En Sıcak Konular

Y. Murat YİĞİT

Köşe Yazarı
Y. Murat YİĞİT
19 Ağustos 2017

Yitik Desenin Peşinde -1




MRM: Metafizik Röntgen Makinesi 

‘...Bayçu Ata şöyle dedi: Öyle bilgiler vardır ki ulularca gizlenmiştir. Ama nereye? Kütüphaneye. Tabii ki hangi kütüphaneye sorusu soruldu. Verilen cevap kayda değer, düşündürücüydü. Boyut kütüphanelerine. Birçok bilgi bu çağda, bu zamanda, başka boyutlara gizleniyordu. Bu bir ilimdi. Anahtar olması, açılacak boyut kapısı için yeterliydi. Her çağ ve zamanda boyutlardan, boyut kütüphanecileri kendilerinde olan ilimle kapıyı açıp, o boyutta gizlenmiş bilgileri çekip alabiliyordu. Şeytana da kör nokta gerekli. Böylelikle bilgelerin boyutlara gizlediği bilgilere ulaşamıyordu. Bu, Yaratıcının bir rahmeti, insana bir lütfuydu. Kör noktadan kasıt, şeytanın yaratılışının tersi görüş alanı diyebileceğimiz boyutlardı. Örneğin bu çağda bir bilge bir bilgiyi nereye gizlerse gizlesin, kayıt alemine bağlı yaratılmışlık eninde sonunda bu bilgiye ulaşır. Öyle bir yer olmalıdır ki, bu bilgiye sadece ulaşabilme yetkisi verilmiş bilgeler ulaşmalıdır. Öyleyse bu bilgi de öyle bir yere saklanmalı ki başka hiçbir varlık ona ulaşamasın. İşte bu gizlenen bilgilerin saklandığı yerlere kör nokta boyutları diyebiliriz...’

Kopuz Ata " 5

Bu yazı dizisindeki tüm tefekkürler, Kopuz Ata 5’teki tek bir kavramın, ‘kör nokta’ kavramının yorumlanmaya çalışılmasıyla ortaya çıkarılmıştır.

Kopuz Ata 5’i okuduğumda en çok dikkatimi çeken husus, kör nokta kavramı olmuştu. Yazının bu kısmı bana göre, diğer kısımlara nazaran anlaşılması daha zordu ve bu konu üzerinde bir kaç paragraflık bir yorum hazırlamaya karar verdim. Yalnız tıpkı kavramın kendisi gibi, kavramın işaret ettiği anlamları düşünmeye çalıştığımda karşıma sürekli düşünsel kör noktalar çıkıyordu ve bir türlü ortaya bir şey çıkaramıyordum. Ama bu konuya kafayı takmıştım, 15 gün boyunca her gün ara ara bu konuyu düşünsem de hiç bir şey elde edemedim; bu durum bir labirentin içinde sürekli boş yönlere doğru gidip geliyorum hissi vermeye başlamıştı. Bu noktada Komutan’ın Kulbak Bilge’de ‘labirentin dışına çık’ yazısı aklıma geldi:


 

Labirentin, labirent olduğunun farkına varılması ve çıkış yolunun bulunması, ancak labirente dışardan bakmak ile mümkün olacaktı. ‘Kör nokta’ kavramının işaret ettiği kavramları düşündüğümde ortaya bir şey çıkmıyordu, ama bu süreci tersine çevirirsem, yani işaret ettiği kavramları değil, bu zihinsel kıskaçtan dışarı çıkıp direkt kavramın kendisini işaret edecek şekilde bir düşünce yönelimi geliştirirsem ortaya nasıl bir şey çıkacaktı?


 

Labirentin dışından kavrama bakılacaktı ama nasıl bakılacaktı? Kavramın neyi nasıl irdenelencekti? Yukardaki şekilde labirentin içinden bakıldığında görülecektir ki ‘kör nokta’ ismiyle yani etiketiyle, dış dünyada zihnin yorumladığı ve tecrübe ettiği diğer tüm unsurlarla ilişki kurulmaya çalışılmaktadır. Yani burda hazır bir etiketi hiç yorumlamadan ve sorgulamadan, farkında olmadan kabul ederek işe başlanmaktadır. Labirentin dışından içine bakıldığında ise durum farklıdır: Bu sefer ‘kör nokta’ etiketinin işaret ettiği hiç bir şey odak noktasında değildir; odak noktasında, düşünsel hedefte olan tek bir şey vardır, o da kavramın kendisidir...

Böylece hedef net olarak, kavramın kendisi şeklinde ortaya çıkmıştır; bu da dilbilimin konusudur. Dilbilim deyince akla ilk gelen kişi Başbuğ Zeybek Bey’dir. 13 Nisan 2017 tarihli ‘Bilimin Yıldızları’ adlı tv programının başında, Gazi Paşa’nın bilimadamlığından ve dilbilim uzmanlığından bahsederken Zeybek Bey,  ‘Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar’ eserini açtığında karşısına ilk çıkan kitabın ‘Yakut Türkçesi Sözlüğü’ olduğunu önemle vurgulamıştır. Gazi Paşa, bu sözlükteki tüm sözcüklerin hepsini teker teker üzerinde düşünerek, yorumlayarak incelemiş ve eski yazıyla 35 sayfalık da özetini çıkarmıştır. Zeybek Bey, bu noktada izleyicilere de şöyle bir soru yöneltmektedir: “Şimdi ben soruyorum kendime, beni dinleyen herkese ve Türk biligcilere: İçinizde, herhangi bir sözlüğü bütün sözcükleri okuyarak, üzerinde düşünerek okuyan var mı?.. ”

Tüm sözlüklerde ortak olan bir nokta şudur ki, her kavramın ve kelimenin ait olduğu köke muhakkak vurgu yapılır. Kavram köküne inilip kavrama hakim olunduğunda ise artık o kökten türeyen tüm diğer kavramlara da hakim olunur.

‘Kör nokta’ kavramını çözümlemeye yönelik stratejik hamle labirentin dışına çıkıp kavrama dıştan bakmak, taktiksel hamle ise bu bakışı dilbilimsel bir tarzda kelime köküne inerek yapmak olacaktır. Peki zincirin son halkası, bu işlemin operasyonel olarak ne şekilde gerçekleşeceği nasıl kurgulanacaktır?

Kör nokta kavramı, görünmeme veya görünememe fiilinin belli bir hal durumuna yapıştırıldığı etikettir, yani dilbilimsel olarak bir isimdir. Görülmeme, görülememe, vs. aynı anlama gelen tüm fiillerin temeli de ‘gör’ köküdür, çünkü bu kelimeden daha fazla sadeleştirilme yapılarak anlamı kaybetmeden kısaltmaya gidilemez. Bu kök nasıl bir işlemden geçirilsin ki elimize yine kör nokta kavramıyla aynı anlamda, ama bu sefer rahatlıkla tefekkür yapılabilecek bir anahtar veya anahtarlar geçsin?.. Kör nokta kavramının dıştan görülmeyen iç ciğerlerini, kemiklerini nasıl görüp okuyabiliriz?.. İnsan vücudunun dıştan görünmeyen kemikleri, nasıl röntgen cihazında x ışınlarının yardımıyla ortaya çıkıyorsa burda da bu cihazın çalışma prensipleri ve parçaları ile benzeştirme yapılarak zihinde bir ‘Metafizik Röntgen Makinesi’ tertibatı dizayn edilmiştir.

Öncelikle fiziksel röntgen makinesini ve cihazın en önemli parçası olan x ışını tüpünü genel işlevsellikleri ile ele alalım:


 

X ışını tüpünden üretilen yüksek frekanslı yani enerjili x ışınları, insanın et dokularından içeri geçebilir ama kemik dokusundan içeri geçemez. Böylece, nasıl normal fotoğraf çekilirken güneş ışınları insanın derisinden içeri geçemeyip fotoğraf makinesine yansıyarak fotoğrafı oluşturuyorsa burda da x ışınları etten içeri geçip kemiklerden içeri geçemez ve kemiklerden x ışını merceğine yansıyan ışınlar da röntgen filminde görüldüğü gibi bir fotoğraf oluşturur.


 

X ışının tüpünün içinde x ışınları üretilir. Havasız vakum ortamında ince tel ve tungsten hedef karşı karşıya yerleştirilir. Sisteme yüksek voltaj verilmesiyle ince telden kopan elektronlar tungsten malzemenin yüzeyine yüksek şiddette çarpar ve tungsten metalinin çekirdeğe yakın iç elektron seviyelerinde atlamalara neden olur, bu elektron seviye atlamaları çekirdeğe yakın yerlerde gerçekleştiğinden dolayı da ortaya yüksek enerjili x ışınları çıkar.


 
Bu x ışını tüpüne benzer şekilde, dilbilim analizinde kullanılmak üzere düşünsel bir tüp yukardaki şekildeki gibi dizayn edilmiştir. ‘Gör’ kökü + ve ��" olmak üzere iki ayrı zıt kutba ayrılarak ‘Görmek’ ve ‘Görmemek’ şekline dönüştürülmüş ve bu dilbilimsel gerilimden, dilbilimsel bir enerji akışı meydana getirilmiştir. Bu enerji akışının, röntgen filmine dönüşmesi ise bu iki zıt kutbun birbiri ile kodlanarak 2 x 2 matrise vurulmasıyla elde edilmiştir.


Böylece kör nokta kavramından dört kavram türetilmiştir. Bunlardan sadece bir tanesinin içinde görünmeme durumu yoktur, o da ‘görünen olan görünen şey’dir. Diğer üçü, kör nokta kavramının birer alt kümesidir, yani anlam olarak kör nokta olarak tanımlanabilir: ‘görünen görünmeyen’, ‘görünmeyen görünen’ ve ‘görünmeyen görünmeyen’. ‘görünmeyen görünmeyen’ kavramı ilk etapta ‘Yahu bu zaten olmayan bir şey değil mi? Olmayan bir şey hem kendi öz olarak görünmez, hem de bize görünmez.’ diye düşünülebilir, ama durum bundan daha derindir. Bu derinlik şu an beni çok çok aşacağından bu kavramın değerlendirilmesi yazı dizisi kapsamı dışındadır. Geriye kör nokta anlamına işaret eden ve geniş bir tefekkür sahasına geçmeye olanak sağlayan iki kavram kalmıştır: ‘görünen görünmeyen’ ve ‘görünmeyen görünen’... 

 

1. ‘Görünen görünmeyen’ kavramı, kriptografinin ana felsefesidir. Kriptografide kilit vurma işleminin varlığı görünür durumdadır. Görünmeyen ise kilidin arkasına saklanandır.

 

2. ‘Görünmeyen görünen’ kavramı, kriptografiden daha az bilinen ama kilit vurması ve anahtarını bulması çok daha zor olan steganografinin temelidir. Burda kilit vurma işleminin varlığı görünmemektedir, ama kilit herkesin gözü önünde görünür şekildedir; yani herkesin gördüğünün içinde çok az kişinin fark edeceği görünmeyen bir kilit-anahtar sistemi vardır.

 

Kriptografiye ‘sayısal kripto’, steganografiye de ‘görsel kripto’ diyebiliriz. Bu konulara biraz aşina olan birisinin Komutan’ın çok üst düzey bir kriptografi ve steganografi uzmanı olduğunu fark etmesi uzun zaman almayacaktır. Zira Emir Yıldızdan ağabeyin 17 Temmuz 2016’da onaltıyıldız’da yayımlanan yazısında Asa kitabında yer alan Komutan’ın bir şiirinde mısraların baş ve son harflerinin ‘dikkat cemaat’ şeklinde kriptolandığını açıklaması, steganografiye bir örnektir.

 

Kriptoloji, bir takım kurallara daha fazla bağımlıyken, steganografide bu bağımlılık yoktur, dolayısıyla anahtarcı burda, çok daha geniş bir zihinsel coğrafyada kilit vurma işlemini gerçekleştirebilir. Burda kritik kavram ‘daha geniş coğrafya’ kavramıdır. Bu durum, tıpkı satranç ve go oyunu karşılaştırmasına benzetilebilir. Satrançta taş çeşidi daha fazladır go’da ise tek tip yuvarlak taş vardır ve rakibin biri beyaz renklileri diğeri siyah renklileri alır. Ama burda go’yu önemli kılan bir özellik vardır: Go’da satrançta olduğu gibi tablanın belli bir yerinden oyuna başlama zorunluluğu yoktur, rakipler tabla üzerindeki coğrafyayı mümkün olan en geniş serbestlikte kullanabilirler, satrançta ise her taşın belli bir başlangıç noktası vardır. Bu ayrım, neden bilgisayarların satranç ustalarını kolaylıkla senelerdir alt edebildiklerinin ama go ustalarını yenemediklerinin (son zamanlardaki gelişmelerle süper bilgisayarlar ancak yavaş yavaş go uzmanlarını yenebilmektedir) de bir açıklamasıdır. Sıralı işlem, insan zekasının en zorlandığı ama bilgisayarın hiç zorlanmadığı; sırasız ve görsel işlem ise bilgisayarın en zorlandığı ama insanın hiç zorlanmadığı işlemlere iki önemliörnektir.

1. Komutan’ın Deruni Devlet Kutsal Halı’da bahsettiği, şeytanilerin yarı insan - yarı makine hedefleri neden tam makine ya da geliştirilmiş tam insan şeklinde değil de böyle yarı yarıya bir şekildedir? Her iki tarafın da zayıf ve kuvvetli yönlerini bildiklerinden insanın kuvvetli görsel zekasını alıp zayıf sayısal zekasını bırakarak ve makinenin kuvvetli sayısal zekasını alıp zayıf görsel zekasını bırakarak mı bir süper insan modeli tasarlanmaktadır?

2. Yapay zeka çalışmaları sayısal zeka üzerinden yürüdüğünden buna karşı geliştirilecek anti yapay zeka sistemi, makinelerin en zayıf yönü olan hiçbir zaman insan beynini geçemeyeceği görsel zeka ve görsel kriptolama olarak, tıpkı Komutan’ın şiir örneğinde olduğu gibi Büyük Türk Devleti tarafından çoktan kurgulanmış, hazırlanmış ve devreye sokulmuş mudur?

 

3. Görsel kriptolamanın özelliği olan ‘eşzamanlı ve geniş zihinsel coğrafyada düşünme’ yetisinin batılı bilimadamları tarafından Cengiz’in adı az bilinen ama hemen hemen tüm önemli fetihlerini borçlu olduğu generali, demirci bir aileden gelen bir Tuva Türk’ü olan Subutay’ın en önemli özelliği olarak belirtilmesi tesadüf müdür?.. Subutay (Subotai, Sübedey), ‘Stratejik Adam’ demektir ve bu ismi Cengiz’in verdiği söylenir.  Subu = stratejik, tay = aitlik anlamı taşıyan iyelik ekidir, tıpkı Çağatay’da olduğu gibi: çagan = beyaz, tay = adam, çagantay = çağatay = beyaz adam.

 

4.  Görsellik seviyesi arttıkça kodlar daha zor kırıldığından, Voynich el yazmalarını Alman Enigma ve Japon Purple kodlarını kıran anahtarcıların bile çözememesinin sebebi de bu mudur?.. Voynich, 1912 yılında bu el yazmasını Vatikan’a oldukça yakın bir manastırda satılığa çıkmış haldeyken almıştır. Voynich mi bu el yazmasını bulmuştur, yoksa el yazması tüm dünyaya ünü ancak Voynich gibi açgözlü bir antikacı tarafından yayılacağı bilindiği için bilinçli olarak Voynich’i mi bulmuştur?..

 

5. Komutan’ın ocakta bize izlettiği rahmetli Nezih Uzel’in bir tv programındaki ‘nargile sohbetlerindeki meşk ile sessiz sözsüz eğitim’ konusundaki kör nokta, deneysel psikolojinin hangi noktalarını işaret etmektedir?.. Türk kültüründeki bu kadim meşk sanatının altında nasıl bir ustalık yatmaktadır?.. Aynı sessiz sözsüzlük durumu, Fatih’te ev yemekleri yapan mütevazi ama ünü gurme programlarına kadar çıkan bir lokantanın ustasının ağzından nasıl dile getirilmektedir?

 

5. Deruni Devlet Kutsal Halı’da ele alınan Hans Holbein ve meşhur ‘Elçiler’ isimli tablosunda ressam, cetvel kalıbı çıkaracak kadar mükemmel hatlarda resim ustalığı sergilemişken alt taraftaki eğri büğrü kurukafayı neden resme koyma gereği koymuştur? Bu bir görsel kripto mudur? Bu kurukafa, doğru yöntemle görünür hale getirildiğinde başka hangi unsurların kilitleri açılarak görünür hale gelecek ve resmin tam manasıyla bir Vatikan propagandası olduğu ortaya çıkacaktır?

 

6. Holbein’in Vatikan propagandasındaki sloganı, bugün ‘beyaz tavşan’larını ve ‘magick gözlük’lerini yanlarından ayırmayan bilimin hangi hokkabazları tarafından devam ettirilmektedir?

 

7. Maddenin atomik kristal yapısından insan vücudundaki kan damarlarına ve organlarına, doğadaki bitkilerden gözyüzündeki bulutlara, gezegenlerden uzaydaki tüm galaksilere kadar uzanan en geniş coğrafyaya kodlanmış olan görsel kripto, Türk’ün binlerce yıldır elinde olan ama şu an belkide farkında olmadığı yani aslında yitirdiği hangi desenidir?..

 

Bu yazı dizisinin adı bilinçli olarak ‘kayıp desenin peşinde’ değil, ‘yitik desenin peşinde’ olarak belirlenmiştir. Çünkü kayıp olan başkasına da ait olabilir, ama bir şey yitikse o bize aittir demektir. Kör nokta kavramıyla başlayan tefekkürümüz, ilk etapta yukardaki maddeleri sonraki yazılarda ayrıntılı inceleyerek, sonra da batı tarafından ancak 50 yıl önce o da bilgisayarların yardımıyla keşfedilen ve tüm kainatın matematiğindeki temel taşlardan biri olan Türk’ün kadim deseninin peşine düşerek devam edecektir...

 

Yasin Murat Yiğit



Bu yazı 1,117 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Mart 2022 İstihbarat Araştırmaları
    • 2 Ocak 2021 Atatürk, geometri ve Subutay
    • 25 Mayıs 2020 Bilim Bilinci ve Türk Töresi
    • 20 Nisan 2020 Algoritma: Koddaki Kod - 1
    • 3 Nisan 2020 Hangi Yapay Zeka?
    • 15 Mart 2020 Kara Talım - 2
    • 1 Mart 2020 Kara Talım - 1
    • 9 Kasım 2019 Sosyal Medyada Yapay Zeka
    • 12 Temmuz 2019 Kur'an Kurultayı - 1
    • 6 Haziran 2019 Türk Bilim - 2
    • 27 Mart 2019 Türk Bilim - 1
    • 22 Ekim 2018 Atatürk, Karahandır
    • 28 Eylül 2018 TÜRKÇE DÜŞÜNMEK - 3
    • 14 Eylül 2018 TÜRKÇE DÜŞÜNMEK - 2
    • 7 Eylül 2018 TÜRKÇE DÜŞÜNMEK - 1
    • 11 Temmuz 2018 Kutuplaşmanın Anatomisi: 2
    • 6 Temmuz 2018 Kutuplaşmanın Anatomisi
    • 16 Nisan 2018 YİTİK DESENİN PEŞİNDE 4:
    • 14 Ekim 2017 Yitik Desenin Peşinde- 3
    • 29 Ağustos 2017 Yitik Desenin Peşinde - 2

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,730 µs