışından gelen misafirlerimle muhabbet ettik. Daha sonra Kemal, Mehmet ve onların aileleri ile birlikte Ödemiş Bozdağ’a çıktık. Bütün Ege, bu tepeden rahatlıkla görünüyordu. Burası dağcıların da sıklıkla tırmandıkları bir dağdı. Hatta geçen kış bir dağcı buradan düşerek hayatını kaybetmişti.  Gittiğimiz yerin tepesinde 500-600 yıllık çınar ağacının kökleri görülüyordu. Bunları anlatmamın sebebi konumuzla alakalı olduğu için. Ağacın köklerine yakın bir yerde bir tabela vardı. Resimde de görülen tabela.


 

Tabelada şu yazıyordu: “Lafın tamamı deliye söylenir.” 


Bulunduğumuz yerden zor da olsa yazı seçilebiliyordu. Ancak dürbünle baktığınızda daha net okuyabiliyordunuz. Orada bulunanlara sordum, ‘neden böyle bir yazı asmışlar,’ diye.

           


Şöyle açıkladılar: Buraya gelen herkes o dik yamaçtaki ulu ağacın yanına çıkıp, oradaki şelalelin kaynağını görmek istiyorlarmış. Resimlerde de görüldüğü gibi çok dik olan bu yamaç aynı zamanda su nedeniyle de oldukça kaygan bir halde. Bu nedenle bu kayalıklar oldukça tehlikeli bir yer olarak biliniyor. Buraya çıkanların bazıları düşüp; kolunu, bacağını kaburgalarını kırıp hastanelik olduklarından dolayı,  sözün artık para etmediğini düşünen yetkililer, böyle bir tabela koyma gereği duymuşlar. 

Benim nargile müptelası olduğum bilinir. Oraya nargile takımlarımı da götürmüştüm. Bir yandan nargilemi tüttürürken, gözüm iki de bir yukarı yamaçtaki tabelaya takılıyordu. O tabela adeta benim gibi yarı deliyi  tahrik ediyordu. Hadi şimdi gel de oraya çıkma. Tabeladaki yazı adeta bana ‘buraya çıkamazsın’ diyordu. Böbrek rahatsızlığımı bir kenara bırakarak, bu necip milletin yarı deli bir mensubu olarak, elimdeki nargileyi bıraktığım gibi ayağımdaki  terliklerle yamaca doğru koşmaya başladım. Bu güzel yurdumda o kadar yere inip çıktık ki, buraya mı çıkamayacaktık? Çocuklarım bağırıyordu: “Baba deli misin” Kemal’in eşi Feride Hanım ve Mehmet’in eşi Arda Hanım birlikte bağırıyorlardı: “Oktan Abi, çıkma!” diye. 

Garibim Kemal, düşerim endişesiyle arkamdan gelmeye başladı. Onun arkasından da Mehmet gelmeye başladı. Düşersem önlem almaya çalışıyorlardı ama bu gidişle zincirleme düşecektik. Hasılı o tabelalın yanına  Allah’ın izniyle çıktım. Amacım orada bir resim çektirmekti. O tabeladaki yazı, yazacağım makale için güzel bir başlıktı. İnmesi daha zor olsa da Allah’ın izniyle indik de bu yazıyı hazırlamak nasip  oldu. 

Bu arada uzun zamandır tedavi gördüğüm böbrek taşı tedavisi başarılı bir şekilde sonuçlandı. Zor ve sancılı dönemimde dualarını esirgemeyen yüce gönüllülerin gönüllerinden öpüyorum.

Şimdi gelelim asıl konumuza:     

9 Şubat 2015’te Kulisler-1   http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=3859  16 Mart 2015’te de Kulisler-2   http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=3955 isimli iki makale yayınladım. Seçimlerden çok önce akıl ehline iki yazı ile seslenmiştim. Yazılarımı yukarıdaki linklerden okuyabilirsiniz.  

Yazılarımın kısaca ana temas şuydu: Ak Parti 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olamayacak, koalisyon ortamı doğacaktı.  

Bu yazıma, ‘Ak troller’ şiddetle karşı çıkmışlardı. Onlara göre 7 Haziran Milletvekili Genel seçimlerinde Ak Parti en az % 47 oy alacaktı. 7 Haziran gecesi Ak troller,  mor trol haline geldiler. Bazılarının da fesleri morardı. 

O yazılarımızın içeriği bununla da kalmıyordu: ABD Büyükelçisi,  Ak Parti ve CHP’in ileri gelenlerinin kulağına “Büyük Koalisyonu kurun” diye üfledi mi diye de not düşmüş, şu gerekçeleri de ileri sürecekler diye belirtmiştim: 

Büyük koalisyon; Türkiye’yi  rahatlatır, gerilimi düşürür, kutuplaşmayı engeller. Aynı zamanda Ak Parti’nin bozduğu ayarlar için de  tamir fırsatı doğar. MHP’de güçsüz bir muhalefete razı olur mu kurgusunu, Ak Parti ve CHP tabanına ikna için uğraşırlar mı diye sormuştum.. Bütün bunları  seçimden 7-8 ay evvel yazmıştık. Bizden sonra  yani 7 Haziran seçimlerinden evvel birçok etkin isim bizim yazdıklarımızın aynısını dillendirmedi mi? Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçilerin birebir bizim sözlerin aynısını söylemediler mi? 

 7 Haziran sonrası ise Ak Parti’nin bakanları, milletvekilleri de benzer görüşleri dile getirdiler. Halil İbrahim Çelik, Nimet Baş vs. Birçok Ak Partili gazeteci de tv’lerde ve köşe yazılarında; “bir an önce Ak Parti CHP koalisyonu kurulmalıdır” diye bas bas bağırmadılar mı? 

Bununla da kalmadı, tarihinde ilk defa TÜSİAD ve MÜSİAD, AK Parti-CHP koalisyonunun kurulması yönünde  deklarasyon yayınladılar. 

Ak Partili bazı kesimlerce, mor trollerce ve  Akitçiler tarafından Davutoğlu ve ekibi hain ilan edildi. 

Üstelik Bahçeli’de, “biz ana muhalefet olacağız” diye bas bas bağırdı. 

Yani yazılarımızın içeriği bir bir çıktı. 

Zamanla bunları Onaltıyıldız sitemizde not ettik. Bazı morarmışlar: “Hani AKP/CHP koalisyonu olmadı, yanıldınız” diye koro halinde yaygaraya başladılar. Bunlara gülüp geçtik, yazılarımızı yanlış anlayanları tenzih ediyoruz. 

Ancak şunu belirtmeliyim ki, yakın daire ve dost muhabbetlerinde Ak Parti/CHP koalisyonunun  gerçekleşmeme ihtimali %1 olarak nitelemiştim.(Yazı haricinde, sohbetlerde)

Gerekçesini de şöyle açıklamıştım. Bilenler bilir, eğer %1 gerçekleşmeye bilir.Eğer gerçekleşmezse, kulaklara üfleyenlere 'malum kişi,' çok büyük tavizler vermiş demektir. Türkiye 2 ayda maddi manevi zararlarla  oyalanıp, bedel ödeyecektir. Bunu göze alanlar da ileride mutlaka bunun hesabını verecektir, göreceksiniz. Bunları yazmadım hala bilmeyenler varsa hatırlatalım. 

ONALTIYILDIZ çok ciddi bir sitedir. Kalemleri de onun bunun tahrikiyle, gaza gelip de cevap yazısı yazacak değildir. Yazılar bu sitede gerektiğinde akıl ehline yazılır.

Şimdi soralım acaba gerçekte ne tavizler verilmiştir? Bir de olayları şöyle gözümüzün önüne getirelim: Çözüm süreci ihaneti bir anda buzdolabına kalkmıştır. Türkiye’de bir çok üs bilinmeyenlerle beraber ABD’ye açılmıştır. Tabii diğer müttefiklerede.                  

Soruyoruz: 

Barzani’nin güvenliği Ak Parti tarafından garanti edilmiş midir?

Sözde Kürt petrolünün büyük bir bölümü İsrail’e satılırken, bu da AKP tarafından güvenli bir şekilde garanti edilmiş midir?    

Bu süreç içersinde 2 ayda kulağa üfleyenler istediğini elde edip, “hadi Türkiye 2 ay daha yeniden seçim için oyalansın” demiş midir? Ne de olsa birilerinin % 2-3 oy daha fazla alma uğruna, bataktan çıkması uğruna bir çok şehit gelecek, ülke karışacak ve oy avcıları şehitler üzerinden birkaç oy daha fazla alma ihtimalini önlerinde bulacaklardır. Şimdi öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, bu vatan uğruna şehit düşenler asla AKP için şehit düşmemişlerdir. Onlar, vatanı milleti ve yüce Türk devleti  ve milletin bekası için şehit düşmüşlerdir. Gerekirse hepimiz bu gaye uğruna gözümüzü kırpmadan şehit düşmeye hazırız. Hem de bazı münafıklar gibi sözde değil, özde.

ABD’ye verilen tavizler, DAEŞ bahane edilerek, ABD’nin bölgede kaybettiği mevzileri tekrar AKP sayesinde kazanması taviz değil mi?     

Patriotların sökülmesi bir tesadüf müdür? İran ile  ABD’nin nükleer anlaşmasına denk gelmesi ne anlam taşır?

Bölge ile ilgili analiz yazısını ilerde ele alacağım. Tekrar dönelim gündeme: AKP’nin tüm bu yaşananlarda sorumluluğu yoktur gibi davranması, milleti kendilerince enayi yerine koyma cüretinden başka bir şey değildir. Mevcut tabloda sanki hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranıp, pişkinliklerini alkışlayanlara soruyoruz: 

Akil adamları toplayanlar kimdi? 

HDP ile kol kola gezip, poz verenler kimdi? 

Başbakan yardımcısı; “iyi ki Öcalan var” derken Ak kalemlerce övenler kimdi? 

“Görüşen şerefsizdir” diyen, görüştükleri meydana çıkınca; “görüştük, görüşüyoruz” diyen kimdi? 

Tüm bu olanları o gün biz eleştirirken, bugün, o gün yazdıklarımızın aynısı söyleyenler kim? AK rakkaseler değil mi? 

Davutoğlu; “bizim çözüm süreci zaafında PKK mevzi kazandı, göz yumduk.” itirafını yapmadı mı? Dün bizim söylediklerimizi pişkince söyleyen AK rakkaseler, düştükleri durumun farkındalar mı? Bunları, AKP’yi alkışlayanlara soruyoruz, ama cevap beklemiyoruz. Ahmet Taşgetiren’in itiraflarına, “PKK’nın güçlenmesine göz yumduk” demesine cevap vermeyenler, bize de cevap vermesinler. 

BOP eş başkanı kimdi? 

İslam’ın kutsal değerleriyle alay eden "bakara-makaracılar" kimdi? Onlara sahip çıkanlar kimdi?

Üç dönemlikler kaldırılacak, dediğimizde üstelik bunu AKP kurucusu milletvekiline söylediğimde ve yazdığımda, şimdi olmazsa yarın er yada geç tüzükte değişiklik yapılma çalışma çalışmaları olacak dediğimde, buna da “bu mümkün değildir” diyenler kimdir?     

Dış politika çökmüş, AKP kendi itirafları doğrultusunda; HDP ve PKK ile iş birliği içerisinde olmuşlardır. AKP seçmeninin ve sokağın algılaması da budur. Taraflı Cumhurbaşkanı (kendi değimiyle) HDP’yi, PKK’yı sert bir dille eleştirdikten sonra geçen hafta “çözüm süreci buzdolabına kalkmıştır” demiştir. Bu ne perhiz ne lahana turşusu. Yani gerektiğinde buzdolabından iner, gerekli oylar alındığında süreç devam eder. Bundan bu anlaşılmıyor mu? 

Kötüledikleri şu anki süreçte, sönen ocaklar, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu kontrollü kaos için peki söylenenler için ne kadar samimidir?  

 Davutoğlu da koalisyonu yapmak için çok didindi. TV programında açıkça kendisinin de ihanetle suçlandığını söyledi. Ve daha sonra ki seçim kararı konuşmasında yandaş kalemlerce gözden kaçırılmak istenen şu cümleyi sarf etti. ‘’MADEM Kİ AKP KADROLARI BİR SEÇİM İSTİYOR, SEÇİM İÇİN ÇALIŞMAYA BAŞLAYIN’’ dedi. Ve topu AKP etkinlerinin üzerene atıverdi. Bu söz bile birçok şeyi açıklamaktadır. Tabi akıl ehline. AKP’de kazan kaynıyor. Birçok vekil seçime gönülsüz giriyor ve şöyle diyor; “çıkacak sonuçtan Erdoğan sorumludur.”

12 Eylül kongresinden sonra gerekirse bir analiz daha yaparız akıllılara. Muhtarları muhbir olarak algılatmak birçok muhtarı rahatsız etmiştir. Görüştüğüm bir kaç muhtar şöyle demiştir. “Türkiye’nin hemen her yerinde mahallesinde, köyünde bir çok yasa dışı gayri meşru yapılanmalar vardır. Şimdi onlara yapılacak operasyonlardan bu şer odakları bizleri hedef belirleyecekler” diyerek rahatsızlıklarını dile getirmekteler. Hatta duyumlarıma göre bazı muhtarlar ortak deklarasyon yayınlayıp; “bu ülkenin istihbaratı var, Cumhurbaşkanı bizi açık hedef göstermiştir” diyerek çalışma yapabilirlermiş. 

Bunlar sokağın sesi, olur olmaz bilemem. Ben vatanımın, milletimin, devletimin dikkatine sunuyorum bir vatandaş olarak. Yine sokağın algılamasına devam edelim. Gelelim CHP’ye 43 gün 33 saat koalisyon görüşmeleri yaptılar. Oyalanmışlarmış beyefendiler. İkinci büyük parti olarak koalisyon görüşmeleri kendilerine verilmesi gerekirmiş. Evet bu doğrudur, dedikleri gibi bu bir hak gaspıdır. Yerden göğe kadar haklılar. İster kursunlar ister kurmasınlar, bu hak onlara verilmeliydi. Vermiyorlar diye bas bas bağıracaklarına, vermiyorlarsa gidip alacaklardı. Nasıl mı? Tabi ki legal çerçevede, kanun içinde, il ve ilçe teşkilatlarının faaliyete geçirerek, milyonlarca CHP seçmeninin Saray’ın önüne protesto için toplayacaklardı. Kesinlikle illegalite haricinde. Yine verilmeyebilirdi ama parti olma gereğini yerine getirmeliydiler Anayasal çerçeve içerisinde. Fakat şimdi -istisnaları tenzih ederim- kim tatilini bırakıp da gelecek hak aramaya. Onlar da biliyorlar, şimdi rahatını kimse bozup gelemeyeceğinden turizmciler Gürsel Tekin’e demişler ki “okulları geç açalım turizm için.” Bu söylediklerim diğer tatilciler içinde geçerli. Millet bireysel olarak siyasi aktivasyonları yapamayacağından siyasi partiler vardır. Siyasi parti organizasyonları bunun için vardır. Millette partileri harekete geçirmelidir. Partilerde bu konularda liderlik ve organize yapmak durumundadır. 

Şimdi gelelim MHP’ye. Türk Milliyetçiliğinin sağlam kalesi MHP Devlet Bahçeli tarafından hak edilmediği konuma sokulmuştur. PKK terör örgütünün sözcüsü HDP kadar ancak milletvekili çıkarabilen, İstanbul’da dördüncü parti olma utancını başarı gibi sunmaya kalkması milyonlarca ülkücü ağabeylerimizin ve camianın içini kanatmıştır. Fakat ülkenin elim günlerden geçmesinden dolayı asilliliklerinden dolayı bir Başbuğ varsa töre gereği susmaktadırlar. Biz de susuyoruz. Bahçeli 7 Haziran’ın gecesi sanki AKP’nin tek başına iktidar olmamasına çok içerlemişçesine anlamsız bir biçimde “bir daha seçim” demiştir. Her ne kadar ekibi bu sözleri şerh etmeye kalksa da sokaktaki algılama bu yöndedir. Hele ki Bahçeli’nin Meclis Başkanlığı seçiminde, Baykal için; “Erdoğan’ın adayı” diyerek seçtirmeyerek, seçimleri kilitlemesi ve bu süreçte kendisiyle söyledikleriyle açıkça çelişmektedir. Soruyoruz, konuşmuyoruz. Sadece soruyoruz. İsmet Yılmaz kimin adayı? O kadar çağrıya rağmen, TBMM, Bahçeli’nin bu anlamsız stratejisi yüzünden kilitlenmemiş midir? Bu dönemin vebali Meclis Başkanlığı  açısından kimindir? Yine soruyoruz ileri sürülen dört madde elbette ki altına imza atacağımız olmazsa olmaz haklı bir maddedir, şarttır.   

İyi de  Bahçeli ve ekibi zaten onlar bu dört maddeyi kabul etmeyeceklerini bildiklerini söylerken, yılların siyaset tecrübesine göre madem biliyordunuz da neden Meclis’i kilitlediniz? Siyaset gereği bazı alanların işlemini görmesini adına Meclis'i niye kitlediniz? Bahçeli, sokaklardan ülkücüleri çekmekle kendisini övenleri çok ciddiye almış anlaşılan. Hadi bunu bir yere kadar anlarız, anlarız da MHP dava partisi olma yanında aynı zamanda siyasi bir partidir. MHP’nin siyaseten çekilmesini de anlamış değiliz. MHP, bu konjektürde rahmetli Alpaslan Türkeş Başbuğ olsaydı ya tek başına iktidar yada kıl payı gerçek ana muhalefet partisi olurdu. Gerçekçi olmak lazım, milletin MHP’den beklentisi ne ekonomik beklenti ne de sosyal beklentidir. Milletin bu konjektürde teröre karşı MHP’nin anti duruşu ve sığınacak liman güvenliğidir. Bu konjektürde bile yüce Türk milleti MHP’ye güvenmemiş olacak ki İstanbul’da dördüncü parti, Türkiye genelinde -bölücülerle içim parçalanarak söylüyorum- eş olmuştur. Şimdi diyecekler ki HDP ile aynı siyasi ortamda mı olsaydı? Bu konuda duruşları hiç şüphesiz takdire şayandır. Ancak sanki HDP ilk defa Meclis’e bu seçimle girmiş gibi aklımızla alay edercesine tavır sergilemeleri rahatsız edicidir. Bu tavrı MHP’den MHP’yi ve ülkücüleri tenzih ediyoruz. Bahçeli ve ekibinden HDP’lilerin şu veya bu şekilde ilk Meclis’e girdiklerinde göstermelerini beklerdim. Ahmet Türk’ün elini sıktığı zamanki pozlar içler acısıdır.

 


Tüm Türkiye genelinde MHP teşkilatlarının yüzde yüz seçilebileceği yerden gösterdiği adayları ve parti içinde en işe yarar ülkücülerin tasfiye etmesi düşündürücüdür. 

Her şeye rağmen konuşmadık, sadece sorduk Ozan Arif Ağabey’in dediği gibi ‘’Ölmez bu hareket ölmez bu dava.’’ Sayın Namık Kemal Zeybek’in Tunceli ikinci sıradan seçilemeyeceğini bildiği halde, “hiç değilse üç hilalin orada dalgalandıralım” diyerek başvurduğu aday adaylığı neden geri çevrilmiştir? Taşın altına canını koyacaklar, neden dışlanır? Ülkemizin bu elim şartlarında MHP, parti organizasyonunu ve kendini gözden geçirmelidir, herhalde bu kadar siteme hakkımız vardır.

Gelelim BBP’ne.  Görüştüğüm bütün Alperenler, Destici’den ümidi kesmişlerdir.

Kamalak’a gelince, şimdiden AKP ile kulislere başladığı haberleri gelmektedir. Parti içinde Milli Görüş’e yeni bir kan gerekmektedir. Fatih Erbakan’ın önü açılmalıdır.

En çok sorulan bir soruya da -çokça cevap vermemize rağmen- son kez cevap verelim. İyi de Devlet, yani asıl Devlet neden bunlara göz yumuyor?   

Parti liderlerine bak. Al birini vur ötekine. Bahçeli bile askeri çağırıyor, sıkı yönetim istiyor. Yetersizliklerini adeta hepsi itiraf ediyor. Neden Devlet bu işe el koymuyor? Kıymetli okuyucular, bütün bunlara oy verenler biziz. Yani Millet! AKP, bunca olumsuzluklarına rağmen, bütün partilerin toplamı kadar %41 oy alıyorsa, bu oyları kim veriyor? Analarımız, bacılarımız, kardeşlerimiz, eşlerimiz, sen ve ben. Şimdi Devlet, Milletin iradesine el mi koysun? Belli bir sınır vardır, o sınıra kadar bizim seçtiklerimize “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” düsturunu uygulaması esastır. 

Şu bilinmelidir ki ülkemizde malum cenahların ve becerisizliklerinin yüzünden kontrollü kaos yaşanmaktadır. Asla iç savaş olmayacak! Yüce Türk Devleti, her koşulda yüce Türk Milleti’nden aldığı güç ile şanlı ordusuyla her şeyin farkındadır. Peki ne olmalıdır? AKP, siyonizm projesine dönüşmüş, İngilizlerin senaryosuyla, ABD eliyle maşa konumuna dönmüştür. İçinde bulunduğu konumdan kurtulmak için can havlindedir. Söz Millettedir! Seçimlerin yenilenmesi hiçbir şey ifade etmemektedir. 1 Kasım da % 99.99 yine koalisyon vardır. Kulisler başlığındaki yazımız geçerliliğini korumaktadır. Hangi partiye oy verirse versin,  milletimizin oyu kıymetlidir ve saygı gösterilmelidir. Milletimiz samimidir. Geçen gün Ege’de bir kahvede otururken AKP, CHP ve MHP’lilerin buluştuğu bir ortamdaydım. Bu esnada TV’de Cumhurbaşkanı şehit tabutuna elini koymuş mikrofonla konuşuyordu. Ege’nin bu sıcak insanları, tatlı tatlı birbirleriyle siyaset konularını tartışırken Cumhurbaşkanı’nın bu tavrını eleştirdi. Bunun üzerine yaşlı, saçı başı ak bir AKP’li dede şöyle dedi “Cumhurbaşkanımız dindardır, şehitliğin ne kadar büyük bir makam olduğunu bilmektedir. Bu hareketinde çok samimidir. Eminim ki kendisi de bir şehit babası olmayı çok istemektedir. Herkes beddua ediyor ama biz dua ediyoruz. Allah onu şehit babası yapsın ki bu millet onun ne kadar bu konuda samimi olduğunu ve bu yüce makama saygılı olduğunu görsün’’ dedi. 

Enteresan olan orada bulunan herkes bu duaya “amin” dedi. Şanlı şehit abisi yarbayımıza dil uzatan alçaklar da bilmelidir ki; şehitlik makamının ne kadar yüce makam olduğunu en iyi TSK bilmektedir. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Yüce Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır. Emin olun çok şey yazmadık çünkü biliyoruz ki; lafın tamamı deliye söylenir. 

Saygılarımla. 

Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com

onaltiyildiz@gmail.com

Twitter:@oktankeles 


NOT: Oylar bölünmesin diye MHP’yi yani MİLLİYETÇİ HAK PARTİSİ’ni  şimdilik ön plana çıkarmıyoruz. Gerçek Milliyetçiliği, Türklüğü maddi manevi anlamları ile bilen bir nesil geliyor. Salon Milliyetçiliği’nden mana Milliyetçiliğine elbette geçilecektir Allah’ın izniyle.



Bu yazı 58 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Temmuz 2020 Kambaba-1
    • 4 Temmuz 2020 Göbeklitepe Kam Mimarisi
    • 29 Haziran 2020 Portrenin Sırrı
    • 25 Haziran 2020 Kambala-6: Dabbe
    • 17 Haziran 2020 Nerden Nereye...
    • 15 Haziran 2020 Kambala-5 Kafesteki Cenin
    • 28 Mayıs 2020 Gök Taşı mı NASA?
    • 21 Mayıs 2020 Kambaladan Selamlar-4
    • 7 Mayıs 2020 Kambaladan Selamlar-3
    • 29 Nisan 2020 Pentagon UFO İstanbul
    • 17 Nisan 2020 Kambaladan Selamlar-2
    • 10 Nisan 2020 Kambaladan Selamlar
    • 31 Mart 2020 Koronorgan Kulağı
    • 27 Mart 2020 Kutsal Korona Aşısı, Aziz Korona mı? İnsanlığın Yeni Tanrısı mı?
    • 22 Mart 2020 Hz. Corana (ra) Açıklaması- Video-
    • 15 Mart 2020 Hz. Corona (r.a)
    • 11 Mart 2020 Virüsten Yağ Çıkarmak
    • 13 Şubat 2020 Şeytanın Ölçüsü: Işık Hızı Muamması
    • 30 Ocak 2020 Korkmayın, TÜRK Var!
    • 12 Kasım 2019 KUR'AN'DA TÜRK İSİMLERİ

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,894 µs